Çarşamba, 24 Safar 1441 | 2019/10/23
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar Soru Cevap Savaşa Çıkan Kadınların Hükmü ve İslami Devletin Fiili Harbi Devlet İle İlişkisi Hakkında Ziyad Ziyad'a

بسم الله الرحمن الرحيم

Soru:

Selamun Aleykum kardeşim, şeyhim ve Emirim Ata İbn Halil

1- Gençlerden biri ile ben arasında cereyan eden bir tartışmada, savaştaki kadınlar konusunda, bunlara orduyu coşturmak için savaşa çıkan kadınların hükmü mü geçerlidir yoksa esirler hükmünü geçerlidir diye ihtilaf ettik. Bugün biz biliyoruz ki bunlar arasında erkekler gibi silah taşıyan savaşçılar, pilotlar, topçular ve denizciler vardır.

2- Hilafet Devletinin Anayasa Taslağının 188.ci Maddesinin dördüncü fıkrasında şu ifade geçmektedir: "İsrail" gibi fiili harbi devletlere karşı bütün ilişkilerde savaş hali esas tutulmalıdır. Aramızda ateşkes olsun veya olmasın onlarla fiili savaş içindeymişiz gibi davranılmalıdır. Tüm tebaalarının beldelerimize girmesi yasaklanır. Mukaddimetu's Düstura müracaat ettim ama bu madde ile yani dördüncü fıkra ile ilgili herhangi bir detay bulamadım. Soru şudur: Hilafet Devleti, toprağımızı gasp eden Yahudi devleti ile bir ateşkes imzalayabilir mi?

Cevap:

Aleykum'us Selam ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Birincisi: Evet, ister orduyu coşturmak için olsun isterse onlarla birlikte savaşmak için olsun savaşa çıkan kadınlar ile ilgili hüküm, aynıdır. Ancak orduyu coşturmak için savaşa çıkan kadınları öldürmek caiz değildir. Savaşan kadınları ise öldürmek caizdir. Çünkü müttefikin aleyh olan bir hadiste Nafi, Abdullah'tan rivayet ettiğine göre أَنَّ امْرَأَةً وُجِدَتْ فِي بَعْضِ مَغَازِي النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَقْتُولَةً، فَأَنْكَرَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَتْلَ النِّسَاءِ وَالصِّبْيَانِ "Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in gazvelerinin birinde bir kadın öldürülmüş olarak bulundu da, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem kadınları ve çocukları öldürmekten nehyetti." Ayrıca Ebu Davud tarafından sahih hadiste Ömer ibnu'l Muraka ibn Sayfî ibn Rabâh'tan rivayet edildiğine göre كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي غَزْوَةٍ فَرَأَى النَّاسَ مُجْتَمِعِينَ عَلَى شَيْءٍ فَبَعَثَ رَجُلًا، فَقَالَ: انْظُرْ عَلَامَ اجْتَمَعَ هَؤُلَاءِ؟ فَجَاءَ فَقَالَ: عَلَى امْرَأَةٍ قَتِيلٍ. فَقَالَ: مَا كَانَتْ هَذِهِ لِتُقَاتِلَ "Biz bir gazvede Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ile beraberdik. Derken bir grup kimsenin bir şey etrafında toplandığını gördü. Bir adam göndererek şöyle buyurdu: "Onların niçin toplandıklarına bir bak?" Sonra o adam geri döndü ve dedi ki: "Öldürülmüş bir kadına bakıyorlar." Bunun üzerine Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem "Bu kadın öldürülmemeliydi." buyurdu." Bu hadisin mefhumundan, eğer savaşıyor olsaydı, öldürmek caiz olurdu anlaşılır. İşte fark budur. Diğer hükümlerde ise orduyu coşturmak için çıkan ile onlarla birlikte savaşmak için çıkan arasında hiçbir fark yoktur.

Tüm bunlar, kadınlar savaşa çıktıklarında söz konusudur. Eğer kadınlar, savaşa çıkmaksızın evlerinde kalmışlar ise, hiç bir şey yoktur. Tüm durumlarda onlara şeri hükümleri uygulamak, savaş komutanına değil Halifeye aittir. Halife, harp siyasetinin gerektirdiğine göre düşmanlara davranışında bu şeri hükümleri uygular. Bu hükümler, savaş muamelelerinden bir muameledir. Bunlar ile ilgili inisiyatif Halifeye bırakılmıştır. Halife, şeri hükümlere göre düşman ile ilgili tutum neyi gerektiriyorsa, uygun gördüğünü yapar. Esirler hükmü ise erkek savaşçılar için geçerlidir. Çünkü esir kelimesi, kayıtsız kullanıldığında, erkek savaşçıya hamledilir. Esirler hükmü ise Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem süresinde açıklanmıştır. فَإِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِ حَتَّى إِذَا أَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا ذَلِكَ وَلَوْ يَشَاءُ اللَّهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْ وَلَكِنْ لِيَبْلُوَ بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍ وَالَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَلَنْ يُضِلَّ أَعْمَالَهُمْ "Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayıp esir alın. Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya karşılıksız olarak, ya da fidye ile salıverin. Allah'ın emri budur. Eğer Allah dileseydi onlardan başka türlü de intikam alırdı. Fakat böyle olması sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmaz." [Muhammed 4] Yani karşılıksız salıverilirler ya da para veya Müslüman veya zimmi statüsünde aynı sayıdaki esirler ile esir değişimi yapılır. Bunun dışında başka bir şey caiz değildir.

İkincisi: İslami Devletin fiili harbi devlet ile İlişkisi:

1- Görünen o ki sen hâlâ Mukaddimenin eski nüshasına sahipsin. Çünkü bu madde eski nüshada 188 rakamı altında idi. Hâlbuki H.1431 M.2010 yılında yayınlanan mutemet nüshada ise 189 rakamı altındadır. Diğer bir husus, bu madde yani fiili harp durumunda ateşkes konusu, eski nüshada açıklanmış değildir. Yeni mutemet nüshada ise açıklanmıştır. Biz, bu nüshada kalıcı ateşkesin cihadı devre dışı bırakacağı için caiz olmadığını beyan ettik. Geçici ateşkese gelince, henüz Müslümanlar tarafından fethedilmemiş kendi toprakları üzerine kurulu kâfir devletler ile imzalamak caizdir. Bunun delili, henüz Müslümanlar tarafından fethedilmeyen toprak üzerinde yaşayan Kureyş ile yapılan Hudeybiye anlaşmasıdır.

Gasp edilmiş İslami bir toprak üzerinde kurulmuş varlığa gelince, ne kalıcı ne de geçici ateşkes caiz değildir. Kureys ile yapılan Hudeybiye anlaşması bunun için geçerli olmaz. Çünkü vaka farklıdır. Zira Kureyş, daha henüz Müslümanlar tarafından fethedilmeyen toprak üzerinde kurulu bir varlıktı. Yahudi devleti ise Müslümanlardan gasp edilen toprak üzerine kurulmuş bir varlıktır. Görüldüğü gibi vakalar farklıdır. Bu yüzden Hudeybiye anlaşması, Yahudi varlığı için geçerli olmaz. Aksine onunla fiili savaş durumu devam etmelidir. İster Müslümanların ülkelerindeki gayri meşru yöneticiler tarafından onlarla bir ateşkes imzalanmış olsun, isterse olmasın hiç bir şey değişmez. Çünkü bu gaspçı varlık ortadan kaldırılıncaya ve gasp etmiş olduğu toprak halkına iade edilinceye kadar fiili savaş durumu devam eder. وَأَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ "Sizi çıkardıkları gibi siz de onları çıkarın." [Bakara 191] Zira gaspçı varlık ile ateşkes imzalamak, onun tanınması anlamına gelir. Yani gasp etmiş olduğu araziden feragat etmek demektir. Bu ise şeran caiz değildir. Hatta büyük bir cürümdür. Günahı yapana aittir. Konu, Mukaddimede tamamen ayrıntılı olarak beyan edilmiştir.

Kardeşiniz Ata İbn Halil Ebu Raşta

 

Facebook sayfasının linki:

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=220629058105179

 

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER