Cumartesi, 10 Ramadan 1439 | 2018/05/26
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

(İslami) İstanbul Zirvesi… Bir Komplo ve Gazze, Kudüs ve Mübarek Belde Filistin’in Terk Edilmesi Zirvesidir Hizb-ut Tahrir-Mübarek Belde (Filistin) Medya Bürosu Üyesi Âla Ebu Salih’in Kaleminden

  • Kategori Makaleler
  •   |  

(İslami) İstanbul Zirvesi…

Bir Komplo ve Gazze, Kudüs ve Mübarek Belde Filistin’in Terk Edilmesi Zirvesidir

Hizb-ut Tahrir-Mübarek Belde (Filistin) Medya Bürosu Üyesi

Âla Ebu Salih’in Kaleminden

 

Mübarek belde Filistin’e tamamen geri dönmek istediklerini ve 1948 yılında işgal edilen mübarek Filistin topraklarını 1967 yılının sonlarında bölerek ilk olarak “İsrail’i” kuran, ikinci olarak da Filistin varlığı olarak sözde cılız bir devletin kurulmasını sağlayan hain anlaşmaları reddettiklerini ifade etmek için “milyonluk dönüş” adı altında Gazze Şeridi sınırı boyunca toplanan silahsız Gazze halkına karşı Yahudi varlığının işlemiş olduğu katliamın akabinde.

Evet, onlarca kişinin şehit düştüğü ve binlercesinin yaralandığı bu korkakça yapılan katliamın akabinde Müslümanların ajan yöneticileri Gazze ve Kudüs’e destek verme çağrısında bulundular ya da bu şekilde iddia ediyorlar. Peki onların bu zirve çağrıları veya herhangi bir zirve nasıl sonuçlanacak? Nitekim “İstanbul’da” bir zirve düzenlendi ancak zirvede İslam’dan hiçbir eser yoktu ve Mutasım’ın Amuriye’si ve Fatih’in Konstantiniye’sindeki Müslümanların izzetli yerlerinin yakınlarında yapılan zirvenin sonucunda hiçbir şey hissedilmedi. Bu zirvenin, saldırganların saldırılarına bir tepki olarak rol model olarak gösterilmesi de cabası. 

Bu ayın on sekizinde düzenlenen (İslami) İstanbul zirvesinin kararları, Gazze, Kudüs ve tüm Filistin’in terk edilmesi zirvesi olmuştur. Tüm bunlar ise mübarek Filistin topraklarına isabet edenlerden dolayı yapılan aldatıcı retorik konuşmalar ve sahte gözyaşları kılıfı altında yapılmıştır! 

İstanbul zirvesinden beklenen kararlar çıkmadığı gibi dahası ihanet kararları olmuştur. Bu zirve, mübarek Filistin toprakları ve içindekileri ile ülkeyi, insanları ve kutsalları kurtarmanın tek pratik yolu olan Yahudi varlığının saldırısına karşı koymaya ve metamorfoz varlığı kökünden söküp atmak için güçlerini ciddi bir şekilde harekete geçirmeye çağırmak yerine zirve bunları apaçık bir şekilde terk ettiği gibi bunlara karşı olan tüm sorumluluğunu da terk etmiştir. Nitekim Güvenlik Konseyi (uluslararası koruma gücünün gönderilmesi yoluyla Filistinli sakinlere uluslararası koruma gücünün sağlanmasına) çağırmıştır. Bu ise gaddar Yahudilerin işgaline ek olarak Allah’ın Resulü’nün ﷺ Mezrası’nın çok uluslu bir şekilde yeniden işgal edilmesini temsil etmektedir. Bu nedenle bir acizlik, dahası bir ihanet zirvesi olmuştur. Peki nasıl olur da milyonlarca orduya sahip olan 57 ülke, Yahudi varlığının temellerini sarsmak ve onların dehşete kapılmalarını sağlamak için mübarek Filistin topraklarına doğru harekete geçmezler? Peki nasıl olur da bu ülkeler, mübarek Filistin topraklarının halkını küçük bir gruptan korumayı talep etmek için Batılı ülkelere ve onun sömürgeci kurumlarına başvurabilirler?  Sonra Yahudilerin mübarek Filistin topraklarını işgal etmesini sağlayan ve on yıllar boyunca işlemiş oldukları cürümlerini destekleyenler bu Batılı ülkeler ile bunların sömürgeci kurumları değil midir? O halde bu, çölde serap görmek gibi değil midir? 

Bu zirvenin saçmalıklarından, dahası Müslümanların kanlarını dikkate almadığı noktalardan biri de “Gazze’deki Müslüman göstericilere karşı (İsrail) güçlerinin işlemiş oldukları cürüm ve katliamları soruşturmak için uluslararası bağımsız uzmanlar komitesinin kurulmasına” çağrıda bulunmasıdır. Sanki dünyanın canlı olarak izlediği Gazze halkını öldüren suçluları bulmak için bir soruşturma komitesine ihtiyaç varmış gibi!? Sonra bu komitelerin aldığı sonuçlar ne olacak ki?! Ölenler için kısas mı uygulayacak veya onların diyetini mi talep edecek yoksa  ne doyuran ne de aç bırakan eleştiri ve kınama ifadeleriyle mi yetinecekler?!    

Ayrıca zirve, sömürgecilerin planları ve zalim Birleşmiş Milletlerinin kararlarıyla karakterize olan çözümlere vurgu yapmıştır. Zira Amerikan menşeli iki devletli çözümü kabul ettiği gibi bu temele dayalı olarak barış sürecinin yeniden başlamasına çağrıda bulunmuştur!   

(Kudüs ve Kubbet-üs Sahra’nın şeref ve onurunu) savunmak iddiasıyla kurulan örgütün şemsiyesi altındaki ikiyüzlüler, Kudüs’ü işgalcilerin başkenti olarak tanıyan ülkelerin elçilerini sınır dışı edecek veya imanın en zayıfı olan mücrim Yahudi varlığının elçisini sınır dışı edecek ya da onunla olan ihanet ilişkilerini kesecek cılız bir tutum benimsemeye dahi cesaret edemediler. Dahası “Kudüs’ün (İsrail’in) başkenti olmasını kabul eden ülkelere karşı siyasi ve ekonomik önlemler almaya karar vermekle” yetindiler. Dolayısıyla Kudüs ile ilgili söyledikleri marşlarda yalan söylemeleri, aldatmalarını ifşa etmeleri ve gerçek tutumlarını göz ardı etmeleri erkeklik tutumlarına yakışmayan tutumlar olup bunlar, sömürgeci efendilerinin emirleri hariç hiç seslerini işitmediğimiz veya varlıklarını hissetmediğimiz yılanların tutumlarıdır.  

İstanbul zirvesine katılan konuşmacılar, bu zirvede Gazze halkına, Kudüs’e ve mübarek Filistin topraklarına hiç ilgi göstermediler. Dahası buranın zayıflamasının ve işgalcilere teslim edilmesinin ana nedeni bizzat onlardır. Dahası onlar, sömürgeci efendilerinin ajandalarına hizmet etmek için bir araya geldiler. Dolayısıyla onlardan her birisi, efendisinin ağzıyla konuşmaktadırlar. Zira bir kısmı Amerika’nın projelerine hizmet etmeyi sürdürmek amacıyla bir sonraki seçimlerde konumunu güçlendirmek için olayları istismar etmeyi isterken diğer bir kısmı “yüzyılın anlaşması” olarak tanıtılması planlanan Amerikan projesine karşı olan hareketlerin ritmini kontrol etmeye çalışıyor ve diğer bir kısmını da bölgede daha fazla nüfuz sahip olmayı umarak ve Amerika’nın İran’ın nükleer anlaşmasını iptal etmesi yüzünden yediği ticari tokadın acısını hafifletmeye çalışarak Amerikan politikalarını çarpıtmaya çalışmaları için Avrupa kışkırtmaktadır. Bunu ise Amerika ile olan müzakere pozisyonlarını geliştiren baskı kartlarına sahip olması sayesinde yapmaktadır. Yoksa ne Gazze, ne Gazze şehitleri, ne onun yaralıları ve acıları, ne de okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkaran konuşmaları dışında Kudüs ve zirvede siyasi olarak onun kutsallarına yapılan iğrenç saldırı ve hücumlarla ilgilidir. 

Yöneticilerinin aşağılık tutumlarını, dahası komplolarını gören ümmetin vacibi, bunları devirmek için çalışmak, bunları benimseyen ve sömürgeci efendilerinin projeleri için üzerlerinde Müslümanların masum kanlarını taşıyanları reddetmek, bu rejimleri parçalamak ve ümüklerini sıkmak için İslam orduları içerisindeki evlatlarına baskı yapmaktır. Böylece ümmetin gasp edilen otoritelerini yeniden elde etsinler, Nübüvvet minhacı üzere Raşidi Hilafet Devletini kurmak ve Allah’ın Resulü’nün ﷺ Mezrası’nı ve işgal altındaki tüm İslam ülkelerini kurtarmak için arkasında savaşılan ve onunla korunulan bir Halifeye biat etmek için çalışanlara yardım etsinler. İşte o zaman ümmet heybetini ve onurunu yeniden elde edecek ve kendisine saldırmaya kalkışanlara Şeytan’ın vesveselerini bile unutturacak bir ders verecektir. 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْEy iman edenler! Eğer siz Allah'a (Allah'ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.[Muhammed-7]

Kaynak: 23/05/2018 tarihinde yayınlanan Raye Gazetesi’nin (183.) sayısı.

Devamını oku...

(Güncellendi) El-Vakiye TV Programı - Ramazan Serileri (2): "Ey Allah'ım Orucumu İdrak Ediyorum"

  • Kategori Video
  •   |  

El-Vakiye TV - Ramazan Serileri:
"Ey Allah'ım Orucumu İdrak Ediyorum"

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi takipçilerine yeni TV kanalı El-Vakiye'de Ramazan boyunca farklı ülkelerden dava taşıyıcılarının çeşitli konularda sunacağı, "Ey Allah'ım Orucumu İdrak Ediyorum" adlı programın 2. serisini sunmaktan mutluluk duyar. Takipte kalınız.

 el vakiye tv

 - Bölüm 7 -
[İslam'a Karşı Eylemler]
Hişam Nasır
Hizb-ut Tahrir Ürdün Vilayeti
Çarşamba, 07 Ramazan 1439 H - 23 Mayıs 2018 M

 el vakiye tv

 - Bölüm 6 -
[Yetmiş Yıllık Acı]
Saad Huda
Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti
Salı, 06 Ramazan 1439 H - 22 Mayıs 2018 M

 el vakiye tv

 - Bölüm 5 -
[Bu Yıl Oruç İbadetimiz Kabul Olur Mu?!]
Hac Salih Razim
Hizb-ut Tahrir Mübarek Belde Filistin
Pazartesi, 05 Ramazan 1439 H - 21 Mayıs 2018 M

 el vakiye tv

 - Bölüm 4 -
[Zaman Geldi, Öncüler Neredeler?!]
Burhan Samman
Hizb-ut Tahrir Mübarek Belde Filistin
Pazar, 04 Ramazan 1439 H - 20 Mayıs 2018 M

 el vakiye tv

 - Bölüm 3 -
[Kur'an Okumak, Hükümlerini tatbik etmek ve Emirlerine uymaktır]
Abdullah Abdul Rahman (Ebu Mutaz)
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti
Cumartesi, 03 Ramazan 1439 H - 19 Mayıs 2018 M

 el vakiye tv

 - Bölüm 2 -
[Ramazan'ı Onurlandıralım]
Abdullah Abdul Rahman (Ebu Mutaz)
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti
Cuma, 02 Ramazan 1439 H - 18 Mayıs 2018 M

el vakiye tv

- Bölüm 1 -
[İbadetlerde Ümmetin Birliği]
Abdullah Abdur Rahman
Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti

Perşembe, 1 Ramazan 1439 H - 17 Mayıs 2018 M

el vakiye tv

Tanıtım videosu

Devamını oku...

(Güncellendi) El Vakiye TV - Ramazan Serisi: "Ramazan'ın Güzel Kokusu"

  • Kategori Video
  •   |  

El Vakiye TV - Ramazan Serisi: "Ramazan'ın Güzel Kokusu"

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi takipçilerine ve ziyaretçilerine Ramazan ayı boyunca El-Vakiye TV'nin yayımladığı "Ramazan'ın Güzel Kokusu" konulu serileri sunmaktan mutluluk duyar. Suriye Vilayetinden dava taşıyıcıları çeşitli konuların sunumunu yapacaktır, takipte kalınız...

- Bölüm 6 -
[Rejimin Düşmesinden Sonra Ne Gelir?]
Münir Nasır
Hizb-ut Tahrir Suriye Vilayeti Medya Bürosu Üyesi
Salı, 06 Ramazan 1439 H - 22 Mayıs 2018 M

- Bölüm 5 -
[Sömürgeciliğin Kurnazlığı]
Şeyh Muaviye Abdul Vahab
Pazartesi, 05 Ramazan H - 21 Mayıs 2018 M

- Bölüm 4 -
[Hilafet Bir Korunma Ülkesidir]
Değerli Şeyh Said Ze'lan (Ebu Musab Eş-Şami)
Pazar, 04 Ramazan H - 20 Mayıs 2018 M

- Bölüm 3 -
[Kur'an'da Şam Diyarından Bahsedilmiştir]
Muaviye Abdul Vahab
Hizb-ut Tahrir Suriye Vilayeti Medya Bürosu Üyesi
Cumartesi, 03 Ramazan 1439 H - 19 Mayıs 2018 M

- Bölüm 2 -
[Şeriatın İkamesinin Farziyeti]
Münir Nasır
Hizb-ut Tahrir Suriye Vilayeti Medya Bürosu Üyesi
Cuma, 02 Ramazan 1439 H - 18 Mayıs 2018 M

- Bölüm 1 -
[Sabır Ayı Ramazan]
Değerli Şeyh Said Ze'lan (Ebu Musab Eş-Şami)
Perşembe, 01 Ramazan H - 17 Mayıs 2018 M

- Tanıtım - 

Devamını oku...

Gazze ve Filistin Halkını Yahudiler ve Vahşetlerine Terk Eden Entrikacı Yöneticiler Altında Akan Gazze ve Filistin Halkının Kanları

Pazartesi günü Yahudi varlığı, Nekbe’nin 70. Yıldönümünde Gazze sınırında “geri dönüş” katliamı işledi. Onlarca Filistinli şehit oldu, binlercesi de yaralandı. Aralarında yedi çocuk olmak üzere en az 59 kişi yaşamını yitirdi, 100’ü ağır olmak üzere 2700’den fazla Filistinli de yaralandı.

Katliam, yöneticilerin özellikle de komşu yöneticilerin gözleri önünde cereyan etti. Bunlar, Müslümanlar ve savunmasızların imdadına yetişmek için en ufak bir kıpırdama göstermediler. Hepsi de aşağılık bir tutum sergiledi. Ürdün ve Katar, kınama ve lanetleme ile yetindi. Türkiye, İslam İşbirliği Teşkilatı’na, Kuveyt de Güvenlik Konseyi’ne olağanüstü zirve çağrısı yaptı. Filistin Yönetimi Başkanı Abbas da üç gün boyunca yas ilan edip bayrakların yarıya indirileceğini açıkladı. Başkenti Kudüs olan bir devlet kurarak “Zafer” elde edene değin sözde barışçıl mücadeleye sadık kalacaklarını vurguladı. Suudi Arabistan ile Arap ve Müslümanların diğer yöneticilerine gelince, hiçbir şey yapmadılar ya da en ufak bir ses vermediler!

Böylelikle her vesileyle Müslümanlar ve Filistin halkı, çıplak bedenleriyle kurban olmaya, işgale karşı cesaretlilikle harekete geçmeye, Filistin ve sorunları için canlarını feda etmeye hazır olduklarını gösterdiler. Yöneticiler ise Filistin ve halkına karşı ihanetlerini, komplolarını ve ihmalkârlıklarını ortaya koydular. Yedi hafta boyunca yöneticiler, Yahudilerin katliam ve saldırısına maruz kalan Gazze halkını izlemekten dört köşe oldular.

Yöneticiler, Filistin’i Yahudilerin pisliğinden kurtarmak, Gazze ve Filistin halkının imdadına koşmak için orduları seferber etmelerini gerekirken -ki bunu yapabilirler-, sadece kınama ve lanet ile yetindiler ya da Müslümanlara ve sorunlarına kötülük vermek için pusuya yatan sömürgeci kurumları müdahaleye çağırdılar. Ya da Mısır yöneticileri gibi Gazze’ye tehdit mesajları savurdular. Ya da Filistin’e sevgi ve vuslat iddiasında bulunan Erdoğan gibisi ise Cuma günü olağanüstü zirve için İslam İşbirliği Teşkilatı’na bir çağrıda bulundu. İslam İşbirliği Teşkilatı zirvesi, Filistin ve halkının yardımına koşmak için gerçek bir hareketlilikten yoksun boş retorik, yanıltıcı slogan ve aldatıcı çağrılar zirvesidir!

Arap ya da acem olsun Müslümanların yöneticileri için her türlü aşağılık seçenekler açıktır. Onlar nazarında orduları seferber etmek gibi Filistin ve halkının yardımına yol açacak gerçek seçeneklere yer yoktur. Bu, onların Filistin’e komplo kurduklarını teyit eder. Her fırsatta Yahudilerin işgaline ek Filistin’e yeni bir işgal gücü sokmak için BM’nin uluslararası güçlerine yönelik şaibeli taleplerini yenilerler.

Filistin Yönetimi Başkanı’nın Filistin halkına uluslararası koruma sağlamak için uluslararası topluma yaptığı çağrılar, Filistin sorununa ilişkin ihanetler serisine eklenen bir ihanettir. Çünkü bu, mübarek toprakların büyük bölümünde işgalci varlığı perçinlemek, geri kalanını da uluslararası işgal altına vermek için yapılan bir çağrıdır. Yani Yahudi işgalini uluslararası işgal haline getirme çağrısıdır!

Filistin’in kurtuluşu için ciddi ve gerçek çalışma, sorunu uluslararası topluma değil, İslam ümmetine havale etmekten geçer. Filistin ve halkının ümmetin ordularına gereksinimi var. Filistin’i kurtarmak, kutsal Filistin topraklarındaki Yahudi katliamlarını durdurmak, varlıklarının kökünü kazımak, ülke ve halkı kötülüklerinden korumak için ordular derhal seferber edilmelidir. Böyle yapılmasının önünde duran tek engel cani yöneticilerdir. Yahudilere arka çıkarak küstahlık yapmalarına, katliam işlemelerine, Mescidi Aksa’yı kirletmelerine, Filistin halkını boğazlamalarına, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İsra’sının işgalini sürdürmelerine fırsat tanıyorlar. Onun için Filistin halkı ve bütün Müslümanlar, Filistin’e ve halkına karşı görevini yerine getirmek ve Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devletini kurmak için ümmetin ordularına çağrıda bulunmalıdır. Hilafet, ülkeyi işgalden kurtaracak ve halkın imdadına koşacaktır... Allah’a olan güvenimiz tamdır. Allah Subhânehu ve Teâlâ, ümmetin iyi insanlarının gönüllerine ferahlık verecektir de ümmete izzet ve onurunu iade edeceklerdir. Allah’ın vaadi ve Rasûlullah’ın müjdesini gerçekleştirmek için Mescidi Aksa’yı Yahudilerden kurtaracaklardır.

وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَMüminlere yardım etmek ise üzerimizde bir haktır.” [Rum 47]

Devamını oku...

Bir Tiran Gelip Geçti, Ama Allah’ın Kitabı ve Rasûlü’nün Sünneti İle Hükmedilene Kadar Son Olmayacak

Ülkeyi 60 yıldan fazla bir süredir yöneten Barisan Nasional (BN) geçtiğimiz Perşembe günü 14. Genel Seçimlerden (GE-14) yenilgiyle çıktı. Bununla bu ülkede çok önemli bir tarih sayfası kapanmış oldu. BN, mecliste 222 sandalyenin 79’unu kazandı. Parti Pribumi Bersatu Malezya (PPBM), Parti Keadilan Rakyat (PKR), Demokratik Hareket Partisi (DAP) ve Parti Amanah Negara’nın (Amanah) temsil ettiği Pakatan Harapan (PH) ise 113 sandalye kazandı. Parti İslam Se Malezya (PAS) 18, Parti Warisan Sabah 8, Parti Solidariti Tanah Airku 1, bağımsızlar ise 3 sandalye kazandı. PH, çağlardan beri BN’nin kalelerinden olan Johor, Negeri Sembilan ve Melaka kentlerini kazandı. Adeta tarih yazdı. PH’nin kazandığı diğer iller ise Selangor, Perak, Kedah ve Penang’dır. 92 yaşında ikinci kez Başbakan olarak yemin eden Tun Dr. Mahathir Mohamed de tarihe geçti.

Bugüne kadar ülkenin siyasi atmosferi henüz istikrara kavuşmuş değil. Dr. Mahathir, Kralın (Yang Dipertuan Agong), Enver İbrahim’e kraliyet affı vermeyi kabul ettiğini bildirdi. Af gereği eski Başbakan Yardımcısı derhal serbest bırakılacak. Kraliyet affı, daha sonraki zamanlarda her şeyin planlayıcısı durumundaki Mahathir’in yerini almasının önünü açacak.

Bu sıcak siyasi atmosferde Hizb-ut Tahrir / Malezya şunu hatırlatmak ister:

1- Eski iktidar partisine: Güçlü olan Allah Subhânehu ve Teâlânın sizi her an kolayca iktidardan alaşağı edebileceğini defalarca hatırlattık. Size, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın hükümlerini kapsamlı bir şekilde uygulamanın farz olduğunu hatırlatmıştık, ama kibriniz yüzünden bizi hiç bir zaman dinlemediniz. Dahası, istediğiniz gibi halka ve Hizb-ut Tahrir’e haksızlık yaptınız. Şimdiyse Allah Subhânehu ve Teâlâ, yıllarca haksızlık yaptığınız insanların elleriyle iktidarınızı elinizden aldı. Siz bu dünyada Allah Subhânehu ve Teâlâ’yı unuttunuz, Allah Subhânehu ve Teâlâ da sizi ahirette unutacak. Şimdi bu dünyada “cezanızı” çektiniz, tövbe etmediğiniz takdirde ahirette sizi daha ağır bir ceza bekliyor. Ayrıca benimsediğiniz Malay-ırkçılık mücadelesinin halkın çoğunluğu tarafından reddedildiğinin de farkında olmalısınız. Daha da önemlisi ırkçılığın İslam’da yasak olduğunu ve reddedildiğini de bilmelisiniz.

2- Yeni iktidar partisine: İnsanlar sizi seçti ve Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın dilediği kadar iktidarda kalacaksınız. Size birincil ve en önemli tavsiyemiz, Allah Subhânehu ve Teâlâ’yı hatırlayın ve ülke yönetiminde O’nu asla unutmayın! Önceki rejim gibi kibirli, açgözlü ve adaletsiz olmayın. Gözünüzün önünde Allah Subhânehu ve Teâlânın önceki rejimi iktidardan nasıl alaşağı ettiğini gördünüz. Gerçekten bu, Allah Subhânehu ve Teâlâ için çok kolaydır. Bu nedenle, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın size bahşettiği iktidarı kolayca sizden geri alabileceğini daima hatırlamanız gerekir. Unutmayın ki bu iktidar, bir emanettir ve ahirette Allah Subhânehu ve Teâlâ sizi kesinlikle ondan sorumlu tutacaktır. Bu emanet ne anlama geliyor? Allah Subhânehu ve Teâlânın indirdiğiyle yönetme emanetidir! Geçmiş sömürgecilik mirası tüm sistem ve yasaları iptal edip yerine Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın Kitabı ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Sünnetinden çıkarılan yasaları koymak farzdır. Biz burada İslam’ı kapsamlı bir şekilde uygulamanın farz olduğunu size hatırlatırız. Bunu yapmayacağınızı bilsek de, ahirette Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya hesap vereceğiz, bu yüzden size bu farzı hatırlatıyoruz. Gerçekten de, bu emanet çok büyük bir sorumluluktur, ihmalkâr davrananlar büyük bir pişmanlık duyacaktır.

3- Seçimlere katılan İslami partiye: İslami mücadelenizin neden halk tarafından kabul görmediğine dair kendinizi hesaba çekin ve küçük sınırlı zaferle övünmeyin. Kuşkusuz Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın kanunlarının uygulanmasından daha öte övünülecek hiçbir şey yoktur. Mecliste birkaç sandalye kazanmış olabilirsiniz, fakat gerçek şu ki, seçimleri İslam kazanmadı. Size defalarca hatırlattık ve hatırlatmaya da devam edeceğiz. Batılı demokratik sistemde politik mücadele, İslam’a zafer getirmeyecektir. Çünkü Batı, demokrasiyi İslam’ın zafer elde etmesini ve hayatta ikamesini önlemek için tasarlanmıştır.

4- İçtenlikle İslam için zafer dileyenlere: Aranızda parlamentoda gayrimüslimlerin iktidara geldiğini görmek istemeyenler var. Yükümlülüğünüzü yerine getirmediğinizden dolayı bunu görmemeniz bir talihsizliktir. Gayrimüslimlerin parlamentoda olmasına izin veren demokrasidir! Hatta İslami parti bile kâfirleri meclise taşımak için vardır! Gayrimüslimlerin iktidarda olmasına sistem izin verdiğine göre, İslam’ın tam olarak uygulanmasını nasıl bekleyebiliriz! Bilin ki İslam, demokratik sistemin çatısı altında asla zafer elde edemez. Dahası parlamentonun tamamı Müslümanlardan oluşsa bile bu hâlâ anlamsızdır. Zira Allah’ın kanun yapma hakkı onlar tarafından gasp edilmiştir.

Ey Müslümanlar! 14. Genel Seçimler, değişim istediğinizin açık işaretidir. Uzun zamandan beri ülkede zalim bir liderin yönetimi altında yaşadınız. Unutmayın, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın kanunu uygulanmadığı sürece haksızlık zuhur edecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ  Her kim Allahın indirdikleriyle hükmetmezse zalimlerin ta kendileridir.[Maide 45]

Bu nedenle her kim ülkeyi yönetir ve Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın indirdikleriyle yönetmezse, o zaman gerçekten de onlar ülkeyi zorbalıkla yöneten zalimlerdir. Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın Şeriatı, kapsamlı bir şekilde uygulandığında tiranlık yok olacaktır. Ülkenin rejimi ve yasaları, demokrasi ve laiklikten İslam’a dönüşmediği sürece, hissedelim veya hissetmeyelim her zaman haksızlık ve tiranlık olacaktır. Gerçek adalet, ancak Şeriatın gölgesi altında mümkündür ve Şeriat ancak İslam Devletinin varlığıyla tam olarak adaleti gerçekleştirebilir. Bunca yıl sonra küstah, açgözlü ve zalim BN’nin iktidardan düşüşü, bir tiran döneminin tarihi olduğunun bir işaretidir. Ancak bunun son olmadığını hatırlayalım, çünkü tiranlık, ülke Allah’ın Kitabı ve Rasûlü’nün Sünneti ile bir Halife tarafından yönetildiğinde ancak zail olup gidecektir.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER