Perşembe, 15 Dhu al-Qi'dah 1440 | 2019/07/18
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Ürdün Vilâyeti
Medya Bürosu

No: RD–BA–2019–MB–TR–12 H. 21 Şa'bân 1440
M. Cumartesi, 27 Nisan 2019

Ümmet ve Orduları, Kudüs ve Tüm Filistin’i Kurtarmak İçin Savaşmaya, Uğrunda Şehit Olmaya, Yahudi Varlığını Ortadan Kaldırmaya Hazır ve Nazırdır, Peki Ürdün Rejimi Buna Yanıt Vermeye Hazır Mı?

Birkaç aydır Ürdün rejimi ile resmi ve resmi olmayan kurumlarının, yüzyılın anlaşması ile ilgili olarak yaptıkları açıklamalar ve aldıkları tutumlar karşısında biz de şunları beyan ediyoruz:

Birincisi: Ürdün, Hilafet Devletini ajan devletçiklere parçalayan sömürgeci Sykes-Picot anlaşmasının bir ürünüdür. Kurulduğundan buna Ürdün’de Haşimi hanedanı iktidardadır. İşte o zamandan beri Ürdün, İngiltere’nin siyasi ve ekonomik olarak kendisine belirlediği rol doğrultusunda ilerliyor. Ürdün, Yahudi varlığını kalıcı hale getirmek ve tanımak için kendisine biçilen rolü oynuyor. İki devletli çözüm için çabalıyor, ilk başta sömürgeci kâfir Batı İngiltere’nin, daha sonra da Amerika’nın politik kararlarını perçinlemek için uğraşıyor. Bu ülkelerin nüfuzlarını yerleştirmek, projelerini uygulamak ve Ürdün’ün zenginliklerinin yağmalanmasını sağlamak için onlarla ittifaklar kuruyor. İslam ve Hilafet Devletini kurma projesiyle mücadele etmek için bu ülkelerle işbirliği yapıyor. “Terörle” mücadele bahanesiyle dava erlerini tutukluyor. Bu ülkelerin plan ve çıkarlarına hizmet ediyor. Dahası her uluslararası platformda ve Batılı siyasetçilerle yaptığı resmi toplantılarda bu önsözle konuşmalarına başlıyor. Varlığı ve istikrarına yönelik uluslararası toplumun desteğini almak için “Terörle” mücadeledeki işbirliğiyle övünüyor. Ama Amerika, Yahudi varlığı, Avrupa, Çin ve her şafak vakti Müslümanları katleden Rus teröründen tek bir kelime dahi etmiyor.

İkincisi: Ürdün Devlet Bakanı, sızdırılanlar ya da büyükelçiliğin Kudüs’e taşınması, Golan’ın Yahudi varlığının bir parçası olarak tanınması veya Batı Şeria’daki yerleşim yerlerinin ilhakı gibi Amerikan kararları dışında yüzyılın anlaşması hakkında bilgilerinin olmadığını söyledi. Bu anlaşma öncesinde yirminci yüzyılın suçu işlenmiştir. Bu suç,  sonrakilerden çok daha melun bir şeydir. Sömürgeci kâfir Batı şeytanlarının kurduğu ve insanlara zorla dayattığı rejimler nedeniyle ümmet hâlâ o suçun sıkıntılarını yaşıyor. Eğer bu suç işlenmemiş olsaydı, böyle bir anlaşmadan bahsedilemezdi. Rejim neden korkuyor ve öfkeleniyor? Dışlanmaktan mı? İmzalanan teslimiyet ve utanç verici anlaşmalardan, verilen ödünlerden sonra yeni çözüme göre Yahudilerin mızrağı altında olacak olan 144 dönümlük toprak parçası üzerindeki vesayetini kaybetmekten mi? Yoksa bölgedeki rolünün azalmasından mı? Ülke içindeki yetkilerin elinden alınmasından mı? Bazı hareketlerin “şaibeli gündemler” peşinde koştuklarını söyledi, ama bunun ne olduğunu belirtmedi. Yoksa bu, sorumluluktan kaçışın bir bahanesi mi? Anlaşmayı uygulama anı ve saati geldiğinde maruz kalacağı Amerikan baskısı karşısında çaresizliği için bir gerekçe oluşturmak mı?

Üçüncüsü: Kudüs, mülteciler ve sınırlar gibi askıdaki konuların yanı sıra iki devletli çözüm aşamasına geçilene kadar rejimin sürdürmek istediği mevcut durum, hukuk ve uluslararası meşruiyete dayanan bir çözümdür. Uluslararası hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle Amerika’nın Kudüs ve Golan ile ilgili kararının kabul edilemez olduğunu ileri sürdü. Bunu ümmetin iyiliğini istemesinden, sorunlarını savunmasından ziyade kendi varlığını, bekasını, sömürgeciliğe olan bağımlılığını, uluslararası toplumdaki rolünü korumak için yaptı. Ne zamandan beri uluslararası hukuk, Güvenlik Konseyi ve Birleşmiş Milletler Amerika’nın umurundadır? Irak ve Afganistan’ı işgal ederken bunlar neredeydi? Bir kaç gün önce Amerika, hesap soran ya da gözetleyen olmadan bu ülkelere ait insansız hava araçları ile Suriye ve diğer yerlerde savunmasız Müslümanlara karşı katliam işlerken ve işlemeye devam ederken, Yahudileri kınayan onlarca uluslararası kararı iptal ederken, bu kuruluşlar neredeydi? Sonra Arap rejimlerinin çözüm girişimine ortak olan, tanıyan, Yahudi varlığını perçinlemek için Vadi Aruba anlaşması imzalayan rejim ne yapabilir ki? Rejim, çalıntı gaz anlaşması gibi Yahudi varlığı ile aşağılık samimi anlaşmalar imzalamıştır. Yine de Yahudi varlığı, Ürdün rejimi ile olan ilişkilerini umursamıyor. Rejimin umursadığı şey, Amerikan çıkarlarına olan anlaşma karşısında kendisini kurtarmak ve bekasını sağlamaktır. Rejim, kuruluşundan beri Yahudi varlığının siyam ikizidir. Ona politik, ekonomik ve güvenlik desteği sağlıyor, dahası Ürdün’ü Araplara atlama tahtası haline getirmiştir.

Dördüncüsü: Ümmet, rejimin doğal dayanağıdır. Rejim, meşruiyetini otorite sahibi olan ve yöneticisini seçen ümmetten alır. Onun için ümmet, felaketler ve musibetler olduğunda rejimin arkasında durur. Halkın desteğini almak için yöneticinin ümmetten yanında durmasını talep etmesine gerek yoktur. Meşrutiyetini ümmetin düşmanı olan sömürgecilikten alan rejimlere gelince, ümmetin o rejimlerin arkasında durması kesinlikle beklenmez. Aksine ümmet, çalışır ve gasp edilen otoritesini geri almak için gün sayar. Zira bu rejimler, ümmetten değildir, ümmetin taleplerine, duygularına ve isteklerine bakmaz. Ümmet bir gün bile olsun Yahudi varlığını, tanınmasını, fiil savaş dışında onunla ilişkiye girilmesini istemedi, istemez. Amerika, İngiltere, Avrupa ile ilişkiye girilmesini, nüfuzunu, üslerini veya miras ve eşitlik gibi ilahi hükümleri ve inancını zedelemeye, lezbiyenlik ve faiz gibi Allah’ı kızdıran şeyleri yaymaya çalışan art niyetli laik kurumları da istemiyor. Ümmet, dinini, kutsallıklarını, topraklarını ve servetini rejimin koruduğunu sandığından çok daha ötesini istiyor. Ümmet ve orduları, Yahudilerle savaşmak, Mescidi Aksa, Hayfa, Lod kentlerini geri almak için can atıyor. Bunların hepsi Allah ve ümmet katında birdir. Bu topraklar uğrunda şehit olmak, yücelerin yücesindendir. Ayrıca sömürgeci ülkeleri ve onların ülkemizdeki nüfuzlarını kovacağı günün özlemini çekiyor.

Ey Ürdün halkı!

Hizb-ut Tahrir olarak biz, sizi eylemlerinizi, pozisyonlarınızı ve hareketinizi Allah için, Allah yolunda ve Allah’ın hükümlerine uygun şekilde yapmaya davet ediyoruz. Onlarca yıldır buna çağırıyoruz. Allah’tan büyük bir sevaba nail olmanızın yolu budur. Varoluşsal davanız, Nübüvvet metodu üzere Hilafeti yeniden kurmak olmalıdır. Çünkü Hilafet, farzların tacıdır. Cihat için orduları seferber edecek, sömürgeci kâfir düşmanların musallat ettiği yöneticilerin zayi ettikleri izzet ve onuru geri alacaktır. Bu yöneticilerin seçiminde sizin iradeniz yok. Onlar, Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in uzunca bir hadiste buyurduğu gibi ceberut saltanatlardır.

ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيَّةً، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلاَفَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةٍ. ثُمَّ سَكَتَ  “Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra sustu.”

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Ürdün Vilâyeti
Medya Bürosu
Adres Bilgileri ve Web Sitesi
Telefon: 
http://www.hizb-jordan.org/
E-Mail: [email protected]

Ortam

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER