Pazar, 17 Rajab 1440 | 2019/03/24
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Sudan’daki Protestolar, Lehte ve Aleyhte Olanlar!

Soru Cevap

Sudan’daki Protestolar, Lehte ve Aleyhte Olanlar!

Soru:

Sudan’da patlak veren protestolar, iki aydan daha fazla bir süredir devam ediyor. Protestolar, ekonomik koşulların kötüleşmesi sonucunda spontane olarak mı gelişti? Yoksa Sudan’daki protestoların nedeni, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı John Sullivan’ın Kasım 2017’de Hartum’a yaptığı ziyaret sonrası Hartum-Washington ilişkilerinde yaşanan gerginlik mi? Sudanlılarla yaptığı görüşmelerde John Sullivan’ın, 2020 seçimlerinde El Beşir’in yeniden aday olmaması konusunu gündeme getirdiği öne sürülüyor. Bu yüzden El Beşir’in gerildiği, Amerika’yı kızdırmak için Rusya’ya gittiği, Sudan’da askeri üs kurulması konusunda Rusya ile anlaşğı iddia ediliyor... Bu, Amerika’nın El Beşir’i değiştirmeye karar verdiği, bu nedenle Sudan’ı ekonomik dar boğaza sürüklediği, ajanlarını özellikle Suudi Arabistan’ı Sudan’a yardım etmekten alıkoyduğu anlamına mı geliyor? Sonra Sadık El Mehdi’nin protesto gösterilerini desteklemesi nasıl yorumlanmalı? Bu, İngilizlerin protestolarda parmağı olduğu anlamına gelir mi? Sorunun uzunluğundan ötürü özür dilerim... Allah mükâfatınızı artırsın.

Cevap:

Cevabın açıklığa kavuşması için aşağıdaki hususlara bir göz atmak gerekiyor:

1- Evet, Dışişleri Bakan Yardımcısı John Sullivan, 16 Kasım 2017’de Sudan’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Sullivan, Dışişleri ve Maliye Bakanları, Genelkurmay Başkanı, İçişleri Bakanlığı temsilcileri, Ulusal Güvenlik ve İstihbarat Servisi, Amerika’daki Sudan Büyükelçiliği Maslahatgüzarı ile görüştü. Ayrıca çok sayıda dini liderle kapalı oturumda bir araya geldi. Ardından Kuran-ı Kerim Üniversitesi’nin Şehit Salonu’nda ABD’nin Sudan’a yönelik politikası hakkında bir konuşma yaptı. “Sudan Times sitesine göre ABD’li yetkili, Sudan hükümetinden, başta mürtede verilen ölüm cezası olmak üzere bazı yasaların gözden geçirilmesini, değiştirilmesini ya da iptal edilmesini istedi. Ayrıca polis kolluk kuvvetlerinin görüşüne göre açık saçık giysiler giydiklerinde kadınları kırbaç cezasına çarptıran Kamu Düzeni Yasası’ndaki kıyafet kurallarının kaldırılması çağrısında bulundu. Yeni Sudan anayasası hazırlarken herkesin dini özgürlüğünün korunması gerektiği çağrısı yaptı...” [18.11.2017 Sudan Tribune]

2- Doğru, bazı sızıntılara göre Sullivan, El Beşir’den 2020 seçimlerinde aday olmamasını istedi. El Beşir, bunu kabul etmeyince ilişkilerde gerginlik yaşandı... Ancak bu uzak bir ihtimal, çünkü El Beşir, efendisi Amerika’nın talimatlarına karşı gelemez. Amerika isterse ancak aday olabilir... Diyelim ki Amerika’nın talimatlarına karşı geldi ve 2020 seçimlerinde yeniden aday olmaya ve iktidarda kalmaya karar verdi, bu durumda Amerika, 30 Haziran 1989 darbesinde olduğu gibi onu devirmek için darbe yapabilirdi... Sosyal medyada ABD’li yetkilinin, El Beşir’den 2020 seçimlerinde aday olmaması yönünde talepte bulunduğu haberleri dolaşınca, Sudan Dışişleri Bakanı İbrahim Ghandur yaptığı açıklamada haberlerin asılsız olduğunu söyledi. Ghandur, “ABD, Sudan’ı terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkarma karşılığında 2020’de yapılacak seçimlerde Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir’in yeniden aday olmaması gibi bir şart koşmadı... Hartum ziyareti sırasında ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı John Sullivan ile insan hakları ve dini özgürlükler konusunu ele aldık.”şeklinde konuştu. [14.11.2017 El Kuds el Arabi] Ziyaret, gerginlik değil, bir ahengin göstergesidir. Zira bu ziyaret sırasında Sullivan, tezahürat ve sevinç eşliğinde devletin çeşitli kesimleriyle bir araya geldi! Ziyaret, ABD yönetiminin 26 Eylül 2017’de Sudan’ı seyahat yasağı ülkeler listesinden çıkarmasından ve yaklaşık 20 yıldır Sudan’a uygulanan bazı ekonomik yaptırımları 06 Ekim 2017’de kaldırmasından sonra gerçekleşti... Bu nedenle ziyaretin asıl amacı, adaylık konusunu ele almak değil, Sudan’ı “terörü destekleyen ülkeler” listesinden çıkarmaktı. Bu yüzden Sudan Tribune sitesinin yukarıda belirttiği gibi Amerika, Sudan’ı “terörü destekleyen ülkeler” listesinden çıkarmak için bazı şartlar koşmuştur. Bu bir açıdan böyledir. Diğer yandan El Beşir, Sullivan’ın Sudan ziyaretinden on gün önce aday olmayacağı ile ilgili önceki sözlerini yineledi. “Pazartesi günü Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir, Hartum’da Sudan Ulusal Gençlik Federasyonu Yedinci Genel Konferansı’nda gençlere hitaben yaptığı konuşmasında 2020’de ikinci başkanlık döneminin sona ermesiyle birlikte iktidarı bırakacağı ile ilgili önceki sözlerini yeniledi...” [06.11.2017 Al Khaleej Online] Bu gibi ülkelerde verilen sözlerin hiçbir değeri olmasa da ancak ABD tarafından yapılan açıklamalar ve Sudan temasları, ziyaretin amacının El Beşir’in adaylığını önleme olasılığını devre dışı bırakıyor. Çünkü 1993’ten beri adı “terörü” destekleyen ülkeler listesinde olan Sudan’ı listeden çıkarmak için ABD ile Sudan arasındaki temaslar, ziyaretten ve protestoların başlamasından sonra da devam etmiştir. Trump’ın, 1997’den bu yana Sudan’a uygulanan ekonomik ve ticari yaptırımları kaldırmasından sonra da Sudan hâlâ terörü destekleyen ülkeler listesindedir. ABD, Sudan ile arasındaki diyaloğun ikinci aşamasının tamamlanması ve Sudan adının teröre destek veren devletler listesinden çıkarılması için Sudan’ın terörle mücadelede işbirliğini artırmasını, insan hakları, dini ve politik özgürlükleri güçlendirmesini istedi.

3- Kaldı ki Sullivan’ın 16 Kasım 2017’deki ziyareti, 19 Aralık 2018’de başlayan protesto gösterilerin motivasyonu değildir. Bunun nedeni ABD, ziyaretten sonra da protestolar sırasında da protestoculardan ziyade yönetimin yanında yer almıştır. Devam eden temaslar ve yapılan açıklamalar, bunun göstergesidir... Beraberinde ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Afrika Departmanı Müdürü Darren Serail ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Cyril Sartor 17 Şubat 2019 Pazar günü Hartum’a geldi. Sudan temaslarını 20 Şubat 2019 Çarşamba günü tamamladı. Devlet Başkanlığı Sarayı’nda Sudan Devlet Başkanı Yardımcısı ile görüşme sonrası yaptığı açıklamada, “Devlet Başkanı Yardımcısı ile verimli ve yapıcı bir görüşme yaptım. İki taraf arasındaki diyaloğu sürdürmek ve bunu doğru bir çerçevede ele almak, Sudan’ı teröre destek veren ülkeler listesinden çıkarmak için geldim. Sudan’a dışarıdan herhangi bir çözüm dayatılmayacak. Daha çok sabır, hükümetin siyasi çözüm bulmasına imkân tanıyacaktır ve ortak çalışmalar yoluyla ülkeler, güçlü bir ortaklığa giden yolu bulacaklardır” dedi. [18.02.2019 Echorouk News] Bütün bunlardan ziyaretin protestoların motivasyonu olmadığı anlaşılıyor. Aksine ziyaret, Amerika’nın El Beşir yönetimini desteklediğini, dışarıdan herhangi bir çözümün dayatılmaması gerektiğini, Sudan’ı “teröre destek veren ülkeler” listesinden çıkarmak için Amerika’nın bazı şartlar belirlediğini gösteriyor.

4- Amerikan ajanlarının tutumlarına gelince, soruda belirtildiği gibi protestoları değil, yönetimi destekleyici bir tutum sergilemişlerdir...

Bunun açıklaması şöyledir:

A - Suudi Arabistan, koalisyonun Yemen’deki askeri operasyonu başlamasından bu yana Sudan’daki tarım alanlarına yeni yatırımlar yapmayı sürdürüyor:

- Suudi Arabistan, 2016 yılında yaptığı yaklaşık 15 milyar dolar tutarındaki yatırımlarla Sudan’daki en büyük Arap yatırımcıdır. Bu yatırımlar, yem, buğday ve mısır üzerine yoğunlaşıyor ve Hartum ekonomisini destekliyor... [17.07.2017 Al Khaleej Online] Suudi Arabistan büyükelçisi, “Suudi Arabistan’ın Sudan’daki reel yatırımlarının 12 milyar doları geçtiğini” söyledi... [03.12. 2018 albawaba.com] Bunun yanı sıra “7 Mayıs 2018 Pazartesi günü Sudan, Suudi Arabistan’la petrol ikmaline ilişkin 5 yıl süreli anlaşmanın taslağının imzalandığı bildirildi...” [07.05.2018 Sudan Tribune]

- 24 Ocak 2019’da Suudi bakanlık heyeti, Hartum’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Sudan Devlet Başkanı El Beşir ile yapılan görüşmelerde Sudan’daki durum ele alındı. Suudi Arabistan Ticaret ve Yatırım Bakanı Majid Al Qasabi, düzenlenen basın toplantısında, “Heyetin Sudan ziyareti, Sudan’la ekonomik ilişkileri güçlendirmek ve iki ülke arasındaki ticareti artırmak amacıyla Haremeyn eş-Şerîfeyn Hadımı Kral Selman bin Abdül Aziz’in talimatı ile gerçekleşti. Kral Selman, Sudan’ın güvenliği Suudi Arabistan’ın güvenliği, Sudan’ın istikrarı Suudi Arabistan’ın istikrarı olduğunu ifade etti ve Sudan’ın diğer herhangi bir ülkeden daha çok ilişkiyi hak ettiğini belirtti dedi...” [26.01.2019 El Vatan El Misriyye] Bütün bunlar, Suudi Arabistan’ın Sudan’a destek vermekten vazgeçmediğini doğrular.

B- Mısır ve diğer payandaya gelince, El Beşir, 27 Ocak 2019’da Mısır’ı ziyaret etti. Es Sisi onu havaalanında karşılayarak misafirperverliğini gösterdi. Bu, Amerika’nın El Beşir’in üstünü çizmediğinin göstergesidir. Üstünü çizmiş olsaydı, Amerikan payandası ve uydusu olan Es Sisi böyle davranmazdı. Sudan’ın Mısır büyükelçisi, ziyareti “Zamanlama ve içerik açısından en önemli ziyaret” olarak nitelendirdi... [27.01.2019 El Sabah El Misriyye] Malum, 25 Ekim 2018’de Es Sisi, on iki bakan eşliğinde Sudan’a bir ziyaret gerçekleştirdi ve 12 mutabakat zaptı imzaladı. Ardından El Beşir de 06 Kasım 2018’de Mısır’ı ziyaret edip Es Sisi ile görüştü... Protestoların patlak vermesinden hemen sonra Sudan’ı ziyaret eden Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ve İstihbarat Başkanı, Ömer El Beşir ve Sudanlı mevkidaşları ile bir araya geldi. Şukri, toplantının ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, “Mısır, Sudan’ın mevcut koşulların üstesinden geleceğine inanıyor. Mısır, Sudan’a destek vermeye ve yardım etmeye her zaman hazırdır. Sudan’ın güvenliği ve istikrarı, Mısır’ın güvenliği ve istikrarıdır...” ifadelerin kullandı. [27.12.2018 Albawab El Misriyye] Bu, Mısır’ın hâlâ Sudan’ı desteklediğini gösterir.

C-Sudan içerisine gelince, Amerika’nın en önemli yerel dayanağı ordudur. Protestolar karşısında Sudan ordusu, Beşir ve rejiminin yanında yer aldı. Sudan ordusundan yapılan yazılı açıklamada, “Ordunun ülke yönetimi çevresinde kenetlendiği” vurgulandı ve “halkın kazanımları, güvenliği, malı ve canını koruma konusunda kararlı olunduğu” kaydedildi...” [23.12.2018 arabicpost] Sudan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamal Abdel Maarouf, Albay ve Tuğgeneral rütbesindeki subaylara yaptığı konuşmada, “Ordu, ülkeyi yabancı isyancı liderlerine ve yurtdışındaki şüpheli örgütlerin temsilcilerine bırakmayacak...” dedi. [30.01.2019 masralarabia] Bu da ordunun hâlâ Beşir’i desteklediğini gösteriyor. Diğer askeri ve güvenlik kuvvetlerinin konumu da benzer şekildedir: “Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Hamideti, “Açgözlülük yapanlarla mücadele etmeye hazır olduklarını” söyledi... [26.12.2018 almasirah.net] “Sudan Ulusal İstihbarat ve Güvenlik Hizmetleri Başkanı Salah Gosh, parlamentoda yaptığı kısa açıklamasında “Sahada pek çok girişim var, ancak herkes, mevcut meşruiyetin ötesine geçen herhangi bir girişime yeri olmadığını bilmelidir...” dedi. [21.02.2019 El Cezire.net] Amerika, darbeler yapmak için orduyu kullanır ve 1969’daki Numeyri darbesinden beri ordu üzerine yoğunlaşmıştır...

5- Muhalefete gelince, “Ulusal Ümmet Partisi Genel Başkanı Sadık El Mehdi, protestoların dördüncü gününde bütün tarafların katılacağı yeni bir ulusal hükümet kurulması talebinde bulundu. “Ülkedeki barışçıl gösterileri destekliyoruz, ancak gösterilere katılmayacağız...” dedi. [22.12.2018 BBC Radyo] Ancak protestoların devam ettiğini görünce, fikir değiştirdi ve protestoları desteklediğini açıkladı. “Ulusal Ümmet Partisi lideri, “Sudan Nida” İttifakı başkanı Sadık El Mehdi, rejimin devrilmesi çağrısında bulunan halk hareketini desteklediklerini, sözlü ya da fiziksel saldırılardan kaçınılmasını, Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’in görevi bırakması gerektiğini dile getirdi...” [25.01.2019 Sudan Tribune] Yani protestolardan bir aydan uzun bir süre sonra gösterilerden nemalanmaya kalktı... Sadık El Mehdi, İngiliz yanlısı olarak bilinir. 1986-1989 yılları arasında Sudan hükümetine başbakanlık etti, sonrasında El Beşir ona darbe yaptı. Sonra Sudanlı Profesyoneller Derneği, hükümet yanlısı resmi sendikalara paralel bir örgüt olarak kuruldu. Avrupa’nın El Mehdi üzerinden bu Profesyoneller Derneği üzerinde bir etkisi var. Dernek, rejimin güdümündeki resmi sendikalara alternatif olmaya çalışıyor. Yurtdışındaki liderleri Avrupa’da ikamet ediyor. “Liderlerinin yurtdışında olduğu belirtildi. Fransa’daki gazeteci Muhammed Asbat ve İngiltere’deki Dr. Sara Abdül Celil derneğin sözcülüğünü yapıyor.” [24.01.2009 BBC] Ayrıca laik eğilimleri olan ve değişimde etkili olmayan diğer marjinal hareketler de gösterilere sızdılar... İngiliz etkisi bu derneklere özellikle Sadık El Mehdi partisine sızsa da ancak bu etki değişim yapacak boyutta değildir. Fakat devam eden protestolar, istismarı konusunda Sadık El Mehdi’ye İngiliz deneyimi gücünü veriyor. Bu nedenle El Mehdi, bir ay sonra protestoları desteklediğini açıkladı. Protestoların ilk günlerinde El Beşir’in protestoları bastıracağını düşündü. Ancak protestolar uzayınca, kervana katıldı! İki aydan fazla bir süre sonra güçlenen El Mehdi, Beşir’in istifa etmesi gerektiğini belirtti. “Yeni rejime geçişin ayrıntılarında mutabakata varmak için muhalefet temsilcileriyle görüşmeye hazır olduğunu ifade etti...” [02.03.2019 Sputnik] Amerika, protestolar bastırılamayınca İngiliz ajanlarının gücünün artacağını hesaba kattı. Beklenmedik bir durumun önüne geçmek için de Amerika ve El Beşir, hükümet ortağı bazı siyasi partilerin hükümetten çekilmesi, muhalefette yer alması, böylece bu dernekleri bastırması için plan yaptılar. “Ümmet Partisi Lideri Mübarek Fadıl, iktidardaki Ulusal Kongre Partisi ile ortaklığını sonlandırdığını ve hükümetten çekildiğini açıkladı...” [28.12.2018 www.alnilin.com] Aynı şekilde Gazi Salahuddin de hükümetten çekildiğini açıkladı. “Düzenlenen basın toplantısında konuşan Şimdi Islah Hareketi lideri Gazi Salahuddin, yasama konseyindeki tüm temsilcilerini çektiklerini duyurdu...” [01.01.2019 Sawa Ajansı] Gazi Salahuddin, Değişim için Ulusal Cephe başkanlığına seçildi. “Değişim için Ulusal Cephe Genel Kurulu, dün Dr. Gazi Salahuddin’i Başkanlık Konseyi’ne başkan olarak seçti.” [14.02.2019 El Halic 365] Bu hamleye ek olarak protestoların tırmanmasının ve Avrupa tarafından protestoların istismarının önüne geçmek için Amerika, El Beşir’in olağanüstü hal ilan etmesine yeşil ışık yaktı ve 22 Şubat 2019’da olağanüstü hal ilan edildi... Son olarak 28 Şubat 2019’de Mirgani partisi de hükümetten çekildi. Mirgani, Amerika ile olan ilişkileriyle tanınıyor. “Muhammed Osman Mirgani liderliğindeki Demokratik Birlik Partisi, Perşembe günü yaptığı açıklamada iktidardaki Ulusal Kongre Partisi ile imzalanan tüm ortaklık anlaşmalarının sona erdiğini ve Sudan hükümetinden çekildiğini duyurdu...” [28.02.2019 Aynu’l İhbariye] Sonra El Beşir, muhalefeti sakinleştirmek için yeni bir adım attı. Tarafsız olduğunu, bir tarafa karşı diğer tarafta yer almayacağını açıkladı! “Sudan Devlet Başkanı, otuz yıllık iktidarı süresince karşılaştığı en kötü krizle mücadele seçeneklerindeki sığlığına rağmen bir adım atarak iktidardaki Ulusal Kongre Partisi’ndeki tüm yetkilerini yardımcısına devretti... Partiden yapılan açıklamada, “Sayın Devlet Başkanı, bütün siyasi güçlere eşit mesafede duracağına dair halka verdiği sözü yerine getirmek amacıyla böyle bir karar almıştır” denildi. [01.03.2019 Middel East Online] Bununla El Beşir, ancak kendisini kandırabilir. Zira Devlet Başkanıyken ve partisi de iktidardayken nasıl tarafsız olabilir? Partideki yetkilerini başkasına devretme ise sadece formaliteden ibarettir.

Sonuçta bu, protestoları yatıştırma yöntemidir! Muhalefeti etkileme ve protestoları çevreleme girişimidir. Özellikle de rejimin şu anda muhalefeti bastıracak güçleri varken. Eğer bu güçler, protestoları çevreleyemezse, liderlik etmeye ya da liderliğine etkili şekilde ortak olmaya çalışacak, böylece Amerikan hegemonyası devam edecektir...

6- El Beşir’in 22 Kasım 2017’de yani Sullivan’ın Sudan ziyaretinden altı gün sonra Moskova’ya yaptığı dört günlük ziyaretine gelince, bu, Amerika’yı Rusya’ya şikâyet etmek maksadıyla değil, aksine Amerika’nın emri ve onayı ile yapılmış bir ziyarettir. Bunun kanıtı şudur: “Bir Sudan gazetesi, El Beşir’in Moskova ziyaretiyle eş zamanlı olarak, ABD yönetiminin itirazına maruz kalan bazı tartışmalı yasaların iptali karşılığında Devlet Başkanı Ömer El Beşir’in Rusya’ya giden uçağının rotasının güvenliğini sağlamak için Çarşamba günü Hartum ile Washington arasında bir anlaşma yapıldığını söyledi. El Rakuba gazetesine konuşan üst düzey bir kaynak, Sudan rejiminin, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı John Sullivan’ın Hartum’a yaptığı ziyaret sırasında dini özgürlükler verilmesi, tartışmalı bazı yasaların iptal edilmesi, mürtet, miras ve açık saçık giysi ile ilgili Amerika’nın önerilerinin kabul edilmesi karşılığında El Beşir’in uçağına saldırı olmayacağına dair güvenceler aldığını kaydetti...” [22.11.2017 www.masrawy.com] Eğer bu ziyaret, Amerika’nın talimatı ile yapılmamış olsaydı, El Beşir Suudi Arabistan hava sahasını kullanamazdı. Zira Suudi rejimi sömürgeci devletin bir uydusudur. Sömürgeci devlet, Suudi hava sahasının kontrolünde etkin ve yetkindir, tıpkı İngiliz ajanı Kral Abdullah’ın 2013’te yaptığı gibi. 2013’te İngiltere, El Beşir’in İran’a gitmesini istemiyordu. Çünkü İran cumhurbaşkanının yemin törenine pek çok devlet başkanının katılmasıyla rejimin ünlenmesini arzulamıyordu. Bu nedenle Suudi Arabistan, İngiltere’nin isteği uyarınca El Beşir’in uçağının hava sahasını kullanmasına izin vermemişti. “Sudan Devlet Başkanlığı, Suudi Arabistan’ın Tahran’da İran cumhurbaşkanının yemin törenine katılması planlanan Devlet Başkanı El Beşir’in uçağının Suudi hava sahasını kullanmasına izin vermediğini duyurdu...” [04.08.2013 France 24]

7- Bütün bunlar, protestoların arkasında Amerika’nın olma olasılığını dışlıyor... İngiltere’nin de kesinlikle hiçbir parmağı yok... Peki, öyleyse protestolar nasıl başladı ve nasıl devam etti?

Bunun yanıtı şöyledir, protestolar, Sudan’da artan ekonomik kriz nedeniyle spontane bir şekilde başladı. Meselenin iç yüzü tamamen şu şekildedir:

A- El Beşir ve yandaşları, Amerika’nın talimatları doğrultusunda Güney Sudan’dan ödün verince, Sudan’ın refah ve huzura erişeceği, yaptırımları kaldırmasından sonra Amerika’nın desteğini elde edeceği kuruntusuna kapıldı... Fakat tam tersi oldu. Ekonomik durum daha da kötüleşmeye ve kriz derinleşmeye başladı. ABD’nin Sudan’a uyguladığı yaptırımları kaldırmasının ardından 2018 yılının başlarında kriz iyice şiddetlendi! Hükümet, ekmek fiyatlarına zam yaptı. Doların değeri üç kat arttı. Yerel para biriminde değer kaybı yaşandı. Sonuçta fiyatlar yükseldi, ardından akaryakıt krizi baş gösterdi... Ekmek fiyatları iki katına çıktı. Ekmek bulmak iyice zorlaştı. Bir somun ekmek alabilmek için insanlar saatlerce kuyruğa girdiler... Enflasyon, yaklaşık yüzde 70’e ulaştı. Merkez Bankası, yerel para birimindeki düşüşü ve dolardaki artışı önlemek için bankalara likidite akışını kesti. Bunun sonucunda yerel para biriminde yüzde 60’dan fazla değer kaybı yaşandı. 1 Dolar, 47,50 Cüneyhe yükseldi. 20 Şubat 2019 günü itibariyle serbest piyasada 1 dolar 75 Cüneyh’ten işlem gördü...

B- Sudanlılar arasındaki yoksulluk oranı rekor seviyelere ulaştı. Sudan Merkezi İstatistik Kurumu “2011’de Güney Sudan’ın ayrılmasından bu yana ilk kez 2014 yılında yapılan bir ankete göre yoksulluk oranının üçte iki arttığını” belirtti. Bütün bunlar, her ülkede olduğu gibi IMF’nin tavsiyelerine, daha doğrusu talimatlarına start verilmesinden sonra gerçekleşti. Zira IMF, hükümetten dalgalı kur sistemine geçilmesini, akaryakıt, elektrik ve buğdaydan sübvansiyonların kaldırılmasını istedi. Dünya Bankası ile ekonomik reform programının uygulanmasında Sudan’a teknik yardım taahhüdünde bulundu! Ekim 2018’de Dünya Bankası ve IMF’nin Endonezya’nın Bali adasında yaptıkları toplantılar sonrasında böyle bir taahhütte bulunuldu. Malum, IMF, Aralık 2017’deki yıllık raporunda hükümetten dalgalı kur sistemine geçilmesini talep etti. Ülkeye yatırımcıların çekilmesi ve ekonomik kalkınmanın güçlendirilmesi için gerekli koşulların yaratılması konusunda bunun elzem olduğu vurguladı. Ayrıca dalgalı kur sisteminden sonra hükümete 2019-2021 yılları arasında elektrik ve buğdaydan sübvansiyonların kaldırılması çağrısı yaptı. Sudan rejiminin bu emirlere boyun eğmesi, halkın ekonomik ve yaşam koşullarının kötüleşmesine yol açtı.

C- Böylece Sudan’da koşullar patlamaya hazır hale geldi. Yoksulluğun yaygınlaşması, fiyatların yükselmesi, yaşam koşullarının pahalılaşması, işsizliğin artması ve servet dağılımındaki adaletsizlik nedeniyle spontane bir şekilde sokak gösterileri oldu. Bütün bunlar, El Beşir’in kapitalist sistemi uygulamasının, IMF ve Dünya Bankası’nın tavsiyelerine uymasının, Amerikan baskılarına boyun eğmesinin bir sonucudur. El Beşir rejimi, ABD politikalarını uygulayan Amerikan yanlısı bir rejimdir.

Özellikle Güney Sudan’ın bağımsızlığından sonra devlet, petrolden elde ettiği büyük gelirden mahrum kalmıştır. “2011 yılında Güney Sudan’ın ayrılmasının ardından Hartum, hazinedeki döviz gelirinin yaklaşık yüzde 80’ini oluşturan petrol kaynaklarının dörtte üçünü kaybetmiştir.” [26.12.2018 El Cezire] Bu yüzden insanların geçim sıkıntısı arttı... 19 Aralık 2018’de Sudan’ın kuzeyindeki Nil Nehri eyaletine bağlı Atbara kentinde patlak veren Sudan devrim kıvılcımı, zamanla Sudan’ın bütün kentlerine yayıldı. Halen devam ediyor, ateşi sönmüş değil. Tek bir talepleri var, o da rejimin devrilmesidir...

Dolayısıyla protestolar spontane olarak başladı. Daha sonra bazı güçler, gösterileri istismar etmek, çıkarlarını gerçekleştirmek ve yukarıda da belirttiğimiz gibi gösterileri gidişatından saptırmak için müdahil oldular.

8- Sonuç olarak diyoruz ki burada dikkate alınması ve derinlemesine incelenmesi gereken iki şey var:

Birincisi, önce Amerika, çıkarına hizmet etmeleri için ellerinden geleni yapmalarını ajanlarına telkin eder. El Beşir de elinden geleni yapmıştır. O derece ki yeminine bile ihanet ederek Güney Sudan’ı ayırmıştır... Şimdiye kadar Amerika, El Beşir’i desteklemeye devam etmiştir. Yukarıda açıkladığımız gibi El Beşir ve rejimiyle devam etmekte olan temasları bunun kanıtıdır... Fakat protestolar devam eder ve El Beşir de kısa zamanda protestoları zapturapt edemezse, bu durumda Amerika’nın gözünden düşecek ve dolayısıyla Amerikan çıkarlarına hizmet edemez hale gelecektir. O zaman büyük olasılıkla Amerika, El Beşir’i değiştirmek için uğraş verecektir. Bazı adamlarının hükümetten çekilip, Mirgani partisi başta olmak üzere muhalefet kervanına katılması, belki bu yönde yani alternatifin hazırlanması yönünde atılmış bir adım olabilir. Çünkü El Beşir’in değiştirilmesi, insanlarca kabul gören bir alternatifin olmasına gereksinim duyar. Amerika, ajanları karşısında bu yöntemi kullanıyor. Mübarek’e karşı bu yöntemi kullanmıştır. Mübarek, protestoları dizginleyemeyince, ABD görevi bırakmasını emretti. Ardından o da istifa etti. Yerine Tantavi ve askeri konsey geldi... Bu, Amerika’nın alışılageldik yöntemidir. Ajanına görevi bırakma emri vermeden önce alternatife muhtaçtır. Alternatif olgunlaşmadan önce değişim olması durumunda boğazına bir düğüm, yüreğine bir hançer olacak samimi ve sadık insanların iktidara gelmesinden tırsıyor. Ajanı Beşşar’ı şimdiye değin iktidarda tutması bu kapsamda değerlendirilir...

İkincisi, korkulan odur ki hayatını kaybeden ve yaralananların kanlarının, sokak ve kamu mallarına verilen zararların boşa gitmesi, sonunda protestoların bir ajanın başka bir ajanla değişimine yol açması, ülkedeki insan yapımı anayasanın yürürlükte kalması, canların ölmesi ve halkın bitkin düşmesidir... Biz bundan şiddetle sakındırıyoruz. Çünkü bugüne kadar devam eden protestolarda İslami talepler benimsenmemiştir. İslami hayatın yeniden başlatılması ve Raşidi Hilafetin kurulması için çalışan samimi ve sadık kişilerin liderliğinde Şeriat hükümlerinin uygulama sahasına konulması talep edilmemiştir... Dolayısıyla siyasal ve ekonomik kriz, öylece devam edecektir, hatta daha da kötüye gidecektir. Allah’ın sözü, apaçık bir gerçektir.

فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَى * وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكاً “Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim vardır. Ve kıyamet günü onu, kör olarak haşredeceğiz.” [Taha 124] Âlim ve Hâkim olan Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

فَاعْتَبِرُوا يَا أُولِي الْأَبْصَارِ  “Ey akıl sahipleri! İbret alın.” [Haşr 2]

H.27 Cumade’s Sânî 1440
M.04 Mart 2019                
Devamını oku...

Hafter Tarafından Libya’nın Güneyine Düzenlenen Operasyonun Boyutları

Soru Cevap

Hafter Tarafından Libya’nın Güneyine Düzenlenen Operasyonun Boyutları

Soru:

Libya’daki Amerikan kuklası Hafter, neden güçlerini Libya’nın güneyine yöneltti? Neden çabalarını Avrupa yanlısı Libya’nın batısında yoğunlaştırıp süreci lehine çözümlemedi? Nüfuz ve bütün ağırlık, güneyde değil, doğusu ve batısı ile ülkenin kuzeyindedir. Yoksa güneye operasyon düzenlenmesinin başka hedefleri mi var?

Cevap: Cevabın netliğe kavuşması için aşağıdaki hususlara bir göz atacağız:

Birincisi: Bingazi kentinin kontrolünü ele geçirmesiyle Amerikan ajanı Hafter, Libya’nın doğusunu kontrol eder hale geldi. 2018 yılının ortalarında Derna kentindeki çatışmadan zaferle çıkmasıyla Libya’nın doğusunda tamamen yönetimini perçinledi. Çatışmaların Petrol Hilal Bölgesi’ne sıçramasının ardından Hafter liderliğindeki Amerikan ajanları ile Trablus’taki Es Sirac liderliğindeki Avrupa ajanları arasındaki çatışmanın dozajı da artmış oldu. Hafter, Petrol Hilal Bölgesi’nde kontrolü sağladıktan sonra askeri gücü Es Sirac hükümetine baskın geldi. Ancak Amerikan ajanı Es Sisi destekli Hafter’in askeri gücü, Libya’nın batısını alabilmek için tamamen belirleyici olmayabilir. Avrupa ülkeleri onu Libya’nın batısından bizzat püskürtebilirler ve ayrıca bu bölge Avrupa yanlısı Cezayir’e yakın. Hafter’in, Cezayir ve müdahalesinden korktuğu açıklamalarında açıkça görülüyor. “Libya Dışişleri Bakanı Tahir Siyala Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Mareşal Halife Hafter’in “Cezayirlilere karşı savaş açma” şeklindeki açıklamalarının “sorumsuzca” olduğunu söyledi Hafter, Cezayir’in “Libya’daki güvenlik durumunu istismar ettiğini” ve “Cezayirli askerlerin Libya sınırını geçtiğini” söylemişti...” [10.09.2018 France 24]

İkincisi: Bir tarafta Libya’nın doğusu ile Petrol Hilali Bölgesi’nin kontrolünü ele geçiren Es Sisi’li Mısır ile Amerikan destekli Hafter var. Diğer tarafta Es Sirac hükümeti, coğrafi yakınlık gereği onu savunmaya hazır bir Cezayir ve arkasında duran Avrupalılar vakası var... Bu zıt iki vaka, Amerika’nın devasa desteği nedeniyle her ne kadar askeri denge Hafter’den yana kaymış olsa da, bir tür denge oluşturdu. Bu Amerikan desteği, Libya’daki çözüm vizyonuyla uyumludur. Yani Hafter’in pozisyonunun belirleyici ya da yarı belirleyici hale gelmesinden sonra müzakerelere başlanmasıyla orantılıdır. Ancak ne var ki siyasi ortam açısından dengeler hâlâ Es Sirac’tan yanadır. Avrupa nüfuzu, Es Sirac’ın başkent Trablus’u kontrolde tutmasının ve oradaki Avrupa yanlısı siyasi ortamın ağırlığını korumasının güvencesidir. Buna göre Hafter, ilerleme kaydedemez ve başkenti ele geçiremez. Es Sirac hükümetiyle ciddi müzakerelere başlayamaz çünkü taraflar eşit değil... Libya’da çatışan tarafların içerisinde bulunduğu bu iki açmaz, her iki tarafın da çözümleyemeyeceği bir durgunluk hali yarattı. Bu nedenle çatışmaların Libya’nın güneyine sıçraması, Hafter için bir çıkış yolu olabilir. Askeri kontrol alanını genişletip, Avrupa etkisinden daha güçlü bir Amerikan etkisi ile çözüme gidebilir. Öyle de oldu. “Libya Ulusal Ordusu sözcüsü düzenlediği basın toplantısında Çarşamba günü Mareşal Halife Hafter’e bağlı güçlerin, “İslam devletini”, yasadışı unsurları ve diğer silahlı grupları “temizlemek” amacıyla ülkenin güneyine geniş çaplı bir askeri operasyon başlattığını belirtti. [17.01.2019 France 24] “Terör ve yasadışı unsurlar” gerekçesiyle Amerika, yerel ve bölgesel pek çok amacına erişmek, nüfuzunu güçlendirmek, Avrupa ülkelerinin nüfuzunu kemirmek için ajanı Hafter’i Libya’nın güneyine yöneltti.

Üçüncüsü: Hafter tarafından Libya’nın güneyine düzenlenen operasyon dikkatlice incelendiğinde, hem kendisi hem de Amerikan nüfuzu için Libya’da çatışma düzeyinde iki hedefi gerçekleştirdiği, ayrıca Amerika için Avrupa ve Afrika’daki nüfuzuna karşı da iki hedefi gerçekleştirdiği görülür. Bunun detaylı açıklaması şöyledir:

Libya içinde çatışma düzeyindeki iki hedefe gelince:

A- Geniş bir alanı kontrol etmek. Hafter, Libya’nın güneyindeki bu geniş alanın kontrolünü ele geçirebilirse, bu, kendisine müzakerelerde üstünlük sağlayacaktır. Ayrıca Sabha ve diğer güney illeri gibi şehirlerin kontrolünü ele geçirmesi, Libya topraklarının en büyük bölümünü elinde bulunduran taraf olarak bu kendisine daha fazla “meşruiyet” kazandıracaktır. Bunun siyasi çözümler üzerinde etkileri olacaktır elbette. Güneyden Cezayir sınırına yaklaşması, onun için bir risk teşkil edebilir, ancak Cezayir’in cumhurbaşkanlığı seçimleriyle meşgul olması, onda bunu pekiştirme arzusu doğurabilir.

B- Libya ekonomisini kontrol etmek. Vur kaçtan sonra Hafter güçleri, 2018 yılının ortalarında Petrol Hilali Bölgesi’ndeki kontrollerini sağlamlaştırdılar. Petrol gelirlerini Trablus yerine Bingazi’deki Ulusal Petrol Kurumu şubesine aktardılar. Böylece bir yandan Es Sirac hükümeti, Petrol Hilal Bölgesi’nin petrolünden yoksun kalırken, diğer yandan Hafter, kendi yararına petrol ihracatına hazır hale geldi. Hafter’in petrol ihracatını önlemek için bundan sonra çatışmalar petrol limanlarına taşınacaktır. El Cedran milisleri, Sidra ve Ras Lanuf limanlarını kontrol ediyor. Trablus’taki Es Sirac hükümeti, petrol tesislerini korumak için (El Cedran’ı) meşru bir emir olarak görüyor, ancak bu, Es Sirac hükümeti için kanıtlanmış değil. “Sonrasında Libya ordusu güçleriyle şiddetli çatışmalar patlak verdi. Bundan sonra Libya Silahlı Kuvvetleri Genel Komutanlığı, 21 Haziran’da Ras Lanuf ve Sidra bölgesinin kontrolünü tamamen ele geçirdiklerini açıkladı...” [07.07.2018 sputniknews] Hafter, ihracat limanları dâhil Petrol Hilali Bölgesi’ni kontrol ediyor. O tarihten bu yana Es Sirac başkanlığındaki Ulusal Mutabakat Hükümeti, çabalarını Hafter güçlerinin kontrolündeki Petrol Hilali Bölgesi’nden ülkelerin Libya petrolü ithalatını engellemek üzerine yoğunlaşmıştır ve hâlâ da bu yönde çabaları devam ediyor. Bu yüzden Libya’nın petrol ihracatı önemli ölçüde azaldı. Es Sirac hükümeti, Merzuk Sahrası’ndan çıkarılan petrol ihracatını sürdürüyor. Şerare Petrol Sahası’ndan günlük 300 bin varil, Fil Petrol Sahası’ndan günlük 125 bin varil petrol ihraç ediyor... Pek sıcak olmayan çatışmaların güneye sıçramasıyla ve Hafter güçlerinin Sabha kenti yakınlarındaki Şerare Petrol Sahası’nı ele geçirmesiyle, “Doğu Libya Kuvvetleri Sözcüsü Pazartesi günü Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Silahlı kuvvetler, Şerare Petrol Sahası ve tüm ana tesislerinin kontrolünü çatışma olmadan barışçıl bir şekilde ele geçirdi ve şuan güvenliğini petrol sahası yönetimi ile koordineli olarak sağlıyor...” dedi. [11.02.2019 www.youm7.com] Bu, Hafter’in ekonomik gücüne katkıda bulunacaktır. Bir İspanyol şirketine ait olan ve günlük 400 bin varil üretim yapabilen bu büyük petrol sahası, Amerikan ajanı Hafter ile Trablus’taki Avrupa ajanları arasında büyük bir çatışma konusudur... Es Sirac hükümeti, bu gelişme yani Hafter’in bu petrol sahasının kontrolünü ele geçirmesi ve bunun, başta Fil Petrol Sahası olmak üzere güneyin en ücra köşesindeki petrol sahalarına kolayca erişim olanağı sağlaması nedeniyle ekonomik atardamarını kaybetmiş olacaktır. Hafter’in petrol ihracatını engellemek ve Trablus Petrol Kurumu aracılığıyla ihracatına zorlamak için Avrupa ülkelerinin şemsiyesine bağımlı kalacaktır. Ancak Hafter, kaynakların kontrolünü elinde tutmakla birlikte ihracatın, kontrolünde olmayan limanlar ve boru hatları aracılığıyla yapılması konusunu müzakerelere bırakabilir. Müzakerelerde ise finansal amacına erişmiş olacak ve böylece kendisine bağlı güçlerin kalbine para pompalayabilecektir…

2- Avrupa ve Afrika’daki nüfuzuna karşı ABD’nin iki hedefine gelince:

A- Afrika göçünün Avrupa’nın baş ağrısı olarak kalması... Avrupa karşısındaki bu ABD hedefi, Afrika göçünü durdurma gerekçesiyle Avrupa’nın Libya’da askeri üsler kurmasını önlemeyi amaçlıyor. Amerikan ajanı Hafter’in, Libya derinliğindeki askeri tesisleri, çoğu hava alanları ve pistleri kontrol etmesi, ister Libya’daki nüfuzları için olsun isterse Afrika’daki bölgesel amaçları için olsun, Avrupa ülkelerini buraların kullanımından yoksun bırakacaktır. Zira Avrupa ülkeleri, Avrupa’ya Afrika göçünü önleme bahanesiyle bu tesislerde bir dayanak noktası inşa etmek istiyor. Amerika ve ajanı Hafter ise böyle bir üssün kurulmasına karşı. “Emekli General Halife Hafter, Libya’nın güneyinde bazı bölgelerde askeri üs kurma gayreti içerisinde olan uluslararası güçleri uyardı. Hafter, tüm uluslararası güçlerle sıcak ilişkiler, paralel ve stratejik ortaklıklar kurma arzusundaki Genel Komutanlığın, bazı uluslararası güçlerin Libya’nın güneyinde askeri üs kurma isteği hakkında bilgisinin olduğunu söyledi... Libyalı kaynaklar, bir İtalyan güvenlik ve askeri heyetin, yasadışı göçü kontrol altına alma gerekçesiyle Avrupa finansörlüğünde İtalyan askeri ve sivil karakolu kurmak için Libya’nın güneybatısındaki Gat kentini ziyaret ettiğini belirtti... [29.06.2018 el-Cezire] Hafter’in güneydeki önemli bölgelerde kontrolü sağlaması, Avrupalıların Libya’nın güneyine yerleşmesine ve askeri üsler kurmasına engel olacaktır. “Libya Ordusu Genel Komutanlığına bağlı Hava Kuvvetleri Operasyon Odası, izin dışında güney bölgesindeki hava alanları ve pistlere kalkış ve inişlerin yasaklandığını açıkladı. Libya ordusu komutanlığının izni olmadan havalanan herhangi bir uçağın güney bölgelerine inişine karşı uyarıda bulundu...” [08.02.2019 www.youm7.com] Böylece Amerika’nın Hafter’i güneye yönlendirmesi, Avrupa’nın Libya’nın güneyindeki hareketliliğini kısıtlamış olacak ve Afrikalı göçmen sorunu, Avrupa’nın uykusunu kaçıran bir baş ağrısı olmaya devam edecektir.

B- Avrupa’nın Sahra Bölgesi’ndeki nüfuzuna karşı çalışmalar yapmak. Hafter’in Libya’nın güneyine düzenlediği operasyonun hedefleri, yukarıda belirtilen hedefler ile sınırlı değil. Amerika, Fransa’nın Sahra bölgesindeki nüfuzunu sarsmanın planını yapıyor hatta bölgesel hedefini doğrudan uygulamaya koydu bile... Trablus’taki merkezi hükümetin zafiyeti nedeniyle Libya’nın güneyinde bir boşluk oluştu. Bu boşluk, Libya’nın güneyinde Afrikalı silahlı muhalif grupların faaliyetlerine elverişli bir ortam yarattı. Bu yüzden Çad, Nijerya ve Sudan uyruklu muhalif gruplar türeyip serpildiler hatta Libya’daki iç güç denkleminin bir unsuru haline geldiler. Bunlar, küçümsenmeyecek kadar hatırı sayılır güçlerdir. “Fransızca yayınlanan Çad “Birlik” gazetesi, Çarşamba günü, yaklaşık 11 bin Çad uyruklu muhalif unsurların şu anda Libya’nın güneyinde konuşlandığını söyledi...” [04.04.2018 alwasat.ly] “Terörizm” bahanesi Amerika’nın bu gruplara müdahalesini meşrulaştırıyor ve ajanlarına da bu Amerikan kervanına katılma telkininde bulunuyor. Amerika Libya’ya müdahale yolunda açıkça ilerliyor. “Libyalı bir yetkili, ABD güçleri, Libya güçleriyle işbirliği yaparak Çarşamba günü Ubari kentinde El Kaide hedeflerine hava saldırısı düzenlediğini söyledi...” [14.01.2019 arabic.euronews.com] Hafter, “bölgeyi terörist ve silahlı gruplardan temizlemek için” Amerika’nın terör bahanesini kullanıyor.

Libya’nın güneyindeki silahlı gruplar, Çad uyruklu gruplardır. “Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu, geçtiğimiz Ocak ayında ülkenin güneybatısında, Çad uyruklu muhalif silahlı gruplara karşı askeri operasyon başlattı... [12.02.2019 Russia Today] Libya Ulusal Ordusu tarafından yapılan kısa açıklamada, “Libya Hava Kuvvetlerine ait savaş uçaklarının güneyde üç Çad uyruklu çete ve müttefiklerini yerle bir ettikleri” kaydedildi. [08.02.2019 el-Arabiya]

C- Buradan Hafter’in, Libya’nın güneyine düzenlediği operasyonun bu grupları Libya’dan uzaklaştırmak için olduğu, yani Çad’da başka bir misyonda görev almak için Libya dışına ittiği gayet açık. Misyonları, Çad’daki Fransa nüfuzu için huzursuzluk yaratmaktır. Vakit kaybedilmeden hemen bu projenin uygulanmasına geçildiği anlaşılıyor. “Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Salı günü yaptığı açıklamada, Fransız savaş uçaklarının geçen hafta Çad’ın Libya sınırına düzenlediği hava operasyonlarının Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi’nin yazılı isteğiyle ülkedeki darbeyi önlemek için yapıldığını kaydetti. Le Drian, parlamentoda milletvekillerine hitaben yaptığı konuşmada “Libya’nın güneyinden gelen bir isyancı grup, N’Djamena’daki iktidarı ele geçirmek için saldırı başlattı. Cumhurbaşkanı Debi’nin yazılı isteğiyle darbeyi önlemek ve ülkesini korumak için müdahale ettik.” diye konuştu. [12.02.2019 Reuters] Amerikan ajanı Hafter’in Çad’a yönelik tehlikeleri gerçek olduğu için Fransa, ajanı İdris Debi’yi savunmak maksadıyla Çad’ın başkentine büyük bir askeri yığınak yapıyor. “Fransa, terörizmle mücadele gerekçesiyle Barkhane Operasyonu çerçevesinde Çad’ın başkenti N’Djamena’ya 4.500 asker konuşlandırıyor.” [Aynı kaynak]

D- Bütün bunlar gösteriyor ki Amerika, Avrupa’nın Es Sirac hükümetine verdiği destek nedeniyle ajanı Hafter’in Libya’nın güneyindeki bölgelerde durumu lehine belirleyememesine rağmen Libya’ya sızarak Fransa’nın Çad’daki nüfusunu sarsma aşamasına geçmiştir. Libya’nın güneyindeki İdris Debi muhaliflerinin Çad topraklarında ilerlemesi, ileride yaşanacak olanların habercisi olabilir. Yani Çad ve belki de Nijer’de Fransız nüfuzuna karşı özellikle de Fransız şirketlerinin bölgedeki uranyum madenleri üzerindeki hâkimiyetine karşı çatışmalar patlak verebilir.

Dördüncüsü: Özetle Hafter, özellikle Mısır vasıtasıyla Amerika’nın sağladığı büyük askeri destek sayesinde Libya’yı ikiye ayırarak, doğu yakası ve Libya ekonomisinin can damarı olan Petrol Hilali Bölgesi’nde kontrolü tamamen sağlamıştır. Şimdi Amerika, askeri ve ekonomik kontrolünü artırmak için Hafter’i güneye doğru yönlendiriyor. Dolayısıyla Amerika, Cezayir korkusu ve Avrupa’nın Es Sirac hükümetine verdiği büyük destek yüzünden Libya’nın batısındaki açmazın yarattığı durgunluk ışığında Hafter’i başka hedeflerini gerçekleştirmeye sevk ediyor. Bu hedefler ile Amerika, hem Avrupa ülkelerinin göç sorunundaki yorgunluğunu katmerleştirecek hem de başta Çad olmak üzere komşu ülkelerdeki Fransız nüfuzuna saldıracaktır…

İşte bunlar, Hafter’in Libya’nın güneyine düzenlediği operasyonun boyutlarıdır. Buradan kâfir ülkelerin çıkar ve nüfuzları için Libya’da bozgunculuk çıkardıkları anlaşılıyor. Bunun için Müslümanlar birbirleriyle savaşıyor. Kardeş katili olmanın ve ülkenin petrol kaynaklarını heder etmenin haramlığına Allah adına saygı göstermiyorlar. Müslümanlar, zafiyet göstermeden ciddi şekilde meseleye eğilip Allah’ın Şeriatı ve Hilafeti ikame etmedikçe, bu ajanları, arkalarındaki kâfir ülkeleri, İslam ülkesinde yaydıkları kötülüğü ortadan kaldıramayacaklardır. Hilafet, işleri yeniden rayına oturtacak ve kâfir devletlerin İslam ülkelerindeki emellerini korkunç bir kâbusa dönüştürecektir...

إِنَّ فِي هَذَا لَبَلَاغاً لِقَوْمٍ عَابِدِينَ

Şüphesiz bunda Allah’a kulluk eden bir toplum için yeterli bir mesaj vardır.” [Enbiya 106]

H.15 Cumade’s Sânî 1440
M.20 Şubat 2019

Devamını oku...

Amerika’nın Rusya İle Yaptığı Füze Anlaşmasından Çekilmesi

Soru Cevap

Amerika’nın Rusya İle Yaptığı Füze Anlaşmasından Çekilmesi

Soru:

Bu ayın başında ABD Dışişleri Bakanı, ABD ile Rusya arasında 1987’de imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması’ndan resmen çekildiklerini açıkladı. Amerika’nın antlaşmadan çekilmesinin boyutları nelerdir? Rusya, antlaşmayı gerçekten ihlal etti mi? Yoksa bu sadece Amerikan’ın antlaşmadan ayrılması için bir bahane mi? Rusya, eğer antlaşmayı ihlal etmemişse, Amerika’nın antlaşmadan ayrılmasının hedefleri nelerdir ve neden çekildi? Allah mükâfatınızı artırsın.

Cevap:

Cevabın açıklığa kavuşması için aşağıdaki hususlara bir göz atacağız:

Birincisi: Evet “ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Cuma günü, ABD’nin Rusya ile 1987’de imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması (INF) kapsamındaki yükümlülüklerini askıya aldığını açıkladı. Pompeo, açıklamasında, “Rusya ve diğer anlaşma taraflarına, ABD’nin altı ay içinde yürürlükte olan INF anlaşmasından çekildiğine dair resmi bir bildirimde bulunacağız.” dedi. Ve “Ülkesinin anlaşmadan doğan yükümlülükleri yerine getirmeyi Cumartesi günü itibariyle askıya alacağını” söyledi. Pompeo, “Rusya’nın anlaşmayı ihlal etmeyi sürdürmesi durumunda anlaşmanın sona ereceğini” belirtti. [01.02.2019 Arabi 21] Amerika’nın böyle bir açıklama yapması zaten bekleniyordu. Aylardır ABD, Rusya’nın INF anlaşmasına bağlılığı ile ilgili kuşkuları olduğu yönünde açıklamalar yapıyordu. “Trump, ABD’nin “kendisi yapamazken, Rusya’nın gidip silahlarla oynamasına” izin vermeyeceklerini söyledi ...” [21.10.2018 BBC] Rusya, Trump yönetiminin bu adımı karşısında dehşete düştü. “Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, “ABD’nin anlaşmadan çekilmesinin “çok tehlikeli bir adım” olacağını söyledi. Ryabkov, Rus TASS haber ajansına yaptığı değerlendirmede, “Stratejik istikrarın korunması için, uluslararası güvenlik ve nükleer silahlar alanında güvenlik için önemli bir konuda Rusya’nın taviz vermesi için şantaj yöntemleri ile devam eden girişimleri kınıyoruz.” diye konuştu. [21.10.2018 BBC] ABD anlaşmadan çekildiğini resmen açıkladıktan sonra Rusya da benzer bir adım atarak yanıt verdi. “Lavrov, Aşkabat’ta düzenlenen basın toplantısında, “Devlet Başkanı Putin tavrımızı ortaya koydu: Aynı şekilde karşılık vereceğiz. ABD anlaşmayı durdurdu. Biz de aynısını yaptık. Dolayısıyla 6 aylık süre dolduğunda, ABD’nin anlaşmadan çekilmeye yönelik resmi notası sonuçları çerçevesinde, INF görevini yitirecek” ifadelerini kullandı. [06.02.2019 Russia Today] Daha altı aylık süre dolmadan önce anlaşmadan resmen çekilme sürecini başlatan ABD, anlaşma uyarınca yasak olan füze araştırma ve programlarına başlayacağını duyurdu...

İkincisi: ABD’nin anlaşmadan çekilmek için ileri sürdüğü bahaneye gelince, ABD, Rusya’nın “9M729” tipi seyir füzelerini üreterek anlaşmayı ihlal ettiğini açıkladı. Bu iddia asılsız ve olanaksızdır. Çünkü Rusya, füzesinin menzilinin 480 kilometre olduğunu duyurdu. Yani yürürlükteki anlaşma kapsamında yasaklanan 500 kilometrelik menzilden düşüktür. Anlaşma, menzili 500 ile 5 bin 500 kilometre arasında olan karadan havaya orta menzilli füzelerin yasaklanmasını öngörüyor. Rusya’nın kısa ve orta menzilli füzeleri, doğrudan ABD toprakları için bir tehdit değildir. Etrafı pek çok düşmanla çevrili olan Sovyetler Birliği, özellikle Batı Avrupa’yı vurabilecek bu füzelerden çok sayıda üretmişti. 1980’lerin başında ABD, Batı Avrupa’ya Pershing ve Cruise füzeleri yerleştirdiğinde, Sovyetler Birliği de SS-20 orta menzilli füzeler yerleştirerek karşılık vermişti. 1980’lerde Amerika ile Sovyetler Birliği arasında olası nükleer savaşın arenası Avrupa idi. Bu yüzden paniğe kapılan Avrupa, orta menzilli füze anlaşması imzalanması için bastırmıştı.

Üçüncüsü: O zamanki Amerikan hamlesi incelendiğinde, Amerikan politikasının ciddiyeti anlaşılabilir. Bir yandan Amerika, Batı Avrupa ile ABD arasındaki güvenlik bağını sıkılaştırmış ve Avrupa kıtasının kaderini Washington’a bağımlı hale getirmişti. Öte yandan Amerika, Gorbaçov’un 1980’lerin başlarından bu yana silahsızlanma konusundaki kararlı adımlarını görmüştü. İki ülke arasındaki silahsızlanma müzakereleri olgunlaşıp bir anlaşmaya varıldığında, Amerika anlaşmayı kısa ve orta menzilli füzelerle sınırlandırmıştı. Böylece en büyük zararı Sovyetler Birliği görmüştü. Sovyetler Birliği, büyük paralar harcayarak ürettiği 1800 nükleer füzesini imha ederken, Amerika sadece 800 füzesini imha etmişti. Yani Moskova’nın imha ettiklerinin yarısından bile azdı. “1991 yılının Mayıs ayına gelindiğinde taraflar, yürürlükteki anlaşma nedeniyle 2.600’den fazla füzenin imha edildiğini açıkladılar. Rusya, yaklaşık 1.800 füze imha etmişti... [02.02.2019 El Cezire.net] Başka bir deyişle, Füzelerin İmha Edilmesine İlişkin Anlaşma 1991 yılında sona ermişti. Ancak anlaşmaya bağlılık yani benzeri nükleer füze üretimi yasağı devam etmişti...

Dördüncüsü: Trump ve öncesinde de kısmen Obama yönetiminin uyguladığı Amerikan stratejisi irdelendiğinde, küresel gelişmelerin Washington’u bütün politikalarını yeniden gözden geçirmeye ittiği anlaşılabilir... Amerikan stratejisinin çözümlemeyi hedeflediği köklü konular şunlar:

1- Amerikan ekonomisi: Amerika, küresel üstünlüğünün dinamiklerinden biri olarak görülen ekonomisinin global yönden bitap düştüğünü gördü... Buna karşın Amerika tarafından sağlanan güvenlik şemsiyesinden dolayı yeterince güvenlik harcamasında bulunmayan Avrupa’nın ekonomik yönden güçlendiği görüldü... Diğer yandan önem açısından Avrupa’dan geri kalmayan Çin, çok hızlı bir yükseliş sergiledi. Yirmi yıl içinde birinci sınıf bir ekonomi inşa etti. Dünya Bankası gibi Amerika’nın kurduğu uluslararası kurumların itibarını zedeleyecek finans kurumları kurdu, Asya Kalkınma Bankası gibi... Bu gerçekler ve küresel ekonomik dalgalanmalar, Amerika’yı küresel hegemonyasının temel taşı olarak kabul edilen ekonomik geleceğinden kuşku duymaya itti. Bu yüzden askeri üstünlüğüne odaklandı. Yani rekabet halindeki ülkelerin kalbine korku salmak için nükleer füze sopasını gösterdi. Trump döneminde artık Amerika, amaçları gizleme gereği duymuyor. ABD Başkanı, “Milletin aklı başına gelene dek, ABD, nükleer silah geliştirip cephaneliğini güçlendirmeye devam edecek.” dedi.

2- Amerikan Avrupa sürtüşmesi: Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Avrupa kıtasını Rusya, Çin ve hatta ABD’ye karşı savunmak için gerçek bir Avrupa ordusu kurulması çağrısında bulundu. Trump, Avrupa’nın güvenliğini koruyan, korumak için harcamalar yapan Amerika’yı Avrupa’nın nasıl güvenlik tehdidi olarak görebildiği konusunda şaşkınlığını dile getirdi... Ayrıca Avrupa, iklim anlaşması, ABD’nin Irak savaşı, Arap, İslami ve Afrika ülkelerinde yorucu nüfuz mücadeleleri gibi birçok konuda Amerika ile ayrı düşüyor, hatta büyük oranda Çin’le işbirliği yapıyor... Bütün bunlar nedeniyle Amerika, Rusya’nın yeniden Avrupa için bir tehdit teşkil etmesini istiyor. Rusya ile yaptığı antlaşmadan çekildiği takdirde Rusya, füze üretimine start vermek zorunda kalacak ve Rusya’nın nükleer tehdit ağırlığı, komşusu Avrupa üzerine yeniden çullanacaktır. Oysa antlaşma, Avrupa topraklarında nükleer rekabet konusunda bir moratoryum mesabesindeydi. Örneğin Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, “Reuters’e yaptığı açıklamada, “Anlaşma 30 yıldır Avrupa’nın güvenlik yapısının önemli bir ayağı oldu” ifadesini kullanmıştı. [21.10.2019 sputniknews] Alman haber ajansı DPA’ya konuşan Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, ABD’nin yeni orta menzilli füzelerinin Almanya veya Avrupa’nın herhangi bir yerine yerleştirilmemesi gerektiğini belirterek, ‘‘Yeni orta menzilli füzelerin Avrupa’da konuşlandırılması için girişimler, Almanya’nın direnciyle karşılaşacak.’’ dedi. [28.12.2018 al-vefagh.com]

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise, Fransızca yayım yapan French radio Europe 1’e verdiği röportajda, “ABD’nin Rusya ile 1987’de yaptığı orta ve kısa menzilli balistik ve kruz füzelerin kaldırılması anlaşmasından çekilmesinin Avrupa’nın güvenliğini tehlikeye sokacağını belirterek, “ABD Başkanı Trump’ın birkaç hafta önce silahsızlanma anlaşmasından çekileceğini gördüğüm zaman burada kurban kim olacak? Avrupa ve onun güvenliği. Ben abartmıyorum” dedi. [06.11.2018 www.youm7.com]

3- Rus politikası ve Amerika’nın baskısı: Trump yönetimi, göreve geldikten sonra neredeyse her ay Rusya üzerindeki baskısını arttı. Yaptırımlar uygulamak, NATO’nun askeri yapısını Rus sınırlarına dayamak, yeni ülkeleri (Makedonya) NATO üyesi yapmak, Rusya’yı Suriye’de açmaza düşürmek, açmazından çıkışını alttan almak, doğu sınırında (Güney Kore) Bölge Yüksek İrtifa Hava Savunması (THAAD) sisteminin kurulumunu tamamlamak,  Japonya’nın Kuril Adaları’ndaki hak iddialarını yeniden diriltmek ve Rusya-Japonya ilişkilerini krize sokmak gibi. Bu Amerikan baskıları kesinlikle bitmeyecektir... Rusya karşısında Amerika’yı cesaretlendiren husus, Rusya’nın Suriye’de isteğine yanıt vermesidir. Onun için Amerika, Rusya’nın ABD’ye verdiği küresel hizmetlerini Çin Okyanusu’na taşımak istiyor. Rusya, bu politikanın farkında. Rus Dışişleri Bakanı bunu açıkça dile getirdi. “Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov “Rusya’nın ABD’nin çıkarlarına hizmet edecek bir araç gibi kullanılmak istendiğini belirterek, “Moskova ile Washington arasındaki ilişkilerdeki sorunun, ABD’nin Rusya’yı nesne olarak görmesi olduğunu” ifade etti. Lavrov, “Avrupa’da disiplin sağlamak ve Avrupa Atlantik bağını güçlendirmek için bizi şeytanlaştırıyorlar. Ya da sözgelimi Rusya’yı Çin’e karşı kendi çıkarları için nasıl kullanabileceklerini ciddi ciddi konuşuyorlar” dedi. Ve “Rusya’nın ABD’nin çıkarlarına hizmet edecek bir araç gibi kullanılmak istendiğini belirtti.” [24.12.2018 Russia Today] Amerika, çıkarlarına hizmet etmek üzere Rusya’yı Suriye’de açmaza soktuktan sonra Çin’e karşı sürüklenmek için Rusya büyük baskılara maruz kalıyor. Bu, Rus trendine karşı yeni Amerikan politikasının kalın çizgisidir... ABD’nin, Rusya ile yaptığı orta ve kısa menzilli füzeler antlaşmasından çekilmesi, bir yandan Rusya üzerindeki tazyiki artırırken, diğer yandan Rusya ile Çin arasındaki ilişkilerde gerginlik yaratmayı amaçlıyor. Rusya üzerindeki baskıların artmasına gelince, onu yeni bir silahlanma yarışına itecektir. Ekonomisi bunu kaldırabilecek güçte değildir. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, “ABD ile silahlanma yarışına girmek istemiyoruz. Amerika bizi silahlanma yarışına çekmeye çalışıyor” dedi. [07.02.2019 RT Arabic] Çin’le ilişkilerde gerilim yaratmaya gelince, Amerika’nın Rusya’yı orta ve kısa menzilli stratejik silahlanma yarışına girmeye mecbur bırakması, Çin’de büyük endişe yaratacaktır. Zira Çin topraklarının tamamı, 1991 yılında Rusya’nın sonlandırdığı bu füzelerin menzili dâhilindedir. Dolayısıyla bu durum, Çin ile Rusya arasında gerginlik yaratacaktır.

4- Çin’in büyük yükselişi ve Amerika’nın bu yükselişle mücadele gereksinimi:İkinci Obama döneminden beri uygulanmakta olan yeni ABD stratejisine göre Çin, ABD’nin öncelikleri arasındadır. Bu önceliği tırmandıran Trump, Çin’in yükselişini durdurmak için Çin’le ticaret savaşı başlattı. Özellikle Çin’in devasa ekonomik gücü, nükleer silah yeterliliğine sahip güçlü bir ordu kurmasına olanak tanıyor. Bu nükleer silah geliştirilebilir ve Amerikan gücü ve hegemonyasına giderek daha fazla risk teşkil edebilir. Çin’in askeri bütçesi 228 milyar dolardır. Bu, dört ülkenin (Rusya, İngiltere, Fransa, Almanya) toplam askeri bütçesinden daha fazladır. Amerika, Çin’in bazı askeri programlarını gizli tuttuğunu ihtimal dışı görmüyor. Zira Çin ekonomisi, fazla askeri harcama yapmasına imkân veriyor. Bu bir açıdan böyledir... Diğer açıdan iki ekonominin güç yakınsaması nedeniyle Çin ile ekonomik savaş altında ezilen Amerika, Çin’in ekonomik büyümesini engellemek için çabalarını, Çin’e oranla mutlak üstünlüğü sahip olduğu askeri platforma taşımak istiyor. Bu yüzden Amerika, kısıtlamalardan (Rusya ile füze anlaşması) kurtulmaya çalışıyor. Bu kısıtlamalar, Güney Kore, Japonya ve Çin’e komşu diğer ülkelere konuşlandırabileceği orta ve kısa menzilli nükleer silahlar ile Çin’i çevrelemesini engelliyor. Başka bir deyişle silahlanma yarışı ile Çin’in ekonomik gücünü bölmek istiyor. Çünkü Çin, ABD’nin Çin Okyanusu’ndaki olası adımlarına misilleme yapmak için daha fazla orta ve kısa menzilli füzeler üretmeye koyulacaktır. Hem de Amerika’nın yalnızca kendi ekonomik kapasitesini değil, aynı zamanda Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerin enerjilerini de Uzak Doğu’daki silahlanma yarışında kullandığı bir anda.

Beşincisi: Özetle Rusya ile yapılan füze anlaşmasından çekilmesi ile ABD’nin uzun vadede şu hedefleri gerçekleştirmeyi amaçladığı açıkça görülür:

1- Ekonomisinin gerilemesi, özellikle Çin ekonomisinin büyümesi ve ABD ekonomisiyle rekabet etmesi ile hegemonyasının önemli bir enstrümanı olarak ekonomik etkinliğinin zayıflaması, ayrıca Avrupa ile rekabeti nedeniyle Amerika, mutlak rekabetsiz olduğu stratejik askeri kapasitesini bariz bir şekilde artırmaya, Avrupa’daki ve keza Rusya ve Çin’e karşı küresel hegemonyasını perçinlemeye karar verdi.

2- Avrupa’nın giderek özgürleşmesi, birçok uluslararası konuda politik olarak ABD’ye diklenmesi nedeniyle Amerika, Rus tehdidini yeniden diriltme kararı aldı. Ki Sovyet döneminde olduğu gibi yeniden Rus tehdidi, Avrupa’nın kalbine çullansın. Rusya ile yeniden silahlanma yarışı başlattı ki Avrupa ülkeleri Rusya’dan korumak için ABD’nin nükleer şemsiyesine sığınmaya mecbur kalsın, dolayısıyla askeri harcamalarını artırsın, ABD’nin liderliği altında kalma güvencesi vermek gibi Washington’un yeni şartlarını kabul etsin.

3- Rusya üzerindeki baskıyı arttırmak, Rusya’nın güç yetiremeyeceği yeni bir silahlanma yarışı ile stratejik pozisyonunu tehdit etmek, Rusya’yı Çin’in hoşuna gitmeyeceği bir tutuma itmek ve böylece iki ülke arasında uzaklaşmaya neden olmak. Washington’un antlaşmadan ayrılmasının getirdiği yeni stratejik duruma bağlı olarak Rusya’nın önünde her biri diğerinden daha acı iki seçenek var. Ya stratejik yeteneklerinin sınırlılığını gösteren ölü bir silahlanma yarışına girecek ve böylece stratejik kapasite açısından Fransa ve İngiltere’nin pozisyonuna yakın bir konuma düşecektir. Ya da prestijini koruyabilmek için Amerikan baskılarına boyun eğecek ve böylece tamamen ABD kararına bağlı küresel ihtişamını sürdürecek, bunun karşılığında Çin Okyanusu’nda ABD hedeflerine hizmet etmek için Amerika ile birlikte hareket etmek zorunda kalacaktır.

4- Amerika’nın Rusya ile yaptığı antlaşmadan çekilme hedefleri arasında belki birinci sırada Çin gelir. Amerika, Çin’in askeri potansiyelini kontrol etmek istiyor ve Çin’in askeri yetenekleri sürpriziyle karşılaşmak istemiyor. Tıpkı hızlı büyüyen Çin ekonomisi sürpriziyle karşılaşmış olduğu gibi… Amerika, sanki bu kabiliyetleri kendi gözetimi ve denetiminde gelişmesini sağlayan ya da Çin’i Uzak Doğu’da stratejik bir silahlanma yarışına sokan anlaşmalarla kontrol etmek istiyor. Amerikan üstünlüğündeki bu yarış, Çin ekonomisinin dayanıklılığını kırmanın güçlü bir enstrümanı olacak ve dolayısıyla onu çöküş trendine doğru itecektir.

Altıncısı: Sonuç olarak Müslümanların bu uluslararası çatışma arenasından uzak kalmaları yürekleri sızlatıyor. Onlar, bu çatışmanın ne neferi ne de kervanıdır! Dahası İslam ülkelerindeki şerli yöneticiler, İslam yıldızının doğuşunu önlemek için özelde Amerika genelde Batıya çok daha duyarlı hale gelmişlerdir... Ancak İslam ümmetinde görülen ve gittikçe artan İslami canlılık, laik yöneticilerin programlarını reddediş ve laik yöneticiler karşıtı gösteriler, ceberut çağının artık fazla uzun ömrü kalmadığını gösterir. Dolayısıyla Allah’ın izniyle bu çağı samimi çalışanlar eliyle Raşidi Hilafet izleyecektir. Böylece Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi gerçekleşecektir.

ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ “Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra sustu.” Ardından dünya yeniden Hilafet ışığıyla aydınlanacak, sömürgeci kâfirler kötülükleriyle yurtlarına geri dönecekler, İslam ümmeti tekrar dünyanın lideri olacak, şer ve şer ehlinden uzak dünyaya liderlik edecektir.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ “O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]

H.07 Cumade’s Sânî 1440
M.12 Şubat 2019

Devamını oku...

ABD-Taliban Görüşmeleri

Soru Cevap

ABD-Taliban Görüşmeleri

Soru:

Afgan Talibanı kaynakları, Doha’da ABD’nin Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad ile altı günlük görüşmelerde önemli ilerleme kaydedildiğini ve ABD’nin anlaşmanın tamamlanmasının ardından 18 ay içinde askerlerini çekeceğini söyledi. Yapılan bazı açıklamalara göre ise Doha anlaşması hâlâ taslak halindedir ve şuana dek hiçbir bağlayıcılık özelliği yoktur. 27 Ocak 2019’da Reuters, ikinci tur görüşmelerin 25 Şubat 2019’da yapılacağını söyledi... Ancak asıl soru şudur: Uzun yıllar süren cihattan sonra Taliban, Amerika’nın tuzağına düştü mü? Bu nasıl oldu? İşler nereye gidiyor? Allah mükâfatınızı artırsın.

Cevap:

İlk önce 16 Ağustos 2017’de yayınlanan (ABD’nin Afganistan Stratejisi) başlıklı soru cevapta geçenleri hatırlatmakta fayda olacağını düşünüyorum. Soru cevapta, ABD ve NATO müttefiklerinin, Afganistan’da askeri zafer elde edemediklerini, Afganistan bölgelerinin çoğunda kontrolün bilfiil Taliban’da olduğunu belirtmiş, ajan Afgan hükümetinin, bu Amerikan savaşını yürütmekten aciz kaldığını, başkent ve diğer bazı bölgeleri zorla kontrol ettiğini söylemiştik. Ayrıca ABD-Trump’ın Afganistan politikasını gözden geçirdiğini kaydetmiştik: “Bu gözden geçirme Afganistan arenasını serinletme, ABD varlığını askeri üslerle sınırlama, bu üsleri tehlike anında kullanma ve misyonlarını sanki “IŞİD” karşıtıymış gibi gösterme yönünde seyredecektir... Amerika, Taliban’ın ayartılmasını kolaylaştırmak için Pakistan’ın rolünü yeniden aktif hale getirecektir. Bu rol gereği Pakistan Silahlı Kuvvetleri Komutanı, Kabil’deki kukla hükümet ile masaya oturması, pazarlığa tutuşması, Afganistan’daki Amerikan politik sistemine katılımını sağlamak için Taliban’a karşı fazla yumuşak ve sempatik davranabilir... Amerika, Afganistan’daki seçeneklerinin giderek tükendiğini ve Hindistan seçeneğinin de iflas ettiğini fark etmesinin ardından Afganistan’daki kukla Amerikan yönetimine entegre etme umuduyla Taliban ile müzakere yoluna başvurdu. Taliban liderlerini müzakereye sürüklemek için de Pakistan yönetimindeki ajanlarını kullandı... Ancak bütün bu girişimler fiyaskoyla sonuçlandı. Hem politik hem de askeri açıdan Amerika, Afganistan konusunda hiçbir başarı elde edemedi...” Fakat Amerika, bölgedeki ajanlarına dayanarak başarıya ulaşmaktan hiçbir zaman ümidini kesmemiştir. Zira Afganistan’daki askeri ve mali kaybı uykularını kaçırmaktadır... ABD’nin Afganistan krizi gözden geçirildiğinde şunlar görülür:

Birincisi: Amerika, büyük bir borç içerisindedir. Bu borç, 2008’de krize maruz kalan ve etkilerini hâlâ sürdüren ekonomisini tehdit ediyor. Amerika, Ortadoğu’daki yani İslam ülkelerindeki savaşlara yedi trilyon dolar harcadığını, ama Başkan Trump’ın da dediği gibi hiçbir şey elde edemediğini düşünüyor. Trump, 22 Ocak 2017 tarihinde Twitter hesabından attığı tweette “Ortadoğu’da aptalca 7 trilyon dolar harcadıktan sonra şimdi kendi ülkemize yatırım yapma zamanı” diye yazdı. BBC’nin, 9 Ocak 2016 tarihinde Amerikalı Forbes dergisinden aktardığına göre “Afganistan savaşı, şuana dek Amerika’ya bir trilyon 70 milyar dolara, 2400’ün üzerinde askeri kayba, on binlerce yaralı, kalıcı deformasyon ve sakatlıklara mal olmuştur. Bu büyük insan ve finans kaybına rağmen Amerika, Taliban hareketini yok edemedi.”

İkincisi: Amerika, Taliban’ı askeri olarak yok edemeyince, hezimete uğradığını göstermeksizin Afgan savaşından kurtulmanın tek seçeneğinin Taliban ile müzakereye tutuşmak olduğunu gördü... Bu seçenek, Amerika’nın halen Afganistan’da yürürlükteki stratejisidir. ABD Dışişleri Bakanlığı, belirli bir misyonu yerine getirmek üzere Zalmay Halilzad’ı ABD’nin Afganistan Özel Temsilcisi olarak atadı. Bu bile bu seçeneğin ABD için hayati öneme sahip olduğunu teyit eder. “ABD Dışişleri Bakanlığı, yaptığı önceki bir açıklamada, Halilzad’ın misyonunu şöyle özetledi: Taliban’ı müzakere masasına oturtmak amacıyla ABD çabalarını koordine etmek ve yönetmek...” [12.01.2019 Anadolu Ajansı] Bu nedenle Amerika, Taliban’ı müzakere masasına oturtmak ve bunun için baskı yapmak seçeneği üzerinden yürüdü. Amerikan’ın, Afgan savaşından kurtulma vizyonu, yeni değil. İlk başta Amerika, Taliban ile rejim arasında müzakere hattı kurma faaliyetleri yürüttü, ancak bu girişimler fiyaskoyla sonuçlandı... Böylece ABD’nin, Taliban ile Afgan rejimi arasında arzuladığı müzakereler, kukla hükümet olduğunu gerekçesiyle Taliban tarafından reddedildikten sonra ABD ile müzakere safhasına geçildi... Ardından Taliban, Afgan rejiminin kurucusu Amerika ile müzakere masasına oturmaya karar verdi!

Üçüncüsü: Şunun belirtilmesi ve bilinmesinde fayda vardır; ABD, Taliban’ı barışçıl müzakerelere ikna etmek için habis yollarla gerekli ortam ve atmosferi hazırladı. Ortamı hazırlamak için hem ajanları hem de ajanları dışındaki yöneticiler aracılığıyla Afganistan ve bölgede bazı eylemlerde bulundu:

1- ABD, Taliban liderlerine özellikle de müzakere karşıtlarına karşı hava saldırıları düzenledi. ABD’li yetkililer, Amerika’nın dün Cumartesi günü Afgan Talibanı lideri Ahtar Mansur’a karşı insansız hava aracı ile saldırı düzenlediğini söyledi... ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, Ahtar Mansur’u “Afgan hükümeti ile Taliban arasında barış ve uzlaşıyı engelleyen biri” olarak nitelendirdi. [22.05.2016 Dünya El Vatan] Yani Ahtar Mansur, Obama yönetimi sırasında müzakereleri reddetmesinden ötürü hedef alındı. Amerika, Trump yönetimi sırasında da hava saldırılarını sürdürdü. NATO “kesin destek” misyonu tarafından Çarşamba akşamı yapılan basın açıklamasında, “22 Temmuz’da ABD tarafından Kapisa vilayetine bağlı Tagab ilçesindeki Afgan özel güvenlik kuvvetlerini desteklemek amacıyla düzenlenen hava saldırısında iki Taliban komutanı öldürüldü.” [25.07.2018 sputniknews] Bu olaydan hemen sonra başka bir Taliban lideri daha öldürüldü. “Afganistan’daki ABD güçleri sözcüsü Albay Dave Butler, “Dün ABD’nin düzenlediği hava saldırısı sonucu Taliban lideri Molla Manan’ın öldüğünü doğrulayabiliriz. Siyasi bir çözüme doğru ilerliyoruz” dedi. [02.12.2018 CNN Arabic]

2-İran, Taliban’a elini uzattı. Bunun üzerine Taliban, İran’ın “Amerikan karşıtı bir devlet” olduğu düşüncesiyle güvende olduğunu sandı. Bu yüzden bazı liderleri İran’a sığındı. İran’dan dönerken sınırda büyük olasılıkla Amerikan-İran koordinasyonunda suikasta uğrayan Molla Ahtar Mansur olayından ders çıkarmamış olmalı ki İran’a güvenmeye devam etti... İran, Taliban’ı Amerikan siyasi çözümüne doğru itti. “İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Taliban temsilcilerinin pazar günü başkent Tahran’da İran Dışişleri Bakan Yardımcısı ile kapsamlı müzakereler yaptıklarını açıkladı. İran, Afganistan’da etkin olmaya başlayan diğer İslami grupların önünü kesmeye çalışıyor. Görüşmenin Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin bilgisi dâhilinde gerçekleştirildiğini belirten bakanlık sözcüsü, görüşmelerin Taliban ile Afgan hükümeti arasındaki müzakerelerin ana hatlarını belirlemeyi amaçladığını belirtti... [31.12.2018 euronews]

3- Katar, Doha’da bir Taliban ofisi açtı. Taliban, Katar’ın tanımasının kendisini güçlendireceğini düşünürken, Katar, Taliban’la müzakereler için ABD ile koordinasyon içerisinde bu ofisin açıldığını belirtti. Katar, ambargo ülkeleri ile yaşanan kriz sırasında “Eski CIA direktörü David Petraeus’un yaptığı açıklamaların yeterli olduğunu söyledi. Petraeus, Doha’da Taliban ile Hamas arasında gerçekleşen görüşmenin, ABD hükümetinin isteği doğrultusunda gerçekleştiğini kaydetti. Aslında bu, Katar’ın gizleyecek hiçbir şey yapmadığını kanıtlar. Bu herkesin arkasından değil bilgisi dâhilinde olmuştur... Ayrıca Hamas ve Taliban, Filistin ve Taliban sorununa bir çıkış yolu bulmak için ABD’nin talebiyle Doha’da bulunmaktadır.” [04.07.2017 www.al-sharq.com] Katar, Taliban’a yanında olduğu, desteklediği ve tanıdığı zannını verdi. Taliban da bu tuzağa düştü... “Abluka” ülkelerinin Katar’a yönelik açıklamaları şiddetlenince ve Trump yönetimine yalvarmaya, rejimini korumak için para ödemeye başlayınca, İngiliz ajanı Katar, Trump yönetiminin Suudi tehlikesini hafifletmesi umuduyla Taliban’ı müzakere masasına oturtarak Amerika’ya şirin görünme yaklaşımını yoğunlaştırdı... Böylece Amerika, Taliban’ı barış müzakerelerine ikna etme mevzusu ve hizmetini, Körfez’deki rakip devletçikler arasında rekabet konusu haline getirdi. BAE, müzakereleri Abu Dabi’ye, Suudi Arabistan Cidde’ye taşımak için Katar’la rekabet içerisine girdiler... Ayrıca Reuters, müzakerelerde yer alan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir Taliban komutanından “Aslında Suudi Arabistan ile Katar arasında yaşanan anlaşmazlık, barış sürecini tamamen mahvetmiştir. ... Suudiler ateşkes ilan etmek için gereksiz yere baskı yapıyorlar.” dediğini aktardı. [14.01.2019 sputniknews] Bu şiddetli çelişki ve anlaşmazlık nedeniyle Taliban, çelişki gibi görünen ama aslında aynı doğrultuda ilerleyen, ABD ile müzakereler yönünde ilerleyen üç Körfez ülkesinin pençesi arasında kaldı. Suudi Arabistan’daki Amerikan ajanları ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar’daki İngiliz ajanları, ABD’ye hizmet ve rızasına nail olmada aralarında kıyasıya rekabet ettiler. Fakat bu batıl rekabet sırasında Taliban temposu tutan bu ülkeler, Amerikan müzakereleri ve siyasi çözüm için mutabakata vardılar. İngiltere, rejimi savunan Katar’ın bu yaklaşımına karşı çıkmıyor. BAE’yi ise başka amaçlar uğruna Amerikan ajanları ile ön cepheye koydu.

4- Taliban konusunda mihenk taşı pozisyonundaki Pakistan’a gelince, Taliban’dan ve Pakistan ordusunun Pakistan Talibanı’na karşı başlattığı şiddetli çatışmalardan vazgeçti. Taliban ile atmosferi yumuşattı ve temaslarını arttırdı. 25 Temmuz 2018’de İmran Han, Pakistan Başbakanı olunca Taliban’a yakınlık gösteren açıklamalar yaptı. Taliban’ın ona güvenmesi nedeniyle koşullar daha da hazır geldi. ABD müzakerelerine düşürmek için bunun kurulan bir tuzak olduğunu fark edemedi... Öyle de oldu, Taliban tuzağa düştü ya da “kendisini düşürdü”. Böylece aynı delikten, ABD politikasını uygulayan Pakistan hükümetinin deliğinden iki kez ısırılmış oldu. Afganistan’da yönetime gelmesi için 1996 yılında Taliban’ı destekleyen Pakistan, 2001 yılında ve sonrasında oğul Bush’un gerçekleştirdiği saldırılar karşısında Taliban’ı tek başına bıraktı, hatta Pakistan içinde Taliban’ın peşine düşerek ABD saldırılarına ortak oldu... Amerika, Taliban’ı ortadan kaldıramayınca, müzakerelere dönme kararı aldı. Çünkü müzakereler, Amerikan çözümü ve Pakistan’daki nüfuzunu korumanın yegâne seçeneğidir. Bunun üzerine İslamabad da yeni Amerikan stratejisini uygulamak ve Afganistan’daki Amerikan nüfuzunu koruma amacıyla Taliban’la atılan eski köprüleri yeniden inşa etti. Böylelikle Taliban bir kez deliğe düştü! Oysa her şey açık ve nettir. Pakistan Başbakanı İmran Han, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın Afganistan barış sürecinde kendisinden yardım istediğini söyledi. Pakistan Geo TV’sine konuşan Han, “Günün erken saatlerinde ABD Başkanından, Afganistan barış görüşmelerinde Pakistan’ın rol oynamasını isteyen ve Taliban’ı müzakere masasına oturtmak için yardım talebinde bulunan bir mektup aldığını belirtti...” [03.12.2018 sputniknews] Yaptığı bu açıklamadan iki sonra ABD’nin Afganistan Özel Temsilcisi Halilzad ile İslamabad’da görüşen Pakistan Başbakanı, ABD’nin Afganistan stratejisine göre hareket edeceklerini vurguladı. “Öte yandan İmran Han, “Pakistan’ın, Afgan barışı ve uzlaşısı için siyasi çözüm istediğini” kaydetti.” [05.12.2018 www.masrawy.com] Pakistan Başbakanı İmran Han Salı günü yaptığı açıklamada, “Afgan barış sürecini desteklemek için elinden gelen her şeyi yapacaklarını söyleyerek, son günlerde Abu Dabi’de Taliban ile ABD arasında gerçekleşen diyaloğa katkıda bulunduklarına dikkat çekti.” [18.12.2018 www.youm7.com] 19 Kasım 2018’de Twitter hesabından açıklamalarda bulunan İmran Han, Pakistan’ın Amerika için yaptığı hizmetleri sıraladı: “... Pakistan, ABD’nin terörle mücadelesine katılmaya karar verdi. Pakistan, bu savaşta 75.000 kayıp verdi ve ekonomisi 123 milyar dolar zarara uğradı. ABD ise 20 milyar dolarlık bir “yardım” da bulundu...” Pakistan eski savunma bakanı Khawaja Asif ise, kendisi de dâhil olmak üzere Pakistan yöneticilerinin ihanet ettiklerini vurguladı. 19 Ocak 2018’de Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “ABD için yaptıklarımızdan ötürü kanımız akmaya devam ediyor. Bizim olmayan savaşlara girdik. ABD’nin çıkarları ile uyumlu olacak şekilde dinimizi yeniden şekillendirdik. Hoşgörülü ahlakımızı mahvettik. Onu bağnazlık ve hoşgörüsüzlük ile değiştirdik.” ifadelerini kullandı. Bu sözlerden daha açık ve net hiçbir şey yoktur. Pakistan, başkasının savaşına girdi. Amerika için Müslüman çocukların kanını akıttı... Amerikan çıkarlarına hizmet etmek için İslam dininin değerleri mahvetti... Pakistan’ın Afganistan’daki rolü ile Türkiye ve Erdoğan’ın Suriye’deki rolü ve ABD’ye hizmet etmek için silahlı gruplara yaptığı baskılar ve onları Amerikan çözümlerine zorlaması arasında benzerlik var. Oysa Amerika, Erdoğan’ı defalarca aşağılamıştır!

5- Afganistan içindeki yerel konjonktür ve Taliban’ı müzakere masasına, siyasi çözümlere itmek için kullanılan Amerikan ajanları ile Amerikan olmayan ajanların bölgesel hareketlilikleri böyledir. Taliban, ister yüzünü Pakistan’a ister İran’a ister Suudi Arabistan’a ister Katar’a isterse BAE’ye dönsün, ABD’nin Afganistan’daki nüfuzunu korumak için Amerikan müzakereleri hattında ilerlediğini görecektir! Bununla birlikte eğer Taliban, Amerika ile müzakerenin riskleri ve müzakereleri kabul etmeye ikna etmek için kötü niyetli ve çarpık taktikler kullanılması konusunda azami gayret gösteren Amerikan ajanlarının baskıları hakkında kafa yormuş olsaydı... Eğer 17 yıllık cihadın, Amerika’ya yaşattığı askeri ve finansal krizin derinliği hakkında kafa yormuş olsaydı... Eğer Amerikan terörü ve küstahlığına direnen herkesi terörist olarak yaftalayan Amerika’nın, terörist kabul ettiği Taliban ile müzakere masasına oturma konusundaki ısrarı hakkında kafa yormuş olsaydı... Evet, bütün bunlar hakkında kafa yormuş olsaydı, ABD’nin Afganistan’da gayrı resmi şekilde hezimet duyurusunda bulunduğunu görürdü. Dolayısıyla bu yenilgiler ABD’yi çökertmeden önce, çöken süper gücün kusuru ifşa olmadan ve açığa çıkmadan önce ABD Afganistan’dan çıkmak istiyor... Yapılması gereken, müzakerelerle savaşa ara vermek değil, bu durumdan istifade ederek şiddetli baskı yapmak ve dolayısıyla Amerika’nın yerilmiş ve kovulmuş olarak çıkmasını sağlamaktır. Çünkü Amerikan tarafına güvenilmez.

لَا يَرْقُبُونَ فِي مُؤْمِنٍ إِلّاً وَلَا ذِمَّةً وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ “Onlar bir mümin hakkında ne akrabalık ne de antlaşma gözetirler.” [Tevbe 10] Taliban, müzakerelerde ne kadar ödün verirse versin, hatta Amerikalı temsilciler yüzüne gülse bile Afganistan’daki nüfuzunu koruma dışında verilen tavizler ABD’yi asla razı etmeyecektir. Kalplerinde sakladıkları ise daha büyüktür!

Bütün bunlardan ötürü Taliban’ın açıklamaları ile altı günlük Doha müzakerelerinin görüşmelerde ilerleme kaydedilmesi için iyi bir başlangıç ​​olarak kabul edilmesi gerçekten acı verici.

A- Siyasi analist Vahid Mücde, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Taraflar, yabancı güçlerin çekilmesi konusunda büyük ölçüde mutabakat sağladı. Afganistan, dünyanın hiçbir yerinde tehdit oluşturmayacak. Önerilen barış sürecine uluslararası himaye sağlamak için Taliban’ın üzerine düşeni yapacağını belirten Mücde, bazı teknik meseleler ve anlaşmanın formülasyonu nedeniyle Doha anlaşmasında bir sonuca varılamadığını söyledi.” [26.01.2019 Anadolu Ajansı]

B- 26 Ocak 2019 günü Reuters’e açıklamalarda bulunan Taliban yetkilileri, “Bazı maddelerin nihai anlaşmaya dâhil edilmesi için Washington ile anlaştıklarını söyledi. Taslak anlaşmada, anlaşmanın imzalanmasının ardından 18 ay içerisinde ABD askerlerinin ülkeden ayrılması maddesi yer aldı. Buna karşılık Taliban, El Kaide veya IŞİD’in Amerikan askerlerine karşı saldırı düzenlemek için Afgan topraklarını bir üs olarak kullanmasını önleme taahhüdünde bulundu...” Taslak metninden, El Kaide ve IŞİD’e izin verilmeyeceği açıkça anlaşılıyor... Amerika, Taliban’a sistemde bir yer vermek istiyor. Buna karşılık ondan diğer örgütlerin karşısında durması için güvenceler talep ediyor. Aynı zamanda onu bu amaç için de kullanmak istiyor.

7- Ayrıca ABD’li yetkililerin yaptığı açıklamalar ile Taliban yetkililerinin yaptığı açıklamalar örtüşüyor:

A- “ ABD’nin Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad, Katar’da Taliban’la ile yapılan altı günlük görüşmelerin ardından Twitter hesabından yaptığı paylaşımında “Buradaki toplantılar, geçmiştekilerden daha verimliydi. Önemli hususlarda ciddi ilerleme kaydettik.” ifadelerini kullandı. [26.01.2019 Deutsche Welle]

B- ABD Savunma Vekili Sekreteri Patrick Chanahan, 28 Ocak 2019 günü düzenlediği basın toplantısında, Taliban’la barış görüşmeleri hakkında “Gerçekten şu anda benim anladığım (görüşmeler) cesaret verici.” dedi. [28.01.2019 El Hurra]

8- Dolayısıyla Doha taslak anlaşması, sapa sağlamken ajan hükümetlerin yumuşattığı Taliban duvarında açılmış büyük bir gedik olarak kabul edilebilir. Kabil hükümeti ile asla müzakere etmeyeceğine dair Taliban’dan yapılan bazı muhafazakâr açıklamalara rağmen ve her şey üzerinde anlaşma sağlanması gerektiğini, aksi halde hiçbir şekilde anlaşma olmayacağını söyleyen ABD açıklamalarına rağmen tarafların yapacağı başka müzakere turları, Doha müzakerelerinin kazandırdığı ivme ve ajanların güçlü iteneğine bağlıdır. O yüzden 17 yıllık savaşın ardından Afganistan’daki açmazdan kurtulmak için nihayet Amerika lehine tünelin sonunda bir ışığın belirdiğini söyleyebiliriz... Ancak Taliban içindeki samimiler akımının estireceği fırtınalar, anlaşmanın boşa çıkmasını sağlayabilir ve böylece Amerika’nın Afgan savaşından çıkmak için güvenli yol olarak gördüğü ışık sönebilir.

9- Bu nedenle Taliban ve Haçlı Amerika ile NATO işgaline karşı direnen mücahitler, Amerika ve kuklası rejime ödün vermemeli, ortak olmamalı, Amerika’yı yenik ve zelil bir şekilde çıkışa zorlamak için direnişe devam etmelidir. Savaş, bir saatlik sabırdır. Amerika, mücahitlerin iradesini kıramayınca müzakereleri kabul etmek zorunda kaldı. Taliban, müzakere bataklığına saplanmaktan sakınmalıdır! Amerikalılar ve Batılılara göre müzakere bataklığı, savaşla elde edemediklerini müzakereler yoluyla elde etmek için yani bir damla bile kan akıtmadan veya hiç bir para harcamadan hasmı masada yenmek için karşı tarafın tavizi anlamına gelir. Pragmatik politik kavramlarına göre bu böyledir... Amerika, cani bir saldırgandır. Saldırganlığı ve cürümleri yüzünden hesaba çekilmelidir. Zira katliam işledi, yaraladı, sakat bıraktı, milyonlarca Afganlıyı yerinden etti, ülkeyi yıkıma uğrattı. İşlediği suçlar, saymakla bitmez, sayılamaz. Bu suçlar, eski Sovyetler Birliği’nin Afganistan’da işlediği suçları andırıyor, hatta geçiyor... Zelil ve bozguna uğramış bir şekilde ülkeden kovulan Sovyetler Birliği gibi ABD de aynı akıbete maruz kalabilir. Yeter ki Taliban, Amerika ile uğrunda savaşa çıktığı yolda sabır ve sebat eylesin. Allah Subhânehu ve Teâlâ, düşmandan sayıca çok daha az olsalar bile sabredenleri ve sebat edenleri zaferle müjdelemiştir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُمْ مُلَاقُو اللَّهِ كَمْ مِنْ فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً بِإِذْنِ اللَّهِ وَاللَّهُ مَعَ الصَّابِرِينَ “Allah´ın huzuruna varacaklarına inananlar: Nice az sayıda bir birlik Allah´ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir, dediler.” [Bakara 249] Afganistan’da kurulu kukla rejime katılmak yerine onu ortadan kaldırmak ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in doğuşunu müjdelediği Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet olan İslami yönetimi kurmak için çalışılmalıdır.

ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ“Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.”

لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ İşte Çalışanları bunun için çalışsın.” [Saffat 61]

H.01 Cumade’s Sânî 1440
M.06 Şubat 2019

Devamını oku...

İçtimai Nizam Kitabında Geçen (İlişki, Sorunlar) Sözcükleri Arasındaki Kombinasyon, Bilinçli ve Anlamlı Bir Kombinasyondur

Soru Cevap

İçtimai Nizam Kitabında Geçen (İlişki, Sorunlar) Sözcükleri Arasındaki Kombinasyon, Bilinçli ve Anlamlı Bir Kombinasyondur

Soru:

Elimizdeki matbu (Arapça) İçtimai Nizam Kitabının 122. sayfasında, resmi internet sitesindeki kitabın 101. sayfasında evlilik bölümünün ilk paragrafında şöyle geçmektedir: Erkekler ile kadınların birlikteliğinden kendi maslahatlarına ve içerisinde yaşadıkları cemaatin maslahatlarına ilişkin ilişkiler doğar ki bunlar, alışveriş, icara, vekâlet ve benzerlerinden dolayı toplumdaki birliktelikten doğan sorunlardan başkadır. Bu ilişkilerin, sadece evlilik olduğu akla gelebilir...

Başta ilişkilerden bahsediliyor, ardından ilişkilerin, sorunlardan farklı olduğu belirtiliyor. Sonra da bu ilişkilerin evlilik olduğu akla gelebilir ifadesine geçiliyor. Peki, söz konusu ilişkilerken neden bunlar, sorunlardan farklı denildi de ilişkilerden farklı denilmedi?

Cevap:

İslam Nizamı, ilişkiler ve bunlardan kaynaklanan sorunları düzenler. Örneğin İslam Nizamı, kadın erkek ilişkisini evlilikle ve bu ilişkiden doğan sorunları da boşanma ile düzenler. Evlilik, ortaya çıkan bir sorunun düzenlenmesi değil, erkek ve kadın arasındaki ilişkinin düzenlenmesidir. Boşanma, bir ilişkinin düzenlenmesi değil, bu ilişki nedeniyle ortaya çıkabilecek bir sorunun tedavisi ve düzenlenmesidir... İslam, toplum bireyleri arasındaki alışveriş ilişkisini satış sözleşmesiyle, bu ilişkiden doğan sorunları da örneğin sözleşmenin feshi hükümleriyle düzenler... Dolayısıyla nizam, ilişkinin şeri hükümlerle düzenlenmesi ve ortaya çıkan sorunların şeri hükümlerle tedavisini kapsar... İçtimai Nizam Kitabının birçok yerinde bu iki hususa özenle vurgu yapılmıştır. Yani İslam Nizamında ilişkileri düzenleyen hükümler olduğu gibi sorunları tedavi eden, düzenleyen hükümlerin de olduğuna itinayla belirtilmiştir. İslam Nizamı, bütün yönleri kapsayan bir sistemdir. Örneğin İçtimai Nizam Kitabında (Arapça) şöyle geçmektedir:

- 6-7. sayfasında:

“... Buna ilaveten içtimaîkelimesi nizamın sıfatıdır. Dolayısıyla bu nizamın, birliktelikten kaynaklanan sorunların veya birliktelikten kaynaklanan ilişkilerin düzenlenmesi için konulmuş olması kaçınılmazdır. Erkeğin erkekle, kadının kadınla birlikteliği ise, bir nizama gerek duymaz; çünkü bunlardan bir nizama gerek duyan ne sorunlar, ne de ilişkiler kaynaklanır. Ancak birlikte olmasalar da aynı beldede yaşıyor olmaları bakımından aralarındaki maslahatların düzenlenmesi bir nizama gerek duyar. Erkeğin kadınla, kadının erkekle olan birlikteliğine gelince; hem bir nizam ile düzenlenmeye gerek duyan sorunların kendisinden kaynaklandığı, hem de bir nizam ile düzenlenmeye gerek duyan ilişkilerin kendisinden kaynaklandığı şey işte budur. Dolayısıyla bu birlikteliğin, içtimaî nizam olarak isimlendirilmesi daha uygundur; çünkü hakikatinde bu, hem kadın-erkek arasındaki birlikteliği, hem de bu birliktelikten kaynaklanan ilişkileri düzenler.

- 100. sayfasında:

... Bu birliktelikten doğan ilişkilere ve ondan dallanan sorunlara gelince; içtimaî nizamın başka bir parçasıdır ki bu evlilik, boşanma, evlatlık, nafaka ve benzerleridir. Her ne kadar bu hükümler evlilik, boşanma ve benzeri hükümler-, ferdin fertle olan ilişkisini tanzim etmesinden dolayı toplum nizamlarından olsa da aslı bakımından bunlar, kadın ile erkek arasında meydana gelen birliktelikten doğmuştur. Bunun içindir ki asılları ve içtimaî nizamda ortaya çıkmaları bakımından ele alınırlar. Tafsilat ve teferruatları bakımından ise bunlar, toplum nizamlarından bir parçadır ve muamelat babında ele alınır .

Buna göre (ilişki, sorunlar) sözcükleri arasındaki kombinasyon, İçtimai Nizam Kitabının 101. sayfasında geçen paragrafla ilgili soruda belirtilen yere özgü değildir. Çünkü ilişki ile sorun arasında bir ayrımın olduğunu ve nizamın bu iki hususu da içerdiğini belirttik...

Burada başka bir durum daha söz konusu. Sorulan yerin birinci ve üçüncü yerinde “ilişkiler” sözcüğünün kullanılması yerindedir. Çünkü her iki yerde de aynı şeyden yani birliktelikten doğan kadın erkek ilişkilerinden bahsediliyor. Ortada kalan ikinci yerde ise, bu ilişkilerden farklı bir şey hakkında bahsediliyor. Toplumdaki birliktelikten doğan alışveriş, icara, vekâlet vb. şeylerden bahsediliyor. Alışveriş, icara, vekâlet vb. insanlar arasındaki ilişkilerdir. Bunlardan kaynaklanan şeylere “ilişkiler” sözcüğünü kullanmak yerine “sorunlar” sözcüğünü kullanmak daha yerindedir. Söz konusu metni tekrar zikrediyoruz:

Erkekler ile kadınların birlikteliğinden kendi maslahatlarına ve içerisinde yaşadıkları cemaatin maslahatlarına ilişkin ilişkiler doğar ki bunlar, alışveriş, icara, vekâlet ve benzerlerinden dolayı toplumdaki birliktelikten doğan sorunlardan başkadır. Bu ilişkilerin, sadece evlilik olduğu akla gelebilir. Aslında evlilik, bunlardan biridir ve bunlar evlilik dışındakileri de kapsar. Bunun içindir ki cinsi birliktelik, nevi içgüdüsünün tek tezahürü değildir. Bilakis o, onun tezahürlerinden biridir.”

Böylece görülüyor ki (ilişki, sorunlar) sözcükleri arasındaki kombinasyon, bilinçli ve anlamlı bir kombinasyondur ve aynı zamanda sorulan yerdeki kontekst ile de uyumludur. Dolayısıyla metinde değişiklik veya düzeltme yapılmasına gerek yok. Çünkü dosdoğru ve tutarlı bir metindir.

Umarım, konu açıklığa kavuşmuştur.

H.30 Cumade’l Ûlâ 1440
M.05 Şubat 2019

Devamını oku...

İngiltere’nin Brexit Anlaşmasını Oylama Gerçeği!

Soru Cevap

İngiltere’nin Brexit Anlaşmasını Oylama Gerçeği!

Soru:

16 Ocak 2019 günü May hükümeti, muhalefetin hükümeti düşürme girişimine karşın parlamentodan güvenoyu almayı başardı. İngiltere Başbakanı Theresa May Çarşamba günü, ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin verdiği güvensizlik önergesiyle ilgili oylamada parlamentonun alt kanadı Avam Kamarası’ndan güvenoyu aldı. May hükümeti, 306’ya karşı 325 oyla güvenoyu almayı başardı... Çarşamba günü yapılan oylamanın sonucundan, Salı günü Brexit anlaşması aleyhinde oy kullanan Muhafazakâr Parti’den yaklaşık 100 milletvekilinin yeniden hükümete güvenoyu verdiğini anlaşılıyor... [16.01.2019 AFP] Bunu nasıl anlamamız gerekiyor? May’in partisinden yaklaşık 100 milletvekili, Brexit anlaşmasına karşı oy kullandığı için muhalefet cephesi çoğunluğu elde etti ve dolayısıyla 202’ye karşı 432 oyla Mayin anlaşması parlamentodan onay alamadı... Sonra aynı 100 milletvekili, May lehinde oy kullandı ve böylece May parlamentodan güvenoyu almayı başardı. Görünürde sanki rol paylaşımı yapılmış gibi! 2016’daki Brexit referandumunun yürürlüğe girmesine yaklaşık iki ay kala reddedilmesini nasıl yorumlamalıyız? Allah mükâfatınızı artırsın.

Cevap:

İngiltere, sinsilik, dâhilik ve amacına erişmek için manevra ve oyalama konusunda ustadır... Cevabın açıklığa kavuşması için aşağıdaki hususlara bir göz atacağız:

Birincisi: 23 Haziran 2016’da yani bundan yaklaşık iki buçuk yıl önce yapılan referandum sonrası yayımlanan 5 Temmuz 2016 tarihli soru cevaptan bazı pasajlar aktaracağım. 15 Ocak 2019’daki oylamada olacakları tahmin ediyorduk. Söz konusu soru cevapta şöyle geçmektedir:

1- “23 Haziran 2016da Avrupa Birliğinde kalıp kalmama konusunda İngilterede bir referandum gerçekleşti. Yaklaşık yüzde 52lik kesim çıkma yönünde oy kullandı. Referandumun ardından İngiltere Başbakanı Cameron, üç ay hükümetin başında kalmak koşuluyla istifa ettiğini açıkladı... Cameron, seçim kampanyası sırasında eğer 2015 seçimlerini kazanırsa, referandum yapacağına dair söz vermişti. İngiliz geleneği üzere hareket eden Cameron, Avrupa Birliği ve diğer üye devletleri İngilterenin Birlikten çıkış kararının yaratacağı siyasi ve ekonomik kaosla korkutarak belli ayrıcalıklar elde etmek için referandum imasında bulunmuştu!

2- İngilizlerin, ABden tavizler koparmak için referandumla tehdit etme politikası, yeni değil. Aksine Birliğin bünyesine katıldığı ilk yıllardan beri referandumla tehdit ediyor. İngiltere, Ocak 1973ten bu yana Avrupa Ekonomik Topluluğunun bir üyesidir. Para birimi Sterlinikoruma ve Şengenbölgesi dışında kalma, Avrupa Birliği üyeliğine rağmen İngilterenin elde ettiği özel iki statüdür. Birlik içinde daha fazla ayrıcalıklar elde etmek için referandumdüşüncesini, Avrupa ülkelerine şantaj yapmanın bir enstrümanı olarak kullanmıştır. Birlikte kalma koşullarını iyileştirmek için 1975 yılında bir referandum düzenledi. O zaman İngilizler, Avrupa Ekonomik Topluluğunda kalma lehinde oy kullanmışlardı... Dolayısıyla amaçlarına ulaşmak için düzenlenen ve art niyetli emeller taşıyan İngiliz referandumları, bu gibi durumlarda takip edilegelen bir politikadır. Muhafazakâr Partisi, süreci ustaca yönetti. Muhafazakâr partililer, aynı anda hem Birlikte kalma hem de çıkma kampanyası yürüttüler!

3- Cameron liderliğindeki iktidardaki Muhafazakâr Partinin referandum konusundaki politikasına derinlemesine bakıldığında, Cameronun sonuçların bağlayıcı olmayacağı beklentisi içerisinde olduğu görülür. Yeniden referandum düzenlemek ya da bağlayıcı olmayan bu sonuçları AB ile müzakerede kullanmak için sonuçları alıp almama konusunda eşit olsun istiyor. Bu nedenle Muhafazakâr Parti, Birlikte kalma ile çıkma kampanyasını aynı anda yürütmüştür... Birlikten ek tavizler koparmanın yolu olarak görülen referandum konusunda ciddi olunduğu kadarıyla çıkma ya da kalma konusunda ciddi bir kampanya yürütülmemiştir... Bu nedenle büyük olasılıkla İngiltere, kısa vadede ABden çıkış sürecini öteleyecek, hatta çıkmak istediği takdirde bunu yıllara yayacaktır. İngiltere, hinlik ve manipülasyon konusunda ustadır... Yapılan açıklamalar ve medyada dolaşan yorumlar, referandumun yürürlüğe girmesi konusundaki oyalamanın daha baskın geleceğini göstermektedir. Hatta bizzat referandum hakkında bile gelgitler yaşanabilir...[H.30 Ramazan 1437 M.05 Temmuz 2016]”

İkincisi: Şuan yaşananlar, neredeyse daha önce söylediklerimizle birebir örtüşüyor. Şerli İngiliz çıkarlarını gerçekleştirmek için “referandum oyunları” sergileniyor, oyalama taktikleri güdülüyor, gelgitler yaşanıyor. Aşağıdaki hususlar söylediklerimizi teyit eder:

1- May, Avam Kamarası’nda büyük bir yenilgiye uğradı. “İngiltere Parlamentosu, Başbakan Theresa May’in Avrupa Birliği ile vardığı Brexit anlaşmasını 202’ye karşı 432 oyla reddetti. Bu, İngiltere tarihinde hükümetin verdiği ve en büyük farkla reddedilen yasa tekliflerinden biri oldu...” [16.01.2019 BBC] Bu, 29 Mart’ta İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkışı için hazırlanan anlaşmanın uygulanmayacağı anlamına gelir... Çıkış görüşmeleri iktidardaki Muhafazakâr Parti’nin geleneksel çizgilerini takip etmedi. Parlamentodaki 118 Muhafazakâr milletvekili, muhalefetteki partilerle birlikte Başbakan May’in anlaşmasına karşı oy kullandı. “Bu, 1924’ten bu yana İngiliz Parlamentosu’ndaki en büyük mağlubiyettir. Çıkan sonuç, bir İngiliz hükümetinin modern çağda parlamentoda yaşadığı en ağır yenilgi sayılır.” [15.01.2019 CNN]

2- Ana muhalefetteki İngiltere İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılma anlaşmasının parlamentoda reddedilmesinin ardından yaptığı açıklamada, Theresa May hükümetine karşı güvensizlik oylaması talep ettiğini belirtti. Corbyn, Bu hükümet, parlamentonun güvenini yitirdi. Sayın Meclis Başkanı bilginiz olsun, ben hükümete karşı güvensizlik önergesi verdim. Bu önergenin yarın görüşülecek olmasından memnunum...” dedi. [15.01.2019 RT Arabic] Ancak oylama sonucu, May lehinde çıktı, çünkü Muhafazakâr Parti’den “118” milletvekili, muhalefetteki partilere karşı Muhafazakâr Parti lehinde oy kullandı. Dolayısıyla May’e karşı güvensizlik oylaması reddedilmiş oldu. “Brexit anlaşmasında alınan tarihi yenilginin ertesinde 16 Ocak 2019 Çarşamba günü İngiltere Başbakanı Theresa May, ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin sunduğu hükümete karşı güvensizlik oylamasından başarıyla çıktı... Oylamada hükümet, 306’e oya karşı 325 oy aldı. Böylece yeni genel seçimler düzenlenmesinin önüne geçildi. 26 yıldan beri ilk kez Avam Kamarası’nda bir hükümete karşı güven gensorusu verildi... May, Çarşamba günü itibariyle Brexit konusunu ele almak üzere parti liderlerini görüşmeye davet etti... Çarşamba günkü oylamada, Salı günü Brexit anlaşması aleyhinde oy kullanan Muhafazakâr Partiden yaklaşık 100 milletvekili yeniden hükümete güvenoyu verdi.” [16.01.2019 AFP] May, 21 Ocak 2019 Pazartesi gününe kadar bir “B planı” sunması gerekiyor. Ayrıca AB ile yeniden masaya oturmak, 29 Mart olarak belirlenen Brexit tarihini uzatmak ya da anlaşmasız çıkmak gibi başka bir dizi seçenekler de bulunuyor! AB Komisyonu Başkanı yaptığı açıklamada, İngiltere’nin en kısa zamanda niyetine açıklık getirmesini talep ediyorum. Fazla zaman kalmadı.ifadelerini kullandı. [17.1.2019 www.alanba.com]

3- İngiltere’nin referandum oyunları oynadığı açıktır. 15 Ocak 2019’da Avam Kamarası’nda yapılan oylamada Brexit anlaşması reddedilmiş olmasına rağmen May, 16 Ocak 2019 günü yapılan oylamada güvenoyu alamaması gerekirken, güvenoyu almayı başardı. Oysa Brexit anlaşması ile güven oylaması tamamen ayrı şeylerdir! Bunun niye böyle olduğunu bilirsek, şaşırmamak yerine şaşkınlığımız daha da artar! May’in partisinden 118 milletvekili, Brexit anlaşmasına karşı oy kullandı, bu yüzden muhalefet ezici çoğunlukla zafer elde etti. May’in anlaşması çöktü! Fakat May’in partisinden aynı 118 milletvekili, bu kez muhalefet karşıtı oy kullandı, yani May’e karşı güvensizlik oylamasında karşı oy kullandılar, böylece May güvenoyu aldı. Brexit anlaşması çöktü ama May hükümeti düşmedi!

4- Yukarıda geçenler gösteriyor ki 2016 yılında yapılan referandumun amacı, İngiltere için bir gerekçe yaratmaktır ki AB ile yeni ilişkinin koşulları iyileştirilsin. Bu nedenle May, partisinden (118) milletvekilinin muhalefetle birlikte karşı oy kullanmasına izin verdi. Böylece muhalefet cephesi zafer elde etti ve May’in Brexit anlaşması çöktü! Şayet May, 2016 referandumunun stabil kalmasını isteseydi, partisinden 118 milletvekilinin karşı oy kullanmasına izin vermezdi... Güvensizlik oylamasında ise hükümetin düşmemesi için 118 milletvekiline muhalefet karşıtı oy kullandırttı! Çünkü May, bazı ayrıcalıklar koparmak, bir takım çıkarlar elde etmek ve Avrupa ile yeni ilişkinin koşullarını belirlemek için AB’ye şantaj yapmaya devam edecektir... İngiltere, Avrupa’dan nihai olarak ayrılamaz ve mevcut yasalar ile de AB’de kalamaz. Çünkü AB’den nihai çıkış, Birleşik Krallık halkları özellikle de İskoçya ve Kuzey İrlanda halkı üzerinde derin bir etki yaratacaktır... Bu nedenle Birlikte kalmak istiyor ama kendi şartlarına göre. Ya da ayrılmaktan başka bir seçeneği yoksa bu durumda AB’den elde ettiği bazı ayrıcalıkları koruyarak ayrılacaktır!

5- Buna karşılık AB, İngiltere’ye “En kısa zamanda AB’den ayrılma planına ilişkin niyetine açıklık getirme” çağrısında bulundu. Ve anlaşmasız ayrılma riskinin bu akşamki oylama ile arttığını söyledi.” [15.01.2019 CNN Arabic] Yine 2016 yılında yapılan referandum sonrası yayımladığımız soru cevapta şöyle geçmektedir. Öyle görünüyor ki Avrupa Birliği, İngilterenin ayak oyunlarının farkındadır. İngiltere, ayrılık işlemlerini başlatacak Lizbon Antlaşmasının 50.ci maddesine başvurmadan önce Norveç ve İsveç modeli temelinde çıkarlarını korumak için gayri resmi bir anlaşma yapmak istiyor. Ama Norveç ve İsveçin aksine İngiltere, Avrupa pazarına erişmek istiyor ve İngiliz seçmenler arasında önemli bir konu olan kişilerin serbest dolaşımına karşı çıkıyor. Merkel ise bunu kesinlikle kabul etmedi. Çünkü malların, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımının yanı sıra kişilerin serbest dolaşımı Avrupa Birliğinin kutsal saydığı özgürlüklerden biridir. Avrupa Birliği, İngiliz kurnazlığının farkına vardığı için sadece bu düşünceyi reddetmekle kalmadı, aksine 27 üye ülke ile İngiltere arasında yapılacak herhangi bir gizli görüşmeyi de kesinlikle yasakladı. Bu bağlamda konuşan Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, Daha açık söyleyeyim, İngiliz hükümetiyle gizli görüşmeler, gizli pazarlıklar olamaz.dedi. Komisyon üyeleri ve komitelere bunu açıkça ifade eden Juncker şunları söyledi: Gizli görüşmeler, gizli pazarlıklar olamaz...[28.06.2016 Evening Standard] Almanya Başbakanı Merkel yaptığı şu açıklama ile Londraya net bir mesaj gönderdi: Bu aileden çıkmak isteyenden yükümlülükleri reddederek imtiyazları sürdürmesi beklenemez...” [28.06.2016 AFP]

6- Bununla birlikte İngiltere, Avrupa Birliği’nin niyetine açıklık getirmesi talebini umursamadı. Aksine 15-16 Ocak 2019’da olduğu gibi referandum oyunlarına devam etti. 2016 yılındaki Brixet referandumu iptal edildi, ama Brexit anlaşmasını yapan May güvenoyu aldı. Dahası yeni bir anlaşma yapmak, çıkma ya da kalma konusunda olsun alternatif bir plan sunmak için güven tazelemiş oldu! Özellikle de İrlanda sorununun çözümünde. May’in bu konudaki planı hakkında basına yansıyanlar şöyledir:

A- İngiltere Başbakanı Theresa May, AB ile vardığı Brexit anlaşmasının reddedilmesinin ardından 21 Ocak 2019 Pazartesi günü B planını açıkladı. Parlamento tarafından ayrılış tarihi uzatılmazsa ya da Avrupa Komisyonunu tatmin eden bir B planı sunulmazsa, bu durumda İngiltere, 29 Mart’ta anlaşmasız bir şekilde AB’den ayrılacaktır... May, parlamentoya, bundan sonra izlenecek yola ilişkin nötr bir önerge sunduktan sonra bunun 29 Ocak’ta oylanacağını söyledi. Parlamento tarafından reddedilen anlaşmanın en tartışmalı noktalarından biri, İngiltere ile AB arasında uzun vadeli serbest ticaret anlaşmasına varılamaması durumunda, İrlanda sınırında serbest dolaşımın korunacağının yasal güvencesi olan “güvenlik ağı” ile ilgili maddedir. Sunday Times gazetesi, May’in Dublin ile ayrı düzenlemeler yapılması önerisinde bulunacağını bildirdi... [21.01.2018 www.masrawy.com]

B- Telegraph gazetesi, isim vermeyen AB’li diplomatik kaynaklardan aktardığına göre “İrlanda sınırı ile ilgili yasal olarak bağlayıcı olan zaman diliminin çerçevesini belirleme konusunda May’in istekleri sürekli başkalaşıyor. Bu durum İngiltere’ye ya tek taraflı ayrılma hakkı verecek ya da İrlanda sınırına özel düzenlemelerin yürürlüğe girmesini önlemek için İngiltere, 2021’den önce bir ticaret anlaşması imzalanmasını taahhüt edecektir...” [21.01.2019 www.libyaakhbar.com]

C- May, 21 Ocak 2019 Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz ay Avrupalı ​​liderlerle “güvenlik ağı” konusunda vardığı anlaşmada bazı değişiklikler yapılmasını görüşmek üzere Brüksel’e gideceğini söyledi. Güvenlik ağı, Brexit sonrası İrlandalılar arasında yeniden fiziki sınırın oluşmasını engellemeyi öngörüyor. May, Bu hafta - DUP dâhil- parti liderleriyle yaptığım görüşmelere devam edeceğim. Avam Kamarasının da desteğini alacak şekilde Kuzey İrlanda ve İrlanda halkına karşı yükümlülüklerimizi nasıl yerine getireceğimize bakacağız. Sonra bu görüşmelerden çıkan sonuçları AB’ye sunacağım.dedi. Diğer 27 AB ülkesi, May’in atacağı bir sonraki adımı yakından izliyor.” [21.01.2018 AFP, France24]

D- May, Brexit yaklaşımında bazı değişiklikler yaptığını söyledi. AB ile bundan sonraki müzakerelerde parlamentoya karşı daha açık olacağı sözünü veren May, muhalefetteki İşçi Partisi’nin işçi hakları konusundaki talebine vurgu yaptı. İngiliz Başbakan, bu meselede daha esnek davranacağını belirtti. Ayrıca May, İrlanda Cumhuriyeti ile Kuzey İrlanda arasındaki sert sınır uygulamasında da geri adım atacaklarının işaretini verdi... İngiliz hükümeti ile Brüksel arasında varılan ilk anlaşmanın 15 Ocak’ta parlamento tarafından reddedilmesinin ardından Theresa May’in, AB’den ayrılış şartları ile ilgili yeni planını İngiliz parlamentosuna sunması bekleniyor. Sunulacak yeni plan, 29 Ocak’ta İngiliz parlamentosunda oylanacak.” [21.01.2019 RT Arabic]

7- Ezcümle, İngiltere hiçbir anlaşmaya bağlı kalmaz. Referandum oyunları ile değiştirebilir, değişiklikler yapabilir. Şerli çıkarlarına erişmek için sinsilik ve dâhilik konusunda uzmandır. Dün İngiliz referandumu Brexit’i onaylarken, bugün İngiliz referandumu Brexit’in çöküşünü onayladı! Çünkü İngiltere, Birlik aleyhine olacak şekilde anlaşmada bazı değişiklikler yapmak için Avrupa Birliği’ne şantaj yapıyor... Kapitalist Batının tamamının sabit bir değeri yoktur, ancak eski sömürgecilik tarihi, İngiltere’ye diğerlerinden daha çok hinlik ve sinsilik kazandırmıştır. İngiltere, Birlikten nihai olarak ayrılmaktan ziyade ne ayrılışı ne de kalışı andıran başka bir formül bulunmasını istiyor! Yani Birlikten ayrılmak, aynı zamanda da Birlikte kalmak! Ve yasalarına uymadan sadece çıkarına olacak şekilde AB ile ilişkilerden faydalanmayı sürdürmek. Daha önce de belirttiğimiz gibi Almanya Şansölyesi Merkel, ilk referandumun ardından İngiltere’nin oyalamasına binaen Londra’ya net bir mesaj verdi: Bu aileden çıkmak isteyenden yükümlülükleri reddederek imtiyazları sürdürmesi beklenemez...” [28.06.2016 AFP] Avrupa Birliği, maddelerinde hiçbir değişiklik yapmadan ilk Brexit anlaşması üzerinde ısrarcı olursa, İngiltere için durumu daha da vahimleştirebilir. Bu durumu ya kabul edip uygular ya da Birlikten ayrılır... Birlik böyle yaparsa, İngiltere berbat bir işin içine düşmüş olur. Yok, İngiltere’nin değişiklikleri kabul edilirse, bu durumda sırtından inmeden AB’nin sırtına binmiş olacak ve böylece onu feci bir gaflete düşürecektir!

Laik devlet ve kapitalist ideolojiyi benimseyen milletlerin durumu böyledir. Birbirlerinin çukurunu kazarlar. Ya biri ya da hepsi o dipsiz çukurun içine düşer. Caydırıcı herhangi bir değer ya da önleyici herhangi bir erdemliliğe sahip değillerdir. Aksine Allah’ın Şeriatına uymayan diğer milletlerde olduğu gibi kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir.

بَأْسُهُمْ بَيْنَهُمْ شَدِيدٌ تَحْسَبُهُمْ جَمِيعاً وَقُلُوبُهُمْ شَتَّى ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَKendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın. Hâlbuki kalpleri darmadağınıktır. Bu, onların akılları ermez bir topluluk olmalarındandır.[Haşr 14] Raşidi Hilafet kurulup Allah’ın Şeriatının hâkim olmasıyla ancak bu dünyanın durumu düzelebilir ve tepeden tırnağa sarmalayan sefaletini sona erdirebilir. Hilafet, sadece sınırları içinde adalet ve iyiliği yaymayacak, aksine adalet ve iyiliğin etkisi dünyanın dört bir yanına ulaşacaktır Allah’ın izniyle.

وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُ بَعْدَ حِينٍOnun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra çok iyi öğreneceksiniz.[Sad 88]

H.19 Cumade’l Ûlâ 1440
M.25 Ocak 2019

Devamını oku...

Erdoğan’ın Fırat’ın Doğusuna Harekât Planından, Trump’ın Amerikan Askerlerini Suriye’den Çekme Kararına Kadar Suriye Sahasındaki Son Gelişmeler!

Soru Cevap

Erdoğan’ın Fırat’ın Doğusuna Harekât Planından, Trump’ın Amerikan Askerlerini Suriye’den Çekme Kararına Kadar Suriye Sahasındaki Son Gelişmeler!

Soru:

Erdoğan, peş peşe yaptığı açıklamalarda Fırat’ın doğusuna operasyon düzenleneceğini söyledi. Sonra harekâtın ertelendiğini açıkladı. Daha sonra yeniden harekât düzenleneceği açıklamasını yaptı... Sonra Münbiçteki Kürtlerin Suriye rejiminden koruma talep etmesinin ardından Türk heyeti, harekâtı koordine etmek amacıyla Rusya’ya gitti... Bu arada Trump, Amerikan askerlerinin Fıratın doğusundan çekileceğini açıkladı... Sonra boşluğu kimin dolduracağı konusu gündeme geldi...

Soru şu: Erdoğan’ın Fırat’ın doğusuna harekât konusunda gelgitleri oynamasının arkasındaki sebep nedir? Erdoğan, Amerika ile eşgüdümlü mü yoksa eşgüdümsüz mü bu eylem ve açıklamaları yaptı? Bu, Trump ile Erdoğan arasında politik anlaşmazlık olduğu anlamına gelir mi? Sonra Amerikalı askerlerin Suriye’den çekilmesinin faktörü nedir? Soru biraz uzun olduğu için özür dilerim. Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın.

Cevap:

Erdoğan’ın, Fırat’ın doğusuna operasyon ve Trump’ın Suriye’den asker çekme açıklamasından günümüze kadar gelişen olaylar incelendiğinde şunlar görülür:

Birincisi: Erdoğan’ın politikası, Amerikan politikası ile uyumludur. Ciddi bir şaşma olmaz. Hatta tıpa tıp aynıdır. Bunun açıklaması şöyledir:

1- ABD’nin Suriye Özel Elçisi James Jeffrey, 07 Aralık 2018’de Ankara’ya geldi ve Türk yetkililerle görüştü. Suriye özellikle Münbiç ve İdlib’e ilişkin geçici Amerikan planını açıkladı. Jeffrey, Münbiç işbirliğinin Suriye’nin tümüne barış getirilmesi için model olduğunu vurgulayarak, ABD ve Türkiye’nin yakın iş birliği olmadan Suriye’de nihai bir çözüm bulunması mümkün değil.dedi. Kürt silahlı gruplar ile işbirliği konusuna da değinen Jeffrey, Her zaman söylüyoruz. SDG ile DEAŞ’akarşı çalışmamız, kuzeydoğunun insanlarıyla geçici ve taktiksel nitelikte...dedi. [08.12.2018 RT ONLINE] Bu ziyaretten dört gün sonra Erdoğan, Fırat’ın doğusuna yönelik yeni planını açıkladı. “Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen Türk Savunma Sanayii Zirvesi’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Fırat’ın doğusunu bölücü terör örgütünden kurtarmaya yönelik harekâtımıza birkaç gün içinde başlayacağımızı ifade ettik, ediyoruz” dedi. [12.12.2018 BBC]

2- Erdoğan’ın Fırat’ın doğusuna askeri harekât açıklamasından saatler sonra ABD, askeri harekât karşısında duran açıklamalar yaptı. Pentagon Sözcüsü Sean Robertson yaptığı yazılı açıklamada, Suriye’nin kuzeydoğusunda özellikle de ABD askerlerinin bulunduğu veya yakınlarında olduğu bölgelere yönelik herhangi bir tarafça yapılacak tek taraflı bir askeri harekât büyük bir endişe kaynağıdır” dedi ve şöyle devam etti: Bu tür adımları kabul edilemez olarak addederiz.[13.12.2018 alkhaleejonline] Pentagon ve ABD Senatosunda bazı Cumhuriyetçilerin muhalefeti nedeniyle Türkiye, Washington’dan yapılan iki farklı açıklama arasında kaldı. Bu yüzden Türkiye, Washington’un nihai görüşünü beklemek üzere planına askıya aldı! Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Suriye topraklarındaki operasyona her an başlayabiliriz...dedi. Konya’da toplu açılış töreninde konuşan Erdoğan, Geçtiğimiz hafta Fıratın doğusuna askeri operasyona başlayacağımızı resmen ilan ettik... Burada Sayın Trumpla da bunları görüştük ve kendileri de olumlu cevapları verdiler.ifadelerini kullandı. [17.12.2018 Reuters]

3- ABD Başkanı Trump, 19 Aralık 2018 Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “IŞİD’i” yenilgiye uğratma misyonunu tamamlaması nedeniyle ABD askerlerinin Suriye’den çekileceğini açıkladı. “Trump, IŞİD’e karşı tarihi zaferlerden sonra, askerlerimizin eve dönme zamanı geldi...dedi. [20.12.2018 sputniknews] Bu çekilme ile birlikte sanki Amerika, Fırat’ın doğusunu Türkiye’ye bırakıyor gibi anlaşıldı. Bunun üzerine Erdoğan, hemen planını tekrar devreye soktu. Aynı kaynağa göre “TSK, Suriye sınırı yakınlarındaki birliklere yeni takviyeler gönderdi.”

4- ABD Başkanının Suriye’den çekilme kararının ardından Washington’da Amerikalı politikacılar arasında protesto dalgası yükseldi. Cumhuriyetçilerin önde gelen isimleri karara karşı çıktı. ABD Savunma Bakanı, Trump’ın Suriye’den çekilme kararı üzerine aniden istifasını açıkladı. “ABD Savunma Bakanı James Mattis, görevinden istifa etti... Mattis, istifa mektubunda Başkan Trump ile şiddetli görüş ayrılıkları yaşadığını ifade etti.” [21.12.2018 BBC] Washington’daki bu krizle birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından düzenlenen Türkiye’nin 500 Büyük Hizmet İhracatçısı Ödül Töreni’nde yaptığı konuşmada, Aslında geçtiğimiz hafta Fırat’ın doğusuna operasyon kararı almıştık. Gerek Trump ile yaptığımız görüşme gerek diplomasi ve güvenlik birimlerinin temasları gerekse Amerikan tarafından yapılan açıklamalar bizi bir müddet daha beklemeye yöneltti. Önümüzdeki aylarda Suriye sahasında PKK/YPGunsurlarını temizlemeye yönelik harekât tarzı izleyeceğiz bu böyle bilinsin.dedi. [22.12.2018 Reuters]

Görüldüğü gibi Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna düzenleyeceği askeri harekât sadece iki gün sonra tekrar bekleme safhasına geçti. Çünkü askeri harekât, Washington’dan gelen ani rüzgâra göre yön alıyor. Bazen esiyor bazen duruyor. Jeffrey’in Ankara ziyareti ve bu ziyaret sonrasında Amerikan bakış açısı doğrultusunda askeri harekât düzenleme ve harekâtı erteleme açıklaması yapılıyor. Yani Türkiye’nin, Washington’da pişirilen politikadan bağımsız bir politikası yok. Bu politika onu yörünge devletten daha çok ajanlara yakınlaştırıyor. Türk rejimi, “Fırat Kalkanı” ve “Zeytin Dalı” harekâtlarında olduğu gibi çoğu zaman Türkiye’nin çıkarlarından daha çok Amerikan çıkarlarını gözetiyor! Münbiç’te olduğu gibi Amerika’nın kırmızıçizgilerine sadık kalıyor. “Fırat Kalkanı” harekâtı, Münbiç’e yaklaştığında durdu!

İkincisi: Aşağıdaki hadiselere bir göz atıldığında Trump’ın çekilme kararı almasının arkasındaki motivasyon anlaşılabilir:

1- Afganistan ve Irak işgali sonucunda yaşanan hayal kırıklığının ardından Başkan Obama, Amerikan askerlerinin operasyona katılımını reddeden ya da azaltan yeni bir müdahale biçimi geliştirdi ve savaşta askeri destek sağlamak üzere daha çok müttefiklerine dayandı. Suriye krizinin başından bu yana Amerika, Esed karşıtı devrimi başarısızlığa uğratmada aktif rol oynamak için Türkiye, İran, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri gibi bölgedeki yandaşlarını ve Avrupa Birliği’ni seferber etti. Bunlar yetersiz kalınca, ABD, Cenevre anlaşmaları yoluyla diplomatik çözüm bulmak için açıkça Rusya’dan yardım talebinde bulundu... Buna rağmen Amerika, Suriye sahasını askeri olarak boş bırakmadı.

Trump, göreve geldiğinde bu konuya odaklandı ve 19 Aralık 2018’de Suriye’den çekilme kararı aldı ve kararının arkasında durdu. 20 Aralık 2018’de Trump, sosyal paylaşım sitesi Twitter’dan şu mesajları paylaştı: “2016 seçim kampanyası sırasında Suriye’den çıkılacağı sözünü tutuyorum. ABD, hiçbir karşılık almadan Rusya ve İran dâhil olmak üzere diğer ülkelerin işini yapıyor. Artık Ortadoğu’da başkalarının savaşmasının zamanı geldi. Rusya, İran, Suriye ve diğerleri IŞİD’in yerel düşmanlarıdır. Biz onların işini yapıyoruz. Eve dönme ve yeniden inşa zamanı.ifadelerini kullandı. “Trump sosyal paylaşım sitesi Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Oraya aslen 7 yıl önce 3 aylığına diye gitmiştik. Hiç ayrılmadık.” Göreve geldiğinde güçlü olan IŞİD’in Başkanlığı sırasında büyük oranda yok edildiğini belirten Trump, “Geri kalan kalıntıları Türkiye’nin de dâhil olduğu bölgesel ülkeler kolaylıkla halledebilir. Eve dönüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu...” [22.12.2018 Russia Today]

Aynı zamanda 17 Eylül 2018’de Soçi’de varılan İdlip anlaşma ile ABD’ye büyük hizmette bulunan Rusya, İran, Suriye rejimi ve Erdoğan’a teşekkür etti. Bu anlaşmanın imzalanmasını ABD’nin istediğini belirterek, bu ülkelerin isteklerine yanıt verdiğini kaydetti... Trump, Rusya, İran, Lübnan partisi, yandaşları Türkiye ve Suudi Arabistan ile maşası örgütler ve diğer kurumların, Suriye rejiminin düşüşünü ve İslam’ın dönüşünü önlemek için Amerika uğrunda savaşmaya hazır olduğunu biliyor. Bu ülkeler, Cenevre, Astana, Soçi anlaşmalarında, Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi’nin Suriye konulu kararlarında, özellikle de ABD’nin Güvenlik Konseyi’ne sunduğu ve oybirliğiyle kabul edilen 2254 sayılı kararda açıkça ve gizlice bu taahhütte bulundular. Bu ve diğer ülkeler söz konusu kararın uygulanmasını talep ettiler. 29 Temmuz 2018 tarihli soru cevapta Amerika’nın planlarından bahsettik: Barışı korumakiçin bölgesel güçlere dayanmak. Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye askerleri bu gaye için ön plana çıkabilirler. Bu yeni bir mesele değildir... Suriyede çözüme ulaşmak için Amerikan tasavvur henüz bununla sınırlı değildir. Beşşar lehine askeri başarılara rağmen dışarıdan güçler transfer edilecektir... Donald Trump yönetimi, Suriyede IŞİDin yenilgiye uğratılmasından sonra ülkenin kuzey doğusunda istikrarı korumak için Amerikan kuvvetleri yerine Arap kuvvetlerini yerleştirmeyi planlıyor...Trump, yaptığı son açıklamalarda bunu doğrudan dile getirdi.

2- Trump, kar-zarar hesabı yapan tüccar mantığıyla hareket ediyor. ABD askerlerinin masraflarını ABD Hazinesine aktarmak istiyor. Kürt milislerin giderlerini ve silahlarının büyük bir kısmını Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri karşılıyor. Ayrıca küresel koalisyonun maliyetlerine de katkıda bulunuyor. “Riyad’ın Türkiye sınırındaki Suriyeli Kürtleri desteklediğini belirten haberlerin ardından son zamanlarda Suudi Arabistan ve BAE, Suriye’de en önemli yumuşak güçlerden biri haline geldi...” [04.12.2018 masralarabia] Suudi Arabistan ayrıca 14 Aralık 2018’de Amerika öncülüğündeki küresel koalisyon giderlerinin belli bir miktarının ödendiğini açıkladı. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, “Suudi Arabistan’ın koalisyona 100 milyon dolar katkıda bulunduğunu bildirdi. BAEnin ise 50 milyon dolar yardım vereceğini açıkladı...[17.12.2018 alkhaleejonline] Bununla birlikte Trump, askerlerin giderleri, sevkiyat ve silah masraflarının tamamının karşılanmasını istiyor. Çünkü bir tacir olarak örfüne göre bu giderler, bir zarardır ve dolayısıyla bu rolü başkalarının üstlenmesini istiyor. Bu şu açıklamasında açıkça görülebilir. Reuters’in aktardığına göre Trump, Suriye’den çekilme kararının ardından Twitter hesabından yaptığı açıklamada ABD Orta Doğu’nun polisi olmak, neredeyse hiçbir zaman yaptıklarımızdan memnun olmayan diğer insanları korurken, hiçbir şey kazanmadan değerli hayatları ve trilyonlarca doları harcamak ister mi? Sonsuza kadar orada kalmak ister miyiz? Nihayet diğerlerinin de savaşma zamanı geldiifadelerini kullandı. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki Amerika, başkalarının savaşmasını, Amerikalı askerlerin yerine başka kanların akmasını, ABD hazinesi yerine başka hazinelerin açık vermesini arzuluyor!

3- Trump, tarafların en azından şuan ki koşullarda askeri harekâtla değil, Amerika’nın istediği şekilde siyasi çözümle uğraşmasını istiyor. Siyasi çözüm istediği için Rusya ve rejimin İdlib’e yönelik askeri harekâtını durdurdu. Çünkü planları doğrultusunda siyasi çözüme ulaşılmasını istiyor. 22 Eylül 2018 tarihinde yayınladığımız soru cevapta buna atıfta bulunduk: Rusya, Amerikanın bu politikasının bilincinde... Bu yüzden Rusya, kendi yöntemine göre İdlib krizine çözüm bulmak için hazırlık yaptığı saldırıyı tamamlayamadı. Çünkü Türkiye, Amerikanın güdüsüyle operasyona veto koydu ve İran da sessiz kaldı... Böylelikle 7 Eylül 2018deki Tahran Zirvesinde, Rusyanın İdlibe yönelik operasyonuna ve Rus yöntemiyle krizi sona erdirme planına onay çıkmadı. Tahran Zirvesinden birkaç gün sonra Erdoğan ile Putin, Soçide yeniden bir araya geldi. Görüşmede, operasyon yerine silahlardan arındırılmış bir bölge kurulması kararı alındı. ABD, kararı memnuniyetle karşıladı! 18 Eylül 2018de RIA Novosti ajansı, bir ABDli Dışişleri Bakanlığı yetkilisinden Türkiye ile Rusyanın, Esed rejimi ile müttefiklerinin İdlibde askeri bir saldırısını önlemeye yönelik adımlar attığını görmekten cesaretlendik. Suriyede şiddeti azaltacak her samimi çabayı memnuniyetle karşılıyoruz...dediğini aktardı... Böylece Rusya, İdlibe yönelik hava saldırılarını durdurdu ve Akdenizde askeri tatbikat yapan gemilerini geri çekti. Rusya, İdlib krizine siyasi çözüm bulmadan önce askeri çözüm bulmak için doğrudan ya da Türkiye üzerinden Amerikaya yalvarıyor... Ama Amerika, Rusyaya Suriyedeki askeri üsleri konusunda şantaj yapmak, politik çözüm sürecinde muhalifleri üsler konusuna saldırtmak ve bunu bir baskı kartı olarak kullanmak için İdlib’de askeri çözümden önce siyasi çözümden yana... Diğer bir deyişle, Türkiye ve gerisinde de Amerikanın, Rusyanın İdlibe yönelik saldırısını önleme gayreti, birinci derecede Amerikanın çıkarı içindir. Rejimin İdlibi ele geçirmesini engellemek ya da sivilleri korumak için değil. Amerika, istediği çözümü dayattığında ve Rusyayı da bu çözüme boyun eğdirdiğinde, İdlib silahlardan arındırılmış ya da arındırılmamış, sivillerin ya da mücahitlerin kanı akmış hiçbir önemi yoktur... Suriyenin farklı bölgelerindeki biyografileri ve her taraftan dökülen suçları bunun en canlı kanıtıdır... Dolayısıyla Trump, Suriye’den çekilme kararı ile aslında tarafları bu hedefe daha da yaklaştırdı. ABD askerlerinin çekilmesiyle oluşan boşluğu Türk askerlerinin dolduracağı algısını vererek Türkiye’yi kandırdı... Türk tehdidi altında kalan Kürtlerin yüreğine korku saldı. Onun için koruma talebiyle rejime koştular. Rejimin de istediği buydu zaten. Rejim, Münbiç’teki Kürtlerin Türkiye’nin tehdidi altında kalması karşısında askeri birliklerini Münbiç bölgesine yöneltti... Rusya, bir yandan rejimi destekliyor, öte yandan Türkiye ile bir anlaşma içerisinde. O yüzden bölgede yeni ilişkiler gelişmediği sürece Türkiye’nin Münbiç’te rejime karşı savaşması oldukça zor... Bu yüzden Trump, Amerika’nın istediği şekilde çözüm müzakerelerine başlama dışında tarafların önünde olası bir seçenek bırakmıyor! Bazı taraflar alenen bazıları ise gizlice çözüm görüşmelerine başladılar bile.

A- Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Suriye krizinin çözümüne katkı sağlayacak kararın ardından yaşanan gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Ancak kararın arkasındaki tüm nedenleri ve ABD birliklerinin Suriye’den hangi takvim doğrultusunda çıkacaklarını tam olarak kavrayabilmiş değiliz.” ifadesini kullandı. [26.12.2018 Sputnik Arabic]

B- Almodon sitesine göre bazı kaynaklar “İki gün önce açıklanan Münbiç harekâtının, Türkiye’nin talebi üzerine askıya alındığını, Rusya ve Amerika ile daha fazla müzakere yapmak amacıyla harekâtı ertelediğini vurguladılar...” [27.12.2018 almodon]

Böylece Trump, çekilme konusu ile tarafların çabalarını çözüm sürecine kaydırmış oldu... Çünkü tarafların elinde Amerikan’ın Suriye krizine ilişkin hazırladığı çözüm planından başka alternatif yok.

4- Sonra Amerikan seçimleri, Trump için en önemli nedenlerden biri olarak kabul edilebilir. Zira Trump, seçimlerde zafer elde ettiği “önce Amerika” kampanyası uyarınca dış savaşlar karşıtı kişisel kadim bir pozisyona sahip. Dolayısıyla Suriye ve Afganistan’dan askerleri çekme çağrısı, 2020’de yapılacak seçimlerde kendisine kişisel yarar sağlayacaktır. Bu yüzden Suriye’den 2 bin [19.12.2018 The Guardian] ve Afganistan’dan 7 bin [21.12.2018 National Public Radio] ABD askerinin eve dönüşünü umursuyor. Askerlerin eve dönüşü, genel olarak Amerikan halkı nazarında 2020’de yapılacak seçimlerde yeniden seçilmesine yardımcı olacak bir popülerlik kazandıracaktır.

Üçüncüsü: Trump, yavaşça uygulanmasından önce bile -ki tamamlanması aylarca sürebilir- sırf çekilme kararı ile ajan ve yandaşları için bir baş ağrısı yarattı. Daha doğrusu baş ağrısından da ötesini yaptı... Olanlar dikkatlice incelendiğinde görülür ki Trump, ajan ve uşaklara hiçbir değer vermiyor. Eğer akletselerdi, etrafından çil yavrusu gibi dağılırlardı, ama akletmiyorlar! Planlarını uygulamak için onları kullandı, hem de aşağılayarak ve aldatarak. Bundan Rusya ve Avrupa bile nasibini aldı:

1- Amerika’nın emrine amade olan Kürtler, Suriye’den ayrılmak için Amerika’nın kendilerini eğittiğini, silahlandırdığını, ABD himayesinde bir devletlerinin olacağını sandılar. Vaat edilen devlet uğrunda Amerikan isteklerini uygulamaya koyuldular! Onun için Amerika’nın arzuladığı her savaşta ön cephede yer aldılar! Eski ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, ABD tarafından kurulan ve Kürt gruplar için bir çatı örgütü mesabesinde olan Suriye Demokratik Güçlerini övdü. Carter, Suriyeli Kürtler, IŞİDe karşı savaşta sahada bizim mükemmel ortaklarımız olduklarını kanıtladılar, buna minnettarız. “IŞİD’i sadece yenilgiye uğratmak yetmez, aynı zamanda bunu sürdürülebilir kılmak gerek ve sadece bölgede yaşayanlar bunu yapabilir.dedi. [18.03.2016 Hürriyet Daily News] Bu nedenle Kürtler, gizli ve açık Amerika’nın kendilerini destekleyeceği kurgusuna kapıldılar ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in yukarıdaki şu açıklamasını göz önünde bulundurmadılar: “... Kürt silahlı gruplar ile işbirliği konusuna da değinen Jeffrey, Her zaman söylüyoruz. SDG ile DEAŞ’akarşı çalışmamız, kuzeydoğunun insanlarıyla geçici ve taktiksel nitelikte...dedi. [08.12.2018 RT ONLINE] Aksine ajanlık yapmaya devam ettiler. Bu yüzden ABD, Kürtlerin değil, kendi çıkarlarına hizmet etmelerini istediği her yerde Kürtleri kolayca görevlendirdi! Amerikan çıkarı, çekilme kararı alınmasını ve Kürtleri Türkiye’nin tehditleri ile baş başa bırakmayı gerektirince, ABD, Kürtlerin çıkarlarını göz önünde bulundurmadan çekilme kararı aldı... İşte bu da onları rejimin kucağına itti. Ki Amerika da zaten bunu arzuluyordu! Rejimin, Kürtlerin talebiyle Suriye’nin kuzeyine dönmesini istiyordu. “Kuzey Suriye’nin büyük kısmını kontrol eden Kürt liderler, ABD’nin Suriye’den çekilme kararından duydukları endişeyle, Rusya ve müttefiki Şam’dan, sınırı bir Türk saldırısı tehdidinden korumak için asker göndermelerini istiyorlar... Suriye hükümet güçlerine, yıllardır Kürt militanların hâkim olduğu sınıra geri dönme çağrısı, ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’den güçlerini çekmeye yönelik ani kararının ardından doğan krizin derinliğine işaret ediyor... [27.12.2018 Sputnik Arabic] Çarşamba günü Suriye Demokratik Güçleri, ABD’nin aniden Doğu Suriye’den geri çekilme kararı için “sırtından bıçaklamak ve binlerce savaşçının kanına ihanet etmektir” şeklinde açıklama yaptı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin güvenilir kaynaklardan edindiği bilgilere göre Suriye Demokratik Güçleri’nin önde gelen unsurlarının “Bu karar, Suriye Demokratik Güçleri ve Halk Savunma Birlikleri’nin sırtına saplanmış bir hançerdir,” dedikleri öğrenildi. Bunlar, aylarca, yıllarca “DAEŞ” örgütünün kontrolündeki en büyük coğrafi bölge olan Münbiç ve Fırat’ın doğusunu ellerinde tuttular.” [19.12.2018 Et Tahrir News]

2- Türkiye de sıkıntıya düştü. Çünkü çekilme kararı, özellikle Trump ile Erdoğan arasında gerçekleşen telefon konuşmasından sonra alındığı için Amerika’nın çekilmesi ile oluşan boşluğun Türkiye tarafından doldurulacağını sanıyordu... 19 Aralık 2018’de Russia Today’in bildirdiğine göre, “Üst düzey ABD’li bir yetkili, ABD Başkanı Donald Trump’ın Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan ile telefonda yaptığı görüşme sonrasında ABD askerlerini Suriye’den çekme kararı aldığını söyledi. Çarşamba günü “Reuters’e konuşan ABD’li yetkili, Karar, Trump ile Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan arasında Cuma günü gerçekleşen telefon görüşmesinde alındı.” açıklamasında bulundu ABD’li yetkili, “Takip eden her şey, o telefon görüşmesinde varılan anlaşmanın hayata geçirilmesidir” dedi. 21 Aralık 2018 günü Anadolu Ajansı, Erdoğan ile Trump arasında gerçekleşen telefon görüşmesinde şu konuşmanın geçtiğini aktardı: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump bana siz DAEŞ’ı temizler misiniz diye sordu. Biz temizledik, bundan sonra da temizleriz. Yeter ki sizler lojistik anlamda bizlere gerekli desteği verin ve çekilmeye başladılar mı, başladılar. Şimdi hedef bu diplomatik ilişkilerimizi sağlıklı bir şekilde sürdürmek...Böylece Türkiye, boşluğu dolduracağını düşünüyordu... Ancak tersi oldu, Kürtlerin talebi üzerine rejim, Münbiç’e girdi! Pikap, tank, malzeme kamyonları ve zırhlı personel taşıyıcılar eşliğinde yaklaşık 1000 rejim askeri El Tayha noktasında toplandı. Yaklaşık 40 kişilik rejim askeri, Arima’nın kuzeydoğusunda bulunan Al Yalini köyündeki SDG ile kurulan ortak noktaya girdi. Burası ÖSO ile Türk askerlerinin kontrol noktalarına karşı ortak güç konuşlandırılması konusunda SDG ile varılan anlaşma sonrasında rejim güçlerinin konuşlandığı ilk noktadır. [27.12. 2018 almodon]

Ardından 29 Aralık 2018’de Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı’ndan oluşan Türk heyeti, konuyu görüşmek üzere Moskova’ya gitti... Ancak bazı Rus yetkililer, Türkiye’yi kışkırtıcı açıklamalar yaptılar. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova 27 Aralık Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Amerikan askerinin çekilmesinin ardından onların elindeki bölge, Suriye ordusunun kontrolüne geçmeli. Buradaki temel soru şudur: Amerikalıların bıraktığı bölgeleri kim kontrol edecek? Açıkçası bu, uluslararası hukuka uygun şekilde Suriye hükümetine teslim edilmelidir. Ankara’nın terör örgütlerine yönelik operasyonlar dâhil Suriye’deki eylemleriyle ilgili yakın ve koordineli şekilde hareket ediyoruz... ifadelerini kullandı. [27.12 2018 almodon] Cumhuriyetçi kıdemli Senatör Lindsey Graham da yaptığı açıklamada, “Trump’ın ABD askerleri Suriye’den çıktıktan sonra Türkiye’nin YPG güçleriyle çatışmayacağından emin olmak istediğini belirtti. ABD’li senatör, bu nedenle Trump’ın, Türkiye’nin kendi çıkarlarını koruyabilmesi için bölgede bir tampon bölge edineceği yönünde Ankara’ya güvence verdiğini söyledi. Türkiye, YPG’yi topraklarındaki ayrılıkçı Kürt hareketin uzantısı olarak görüyor ve bu fraksiyona yönelik harekât tehdidinde bulunuyor. [31.12.2018 arabicpost] Sonra Rus ordusu, kısa süre önce ayrıldıktan sonra Münbiç kırsalındaki Arima köyünde bulunan “Suriye-Rusya Koordinasyon Merkezi”ni yeniden aktifleştirdi... [27.12 2018 almodon] Bütün bu gelişmeler, Türkiye’nin boşluğu doldurması önünde duran engellerdir ve engel teşkil etmeye de devam ediyor!

3- Amerika, nispeten güçlü bir ülke olan Rusya’yı bile krizden krize sürüklüyor... Rusya, 29 Eylül 2015’de Obama-Putin görüşmesinin ardından Suriye’ye yaptığı askeri müdahaleden bu yana Suriye açmazına battığını biliyor. Putin, askeri müdahaleye karşılık Kırım nedeniyle uygulanan yaptırımların kaldırılmasını ummuştu, ancak ne var ki yaptırımlar kaldırılmadı... Müdahale sonrası Rusya, Suriye yükünü azaltmak, bu çıkmazdan kurtulmak ve uzun süre sonra siyasi çözüm yolunu tutmak için İdlib sorununa askeri çözüm bulmak istedi. Zira askeri harekâttan kurtulduğu sürece siyasi çözüm Rusya’ya zarar vermeyecektir... Fakat Amerika, İdlib operasyonunu engelledi, çünkü önce siyasi çözümün olmasını istiyordu... Bunu, 22 Eylül 2018 tarihli soru cevapta belirttik. Böylece Rusya, İdlibe yönelik hava saldırılarını durdurdu ve Akdenizde askeri tatbikat yapan gemilerini geri çekti. Rusya, İdlib krizine siyasi çözüm bulmadan önce askeri çözüm bulmak için doğrudan ya da Türkiye üzerinden Amerikaya yalvarıyor... Ama Amerika, Rusyaya Suriyedeki askeri üsleri konusunda şantaj yapmak, politik çözüm sürecinde muhalifleri üsler konusuna saldırtmak ve bunu bir baskı kartı olarak kullanmak için İdlibde askeri çözümden önce siyasi çözümden yana...

Sonra Trump’ın çekilme kararı durumu daha da kötüleştirdi! Çekilme kararı sonrası Rusya, Münbiç ve Fırat’ın doğusundaki diğer Kürt bölgelerinde rejim ile Türkiye arasında kaldı! Çünkü Rusya, rejimi destekliyor. Öte yandan Rusya ile Türkiye arasında bir takım anlaşmalar var. Türk askerleri ile rejim güçleri gittikçe birbirlerine yaklaşıyorlar. Aralarında kalan Rusya, olası çatışma halinde çıkmaza girecektir... Görüldüğü gibi Amerika, Rusya’yı krizden krize sürüklüyor!

4- Avrupa’ya gelince, bazı Avrupa ülkeleri küresel koalisyonda yer aldı. Amerika’nın çekilmesi onları sıkıntıya sokacaktır. Tek başlarına Suriye’de kalamazlar... Diğer yandan da Amerika’nın uzaktan güvenli bir şekilde kendilerini izlemekten ziyade Suriye’de kalıp sıkıntıya düşmesini istiyorlar! Bu nedenle çekilme kararını “protesto edip saldırdılar”... İngiltere Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, “IŞİD’e karşı küresel koalisyon büyük ilerleme kaydetti. Hala yapılması gereken çok şey var, tehditleri gözümüzden kaçırmamalıyız. Elinde toprak kalmasa bile IŞİD tehdit yaratmayı sürdürecektir” denildi. [19.12.2018 euronews] Yani bu açıklama, Trump’ın çekilme nedeni olarak ileri sürdüğü argümanı geçersiz kılıyor... Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD askerlerini Suriye’den çekme kararına “Bir müttefik güvenilir olmalı” sözleri ile tepki gösterdi. Çad’ın başkenti N’Djamena’da konuşan Macron, Trump’ın Amerikan askerlerini Suriye’den çekme kararından dolayı derin üzüntü duyuyorumdedi. Macron, “Müttefik olmak omuz omuza savaşmak demek. Bu bir devlet başkanı ve ordu lideri için en önemli şeydir” ifadesini kullandı. Ve cihadi gruplara karşı Fransa ile Çad’ın ortak hareket ettiklerini kaydetti. [23.12.2018 BBC]

Dördüncüsü: Son olarak sorunlarımızda, sömürgeci kâfirlerin söz sahibi olması acı verici... Karar alıcı onlar, uygulayıcılar ise İslam dünyasındaki yöneticilerdir. Ne Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan ne de Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den utanmıyorlar. Dahası hak ortaya çıktığında, efendilerini memnun etmek ve koltuklarını korumak için haktan uzak kaldılar. Miatları dolunca efendileri tarafından bir kenara atılan geçmişteki yandaşlarından ibret almadılar. Böylece ayan beyan olan haktan uzak kaldıkları için hem dünyalarını hem de ahiretlerini kendi elleriyle mahvettiler.

وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْأَوْنَ عَنْهُ وَإِنْ يُهْلِكُونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَOnlar başkalarını ondan (Kurandan) alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzak kalırlar. Onlar farkına varmaksızın, ancak kendilerini helâk ediyorlar.[Enam 26] Böylece dünyada ve ahirette hüsrana uğradılar. İşte açık hüsran budur.

H.23 Rabiu’s Sânî 1440
M.30 Aralık 2018

Devamını oku...

İsveç’teki Anlaşma ve Yemen Trajedisine Yansımaları

Soru Cevap

İsveç’teki Anlaşma ve Yemen Trajedisine Yansımaları

Soru:

18 Aralık 2018de France 24 sitesinin bildirdiğine göre BM öncülüğünde El Hudeyde liman kentinde ilan edilen ateşkesten dakikalar sonra hükümet güçleri ile Husiler arasında El Hudeyde kentinde çatışmalar patlak verdi...[18.12.2018 France 24] 17 Aralık 2018’de Sputnik Arabic sitesinin aktardığına göre İsveç’te sağlanan anlaşma ile ilgili olarak açıklamalarda bulunan Yemen EnsarullahHareketi heyeti üyelerinden biri, anlaşmanın El Hudeyde limanının devrini ya da Husilerin şehirden çekilmesini içermediğini belirtti. Açıklamayı henüz mürekkebi kurumayan anlaşmaya bir darbe olarak kabul eden Yemen Enformasyon Bakanı Muammer El Eryani, “Anlaşma, milislerin El Hudeyde kenti, El Hudeyde, Es Salif ve Rasu İsa limanlarından çekilmesini içeriyor…” dedi.

Soru şu: Henüz mürekkebi bile kurumayan anlaşma metninde bu anlaşmazlık niye? Ateşkes yürürlüğe girdikten dakikalar sonra çatışmalar neden patlak verdi? Peki, Amerika ve İngiltere anlaşmayı neden memnuniyetle karşıladı? Bu anlaşma ile Yemen trajedisinin sona ermesi bekleniyor mu? Allah mükâfatınızı artırsın.

Cevap:

İstişare toplantıları 6 Aralık 2018 Perşembe günü başlayan ve 13 Aralık 2018’de göstermelik tokalaşma ile son bulan İsveç’teki anlaşma mevzusuna geçmeden önce Yemen’deki koşulları şu şekilde özetlemek kaçınılmazdır:

Birincisi: Husiler, Sana’yı ele geçirip Hadi hükümetini başkentten kovduktan ve Yemen’in çoğunda kontrolü sağladıktan sonra iktidarlarına bir tür “yasallık” kazandırma gereksinimi duydular. Amerika, onlara bu “yasallığı” kazandırmaya çalışıyordu... Ancak bu, sanıldığı gibi kolay değildi. Zira Yemen’deki siyasi ortam büyük oranda İngiliz yanlısıydı. Bu nedenle Amerika’nın en büyük arzusu, Husileri Yemen siyasi haritasının aktif bir parçası haline getirmekti. Ancak Husiler, Yemen’in kuzeyinde özellikle de Sada kentinde insanların geneli tarafından kabul görmeyen azınlık bir gruptu. Bu yüzden Amerika, Husileri Yemen’in aktif bir unsuru haline getirmek ve herhangi bir iktidarın onlarsız devam edemeyeceğini göstermek amacıyla Husileri destekledi. Bu konuda şöyle bir yol haritası izledi:

1- Suudi Arabistan’ın “Kararlılık Fırtınası” hava operasyonları ile müdahalede bulunmasını sağladı. Harekâtın amacı, Husilerin ortadan kaldırılması değildi. Aksi takdirde Suudi Arabistan kara birlikleriyle müdahalede bulunurdu. Aksine savaş uçakları karşısında Husileri, Yemen’i savunan bir pozisyona sokmak, mazlum durumuna düşürmek, aynı zamanda kahraman yapmak ve böylece halk tarafından kabul edilmelerini ve kamuoyu elde etmelerini sağlamaktı...

2- İngiliz yanlısı Yemen Devlet Başkanı Hadi’yi Suudi Arabistan’da sanki esaret altına aldı. Ki planı gereğince baskı yapılması lazımsa, baskı yapılması kolay olsun. 

3- ABD yanlısı Yemen özel elçiler göndermesi için Güvenlik Konseyi’ni etkiledi ve başarılı oldu da. Cemal b. Ömer ve Velid Şeyh ABD yanlısıydı...

Onlarca yıldır Yemen’de etkin olan İngiltere’ye gelince, güneyde Güney Hareketi, kuzeyde Husilerin ABD’nin Yemen’deki ezici İngiliz nüfuzuna sızma enstrümanları olduğunu biliyordu. Husiler Sana ve Yemen’in diğer kentlerine girince ve İran’dan büyük bir askeri destek alınca, İngiltere, özellikle de Suudi Arabistan’ın Yemen’deki rolünden sonra Yemen’deki nüfuzunun sallantıda olduğunu düşündü. Bu yüzden hemen İngiltere, Amerikan plan ve enstrümanlarına şu şekilde reaksiyon verdi:

A- Suudi Arabistan’ın rolü paralelinde BAE’nin rolünün ön plana çıkarılması. Nitekim Aden ve güneydeki diğer kentlerin Husilerden geri alınmasında BAE önemli bir rol oynamıştır. Bu rol ile yeni bir Güney Hareketi yarattı. Hareket içindeki Amerikan ajanlarını diskalifiye edip ikincil plana itti. Böylelikle güneyde güvenliği sağladı.

B- Köklü ajanı Ali Salih’i kuzeyde Husiler cephesine yerleştirdi. Salih, Husilerle dost oldu, saflarında yer aldı ki iktidara geldiklerinde İngilizlerin de pastada payı olsun. Suikasta kurban gitmemiş olsaydı neredeyse misyonunda başarılı olacaktı...

C- İngiliz yanlısı BM özel elçisi göndermek için uğraş verdi ve bunda başarılı oldu da. İngiliz Martin Griffiths yeni BM Yemen Özel Elçisi olarak atandı.

İkincisi: İngiltere, İran’dan gelen desteğin Husilerin bel kemiğini oluşturduğunu biliyordu. Sana Havaalanı uçuşlara kapatıldıktan ve Güney limanlarında kontrolü sağlandıktan sonra El Hudeyde limanı, Husilere lojistik destek ulaştırmanın neredeyse tek arteri haline gelmişti. Bu nedenle BAE, El Hudeyde limanında kontrolü sağlamak için limana doğru hareket etti. El Hudeyde çevresindeki çatışmalar ve kuşatma, insanlık başlığı altında Amerika’nın büyük tepkisine neden oldu. El Hudeyde limanından milyonlarca Yemenliye insani yardım ulaştırıldığı kaydedildi. Bir anda Amerika, insanlık abidesi kesilivermişti. Oysa Suriye’de kuşatma ve varıl bombaları ile insanlık değerini Birleşmiş Milletler’in ayakları altında çiğneyen ABD ve ajanlarıydı... Ama Amerika, El Hudeyde limanını bir yıldır ya da daha fazla bir süredir Husilerin, başta Suudi Arabistan’a fırlattığı balistik füzeler ve BAE’deki hedefleri vuran insansız hava araçları olmak üzere İran’dan gelen askeri desteğe açık tutmak için bahaneler arıyordu... Buna karşılık Suudi Arabistan, Husi savaşçılara gerçek bir darbe vurmaksızın savaş uçakları ile manevra yapıyordu. Örneğin Taiz kuşatması sırasında Husi güçlerin askeri mevzileri havadan denetime açıktı. Bu üslerin vurulması ve ablukanın yarılması zor değildi, ancak buna rağmen kuşatma devam etti! BAE ise Husilere karşı gerçek bir savaş yürütüyordu. Hatta ABD, Suudi Arabistan üzerinden BAE’ye baskı uygulamamış olsaydı, Husileri El Hudeyde kentinden çıkarmasına ramak kalmıştı!

Dolayısıyla Amerikan plan ve enstrümanları ile İngiliz plan ve enstrümanları kesişmiyordu. Amerika, Yemen’in önemli bölümlerinde Husiler kontrolü sağladıktan sonra siyasi çözüm taraftarıydı. İngiltere ise Husilerin daha fazla yenilgiye uğramasını bekliyordu. Ki çekilmeyi kabul etsinler, yani gerçek bir siyasi çözüme gidilmeden önce kaleleri olarak bilinen Sada kentine geri dönsünler. O yüzden bundan önceki tüm istişare toplantıları politik “oyun”dan ve zaman kaybından başka bir şey değildi. Örneğin Kuveyt ve geçtiğimiz Eylül ayı başında Cenevre’de gerçekleşen müzakereler gibi istişare turları bu yüzden başarısız olmuştu. Zira Husi heyeti görüşmelere gitmemişti… Onun için istişare toplantıları başarısızlıkla sonuçlanmıştı, Husiler büyük bir tehlike yüz yüze idiler. BAE destekli güçler, El Hudeyde kenti ve limanını ele geçirmek üzereydi, kapısına dayanmıştılar. Bu arada El Hudeyde çatışması için yerel milisler devşiren ve seferber eden BAE önemli yol oynuyordu. Suudi Arabistan ise, sıkıntılı bir durumdaydı. Bu sıkıntılı durum yüzünden BAE’nin bu yaklaşımını reddedemiyordu. Çünkü Yemen savaşında Husiler gibi açık bir hedefe karşı görünüşte “müttefik” idiler! Amerika da El Hudeyde saldırısını engelleyemiyordu, çünkü BAE ve perde gerisinde İngiltere, ABD’nin kendisini daha önemli bir şeye kaptırdığı bir zamanlamayı yeğlediler. Zira El Hudeyde’deki çatışmalar, 8-9 Haziran 2018 günlerinde alevlenmişti. [10.06.2018 El Hurra] Bu anda büyük ölçüde ABD, 12 Haziran 2018’de Singapur’da Trump ile Kuzey Kore lideri arasında gerçekleşen zirvenin hazırlıkları ile meşguldü. Yani zamanlama manidardı. Amerika, saldırıyı durduramayacak kadar yarı felçliydi... Nitekim öyle de oldu. Güvenlik Konseyi, El Hudeyde’deki çatışmaları durduramadı. “Dün Perşembe günü BM Güvenlik Konseyi, Suudi Arabistan ve BAE öncülüğündeki koalisyon güçlerinin El Hudeyde kentine düzenlediği saldırının derhal askıya alınmasını kabul etmedi...” [15.06.2018 el-Cezire] Dolayısıyla El Hudeyde’deki çatışmalar, BAE ile BAE destekli milislerin El Hudeyde limanında kontrolü sağlama olasılığı, en büyük risk haline gelmişti. Yemen’deki Husiler yönetimi için tehdit teşkil ediyordu. Bu yüzden El Husi, limanın ele geçirilmesini önlemek için tüm güçlerini seferber etti. Amerika da Yemen’deki insanlık durumuna timsah gözyaşları dökmek ve El Hudeyde limanının Yemen’deki kıtlığı önlemenin atardamarı olduğunu söylemek için yetkililerini harekete geçirdi... BAE ve yerel müttefikleri, saldırıları artırmak, sahada ilerleme kaydetmek ve bu sayede kent ve liman üzerine emrivakiyi dayatmak için uluslararası fırsat kolluyordu. Kısmen gerçekleşmişti. Tamamlanması durumunda ise Husiler ve dolayısıyla gelecekte Yemen’deki Amerikan nüfuzunu her taraftan sarmalayan büyük bir risk haline gelebilirdi. Geçtiğimiz aylarda El Hudeyde çevresindeki aralıklı çatışmalar, özellikle de Amerika’nın Yemen’deki Suudi-BAE öncülüğündeki koalisyonu dağıtamaması ve Suudi Arabistan tarafının tek başına savaşı durduramaması nedeniyle Yemen savaşının en tehlikeli parçası haline gelmişti. Çünkü bu durumda Körfez ülkelerine liderlik eden Suudi rolü ciddi zarar görebilirdi. Bu yüzden durum yerinde saydı. Ta ki Ekim 2018 başında Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın vahşice cinayete kurban gitmesinin ardından Suudilerin başı büyük belaya girene kadar...

Üçüncüsü: İstanbul’da Suudi gazeteci Kaşıkçı’nın suikasta kurban gitmesiyle birlikte Suudi Arabistan üzerinde kara bulutlar belirdi. Amerika, bunu çıkarları için istihdam edebilirdi:

1- Suudi istihbaratı, İstanbul Konsolosluğu’nda vahşi bir cinayet işledi. Cinayet, Suudi Arabistan’a karşı uluslararası kampanya yürütülmesine sebep oldu. Tüm insanlık değerlerine aykırı bu iğrenç cinayetteki sorumluluğu yüzünden bazen açıkça bazen de dolaylı olarak Veliaht Prens Muhammed b. Selman’ın hesaba çekilmesi çağrısı yapıldı. Suudi Arabistan ve İslam dünyasındaki diğer mücrim yöneticilerin, vatandaşlarına karşı İstanbul’daki Suudi gazeteci suikastından çok daha iğrenç cinayetler işlemesine rağmen bu cinayet sonrası duygusal bir görüntü zuhur etti. Devletler cinayeti kınamak zorunda kaldı. Avrupa ülkeleri, Amerikan ajanı Muhammed b. Selman’ı zayıflatmak ya da mümkünse iktidardan alaşağı etmek için cinayeti kullanmak istediler. Fakat hemen Amerika, Muhammed b. Selman’a uluslararası bir kamuflaj giydirdi. Başkan Trump, Twitter hesabından, Suudi Veliaht Prensi’nin sözlerine inandığını ifade eden Tweetler attı. Böylece Prens hakkındaki suçlamaları bertaraf etmiş oldu. Trump, Amerika’da işsizliği azaltacağı gerekçesiyle Suudi Arabistan ile yapılan silah anlaşmalarından vazgeçmeyeceğini söyledi. Bunun üzerine Kongre üyeleri Trump yönetimine yaptıkları baskıyı arttırdılar. Bazı Kongre üyeleri, Trump yönetimini Suudi parası karşılığında “Amerikan değerlerini” satmakla suçladılar... En son ABD Senatosu, Trump’ın Muhammed b. Selman’a verdiği desteği açıkça kınayan yasa tasarısını kabul etti. “Başkan Donald Trump için tarihi bir kınama. ABD Senatosu, Perşembe günü ABD’nin Yemen’de Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyona verdiği askeri desteğin durdurulmasını öngören yasa tasarısını kabul etti. Tasarı, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinden Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed b. Selman’ı sorumlu tutuyor... Tarihi oylamada tasarı 41’e karşı 56 oyla Senato’dan geçti...” [14.12.2018 Reuters]

2- Kongre üyeleri, “sadık Amerikan ajanı” Suudi Arabistan Veliaht Prensi ile ilişkilerin askıya alınması yönünde çokça çağrılar yaptılar. Bazı Kongre üyeleri de Suudi Arabistan’a silah satışının durdurulması talebinde bulundu. Bunun üzerine silah satışının ek istihdam yaratılmasına katkı sağlayacağı ile övünen Trump, Kaşıkçı cinayeti ve Suudi Arabistan üzerine odaklanan dikkatleri hemen önemli başka bir konuya çekmek için yoğun çaba sarf etti. Bu önemli meselede Suudi Arabistan, insan hakları, barış ve huzur yanlısı ve BM ile işbirliği içinde olduğu lanse edildi... İsveç’teki istişare toplantıları sırasında Muhammed b. Selman’ın işbirliği yaptığı vurgulandı. “BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in, BM Yemen Özel Elçisi’nin yaklaşık dört yıldır süren savaşı sonlandırmak için başlattığı siyasi süreci desteklemek amacıyla İsveç’teki istişare toplantılarının kapanışına katılacağı bildirildi. Suudi Arabistan resmi ajansı SPA, Guterres ile Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed b. Selman’ın “Yemen’deki gelişmeleri ve sarf edilen çabaları” ele almak üzere telefonda görüştüklerini bildirdi...” [12.12.2018 Reuters] BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Muhammed b. Selman’ın katkısı üzerine yoğunlaştı. “El Arabiya kanalına göre, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Perşembe günü düzenlediği basın toplantısında, Yemen hükümeti ile Ensarullah Hareketi arasında bugün imzalanan tarihi anlaşmada, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed b. Selman’ın oynadığı rolden bahsetti... BM Sözcü yardımcısı Ferhan Hak, Perşembe günü New York’taki BM Genel Merkezinde gazetecilere yaptığı açıklamada, Guterres, “İstişareler sonucunda Veliaht Prensin katkılarının çok önemli olduğunu” düşünüyor dedi...” [13.12.2018 Sputnik Arabic] Görüldüğü gibi Amerika, Muhammed b. Selman’ın rolünü çarpıcı şekilde barizleştirdi. O derece ki Griffiths, bu rolü övmek zorunda kaldı. Griffith, Ürdün televizyonuna yaptığı açıklamada, “Yemen konulu istişare toplantılarında tarafların bir anlaşmaya vardıklarını söyledi... Griffith, “Sürece hayati ve kişisel desteğini sunan ekselansları Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed b. Selmana şükranlarımı sunuyorum.dedi. [14.12.2018 El Vatan News] Bütün bunlardan, Amerika’nın şu üç nedenden ötürü anlaşmaya varılmasını umursadığı görülüyor:

Birincisi: Suudi Arabistan imajının düzeltilmesi. İkincisi: Suudi Arabistan’a yönelik uluslararası kritiklerin bertaraf edilmesi ve Suudi gazeteci meselesinin örtbas edilmesi. Üçüncüsü: Suudi Arabistan’a mali şantaj yapılması! Trump için en önemli olan da bu zaten... Ajanı ve göz bebeği Muhammed b. Selman ve babasının imajının düzeltilmesi ve kritiklerin bertaraf edilmesi Amerika’nın kesinlikle umurunda değil. Amerika, Muhammed b. Selman ve babasına karşı bu davranışı ile onları “açmaz”dan kurtardığını lanse edecek ve dolayısıyla bunu, uluslararası kritikleri bertaraf etmenin bedeli olarak Suudi petrol paralarını daha fazla “hortumlamak” için kullanacaktır. Bu, Trump’ın “öde!” politikasına dayalı “şantajcı” ticari zihniyeti ile bire bir örtüşüyor.

3- Amerikalı yetkililerin açıklamaları ve açıklamalardaki üslup gücü, Amerika’nın anlaşma sağlanmasına verdiği önemin göstergesidir:

- ABD, 30 gün içinde Yemen’de ateşkes sağlanması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerinin, Yemen’de sivillerin yaşadığı tüm bölgelere hava saldırılarını durdurması gerektiğini vurguladı. ABD Savunma Bakanı James Mattis, 30 gün içinde Yemen’de ateşkes sağlanması ve ülkedeki savaşın sona erdirilmesi için barış görüşmelerinin başlaması çağrısında bulundu. Dün salı günü ABD Barış Enstitüsünde konuşan Mattis, Uzun dönemli bir çözüm için 30 gün içinde herkesi, bir ateşkesin olduğu, sınırlardan çekilmenin sağlandığı ve hava saldırılarının durduğu bir barış masası etrafında görmek istiyoruz” dedi. Barış görüşmelerine geçilmesi gerektiğine dikkati çeken Mattis, Bunu gelecekte yaparız diyemeyiz, 30 gün içerisinde yapmamız gerekir. Suudi Arabistan ve BAE’nin buna hazır olduğuna inanıyorum...diye konuştu. [31.10.2018 El Haliç online]

- Amerika, İsveç’teki istişare toplantılarına katılması, bir anlaşmaya varılması ya da başlanılması için istişare heyetlerine baskı yapması, ipleri BM Özel Elçisi İngiliz Griffiths’e bırakmaması için BM Genel Sekreteri Guterres’i İsveç’e gönderdi. “BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in, BM Yemen Özel Elçisi’nin yaklaşık dört yıldır süren savaşı sonlandırmak için başlattığı siyasi süreci desteklemek amacıyla İsveç’teki istişare toplantılarının kapanışına katılacağı bildirildi.” [12.12.2018 Reuters]

- Suudi Arabistan, önerilen anlaşmayı kabul etmesi için Yemen Devlet Başkanı Hadi’ye baskı uyguladı. “El Cezire’ye konuşan kaynaklar, Suudi Arabistan’ın hükümet heyetini İsveç’teki istişare toplantılarına gönderip El Hudeyde ile limanda varılan ateşkes anlaşmasını onaylaması için Yemen Devlet Başkanı Abed Rabbo Mansur Hadi’ye baskı yaptığını söylediler. Kaynaklara göre hükümet heyeti, “Riyad’da ikamet eden” Hadi’ye Husilerin El Hudeyde kenti ve limanından çıkarılmasını açıkça belirtmeyen anlaşmayı imzalamamasını tavsiye eden bir mektup sundu. Ama Yemen Devlet Başkanı, Suudi Arabistan’ın son birkaç saat içinde yaptığı ağır baskısı sonrası imzalamak zorunda kaldı...” [13.12.2018 el-Cezire]

- El Hudeyde’de varılan ateşkesi izlemek için alelacele bir BM Tümgenerali atandı. “Birleşmiş Milletler, Yemenli taraflar arasındaki ateşkesi izleme misyonunun başkanlığına Hollandalı bir Tümgenerali getirdi. BM Yemen Özel Elçisi Martin Griffiths, Hollandalı emekli Tümgeneral Patrick Cammaert’in Yemen’deki izleme misyonunun başkanlığını kabul ettiğini söyledi ve Cammaert’in bir kaç gün içinde bölgeye ulaşabileceğini kaydetti. [14.12.2018 Ahbarul Yemen] 20 Aralık 2018 tarihindeki Rayu’l Yemen sitesine göre BM Sözcüsü Stefan Dujarric, Komisyon Başkanı Hollandalı emekli Tümgeneral Patrick Cammaert’in Perşembe günü Ürdün’e hareket edeceğini, oradan Sanaya, sonra da El Hudeyde’ye geçeceğini söyledi...

- Amerika, anlaşmayı memnuniyetle karşıladı. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, “Yemen’de barışın mümkün olduğunu” söyleyerek, varılan ateşkes anlaşmasını memnuniyetle karşıladığını belirtti...” [14.12.2018 BBC] Açıklamasında, “Yemen hükümeti ve Husiler arasındaki bu görüşmelerin önemli bir ilk adımı temsil ettiğini ve barışın mümkün olduğunu söyleyen Pompeo, Tüm taraflar bir ivme inşa ederek tüm Yemenilerin yaşamlarını iyileştirme fırsatına sahipler. Taraflar gerginlikleri ortadan kaldırmaya ve devam eden düşmanlıklara son vermeye devam etmelidir...ifadelerini kullandı. [14.12.2018 El Meşhed El Yemeni]

- ABD Büyükelçisi, Husiler ile bariz bir şekilde temasa geçti. “ABD’nin Yemen Büyükelçisi Matthew Toler, Stockholm’de yapılan istişare toplantıları ve konferans sırasında yaptığı açıklamada, Aralarında Husi heyetinden bir üyenin de bulunduğu bir grup ile büyükelçiler arasında resmi bir toplantı gerçekleştirdik... Husi heyetinin bazı üyeleri ile kendi tarzımla görüşmelerde bulundum. Güzel bir görüşmeydi. Ben ABDnin Yemen büyükelçisiyim ve bir günde sadece 24 saat var. Gerçekten tarafların gayri resmi ve baskıdan uzak bir şekilde herkese fırsat veren oturma düzenine övgüde bulunmadan geçemem.” dedi. [13.12.2018 Şarku’l Avsat]

Dördüncüsü: Her ne kadar yukarıda da belirtildiği gibi Amerikan baskısı ve memnuniyetle karşılaması sonucunda İsveç’te bir anlaşmaya varılmış olsa da, İngiltere de anlaşmayı memnuniyetle karşıladı. Çünkü Amerika, insani dürtüler, kıtlık trajedisi, savaşlar, ölümler, yaralılar sonucu ortaya çıkan çocuk hastalıklarına dikkat çekerek baskın bir kamuoyu yarattı... Sanki bunlar, bugün ortaya çıktı da! Dolayısıyla ABD’nin anlaşma sağlanması için oluşturduğu atmosfer İngiltere’ye anlaşmayı memnuniyetle karşılamaktan başka bir alan bırakmadı. Ama yönünü değiştirmek ya da en azından hızını frenlemek için kendi tarzına göre akıntıya kapıldı. Bu nedenle anlaşmayı memnuniyetle karşıladı. “Salı günü İngiliz Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada Yemen’de varılan ateşkesin memnuniyetle karşılandığı belirtildi... İngiliz Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, BM Yemen Özel Elçisi Martin Griffiths’in çabalarını övdü...” [18.12.2018 Yemen net]

Aynı zamanda anlaşmanın nasıl uygulanacağını görüşmek için Güvenlik Konseyi’ne bir tasarı sundu:

- İngiltere, Güvenlik Konseyi’nde başka bir uluslararası karar çıkarılması için çalışıyor. Bu yüzden görüşmek üzere karar tasarısını Güvenlik Konseyi’ne sundu. İngiltere’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Karen Pierce, “Konuyu gündeme getiren ülke olarak Birleşik Krallık, Güvenlik Konseyi kararı üzerinde tüm meslektaşlarımızla çalışmaya devam edecektir. Varılan anlaşmaları onaylamayı, uygulanmasını desteklemeyi ve bir sonraki adımların acilen atılmasını planlıyoruz...” dedi.[14.12.2018 yemenshabab.net]

- Salı günü diplomatlar, “BM Güvenlik Konseyi’nin, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’ten bu ayın sonuna kadar El Hudeyde’de ateşkesin nasıl izleneceğine dair bazı önerilerde bulunmasını isteyen İngiliz karar tasarısını incelediğini söylediler. İngiltere, anlaşmayı destekleyen karar tasarısını Güvenlik Konseyi’ne dağıttı. Oylamanın ne zaman yapılacağı ise belli değil. ABD, Fransa, İngiltere, Çin veya Rusya’nın veto hakkı dışında kararın kabul edilmesi için dokuz oy gerekiyor.” [18.12.2018 Aynul İhbariye]

Sunulan bu tasarı ile İngiltere, izleme, uygulama ve ömrünü uzatmak için çekilmenin nasıl olacağı gerekçesiyle anlaşmadaki müzakere sürecine giriş yapmak istiyor. Zira halkın ölü sayısı ve yapısal yıkım boyutu Yemen topraklarında çatışanların umurunda değil... Önemli olan sadece çıkarlarının gerçekleşmesidir... Bu yüzden diyebiliriz ki:

Bugün ABD ve bölgedeki avaneleri özellikle de Suudi Arabistan, Yemen savaşının sona erdirilmesi, Husiler, İran yandaşları ve dolayısıyla ABD yandaşlarını Yemen yönetiminde kayda değer bir ortak yapacak istişare toplantılarına başlanılması konusunda ciddiler. İsveç’teki istişare toplantıları bu ciddiyetin göstergesidir. Ancak bu ABD yaklaşımı, Yemen’deki büyük İngiliz nüfuzu altında ABD’nin bu yaklaşımını gerçekleştireceği anlamına gelmez... Çünkü İngiltere, BM Genel Sekreteri Guterres karşısında BM Özel Elçisi Griffiths’e destek olması için Dışişleri Bakanı’nı 13 Aralık 2018’de İsveç’teki istişare toplantılarına gönderdi. Bunun için anlaşma sadece El Hudeyde ile sınırlı kaldı. Başta Sana Havaalanı olmak üzere diğer dosyalar sonraki turlara bırakıldı... Ayrıca varılan anlaşmanın uygulanması konusunda hükümet heyetinin sergilediği kuşkulu tavır, anlaşmanın Suudi Arabistan, BM Genel Sekreteri ve perde gerisinde de Amerikan baskısı altında gerçekleştiğini gösterir.

“İsveç’in Rimbo kasabasında gerçekleşen istişare toplantılarının kapanışında düzenlediği basın toplantısında El Yemani, “Yemen hükümeti ile Husiler arasında 75 anlaşma imzalandı, ama hiçbirine sadık kalmadılar” diye konuştu. El Yemani, Husileri Taiz kenti üzerindeki ablukanın kaldırılmasını reddetmekle suçladı... Sana Havaalanı ile ilgili olarak El Yemani, hükümetin Sana Havaalanı’nı Aden üzerinden uluslararası uçuşlara açmak istediğini, ancak Husilerin bu inisiyatifi reddettiğini söyledi. El Yemani, “darbeyi bitirme projesi El Hudeyde’den başlar.” dedi ve Husileri El Hudeyde ve esir takası anlaşmalarına uymaya zorlama yükümlülüğünün BM ve uluslararası toplumda olduğunu ifade etti... BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in yeni bir tur düzenleme planına ilişkin olarak ise El Yemani, “Şuan ki varılan anlaşma uygulanmadan önce yeni istişare toplantılarını düşünmek uygun olmaz...dedi. [13.12.2018 Russia Today] Tüm bunlar, uygulama sırasında anlaşmadan sıyrılmaya ve diğer turların düzenlenmesi için ayak sürümeye büyük bir kapı aralar.

Bu nedenle büyük olasılıkla El Hudeyde anlaşmasının uygulanması çok zor. İsveç’te açıklanan anlaşmadan kısa bir süre sonra 14-15-16 Aralık 2018 günlerinde El Hudeyde çevresinde meydana gelen çatışmalar bunun göstergesidir. BM, bu çatışmalar için bahane üretmek zorunda kaldı. “Bir BM kaynağı, “El Hudeyde anlaşması ateşkesin hemen yürürlüğe girmesini öngörüyor. Bunun 48 ile 72 saat sürmesi normal. Çünkü talimatlar daha operasyon sahasına ulaşacak... Biz ateşkesin Salı günü uygulanmasını bekliyoruz” dedi.[16.12.2018 Reuters]

Buna göre muhtemelen vaziyetler, gelgitler şekilde devam edecektir. Amerika açısından, Amerika, özellikle El Hudeyde ve limanlarının askeri operasyona kapanmasını, sonra da El Hudeyde’de duyulan Husi sesleri ile siyasi çözüme gidilmesini istiyor... İngiltere açısından ise, İngiltere, Husileri olabildiğince zayıflatmak için savaşın devam etmesini ve siyasi çözüme gidilmeden önce El Hudeyde’de Husi seslerin duyulmamasını istiyor...

Beşincisi: Son soruya gelince, (Bu anlaşma ile Yemen trajedisinin sona ermesi bekleniyor mu?) yanıtı şu şekildedir:

Bu anlaşma, Yemen krizini çözmez, çünkü Amerika ile İngiltere’nin, dolayısıyla anlaşmaya imza atan yerel uşakların çıkarları çatışıyor. Yorgun savaşçının dinlenmesi gibi en fazla biraz mola verilebilir. Sonra işler yeniden kızışacaktır. Her iki taraftaki güç kriterlerine göre kapitalistlerin orta çözüm yöntemi üzere ortak karar ile bazen çatışmalara ara verilebilir... Tabii ki bu, krizi sona erdirmeyecektir, yani Yemen’deki olaylar, pasif olarak devam edecektir. Çatışan taraflardaki siyasi ve askeri güç dengesine göre olaylar bazen durulacak bazen de şiddetlenecektir... Krizi sonlandıran hususa gelince, iki şeydir, nitekim önceki bazı soru cevaplarda bunu belirttik:

Birincisi: Amerika ya da İngiltere’nin olayları lehte çözüme kavuşturup, Yemen’de tek başına söz sahibi olması ki bu, yukarıda açıkladığımız gibi oldukça zordur...

İkincisi: Ki bu, oldukça yakındır Allah’ın izniyle. Allah’ın bu ümmeti Hilafetle onurlandırması. Çünkü Hilafet, sömürgeci kâfirlerin nüfuzunu silip süpürecek, ülkeden köklerini temizleyecek, kullar arasındaki kötülüklerini ortadan kaldıracaktır. Böylece küfür ve kâfirler zillete düşecek, İslam ve Müslümanlar da izzet bulacaktır. O gün müminler Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُO gün Allahın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6] İman ve Hikmet ehli Yemen halkı için Hilafeti ikame etmek yaraşır. Böylelikle her iki yurtta kurtuluşa ererler. Allah, Salih kullarının dostudur.

H.13 Rabiu’s Sânî 1440
M.20 Aralık 2018

Devamını oku...

Ukrayna-Rusya Gerginliği

Soru Cevap

Ukrayna-Rusya Gerginliği

Soru:

Kerç Boğazı’nı geçmeye çalışırken Rusya tarafından Ukrayna gemilerinin alıkonulması olayıyla ilgili Fox News’e konuşan Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko, Rus sınır güvenlik güçlerinin eylemlerini “saldırganlık” olarak nitelendirdi. Poroşenko “Sayın Putin, bu saldırganlık, Sayın Putin, bu savaş. Bu şaka değil, olay değil, kriz değil” dedi. [12.12.2018 https://arabic.sputniknews.com] Rusya, 25 Kasım 2018de Rus sınır güvenlik güçlerinin, Kırım Yarımadasının doğusundaki Azak Denizi ile Karadeniz arasındaki Kerç Boğazı yakınlarında Rus sularını ihlal ettiği gerekçesiyle üç Ukrayna savaş gemisini alıkoyduklarını açıkladı. Olayın ardından ABD, Rusya’ya karşı daha sert yaptırımlar uygulanması talebinde bulunurken, Avrupa bunu reddetti. Rusya-Ukrayna arasındaki gerilim sürüyor. Gerilimin arkasında kim var? İpler neden yeniden gerildi?

Cevap:

Konuyla ilgili olarak gelişen olaylara bir göz attığımızda cevap İnşallah açığa çıkacaktır:

1- Şubat 2014’te Rusya, Amerika ve Avrupa, Rus yanlısı eski Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in iktidarda kalması konusunda mutabakata vardılar. Ancak mutabakat sonrası ayaklanmalar patlak verdi. Ayaklanmaların silahlı eylemlere dönüşmesiyle birlikte Yanukoviç, Rusya’ya kaçmak zorunda kaldı. Olayların arkasında Batının olduğu açığa çıktı... Rusya, Batının aldatması sonucunda Ukrayna’yı kaybettiğinin farkına varınca Kırım’ı ilhak ettiğini açıkladı. Ukrayna’nın doğusunda bulunan Donetsk’deki Rusları kışkırtması sonrasında Ruslar, Donetsk ve Lugansk cumhuriyetinin bağımsızlığını ilan ettiler. Akabinde Amerika ve Avrupa, Rusya’ya yaptırım uyguladı ve onu G-7 zirvesinden dışladı.

2- Amerika’nın Ukrayna’yı silahlandırma çağrısına karşılık Avrupa bunu reddetti. Çünkü silahlandırmanın Rusya ile arasında gerginlik yaratacağını, sular ısındığında bunun Avrupa üzerinde yansımalarının olacağını biliyordu... Fransa ve Almanya, gerginliğin ateşini düşürmek ve siyasi bir çözüm bulmak için Rusya ile temasa geçtiler. Ve ardından 6 Şubat 2015 tarihinde ABD’siz üç ülke, Minsk Anlaşması’nı imzaladı. Biz bunu 21 Şubat 2015 tarihli soru cevapta açıkladık. Avrupa Fransa ile Almanya, Amerikanın tavrındaki bu sıcak gelişmenin, Ukraynaya yönelik askeri eylemlerin artmasına yol açabileceğinden korktu. Çünkü Ukraynada çıkacak bir savaş veya benzeri durum, Ukrayna tarafında yer almadığı takdirde Avrupayı sıkıntıya düşürecekken Amerika bundan pek fazla etkilemeyecektir. İşte Avrupanın, Amerika ile aynı paralelde giden Ukrayna politikasını değiştirme konusunda ısrar etmesinin nedeni budur. Bu yüzden Avrupa, siyasi bir çözüm bulmak amacıyla Rusya Devlet Başkanı ile temasa geçmeye karar verdi. Böylece Avrupa ile Rusya arasında çıkabilecek gerginliğin önünü aldı. Bilfiil de öyle oldu. Konuyu görüşmek üzere bir araya gelen Avrupalı liderler Fransa ile Almanya, 06 Şubat 2015de Amerika’sız bir anlaşmaya vardılar. Ardından Merkel, izin almak için değil Obamayı bilgilendirmek için 08 Şubat 2015 tarihinde Washingtona uçtu... Açıktır ki Avrupa, Amerikadan yeşil ışık almadan ilk kez kendi başına bir iş yapmıştır. 06 Şubat 2015de bir araya gelen üç lider Vladimir Putin, Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, izlenecek yol haritası konusunda mutabakata vardılar. Geriye sadece anlaşmayı imzalamak üzere Ukraynalı tarafları Ukrayna Cumhurbaşkanı ve ayrılıkçılarıikna etme meselesi kalmıştı. Sonra Merkel, Obamayı bilgilendirmek amacıyla Washingtona gitti.

3- Amerika anlaşmaya pek şaşırmadı. Anlaşmanın uygulanması için değil, içeriğini boşaltmak ve başarısızlığa uğratmak için görünüşte anlaşmaya destek verdiğini açıkladı. Yine aynı soru cevapta şöyle dedik: Fransa ile Almanyanın bu pozisyonunun Obama yönetimi üzerinde çok büyük etkisi oldu. Bu durum Münih Zirvesinde, özellikle Amerikanın Ukraynaya silah yardımı ile ilgili yaptığı açıklamaları Kerry ile Merkel arasında sözlü sataşmalara neden oldu... Beklentilere gelince, Amerikanın Minsk Anlaşmasının uygulanmasına engel olabilecek bazı sorunlar üretmesi kuvvetle muhtemeldir. Çünkü Ukraynada adamları var. Cumhurbaşkanı Poroşenko Avrupaya yakın biri olsa da Amerikanın da onun üzerinde bir etkisi var... Dolayısıyla Amerika şu üç durumdan birisiyle ya da hepsiyle olayları iyice tırmandırabilir: Ukrayna’ya sofistike silahlar satmak. Ya da NATO üyeliği için Ukrayna ile görüşmeler yapmak. Ya da Ukraynadaki bazı uşaklarını tahrik ederek anlaşmayı fiyaskoya uğratmak. Bu üç şeyin her biri de Rusyayı kışkırtabilir, olayları etkileyip başarısızlığına yol açabilir...”İşte yaşanan olay budur. Amerika, anlaşmayı başarısızlığa uğratmak ve ipleri germek için çalışıyor...

4- Son olaylar Rusya’nın mürettebatıyla birlikte üç Ukrayna savaş gemisine el koyması nedeniyle meydana geldi... Ukrayna’nın Rusya’yı kışkırttığı anlaşılıyor... Ukrayna, Amerika’nın yeşil ışık yakmasıyla ancak böyle bir eyleme kalkışabilir. Rus TASS haber ajansının 25 Kasım 2018 tarihinde bildirdiğine göre Üç Ukrayna savaş gemisi yasadışı yollarla Rus karasularına girerek tehlikeli manevralar yaptı.Ardından Ukrayna, müdahil olması için Batıya çağrıda bulundu. Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko, 29 Kasım 2018 tarihinde Alman Bild gazetesine yaptığı açıklamada, Almanya bizim en sıkı müttefiklerimiz arasında yer alıyor. Şimdi NATO ülkelerinin Ukrayna’nın güvenliğini sağlamak ve yardım etmek için Azak Denizi’ne donanma gemileri göndermeye hazır olmalarını umuyorum... Putin, Azak Denizi’ni işgal etmekten başka bir şey istemiyor. Anladığı tek dil, Batı dünyasının birliğidir. Eğer Putini durdurmazsak onun ne yapacağını Almanya da merak etmeli. Rusyanın bu saldırgan politikasını kabul edemeyiz. Önce Kırım, sonra Ukraynanın doğusu, şimdi ise (Putin) Azak Denizini istiyor. Putin eski Rus İmparatorluğunu geri getirmek istiyor. Kırım, Donbass ve bütün ülkeyi Rusyaya katmak istiyor... Şansölye Merkel 2015 yılında Minsk’te yaptığı müzakerelerle ülkemizi bir kez kurtarmıştı. Şimdi o ve diğer müttefiklerimizin bizi bir kez daha destekleyeceğini umuyoruz.diye konuştu. Fakat Almanya askeri operasyon yapmayı reddetti. Almanya Başbakanı Merkel yaptığı açıklamada, Böyle anlaşmazlıklara askeri çözüm bulunmazdedi. [29.11.2018 DPA] Merkel, Ukrayna tarafının da mantıklı olmasını istiyoruz. Tabii ki gerçekleri masaya yatıracağız ve neler yapabileceğimize bakacağızifadelerini kullandı. Ve konuyu Arjantin’de Putin ile görüşeceğini söyledi. Rusya’ya yaptırımların sıkılaştırılmasını kabul etmedi. 06 Aralık 2018’de İtalya’da AB Dışişleri Bakanları toplantısında Ukraynalı mevkidaşı Pavlo Klimkin’le görüşen Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas yaptığı açıklamada, Almanya, gerilimi azaltma çabaları sürdüğü sürece Ukrayna anlaşmazlığı yüzünden AB tarafından Rusya’ya yaptırım uygulanmasını öngörmüyor. Şu anda yeni yaptırımlardan söz etmenin yanlış olacağı kanaatindeyim. Çünkü gerilimi düşürme yönünde çabalar var. Almanya, yeni yaptırımlar önerisinde bulunmayacak. ABde yeni yaptırımlar uygulanması için görüş birliği olacağını sanmıyorum.dedi. [07.12.2018 Reuters] Almanya ve diğer birçok Avrupa ülkesi, tehlikenin boyutunun ve Avrupa’ya vereceği zararın farkında. Bu yüzden askeri operasyon ve yaptırımların sıkılaştırılmasını istemiyor. Çünkü bu, hem Rusya hem de Avrupa için iki tarafı da keskin bir kılıçtır.

5- Amerikan tavrının, gerginlik ve yaptırımların sıkılaştırılması yönünde olduğu izahtan varestedir. Trump, Ukrayna gemilerinin alıkonulması konusunda hoşnutsuzluğunu göstermek amacıyla 30 Kasım 2018’de Arjantin’de G20 zirvesinde Rusya Devlet Başkanı Putin ile yapacağı görüşmeyi iptal etti. Arjantin’in başkenti Buenos Aires’de Japonya Başbakanı Şinzo Abe ile yapacağı görüşmesi öncesinde Ukrayna gemilerinin Rusya tarafından alıkonulması ile ilgili olarak gazetecilere açıklamalarda bulunan Trump, Yaşananlar hoşumuza gitmiyor. Bundan memnun değiliz, kimse bundan hoşnut değil.dedi. [30.11.2018 IRT Online] ABD’nin Ukrayna Özel elçisi Kurt Volker, 27 Kasım 2018’te yaptığı açıklamada, Rus lider, Mariupol dâhil olmak üzere limanları tek taraflı denetlemek istiyor. Hiç kimse bu limanlara ulaşamıyor... Rusya’nın tek başına limanları denetleme çabası büyük bir endişe yaratıyor. Rusya, Azak Denizi’ndeki denizcilik kurallarıyla ilgili 2003 Anlaşmasına uyması gerekiyor... Rusya’nın Ukrayna topraklarında yeni bir provokasyona kalkışacağını düşünmüyorum. Böyle bir provokasyon olursa çok büyük bir sürpriz yaşanır...şeklinde konuştu. [28.11.2018 Arapça Ukrayna sayfası] Söz konusu anlaşmaya göre Azak Denizi ve Kerç Boğazı Rusya ve Ukrayna’nın iç sularıdır. 6 Aralık 2018’de “Hello America” Radyosu’nun bildirdiğine göre “ABD’nin Ukrayna Özel Elçisi Kurt Volker, önümüzdeki iki hafta içinde Ukrayna’ya bir ziyaret gerçekleştirecek. Volker, Rusya’dan gözaltındaki Ukraynalı denizcilerin serbest bırakılmasını talep etti. Rusya’nın 2003 yılında imzalanan ikili anlaşma temelinde Kerç Boğazı ve Azak Denizi’nde Ukrayna ile işbirliği yapması gerektiğini vurguladı.” Bu açıklamadan da açıkça anlaşıldığı üzere Amerika, fevri davranmıyor, acele etmiyor. Ukrayna özel elçisi, iki hafta sonra Ukrayna’yı ziyaret edeceğini açıkladı. Demek ki, krizin çözümü umurunda değil, aksine gerilimin devamından yana. Dolayısıyla amacı, sorunun çözümünden ziyade gerilim ve gerilimin devam etmesidir!

6- Amerika’nın, Ukrayna’ya silah ve teçhizat tedarik ettiğini ve ordusunu eğittiğini belirtmekte fayda var. ABD’nin Ukrayna Özel Elçisi Kurt Volker, 29 Kasım 2018’de Deutsche Welle sitesine yaptığı açıklamada, “Kiev ve Washington, savunma sektöründe normal bir işbirliği içerisinde... Ukraynanın modern ve güçlü bir savunma sistemine sahip olması için silahlı kuvvetlerinin reformu ve tanzimi konusunda Ukrayna ile işbirliği yapıyoruz.dedi. ABD yetkilisi, ülkesinin Ukrayna’yı silahlandırdığını kabul ediyor. 09 Haziran 2018 günkü Russia Today sitesine göre “Amerika, Ukrayna’nın batısında bulunan Lviv kentindeki havalimanına stratejik uçaklarına yakıt sağlamak için dört uçak gönderdi. Washington, bu uçakların Doğu Avrupa’nın güvenliğini sağlamak için NATO ortakları ile işbirliği çerçevesinde gönderildiğini belirtti. Uçaklarla birlikte bakım için 150 Amerikalı bir ekibin de ülkeye geldiği kaydedildi. Site, Avrupa ve Afrika’daki ABD Hava Kuvvetleri basın ofisinden, Bu adımın amacının, Doğu Avrupa’da ABD güvenliğini ve NATO üyeleri ile ortakları arasındaki askeri işbirliğini artırmak olduğunuaktardı. Rus sitesine göre “ABD ile Ukrayna arasındaki işbirliği, 2014de Ukrayna hükümetine yönelik girişilen darbeden bu yana istikrarlı bir şekilde artmıştır. Ukrayna, Donbass’ta kullanılmaması koşuluyla Amerikalılardan zırhlı araçlar, insansız hava araçları, radar, ekipman, ağır keskin nişancı tüfekleri ve anti-tank sistemi teslim almaya başladı.Amerika’nın, Ukrayna’ya silah satışıyla ve Ukrayna’yı Rusya’ya karşı kışkırtmasıyla gerginlik yaratmaya çalıştığı, Rusya’nın ise buna cevap vermek zorunda kaldığı açıktır. Ki Amerika’nın da istediği tam budur. ABD, gerginliğin devamından yanadır. Dolayısıyla ABD, Kırım ve Ukrayna krizini çıkarlarına göre ajite ediyor... Rusya’nın, Ukrayna’dan bir parça olan Kırım Yarımadası’nı 18 Mart 2014’te ilhak ettiğini açıkladıktan sonra yayınladığımız 22 Mart 2014 tarihli soru cevapta şöyle dediğimizi anımsatıyoruz: ...Uluslararası veya bölgesel koşullar Rusya ya da Batı lehine değiştiği an Ukrayna patlamaya hazır bir bomba gibidir. O zaman taraflar, gözlerini Ukraynaya dikecek ve uluslararası koşullara uygun olarak Ukraynayı ele geçirmeyi deneyeceklerdir. Ukrayna, Rusyanın arka bahçesi iken aynı zamanda Avrupanın da (arka) kapısıdır...

7- Amerika, Kırım’daki haklarını geri almak, Rusların kontrolündeki Doğu Ukrayna’da kontrolü yeniden sağlamak, Azak Denizi ve Kerç Boğazı’ndaki haklarını savunmak için Ukrayna’yı gizlice Rusya’ya karşı kışkırtıyor. Kerç Boğazı iki ülke için de stratejik öneme haizdir. Kuzeyde Azak Denizi’nden güneyde Karadeniz’e geçiş için başka bir koridor bulunmuyor... Amerika’nın, Ukrayna’yı silahlandırması Minsk Anlaşması’na aykırıdır. Böylece Amerika, Avrupa-Rus anlaşmasını iptal etmek ve gerginliği tırmandırmak için çalışıyor... Avrupa ise bunu kendisine karşı yapılmış bir hamle olarak gördüğü için gerilimin ateşini düşürme çabasında. Bu nedenle Avrupa’nın Rusya ile karşılıklı anlayışa varmak için işbirliği yaptığını görüyoruz. Öte yandan Avrupa, Amerikan hegemonyasından kurtulmanın çabası içerisinde ve bu yüzden Avrupa’da, Rusya ve Amerika’dan korunmak için bağımsız bir Avrupa ordusu kurulması çağrıları giderek yükseliyor... Avrupa ordusu çağrılarının Amerika’yı öfkelendirdiği apaçık ortada. Nitekim Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un 11 Eylül’de Paris’te Amerikalı mevkidaşı Trump ile yaptığı görüşmeye bu anlaşmazlık damgasını vurdu. Ayrıca Trump’ın, Avrupa’ya yönelik başlattığı ticaret savaşı, Avrupa Birliği’nin dağılması için açıktan yaptığı çağrılar, bu yıl ve geçtiğimiz yıl NATO ve G7 zirvelerinde Avrupalılar ile Amerikalılar arasında yaşanan tartışma ve atışmalar, Avrupalıların Ukrayna dâhil olmak üzere bazı konularda Amerika’ya meydan okuma girişimleri, Amerika’yı Avrupa-Ukrayna sınırında Rusya ile gerginlik çıkarmaya iten sebepler arasındadır.

8- Rusya, varlık yokluk meselesi olarak gördüğü Ukrayna konusunda sancılı bir durumda hatta çıkmazda. Ukrayna’yı kaybetmesi durumunda Batı karşısında savunmasız kalacak ve başkent Moskova tehdit altında olacaktır, özellikle de kendini savunmak için stratejik derinliğe sahip Doğu Avrupa’yı kaybettikten sonra. Batı özellikle de Amerika, Berlin Duvarı’nın yıkılmasına onay veren, Doğu Almanya’yı Batı Almanya’ya devreden, Polonya’yı terk edip bağımsızlığını tanıyan ve Doğu Avrupa ülkelerinin bağımsızlığını kabul eden Rusya’yı defalarca aldattı... Şimdi de Ukrayna konusunda kandırıyor. 2014 yılında ajanı Yanukoviç’in iktidarda kalması konusunda Batı ile mutabakata vardıktan sonra Batılılar Yanukoviç’i devirmek için Ukraynalıları kışkırttılar. Rusya, Suriye’de de kandırıldı! Amerika, Rusya’yı kandırdı. Amerika’sız ABD lehine Rusya’yı Suriye’de savaşa soktu. Rusya, Kırım’ın ilhakına ve Doğu Ukrayna’daki egemenliğine, bu bölgeler üzerindeki egemenliğini tanımasa da Amerika’nın sessiz kalacağı hayali ve rüyasına kapıldı! Rusya, aptal olmasaydı Suriye’ye girmezdi. Amerika’nın savaşta zor duruma düşmesine ve Afganistan’da olduğu gibi sıkışıp kalmasına izin verirdi...

9- Özetle:

A- Göstergeler, Ukrayna gemilerini Rusya ile koordinasyonsuz bir şekilde Azak Denizi’ne doğru provoke eden saikın Amerika olduğunu gösteriyor... Bununla ABD, Rusya, Avrupa ve Ukrayna’ya yönelik çıkarlarına hizmette kullanmak için ortamı gerginleştirmeyi amaçlıyor... Amerika, mevcut durumu koruyup gerginliğin sürmesini sağlamak için “ortamı germek” istiyor, sorunu çözmek değil...

B- Dünyada seküler kapitalist devletler hüküm sürdüğü sürece dünya, kötü niyetli entrikacılara, acımasız suçlara ve her türlü yaygın zulme sahnelik yapmaya devam edecektir... “Sömürgecilik”, nereye giderlerse gitsinler bu devletlerin karakteristik özelliğidir...

C- Dünyayı bu devletlerin ve insan yapımı ideolojilerin kötülüklerinden sadece yüce İslam ideolojisi kurtarabilir. Çünkü İslam, insanın Yaratıcısından gelmiştir. Yaratıkları için neyin en iyi olduğunu sadece yaratıcı bilebilir.

أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ “Yaratan bilmez mi? O, en gizli şeyleri bilir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.” [Mülk 14]

İşte adaleti tesis eden ve iyiliği yayan hak budur.

فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلَّا الضَّلَالُ “Artık haktan (ayrıldıktan) sonra sapıklıktan başka ne kalır?[Yunus 32]

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ “Şüphesiz ki bunda kalbi olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır. [Kâf 37]

H.07 Rabiu’s Sânî 1440
M.14 Aralık 2018

Devamını oku...

Kadının Yolculuğu Hakkında Ayrıntılı Hükümler

Hizb-ut Tahrir Emiri Âlim Ata İbn Halil Ebu Raşta Tarafından Facebook Sayfası Ziyaretçilerinin Sorularına Verilen Cevaplar

Sorular Cevaplar

Kadının Yolculuğu Hakkında Ayrıntılı Hükümler

Ghazi Jdira, Amine Dbibi, Mosab Al Natsha, Muhammed Ahmed, Hamza Miftah, Dr. Nasrin, Gamze, Abdul Mümin Zeylai

Sorular:

Birincisi:

1- Ghazi Jdira

Es Selamu Aleykum Şeyhim,

Şeyhim, çok sayıda kadın, yanında bir mahremi olmadan iş ya da eğitim maksadıyla uzak yerlere, ülkeden ülkeye, şehirden şehire yolculuk yaparak, bazen bir yıl gibi uzun bir süre orada kalmaktadır. Oysa Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

لَا يَحِلُّ ِلامرأةٍ تؤمِنُ باللهِ واليومِ الآخَرِ،أَنْ تُسافِرَ مَسيرَةَ يَوْمٍ وَ لَيْلَةٍ دُونَ مَحْرَمٍ لَهَا “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, yanında mahremi olmadan bir gün ve bir gecelik bir mesafeye sefere çıkması helal değildir.”

Bize lütfen bu meseleyi ayrıntıları ile açıklar mısınız? Bu konudaki Allah’ın buyruğu ne?

Allah sizi mübarek kılsın, ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh.

2- Amine Dbibi‎

Değerli Emirimiz, Hilafet yolu önderimiz,

Es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,

  Bir grup kadının, yanlarında mahremleri olmadan yolculuk yapmaları caiz mi?

3- Mosab Al-Natsha

Es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,

Faziletli Şeyhim, Allah sizi onurlandırsın. Kadının yolculuğu hakkında bazı sorularım olacak.

Lütfen açıklar mısınız, Allah sizi hayırla mükafatlandırsın, yar ve yardımcınız olsun ve Allah muvaffak kılsın.

Soru: İçtimai Nizam kitabında kadın-erkek ilişkilerinin düzenlenmesi başlıklı konu altında şöyle geçmektedir: “Kadın, yanında bir mahremi olmadan bir gün ve bir gecelik bir mesafeye yolculuk yapmaktan men edilir. Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

يَحِلُّ ِلامرأةٍ تؤمِنُ باللهِ واليومِ الآخَرِ،أَنْ تُسافِرَ مَسيرَةَ يَوْمٍ وَ لَيْلَةٍ دُونَ مَحْرَمٍ لَهَاAllah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, yanında mahremi olmadan bir gün ve gecelik bir mesafeye sefere çıkması helal değildir.” [Muslim]

İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem hutbede şöyle buyurdu:

لَا يَخْلُوَنَّ رَجُلٌ بِاِمْرَأَةٍ إِلَّا وَمَعَهَا ذُو مَحْرَمٍ, وَلَا تُسَافِرُ اَلْمَرْأَةُ إِلَّا مَعَ ذِي مَحْرَمٍ " فَقَامَ رَجُلٌ, فَقَالَ: يَا رَسُولَ اَللَّهِ, إِنَّ اِمْرَأَتِي خَرَجَتْ حَاجَّةً, وَإِنِّي اِكْتُتِبْتُ فِي غَزْوَةِ كَذَا وَكَذَا, قَالَ: " اِنْطَلِقْ, فَحُجَّ مَعَ اِمْرَأَتِكَ  “Hiçbir erkek, mahremi olmadan bir kadınla baş başa kalmasın! Hiçbir kadın yanında mahremi olmadan yolculuk yapmasın!”Bir kişi kalkarak: “Ey Allah’ın Rasûlü! Ben falan gazveye gitmek üzere kaydoldum, hanımım da hacca gitmek üzere yola çıktı, (ne yapayım)?!” dedi. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ona: “Git, hanımınla birlikte haccet!” buyurdu” [Muslim] Birinci hadisten bir gün ve bir gecelik yolculuk anlaşılabilir mi? Örneğin kadın, 3 saatlik Amman-İstanbul yolculuğu sonrası alışveriş ve gezi için bir hafta İstanbul’da kalabilir mi? Yoksa yolculuk ve ikamet süresi, yanında mahremi olmadan bir gün ve bir geceden fazla olamaz mı? Peki, kadın, eğitim maksadıyla bir ülkeye yolculuk yaparsa, bu ülkede mukim mi olur? Yahut yanında bir mahremi olmak zorunda mı?

İkinci hadiste, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, hanımıyla birlikte haccetmesini emretti. Bu emir, hacca mı özel? Yoksa yolculukla ilgili genel mi? Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in “Git, hanımınla birlikte haccet!” buyruğundan, kadının yanında bir mahremi olmadan hacca gidemeyeceği de anlaşılır mı?

Ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,

4- Muhammed Ahmed

Es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,

Allah’ın selamı üzerinize olsun ve badu.

Kadınların yolculuğu hakkında sormak istiyorum. Bir grup kadın, yanlarında erkek mahremleri olmadan yolculuk yapabilirler mi? Bir kadın, yanında erkek mahremi ile yaptığı yolculuk sonrası tek başına başka bir ülkeye gidebilir mi? Bu caiz mi? Allah sizi mübarek kılsın.

İkincisi: Kardeş Hamza Miftah’ın özelden sorduğu soru: Sorunuzun cevabını Facebook’ta kadının yolculuğuna dair verilen genel cevaplardan öğrenebilirsiniz.

Üçüncüsü: Kadının yolculuğu hakkındaki sorularını bölgeleri üzerinden gönderenler de (Dr. Nesrin, Gamze, Abdül Mümin Zeylai) sorularının yanıtlarını Facebook’ta kadının yolculuğuna dair verilen genel cevaplardan öğrenebilirler.

Cevap:

Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,    

Sorularınız birbiriyle benzeşiyor ve ilintili. Özetle şöyle:

1- Bir kadın, yanında bir mahremi olmadan bir gün ve bir gecelik veya daha fazla bir mesafeye yolculuk yapabilir mi?

2- Yolculukta ölçü, bir gün ve bir gecelik mesafe mi? Peki örneğin şöyle diyebilir miyiz: Bir gün ve bir gecelik seyir ortalaması, deve iledir, yaya ya da uçakla değil… Onun için bu mesafeyi örneğin 50 km olarak takdir edebilir miyiz? Buna göre mahremin farz oluşunda zamanı değil, mesafeyi ölçü olarak alabilir miyiz? Bu caiz mi?

3- Varış yerine ulaştıktan sonra mahrem, amacını gerçekleştirmek üzere kadını tek başına orada bırakıp asli yurduna geri dönebilir mi? Yoksa amacına erişene kadar yanında mı kalması gerekir?

4- Bir gün ve bir gecelik süre, kadının hac yolculuğu için de geçerli mi? Şöyle ki, yolculuk bir gün ve bir geceden daha kısa sürerse, kadın, yanında mahremi olmadan hacca gidebilir mi? Yoksa hacca özel bir hüküm var mı? Mesafe ya da süre ne olursa olsun hacda kadının yanında mahremi olması gerekir mi?

Topluca bu sorulara cevaben deriz ki -tevfik Allah’tandır-:

Birincisi: Kadının yolculuğu bir gün ve bir gece sürerse, yanında mahremi olmak zorunda. Bu anlamda şeri deliller, oldukça fazladır. Bunların bir kısmını burada zikredelim:

- Buhari, Ebu Hurayra RadiyAllahu Anh’dan rivayet ettiğine göre Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لاَ يَحِلُّ لِامْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَاليَوْمِ الآخِرِ أَنْ تُسَافِرَ مَسِيرَةَ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ لَيْسَ مَعَهَا حُرْمَةٌ“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, yanında hürmeti (mahremi) olmadan bir gün ve bir gecelik bir yola sefere çıkması helal olmaz.” Ebu Said El Hudri’den bir rivayette “iki gün”, İbn Ömer’den bir rivayette “üç gün” ifadesi geçmektedir.

- Muslim, Ebu Hurayra’dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لَا يَحِلُّ لِامْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ، تُسَافِرُ مَسِيرَةَ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ إِلَّا مَعَ ذِي مَحْرَمٍ عَلَيْهَا“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, yanında mahremi olmadan bir gün ve bir gecelik bir yola sefere çıkması helal olmaz.” Ebu Said El Hudri’den bir rivayette “iki günlük yola”, başka bir rivayetinde ise “üç günlük ve daha yukarısı” ifadeleri geçmektedir.

- Tirmizî’nin Said b. Ebi Said’den, babasından, Ebu Hurayra’dan rivayet ettiği ve hasen sahih dediği hadiste Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لَا تُسَافِرُ امْرَأَةٌ مَسِيرَةَ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ إِلَّا وَمَعَهَا ذُو مَحْرَمٍ“Bir kadın, bir gün ve bir gecelik yola yanında mahremi olmadan sefere çıkamaz.”

- İbn Hibban, Sahihinde Said b. Ebi Said El Makburi’den, Ebu Hurayra’dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لَا يَحِلُّ لِامْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ أَنْ تُسَافِرَ مَسِيرَةَ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ إِلَّا مَعَ ذِي مَحْرَمٍ مِنْهَا“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, yanında mahremi olmadan bir gün ve bir gecelik bir yola sefere çıkması helal olmaz.”  Ebu Said’in Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den başka bir rivayetinde ise “iki gün”.

- Ahmed, Vaki’den, İbn Ebi Zib’den, Said b. Ebi Said’den, babasından, Ebu Hurayra’dan tahdis ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لَا تُسَافِرْ امْرَأَةٌ مَسِيرَةَ يَوْمٍ تَامٍّ، إِلَّا مَعَ ذِي مَحْرَمٍ“Bir kadın yanında mahremi olmadan tam bir günlük yolculuğa çıkmasın” Ebu Said El Hudri’den başka bir rivayette ise “iki günlük yolculuğa” denilmektedir.

- Ebu Davud, Kuteybe b. Said Es Sekafi’den, Leys b. Sad’dan, Said b. Ebi Said’den, babasından, Ebu Hurayra’dan tahdis ettiğine Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لَا يَحِلُّ لِامْرَأَةٍ مُسْلِمَةٍ تُسَافِرُ مَسِيرَةَ لَيْلَةٍ، إِلَّا وَمَعَهَا رَجُلٌ ذُو حُرْمَةٍ مِنْهَا“Müslüman bir kadının, yanında erkek bir mahremi olmadan bir gecelik mesafeye yolculuk etmesi helal olmaz.”

Bunlardan açığa çıkar ki:

1-    Sahih naslarda geçtiği gibi yolculukta ölçü, süredir. Kadının yanında bir mahremi olmadan tek başına belirtilen sürede yani geceli gündüzlü tam bir gün (24 saat) yolculuk yapması haramdır. Bu, nasların mesafe değil süreye “bir gün ve bir gece” delalet ettikleri anlamına gelir. Kadın, yanında mahremi olmadan, tabii bu sürede kalmaksızın 1000 km’lik bir uçak yolculuğu yapabilir. Ama yaya 20 km’lik bir yolculuk bir gün ve bir geceden daha fazla sürerse, yanında mahremi olmadan yolculuk yapamaz, haramdır.

- Kadının, yanında mahremi olmadan yolculuk yapmasının göstergesi, süredir, bir gece ve bir gündüzdür. Mesafe ne kadar olursa olsun kalmamak, gidip bu süreden önce dönmek kaydıyla yanında mahremi olmadan yolculuk yapabilir.

2-    Buhari, Muslim, Tirmizî, Ahmed ve İbn Hibban’daki (üç gün ya da üç gece, iki gün, bir gün bir gece ve bir gece) rivayetlerine gelince, bu deliller cem edildiğinde konu hakkındaki şeri hüküm şöyle olur; Kadın, yanında mahremi olmadan (hadislerde) geçen en az yolculuğu yapamaz, yani bir gecelik yolculuğa çıkamaz. Çünkü bir gecelik yolculuk, iki ve üç günlük yolculuğu da kapsar… Arap dilinde Araplar, tam bir güne yani bir gündüz ve geceye gece derler. Meryem süresinde Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

قَالَ آيَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلَاثَ لَيَالٍ سَوِيّاً  “Allah da, “Senin işaretin, sapasağlam olduğun hâlde insanlarla üç gece konuşamamandır” dedi.” [Meryem 10]

Ali İmran süresinde şöyle buyurdu:

قَالَ آيَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ إِلَّا رَمْزاً “Senin alâmetin üç gün insanlarla rumuzdan (işaretten) başka bir şekilde konuşmamandır.” [Ali İmran 41] Bu iki ayetten, (gecelerin) (günler) olduğu açıkça görülür. Araplar şöyle derler (Onu filan ayın şu gecesi geçtikten sonra yazdım) yani şu günden sonra. Bu, Arapların tam bir güne gece adını verdikleri anlamına gelir.

Buna göre kadın, yanında kocası ya da mahremi olmadan bir gün ve bir gecelik yolculuğa çıkamaz, haramdır. İşte biz, İctimaî Nizam kitabımızda bu görüşü alıp benimsedik.

İkincisi: Mesafe hakkında varit olan deliller:

Ebu Davud’daki bir rivayet, yolculuk mesafesini süre ile değil (Berid) ölçüsü ile kayıtlıyor. Berid, dört fersahtır. Yani yaklaşık 22 km’dir. Bu rivayet, şu nedenlerden ötürü tercih edilmez (mercûhtur):

1-    Yolculuğu mesafe ile kayıtlıyor. Buna göre sürenin hiçbir değeri yok. Kadın, 22 km’lik bir yolu ister bir günde isterse iki günde gitsin yanında mahremi olması gerekiyor... Diğer hadisler ise, ister 100 km isterse birkaç yüz km kat edilsin süre ile yani bir gün ve gece ile kayıtlıyor… Yani mesafe hadisi işletildiğinde, süre, süre hadisi işletildiğinde, mesafe hükümsüz olur. Bu ise çelişkidir. Çelişki olduğu takdirde tercihe başvurulur. Buhari, Muslim ve diğer sahih kitaplarda geçen tüm bu hadisler, içerisinde (Berid) ifadesi geçen Ebu Davud’daki o tek rivayetten daha racihtir. Bu bir açıdan böyle.

2-    Diğer açıdan, Ebu Davud’daki Berid rivayeti mustariptir. Şöyle ki:

Yusuf b. Musa, Cerir’den, Süheyl’den, Said b. Ebi Said’den, Ebu Hurayra’dan tahdis ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لا يحل لامرأة تؤمن بالله واليوم الآخر أن تسافر بريداً إلا معها ذو محرم “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadına, yanında mahremi olmadan bir Berid mesafesindeki bir yere yolculuk yapması helal olmaz.”

Ebu Davud’un kendisi Said b. Ebi Said’den, Ebu Hurayra’dan bir gün ve bir gece olarak dört hadis nakleder. Yine Ebu Davud, Said b. Ebi Said’den, babasından, Ebu Hurayra’dan, birincisinde “bir gece” ikincisinde “bir gün ve bir gece” olmak üzere iki hadis nakleder.

- Daha önce zikrettiğimiz Ebu Davud hadisi: Ebu Davud, Kuteybe b. Said Es Sekafi’den, Leys b. Sad’dan, Said b. Ebi Said’den, babasından, Ebu Hurayra’dan tahdis ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لَا يَحِلُّ لِامْرَأَةٍ مُسْلِمَةٍ تُسَافِرُ مَسِيرَةَ لَيْلَةٍ، إِلَّا وَمَعَهَا رَجُلٌ ذُو حُرْمَةٍ مِنْهَا“Müslüman bir kadının, yanında erkek mahremi olmadan bir gecelik yola sefere çıkması helal olmaz.”

- Ebu Davud, Abdullah b. Mesleme ve El Nufeyli’den, Malik’ten, El Hasan b. Ali’den, Bişr b. Ömer’den, Malik’ten, Said b. Ebi Said’den, (El Hasan hadisinde babası geçer) Ebu Hurayra’dan tahdis ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لَا يَحِلُّ لِامْرَأَةٍ، تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ أَنْ تُسَافِرَ يَوْماً وَلَيْلَةًAllah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, bir gün ve bir gecelik yolculuğa çıkması helal olmaz” Ebu Davud, hadisin manasını zikrettikten sonra şöyle der; El Kanebi ile El Nufeyli, babasından ifadesini zikretmezler. İbn Vehb ve Osman b. Ömer, El Kanebi gibi Malik’ten şeklinde rivayet ederler.

- Ebu Davud, Yusuf b. Musa’dan, Cerir’den, Süheyl’den, Said b. Ebi Said’den, Ebu Hurayra’dan tahdis ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu der ve yaklaşık benzer hadisi “Berid” ifadesiyle rivayet eder.

Ebu Davud’da, Said b. Ebi Said yoluyla (bazen babasından, bazen de doğrudan) Ebu Hurayra’dan şeklinde geçen bütün rivayetler, süre (bir gün ve bir gece) kaydını zikrederler. Oysa bilindiği gibi Ahmed, aynı yolla Said b. Ebi Said’den, babasından, Ebu Hurayra’dan olarak rivayet ettiği hadiste, (tam bir gün) ifadesini zikreder. Ebi Davud’da, aynı yolla Said b. Ebi Said’den, Ebu Hurayra’dan şeklinde geçen tek bir rivayette ise “Berid” ifadesi geçer.

Bu rivayetlere göre Said b. Ebi Said’in Ebu Hurayra’dan (ya da babasından) Berid olarak değil de bir gün ve bir gece olarak rivayet ettiği tercih edilir.

Dolayısıyla racih olan görüş, İctimaî Nizam kitabında belirttiğimiz (bir gün ve bir gece) ifadesidir. Yani, لا يحل لامرأة تؤمن بالله واليوم الآخر أن تسافر مسيرة يوم وليلة إلا مع ذي محرم“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, yanında mahremi olmadan bir gün ve bir gecelik bir yolculuğa çıkması helal olmaz.” hadisidir. 

3- Biz böyle söylüyoruz, ancak şu hususların da göz önünde bulundurulması gerekir:

- Biz racih olan derken, görüşümüz katidir demiyoruz. Bu birincisi...

- İkincisi, kadın yanında mahremi olmadan bir gün ve bir geceden kısa olmak şartıyla yolculuk yapabilir, caizdir diyoruz, vaciptir demiyoruz. Bu nedenle bir kadın, yanında mahremi olmadan yarım günlük bir yolculuğa çıkmak istemezse, çıkmayabilir. Önemli olan, yanında mahremi olmadan bir gün ve bir gecelik yolculuğa çıkmaması.

- Üçüncüsü, kadına mahrem eşliğinde yolculuk yapma şartı getiren hadis, kadını korumanın ve güvenliğini sağlamanın elzem olduğunu gösterir. Bu yüzden kadın güvende değilse, yanında mahremi olmadan yolculuk yapamaz, caiz değil. Onun için gündüz bir saat bile olsa yanında mahremi olmadan yolculuk yapamaz. Güvenlik, başka bir şarttır…

- Dördüncüsü, ilgili şeri delillerden ötürü süresi ne olursa olsun hatta mahremi eşlik etse bile kocası ya da velisinin izni olmadan yolculuğa çıkamaz, caiz değil.

Üçüncüsü: Bu, yolculuk sırasında kadına mahreminin eşlik etmesi hakkında bir cevaptır. Kadın, daimî ikamet için değil, ticaret, eğitim, ziyaret ya da tedavi gibi belli bir amaç için bir ülkeye yolculuk yapmışsa, asli yurduna dönene kadar yanında mahremi olmalı mı? Yoksa yanında mahremi olmadan söz konusu şeyleri tek başına gerçekleştirebilir mi…?

Buna cevaben deriz ki -tevfik Allah’tandır-:

Bu konuda derinlemesine düşünme ve düşünce eylemi gerçekleştirdikten sonra açığa çıkar ki:

1-    Yukarıda arz ettiğimiz hadisler, mahremi “mesire (yürüyüş)” ve “sefer (yolculuk)” sözcüğünde farz kılıyor. “Mesire” sözcüğü, varış yerine varmadan önceki seyir (yol alma) halidir. “Sefer” sözcüğü de sözlükte, varış yerine varmadan önceki yol boyudur.

- Müellifi İbnu Manzur, Cemâleddîn Muhammed b. Mükerrem El Ensari olan (ö. 711) “Lisân’ul Arap”ta (4/367) şöyle geçer:

السَّفَرُ (Es Sefer): الحَضَرِ(El Hadara)’nın (yerleşik hayat) zıddıdır. Sefer kelimesi, bundan türetilmiştir, çünkü bünyesinde gidiş-geliş anlamı barındırır. Nitekim rüzgâr, düşen yaprağı (es Sefir) götürüp getirir. Çoğulu, Esfar’dır... Sefer ve Misafir aynı anlamdadır. Hadiste, Fetih yılı Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Mekkelilere şöyle buyurdu:

يَا أَهل الْبَلَدِ صَلُّوا أَربعاً فأَنا سَفْرٌ  “Ey Şehir halkı! Siz dört (rekât) kılın, biz seferiyiz”.” Bilindiği gibi Et Taberani, El Kebir’de bu hadisi iki şekilde rivayet eder:

Birincisi: İmran b. Husayn’dan

مَا سَافَرَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم إِلَّا صَلَّى رَكْعَتَيْنِ حَتَّى يَرْجِعَ، وَأَقَامَ بِمَكَّةَ اثْنَيْ عَشَرَ يَوْماً، كَانَ يُصَلِّي رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ يَقُولُ: «يَا أَهْلَ مَكَّةَ قُومُوا فَصَلُّوا رَكْعَتَيْنِ فَأَنَا سَفْرٌRasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem sefere çıktığında dönünceye kadar namazı ikişer rekât olarak kıldı. Mekke’de on iki gün kalmıştı. Namazları hep iki rekât olarak kılmış ve şöyle buyurmuştu: “Ey Mekke halkı! Siz kalkın ve iki rekât daha kılın, zira biz seferiyiz.”

İkincisi: İmran b. Husayn’dan,

غَزَوْتُ مَعَ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم فَكَانَ لَا يُصَلِّي إِلَّا رَكْعَتَيْنِ حَتَّى رَجَعَ إِلَى الْمَدِينَةِ، وَحَجَجْتُ مَعَهُ فَكَانَ لَا يُصَلِّي إِلَّا رَكْعَتَيْنِ حَتَّى رَجَعَ فَأَقَامَ بِمَكَّةَ ثَمَانِ عَشْرَةَ لَيْلَةً يُصَلِّي رَكْعَتَيْنِ وَيَقُولُ: «أَتِمُّوا الصَّلَاةَ يَا أَهْلَ مَكَّةَ فَإِنَّا سَفْرٌ“Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ile gazveye çıktım, Mekke'nin fethinde de Onunla bulundum. Mekke'de on sekiz gün kaldı, bu esnada namazları hep iki rekât kıldırdı ve (Mekke'nin) yerlilerine: “Ey şehir halkı! Siz dört kılın, çünkü bizler misafiriz” buyurdu. [Et Taberani El Mucem El Kebir]

-Müellifi Mecdeddin Ebu Tahir El Firuzabadi olan (ö.817) El Kamus El Muhit (s.408) adlı eserde şöyle geçer:

• Seferi adam, Seferi kavim, Safiratun, Esfar, Süffar: Seferi olan, yerleşik hayatın zıddıdır.

Es Seferatü: Katipler demektir. Tekili, Safirdir. Melekler, amelleri sayarlar. Sonunda he olmadan ise: Mesafe kat etmektir. 

- Müellifi Ebu Nasr İsmail El Cevheri El Farabi olan (ö.393) Es Sihah Tacu’l Luğat ve Sihah El Arabiya adlı eserde şöyle geçer:

[Sefer] Es Sefer: Mesafe kat etmek. Çoğulu, Esfar’dır.

-  Müellifi Zeynüddin Ebu Abdullah Muhammed b. Ebi Bekir Er Razi olan (ö.666) Muhtar Es Sihah adlı eserde şöyle geçer:

(Es Sefer), Mesafe kat etmek. Çoğulu, Esfar’dır.

2- Buna göre hadisler gereğince mahrem, sefer “mesafe kat etme” boyunca yani yukarıda açıkladığımız gibi yol boyuncadır. Hakkında özel bir nas gelmemişse, sefer sözcüğü, varış yerine hamledilmez. Daimî ikamet edinmeme şartıyla yolculuk sonrası varılan yerde namazı kısaltma ve Ramazan’da iftar etme konusunda nas var. Fakihler, varış yerine ulaştıktan sonra misafirin namazı kısaltma ve iftar etme süresini belirlemede ihtilaf ettiler... Örneğin 4 ve 15 gün boyunca namazını kısaltır ve iftar eder diyenler olduğu gibi uğrunda yolculuk yaptığı amacını gerçekleştirene kadar hem namazını kısaltır hem de iftar eder diyenler de olmuştur. Fakat bu, dediğimiz gibi namaz ve iftar konularına özeldir. Bu iki konuya özel deliller var. Bu deliller, fıkıh kitaplarında biliniyor. Bunun dışında yolculuk, yukarıda belirtildiği gibi mesafe kat etmeye hamledilir.

Dördüncüsü: Varış yerine ulaşma:

1- Bu mesele, yoldaki seyir (yolculuk) hükümlerinden ayrı kendine özgü bir takım hükümleri olan bir meseledir. Söz konusu hükümler, yolla ilgilidir. Yol sona erip varış yerine ulaşıldıktan sonra yol hükümlerinden ayrı hükümleri olan yeni bir mesele ortaya çıkıyor. Yolculuğun, mahremi gerektiren uzun bir yolculuk olması ile biraz sonra açıklayacağımız gibi mahremi gerektirmeyen kısa bir yolculuk olması arasında hiçbir fark yok. Dolayısıyla varış yerine ulaşma hükümleri, yoldaki seyir hükümlerinden farklıdır... Kadın, varış yerine vardığında, orada bir ya da iki gün vs. gecelemesi gerekiyorsa, yolculuğu uzun veya kısa sürmüş olsun, özel ve kamusal hayatını, şeri giysisini ve hareketlerini emniyette kılan güvenli bir eve gereksinim duyar… Bu nedenle yol hükümleri, asli yurt edinilmeyen, tedavi, eğitim ya da ticari mal satın alma gibi maksatları gerçekleştirmek için geçici olan varış yerine ulaşma hükümlerinden ayrıdır.

2- Buna göre varış yerine ulaşma hükümleri, yoldaki seyir hükümlerinden farklıdır. Bu mesele yani asli yurt edinmeksizin varış yerine ulaşma, kadının kalabilmesi için orada sağlanan güvenliğe bağlıdır, yani evi içindeki ve dışarıdaki emniyet ve güvenliğine bağlıdır. Kadın gerçeği ve yaşam güvenliği bunu gerektirir. Anayasa Mukaddimesinin 112.ci maddesine göre “Kadında asıl olan anne ve ev hanımı olmasıdır ve o, korunması gereken bir namustur.” İlgili maddenin açıklamasında da belirtildiği gibi kadın, dışarı çıkmak için kocası ya da velisinin iznine gereksinim duyar. Kadının özel hayatına özgü hükümlere göre kadın yabancı erkeklerden ziyade sadece kocası ve mahremleriyle birlikte yaşar... Kamusal hayatta kadınla erkeğin baş başa kalması (halvet) ve Şeriatın onadığı haller dışında kadınla erkeğin birlikte yaşaması (ihtilat) yasaktır... Kadına özel şeri giysi “cilbab” ve setri avret kavramı var. Teberruc yasak.”

3- Bütün bunlar, korunması gereken bir namus olduğu gerçeğinden hareketle kadının emniyet ve güvenliğini, emniyet ve güvenliğini sağlama ise hükmün dayanağının araştırılmasını (Tahkik’ul Menat) gerektirir... İnceleme ve araştırma sonrası bana göre konu hakkındaki racih görüş şöyledir:

A-   Kadın, yanında mahremiyle birlikte yapılan 24 saat (bir gün bir gece) ve daha fazla bir yolculuk sonrası varış yerinde işlerini halletmek için bir gün, iki gün ya da üç gün vs. kalmak istiyorsa, mahremi yanında kalması gerekiyor mu? Gerekmiyor mu?

Cevap:

- En başta şunu söyleyeyim, tedavi için gelmek ya da küçük yaşta olmak gibi kadın, işlerini kendi başına halledemiyorsa, yolculuk ya da varış yerindeki ikametinden, uğrunda yolculuk yaptığı maksat hasıl olana kadar yanında mahremi olmak zorunda.

Akıl baliğ olup işlerini kendi başına halledebiliyorsa, bunun ayrıntılı cevabı şöyledir:

* Varış yeri, Daru’l İslam’sa yani Hilafet Devletinin sınırları içindeyse, vilayeti içinde ya da dışında olması fark etmez, Allah’ın izniyle güvenlik ve emniyet güvence altındadır. Bu nedenle yolculuk sonrası varış yerine ulaşınca, mahremi, varsa mahremleri yanında, yoksa, Saliha olduklarından emin olduğu bir ya da iki güvenilir tanıdık Saliha kadın yanında, yani tek başına bir evde değil, güvenli bir ev temin eder. Mahremleri ya da güvenilir tanıdık Saliha kadınlar yoksa, bu takdirde mahremi, güvenli bir ev temin etmek için devletin vilayetleri içinde misafirlerin işlerini gütmekten sorumlu olan Hilafet Devletinin organlarından yardım isteyebilir. Devlet kurumları, kadın için mahremin emin olduğu güvenli bir ev temin ettiğinde, yolculuk sırasında yanında gelen mahremi ister yanında kalsın isterse geri dönsün, işlerini halledene kadar kadın o evde kalabilir. Daru’l İslam’da güvenli bir hayat temin edildiği ve gerektiğinde iletişim kurulabildiği sürece bu konuda hiçbir sakınca yok. Kadın, aslı yurduna geri dönmek istediğinde, eğer yolculuk 24 saat (bir gün ve bir gece) ve daha fazla sürüyorsa, kadınla birlikte dönmek üzere mahremi kadının yanına geri gider.

Mahremleri ya da güvenilir tanıdık Saliha kadınlar yoksa, mahremi de devlet kurumlarının güvenlikli bir ev temin edeceğinden emin değilse ya yanında kalır ya da birlikte geri dönerler.

* Varış yeri, Daru’l İslam dışındaki İslam ülkesindeyse, bu iki kısma ayrılır:

Birincisi: Yolculuk, 24 saat ve daha fazla süren kadının yolculuğuyla ilgili hadislerin geçerli olduğu büyük bir devletin bölgeleri arasındaysa, kadın varış yerine ulaştığında, mahremi, varsa mahremleri yanında, yoksa, Saliha olduklarından emin olduğu bir ya da iki güvenilir tanıdık Saliha kadın yanında yani tek başına bir evde değil, güvenli bir ev temin eder. Telefon ya da sosyal medya aracılığıyla haftada en az bir kez görüşmek kaydıyla maksadını gerçekleştirene kadar kadın orada ikamet eder… Kadın, mahremine gereksinim duyarsa, mahremi hemen yola koyulmak zorunda. Kadın, (aslı yurduna) geri dönmek istediğinde, eğer yolculuk 24 saat (bir gün ve bir gece) ve daha fazla sürüyorsa, birlikte ülkelerine dönmek üzere mahremi kadının yanına geri gider…

Mahremleri ya da güvenilir tanıdık Saliha kadınlar yoksa, mahremi, maksadını gerçekleştirene kadar ya kadının yanında kalır ya da birlikte geri dönerler.

İkincisi: Yolculuk aynı devlet içindeki bir İslam ülkesinden başka bir İslam ülkesine olup, iki ülke arasındaki yolculuk 24 saat ve daha fazla sürüyorsa, bu durumda kadın, varış yerine ulaştığında, tek bir şartla mahremi geri dönebilir, yanında kalmayabilir:

- Mahremi, tek başına bir evde değil de mahremleri yanında ya da güvenilir tanıdık Saliha kadınlar yanında güven ve emniyet içinde kalacağı bir ev temin ederse… Ev işini hallettikten sonra hafta arası ve resmî tatil günü (hafta sonu) dışarıdaki güvenliğinden emin olmak için bir hafta yanında kalır. Bu tatil günü haftada bir tekerrür edeceği için emin olmak amacıyla yanında bir haftadan daha az kalamaz… Telefon ya da sosyal medya aracılığıyla günde görüşür. Kendisine ihtiyacı olduğu ortaya çıkarsa, emin olmak için hemen atlayıp yanına gider… Kadın, (aslı yurduna) geri dönmek istediğinde, eğer yolculuk 24 saat (bir gün ve bir gece) ve daha fazla sürüyorsa, birlikte ülkelerine dönmek üzere mahremi kadının yanına geri gider…

- Mahremleri ya da güvenilir tanıdık Saliha kadınlar yoksa, ya güvenilir tanıdık Saliha kadınlar bulup, bu tanıdıklar yanında güvenlikli bir ev temin edene kadar yanında kalır. Bundan sonra bir hafta daha kalır… Ya da birlikte geri dönerler…

- Varış yeri, Müslüman olmayan bir ülkedeyse, o zaman bakılır:

- Burada, yanlarında ya da yakınlarında (komşu) kalabileceği erkek mahremleri varsa, yanındaki mahrem misafir de özel ve kamusal hayatının güvende olacağından eminse ya da annesi, kız kardeşi veya halası gibi yakınlarından ziyade yanlarında kalabileceği mahrem kadınlar varsa, bu iki durumda, velisi ya da kocasının onayı ile emniyet ve güvenliğinden emin olduktan sonra yanındaki mahrem misafir geri dönebilir. Ancak gerektiğinde şahsi ya da haberleşme yoluyla iletişim olması gerekir... Sonra kadın, (aslı yurduna) geri dönmek istediğinde, eğer yolculuk 24 saat (bir gün ve bir gece) ve daha fazla sürüyorsa, dönüş yolculuğunda eşlik etmek üzere mahremi kadının yanına geri gider…

- Eğer bu imkanlar sağlanamazsa, asli yurduna dönene kadar mahremi yanında kalmak zorunda. Çünkü korunması gereken bir namus olması nedeniyle kadın hayatının gerektirdiği güvenlik ve emniyet gereksinimleri, Müslüman olmayan bir ülkede, belirtildiği gibi ancak mahremlerinin yanında gerçekleşebilir.

B- Kısa bir yolculuk sonrası varış yeri, mahreme gerek duymaz, orada bir gün, iki gün ya da üç gün vs. kalmak isterse, bu durumda kadın ne yapması lazım? Mahrem gerekiyor mu?

Bunun cevabı şöyle:

* Varış yeri, vilayeti içinde ya da dışında olsun Daru’l İslam sınırları içerisindeyse, mahremi olmadan yolculuk yapabilir. Çünkü yolculuk süresi, bir gün ve bir geceden daha kısadır. Gün içinde geri dönmez ve orada bir, iki ya da üç gün vs. kalmak isterse, mahremleri yanında ya da sadece mümin, güvenilir Saliha tanıdık kadınlar yanında kalabilir. Yani tek başına bir evde kalamaz. Tanıdık kadınlarla birlikte kalabilmesi için velisi ya da kocasından önceden izin alması gerekir. 

- Eğer hem mahremleri hem de kocası ya da velisi tarafından birlikte kalmalarına izin verilen güvenilir tanıdık Saliha kadınlar yoksa, gün içinde geri döner ya da yanında mahremi yolculuk yapar ve ona bir ev temin eder. Nitekim mahremle yolculuk bölümünde bunu zikrettik. 

* Varış yeri, içerisinde yaşadığı ülkeden başka bir İslam ülkesi olup Daru’l İslam da değilse ve yolculuk süresi de bir gün ve bir geceden daha kısa ise, mahremi olmadan yolculuk yapabilir. Ama ülkesinden, sınırlarda bazı prosedürler gerektiren başka bir ülkeye yolculuk yaptığı için birden az olmamak kaydıyla güvenilir kadınlar eşliğinde yolculuk yapmalıdır. O kadınların yolculuk amacı ile kadının yolculuk amacı aynı olmalıdır. Diğer bir deyişle beraberindeki yol arkadaşlarının amacı ile yolculuk yapan kadının amacı örtüşmelidir... Orada bir veya iki gün kalmak isterlerse, şu şartlarda caizdir:

Her birinin yanında kalabileceği bir mahremi olmalıdır. Şayet mahremleri yoksa, güvenilir mümin tanıdık kadınlar olmalı, velileri ya da kocaları, yukarıda belirlenen şartlar doğrultusunda o tanıdık kadınlarla birlikte kalmalarına izin vermelidir.

Eğer yukarıdaki şartlar sağlanamazsa, yani hem mahremleri hem de kocaları ya da velileri tarafından yanlarında kalmalarına izin verilen güvenilir tanıdık Saliha kadınlar yoksa, gün içinde geri dönmeleri gerekir.

* Varış yeri, Müslüman olmayan bir ülke yani kafir ülkesi sınırları içinde kalıyorsa, bu durumda, kadının yanında yolculuk esnasında kocası, velisi ya da mahremi olmalıdır ve konu hakkında mahrem gerektiren uzun yolculuk hükümleri geçerlidir.

Beşincisi: Mahrem gerektiren uzun bir yolculuk ya da mahrem gerektirmeyen kısa bir yolculuk sonrası varış yerine ulaşıldıktan sonra kadının emniyet ve güvenliğinin sağlanması konusunda dayandığımız deliller ise, varış yerine ulaşma hakkında yukarıda zikrettiğimiz delillerdir. Tekrar edelim:

“Buna göre varış yerine ulaşma hükümleri, yoldaki seyir hükümlerinden farklıdır. Bu mesele yani asli yurt edinmeksizin varış yerine ulaşma, kadının kalabilmesi için orada sağlanan güvenliğe bağlıdır, yani evi içindeki ve dışarıdaki emniyet ve güvenliğine bağlıdır. Kadın gerçeği ve yaşam güvenliği bunu gerektirir. Anayasa Mukaddimesinin 112.ci maddesine göre “Kadında asıl olan anne ve ev hanımı olmasıdır ve o, korunması gereken bir namustur.” İlgili maddenin açıklamasında da belirtildiği gibi kadın, dışarı çıkmak için kocası ya da velisinin iznine gereksinim duyar. Kadının özel hayatına özgü hükümlere göre kadın yabancı erkeklerden ziyade sadece kocası ve mahremleriyle birlikte yaşar... Kamusal hayatta kadınla erkeğin baş başa kalması (halvet) ve Şeriatın onadığı haller dışında kadınla erkeğin birlikte yaşaması (ihtilat) yasaktır... Kadına özel şeri giysi “cilbab” ve setri avret kavramı var. Teberruc yasak.”

Bütün bunlar, korunması gereken bir namus olduğu gerçeğinden hareketle kadının emniyet ve güvenliğini, emniyet ve güvenliğini sağlama ise hükmün dayanağının araştırılmasını (Tahkik’ul Menat) gerektirir...Bu konuda benim tercih ettiğim görüş, gereken tüm şartların sağlanmasıyla ilgili yukarıda zikredilen görüştür… Allah en iyi bilen ve en iyi hüküm verendir.

Altıncısı: Hac konusuna gelince, bana göre racih olan görüş, aşağıdaki delillerden ötürü haccın edasında mahremin farz oluşudur:

- Buhari, Sahihinde İbn Abbas RadiyAllahu Anh’dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لاَ تُسَافِرِ المَرْأَةُ إِلَّا مَعَ ذِي مَحْرَمٍ، وَلاَ يَدْخُلُ عَلَيْهَا رَجُلٌ إِلَّا وَمَعَهَا مَحْرَمٌ»، فَقَالَ رَجُلٌ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أُرِيدُ أَنْ أَخْرُجَ فِي جَيْشِ كَذَا وَكَذَا، وَامْرَأَتِي تُرِيدُ الحَجَّ، فَقَالَ: «اخْرُجْ مَعَهَا“Hiçbir kadın yanında bir mahremi olmadıkça sefere çıkmasın; kadının beraberinde mahremi bulunmadıkça yanına hiçbir erkek girmesin” buyurdu. Bir adam kalktı. “Ya Rasûlullah! Ben şu ve şu askerler içinde gazveye çıkmak istiyorum. Hâlbuki hanımım hac yapmak istiyor (Ne buyurursun)? diye sordu. Rasûlullah: “Sen de hanımınla beraber git!” buyurdu.

İbn Hacer, Fethu’l Bari adlı kitabında bu hadisin açıklamasında şöyle der: Ebu Avane’nin sahih kabul ettiği bu hadisi Ed Darakutni, İbn Cureyc, Amr b. Dinar yoluyla şu lafızla rivayet etmiştir:

لَا تَحُجَّنَّ امْرَأَةٌ إِلَّا وَمَعَهَا ذُو مَحْرَمٍ  “Beraberinde bir mahremi olmadıkça, hiçbir kadın sakın hacca gitmesin.”

Bu iki hadis, özellikle hacdan bahsediyor. Onu, yolculuk ve yolculuk için belirlenen bir süre ile kayıtlamıyor. Yolculuk mesafesi göz önünde bulundurulmaksızın yolculuk ve hac sırasında kadına mahremi eşlik etmelidir. Hac yolculuğu ve ibadet yerlerini dolaşmak kolay olmayan bazı şeyler gerektirir...Onun için kadının, dolaşım ve günlük ihtiyaçlarının karşılanması için bir başkasından yardım istemesi kaçınılmazdır...

İmam Şafii ve İmam Malik gibi bazı fakihler, güvenilir kadınlar eşliğinde farz olan haccın eda edilmesini caiz görürler. İmam Malik gibi bazı fıkıhçılar ise bunu “farz olan yolculuklarda” da caiz görürler. Ama racih olan, mesafe, uzun ya da kısa olsun mahrem eşliğinde hacca gitmektir. Allah en iyi bilen ve en güzel hüküm verendir.

Kardeşiniz Ata İbn Halil Ebu Raşta

Facebook linki:
https://www.facebook.com/AmeerhtAtabinKhalil/photos/a.122855544578192/939419562921782

Google Plus linki:
https://plus.google.com/u/0/100431756357007517653/posts/AuBR7moRwxx

H.27 Safer 1440
M.05 Kasım 2018

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER