Perşembe, 10 Muharram 1440 | 2018/09/20
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Suriye Meselesinde Son Formül

Soru Cevap

Suriye Meselesinde Son Formül

Soru:

Rejimin Kuneytra, Guta ve daha öncesinde Halep’i ele geçirmesinden sonra Deraa’da yıllarca girmeye zorlandığı bölgelere kolaylıkla girmesinin ardından şimdi dikkatler İdlib üzerine yönelmektedir. Bu, gelişmelerin incelenmesinin gerekliliğine işaret etmektedir. Kuşkusuz Amerika’nın rolü ve oyunlarını, müttefiklerinin pozisyonu ve oyunlarını, Türkiye gibi gerilimin azaltılması için garantör devletlere ve Rusya gibi fiili müdahalelere üstü örtülü onayında Amerika’nın rolünü görmüştük. Şimdi ne oluyor ve olacak? Bu devletler Suriye devrimi ile bu şekilde oynamayı nasıl başardılar? Üstlendikleri roller neler? Bundan sonra ne olacak?

Cevap:

1- 2011 yılında başladıktan ve Amerikan ajanı Beşşar’ı devireceği tehdidi ile birlikte devrime hâkim olan baskın İslami atmosfer ve bölgenin yönünü bütünüyle İslam’a yönlendirme potansiyeline sahip olmasından dolayı Suriye devrimi son derece önemli iki hususu bariz bir şekilde açığa çıkarmıştır. Birincisi: Ne Amerika ne de Avrupa’yı dost edinmeyen sağlam irade sahibi yerel güçlerin olduğu anlaşılmıştır. Bu yönüyle kâfirlerin nüfuzu olmaksızın ümmette ilk defa ve bu hacimde eşsiz bir güç doğmuştu. İkincisi: Suriye ve dünyaya hâkim güç Amerika bu sorunu çözmekten aciz kalmıştır. Bu mucizevi bir şeydi. Hâlbuki Suriye’de devletlerarası bir mücadele yok. Mücadele Amerika, kuklaları ve ajanları ile Suriye halkı arasında bir mücadeledir. Örneğin Avrupa’nın Yemen ve Libya’da olduğu gibi Suriye’de herhangi bir nüfuzu yok. Bilakis rejime, uşaklarına ve ajanlarına tamamen hâkim olan Amerika’dır. Dolayısıyla mücadele Amerika ve bağlıları ile Suriye halkının muhlis olanları arasındadır. Buna rağmen Suriye devrimi Amerikan tahtını sarsmıştır. Öyle ki, eski başkan Obama bu meselenin saçlarını bile beyazlattığını söylemiştir: “Beyazlamış saçlarımın büyük kısmını Suriye toplantılarına borçlu olduğumdan eminim” [05.08.2016 Ray’ul Yevm]

2- Amerika bölgede Amerikan hedeflerinin gerçekleşmesi doğrultusunda iki farklı yol izlemiştir. Bunlardan birisi Suriye devrimini bitirmek ve ajanının yönetimini sürdürmek:

A- Birinci yol şu şekilde işledi. Şam’da rejimin devrilmemesi için askeri ve mali her türlü desteği sunmak. Bundan dolayı İran ve milislerini Suriye’ye göndererek Beşşar’ın yanında savaşmalarını sağladı. Sonra aynı gaye ile Rusya’yı sahaya sürdü. Rusya Devlet Başkanı Putin Suriye’ye Rus müdahalesinin 2015 Eylül sonu, eski Amerikan Başkanı Obama ile New York’ta düzenlenen toplantının hemen ardından gerçekleştiğini kendisi açıklamıştı. Ayrıca Amerika bütün uluslararası kuruluş ve kurumların, kimyasal silah kullanımına kadar varan şiddetli katliamlarına rağmen Beşşar rejimini kınama içerikli her hangi bir beyanatta bulunmalarını da engelledi. Hâlbuki Amerika kimyasal silah kullanmaması konusunda rejimi uyarmış fakat rejimin yıkılmasından korktuğu için herhangi bir müdahale planını devreye sokmamıştı. Rejim 21 Ağustos 2013’de Guta’da kimyasal silah kullandığında savaş gemilerini rejimi vurması için göndermiş, fakat bunun Suriye rejiminin moral ve motivasyonunu olumsuz etkileyeceğini, alternatif bir ajan olgunlaşmadan devrilme ihtimalini düşünerek vaz geçmişti. Çünkü Amerika, bu bağlamda boşluğu doldurması için oluşturduğu Suriye Ulusal Koalisyonu’nda bu yeterliliği göremiyordu. Özellikle de SUK’un Amerika ve bölgedeki kuklaları ile irtibatlı bir yapı olduğu Suriye halkının nezdinde açığa çıkmış bir mesele idi. Bundan dolayı Amerika bu planından vazgeçmiştir. Rejimin kimyasal saldırısı barbarca ve son derece vahşi olmasına rağmen bu planından vazgeçmesi gören her göz için Amerika’nın rejimi muhafaza ettiğinin delili niteliğindedir. Bütün bunlara rağmen halk direnişi sürdürmüş hatta arazide ilerlemeler elde etmişlerdi.

B- İkinci yol ise devrimi kuşatma siyasetidir. Bu birincisinden daha tehlikelidir. Amerika grupları aldatıcı bir şekilde Suriye devriminin yanında olduğunu ilan etmiştir. Bu gruplar anlamış olsalardı Amerika’nın açıktan savaşmadığını vekâlet savaşı yürüttüğünü görürlerdi. 11 Ekim 2015 tarihinde yayınladığımızda neşriyatta buna dikkat çekilmişti. Şöyle ki Amerika, kendisini devrimcilerden yanaymış gibi gösteriyor. Açıktan devrimciler ile savaşması oldukça zor. Devrimciler, rejimi zarardan zarar uğrattılar ve henüz Amerikan alternatifi de olgunlaşmış değil. İşte kirli ateşli oyun da burada devreye girdi. Amerika, Rusya’ya bir misyon yükledi. Rusya, açıktan ve alenen devrimcilere karşı rejimi destekledi. Kendince devrimciler ile mücadele için haklı bir gerekçe ileri sürdü. Rejim de zaten Amerika’nın emriyle Rusya’yı Suriye’ye çağırmaya hazırdı ve bilfiil öyle de oldu... Rusya, Suriye’de Amerika’ya hizmet etmek için pis şeytani rolü oynamayı kabul etti!” Bu şekilde Amerika muhaliflere silah ve mali yönden destek vereceği açıklamalarda bulunuyordu. Fakat bu destek sözleri içi boş lakırdılardan başka bir şey değildi! Çünkü Amerika Türkiye ve Ürdün tarafından devrimcilere etkin ve güçlü silahların ulaşmasını engelliyor fakat devrimin yanında olduğu fikrini yerleştirmek ve bu çirkin oyununu perdelemek için ise mermi gibi hafif bazı malzemeleri ulaştırıyor, askeri eğitim desteği sunduğunu göstermeye çalışıyordu. Ancak bu destek üçü beşi geçmeyen sayılı kişilerin yararlanabildiği desteklerdi. Amerika bununla devrimci grupları eksenine çekmeyi hedefliyordu. Fakat Amerika bu iddiasının yalan olduğunun er ya da geç açığa çıkacağını ön gördüğü için bölgedeki uşaklarını özellikle Türkiye ve 2015 yılının başında Kral Selman döneminde Suudi Arabistan’ın yardımını istedi. Bu iki devlet Suriye devrimini kuşatmak; grup liderlerinin dostluğunu kazanmak ve devrimin İslami kimliğini sulandırmakla görevlendirilmişti. Türkiye ve Suud bu plan çerçevesinde istihbarat birimlerini seferber ettiler, kirli para desteği sundular ve bazı şeyhleri kullandılar. Onlara barınma ve güvenlikli sığınma imkânları, propaganda araçları ve zehirli para sundular.

3- O zamanlar Suriye devrimi hedefleri ve İslami kimliği hususlarında kararlılığa sahipti. Bu sebeple Amerika nüfuzunu yerleştirmek için söz konusu araçları yoğun şekilde kullanma gereksinimi duyuyordu. Hatta bazı kaynaklar Suriye’de bazı grupların aldığı mali desteğin bir milyar dolara yakın bir meblağa eriştiğini zikretmektedirler! Mali destek, medya imkânları ve güvenilir sığınaklar sayesinde Amerikan kuklası Türkiye ve Suud Arabistan’ın nüfuzu bu ülkelerle irtibatlı olan askeri muhalif gruplar üzerinde arttı. Özellikle bu iki devlet mali ve medya araçları ile bazı komutanları barizleştirdi ve onların popülaritesini artırarak arkalarındaki gruplar üzerinde nüfuz oluşturdu! Amerika bölgedeki ajanlarını ve tüm araçlarını seferber ederek Suriye devrimini yolundan çıkartmak ve hedefinden saptırmak istiyordu. Bunun için kendi ve Uluslararası koalisyonun Suriye’deki varlığını tamamıyla terörle yani Suriye devrim grupları ile savaş retoriği ile perdeleme yönüne gitti. Suriye savaşına katıldığı 2014 yılından itibaren hava saldırıları “terörist” olarak isimlendirdiği gruplarla sınırlıydı. Beşşar güçlerini vurmuyordu. Rusya ile koordinasyon halindeydi. Silahlı grupların liderlerinin çoğu ona güvendiler ve operasyonlarını istihbarat odaları ile koordineli bir şekilde yürütmeye başladılar. Dahası Amerika’nın “terörle mücadele” adını verdiği Amerikan çizgisi üzerinde yürüdüler. Grupların arasındaki çatışmalar ve haram olan kanın dokunulmazlığının çiğnenmesi savaşı, asli cepheye (rejimi devirme) ilave edilen sözde “teröre” karşı Amerikan cephesi şeklinde iki farklı cephede sürdürmek durumunda kalan Suriye devrimini panik içine sürükledi. Muhalif gruplar asli cepheden uzaklaşmak ve Amerikan cephesine eklemlenmek üzere artan uluslararası baskılara ilave olarak bir de Türkiye ve Suud Arabistan’ın baskısıyla karşı karşıya kaldılar! “Fırat Kalkanı” adı verilen Türk müdahalesi grupları bu yöne iten bir işlev gördü. Nitekim Türkiye kendisine tabi olan gruplardan Halep’teki mevzilerinden çekilmelerini, IŞİD ile savaşmak için kuzeye yönelmelerini istedi. 2016 sonlarında Beşşar güçlerinin ve müttefikleri Rusya ve İran’ın Halep’i işgal etmeleri böylece mümkün oldu. Bu Türkiye’nin Halep’i Rusya’ya ve sonrasında rejime teslim etme operasyonuydu. Silahlı grupların Türkiye’nin isteğine icabet ederek Halep’te bulundukları mevzileri terk etmeleri ve “teröre” karşı Amerikan cephesine katılmaları tehlikenin habercisiydi. Çünkü bu milyonlarca dolarla beslenen liderlerin grupları üzerinde güçlü etkisine işaret etmektedir. Artık Amerika uzunca bir beklemeden sonra Suriye devrimini bitirme hususunda umutlanmasına imkân veren yeni bir sayfa açmaya yöneldi. Amerikan siyaseti bundan sonra devrimi tasfiye etme doğrultusunda Suriye sahasını yönlendirmeye başladı. Bu, Amerika’nın ve tabi devletlerin askeri grup liderlerinin dostluğunu kazanmadaki başarısının ardından Amerika’nın artık gerçekleştirilebilir gördüğü bir hedef haline geldi. Ardından Erdoğan Fırat Kalkanı harekâtının benzerini tekrar etti. Rejimin İdlib’e girişini kolaylaştırmak için bir anda Zeytin Dalı Harekâtı başlattı. Bu arada rejim İdlib’e doğru ilerlemekteydi ve Ebu Zuhur havaalanını kuşatmışken Erdoğan bir anda Afrin’e operasyon kararı aldı. “Feylaku’ş Şam”ın askeri komutanlarından Yasir Abdurrahim yaklaşık 25 bin muhalif savaşçının Afrin operasyonuna katıldığını teyit etmiştir. “ Özgür Suriye Ordusu’ndan 25 bin silahlı muhalif, Türkiye’nin Afrin operasyonuna katılmaktadır… [23.01.2018 Russia Today] Bu tamamen Amerika’nın izni ve onayı ile oldu. Nitekim Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “Suriye krizi ve sınır güvenlik birlikleri meselesini Amerikan Savunma Bakanı James Mattis ile 15 Ocak 2018 Pazartesi akşamı Kanada’da görüştüklerini ifade etmişti…” [17.01.2018 Anadolu Ajansı] Amerikan yetkililerinin beyanatlarından da Zeytin Dalı harekâtının ve Afrin meselesinin, Türk ordusu ve Özgür Suriye ordusunun operasyonlarının Amerika’nın rızası ve Rus-Amerikan koordinatörlüğünde yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Bu beyanatlardan birisi şudur: “ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, “Türkiye’nin “Afrin” şehrine yönelik operasyonu hakkında kendilerini bilgilendirdiğini söylemiştir.” [21.01.2018 Kudüs Press]

4- Halep’in teslim alınmasının ardından Suriye’de Amerikan siyasetinin ana hatları şu şekilde olmuştur:

A- Suriye sahasının dondurulması: Bu hedefin öne çıkan başlığı Türkiye’nin kendisine bağımlı silahlı grupları ateşkesin sağlanması için Rusya, İran ve Beşşar ile diplomatik görüşmelerin gerçekleştiği Astana sürecine taşımasıydı. Bu süreç “gerilimin azaltılması” şeklinde adlandırılan ve bir bölgeden diğerine sıçratılan bir dizi anlaşmalarla başlamış ve o güne kadar Astana süreçlerine katılmamış grupların bulunduğu güneye kadar ulaşmıştı. Onlar da bu süreçte Astana görüşmelerine katıldılar. Bu görüşmelerin devam ettiği iki yıl boyunca Türkiye İran ve Rusya karşısında anlaşmaların garantör ülkesi olarak öne çıktı. İlk yıllarında devrimin kararlılığı çatışmayı durdurmaya mani oluyordu ve bu Obama yönetimi için çok uzak bir hedef olarak görünüyordu. Ancak Obama yönetiminin 2016 sonlarına doğru ve ardından Trump’ın gelişi ile birlikte bu hedef gerçekleşmeye başladı. Suriye sahasının dondurulması, Amerika açısından -Beşşar rejiminin askeri yönden devrilmesine doğrudan tehdit oluşturmaksızın- diplomatik görüşmelere kapı aralamak içindi. Bu görüşmelerde Amerika, rejimin meşruiyetini daimi olarak teyit etmekteydi. Bundan dolayı bu görüşmeler Beşşar’ın görevden uzaklaştırılacağına dair en ufak bir karar dahi içermemiştir. Amerika, BM ve kontrolündeki BMGK’yi kullanarak, Kofi Annan’dan Lahdar İbrahimi ve de Mistura’ya kadar defaatla özel temsilcilerini göndererek rejimle muhalifleri Cenevre’de bir araya getirmek için birçok konferans düzenlemiştir. 30 Haziran 2012’de gerçekleştirilen Cenevre 1 toplantısı rejimin kalıcı kılınması ve muhafazasına yönelik kararlar içermekteydi. Viyana’da 2015 yılı içinde gerçekleştirilen 1-2 konferansları aynı amacı içeriyordu. Viyana 2 konferansının en önemli maddelerinden birisi Suriye devletinin ve kurumlarının laik kimliğinin korunmasını içeriyordu. Ayrıca Amerika birçok uluslararası kararlar çıkarttı. Amerika’nın 18 Aralık 2015 tarihinde sunduğu ve meclisin oy birliği ile kabul ettiği 2254 sayılı karar Cenevre ve Viyana konferanslarında alınan kararların özeti niteliğindedir. Bu karar Suriye’deki siyasi çözüme referans teşkil eder hale gelmiş, tüm devletler hatta silahlı gruplar da, nüfuzu altında kaldıkları devletlerin etkisiyle bu kararın uygulanması çağrısında bulunmaya başlamışlardır. Beşşar’ın görevi bırakmasını hiçbir şekilde içermeyen bu karar onun ve rejiminin Amerikan himayesinde olduğunu gösteriyor. Halep’in Beşşar’a teslimi de bu atmosferde gerçekleşmişti. Bundan sonra silahlı grupların cepheleri açmama noktasında kararlara bağlı kalmaları ve sonrasında çatışmaların durdurulması zaten beklenen bir şeydi. Gerilimin azaltılmasının garantörlerinden olan İran ve Rusya rejim ile birlikte devrimcilerin kontrolündeki bölgeleri bir bir ele geçirdiler. Diğer üçüncü garantör ülke Türkiye ise sadece izledi. 2017’nin başında imzalanan ilk gerilimin azaltılması anlaşmasının daha mürekkebi kurumadan rejim bu garantör ülkenin gözleri önünde Vadi Barada’yı vurdu. Aksine rejim Doğu Guta’ya saldırı başlattığında istihbarat örgütü Guta’da “terörle mücadele” operasyonlarına katıldı. “Türkiye Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Perşembe günü düzenlediği basın toplantısında Türkiye’nin Doğu Guta’da aşırı grupların varlığını istemediğini ifade etti.” [15.03.2018 Reuters] Bu açıklama yapılırken rejim, İran, Rusya ve bağlıları Guta’yı vahşi bir şekilde bombalıyordu. Sanki Türkiye ve Erdoğan onlar için meşrulaştırıcı bir işlev görüyordu!

B- “Terörle mücadele” adıyla Amerikan siyasetine eklemlenmek: ABD Başkanı Trump’un IŞİD’den kurtulma konusunda kararlılığını ilan ettikten sonra Musul harekâtına kadar Amerika bu siyaset bağlamında dört cephede yürüdü:

- Birinci cephe: Amerikan ordusu, IŞİD’i Rakka’dan çıkartmak için Amerika destekli Kürt grupları seferber etti. Aynı şekilde Suriye’nin doğusunda bulunan diğer grupları IŞİD ile savaşması için seferber etti. Böylece Suriye’nin kuzeyindeki özellikle Kürt bölgelerindeki Kürt grupları önemli bir ağırlığa sahip oldular. Bunların içinde en çok öne çıkan, Suriye Demokratik Güçleri adlı gruptur. Bu grup Amerikan desteğiyle IŞİD’in kontrolündeki önemli bölgeleri geri almış ve Fırat’ın doğusunu ele geçirmiştir. Suriye topraklarının yüzde 28’ine tekabül eden bu bölge ülkenin petrol, doğal gaz, su ve zirai kaynaklar açısından en zengin bölgesidir. Bütün bunlar rejime herhangi bir etki için değildi. Kürt grupları Amerika’nın emri ile hareket ediyor ve asla rejimle karşı karşıya gelmiyorlardı. Son zamanlarda birçok medya kanalının da Kürtlerden oluşan birliklerin Suriye Demokratik Güçlerine katıldıkları ve Amerika’nın emri ile Şam-Kamışlı arasında gerçekleşen anlaşmalar çerçevesinde birçok bölgeyi rejime teslim ettikleri yönünde haberler vermektedirler. Demokratik Birlik Partisi’ni (PYD) buna iten değişiklikler ve sebepleri hakkında konuşan “Kürt Ulusal Konseyi” liderlerinden Fuad Aleyko bunun Suriye rejimi ile yapılan gizli bir anlaşmaya dayandığını ifşa etti. Bu anlaşma gereği en son teslim edilen bölgeler Haseke’nin Neşve Mahallesi ve Fırat’ın batısında kalan diğer bölgelerdir. [16.07.2018. https://arabi21.com] Hierapolis sitesinin kaynağını açıklamadığı bir habere göre “Geçtiğimiz Cumartesi günü Suriye Demokratik Güçleri’ne bağlı Munbiç Askeri Konseyi’ni temsil eden bazı şahsiyetler ile Esed rejimine bağlı yetkililer arasında Baas partisinin Halep’teki merkezinde bir toplantı gerçekleşmiştir. Toplantıda “Munbiç kentindeki Güvenlik Dörtgeni bölgesi ile şehrin güneydoğusundaki Teşrin Barajı’nı rejim milislerine teslim etme işlemi konuşulmuştur.” [11.07.2018www.qasioun-news.com] Suriye’nin kuzeyindeki Kürt grupların liderleri Amerika’nın elinde rehin haline gelmişlerdir. Amerika, onlardan ajanı Beşşar’ın kanatları altına dönmelerini istediğinde bunu asla reddetmeyeceklerdir. Bunun işaretleri de belirmiştir. Ray’ul Yevm sitesi, 07 Haziran 2018’de önde gelen Kürt lider Salih Müslim’den rejimle yapılan müzakereler hakkında şunları aktarmaktadır: “Kapılarımız daima herkese açıktı. Esed’in son açıklamalarında değişiklik gördük. İki ay önce bizi terörist olarak niteliyordu, şimdiyse görüşmelerden bahsediyor. Bu bir ilerlemedir… Herkes nasıl çıkarını düşünüyorsa biz de çıkarımızı düşüneceğiz.” Öncesinde Londra merkezli El Arab gazetesi, 27 Eylül 2017 günü Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’den “Suriyeli Kürtler, Suriye Arap Cumhuriyeti sınırları içerisinde özerk bir yönetim istiyorlar. Bu mesele görüşme ve diyaloğa müsait bir konudur.” dediğini aktarmıştır. Kuşkusuz rejim ve Kürt gruplar Amerika’nın elinde kartlardan bir karttır ve Amerika’nın siyasi çözümünün önünde herhangi bir engel teşkil etmemektedirler. İster 2011 öncesindeki pozisyonlarında ister Suriye içerisinde özerk bir yönetim biçiminde olsun Amerika onlar hakkında ne dilerse ne onlar ne de rejim reddedemez.

- İkinci cephe: Bu cepheye Türkiye, 24 Ağustos 2016’da Kuzey Halep’e düzenlediği Fırat Kalkanı harekâtıyla ve 20 Ocak 2018’de de Zeytin Dalı harekâtıyla liderlik etmiştir. Bu iki harekât sırasında rejimin Halep ve güney İdlib’e girmesi kolaylaşmıştır. Zira söz konusu gruplar Türkiye’nin emriyle rejimle savaşı bırakıp Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtına katıldılar. Bunun sonucunda Halep ve güney İdlib düştü veya düşmek üzere! Bugüne kadar Amerika’nın emirleri ile hareket eden Türkiye İdlib’te yeni bir rol üstlenmiştir. 07 Ekim 2017 tarihinden itibaren gözetleme birlikleri ile bölgeye girmiş, ardından İran ve Rusya ile yapılan gerilimi azaltma anlaşması çerçevesinde kontrol noktaları oluşturmuş ve birliklerini yaygınlaştırmıştır. Bu Erdoğan’ın Amerikan Başkanı Trump ile 21 Eylül 2017 tarihinde New York’taki görüşmesinin ardından gerçekleşti. O gün Trump şu açıklamayı yapmıştı: “Erdoğan benim arkadaşım haline geldi.” [21.09.2017 Anadolu Ajansı] İki lider arasında gerçekleşen görüşmenin konusu Suriye’deki son gelişmelerdi. Ve Trump Türkiye’nin İdlib’e girişini onayladı. “Türk ordusu Astana sözleşmesi gereğince gerilimin azaltılması bölgeleri oluşturma amacıyla Suriye’nin İdlib kentinde gözetleme operasyonlarına başladı…” [09.10.2017 Sky News Arabia] enabbaladi.net sitesi Türkiye’nin operasyonunun devam ettiği 13 Mayıs 2018 tarihinde şu haberi paylaştı. “Türkiye İdlib kentinde başlattığı adımlarını tamamlıyor ve bu çerçevede iki hat üzere yürüyor. Birinci hat Astana’da anlaşmaya varılan gerilimin azaltılması sözleşmesiyle üzerinde ittifak edilen gözlem noktalarında konuşlanmak. Diğer hat ise İslamcı gruplarla anlaşmaksızın bölgede aktif grupların askeri hiyerarşilerini yapılandırmaktır…” Aynı site şunu da kaydetti: “Bu yılın başından beri Türk gözlem noktaları İdlib’in Batı yakasında değil de doğu sınırları üzerinde yaygınlaşmaktadır. Bu durum gözlem noktalarının neden doğu yakasına yoğunlaştığı sorularını gündeme getiriyor! Kaynaklara göre buradaki gruplar Türkiye’nin yardımını almayan gruplardır… Ve Türk gözlem noktalarının varlığına rağmen Rus hava saldırıları İdlib’i hedef almaktadır… enabbaladi.net sitesinin İdlib muhabirlerinin verdiği bilgiye göre Rus uçakları güney İdlib’in köylerini, yankısı bütün İdlib’ten duyulacak ölçüde ağır bombardıman füzeleriyle vurmaktadır.”

- Üçüncü cephe: Amerika, uluslararası koalisyona dâhil ettiği Suud rejimini harekete geçirdi. Suudi Arabistan, Amerikan yönetimi ve onun adına Suriye’ye kara birliklerini göndermeye hazır olduğunu duyurdu. Bu rejim de tıpkı Türkiye gibi kirli bir oyun oynayarak silahlı grupları parasıyla zehirleyerek etkisi altına aldı ve bu grupların rejimin kalbi başkent Şam’a doğru ilerlemelerini engelledi. Hâlbuki bu gruplar, Şam’a görüş mesafesi kadar yakındılar. Bazıları ise taş atımı uzaklıktaydılar! Gruplara rejimle görüşmeyi kabul ettiren Suud rejimidir. Mali desteğinin etkisi altında kalmış olan grupları Riyad’a taşıyarak diplomatik görüşmelere katılmayı kabul ettirdi. 11 Aralık 2015’te Birinci Riyad, 22-24 Kasım 2017’de de İkinci Riyad toplantısı gerçekleşti. Ve Amerikan planına uygun olarak Cenevre ve Viyana’da rejimle görüşmek üzere ortak komisyon kuruldu. Suud rejimi Amerikan çıkarlarına hizmet etmeye hazır durumdadır. Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Amerika’da efendileri ile gerçekleştirdiği bir dizi görüşmenin ardından kendisine verilen talimatlar doğrultusunda Amerikan Time dergisine şu açıklamayı yaptı. Amerikan Time dergisinin 06 Nisan 2018 tarihli baskısında yer alan açıklama şu şekildeydi: “Şu durumda Beşşar Esed’in kalıcı olduğuna inanıyorum. Savaş olmadan Beşşar’ın gideceğini sanmıyorum. Böyle bir savaşı başlatmayı düşünen birisinin olduğunu da düşünmüyorum.”

- Dördüncü cephe: Bu cephe, Türkiye’nin önemli bölgelerde “gerilimin azaltılması”nı garantilemesinden sonra rejim, İran ve Rus kuvvetlerinin bulunduğu cephedir. Bu cephenin güçleri Tedmur’da girdikleri çatışmalarla Deyrizor’a kadar ulaştılar. Bütün bunlar, Türkiye ile Suudi işbirliği sayesinde grupları yörüngelerine çekmeleri ve “terörle” mücadele adı altında yönlerini Şam zorbasından başka cephelere çevirmeleri sonucunda olmuştur. Böylece rejim, derin bir nefes almış, devrim yıllarında tatmış olduğu yenilgi psikolojisinden sıyrılmış, Cenevre ve Astana’da görüşme turlarında güçlü bir taraf edasına bürünmüştür. Öyle ki, bu görüşmelerde üst perdeden konuşmalar yapıyor, bazen de görüşmelerden çekiliyordu. Muhalif gruplar ise bir ara devrilmekten kurtuluş olarak gördüğü barışçıl çözüme yanaşması için devletlerin rejime baskı yapmalarını ister bir hale gelmiştiler!

C- Parazitli tarafların bertaraf edilmesi: Amerika, başından beri Avrupa devletlerini Suriye sahasından uzak tutmaya çalıştı ve bunu Rusya ile arasında bir mesele haline kendisi getirdi. Rusya, Suriye’de Amerika’dan bağımsız bir taraf değildi. Fakat Amerika, Rusya’yı, kuklası Beşşar’ın yanında koruma görevlisi olarak ve uluslararası düzeyde yürüttüğü görüşmelerde vitrin olarak kullandı. Ayrıca meseleyi Rusya ile aralarına hasrederek Avrupa devletlerinin Suriye meselesine müdahil olmalarını engellemiş oldu. En az bunun kadar önemli olan diğer bir mesele de Amerika’nın, bölgesel bulandırıcı taraflar olan “Katar ve Ürdün”ü kontrol altında tutmasıdır. Katar meselesi: Amerika 2017’nin ortalarında Katar’ın Suriye’de “terörü” desteklediğini iddia etti ve Suud ile birlikte Mısır’ı Katar üzerine kışkırtarak boykot uygulamalarını sağladı. Kendisini Amerikan ajanlarının doğrudan tehdidi altında bulan Katar’ın bu şekilde Suriye meselesini bulandırmaya devam etmesini engelledi ve böylece onun etkin rolü sona ermiş oldu. – Ürdün’e gelince, Ürdün ve istihbarat birimleri Suriye’nin güneyinde bulunan gruplarla güçlü ilişkiler kuruyordu. İngiltere’nin Suriye’de bir ölçüde nüfuz elde etmesini sağlamayı amaçlayan bu girişimler İngiltere’nin çıkarları adına kuruluyordu… Amerika buna engel olmak için bizatihi kendisi Suriye’nin güneyinde “gerilimin azaltılması” aldatmacası çerçevesinde Rusya ile görüşmeleri başlattı. Bu sayede rejim, güney üzerinde kontrol sağlama imkânı buldu. Bunun sonucunda Ürdün’ün etkisi önemli ölçüde bitmiş oldu…

5- Amerikan siyasetinin ve özellikle Türkiye, Suud ve iç sorunları sebebiyle düşük yoğunluklu da olsa Mısır gibi tabi devletlerin siyaseti incelendiğinde yukarıda aktarıldığı gibi Amerika, Suriye için çizmiş olduğu bütün bu geniş hat üzerinde eş zamanlı olarak hareket etmektedir. İran, Rusya ve rejime askeri saldırılarla muhalefeti vurması için kapıları açık tutarken, öte yandan muhalifler nezdinde, kendisinin kurtuluşları için çırpındığı hususunda oluşan en ufak tereddütleri dahi gidermeye çalışmaktadır. Rejim, Rus savaş uçaklarının desteğiyle Deraa’ya ve güney bölgesine ağır saldırı başlattığında, Amerika 23 Haziran 2018’de ÖSO gruplarına Ürdün’deki büyükelçiliği aracılığıyla bir mesaj iletti. Bu mesajda şöyle diyordu. “Kendi çıkarlarınıza, halkınızı ve grubunun çıkarlarına dayanarak bir karar almanız gerektiğini anlıyoruz. Ancak kararınızı bizim tarafımızdan askeri bir müdahale umudu veya varsayımına dayandırmamanız gerekiyor.” [23.06.2018 enabbaladi.net] Yani Amerika kendisi ile işbirliği halinde olan gruplara, kurtuluşları için çabaladığı noktasında herhangi bir beklenti içinde olmamaları mesajını iletmektedir. Bazı haber kaynaklarının da dile getirdiği gibi bir takım gruplar bu mesajı aldıktan sonra gaflet uykularından ayılmış ve Amerika’nın kendilerini aldattığını yeni anlamışlardı! Şimdi mi?

Bu şekilde Amerika, Suriye’de rejim, Rusya ve İran aracılığıyla silahlı grupların kökünü kazıma siyaseti gütmekte ve bunun önünde hiçbir engel tanımamaktadır. Ancak bu, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin yardımıyla olmaktadır! Amerika’nın gruplara olan desteği ise beyanatların ötesine geçmemekte ya da dostluklarını kazanmak için grup liderlerine yapılan mali ödeneklerle sınırlı kalmaktaydı. Onlara ulaşan Amerikan silahları ise az ve niteliksiz, etkisiz ve saldırı değil savunma özelliklerine sahip silahlardı. Bunlar da sadece grupların Amerika’yı dost edinmeleri için kendilerini desteklediği ve yanlarında olduğu noktasında ikna olmaları içindi. Bugün ise artık güç dengelerini Beşşar lehine değiştirdikten sonra bu boş sözlere de gerek kalmadı. Artık Amerika’nın yanı sıra Suudi Arabistan ve Türkiye gibi tabi devletler nezdinde bu dosya kapanmış oldu.

6- Siyasi görüşmelerin gidişatına gelince, Amerika devrimi bitirmek ve Beşşar’ı ayakta tutabilmek için daima siyasi çözümü erteleme yoluna gidiyordu. Bundan dolayı siyasi çözüm koşullarının olgunlaştırılması ve sonunda nihai kararın kendisine kalması için sürekli olarak ikili görüşmeler yapmaları ve ortamı hazırlamaları için ajanları ve tabi devletleri motive etmektedir… Bundan dolayı yıllardır devam ede gelen siyasi görüşmelerin sürecinde Amerika’nın Türkiye ve Suudi’deki ajan ve uşakları Suriye muhalefeti için konferans ve toplantılar düzenleme hususunda çırpınıp duruyorlar ve siyasi sahada bazı liderleri öne çıkarıyorlar, bazılarını ise uzaklaştırıyorlardı. Bütün bunlar oyalama taktikleriydi. Ki rejim kendi ayakları üzerinde durabilsin ve Amerika, Rusya’nın yardımıyla ya da yardımı olmaksızın siyasi çözüme erişebilsin. Lakin Beşşar ve müttefiklerinin Halep şehrinde, sonra Vadi Barada’da, Kalamun’da, ardından Doğu Guta’da elde ettikleri askeri başarılar ve başkent Şam’dan sonra Humus ve Hama kırsallarından şimdi de Deraa’dan ve belki bundan sonra İdlib ve elde kalan Halep kırsalından tehlikeyi izale etmeleri Amerika’nın siyasi çözümünün yaklaşmakta olduğu izlenimini vermektedir. Ancak bu İdlib sonrasına tecil edilmiştir. Onlar bunun ön hazırlıklarını yapmaktadırlar. Fua Zebadani anlaşmasının uygulamasını tamamladılar. Rusya ve Türkiye arasında 17 Temmuz 2018 tarihinde imzalanan bir anlaşma, rejime sadık ve muhalifler tarafından muhasara altında tutulan İdlib’teki Fua ve Kefraya halkının tahliyesini karara bağlıyordu. Bu, grupların elinde rejimi baskı altına alabilecekleri hiçbir kart bırakmamak ve rejim, bu bölgeye bir saldırı düzenleyeceği veya katliam gerçekleştireceği zaman herhangi bir çekince taşımaması içindi… Sonra Amerika’nın siyasi çözümünün önünde İdlib’ten ve Batı Halep’in kırsalından başka bir engel kalmadı. Bu bölge birçok devrimcinin bulunduğu önemli bir bölgedir. Ancak Türkiye’nin, buradaki silahlı grupların çoğu üzerinde kullanması muhtemel kartları vardır. Muhtemelen Türkiye, ağır silahları rejime teslim etmeleri ve onunla barışmaları için bu gruplara baskı uygulayacaktır. Böyle bir şey rejimin, Rusya ve İran’ın savaşmasından daha tehlikeli olacaktır. Oysa bu ikisi de son derece tehlike ve zararlıdır… Suriye devriminden askeri güç sökülüp alındığında Amerika’nın siyasi çözümü uygulamaya konulacaktır… Tercih edilen görüşe göre Amerika, siyasi çözümün bir parçası olacağı “geçiş süreci” için Beşşar’ın kalmasını istemektedir. Bu süreçte muhaliflerin tamamının tasfiye edildiğinden emin olmak isteyecektir. Daha sonra Suriye’deki nüfuzunu korumayı sürdürecek Beşşar gibi başka bir ajanını getirecektir. Aynı şekilde Filistin’i gasp etmiş Yahudi devleti beslemelerinin güvenliğini korumak için de buna ihtiyaç duymaktadır. Amerika, Yahudi varlığının güvenliğini sağlayacak ve ona bir tek kurşun bile sıkmayacak Beşşar gibi bir ajanı istemektedir. Nitekim Netanyahu 12 Temmuz 2018’de Rusya’nın başkenti Moskova’dan ayrılırken gazetecilere yaptığı açıklamada, “Esed rejimi ile (baba ve oğul) herhangi bir sorunlarının olmadığını ve 40 yılı aşkın süredir işgal altındaki Golan Tepeleri’ne Suriye tarafından tek mermi bile atılmadığına işaret ederek, “ Esed rejiminin Suriye’deki varlığına karşı değiliz. Ancak rejim ordusu da dâhil olmak üzere kim yaparsa yapsın her türlü ihlale karşı sınırlarımızı korumaya devam edeceğiz” dedi. [12.07.2017 Haaretz]

7- Suriye rejiminin sahip olduğu askeri güç zayıftır ve siyasi çözüm sonrasında ülkede kontrolü sağlamak için yeterli değildir. Beşşar ordusu tükenme noktasına gelmiştir. Amerika, farklı kanallarla gerek Rusya gerekse İran üzerinden Beşşar güçlerine kesintisiz silah tedarik etmişse de insan kaynağı rejimin esasi problemi olarak kalacaktır. Bu sebeple öngörülen şudur ki, Amerika’nın siyasi çözümü koruyabilecek bir güce dayanacaktır. Bu bağlamda Amerika iki yoldan birini izlemektedir. Bunlar:

A- İran’a, onun partisine, İranlı, Afganistanlı ve Pakistanlı milis güçlere dayanmaya devam edecektir… Bu seçenek onların iskân ve vatandaşlık sorunlarını çözüme kavuşturmayı gerektirecektir. Bazı haber kaynakları Suriye rejiminin bu günlerde bu mesele üzerinde çalıştığına işaret etmektedir. Uzmanlardan biri, 30 Nisan 2018’de Alman haber ajansına (DW) yaptığı açıklamada, Suriye’de 45 milis gücü bulunduğunu ve sayılarının 40 bin civarında olduğunu belirtti. Uzmana göre “Kanaatimce bu milisler Suriye’de kalacaktır… Biz Şam’da vatandaşlık verme işlemine tanık olduk. Şii milisler Şam’ın Seyyid-e Zeynep ve diğer bölgelerinde meskûn bulunmaktadır… İran’ın bunun için çalıştığını düşünüyorum. Benzer bir durum Haşdi Şabi için de söz konusudur. Bunlara vatandaşlık verilmesi bölgede kalıcı olmalarına katkıda bulunacaktır.” Rejim, yeniden kontrolüne geçen bölgelerdeki çocukları zorunlu askerlik hizmetine tabi tutuyor. Ancak sadakat kuşkuları yüzünden devrim sürecinde safında savaşmış milislere ancak güvenebiliyor.

B- “Barışı korumak” için bölgesel güçlere dayanmak. Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye askerleri bu gaye için ön plana çıkabilirler. Bu yeni bir mesele değildir. El Cezire sitesi 08 Nisan 2016’de bir Amerikan gazetesinden aktardığına göre “Amerikan The National Interest dergisi yıllardır Suriye’yi saran savaşa işaret ederek şunları söyledi: “Bataklığa sürüklenmiş olan ülkeler çatışmanın ne şekilde sonuçlanacağını göz önünde bulundurmaksızın barışı koruyacak güçlere ihtiyaç duyarlar…” Suriye’de çözüme ulaşmak için Amerikan tasavvur henüz bununla sınırlı değildir. Beşşar lehine askeri başarılara rağmen dışarıdan güçler transfer edilecektir. El Cezire sitesi 17 Nisan 2018’de bildirdiğine göre “Wall Street Journal gazetesi, Donald Trump yönetiminin, Suriye’de IŞİD’in yenilgiye uğratılmasından sonra ülkenin kuzey doğusunda istikrarı korumak için Amerikan kuvvetleri yerine Arap kuvvetlerini yerleştirmeyi planladığını söyledi. Gazete, Amerikan Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın Mısır’ın çabalarının neler olacağını öğrenmek için Mısır İstihbarat Başkan Vekili Abbas Kamil’i telefonla aradığını ifade etti. Gazete, oluşturulacak bu orduya katılmaları ve mali destek sağlamaları için benzer bir görüşmenin körfez ülkeleri ile de yapıldığını kaydetti. Amerikalı yetkililer, Arap ülkelerinin Trump’ın özellikle de mali destek sağlamaları hususundaki talebine icabet edeceklerini öngörmektedir.”

8- Amerika’nın Suriye siyaseti çerçevesinde ortaya koyduğu ve gelişen olayların işaret ettiği durum budur… Bunlar üzerinde düşünüldüğünde, rejimin bu güne kadar yıkılmaması ve varlığını sürdürmüş olması birinci derecede ne rejimin ne Amerika’nın ve maşaları olan Rusya, İran ve milislerin ne de Türkiye ve Suudi Arabistan gibi tabi ve ajan devletlerin gücüyle olmamıştır. Bunların belirli etkilerinden söz edilebilse de en büyük etken birçok grup liderlerinin Amerika’ya güvenmesi, onunla işbirliğine gitmesi, aldanma ve ihanet içinde olmalarıdır. Bu liderler, her eyleminde Amerika’nın İslam ve Müslümanlara düşman olduğunu unuttular ve kendilerini desteklediğini zannettiler. Aynı şekilde Amerikan kuklası olan Türkiye ve Suudi Arabistan’a güvenmelerinin de önemli etkisi olmuştur. Evet, Fırat Kalkanı cephesi açılıp savaşçıları kritik mevzilerden çekerek Halep’i nasıl teslim ettiğini, ardından Zeytin Dalı harekâtıyla İdlib’in güneyindeki savaşçıları mevzilerinden çekerek bu bölgeyi Rusya ve rejime hazır lokma olarak nasıl da sunduğunu herhalde unuttular… Suudi Arabistan’a gelince, bu gruplar Suudi Arabistan’ın bu azgın rejimle diyalog zeminini oluşturmak için nasıl da çırpındığını, bu müzakere süreçlerinin rejimin yıkılmasından çok bekasını sağlayan süreçler olduğunu muhtemelen unuttular. İşte en sonunda Suudi Veliaht Prensi ağzındaki baklayı çıkararak Beşşar’ın kalması gerektiğini söyledi… Daha şaşırtıcı ve garip olanı ise Rusya’nın bombalamaları barbarca devam ederken dahi bu grup liderlerinin onunla müzakere süreçlerini sürdürmüş olmaları, dahası orta ölçekli ve ağır silahlarını ona teslim etmiş olmalarıdır! Rusya’nın tank ve toplarını teslim almaları ne kadar incitici bir sahnedir. Silahlarını teslim ettiklerinde bu grup liderleri ne kadar zelil ve aşağılanmışlardı… İşte bütün bunlar, bu olup bitenlerin esas sebebidir. Bu gruplar uzun yıllar rejimle savaştılar ve ilerleme kaydettiler. Fakat uzun yıllar savaşarak kontrolleri altına aldıkları bölgeleri birkaç gün içerisinde teslim ettiler; Türkiye ile işbirliği yaparak Halep’ten, Suudiler ile işbirliği yaparak Suriye’nin güneyinden özellikle Deraa’dan çıktılar. Bu şehirleri terk ettikleri sırada depoları rejim ordusundan ganimet olarak aldıkları silahlarla doluydu. Yıllarca rejimin, Rusya’nın, İran ve milislerinin saldırılarına, varil bombalarına, ağır bombardıman silahlarına ve füzelerine karşı direnmeleri, sonunda da işbirliği halinde ihanet ederek savaşmaksızın bölgeleri, silahlarını teslim etmeleri ve öz yurtlarını terk etmeleri hakikaten ne üzücü! Düşünen bir insan bunun temel sebebinin İslam’ın ve Müslümanların düşmanlarına ve bunların tâbi ve ajanı olan devletlere güvenmek olduğunu görür. Bu grup liderleri ister bilerek ister bilmeyerek ister kasıtla ister hatayla olsun yanlış yapmışlardır. Her ikisi de acıdır… Belki şöyle bir soru sorulabilir: Madem Hizb-ut Tahrir bu derece siyasi uyanıklığa ve basirete sahip; işlerin nereye evirileceğini öngörebiliyor, neden gruplara şimdi içine düştükleri duruma düşmemeleri için nasihat etmedi? Bu soruyu soran kimseye temin ediyorum ki, kendilerine nasihat etmekten, öğüt vermekten ve işlerin varacağı bu noktayı tüm delil ve kanıtları ile birlikte açıklamaktan dillerimiz kurudu. Nasihat etmek ve yol göstermek için kendilerine gitmekten ayaklarımıza kara sular indi. Çünkü arabaların erişmediği yollara yayan gidiyorduk. Hatta bu çok sık ziyaretlerimizden dolayı bazıları bizi kendilerinden zannediyordu! Bu soruyu soran kimse, neşriyatlarımız ve soru-cevaplarımızı incelemiş olsaydı, bizim üzerimize düşeni fazlasıyla yaptığımızı görecekti. Ancak bu grup liderlerinin çoğu, Allah’tan korkmuyor ve sorumluluk bilinci ile hareket etmiyor. Aksine kendilerini uyardığımızda, devrime ihanet içerisinde olan devletlerden aldıkları kirli paraya atıfta bulunarak bize “Peki o zaman para nereden gelecek? Hizb-ut Tahrir bize para vermiyor” diyorlar, böylece kâfirlerden ve hainlerden mali destek almayı meşrulaştırmaya çalışıyorlardı! Onlara “siz bu şekilde onların elinde rehin olursunuz/bağımsız kararlar alamazsınız” dediğimizde “yok, yok” diyorlardı. İşte bunun sonunda giden gitti, onlar hala gaflet uykularından uyanabilmiş değiller… Onlara “rejimden çok oranda ganimet tedarik ediyorsunuz, peki neden bir parça silah almak için hainlerin karşısında kendinizi zelil düşürüyorsunuz” dediğimizde bize “Silahı nereden alalım, Hizb-ut Tahrir bize silah vermiyor” diyorlardı. Onlara “bu silahlar sizi onların elinde tutsak haline getirecektir” dediğimizde “düşmandan alıp yine düşmanla savaşırız!” diyorlardı. Kısa bir süre sonra en muhtaç oldukları zamanda kendilerine silah verilmediğinde, hatta bu ülkelerle işbirliği içine girmeleri sonucunda silahlarını teslim etmek durumunda kaldıklarında, anladılar fakat iş işten geçmiş oldu… İşte biz onlara bütün bu olacakları anlatıyor, nasihat ediyorduk fakat onlar nasihat edenlerden hoşlanmıyorlardı! Örnek olması açısından 05 Nisan 2018 tarihli yayınımızdan bazı bölümleri hatırlatmak istiyorum: Hizb, bu grupları bilinçlendirmek, olan olaylar, dönen dolaplar hakkında onları aydınlatmak için hiçbir çabayı esirgemedi. Ancak yine de onlar, silah ve para verdikleri, Hizbin buna gücü yetmediği, sadece nasihat ettiği gerekçesiyle o canilerin peşinden gittiler... Nasihat, kılıç karşısında işe yaramaz diye de eklediler! Elinde tutan için kılıcın her iki tarafı da keskin bir alet olduğunu bilemediler. Uyanık ve basiret sahibi biri için kılıç, kendisini hasmının şerrinden koruyan bir kalkandır, düşmanını yenmek için güçlü bir silahtır... Ama canilerin peşinden koşan aldanmış biri için kılıç, paralanmış, yırtıcı bir kalkandır. Hasmını öldürmeden önce elinde tutanı öldürür!

Bilinçlendirme ve bilgilendirmemizi kabul etmeyen bu gruplara... Savaşta söz fayda etmez deyip Arap, Türk ya da İranlı olsun Müslümanlara ihanet edenlerden silah ve para desteği isteyenlere... Kirli para almak Şam ile savaştan alıkoymaz düşüncesiyle mücrim Rus ve Amerikalılardan bile kirli para alan bazı gruplara... Diyoruz ki: İşte bak görün bu eylem ve söylemlerinizin akıbetini. Tehcir ve sürgüne maruz kaldınız, hatta yurtlarınızdan ve çocuklarınızdan oldunuz!”

9- Sonuç olarak şunu söylüyoruz: İdlib’ten başka bir yer kalmadı. Kim bilir Erdoğan’ın bohçasında İdlib’i de zayi edeceği başka kalkanlar ve dallar vardır. O şimdilik sessiz ve beklemededir… Gruplara yöneliyor ve diyoruz ki, Erdoğan’ın harekâtlarına aldanmayın ve İdlib’i rejim hesabına boşaltmayın… Halep’te başa gelenleri unutmayın. Buhari’nin Ebu Hurayra RadiyAllahu Anh’dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi Ve Sellem’in şöyle buyurdu:

لَا يُلْدَغُ الْمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ وَاحِدٍ مَرَّتَيْنِMümin bir sokulduğu yerden ikinci defa sokulmaz.” İki defa sokulmak mümine yakıştırılmıyorsa defalarca nasıl olur?

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌŞüphesiz bunda, kalbi (aklı) olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.[Kâf 37]

En son olarak daha önce söylediklerimizin altını çizerek diyoruz ki, günler insanlar arasında deveran eder. Bu ümmet Haçlılar ve Moğolların buna benzer hatta daha şiddetli saldırıları ile sınandı. Sonra toparlandı ve yeniden ayağa kalktı, onların kökünü bu topraklardan kazıdı ve dünyaya yeniden hükmetti… Doğru, o günlerde İslam’ın hükmü geçerliydi. Zayıf da olsa hilafet mevcuttu. Ümmetin bir başı vardı ve düşmanına karşı savaşmak, batılı yok edip hakkı galip getirmek için onu birleştiriyordu. Böylece bu büyük meydan okumaları def ediyor ve yeniden ayağa kalkabiliyordu… Bugün ise İslam’ın hükmü geçerli değil, Hilafet de mevcut değil. Bu durumda Müslümanları düşmanlarıyla savaşmak için kim birleştirecek? İçinde bulunduğumuz vakıayı tanımlamak için böyle bir soru makul olabilir. Lakin Hilafet için çalışma Allah’ın izniyle bütün gücüyle devam etmektedir. Hilafet İslam beldelerinde Müslümanların en büyük arzusu haline gelmiştir ve onu var etmek için sözlü ve fiili gayretlerini ortaya koymaktadırlar. Hilafetin ilgası noktasında o çirkin komplonun sahnelendiği 28 Recep 1342 /3 Mart 1924 karanlık günleri aydınlığa çevirmek ve Allah’ın takdir ettiği günde Hilafet güneşini yeniden iade etmek için var güçleriyle çalışmaktadırlar. Bu Allah için hiç de zor değildir. İşte o gün zulmedenler ve ihanet edenler nasıl bir inkılap ile devrileceklerini göreceklerdir… Müslümanlara düşen Allah’ın rahmetinden ümitlerini kesmemektir. Şam yine Şam olarak kalacaktır. O İslam darının merkezidir: Nuaym bin Hammad, “Fiten” kitabında Kesir b. Murra’dan rivayet ettiğine göre Rasûl SallAllahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurmuştur:

عُقْرُ دَارِ الْإِسْلَامِ بِالشَّامِ “İslam darının merkezi Şam’dır.” Hizb, Allah’ın yardımından emindir. Allah’ın yardımı sadece Nebi ve Rasûller için değil, bilakis sadık müminler için de geçerlidir; sadece ahiret hayatı için değil, bu dünya hayatı için de geçerlidir.

إِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ“Şüphesiz ki, peygamberlerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.” [Ğafir 51] İşte o gün müminler Allah’ın yardımıyla sevinirlerken, cürüm işleyenlere dünyada zillet, ahirette ise elem verici bir azap vardır. Allah, intikam ve sınırlanamaz güç ve irade sahibidir, Aziz ve Hikmet sahibidir.

H.16 Zilkade 1439
M.29 Temmuz 2018

Devamını oku...

TL’deki Değer Kaybı

Soru Cevap

TL’deki Değer Kaybı

Soru:

TL, bir günde 10 Ağustos 2018 günü yüzde 14 değer kaybetti. Bu yılın başından beri ise yüzde 21’den fazla sürekli değer kaybetmiştir... ABD’nin Türkiyeden ithal ettiği çelik ve alüminyuma koyduğu ek gümrük vergisi, 2016 yılından bu yana Türkiyede tutuklu bulunan Amerikalı rahip krizi ve serbest bırakma istemi TL’deki değer kaybını artırmıştır... Bütün bunların nedeni nedir? Sonra peki bu krizin akıbeti ne olacak? Allah mükâfatınızı artırsın.

Cevap:

Cevabın açıklığa kavuşması için aşağıdaki hususları enine boyuna düşünmek gerekir:

Birincisi: TL krizi ve kısa aralıklarla sürekli yaşanan değer kaybı.

1- TL, Halife ve altın ve gümüşe dayalı para sisteminin ortadan kaldırılmasından sonra 1927’de yaklaşık bir dolar karşılığında tedavüle girdi... 1933’den beri değer kaybetmeye başlayan TL/Dolar paritesi 2 lira oldu... 2001’de TL/Dolar paritesi bir milyon 650 bin lira olana dek TL sürekli değer kaybetti. IMF baskısıyla Türk ekonomisindeki bütçe açığı dibe vurdu. Bunun üzerine İngiliz yanlısı Ecevit hükümeti yalpalamaya başladı... Erdoğan ve partisinin kazanabilmesi için 2002’de seçimler yapıldı. Ardından Erdoğan, ABD’nin desteğiyle hükümeti kurdu. Erdoğan hükümeti, meclisin onayı ile TL’den altı sıfır attı. 1 Ocak 2005’ten itibaren YTL tedavüle girdi. YTL ile birlikte TL/Dolar kuru 1,79 lira oldu. Fakat bu pek uzun sürmedi. 2013’ten bu yana lira tekrar değer kaybetmeye başladı. 2014’ün başından Eylül ayına kadar dokuz aylık zaman içerisinde TL yüzde 30 değer kaybetti. Bugüne değin de bu değer kaybı durdurulabilmiş değil. Erdoğan hükümeti, TL’deki bu düşüşü önlemek ve istikrarı sağlamak için uğraş verse de başarılı olamadı. TL, bu yılın başından itibaren önemli ölçüde değer kaybetti. 2018’nin ortalarına gelindiğinde yani altı aylık zaman diliminde yaklaşık yüzde 21 oranında devalüasyona uğramış oldu...

2- 26 Temmuz’da çarpıcı bir şekilde kriz patlak verdi. Trump ve Yardımcısı Mike Pence, Brunson hemen serbest bırakılmazsa Türkiye’ye yaptırım uygulayacaklarını söylediler... Açıklama sonrası Temmuz ayı sonunda TL dolar karşısında düşüşe geçti. 4.76 seviyelerine çıkan Dolar/TL paritesi, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın faiz oranlarını yüzde 17,75 seviyesinde sabit tutmasıyla birlikte 4.91 seviyelerine çıktı. Son 14 yılın en yüksek seviyesine ulaşan enflasyonun ardından beklentilerin aksine Merkez Bankası, Salı günü faiz oranlarını değiştirmedi... Merkez Bankası bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 17,75te sabit tuttu... Kararın ardından bu yılın başından beri yüzde 20 değer kaybeden ve 4.76 seviyelerinde yer alan dolar/TL kuru, 4.91e kadar yükseldi...[24.07.2018 Skynews Arapça]

3- Trump, Twitter hesabından yaptığı açıklamada yaptırım kararı aldı. Sonrasında Türk lirası dolar karşısında hızla değer kaybetti... Ankara, Washington ile yaşanan krize dair çözüm yollarını görüşmek ve ABD’li mevkidaşı ile rahip Brunson konusunu ele almak üzere Türk Dışişleri Bakan Yardımcısı başkanlığında 9 kişilik bir heyeti 7 Ağustos’ta Washington’a gönderdi. Ancak taraflar arasında gerçekleşen görüşmelerde bir sonuca varılamadı. Türk heyeti, 9 Ağustos günü yurda dönüş yolunda iken Trump, 10 Ağustos Cuma günü Twitter hesabından yaptığı açıklamada Türkiye’nin çelik ve alüminyum ithalatına uygulanan ek gümrük vergisini iki katına çıkardığını belirterek ateşe benzin dökmüş oldu. Alüminyum vergisi %20, çelik % 50 olacak dedi. Ardından TL yeniden düşüşe geçti. Asya ve Pasifik piyasalarında düşük hacimli işlemlerde Dolar/TL kuru 7.24 ile rekor tazelemiş oldu. Bu yılın başından bu yana yaklaşık yüzde 40 değer kaybeden Türk Lirası, sadece Ağustos ayının ikinci haftasında dolar karşısında yüzde 20 değer kaybetmiş oldu. Trump, Şu anda Türkiyenin çelik ve alüminyum ithalatına uygulanan ek gümrük vergisini iki katına çıkarmaları yetkisi verdim.ifadelerini kullandı. [10.08.2018 Arabi21.com]

4- Görünüşte Amerika ile Türkiye arasındaki finansal krizin nedeninin, rahip Brunson ve ABD başkanının, Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinden birkaç ay önce Evangelist Hristiyan tabanını tatmin etme arzusu olduğu anlaşılıyor. Oysa gerçek şu ki rahip Brunson krizi, TL’deki değer kaybının gerçek nedenlerini örtbas için kullanılmıştır. Aşağıda da açıklayacağımız gibi kriz, siyasi bir krizdir ve ABD, Avrupa’ya darbe vurmak için çıkarmıştır... Çünkü Türkiye ile Amerika arasında yaşanan bu anlaşmazlıktan öncede mali krize dair işaretler vardı. Hükümet, gittikçe kötüleşen krizin, seçim sonuçları üzerindeki olası etkilerini bertaraf etmek için Kasım 2019’da yapılacak seçimleri bu yılın Haziran ayında yapma kararı almıştı... Erdoğan 24 Haziranda seçim yapma kararını, bir çeşit depreme hazırlık faaliyeti olarak görüyorum. Yani depremin yıkıcı etkilerine karşı hazırlık yapmış olacağız. Aksi takdirde, tıpkı son iki asrımızda olduğu gibi bu süreçten zararlı çıkmamız, kaçınılmaz hale gelecektir.diyerek bunu itiraf etmiştir.” dedi. [20.04.2018 www.akhbarturkiya.com] Yani rahip Brunson krizinden ve ek gümrük vergisinden önce de TL değer kaybediyordu... Kaldı ki rahip Brunson 2016’dan beri tutukludur. Dolayısıyla böyle bir zamanda Brunson’dan ötürü Amerika’nın Türkiye’ye yaptırım uygulamasının hiçbir anlamı yoktur. Özellikle de ABD’nin din ve insan haklarına verdiği önemin ne denli zayıf olduğu bilindiği halde...

5- TL’deki sert düşüşün ardında yatan gerçek nedenlerden en önemlileri şunlardır:

A- Özellikle özel sektörün son on yılda yaptığı büyük borçlanmalar... Hazine Müsteşarlığı, 30 Eylül 2017 itibarıyla brüt net dış borç stokunun 438 milyar dolar olduğunu açıkladı... Hazine, 2018’de 43 milyarlık borç servisinden yaklaşık 11 milyar liralık ödeme yapmayı planlıyor. Hazine Müsteşarlığı’nın 31 Ekim 2017 tarihli verilerine göre “2018’de 43,1 milyar dolarlık borç servisinden 10.92 milyar dolarlık ödeme yapmayı planlıyor...” En son enflasyon oranı, yüzde 10’nun üzerine çıkmıştır... [31.10.2017 Anadolu Ajansı] Buna göre tehlike çanları çalıyordu. Hazine Müsteşarlığı, 31 Mart itibariyle brüt dış borç stoku verilerini açıkladı. Buna göre yılın ilk çeyreğinde Türkiyenin brüt dış borç stoku 466,7 milyar dolar oldu...[29.06.2018 Anadolu Ajansı] Aslında özel sektörün yapımını ve finansmanını üstlendiği bu borcun büyük bir kısmı, hükümet projelerinin finansmanında kullanılmıştır... Çünkü son on yıldır bu projelerin üstlenilmesini yurtdışından kredi alan özel sektörün üzerine yıkan Cumhurbaşkanı Erdoğan, böylece devlet borçlarını hafifletmek istemiştir... Dolayısıyla bugün bu kredilerin bir kısmı özel sektöre aittir. Bu, hükümetin düşük dış borç stokuyla övünebilmesi için başvurduğu politik bir manevradır!

B- Türkiye Cumhuriyeti Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, 02 Ocak 2018 tarihinde ihracat rakamlarını açıkladı. Buna göre dış ticaret açığı bir önceki yıla göre 37,50 artışla 2017 yılında 77 milyar 62 milyon dolar olarak hesaplandı. Bu borç, döviz olarak geri ödeniyor. 2017’de ihracat 157,1 milyar dolar, ithalat ise 234 milyar 156 milyon dolar oldu. [02.01.2018 TRT] Türkiye İstatistik Kurumu, 03 Ağustos 2018 tarihinde enflasyon rakamlarını açıkladı. Enflasyon, yıllık bazda yüzde 15,85 oldu. [03.08.2018 Anadolu Ajansı] Enflasyon, Erdoğan AKP’sinin iktidara geldiği 2003’ten bu yana ilk kez bu kadar yüksek çıktı. Oysa Merkez Bankası, Avrupa standartlarına ulaşmak için enflasyon oranını yüzde 5 olarak hedeflemişti... Merkez Bankası, bu oranı tutturamadı. Bununla birlikte enflasyon oranını yüzde 8’lerde sabit de tutamadı. Geçen yıl yüzde 10’lara yükselen enflasyon oranı, bugün yaklaşık yüzde 16 seviyelerine yükseldi.

C- Kredi derecelendirme kuruluşlarının, Türkiye’nin ekonomik görünümünü düşürmesi, TL üzerinde baskı yarattı. Lira ve Türk ekonomisine olan güveni zayıflattı... Kredi derecelendirme kuruluşu “Moody’s”, 14 Nisan 2018’de liradaki zayıflığın Türk ekonomisi için problem olabileceği uyarısı yaptı. Moody’s, TLdeki değer kaybı Türk bankacılık sektörü için olumsuz; TLde uzun süreli zayıflık, yüksek enflasyon ile bir araya geldiğinde sorunlu kredileri artırabilir. TLde devam eden zayıflık Türkiyenin dış kırılganlıkları ve düşük döviz rezervleri nedeniyle ekonomi açısından sorunlu, kredi notu açısından negatif. dedi. [14.04.2018 Reuters] Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s 13 Mart 2018 günü Türkiye’nin kredi notunu “Ba1”den “Ba2”ye düşürdü. Ardından kuruluşa sert bir cevap veren Erdoğan, Siz bakmayın kimi kredi derecelendirme kuruluşlarının Ali Cengiz oyunlarına. Onların tek derdi Türkiyeyi köşeye sıkıştırarak bundan nemalanacaklara yol açmaktır. şeklinde konuştu. [13.03.2018 Türk Press] Moody’s gibi kredi derecelendirme kuruluşu “Standard & Poors” da 2 Mayıs 2018 günü beklenmedik bir şekilde Türkiye’nin yabancı para cinsi kredi notunu bir basamak düşürdü... Kuruluş, Türkiye’nin kredi notunu BB seviyesinden BB- seviyesine çekme kararı aldığını duyurdu. Kredi notunun düşürülmesiyle ilgili olarak, Türkiye’nin makro ekonomik dengesizliklerinin arttığı belirtilen açıklamada, enflasyon görünümünün bozulduğu, Türk lirasında değer kaybı ve volatilite görüldüğü ifade edildi... [02.05.2018 Reuters] Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu “Fitch” de bu kervana katıldı... Fitch’ten yapılan açıklamada, Türkiye’nin uzun dönem yabancı para cinsinden kredi notunun “BB+”dan “BB” seviyesine indirildiği bildirildi. Açıklamada, enflasyondaki sıçrama ve cari açıktaki artış nedeniyle makro ekonomik istikrar üzerindeki aşağı yönlü risklerin kuvvetlendiği ifade edildi... [14.07.2018 Türk Press] Bilindiği gibi bu kredi derecelendirme kuruluşları, ekonomik görünümü etkilemede önemli rol oynarlar. Bir ülkenin ekonomik sorunlarını örtbas edebiliyorlar. Uzun yıllar Türkiye’ye karşı yaptıkları gibi ekonomik sorunlara ışık tutmaya biliyorlar. Ya da şuan Türkiye’ye karşı yaptıkları gibi siyasi amaca hizmet etmek için sorunları ifşa edip abartabiliyorlar. Böylelikle kreditörlerde, Türkiye’ye kredi verme ve borçlarını isteme konusunda kaygılarının oluşmasına neden olabiliyorlar... Borç ödemeleri için piyasadan döviz toplama talebinde görülen artış da liranın değerini düşürebiliyor.

İkincisi: Öyleyse burada sormak gerekiyor: Mademki uzun süredir Türk lirası kriz yaşıyor, o halde niye şimdi rahip ve ek gümrük vergisi üzerinden lirada fırtına koparılıyor? Türkiye ile Amerika arasında bir gerginlik varmış gibi TL’de görülen bu sert düşüşün amacı yoksa TL’ye darbe vurmak mı? Hâlbuki bu, çok tehlikeli bir durumdur, tıpkı savaş ilan etmek gibidir. Bu durum en azından ilişkileri kesmeyi ya da NATO’dan çekilmeyi gerektirir, ama ne yazık ki bunların hiçbiri olmadı! Peki, öyleyse gerçek nedir? Gerçeğin açığa çıkması için aşağıdaki hususları belirtmekte fayda var:

1- Etkili küresel para birimleri karşısında daha doğrusu Avro karşısında güçlü dolar politikası benimseyen Trump yönetimi, Avro bölgesindeki düşük faiz oranlarından da yararlanarak, sermayenin yüksek faiz umuduyla Avrupa’dan Amerika’ya göçünü sağlamak için faiz oranlarını artırdı... Amerika, fon transferiyle Avronun dolar karşısında değer kaybına uğrayacağını bekliyordu, ancak beklendiği gibi olmadı, aksine Avro, dolar karşısında yükselmeye devam etti. Çünkü Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB), parasal sıkılaştırma, azaltma ya da parasal genişleme olarak bilinen varlık alım programlarını durdurma planları yapması, yatırımlarına daha iyi getiri elde etmek isteyen sermayenin ABD’den Avrupa ve Asya’ya kaçmasına neden oldu... Trump, sermaye kaçışını önleyemeyince, dış ticaret dengesini lehine çevirmek ve doları güçlendirmek için ihracatı artırma ve ithalatı azaltma niyetine gitti. Onun için bazı ithal mallara ek gümrük vergisi koymaya başladı. “ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross, 31 Mayıs Perşembe günü yaptığı açıklamada, Cuma gününden itibaren AB, Çin, Meksika ve Kanada’dan ithal edilen alüminyum ve çelik ürünlerine ek gümrük vergisi uygulanacağını açıkladı...” [31.5.2018 www.dw.com]

2- Fakat bütün bu politikalar, doları Avro karşısında güçlendiremedi... Öyle anlaşılıyor ki Trump, aradığını TL üzerindeki baskıyı artırarak değer kaybına uğratmakta buldu. Böylece Trump, Türkiye’nin Avrupa ile çok güçlü ve sıkı finansal ilişkileri nedeniyle Avrupa finans piyasasında panik havası yaratıp darbe vurmak istedi. Zira 2017’de yüzde 42 artış görülen Türkiye’deki yatırımların çoğu Avrupalı yatırımlardır. Türkiye’nin ithalat ve ihracat yaptığı ülkeler arasında ilk sıralarda Avrupa gelmektedir. 2017’de Avrupa’dan 160 milyar dolarlık ihracat yapmıştır ve artış eğilimdedir. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin de açıkladığı gibi 160 milyar dolar olan dış ticaret hacmini 1,5 yıl içerisinde 200 milyar dolara, 5 yıl içerisinde de 500 milyar dolara çıkarmak hedefiyle Türkiye ile AB arasında 1995 yılında imzalanan gümrük birliği anlaşmasını güncelleme çalışmaları yapılıyor. [29.09.2017 Şarku’l Avsat] Türkiye’nin ABD’ye ihracatı ise, 2017’nin 11 ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 32,4 artışla 7,9 milyar dolar oldu. Bu ülkeden yapılan ithalat ise aynı dönemde yüzde 7,2 artarak 10,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. İki ülkenin dış ticaret hacmi, 2017’nin 11 ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 16,6 artarak 18,7 milyar dolara ulaştı. [21.01.2018 Anadolu Ajansı] Buna göre Türk ekonomisi ve dolayısıyla TL’de meydana gelebilecek herhangi bir artçı şok, Avrupa ekonomisinde büyük paniğe yol açacaktır... Bu finansal panik, Trump’ın da öngördüğü gibi, Avro üzerinde kısmi ölümcül darbe etkisi yaratacaktır...

3- Öyle de oldu. Avrupa piyasası, bilfiil TL’deki değer kaybından etkilendi:

A- Avrupa Merkez Bankası (ECB) liradaki değer kaybının başta İspanyol BBVA, İtalyan UniCredit ve Fransız BNP Paribas olmak üzere Avro Bölgesi’ndeki bazı büyük bankalar üzerinde yaratacağı olası etkilerden endişeli olduğunu bildirdi. Türkiye’de büyük operasyonları bulunan bu üç bankanın hisseleri yaklaşık yüzde 3 değer kaybetmiştir. Avrupa, Türkiye’deki yatırımları, alacakları ve iki ülke arasındaki ticaret hacmi nedeniyle TL’de meydana gelen değer kaybından etkilenmiştir.

B- Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) 2017 yılı sonu verilerine göre çoğunlukla İspanyol bankalarının olmak üzere bu üç bankanın Türkiye’de toplamda 224 milyar dolar [yaklaşık 200 milyar Avro] ederinde alacağı bulunuyor. Bu bankalar, iştiraklerinin Türkiye’deki krizden etkilenmesinden korkuyorlar. Liradaki değer kaybı ile Avrupalı bazı bankaların hisseleri, Türkiye’deki alacakları yüzünden yüzde 10 ile 20 arasında değer kaybetti.” [31.05.2018 Sky News]

C- Burada Türkiye’nin kredileri ödeyememesi gibi endişe verici başka bir durum söz konusu... En büyük korkuyu ise İspanyol bankaları yaşıyor. Zira kredilerin içinde 82,3 milyar dolar ile İspanyol bankaları Türkiye’ye en çok borç veren bankaları oluşturuyor. 38,4 milyar dolar ile Fransızlar ikinci sırada iken, İtalyanlar 17 milyar dolar ile masada oyunda. Onun için Avrupa’ya yönelik uyarılar yapıldı. İspanyol BBVA, İtalyan UniCredit ve Fransız BNP Paribas hisselerinde değer kayıpları yaşandı. [https://www.ft.com/content/51311230-9be7-11e8-9702-5946bae86e6d]

Ayrıca liradaki değer kaybı, Türkiye’nin kredilerini ödemede temerrüde düşmesi olasılığını beraberinde getirdiği için bu, Avrupa’yı büyük çapta etkileyecektir...

D- Haberlere göre 220 milyar dolardan fazla borcu olan bazı büyük Türk şirketleri, liradaki değer kaybının ardından alacaklılara karşı hükümetten koruma talep ettiler. Örneğin Doğuş Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk, bankalara olan milyarlarca dolarlık döviz borcunu yeniden yapılandırma talebinde bulundu. Yeniden yapılandırılması istenen toplam borç tutarının yaklaşık 20 milyar dolar olduğu iddia ediliyor...

E- Alman Sanayi ve Ticaret Odaları Birliği, Türkiye’de faaliyet gösteren yaklaşık 6 bin 500 Alman şirketin birçoğunun, ülkedeki belirsizlikten etkilendiğini bildirdi. Ve Alman şirketlerin Türkiye’de iş yapma konusunda ilgilerini hızla yitirdiğini belirtti. [13.8.2018 www.lebanon24.com]

Üçüncüsü: Dolayısıyla Amerika’nın yaptığı açıklamalar sonucu lirada meydana gelen hızlı değer kaybı, Avrupa ekonomisinde büyük panik yaratmak, Avroya darbe indirmek ve dolar karşısında değer kaybına neden olmak içindir... ABD’nin liraya yaptığı baskının, Türk halkının günlük hayatında elbette olumsuz etkileri olacaktır. Ancak bu Trump’ın zerre kadar umurunda değil... Bir kişi, Trump’ın küstahlığını anlayabilir. Kovboy zihniyetindeki birinin dolara rakip olan herhangi bir para birimine karşı hamle yapabileceğini de bilir. Ama garip olan şu ki Erdoğan bunun farkında değil. Trump’un yaptıklarını tuhaf buluyor ve bir rahip için müttefikine nasıl bunu yapabildiğine şaşırıyor? Erdoğan, Ünye’de halka hitaben yaptığı konuşmada, Bizi tehdit ediyorlar. Tehdit dili ile bu milleti asla yola getiremezsinizdiye konuştu. Erdoğan, Buradan tekrar sesleniyorum ABDdekilere. Yazık yazık. Siz NATOdaki bir stratejik ortağınızı bir papaza değişiyorsunuz.dedi. [12.8.2018 www.alanba.com] Sonra Trump’a yakarış ve serzenişte bulunan Erdoğan, Türkiye’nin Amerika’ya birçok hizmet sunduğunu ve uğrunda savaşa girdiğini söyledi! Erdoğan, New York Times gazetesi için “Türkiye, ABD ile Krizi Nasıl Görüyor?” başlıklı bir makale kaleme aldı. 11 Ağustos 2018 günü yayınlanan makalede, Türkiye ve ABDnin son 60 yıldır stratejik ortak ve NATO müttefiki olduğuna, iki ülkenin Soğuk Savaş döneminde ve sonrasında karşılaştıkları ortak zorluklara karşı omuz omuza durduğuna işaret eden Erdoğan, Türkiye, yıllar boyunca ne zaman gerekli olsa ABDnin yardımına koştu. Korede askerlerimiz birlikte çarpıştı. Küba füze krizinin en yüksek olduğu dönemde, Türkiye topraklarında Jüpiter füzelerinin konuşlanmasına izin vererek ABDnin durumu yatıştırma çabalarına katkı sağladı. 11 Eylül terör saldırılarının ardından Washington bu kötülüğü yapanlara karşılık vermek için dostlarını ve müttefiklerini beklediğinde, askeri birliklerimizi buradaki NATO misyonunu başarıya kavuşturmak için Afganistana gönderdik.ifadelerini kullandı.” Erdoğan, İslam ve Müslümanların düşmanı Amerika’ya sadakat gösterirken, Amerika onu takdirsizlikle ödüllendiriyor!

Dördüncüsü: Amerika’nın Türkiye ile yaşadığı bu krizin akıbeti ve liradaki değer kaybı ile ilgili beklentimiz şudur:

1- ABD’nin TL üzerindeki baskısı ve liradaki hızlı değer kaybından amaç, Avrupa ekonomisini sarsıp Avrupa’da panik havası yaratmak, Türkiye’nin Avrupa ile çok güçlü ve sıkı mali ve ekonomik ilişkileri nedeniyle Avroda değer kaybına neden olmaktır. Ve bilfiil öyle de oldu. Avro, dolar karşısında düştü. “Financial Times haberinde, “Avrupa Merkez Bankası, durumu henüz kritik olarak nitelendirmiyor. Ancak konuya yakın iki kişinin aktardığına göre, Türkiye’de büyük operasyonları bulunan İspanyol BBVA, İtalyan UniCredit ve Fransız BNP Paribas risklere açık olarak değerlendiriliyor” ifadesini kullandı. Haberin ardından Avro dolar karşısında düşüşe geçti. Bugün Avro 1,13655 seviyelerini gördü. Avro dolara karşı son bir yılın en düşük seviyesine indi. [13.08.2018 Reuters] Bu nedenle eğer Avroya vurulan darbe, Trump’ın küstahlığını tatmin edecek boyuta ulaşırsa, kredi derecelendirme kuruluşlarının notları üzerinden Trump tekrar lirayı destekleyebilir. Nitekim uluslararası kredi kuruluşları, Ecevit döneminde sürekli değer kaybeden liraya ve yaşanan ekonomik kargaşaya rağmen 2003’te Erdoğan iktidara geldiğinde Türkiye’nin kredi notunu yükseltmişlerdi. Amerika ve uşaklarının telkiniyle gelen krediler ve kredi kuruluşlarının Türkiye notunu yükseltmesiyle ekonomik balon yaratılmıştı... Böylece Türkiye’de kredi ve borca dayalı gelişmekte olan bir ekonomi modeli oluşturulmuştu!

2- Ek gümrük vergisine gelince, bu ek verginin kayda değer bir etkisi olmaz. Çünkü Türkiye’nin Amerika’ya çelik ihracatı bir milyar dolardan biraz fazladır. [02.08.2018 www.youm7] 2017 yılında ihracatı 157 milyar dolardan fazla olan bir ülke için ek gümrük vergisinin hiçbir etkisi olmaz. [02.01.2018 https://eastgate.com.sa] Türk ekonomisi ve TL’de oluşabilecek bir panik havasının, Avrupa ekonomisi ve Avro üzerinde etkileri daha doğrusu yankıları olacaktır. Çünkü Türkiye, Avrupa ile çok güçlü ve sıkı ekonomik ve finansal ilişkilere sahip...

3- Rahip meselesine gelince, yaklaşık iki yıldır tutukludur ve Türkiye ile Amerika arasında böylesi bir polemik yaşanmamıştı. Şimdiyse Trump, rahip konusunu seçimler ve Türkiye ile Amerika arasında gerginlik ortamı yaratmak maksadıyla ön plana çıkarmıştır. Onun için papaz meselesi, koparılan yaygaranın temel unsuru değil, yardımcı bir enstrümanıdır. Bu yüzden pek uzun sürmesi beklenmiyor... Erdoğan’ın imajı korunarak ya da korunmaksızın papaz Amerika’ya teslim edilecektir!

4- Liradaki değer kaybının, fiyat artışına ve geçim sıkıntısına sebebiyet vermesi nedeniyle Türk halkının çekeceği sıkıntılara gelince, bu, ne Trump ne Trump’ın yörüngesinde dönenlerin ne de ajanların umurundadır... Efendileri nazarında uşakların ve kuklaların hiçbir değer ve kıymeti harbiyesi yoktur. Keşke bunun farkında ya da bilincinde olsalar. Çıkarları gereğince bu efendiler, hakaret ve yüz kızartma söz konusu olsa bile uşaklarına karşı diledikleri gibi davranırlar... Adilik yapan biri, adiliği kolaylıkla kabul eder.

Ezcümle:

- Trump’ın koyduğu ek gümrük vergisi, papaz krizi, kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu kırması ve Türkiye’nin kredi riski gibi krizlerden ötürü lirada meydana gelen sert düşüşten amaç, Avrupa ekonomisini sarsıp panik havası yaratmak ve Avroda değer kaybına neden olmaktır. Çünkü Türkiye’nin Avrupa ile çok güçlü ve sıkı finansal ve ekonomik ilişkileri var. Ve bilfiil öyle de oldu. Avro, dolar karşısında geriledi...

- Erdoğan’ın, Amerikan yörüngesindeki döngüsünden ötürü krizin pek fazla uzun sürmesi beklenmiyor. Trump, umduğu gibi öldürücü darbe vurmak yerine -ki bu uzak ihtimal değil- sadece Avrodaki düşüşle yetinebilir... Düşüşün ardından Trump, krizin fitilini ateşlediği gibi Erdoğan’ın imajını koruyarak ya da korumaksızın krizi sona erdirecektir... Akabinde rahip serbest bırakılacak, konulan ek gümrük vergileri kaldırılacak ya da hafifletilecektir. Kredi derecelendirme kuruluşları, borç ertelemesinden sonra yeni kredilere ilişkin Türkiye’nin kredi notunu yeniden yükselteceklerdir. Böylece, krizden önceki gibi olmasa da liranın değerinde bir iyileşme olacaktır. Trump ve Erdoğan, hiçbir şey olmamış gibi karşılıklı samimi ve sıcak iltifatlarına kaldıkları yerden yeniden devam edeceklerdir… Çıkarları gereği efendileri ajanlarına hakaret etmeleri gerekiyorsa, hakaret ederler, ortadan kaldırılmaları gerekiyorsa, ortadan kaldırırlar. Geçmişte kuklalar konusunda benzeri şeyler olmuştur. Keşke ibret alsalar?

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌŞüphesiz ki bunda kalbi olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.[Kâf 37]

H.12 Zilhicce 1439
M.23 Ağustos 2018

Devamını oku...

Helsinki’de Rus-Amerikan Zirvesi

Soru Cevap

Helsinkide Rus-Amerikan Zirvesi

Soru:

16 Temmuz 2018 Pazartesi günü ABD ve Rusya devlet başkanı Finlandiyanın başkenti Helsinkide bir araya geldi. Bu görüşme iki ülke arasında gerilimin sona erdiği anlamına mı geliyor? 12 Temmuz 2018deki NATO ülkeleri zirvesinden ve Amerika ile Avrupalı müttefikleri arasında gün yüzüne çıkan gerilimden sonra böyle bir zirve düzenlemenin belli işaretleri var mı? Bu zirvenin Rus-Çin ilişkileri ve Suriyedeki çözüm üzerinde bir etkisi var mı?

Cevap:

Helsinki’de gerçekleşen ABD-Rusya zirvesiyle ilgili bu sorulara yanıt vermek için diyoruz ki ABD-Rusya ilişkilerindeki göreceli uzun süreli gerginlik 2014 yılında başladı. Rusya, Kırım’ı ilhak edince, Amerika ve Avrupa Rusya’ya ekonomik yaptırımlarla misilleme yaptı. Rusya’yı Trump lehine Amerikan seçimlerine müdahale etmekle suçlayan Obama yönetiminden sonra iki ülke arasında yaşanan gerginlik iyice tırmandı. O zamandan bu yana iki taraf arasında üst düzey toplantılar gerçekleşmedi... İki lider, bu zirve öncesi Temmuz 2017’de Almanya’nın Hamburg kentinde düzenlenen G20 zirvesinde ve Kasım 2017’de Vietnam’da gerçekleşen APEC zirvesinde bir araya geldi. Ancak bu buluşmalar zirve seviyesinde değildi. Bu kısa toplantılarda, iki ülke arasında meydana gelen güncel konular ele alınmadı. Bir buçuk yıldan beri Rusya, iki devlet başkanı arasında zirve düzenlemek için canla başla çalıştı, ancak Amerika, Rusya’ya baskı yapmak için hep erteledi. İki ülke arasında ilişkileri geliştirmek için Trump’ın bir girişimde bulunmasını bekleyen Rusya, bunun zor olduğunu da biliyordu. Zira Amerika’da Başkan Trump yaklaşımına karşı büyük bir muhalefet söz konusuydu. Rusya’ya karşı açılan soruşturmalar ve Rusya ile sözde ilişkileri nedeniyle Trump ekibinden bazı üyelerin istifası bu muhalefet dalgasının yansımalarıdır.

Onun için Rusya, zirve düzeyinde tam ölçekli bir toplantı düzenleme hayaliyle yaşadı. Ama hayalini gerçekleştiremedi. Amerika’nın, böyle bir zirve düzenleme kararının ardından ancak Rusya’nın hayali gerçek oldu. “Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Garrett Marquis, geçtiğimiz Perşembe günü yaptığı açıklamada, bu ayın sonunda ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton’ın Moskova’yı ziyaret edeceğini ve Rus-Amerikan zirvesi için yapılacak hazırlıkları ele alacağını söyledi.” [24.06.2018 Sputnik] Dolayısıyla 16 Temmuz 2018’de gerçekleşen zirveye, Amerika, (Rusya değil) neden iki lider arasında bir zirve düzenleme kararı aldı perspektifinden bakmak gerekir? Amerika bu zirve ile ne yapmak istiyor? Bunu açıklama adına deriz ki:

1- Bütün nişaneler Rusya üzerinde ABD baskısının devam ettiğini gösteriyor. Zirveye iki gün kala ABD, Rusya istihbarat görevlilerini ABD seçimlerine müdahale etmekle suçladı. ABD Adalet Bakanlığı, 12 Rus istihbaratçıya, 2016 seçimlerini etkilemek amacıyla Demokrat siyasetçilerin e-postalarını hackledikleri suçlamasını yöneltti. ABD Adalet Bakan Yardımcısı Rod Rosenstein, Rus istihbarat üyelerinin hackleme faaliyetlerini “DCLeaks”ve “Guccifer 2.0”takma adlı hackerlar vasıtasıyla yönettiğini öne sürdü... Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada Trump ile Putin arasındaki görüşmenin planlandığı gibi Pazartesi günü gerçekleşeceği duyuruldu.” [14.07.2018 El-Ğad] Helsinki’de gerçekleşen Trump-Putin zirvesinin hemen ardından 16 Temmuz 2018 tarihinde El Cezire kanalının bildirdiğine göre ABD Adalet Bakanlığı, başkent Washington’da Rusya adına ajanlık yapmak suçlamasıyla bir Rus ajanının tutuklandığını açıkladı. İki devlet başkanı arasında gerçekleşen zirveye rağmen ABD kurumlarınca icra edilen bu icraatlar nedeniyle Rusya üzerinde baskıların Rusya’nın istediği gibi hafiflemesi beklenmiyor. Bu da Amerika’nın, Trump ile Putin arasında zirve düzenleme konusunda eski yeni Rus talebini kabul etmesinin başka faktörleri olduğu anlamına gelir...

2- ABD-Rusya zirvesi, Amerika’nın iki büyük düşmanı olan Avrupa Birliği ve Çin’e karşı ticaret savaşı yürüttüğü bir konjonktürde gerçekleşti. Öyle görünüyor ki Amerika, bu iki düşmana karşı Rus kartını kullanmak için bir zirve düzenleme kararı verdi!

Avrupa Birliği tarafına gelince, Amerika, Avrupa Birliği ile Amerika arasında Brüksel’de düzenlenen ve büyük anlaşmazlıklar yaşanan NATO ülkeleri zirvesinden hemen sonra Rusya ile bir zirve düzenlemeyi seçti. “Ticaret, savunma harcamaları ve İran nükleer anlaşması konusunda özellikle Washington ile Avrupalı müttefikleri arasında yaşanan anlaşmazlıkların ardından bugün Brüksel’de başlayan NATO zirvesinin gergin geçeceği bekleniyor. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “Müttefikler arasında anlaşmazlık yaşandığını ve farklı görüşlerin olduğunu”kabul etti.” [11.07.2018 Russia Today] ABD Başkanı Trump, Atlantik’in iki yakası arasındaki ilişkiler tarihinde ilk kez Avrupa Birliği’ni alenen “rakip”olarak niteledi. Rusya-ABD zirvesi, Avrupalılara karşı Amerikan baskısının en önemli araçlarından biridir. Bunun açıklaması şöyledir:

A- ABD Başkanı Trump, Avrupalıları Ukrayna konusunda Rusya’ya yardakçılık yapmakla tehdit etti. Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk Polonya TVN24 kanalı ile yaptığı röportaj sırasında, “ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya’nın Ukrayna politikasını ilginç bulduğunu kendisine haber verdiğini söyledi. Trump, Ukrayna sevdasının oldukça az olduğunu itiraf etti. Tusk, “Yaptığımız pek çok konuşmada Donald Trump, Ukrayna’ya karşı pek ilgi duymadığını gizleme gereği duymadı. Rusyanın Ukraynada yaptıklarını daha iyi anladığınısöyledi.” [15.07.2018 Russia Today] “Donald Trump’ın, geçtiğimiz Haziran ayında G7 liderlerine, “Kırım’ın Rusya’ya ait olduğunu çünkü orada yaşayan herkesin Rusça konuştuğunu”söylemesi durumu daha da kötüleştirdi. [15.07.2018 Russia Today] Ukrayna, Avrupa için çok hassas bir konudur. Zira Avrupalılara göre Rusya’nın Ukrayna’da yaptığı eylemler, Avrupa’nın güvenliğiyle alay etmektir ve tolere edilemez. Avrupa Birliği, Trump’ın bu açıklamasını Avrupa için çok tehlikeli olarak görüyor. Çünkü bu açıklama, Rusya’nın sınırları yıkması ve doğudan Avrupa haritasını yırtması demektir!

B- ABD Başkanı Trump, Avrupa’yı Rusya’yı G-7’ye geri almakla tehdit etti. “Cuma günü ABD Başkanı Donald Trump, Rusya’yı yeniden gruba dâhil etmek için G7’deki mevkidaşlarına çağrıda bulundu. “Trump, Quebec eyaletindeki La Malbaie’de G7 zirvesine katılmak üzere Kanada’ya uçmadan önce yaptığı açıklamada, G7, Rusyayı dışarı attı, ama Rusyayı geri almalı, çünkü müzakere masasında Rusyayla olmalıyız.” dedi. Kırım krizi gerekçe gösterilerek Rusya’nın üyeliğinin askıya alınması sonucu G8 G7 olmuştu. [08.06.2018 el-Arabiya]

C- El Cezire kanalı, 15 Temmuz 2018’de NATO zirvesinin sona ermesinden sonra Avrupalı liderlerin Rusya-ABD yakınlaşmasından kaygılı olduklarınıaktardı. Alman Dışişleri Bakanının yaptığı şu açıklama, ABD-Rusya yakınlaşması karşısında Avrupa’nın büyük kaygı duyduğunu gösterir. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Amerika başkanı Trump’ın Avrupalı müttefiklerini temsilen tek taraflı olarak Rus mevkidaşı ile anlaşma masasına oturmaması gerektiğini ifade etti. Alman Bild gazetesine demeç veren Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Amerikanın ortaklarının zararına yapılan tek taraflı anlaşmalar ABDye de zarar verir. Ortaklarına kaba davranan sonunda kaybeder.dedi. [15.07.2018 Russia Today] Sonra ABD-Rusya yakınlaşması, AB’ye zarar verebilir. Çünkü bu yakınlaşma, Rusya’ya uygulanan ve Ukrayna/Kırım krizi gerekçe gösterilerek her altı ayda bir yenilenen yaptırımları etkisiz hale getirebilir. Bu durumda Rusya, Avrupa ülkelerini kale almaz.

D- Siyasi bilgelikten yoksun ABD Başkanı Trump, Rus gazının alımı konusunda başta Almanya olmak üzere AB’ye açıkça saldırmaya devam ediyor. Nitekim 17 Temmuz 2018 tarihli soru cevapta bunu belirttik... Bazen AB’yi “rakip”yani düşman olarak niteliyor, bazen de Londra’daki ikili zirvede İngiliz başbakanına verdiği öneride olduğu gibi AB’ye karşı kışkırtıyor. “BBC’de bir televizyon programına katılan May’e bu önerinin ne olduğu sorulduğunda, Bana AByle müzakere etme yerine dava açmam gerektiğinisöyledi dedi.” [15.07.2018 BBC] Brexit kararına rağmen İngiltere, Rusya’ya bakışta AB ile aynı görüşü paylaşıyor. ABD-Rusya zirvesine çomak sokmak için Rusya İngiliz provokasyonuna maruz kalabilir. Savaş uçaklarının hareketini izleyen Mil Radar sitesi, İngiliz hava kuvvetlerine ait bir keşif uçağının, Rusya’nın Kırım yarımadası yakınlarında keşif uçuşu yaptığını aktardı. [15.07.2018 Russia Today]

Böylece Avrupa üzerindeki Amerikan baskısı, AB’yi Rusya’yı tekrar G-7 üyesi yapmakla tehdit etmesi, Kırım’ı Rusya’nın bir parçası olarak tanıma imasında bulunması, Rusya’nın Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk ve Lugansk illerine düzenlediği saldırı karşısında Ukrayna’ya destek vermemesi, zirve aracılığıyla ABD-Rusya ilişkilerini geliştirmesi, bütün bunlar, ABD’nin taleplerine uyma ve NATO’daki savunma harcamalarını artırma konusunda dolaylı da olsa Avrupa için önemli tehditlerdir... Yani ABD, Rusya yakınlaşması üzerinden AB ülkelerine baskı yapmaktadır. İşte bu, Amerika’nın Trump ile Putin arasında gerçekleşen zirveden gözettiği başlıca hedeflerinden biridir.

3- Çin tarafına gelince, mesele şu şekildedir:

A- ABD-Rusya zirvesi, ABD’nin Pekin’e karşı ticaret savaşı başlattığı bir ortamda gerçekleşti. 12 Haziran 2018’de Singapur’da ABD-Kuzey Kore zirvesi gerçekleşti. ABD Başkanı, bu konuda sarf ettiği çabalardan ötürü Çin’e teşekkür etti. Kuzey Kore’nin tavrını yumuşattıktan, barışçıl çözüm yoluna girdikten, Kore yarımadasında savaş kâbusunu bertaraf ettikten sonra Çin’in sunduğu hizmetleri tüketir tüketmez Amerika, seçim kampanyası sırasında Trump’ın Çin’e karşı açıkladığı politikaları uygulamaya koydu... ABD, Çin’den ithal edilen mallara yılda 50 milyar dolarlık gümrük vergisi koydu. Bunun üzerine Çin de ABD’den ithal edilen mallara aynı oranda gümrük vergisi koyarak misilleme yaptı. ABD, Çin’den ithal edilen diğer mallara 200 milyarlık ek gümrük vergisi koymak için yeni bir plan açıkladı. Çin de misliyle misilleme yapabilir. Çünkü Çin’in ABD’ye ihracatı 500 milyar dolar, ABD’nin Çin’e ihracatı ise 130 milyar dolar civarında. Bu yüzden Çin, Amerika’nın başlattığı ticaret savaşına misilleme yapmak için başka yollar arayışı içerisindedir.

B- Bu nedenle Çin, Rusya’yla yakınlaştı. 09 Haziran 2018 günü Kanada da düzenlenen G7 zirvesiyle (ki Rusya 2014 yılında G7 kovuldu) eş zamanlı olarak Şanghay Örgütü 10 Haziran 2018’de Çin’de bir toplantı gerçekleştirdi. Bu iki toplantı dünyada bir kutuplaşmanın olduğunu gösterdi. Batı, Kanada’da buluştu, Doğu Çin’de buluştu. Bu görüntü, 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından küresel hegemonyasını pekiştiren Amerika’nın pek hoşuna gitmedi. ABD, Şangay Örgütü’nde aktif iki ülkenin Çin ve Rusya olduğunu gördü. Ki Washington, Çin’e karşı ticaret savaşı yürütmekte, Rusya ise Amerika’nın sert ve gittikçe artan yaptırımlarına maruz kalmaktadır. Öte yandan Amerika, Rusya ve Çin’in ABD politikası karşısında ilişkilerini geliştirebileceklerini, uluslararası ticaret ve siyasette kendisine rakip olabileceklerini düşündü. ABD, izlediği Çin ve Rusya politikasının iki ülkeyi birbirine daha çok yakınlaştırdığına ve askeri alan dâhil olmak üzere aralarındaki işbirliğini artırdıklarına tanık oldu. Rusya ve Çin, tek bir rakip ile -ABD- karşı karşıya olduklarını ve işbirliklerinin güçlerini artıracağını düşündü. Çin Savunma Bakanı’nın mesajı bu duyguyu çok iyi ifade ediyor. Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Moskova Uluslararası Güvenlik Konferansına katılmak üzere askeri heyetin başında Moskova’ya gelen Çinli mevkidaşı Wei Fenghe ile bir araya geldi. Wei, Şoygu ile ikili görüşme sonrası yaptığı açıklamada her yıl düzenlenen konferansa Rusyaya desteklerini ortaya koymak üzeregeldiğini belirtti. Çin tarafı Moskovaya gelerek Çin-Rus orduları arasındaki yakın ilişkiyi ABDye göstermeyi istemektedir. Sizi desteklemeye geldik. Çin tarafı, uluslararası konularda Rus tarafı ile ortak tutum ve kaygısını açıklamaya hazırdır.ifadelerini kullandı [03.04.2018 Russia Today]

C- Bu nedenle Amerika, Rusya’ya ümit kapısını aralayacağı için ABD-Rusya yakınlaşmasının, Rusya-Çin arasında uzaklaşmaya, en nihayetinde de henüz dinamiği tamamlanmayan özellikle askeri alandaki kırılgan ittifaklarında bir parçalanmaya yol açacağını gördü. Amerika, Rusya’nın askeri potansiyeli olduğunu biliyor. Bu potansiyel ya da bir kısmı Çin tarafına geçtiğinde, Çin’i güçlendirecek ve Çin’i ABD politikasını reddetmeye sevk edecektir, yani Çin, Washington’un taleplerine uymayacaktır. Washington, Rusya ile Çin arasına mesafe koymanın oldukça kolay olduğunu gördü. Çünkü Rusya, Batı ile olan kötü ilişkiler nedeniyle yeni strateji gereği Çin’e yönelmiştir. Dolayısıyla Amerika, Rusya ile yakınlaşırsa, Rusya üzerindeki baskı hafifleyecek ve böylece Rusya Çin macerasından vazgeçecektir...

Bütün bunlardan ötürü Washington, iki devlet başkanı arasında gerçekleşecek bir zirve ile Rusya-Amerika ilişkilerini eski haline döndürmek yani Rusya’nın Çin yönelimini durdurmak için Rusya’ya bir ümit kapısı aralamak istedi. Amerika’nın, ABD-Rus zirvesiyle bu hedeflere erişeceğini söylemek erken, zira bu, Washington ile Moskova arasında yakınlaşmanın bir sonraki adımlarına bağlıdır. Ancak Amerika, Rusya ve Çin arasındaki kırılgan ve gizemli “ittifakı”kolayca parçalayabilir. Amerika, bu zirvenin düzenlenmesinde olduğu gibi bazen Rus tarafına, bazen de Çin tarafına doğru bu yönde çeşitli adımlar atıyor. Çünkü Pekin için Çin’in ABD’yle olan ticari çıkarları, Çin’in Rusya ile olan ilişkilerinden daha önceliklidir.

4- AB ve Çin’e yönelik verdiği sıcak mesajların etkisini artırmak için Trump, gerektiğinde tahrik etmek üzere görüşmelerin serbest biçimde yapılmasını talep etti. Yani görüşme, sonraki adımlar için bir başlangıç olacaktır! Bu nedenle Trump, Helsinki’de Putin ile yüz yüze görüşme sonrası yaptığı açıklamada zirveyi “iyi bir başlangıç”olarak niteledi. [16.07.2018 Russia Today] Russia Today kanalının canlı yayınladığı basın toplantısında Trump, 2010 yılında imzalanan ve 2021 yılında sona erecek START’ın uzatılması için müzakerelere hazır olduklarını söyledi. ABD Başkanı Trump, İlişkilerimiz daha önce hiç şimdiki kadar kötü olmadı. Ama bu durum yaklaşık dört saat önce değişti...dedi. Bütün bu açıklamalar, John Bolton’ın yaptığı açıklamalar ile örtüşen genel ifadelerdir. “Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, ABC televizyonunda “Bu Hafta”programına verdiği demeçte, Görüşmelerin serbest biçimde yapılmasını talep ettik, Rusya da buna onay verdi. Zirveden bir sonuç beklemiyoruz.şeklinde konuştu. ABD’nin Rusya Büyükelçisi Jon Huntsman da NBC’ye verdiği demeçte, Bu bir zirve değil... Bu bir toplantı... Bu, açıkçası gerilimi ve şuan ki ilişkilerde bazı riskleri yatıştırma ve en aza indirme olasılığını görmek için yapılan bir girişimdir.şeklinde konuştu. [16.07.2018 Reuters]

5- Buna göre Amerika, Rusya ile olan ilişkilerini henüz geliştirmeyi düşünmüyor, hâlâ baskı politikasını sürdürüyor. Ancak Amerika, uluslararası konjonktür ve ABD-AB-Çin arasında patlak veren ticaret savaşı gereği ABD-Rusya yakınlaşmasıyla Avrupa’yı korkutuyor, Rusya’nın uluslararası izolasyonunu kırarak ve Amerika ile ilişkilerini geliştirerek Rusya’ya ümit kapısı aralıyor. Bütün bunların amacı bir yandan Rusya-Çin yakınlaşmasını önlemek, öte yandan diğer uluslararası konularda Rusya’nın Amerikan taleplerine cevap vermesini sağlamaktır. Tıpkı Rusya’nın Suriye’de Amerikan ajanı rejimi ayakta tutarak ABD politikasını desteklemesi gibi. Dolayısıyla zirve, belli uluslararası konuları çözmekten ziyade Çin ve Avrupa Birliği’ne yönelik sıcak bir mesajdır. Çünkü yapılan açıklamalar geneldir ve belli konuda yapılmış açıklamalar değildir. Taraflardan yapılan açıklamalar bunu doğrulamaktadır. Trump Bugünkü zirvede ticaretten, askeriyeye, füzelerden, nükleere, birçok konuda tartışacağız. Ortak dostumuz Çin Devlet Başkanı Xi Cinpingden de biraz bahsederiz.dedi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise görüşmede Moskova ile Washington arasındaki ilişkilerin konuşulacağını kaydetti. Birçok ülkenin dahil olduğu zorlu konuları da ele alacaklarını ifade eden Putin, Dikkatimizi vermeye başlamamız gereken birçok konu varifadesini kullandı. [16.07.2018 Reuters] Lavrov’dan yapılan açıklamalar da bunu teyit etmektedir. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Zirvenin ideal sonucu, ihtilaf yaşanan konularla ilgili tüm iletişim kanallarını devreye alma konusunda mutabakat sağlamayı, bu konularda ortak noktada buluşup buluşamayacağımızı anlamayı ve stratejik istikrar için çözümünde işbirliği yapabileceğimiz sorunları tespit etmeyi başarmak olacakdedi. [16.07.2018 el-Cezire] Bu genellik, zirvenin amacının belli uluslararası konuları çözüme kavuşturmak olmadığını gösterir. Bazı medya tarafından aktarılan sonuç bildirgesinde bunu açıkça görmek mümkündür. Örneğin iki taraf da Yahudi varlığının güvenliği konusunda uzlaşma sağladı. Trump, İsrailin güvenliğini sağlamak hem Başkan Putinin ve benim görmek istediğim bir şey.dedi. [16.07.2018 Reuters] Taraflar, Suriye tarafına Suriye’nin güneyindeki savaşın sona ermesinden sonra 1974’te yapılan anlaşmaya dönme çağrısında bulundular... Bütün bunlar yeni konular değil. Amerika ve Rusya uzun zamandır bunu alenen dile getiriyor. Bu konu Amerika ve Rusya devlet başkanlarının uğrunda bir araya geleceği bir mesele değil. İki ülke arasındaki nükleer silahsızlanma konusu da böyledir. “ABD Başkanı Donald Trump, nükleer silahsızlanma sorunu Rus ve ABD tarafları arasında çözüme kavuşturulması gereken temel bir sorun olduğunu söyledi. Trump, “Fox News”ile yaptığı röportajda, dünyadaki nükleer silahların yüzde 90’ının Rusya ve Amerika’ya ait olduğunu belirtti. Trump, Başkan Barack Obama’nın, küresel ısınma ve sıcaklık artışını en önemli sorun olarak gördüğünü kaydetti.”[17.07.2018 Russia Today] Basiret ve feraset sahibi herkes, ABD ve Rusya’nın nükleer silahsızlanma için bir araya gelmediklerini bilir. Kim ne söylerse söylesin görüşmeler bu amaçla yapılmış değildir...

Zirvenin Suriye sorunu üzerindeki etkisine gelince, zirveden ABD ve Rusya’nın Suriye politikasıyla ilgili yeni bir şey çıkmadığı söylenebilir. İki devlet de Suriye devriminin tasfiyesi konusunda tamamen mutabık. Bunu başarmak için uğraşıyorlar ve bu konuda hem fikirler. 29 Eylül 2015’deki Obama-Putin görüşmesinden bu yana Rusya, ABD ile koordinasyon halinde Suriye’de ABD politikasını uyguluyor. Rusya, Deraa ve civarını bombalarken, Amerika’nın ona destek verdiği görüldü. Nitekim Amerika, güneyde Suriye muhalefetine “Deraa saldırısı karşısında Amerika’nın kendilerine hiç bir destek vermeyeceği”mesajını gönderdi. Rusya’nın Suriye devrimini askeri olarak tasfiye etme çabaları ve bunun için Amerika’nın kolaylık sağlamasıyla ilgili yeni bir şey yok.

Suriye kriziyle ilgili siyasal çözüme gelince, Amerika, Şam rejimi ve Rusya’nın silahlı muhalefeti tasfiye etme sürecini tamamlayana dek ve sonra da çıkarları doğrultusunda Rusya’sız ya da Rusya’yla Suriye’de kapsamlı siyasal çözüm sürecine liderlik edene dek siyasal çözümü erteliyor. Zirvede bu politik sürece değinilmemesi, Amerika’nın politik süreci ertelediğini ya da Rusya’ya bir rol vermek istemediğini gösterir. Yahut her ikisi de birden olabilir... Muhtemelen Rusya, Suriye’de ABD’nin politik hedefinin Rusya ile işbirliği yapmamak olduğunun farkındadır, ancak Ukrayna özellikle Kırım konusunda Amerika’nın kendisini sıkıştırmamasını ümit ediyor... Yukarıda belirttiğimiz gibi Trump, Kırım hakkında yaptığı açıklamalarla Rusya’nın duygularını okşadı. Medyanın bildirdiğine göre “Donald Trump, geçtiğimiz Haziran ayında G7 liderlerine, “Kırım’ın Rusya’ya ait olduğunu çünkü orada yaşayan herkesin Rusça konuştuğunu”söyledi. [15.07.2018 Russia Today] Bu, Rusya’nın sınırları yıkacağını ve doğudan Avrupa haritasını yırtacağını düşünen Avrupa için son derece tehlikeli bir durumdur. Trump’ın açıklamaları, Rusya’nın yıkımına neden olabilir hatta oldu bile. Zira Amerikan çıkarı için işlediği suçlar yüzünden Müslümanlar karşısında saygınlığını yitirdi! Müslümanlar, Amerika, Rusya, yandaşlar ve uşakların yaptıklarını unutmayacaktır. Günler devridaim olurlar. Suçlar, suç işleyenlerin yanına kar kalmayacaktır.

سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ

Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve yapmakta oldukları hilekârlık sebebiyle çetin bir azap erişecektir.[Enam 124]

H.08 Zilkade 1439
M.21 Temmuz 2018

Devamını oku...

Trump ve NATO Zirvesi

Soru Cevap

Trump ve NATO Zirvesi

Soru:

Belçika ve Avrupa Birliği’nin başkenti Brüksel’de, 11-12 Temmuz 2018’de NATO zirvesi düzenlendi. Zirveye ABD Başkanının yanı sıra NATO üyesi ülkelerin 29 lideri katıldı. Trump ile 29 ülke lideri arasında savunma harcamalarını, gayri safi yurtiçi hasılalarının yüzde 2’sine karşılık gelecek şekilde artırılması ile ilgili şiddetli tartışma yaşandı. Amerika neden böyle davranıyor? Ve NATO’nun akıbeti nedir?

Cevap:

Cevabın açıklığa kavuşması için aşağıdaki hususlara bir göz atacağız:

1- ABD Başkanı Trump, diplomasiden, evirip bükmekten oldukça uzak. İstediğini ulu orta yerde söylüyor ve alenen baskı uyguluyor. Kapalı kapılar ardında ve diğer mevkidaşları ile yaptığı özel toplantılarda söylemesi gerekeni kibir ve küstah George W. Bush’tan çok daha fazla kibir ve küstahlıkla ulu orta yerde söylüyor. Selefi Obama gibi değil. Obama, kapalı kapılar ardında konuşuyor, mevkidaşları ve devletlere baskı uyguluyor, politik manevralar yapıyordu. Tıpkı İngiliz politikacısı gibi lafı evirip büküyordu! Eski ABD Başkanı Obama, 2014 yılındaki NATO zirvesinde ittifak üyelerinin savunma bütçelerini GSYİH’nin yüzde 2’sine çıkarmalarını istemiş, taahhütlerini yerine getirmeleri için çeşitli şekillerde baskı uygulamaya başlamıştı. Haberlerde Obama’nın patırtı kütürtü koparmadan harcamalardaki artış ile ilgili olarak üye devletlerle gizlice temasa geçtiği yer almıştı. Böylece NATO’nun uyumlu ve yeknesak olduğunu, lideri Amerika’nın da NATO ve üye devletlerin gidişatından hoşnut olduğu görülüyordu. Oysa aslında aralarında şiddetli anlaşmazlık yaşanıyordu. NATO ülkeleri, o yıl Obama’ya 2024 yılına kadar ülkelerin GSYİH’sının yüzde 2’sini harcama söz vermişti. Ancak Aralarında Almanya, Kanada, İtalya, Belçika ve İspanya’nın da olduğu yaklaşık 15 üye ülkenin savunma harcaması, hâlâ yüzde 1,4 oranının altındadır ve taahhütlerini yerine getirmedikleri için Trump küplere binmişti. ABD’nin konu ile ilgili girişimi çerçevesinde NATO’nun, olası Rus askeri operasyonu karşısında 2020’ye kadar 30 mekanize tabur, 30 hava muharip filo ve 30 savaş gemisini 30 gün içinde göreve hazır olabilecek kapasitede tutması öngörülüyor. Öyle ki Amerika, Avrupa’ya hükmetmek, bağımsız askeri ve siyasi karar almasının önüne geçmek için Rusya’yı hayali düşman yapıyor. Böylelikle Amerika Avrupa’yı hegemonyası, en azından askeri şemsiyesi altında kalmaya zorluyor.

2- Trump, müttefikleriyle işinin zor ve onları ikna etmenin çetrefilli olduğunun farkında. Bu yüzden NATO zirvesi için Brüksel’e hareket etmeden önce yaptığı açıklamada, NATO zirvesinin 16 Temmuz’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yapacağı görüşmeden daha zorlu geçebileceğini söyledi. Bu sözü büyük oranda doğrudur. Çünkü Rusya, bir takım çıkarlarına erişmek, birinci devletin yanında küresel etkin büyük bir devlet gibi görünmek, özellikle Amerika’nın sızmaya çalıştığı nüfuzu altındaki bölgelerde Amerika’nın şerrinden korunmak için Amerika’ya hizmet etmeye hazır uşak görüntüsü çiziyor. Avrupa ise rakip, hasım ve ortak görüntüsündedir. Amerika’ya karşı durmak ve rekabet etmek için Avrupa Birliğini kurdu. Bu yüzden Amerika, bu birliğe karşı düşmanca bir tavır takındı ve açıkça parçalamaya çalıştı. Onun için İngiltere’nin Brexit kararına destek verdi. Brexit sonrasında Avrupa Birliği’yle serbest ticaret anlaşması imzalamak için çalışan Teresa May hükümetinin politikasını eleştirdi. Trump, The Sun gazetesinde yayınlanan röportajında İngiltere Başbakanı’nın yaklaşımının iki ülke arasında serbest ticaret anlaşması olasılığını yok edebileceğini, eğer bunu yaparlarsa, İngiltere yerine AB ile müzakere etmek zorunda kalacaklarını söyledi. İngiliz hükümetinin yerinde olsa, Brexit’i farklı bir şekilde gerçekleştireceğini ifade eden Trump, Hatta Theresa Maye nasıl yapması gerektiğini söyledim, ama beni dinlemedi, işi berbat ettişekilde konuştu. Brexit stratejisini onaylamadığı gerekçesiyle istifa eden İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson’ı da öven Trump, Harika bir başbakan olur diye düşünüyorumdedi. [13.07.2018 BBC] Diğer ülkelere de açıkça birlikten ayrılma çağrısı yaptı. Hatta geçtiğimiz Nisan ayında Washington’u ziyaret eden Fransa Cumhurbaşkanına bile birlikten ayrılma önerisinde bulundu. 29 Haziran 2018’de Washington Post gazetesinin bildirdiğine göre, “Nisan ayında Beyaz Saray’da gerçekleşen ikili görüşmede Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’a Fransa’nın Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılması halinde “kazançlı bir ikili anlaşma” önerdi. İki Avrupalı yetkiliye dayandırılan habere göre Trump, Macron’a dönerek, Neden Avrupa Birliğinden ayrılmıyorsunuz ki?dediği belirtildi.

3- Bu nedenle Trump, Avrupa Birliği’ni özellikle de Almanya’yı eleştirdi. Almanya ile Amerika arasında şiddetli ve sert bir kriz yaşanıyor! 7 Haziran 2017 tarihli soru cevapta Almanya ile Amerika arasında tırmanan krizin nedenlerine değinmiştik: Almanya, Avrupanın en büyük finans merkezidir ve Amerika, Çin ve Japonyadan sonra dünyanın dördüncü ekonomik gücüdür. Bu yüzden Trump, ABD için büyük paralar toplama çabasının bir sonucu olarak gözünü Almanyaya dikmiştir. Almanyanın NATO katkısını ve katılım payını artırmak için özellikle Alman tarafına artan Rus tehditlerinden dem vurmaktadır. Amerika, kendisine olan askeri bağımlılığı artırmak için Avrupa, özellikle Doğu Avrupa ülkelerine karşı Rus sopasını kullanıyor... Zira Almanyanın savunma harcamaları yıllardır GSYİHnın yüzde 1,2sinde (42 milyar dolar) seyrediyor... Amerika ile Almanya arasındaki ticaret dengesi, yaklaşık 60 milyar ile önemli ölçüde Almanya yararına seyrediyor. 2016 yılında Amerika ve Almanya arasındaki ticaret hacmi, 165 milyar Avroya ulaştı. Almanya, Amerikaya 107 milyar Avro ihracat yaptı...Yine demiştik ki: İleride Avrupa sahnesinde siyasi ve ekonomik düzeyde Alman liderliği daha fazla ön plana çıkacaktır. Alman yetkililerinin ABD politikalarına hemen tepki vermeleri ve Almanya-ABD anlaşmazlığını dışa vurum arzuları bunun göstergesi ve argümanıdır... Eğer bu, daha çok artarsa, Avrupa büyük ölçüde sarsılacak, belki bu sonunda Almanyanın hızlı ve ağır silahlarla silahlanmasına neden olacaktır.

4- Trump, Almanya’nın güçlü ekonomik bir pazar ve küresel siyasette etkin olabilmek için uluslararası sahneye tırmanma vasıtası olarak gördüğü Avrupa Birliği’ne düşman olduğunu ilan ettikten sonra Almanya’nın meydan okuması ve ilgisizliğiyle karşılaştı... Bu yüzden Trump’ın Almanya’ya yönelik eleştirilerinin dozajı arttı ve ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Almanya’ya sağladığı koruma karşılığında Almanya’dan yüzlerce milyar dolar ödeme talep etti. Zirve öncesinde Trump, NATO Genel Sekreteri ile yaptığı basına açık görüşme sırasında Almanya, Rusyayı zenginleştiriyor. Almanya Rusyanın esiridir. Almanya tamamen Rusyanın kontrolünde. Almanya enerji tedariki için Rusyaya milyarlarca dolar ödeme yapıyor ve bizim de onu Rusyaya karşı korumamız gerekiyor. Bunu nasıl açıklamak gerekiyor? Bu adil değildedi. Zirve sırasında Trump, Almanya tamamen Rusya tarafından kontrol ediliyor, çünkü enerjisinin yüzde 60-70 arasında bir kısmını Rusyadan ve yeni bir boru hattından almayı planlıyor. Bu doğru bir şey mi değil mi siz söyleyin çünkü bence doğru değil.şeklinde konuştu. [12.07.2018 BBC] Trump’ın ifadelerine yanıt veren Merkel ise Almanya’nın “bağımsız bir şekilde” siyaset yürüten bir ülke olduğunu söyledi. Geçmişte Almanyanın bir bölümünün Sovyetler Birliği tarafından kontrol edildiği dönemi yaşadığınıbelirten Merkel, Bugün ise Almanya Federal Cumhuriyeti olarak özgürce birleştiğimizi, böylelikle bağımsız bir şekilde siyaset yapabildiğimizi ve bağımsız bir şekilde kararlarımızı alabildiğimizi söyleyebilmekten çok memnunumdiye konuştu. Alman Dışişleri Bakanı Heiko Maas da Biz esir değiliz. Ne Rusyanın ne de ABDnin.ifadelerini kullandı.” [12.07.2018 BBC] Trump ve Merkel, geleneksel görüntü vermek için NATO’nun yeni karargâh binasında podyuma doğru yürürken birbirlerini görmezden geldiler. Trump, Rusya ile Almanya’yı birbirine bağlayan Nord Stream 2 doğalgaz boru hattı projesini defalarca kınadı ve vazgeçme talebinde bulundu. Avrupa Birliği politikasında bölünmeye yol açacağı için bazı Avrupalılar, projeye karşı çıkıyor. Polonya’ya göre Avrupa’nın bu projeye ihtiyacı yok. Polonya Dışişleri Bakanı Jacek Czaputowicz NATO karargâhına girişte yaptığı açıklamada, Nord Stream 2, Avrupa ülkeleri modelidir. Rusyaya para akıtıyor ve Polonyanın güvenliğine karşı kullanılabilecek argümanlar sunuyor.dedi. [11.07.2018 AFP] Jacek Czaputowicz, Trump’ın ağzıyla konuşuyor, çünkü Polonya, Amerikan yanlısıdır ve Avrupa Birliği içinde Amerika hesabına çalışmaktadır. Uzun zamandır Avrupa Birliği’ni içeriden kemirmek için çalışma yürüten Amerika, Trump’la birlikte Avrupa Birliği’ni yok etmek için doğrudan ve açıktan çalışmaya başladı. Savunma harcamalarının yüzde 2’ye yükseltilmesi için Avrupalılara baskı yaptı. Selefi Obama’nın başaramadığını başarmak için Avrupa’ya yüzde 2’lik oranı kabul ettirmeyi ölüm kalım meselesi telakki etti... Böylece içeride iyileşecek imajı sayesinde ara seçimlerde Cumhuriyetçi Parti’nin, başkanlık seçimlerinde de kendisinin şansı artacaktır.

5- Fransa ise daha uysal bir tavır sergilemektedir. Cumhurbaşkanı Macron, Hedefin 2024 yılına kadar savunma harcamasında gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 2sine ulaşmak” olduğunu söyledi. NATO bünyesinde birlik ancak sorumluluklar ülkeler arasında paylaşıldığı zaman mümkündür.” ifadelerini kullandı. Macron, Trump hiçbir zaman ne bana ne de toplantılarda NATOdan geri çekileceğini söylemedi.dedi. Fransa Cumhurbaşkanı Daha güçlü çıktığımız bir zirve oldu çünkü ABD Başkanı Trump güçlü bir NATO istediğini teyit etti. Bu güzel bir şey.şeklinde konuştu. [12.07.2018 Reuters] Bilindiği gibi Fransa şu an GSYİH’sının yüzde 1,8’ini savunma konularına harcıyor. Fransa, Fransızların çok hoşuna gittiği büyüklük duygusunu gıdıklamak için ABD’nin yanında uluslararası bir rol kapmak maksadıyla Amerika’ya yardakçılık yapıyor. Öte yandan Almanya’nın yükselişinden korksa da Avrupa Birliği’nden vazgeçemiyor. Fransa kimi zaman Kanada’daki G7 zirvesinde, Trump’ın başlattığı ticaret savaşlarında ve anlaşmadan çekilmesine rağmen İran ile nükleer anlaşmanın sürdürülmesi konusunda olduğu gibi Avrupa Birliği’nden yana tavır alırken, kimi zaman da son Brüksel zirvesinde olduğu gibi Amerika’ya yardakçılık yapmaktadır.

6- Trump, Amerika’nın NATO’dan her an vazgeçmeye hazır olduğunu gösterdi. Belki şimdi olmayabilir ancak böyle bir risk her daim vardır. Trump, müttefikleri ve düşmanlarına karşı ticaret savaşı başlattı. Bu, düşüncesiz başkan liderliğinde Amerikan politikasında yeni bir yaklaşımdır. Ayrıca Trump, diğer ittifaklardan da ayrılmaya hazırdır. 16 Haziran 2018 tarihli soru cevapta şöyle demiştik: “Bütün bunlar, ticaret savaşının Amerika için çok önemli olduğunu gösteriyor. Zira Amerika, 2008 yılında patlak veren ve kendisini 20 trilyon dolardan fazla borç batağına sürükleyen mali krizin etkilerinden hâlâ kurtulmuş değil. Ticari mantığa sahip Başkan Trump, Önce Amerikasloganıyla Amerikan ekonomisini kurtarmak için çalışıyor. Bu, küresel nüfuzunu dayatmak için kullandığı sürece uluslararası kurumların dağılışının, dolayısıyla dünya düzeninin çöküşünün ve yeni bir uluslararası konumun ortaya çıkışının habercisidir. Zira Amerika, diğer ülkelerle işbirliği yaparak ve ticari dengenin onlardan yana olmasını yeğleyerek dünyanın efendisi olarak kalmak için artık gerekli fedakârlığı yapmıyor. Kanatları altında tutmak ve peşinden gelmelerini sağlamak için müttefiklerinin yardımı olmadan sadece ve sadece kendi egemenliği ve ticari kazancını düşünüyor.

7- Böylece müttefikler arasındaki savaş kızışıyor ve bu, ittifaklarının dağılacağının ve aralarında ekonomik ve politik savaş başladığının habercisidir. Eğer nükleer silah kullanma korkusu olmasaydı, önceki iki dünya savaşına benzer üçüncü bir dünya savaşı patlak verirdi. Kuşkusuz bu müttefikler, dünyadaki kötülüğün kaynağıdır; çünkü onlar, faydacılığı işin ölçüsü, maddi değeri de toplumda hâkim tek değer kılan kapitalist şer ideolojisini benimsemektedir. Dünya, iyilik devleti olan Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafetin doğuşuna oldukça çok muhtaçtır. Hilafet, manevi, ahlaki ve insani değerleri yayacak ve sadece maddi değer elde etmekle yetinmeyecektir. Biz kimseyi Allah adına tezkiye edecek değiliz, ancak Allah’a muhlis, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e öyle sadık kullar vardır ki bu büyük hayra nail olmak için gecelerini gündüzlerine katıyorlar. Dilleri Allah’ı anmakla ıslanmıştır. Uzuvları Allah’a davetle meşgul, kalpleri de Allah’ın zaferinden emindir. إِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُŞüphesiz ki, Rasûllerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.[Mümin 51]

H.04 Zilkade 1439
M.17 Temmuz 2018

Devamını oku...

Tarikler (Hizb’ten Ayrılanlar) ve Geciken Zafer

Soru Cevap

Tarikler (Hizb’ten Ayrılanlar) ve Geciken Zafer

Soru:

Soru, özellikle de ikinci şıkkı çok hassastır, bu yüzden özür diliyorum. Ancak bir süredir beni rahatsız edip duruyor... Soru için bir cevap varsa ne mutlu, yoksa da ne mutlu. Biliyorum, sorumlu, böyle bir durumda cevap için uygun koşulların olup olmadığını sorandan daha iyi bilir... Sorum, iki şıktan oluşuyor:

Birinci şık: 60 yıldan fazladır parti, zorlu koşullarda çalışıyor. Nadiren herhangi bir grup bu zorlu koşullara maruz kalmıştır. Bütün gençler bu emanete katlanamayabilir, onun için bazıları (partiden) ayrılıyor... Ayrılanların koşulları niçin değerlendirilmeyip onlara karşı “sakin olmayan” tutum almak yerine mazeret aranmıyor?

İkinci şık: Hedefe varmadan geçen bunca yıllar, nusret talebinin ihsanla yapılmadığı anlamına gelmez mi?

Başta da söylediğim gibi sorunun özellikle de ikinci şıkkının çok hassas olduğunu takdir ve tahmin edebiliyorum... Bir cevap varsa, ne mutlu, yoksa da ne mutlu... Yüreğim, parti sevgisiyle dolu, fikir ve metodunun doğru olduğunu görüyorum. Sorudan amacım, zihin bulandırmak ya da fitne çıkarmak değil, hayra erişmektir. Allah, gözlerin görmediğini ve kalplerde saklı olanı bilir.

ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Cevap: Ve Aleykum’us Selam ve Rahmetullahi ve Berakâtuh

Evet, sorunun ikinci şıkkı çok hassas... Soru-cevap şeklinde değil de görüşme anında cevap verilmesi daha uygun olur... Ama Allah Subhânehu ve Teâlâ, tiran ve zorbaları kahreylesin. Onlar ki her nerede olurlarsa olsunlar hakkı söyleyenlerin ve hak sözünün peşine düşerler de kötülük ve kötülük sahiplerini canı istedikleri gibi davranmaları için kendi başlarına bırakırlar...

Bu, tiranların, zorbaların, Rüveybida’ların hüküm sürdüğü her çağda hakka davet eden Peygamber ve Salihlerin siretidir... Ancak akıbet muttakiler içindir.

Daha önce de ima yollu ya da açıktan benzer sorulara maruz kaldık. Fakat İslam ve Müslümanlar kindarı bazı insanlar, gerçeği öğrenmek yerine zihin bulandırmak, dünyalık kırıntı elde etmek, ins şeytanları ve yandaşlarına hizmet etmek için soru sorarlar... Bu nedenle hakkı öğrenmek ve cevaptan istifade etmek için değil, can sıkmak, fitne çıkarmak ve sözleri yerlerinden saptırmak için soru sorduklarını bildiğimiz için onlara cevap verme gereği bile duymadık. Fitnenin kendilerine döneceğinin farkında değiller...! Bu yüzden sorularını kale bile almadık.

Ama sizin sorunuzda, dürüstlük, soru sorma edebi ve konuşma nezaketinin olduğunu gördüm. Bu yüzden özellikle de sorunun ikinci şıkkına, anladığım kadarıyla fazla ayrıntıya girmeden -ki yeri burası değil ondandır- cevap vermeye çalışacağım. Başarı Allah’tandır.

1- Sorunun birinci şıkkına cevap:

Soruda geçen sakin olmayantutum ifadesi belirsizdir. Muhtemelen bu ifadeden, kendilerine sempati duymadığımız ve çirkin davranışları yüzünden ilgi göstermediğimiz bazı ayrılanlara özel haller kastedilmiş olabilir... Doğru anlamışsam, o halde mesele şu şekildedir:

Bir gencin, özellikle de böyle bir zamanda, birbiri üstüne birikmiş zorluklar daveti çepeçevre kuşatmışken kendine özgü koşullardan ötürü daveti taşıma yükünün altından kalkamamasını anlayışla karşılıyoruz. Bazı gençler, daveti taşıma yükünün altında ezildiler, onun için daveti taşımaktan geri durdular, davetin zorlukları karşısında zafiyete uğradılar, dünya sevgisi ve süsü, Allah rızası ve ahiret sevgisine galebe çaldı... Böylesi gençlere niçin (partiden) ayrıldınız diye sorulduğunda, daveti taşıyamayacak koşullarda olduklarını ve Allah’ın izniyle ikince defa (partiye) geri dönmek için bu koşulları atlatmaya çalıştıklarına dair dürüstçe cevap verirler... Bunların durumunu anlayışla karşılıyor ve onlarla iyi ilişkilerimizi sürdürüyoruz. Onları işlerin en güzeline eriştirmesi, yeniden davet taşımaya dönmeleri, daveti taşımama günahını iyi eylemleriyle telafi etmeleri için Allah’a dua ediyoruz. Çünkü Allah’ın izniyle iyilikler, kötülükleri giderir.

Sorunuzda sakin olmayantutum olarak adlandırdınızveKendilerine sempati duymadığımız ve çirkin davranışları yüzünden ilgi göstermediğimizkimselere gelince, bunlar, sapmış olup partiden ayrılanlardır. Bunlar, Allah’tan mağfiret dileyip tövbe etmek yerine ve partiden ayrılış ve sapışlarını iyi söylem ve eylemle telafi etmeleri gerekirken, partiye, liderliğine ve sorumlulara karşı iftira atarak ayrılış ve sapıklıklarını kendilerince haklı göstermeye çalışırlar... Yalan üstüne yalan söylerler. Oysa bu, Allah’ın Şeriatında çok çok büyük günahtır... Müslim Sahihinde El Ameş’ten, Şakik’ten, Abdullah’tan rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

وَإِيَّاكُمْ وَالْكَذِبَ فَإِنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إِلَى الْفُجُورِ وَإِنَّ الْفُجُورَ يَهْدِي إِلَى النَّارِ وَمَا يَزَالُ الرَّجُلُ يَكْذِبُ وَيَتَحَرَّى الْكَذِبَ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًاYalandan kaçının, zira yalan, kötülüğe götürür, kötülükte cehenneme iletir. Kişi yalan söyledikçe ve yalan peşinde koştukça Allah katında yalancı yazılır.Buna rağmen bu kişiler, iftira atmakta ve yalan söylemektedir! Söylendiği gibi dinlenmek ve huzur bulmak için partiden ayrılmıyor. Dahası yalan yere ve iftara yollu kara sayfalar yayınlamaya başlıyor... Böylesi kimselere ne sempati besler ne de çirkin davranışları yüzünden onlara ilgi duyarız...

Bazı şartlardan ötürü bu ağır yükü kaldıramayacaklarını dürüstçe söyleyenlere gelince, bunların durumlarını anlayışla karşılıyor ve haklarında güzel sözler sarf ediyoruz. Bu şartları atlatabilmeleri için kendilerine yardımcı olmaya çalışıyoruz...

Dilerseniz size benim tanıklık ettiğim bir olayı anlatayım: Bazı ülkelerden sorumlu olduğum dönemde, Allah rahmet eylesin ikinci şeyhimiz bana gelip ayrılanlardan biriyle görüşmemi ve partiye yeniden dönüşünü araştırmamı istedi. Çünkü o kişi, geçmişte hayırlı biriydi, uyanık ve anlayış sahibi olduğunu biliyorduk... Bunun üzerine ben de söz konusu kişiye gidip dedim ki niçin hizbe geri dönmüyorsun? O da dedi ki ey Ebu Yasin Bu ağır yükü kaldırabilecek güçte değilim. Tutuklandım ve buna ancak bir kaç gün dayanabildim. Onun için ben de Hizbi inkâr ettim ve cezaevinden çıktım. Anladım ki kapasitem bu ağır yüke dayanabilecek kadar güçlü değil... Ben, onu partiye geri dönmesi için ikna edemedim. Ama partiyi desteklemeye devam etti, düşmanlık yapmadı... Böyle dürüst sözlü olanlara saygı duyuyor ve haklarında hayır duasında bulunuyoruz... Ama zafiyetini başkalarını suçlayarak haklı göstermeye çalışanlara, şu veya bu sorumlu şöyle şöyle olduğu için partiden ayrıldım diyenlere, haksız yere, daha doğrusu iftira suçlamasında da bulunanlara, kendilerince iyi bir şey yaptıklarını sananlara, Allah’tan mağfiret dileyip tövbe etmek yerine parti ve liderliğine savaş açanlara, Müntekim ve Cebbar Allah’tan korkmadan iftira atanlara gelince, böylesi kimseler, mazur görülmeyi hak etmiyorlar. Evet, biz bunlara sempati beslemiyor ve çirkin davranışları yüzünden kendilerine ilgi göstermiyoruz.

2- Sorunun ikinci şıkkına gelince:

Yanıta geçmeden önce Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in nusret talebiyle ilgili bazı bilgiler paylaşarak cevaba girizgâh yapmak istiyorum:

Bisetin onuncu yılında, önce Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in en büyük yardımcısı müminlerin annesi Hatice RadiyAllahu Anh, sonra da Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i Kureyş’in eziyetinden koruyan amcası Ebu Talip vefat etti. Bu yıl hüzün yılı olarak bilinir... Ardından Allah Subhânehu ve Teâlâ, Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i İsra ve Miraç ile nusret talebi izni gibi iki büyük olayla onurlandırdı. Akabinde Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Sekif, Beni Amir, Beni Şeyban ve Beni Hanife gibi kabilelerden defalarca nusret talebinde bulundu... Hiçbiri de Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in talebine yanıt vermedi. Hatta bazıları, Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e oldukça kötü davrandılar. Tertemiz kanını akıttılar... Sonra Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Musab’ı Medine’ye gönderdi. Allah ona zafer nasip eyledi de Ensar’dan bazı güç ve kuvvet ehli ona icabet etti. Bu kişiler, Hac mevsiminde Mekke’ye geldiler ve nusret vermek üzere biat ettiler. Buna ikinci Akabe Biati denir. Ardından Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem Medine’ye hicret etti ve devleti kurdu.

Soru şu: Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem, nusret talebini ihsanla yapmadığı için mi ona icabet eden olmadı? Ya da Musab RadiyAllahu Anh, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ihsanı üstünde bir ihsanla nusret talebinde mi bulundu? Cevap tabii ki hayır. Her ecelin bir yazgısı vardır.

إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًاŞüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur.[Talak 3]

Biz, kardeşim, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i örnek ediniyor ve nusret talebi için elimizden geldiğince çaba sarf ediyoruz. Her şeyde Allah’a tevekkül ederek ihsanla ve dikkatlice nusret talebini takip ediyoruz. Allah’ın izniyle nusret talebini istenen şekilde yerine getirmek için çok ince ve dikkatli davranıyoruz...

Aklımız ve yüreğimizde şu iki husus hep tazeliğini koruyarak bu yolda yürümeye devam ediyoruz:

Birincisi: Hilafetin ikamesi için ne kadar ihsanla çalışma yapılsa da, Hilafetin nerede ve ne zaman kurulacağına karar veren Aziz ve Kaviyy olan Allah’tır...

İkincisi: Allah’ın sünnetine göre Hilafet, tembeller ve çalışmadan geri duranlar eliyle kurulmayacaktır. Gökten melekler inip bizim yerimize Hilafeti kurmak için melekler çalışmayacaktır. Aksine Hilafet, ciddiyetle çalışan öncü müminler tarafından kurulacaktır. Allah Subhânehu ve Teâlâ onlar için zaferi hızlandırırsa, şükredenlerden olurlar. Geciktirirse, sabredenlerden olurlar. Allah’ın rahmetinden ümit kesmezler. Allah’ın emri gelene dek Allah’ın yönetimini kurmak için çalışmaktan geri durmazlar...

Özetle:

1- Hilafeti kurma zaferinin gecikmesi, nusret talebinin ihsanla yapılmamış olmasını gerektirmez. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, birkaç kez nusret talebinde bulundu ama talebine yanıt veren olmadı. Hâlbuki o, ihsanın da ötesinde en güzel şekilde çalışma yapmıştı... Musab ise Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem gibi ihsanla çalışma yapmadığı halde kendisine icabet edenler olmuştur... Her müddetin bir yazgısı vardır.

2- Biz, Allah’ın izniyle işlerin gerçeğinin farkındayız ve en güzel şekilde onların takipçisiyiz... Aziz ve Hâkim olan Allah’ın, bizden önceki mümin kardeşlerimize zaferi nasip ettiği gibi bize de zafer nasip edeceğinden eminiz ve emin bir halde çalışma yapıyoruz.

وَاذْكُرُوا إِذْ أَنْتُمْ قَلِيلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الْأَرْضِ تَخَافُونَ أَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَآوَاكُمْ وَأَيَّدَكُمْ بِنَصْرِهِ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَO vakti hatırlayın ki siz yeryüzünde güçsüz ve zayıf idiniz. İnsanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz. Derken Allah sizi barındırdı, yardımıyla destekledi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı ki şükredesiniz.[Enfal 26] Allah, sadece bizi barındırmıyor, yardımıyla da bizi destekliyor. Aynı zamanda bizi temiz şeylerden rızıklandırıyorÂlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun

Son olarak soru soranı Allah’ın selamı ile selamlıyor ve onun için hayır duasında bulunuyorum.

H.11 Şevvâl 1439
M.24 Haziran 2018

Devamını oku...

Amerika-Kuzey Kore Zirvesi

Soru Cevap

Amerika-Kuzey Kore Zirvesi

Soru:

ABD Başkanı Trump, Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim ile 12 Haziran 2018de Singapurda bir zirve düzenledi. Zirve sonunda ortak bir belge imzalandı. Alelacele uzlaşı sağlandı. Oysa her iki lider arasındaki gerginlik geçtiğimiz yıl zirveye ulaşmış, nükleer silah kullanma tehdidinde bulunulmuştu. Bu kadar hızlı nasıl uzlaşı sağlanabilir? Uzlaşının içerik ve sonuçları nelerdir?

Cevap:

Gerçeğin açığa çıkması için aşağıdaki hususlara bir göz atmak gerekiyor:

1- Amerika, sürekli ve giderek dozajı artan tehditler yoluyla Kuzey Kore ile nükleer silahsızlanma anlaşması imzalamak istedi. Ancak bu tehditler işe yaramadı ve Kuzey Kore tehditlere boyun eğmedi. Nükleer program ve silahlarından vazgeçmedi... Bunun üzerine Amerika, diplomatik, politik ve ekonomik baskılar gibi farklı yöntemlere başvurdu. Bu taktik gereği Amerika, Çin’in Kuzey Kore’ye baskı yapması için yoğun çaba sarf etti. 23 Nisan 2017 tarihli soru cevapta şöyle demiştik: Bütün bu sebeplerden dolayı Amerika şuan Kuzey Kore ile savaşa girmeye hazır değil. Elinde bundan başka çözüm de yok. Çinin Kuzey Kore üzerinde baskı kurmasını bekliyor ve bunu hızlandırmak için çalışıyor... Çini Amerikaya boyun eğmesi ve nükleer silahlardan arınmak için Pyongyang üzerinde baskı kurması gerekliliğiyle tehdit ediyor...ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Doğu Asya ve Pasifik işlerinden sorumlu bakan yardımcısı Susan Thornton, yaptığı açıklamada, “Amerika’nın barışçıl yöntemlerle Kore Yarımadası’nı nükleer silahlardan arındırarak Kuzey Kore ile olan bu sorunu çözmek istediğini belirtti.” [17.04.2017 Russia Today] Çin’in Kuzey Kore’ye uyguladığı baskıyla ve Çin üzerinden taraflar, diplomatik temasa geçtiler. Kuzey Kore, ekonomik yaptırımlar yoluyla baskı altına alındı, uluslararası izolasyona uğratılarak siyasi abluka uygulandı. Boyun eğmesi ve nükleer silahsızlanmaya hazır olması için Kuzey Kore’ye karşı propagandanın fitili ateşlendi. Buna ek olarak Kuzey Kore ile yakınlaşma sürecine giren ve ona karşı uluslararası açılım gösteren Güney Kore yoluyla ve doğrudan ekonomik gelişme vaadinde bulunuldu.

2- Çin aracılığıyla diplomatik gizli temaslar başladı. Eski Dışişleri Bakanı Tillerson, Temmuz ayında Çin üzerinden Kuzey Koreliler ile iletişime geçti. Tillerson, Kuzey Kore’yi yeryüzünden silme tehdidinde bulunan Trump’ın pervasız yaklaşımına itiraz etti. Trump’ın tehditler savurduğu bir sırada Tillerson, Çin’de Kuzey Koreliler ile gizlice görüşüyordu! Kuzey Koreliler, Trump’ın tehdidini duyduklarında, müzakereleri yarıda keserek Çin’den ayrıldılar... Bu yüzden öfkelenen Tillerson, Başkan Donald Trump’ı 20 Temmuz’da gerçekleşen bir toplantıdan sonra “moron” olarak nitelendirdi. Üst düzey üç yetkili, 04 Ekim 2017 günü NBC’ye verdiği demeçte, Tillerson’un bunu ulusal güvenlik ekibinin önünde söylediğini belirttiler. Trump, Tillerson’un Amerika’nın Kuzey Kore ile doğrudan iletişim kanalları olduğunu açıklamasından bir gün sonra Twitter hesabı üzerinde bir açıklama yaptı. Trump, Harika Dışişleri Sekreterim Rex Tillersona “Küçük Roket Adam”la görüşmeye çalışırken vakit harcadığını söyledim. Enerjini sakla Rex, yapılması gerekenleri yapacağız!ifadelerini kullandı. Başkan Yardımcısı Mike Pence, Kış Olimpiyat Oyunları’na katılma bahanesiyle gittiği Güney Kore’de Kuzey Koreliler ile görüşme yaparken, görüşmeler sırasında da benzer tehditler oldu. 07 Şubat 2018’de Tokyo yakınlarındaki Yokota Hava Üssüne giden ABD Başkan Yardımcısı, buradaki birliklerde görev yapan ABD askerlerine hitaben bir konuşma yaptı. Pence, ABDnin her zaman barış için çalışacağını ve daha iyi bir gelecek için her zamankinden daha çok çalışacaklarını...söyledi. [07.02.2018 Reuters] Pence, Kuzey Kore sınırına 80 km uzaklıktaki Pyongyang’da düzenlenen Kış Olimpiyatları’nın açılışına katılma bahanesiyle gideceği Güney Kore’de Kuzey Kore yetkilileriyle yapacağı görüşmenin hazırlıkları yapılırken böyle bir konuşma yaptı... Ama Pence, üç gün sonra 10 Şubat 2018’de yaptığı açıklamada, Bizler, nükleer ve balistik füze programından kesin olarak vazgeçene kadar Kuzey Koreyi izole etmeye devam edeceğiz. dedi. [10.02.2018 el-Arabiya] Bu yüzden Kuzey Kore, Pence’le yapacağı toplantıyı iptal etti. Bütün bunlar, Trump tarafından izlenen politik taktiğin, müzakereler ve diplomatik temaslar sırasında hasmına baskı yapmak ve onu istediği kıvama getirmek için tehditler savurmak olduğunu gösteriyor. CIA başkanı iken Mike Pompeo’nun yaptığı açıklamalar da bunu teyit eder. Pompeo Başkan Trump, Kuzey Kore ile olan krize diplomatik çözüm bulmak için yoğun çaba sarf ediyor. Ancak CIA, Başkana başka seçenekler dizisi de sunmaya çalışıyor. şeklinde konuştu. [23.01.2018 Reuters] Böylece diplomatik çözüm, tehdit edici diğer seçeneklerle harmanlanmaktadır. Görünüşe göre bu yöntem yani diplomatik görüşmeler sırasında tehdit yordamı, Tillerson’un pek hoşuna gitmemiş olmalı ki Trump, Dışişleri bakanı iken kendisine sıkıntı veren bu yöntem yüzünden onu görevden aldı...

3- Bu yöntem de Kuzey Kore’ye pek fayda etmedi. Tehdit olduğunda, Kuzey Koreliler müzakereleri yarıda kesiyorlardı. Şayet Çin devreye girmemiş olsaydı, bu zirve gerçekleşmezdi. Bu yüzden Trump, “Kim ile gerçekleştirilen zirve sonrası Singapur’da düzenlediği basın toplantısında, “Bu tarihi zirveye verdiği destekten ötürü Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e teşekkür etti.” [ 12.06.2018 AFP] Çin, taviz vermesi için Kuzey Kore’ye baskı yaptı. Çin haber ajansı Xinhua’nın 28 Mart 2018’de bildirdiğine göre Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, 25-28 Mart 2018 tarihleri arasında Çin’e resmi olmayan bir ziyaret gerçekleştirdi. Görüşmede iki lider, dünya ve Kore Yarımadası’ndaki durumu kapsamlı şekilde ele aldılar. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kuzey Koreli mevkidaşına Çin’in Kore Yarımadası’nın nükleer silahsızlanma amacına sadık kaldığını, barış ve istikrarı sağlamanın garantörü olduğunu, sorunun diyalog ve müzakerelerle çözülmesi gerektiğini söyledi.” Kuzey Kore resmi haber ajansının aktardığına göre “Devlet Başkanı Kim Jong-un, iki ülke arasında süregelen dostluk geleneği uyarınca yeniden devlet başkanı seçilen Şi Cinping’i şahsen tebrik etmek için Çin’e bir ziyaret gerçekleştirdi... Çin’e yaptığı ilk ziyaretin, Kore Yarımadası’nda barış ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacağına dair umudunu dile getirdi. ABD ve Güney Kore ile diyaloğu sürdürmeye ve iki ülke lideriyle görüşmeler yapmaya hazır olduğunu açıkladı... Kim Jong-un “Güney Kore ve ABD bizim iyi niyetli çabalarımıza karşılık verirse, Kore Yarımadasının nükleer sorunu çözüme kavuşabilir” dedi.” Bu yüzden Trump, 28 Mart 2018 tarihinde Twitter hesabından yaptığı paylaşımlarda, ziyaretin başarılı geçmesinden ötürü sevincini ifade etti. Dün gece Çin Devlet Başkanı Şi Cinpingden, Kuzey Kore lideri Kim ile görüşmelerinin çok iyi gittiği ve Kuzey Kore liderinin kendisiyle görüşmeyi dört gözle beklediği mesajını aldığını açıkladı.Çin, kendi çıkarları için Kuzey Kore’yi Amerika’ya kurban etti. Kuzey Kore’ye baskı yaptı. Kuzey Kore liderini küstah Trump’la görüşmeye ve ödünler vermeye hazır hale getirdi. Çin, baskı politikasına, Güvenlik Konseyi’nde alınan kararlara ve Kuzey Kore’ye uygulanan yaptırımlara bilfiil katkıda bulundu. Bu, nükleer programında Kuzey Kore’nin taviz vermeye hazır hale getirilmesinde etkili oldu. Çünkü Kuzey Kore, Çin’in destek ve yardımını kaybederse, Çin’in de kendisini abluka altına almak ve baskı yapmak için çalışacağını ve dolayısıyla sıkıntı ve acılara maruz kalacağını düşünüyor! Onun için Kuzey Kore, ödün verdi! Çin Dışişleri Bakanlığı, Kuzey Kore’nin aldığı kararda oynadığı etkin rolü dile getirerek, Pekinin, Kore Yarımadasında olumlu bir rol oynadığını söyledi.[23.05.2018 AFP, Reuters] Çin, komünist yoldaşı olsa bile hiçbir ticari kazanç sağlamayan hatta onun yüzünden ticari zarara uğrayan müttefikini Amerika ile ticari çıkarını korumak için satabileceğini gösterdi. Büyük komünist devlet, diğer komünist devletleri ve müttefikini korumak yerine ticari kazanç hesabı yaptı! Çin, Kuzey Kore’yi nükleer silahlardan arındırmaya çalışan Amerika’nın, bu meseleyi Çin’i çevrelemek, Doğu ve Güney Çin denizi üzerindeki hegemonyasını önlemek için kullandığını galiba fark edemedi!

4- Çin’in zirveyi memnuniyetle karşılaması, Kuzey Kore’nin Amerika yararına nükleer silahlarından vazgeçmesini açıklaması bunu doğrulamaktadır. Üst düzey Çinli diplomat ve Çin Devlet Konseyi Üyesi Wang Yi zirveden sonra yaptığı açıklamada, “Görüşmeyi desteklediğini belirtti ve iki liderin bir araya gelmesini memnuniyetle karşıladı. Pekin’de bir açıklama yapan Wang, Kore Yarımadası’nın nükleer silahlardan tamamen arındırılmasını umduğunu, ancak Pyongyang yönetiminin “makul güvenlik endişelerine” yanıt vermek için bir barış mekanizması oluşturulması gerektiğini söyledi.” [12.06.2018 Reuters] Eğer Çin, yeterli siyasi uyanıklığa ve güçlü siyasi iradeye sahip olmuş olsaydı, müttefiki Kuzey Kore’ye böyle bir baskı kesinlikle yapmazdı! Ancak Çin’in, uluslararası siyaset alanındaki siyasal uyanıklık ve ufku hâlâ dar ve siyasi iradesi de hâlâ zayıftır. Kuzey Kore’yi boyun eğdirme karşılığında Amerika ile ticari ilişkilerinin sağlam kalmasını yeğledi. Uzak alanı ve işlerin nereye varacağını göremedi. Amerika, muhtemelen Kuzey Kore’yi kazanmak için çalışacak ve Çin’den ziyade Amerika ile Kuzey Kore arasında daha çok yakınlaşma olacaktır. Amerika, iki Kore’yi birleştirebilir ya da aralarında federasyon kurabilir ve böylece yeni Kore, Çin’in etkisinden bağımsız bir güç haline gelebilir. 1975’te Paris Sözleşmesi’yle Amerika’nın Güney Vietnam ile Kuzey arasında birlik oluşturmasının ardından Çin’e düşman olan Vietnam örneği daha hafızalardan silinmiş değil!

5- ABD’nin nükleer silahsızlanması masaya yatırılmadan nükleer silahlarının masaya yatırılmasına ve zirve toplantısına onay veren Kuzey Kore’nin bu kararında Çin kilit rol oynamıştır. Hâlbuki yeryüzünde nükleer silah kullanan ve bozgunculuk çıkaran tek devlet Amerika’dır. Ama Çin’in Kuzey Kore’ye yaptığı baskının zirve toplantısına çok büyük etkisi olmuştur. İşte zirvenin gerçekleşme esprisi bu şekildedir... İki gün sürmesi beklenen zirve, bir gün sürdü. Kapsamlı bir çerçeve anlaşması imzalanması, Kuzey Kore’nin Amerika’nın istediklerini ivedilikle yerine getirdiğini gösterir. Kuzey Kore, nükleer programından vazgeçmeye hazır olduğunu kanıtlamak için nükleer test sahasını imha etti ve tutuklu üç Amerikan vatandaşını hemen serbest bıraktı. Trump, bu sevincini Büyük aşama kaydettik. Görüşme olumlu geçtiifadeleriyle dile getirdi. Kuzey Kore lideri Kim ise, Tarihi bir görüşme gerçekleştirdik ve geçmişi geride bırakmaya karar verdik. Dünya büyük bir değişime tanıklık edecekifadelerini kullandı. [12.06.2018 Reuters] İki lider, dört maddelik ortak bir açıklama imzaladı: Birincisi: ABD ve Kuzey Kore, iki ülke vatandaşlarının barış ve refah içinde yaşayabilmesi için yeni ilişkiler kurulması için çaba sarf edecektir. İkincisi: ABD ve Kuzey Kore, Kore yarımadasında daimi barışın sağlanması için çalışmayı sürdürecektir. Üçüncüsü: ABD ve Kuzey Kore, 27 Nisan 2018 Panmunjom Anlaşması çerçevesinde Kore yarımadasının nükleer silahlardan arındırılması için çalışmaya devam edecektir. Dördüncüsü: ABD ve Kuzey Kore, hapis düşmüş veya kaybolmuş iki ülke vatandaşlarının için serbest bırakılması/bulunması için girişimlere başlayacaktır. Bu kişiler arasında kimliği belli olanların ise ülkelerine dönüş sürecine hemen başlanacaktır. Trump, anlaşmanın “önemli ve kapsamlı” olduğunu söyledi. Açıklamada Kim Kore Yarımadasının nükleer silahlardan tamamen arındırılmasına bağlılığınıteyit etti. [12.06.2018 BBC] Bu açıklama, ortada bir çerçeve anlaşmasının olduğunu gösterir. Anlaşma, üzerinde mutabık kalınan maddeleri, nükleer silahsızlanma biçimini, mekanizma ve zamanını, denetimini ve anlaşmanın hemen uygulanmasını gerektiren diğer konuları, İran’la yapılan nükleer anlaşmada olduğu gibi detaylıca tanımlayan bir anlaşma değildir...

6- Dolayısıyla ABD’nin, Kuzey Kore ile yürüteceği müzakere ve görüşmelerin yıllarca sürebileceği tahmin ediliyor. Öyle görünüyor ki Trump, hızlıca bir ön anlaşma yapmak ve Kuzey Kore sorununu halletmek istedi. Onun için başarılı olmak dışında dönüşü olmayan tehditler savurdu ve savurduğu tehditler yoluyla Kuzey Kore’yi boyun eğdirdi. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi, Çin’in baskısı olmasaydı, Trump’ın savurduğu tehditler böyle bir zirvenin düzenlenmesine, Kuzey Kore’nin nükleer silahsızlanmaya hazır olduğu açıklamasını yapmasına ve böyle bir anlaşmanın imzalanmasına götürmezdi. Onun için Trump, tarihi bir zafer kaydetti. Belki bu zafer, iki buçuk yıl sonra yapılacak ABD başkanlık seçimlerini ikinci dönem için kazanmasını kolaylaştırabilir. Hakkında gündeme gelen ve günümüze değin hız kesmeden süregelen bütün skandallarını, başarısızlık suçlamalarını, aptal ve ahmak olduğu eleştirilerini örtbas edebilir. Trump’ın yaptığı şu açıklamalar da bunu kanıtlar: Kuzey Kore lideri Kim Jong-un nükleer deneme tesisini imha sözü verdiğini bildirdi... Nükleer silahlarla ilgili durum sona erdiğinde Pyongyanga yönelik yaptırımlar kaldırılacak... Buluşmayı kabul etmek dışında hiçbir şeyden taviz vermedim... Güney Kore ile düzenlediğimiz pahalı ve provokatif askeri tatbikatları durduracağız... Kimi uygun zamanda Beyaz Saraya davet edeceğim... Kim ile nükleer silahsızlanma konusunda bir anlaşma imzaladık, sanırım Kuzey Koreyi nükleer silahlardan arındırmak için gerekli çerçeveye sahibiz.[12.06.2018 el-Cezire] Görüldüğü gibi Trump, büyük bir zafer elde ettiğini lanse etmek için Kuzey Kore ile olan gerginliği sona erdirmek istedi.

7- Kuzey Kore gerginliğini yatıştırmak ya da bitirmek, Trump’ın müttefikleri ve düşmanlarıyla gireceği ticaret savaşına odaklamasına yardımcı olacaktır! Trump, önceki yapılan anlaşmaların adil olmadığı iddiasıyla çelik ve alüminyum ithalatına ek gümrük vergisi koyduğunu açıkladığında, müttefikleriyle gerginlik yaşamıştı. Kanada evsahipliğinde düzenlenecek G7 zirvesi öncesinde Trump, 08 Haziran 2018 günü Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda, G7 ülkeleri ile adil olmayan ticari anlaşmaların düzeltilmesini beklediğini ifade etmiş, bu gerçekleşmezse bile bu süreçten daha iyi çıkacaklarını belirtmişti.Düzenledikleri ortak basın toplantısında alınan bu önlemlerin kabul edilemez olduğunu söyleyen Kanada Başbakanı Justin Trudeau ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Amerika ile ortak bir açıklama yayınlamak için her şeyi kabul etmeye hazır olmadıklarını” belirtti.” [06.06.2018 AFP] Trump, Kanada ve Fransa’yı ABD mallarına büyük vergiler koymakla suçladı. Kanada Başbakanı Trudeau ise “itilip kakılacak değiliz” diye ABD’yi suçladı. 07 Haziran 2018 akşamı Kanadalı bir yetkili gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi: Pek çok konuda bazı büyük anlaşmazlıklar olacak[08.06.2018 Reuters]

Fransa-Amerika yakınlaşması için çalışan Fransa Cumhurbaşkanı Macron bile sinirlerini kontrol edemeyerek zıvanadan çıktı. Amerika ile birlikte yürüme çabasını, İngilizlerin iyi becerdiği ama Fransızların beceremediği kıvırma, kandırma ve imalı anlatımı bir kenara bırakan ve Biz gerekirse altı ülke olarak da devam ederizdiyen Macron, Kimse sonsuza dek orada kalmazdiyerek Trump’ı eleştirdi. [08.06.2018 Reuters] Bir kez daha İngiliz sinsiliği kendini gösterdi. Hem Amerika’nın adamı olarak kalmak hem de başkalarını ona karşı kışkırtmak için verilen tepkilerin kabul edilemez olduğunu göstermek adına İngiltere Başbakanı Theresa May, gazetecilere yaptığı açıklamada, AB, Amerikanın koyduğu ek vergilere kontrollü tepki vermelidir ve tepki orantılı ve yasal olmalıdır. şeklinde konuştu. [08.06.2018 Reuters] Almanya Başbakanı, 10 Haziran 2018 tarihinde Alman televizyonu ARD’ye verdiği röportajda, Trump’ın ortak açıklamadan imzasını geri çekme kararına ilişkin olarak şunları söyledi: “Bu, zor bir durum. Böylesi bir durum bu kez hayal kırıklığı yarattı, ama bu son değil. Alman Dışişleri Bakanı Heiko Maas da Trump’ın Twitter üzerinden yaptığı açıklamaya bir tepki olarak Twitter hesabında yaptığı paylaşımda, Trumpın G7deki U dönüşü güveni yıktı.diye konuştu. Kanada’daki G7 zirvesinde yaşanan gerginlik, zirveye katılan diğer ülke liderlerinin Trump’a saldırıya geçmesiyle taçlanmış oldu. Trump, G7 zirvesinin ortak açıklamasından imzasını geri çekmiş ve zirveye başkanlık eden Kanada Başbakanına hiç dürüst değil ve çok zayıfsuçlaması yöneltmişti. [10.06.2018 AFP] Zirveye geç gelen Trump, daha zirve bitmeden zirveden ayrıldı. Böylece bir ticaret savaşının fitilinin ateşlendiği görülüyor. Trump, 2 Mart 2018’de Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Bir ülke başka ülkelerle ticaret yaparken milyarlarca dolar kaybediyorsa, ticaret savaşları iyidir ve kazanması kolaydır.dedi. Bütün bunlar, ticaret savaşının Amerika için çok önemli olduğunu gösteriyor. Zira Amerika, 2008 yılında patlak veren ve kendisini 20 trilyon dolardan fazla borç batağına sürükleyen mali krizin etkilerinden hâlâ kurtulmuş değil. Ticari mantığa sahip Başkan Trump, “Önce Amerika” sloganıyla Amerikan ekonomisini kurtarmak için çalışıyor. Bu, küresel nüfuzunu dayatmak için kullandığı sürece uluslararası kurumların dağılışının, dolayısıyla dünya düzeninin çöküşünün ve yeni bir uluslararası konumun ortaya çıkışının habercisidir. Zira Amerika, diğer ülkelerle işbirliği yaparak ve ticari dengenin onlardan yana olmasını yeğleyerek dünyanın efendisi olarak kalmak için artık gerekli fedakârlığı yapmıyor. Müttefiklerinin yardımı olmadan sadece ve sadece kendi egemenliği ve ticari kazancını düşünüyor. Onları kanatları altında tutuyor ve peşinden yürümelerini sağlıyor.

8- Amerika, hiçbir anlaşmaya sadık kalmaz. Çıkarları anlaşmanın iptal edilmesini ve topuklarına kurşun sıkılmasını gerektiriyorsa, hemen anlaşmayı iptal eder ya da anlaşmadan çekilir. George W. Bush döneminde 2003 yılında Amerika, Kuzey Kore’ye karşı böyle yaptı. Oğul Bush, 1994’te Clinton döneminde Kuzey Kore ile imzalanan anlaşmayı iptal etti. Şu anki başkan Trump da Kanada’daki G7 zirvesinde müttefikleriyle ortak bir açıklamaya imza attı, ardından anlaşmasını iptal edip bir gün sonra imzasını geri çekti. 2015’de Obama döneminde İran ile imzalanan nükleer anlaşmayı da yine o veto etti. Kuzey Kore ile varılan bu anlaşma da cepte değil. Uzlaşı görüşmeleri start aldığında, Amerika, Kuzey Kore’nin çekinceleri olduğunu gördüğünde ya da maddelerden birini kabul etmediğinde, Kuzey Kore’ye baskı yapmak için anlaşmayı iptal etmekle tehdit edecektir!

Anlaşmaları iptal etmek, küstahlık, kibir, başkalarını önemsememek ve şantaj yapmak, Amerika’nın karakteristik özelliğidir. Bütün bu olgular, er ya da geç çöküşün etmenlerindendir... Allah’ın izniyle Raşidi Hilafet Devleti yeniden birinci devlet koltuğuna oturacak, adaleti ikame edecek, ahdine bağlı kalacak, hidayeti yayacak, hakkı gerçekleştirecek, batılı ortadan kaldıracaktır. İnsanlık mesut ve bahtiyar olacak, her alanda güvenlik ve emniyetin tadına varacaktır. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bu ceberut saltanattan sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafetin kurulacağı müjdesini vermiştir.

ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِSonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.[Ahmed] Bu, Allah’a zor değildir.

H.02 Şevvâl 1439
M.16 Haziran 2018

Devamını oku...

Petrol Fiyatları, Erdoğan’ın İngiltere Ziyareti, Malezya Seçimleri ve Ermenistan

Sorular Cevaplar

Petrol Fiyatları, Erdoğanın İngiltere Ziyareti, Malezya Seçimleri ve Ermenistan

Birinci Soru:

24 Mayıs 2018’de petrol fiyatlarında dikkat çekici bir artış gözlemlendi. 2014 yılındaki düşüşten sonra Brent ham petrolün fiyatı 79 dolar, Texas ham petrolün fiyatı da 71 dolara ulaştı. Bu, yükselen petrol fiyatlarında dünyanın yeni bir sürece girdiği anlamına mı geliyor? Yaklaşık 150 dolar seviyelerinde seyreden önceki fiyatlara doğru mu gidiyoruz? Bunun sebepleri nedir?

Cevap:

Diğer herhangi bir emtia gibi petrol da arz ve talepten etkilenir. Bununla birlikte diğer emtiaların aksine petrol fiyatlarında fiyat istikrarını sağlamak neredeyse imkânsız. Diğer bir deyişle arz veya talepte meydana gelen herhangi bir değişiklik, petrol piyasasının yapısına bağlı olarak petrol fiyatları üzerinde doğrudan etkisi olur... Piyasa istikrarsızlığını etkileyen politik çalkalanmalar olduğunda özellikle spekülasyonun da fiyatlar üzerinde etkisi olur... Meselenin açıklığa kavuşması açısından aşağıdaki hususların bilinmesinde fayda var:

1- Arz

A- OPEC ve OPEC üyesi olmayan diğer ülkeler, piyasadaki petrol arzını sınırlandırma kararı aldılar. Piyasadaki arz fazlalığını eritmek ve petrol fiyatlarında artış sağlamak için 2017 yılı sonunda Rusya ile OPEC ülkeleri arasında varılan anlaşma gereği ham petrol üretiminde günlük 1,8 milyon varil indirime gidilmesi kararı verildi. OPEC’in (Standard & Poor’s Global Platts) yaptığı bir araştırmaya göre OPEC’in günlük ham petrol üretimi nisan ayında bir önceki aya göre 140 bin azalışla günlük 32 milyon varile geriledi. Bu yılın en düşük seviyesidir. Bugün günlük üretim 32.73 milyon varildir. Yani OPEC’in belirlediği rakamdan yaklaşık günlük 730 bin varil daha azdır. OPEC ile varılan anlaşma bir yıl daha sürecek ve mevcut koşullar devam ederse, büyük olasılıkla ham petrol fiyatları daha da artacaktır. Aspect Energy Consultants’da uzun vadeli araştırmalar başkanı Matthew Barry, Neler olduğunu görüyoruz, gelecekte çok daha fazlası olacak. Arz sorunu ya da riskler, fiyatlara daha açık bir şekilde etki etmeye başlayacakdedi. [https://www.marketwatch.com]

B- Venezuela’daki siyasi ve ekonomik kriz, ülkenin üretim hedeflerine ulaşma kapasitesi üzerinde önemli etkisi oldu. 2018 Nisan ayında Venezuela’nın ham petrol üretimi, bir önceki aya göre 80 bin varil, 2017 yılına oranla 540 bin varil azalışla günlük 1,41 milyon varil olarak gerçekleşti. Üretimdeki bu düşüşün ana nedenlerinden biri, Venezuela devlet politikasıdır. Venezuela’nın petrol şirketi Petroleos de Venezuela (PDVSA) kötü idare ediliyor. Geçtiğimiz ay ConocoPhillips, Venezuela’daki iki petrol projesinin müsaderesi nedeniyle “PDVSA” şirketine karşı açtığı 2 milyar dolarlık davayı kazandı. Devlete ait petrol şirketi PDVSA, 2,5 milyar dolarlık borcunu ödeyemedi... Bütün bunlar devlete ait petrol şirketinin üretimini etkiledi ve dolayısıyla arzdaki düşüşe katkısı oldu... Ardından arzdaki düşüş nedeniyle fiyatlarda bir artış gerçekleşti.

C- Başkan Trump’ın İran’la yapılan nükleer anlaşmadan çekildiğini açıklaması, İran petrol endüstrisine yeni yaptırımlar olasılığını doğurdu. Benzer yaptırımlar sistemi, ilk kez 2012 yılında Obama idaresi döneminde kuruldu. Teoride, İran’ın ham petrol üretimi yüzde 20 ya da günlük 500 bin varilden 400 bin varile düşebilir; Bu, güncel fiyatlarla ayda yaklaşık 1 milyar dolara eşdeğerdir. [http://foreignpolicy.com] ABD, henüz İran’a karşı ne gibi önlemler alacağını açıklamamış olsa da ancak İran petrol sanayini hedef alan bir tür yaptırım sistemi belirleyeceğine dair spekülasyonlar var.

Bu üç gelişme, arzdaki düşüşe katkıda bulunmuş ve sonuçta fiyatlarda bir artış gözlemlenmiştir.

2- Talep

A- Petrol talebinde bir artış var. Uluslararası Enerji Ajansı, 2017 yılında günlük 97,8 milyon varil olan küresel petrol talebinin, bu yıl günlük 99,3 milyon varile yükselmesini bekliyor. IMF, bu yıl ve gelecek yıl küresel ekonomik büyüme tahminlerini yukarıya çektikten sonra Paris merkezli Uluslararası Enerji Ajansı da (IEA), önceki 2018 petrol talebi artış tahminini günlük 1,3 milyon varilden 1,4 milyon varile yükseltti. Uluslararası Enerji Ajansı, piyasa hakkındaki aylık raporunda, petrol talebinin, 2017 yılında günlük 1,6 milyon varil oranında arttığını açıkladı. [https://www.reuters.com]

B- Petrol talebindeki bir diğer artışın faktörü de Çin’dir. 2018 Nisan ayında Çin’in günde 9 milyon varilden fazla ham petrol tüketeceği tahmin ediliyor. Yani Çin’in bu tüketimi her zamankinden çok daha fazladır. Bu, küresel tüketimin yaklaşık yüzde 10’na, Asya’daki toplam talebin de üçte birinden fazlasına denk geliyor. Ham petrolün varil fiyatı 75 dolara vardığı takdirde, Çin’in aylık ithalat giderinin 20 milyar doları geçeceği anlamına gelir. Bakım mevsiminde bile rekor talep söz konusu. Oysaki yılın bu zamanında genellikle ithalatta bir düşüş görülür. Bu da Çin’in petrol ihtiyacının beklenenden çok fazla olduğunu açıklar. Goldman Sachs, müşterilerine gönderdiği bir notta, Çinin petrol talebinin, güçlü bir büyüme olduğunu gösteriyor. Mevcut tahminlerden çok daha yüksek olabilir.dedi. [https://www.reuters.com]

Yukarıdakilere dayanarak talepte bir artış var, talepte gözlemlenen bir artış, fiyat artışına neden olabilir.

3- Spekülasyon

Piyasalardaki moral bozukluğunun yanı sıra petrol arz ve talebindeki hızlı gelgitlerde spekülasyonlar devreye girer... Petrol fiyatlarında hissedilir bir artış veya düşüş görüldüğünde spekülasyon daha belirgin hale gelir. Büyük hedge fonları, ya büyük petrol sözleşmeleri satın alarak ya da arz ederek petrol piyasasında önemli rol oynarlar. Dolayısıyla spekülasyon, çift tarafı keskin bir kılıç gibidir. Talepteki artışı etkileyip fiyatlarda bir artışa neden olabileceği gibi talepteki düşüşü etkileyip fiyatlarda da bir düşüşe neden olabilir... Bununla birlikte spekülasyonların mevcut fiyat artışlarında önemli bir etkisi olmaz. Aksine yukarıda da belirtildiği gibi fiyat artışlarında arz ve talep önemli bir rol oynar.

4- Petrol fiyatlarının, geçmişte olduğu gibi 150 dolar seviyelere ulaşması ise oldukça düşük bir olasılıktır. Çünkü küresel ekonomik koşullar, buna dayanamaz. Bu nedenle petrol fiyatlarının 100 dolar seviyelerine varmadan yavaşça artmaya devam edeceği bekleniyor... Özellikle ABD ile Çin arasında yaklaşan ticaret savaşı, talepteki bir düşüşü neden olacak ve buna bağlı olarak da petrol fiyatları kolayca düşecektir. Buna ek olarak fiyatlar, Amerika’nın arzulamadığı seviyelere yükselirse, üretim artışı için ABD’nin özellikle Suudi Arabistan üzerinden OPEC’e yapacağı baskının da benzer bir etkisi olacaktır.

=================

İkinci Soru:

Erdoğan, üç günlük resmi bir ziyaret için 13 Mayıs 2018 Pazar günü Londra’ya gitti. Ziyaret sırasında Erdoğan, Kraliçe Elizabeth ve Başbakan Teresa May ile görüştü. Erdoğan, İngiltere ziyaretini, Türkiye’de 24 Haziran’da yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bir kaç hafta önce gerçekleştirdi... Bilindiği üzere Erdoğan’ın İngiltere ile ilişkisi, 2016 yılındaki başarısız darbeden bu yana gergindir. Peki, böyle bir ziyaret neden gerçekleşti ve amacı ne? Amacına ulaştı mı?

Cevap:

Ziyaretin amacını açıklamak adına aşağıdaki hususlara bir göz atacağız:

1- Malum, Erdoğan, başkanlık sistemiyle yetkilerini güçlendirmeye çalışıyor. Zira başkanlık sisteminde bütün yetkiler başkanın elinde toplanacak. Öte yandan ülkede olağanüstü hal uygulanıyor. Yürürlükteki olağanüstü hal nedeniyle 160 bin kişi tutuklandı ve yaklaşık bir o kadar memur da keyfi olarak görevinden uzaklaştırıldı. Ayrıca 2016 yılında hükümete karşı girişilen başarısız darbeden bu yana aralarında memur, avukat, polis ve akademisyen olmak üzere binlerce çoğu İngiliz yanlısı muhalif tasfiye edildi. Bununla birlikte Erdoğan, Londra’ya hareketinden önce Pazar günü İstanbul’da düzenlediği basın toplantısında, İngiltere’yi “stratejik ortak ve müttefik” olarak niteledi. Erdoğan, Salı günü May ile yapacağı görüşmede Türkiye-İngiltere ilişkilerinin yanı sıra bölgesel ve uluslararası sorunları, iki garantör devlet olarak Kıbrıs’taki gelişmeleri ve Orta Doğu için “Ortak Eylem Planı”nı ele alacaklarını belirtti... Ziyaretinde Türkiye ile İngiltere arasındaki ticareti artırma üzerine odaklanacaklarını vurgulayan Erdoğan, Brexit sonrası dönemde de kesintilere uğramadan İngiltereyle ekonomik ilişkilere devam etmek istiyoruzdedi... [13.05.2018 http://www.elfagr.com]

2- Erdoğan’ın açıklamalarından May ile bölgesel ve uluslararası sorunları, Kıbrıs’taki gelişmeleri, Orta Doğu için ortak eylem planını ve Türkiye ile İngiltere arasındaki ticaret artışını ele alacakları anlaşılıyor... Orta Doğu için ortak eylem planına gelince, May’in uluslararası konuları ele alacağı kişi Erdoğan değildir. İngiltere’ye hareketinden önce İstanbul Atatürk Havalimanı’nda düzenlenen basın toplantısında gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan, görüşmelerin ekonomik konular ve iki ülke arasındaki ticaret hacminin güçlendirilmesi konusu üzerine odaklanacağı sözüne gelince, bu doğru değildir. Çünkü ekonomi ve ticaret, özellikle de iki ülke arasındaki ticaret hacminin artışı için politik istikrara muhtaçtır. Özellikle de başarısız darbeden sonra böyle bir istikrar söz konusu değil. Ziyaret sırasında kayda değer herhangi bir ekonomik anlaşma imzalanmamış olması da bunu teyit eder. Geriye Kıbrıs konusu kalıyor. Kıbrıs konusu gündeme gelmiş olabilir, çünkü taraflar, adadaki kalıcı barış ve güvenlik için garantör devletlerdir. Tabii adada gerginlik söz konusu olduğunda. Böyle bir durum ise şuan yok... Bu, ziyaretin amacına ilişkin Erdoğan’ın yaptığı açıklamaların hiçbir tutarlı tarafı olmadığı, aksine gerçek nedenden dikkatleri saptırmak için yapılmış açıklamalar olduğu anlamına gelir.

3- Gerçek nedene gelince, başarısız darbeden bu yana gelişen olaylar incelenip, seçimlerden hemen önce gerçekleşen ziyaretle ilişkilendirildiğinde, Erdoğan’ın İngiltere ziyaretinin asıl amacının ne olduğunu öğrenebilir.

- Olaylara gelince, başarısız darbenin ardında Türkiye’deki İngiliz ajanlarının olduğu biliniyor. Erdoğan, soru cevapta da geçtiği üzere özellikle ve ağırlıklı olarak ordudaki İngiliz ajanlarına yönelik çok sert önlemler aldı ve bu önlemler, İngiltere’de Erdoğan’a karşı büyük nefret uyandırdı...

- Seçimlerden önce gerçekleşen ziyarete ve aralarındaki linke gelince, İngiltere, meclis çoğunluğunu elde etmek için başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere İngiliz yanlısı muhalif partiler arasında Erdoğan’a karşı sıra dışı bir ittifak kurdurdu. Bu gibi durumlarda alışıldık taktikler izleyen İngiltere, başkanlık seçimlerini en azından ikinci tura taşımak, iddia edildiği gibi Erdoğan’ın kamuoyu çoğunluğunu kaybettiğini, kazansa bile imajının zedelendiğini göstermek amacıyla parlamento seçimlerine ittifak şeklinde girilmesini istedi... Doğal olarak bu Erdoğan’da endişe ve kaygı yarattı...

- Bu nedenle bu ziyaret, 24 Haziran’da yapılacak seçimler öncesinde bir nevi İngiltere’nin gönlünü alma ziyaretidir. Bu yüzden Erdoğan, İngiliz ajanlarını hapisten çıkarmak, yaptığı açıklamada da geçtiği gibi İngiltere’ye stratejik müttefik diyerek yaltaklık yapmak, seçim kampanyası sırasında saldırılarını hafifletmeleri karşılığında İngiliz ajanlarına karşı yürüttüğü kapsamlı temizlik operasyonunu durdurmak gibi bazı tavizler karşılığında İngilizleri ikna etmeye çalıştı... İşte Erdoğan’ın İngiltere’ye yaptığı ziyaretin ardındaki amaç, büyük olasılıkla budur.

Peki, amacına ulaştı mı? Başarısız olmuş gibi görünüyor ve başarısız olduğunun göstergesi şunlardır:

- Görüşmeden sonra Downing Street’teki ofisinde Erdoğan’ın yanında duran May, Demokratik olarak seçilmiş hükümeti devirmeye çalışanları adalet önüne çıkarmak doğrudur. Ancak, Türkiyenin savunmayı istediği değerleri gözden kaybetmemesi de önemlidir.” değerlendirmesinde bulundu. [16.05.2018 alarab.co.uk] Yani May, gazetecilerin önünde hem de konuğu iken Erdoğan’ı eleştirdi...

- Erdoğan’ı protesto etmeleri için ifade özgürlüğünü savunan grupları kışkırttı. “Downing Street’teki Başbakanlık konutu önünde gerçekleşen protestolara PEN, Sansür Endeksi ve Sınır Tanımayan Gazeteciler gibi ifade özgürlüğünü savunan grup üyeleri katıldı... [15.05.2018 www.pen-sy.com] “Chatham House önündeki Kürt göstericiler de Erdoğan’ı üzerinde “terörist” yazan dövizlerle karşıladılar.” [15.05.2018 al-ain.com]

=================

Üçüncü Soru: Malezya’da 9 Nisan 2018’de yapılan genel seçimleri Başbakan Necip kaybetti. 92 yaşındaki Mahathir kazandı ve başbakan olarak yeniden siyasete geri döndü. Seçimlerin ardında sanki belli bir planlama varmış gibi geliyor. Seçimlerin geri planında dışsal motifler var mı? Yoksa mevzu, söylendiği gibi yerel demokratik oyun mu?

Cevap:

1- Malezya, Malay Yarımadası’nın güney ucu ile Güney Çin Denizi’nde yer alan Borneo Adası’nın kuzey bölgelerinden olmak üzere biri birine oldukça uzak 2 ana kara parçasından oluşuyor. 13. yüzyılda Müslüman tüccarlar yoluyla İslam bölgede yayılmaya başladı. Halktan önce evvela yöneticiler ve elitler İslamiyet’e girdiler. Moğol istilaları yüzünden kara ticaret yolları kullanılamaz hale gelince, Malay Yarımadası’nda yer alan Malakka Sultanlığı’nın deniz ticaretindeki önemi arttı. Malakka Sultanlığı, 15. yüzyılda Çin’den bağımsızlığını kazandıktan hemen sonra hızla İslamiyet’e girdi. Malakka Sultanlığı’nın gücü ve itibarı nedeniyle İslamiyet hızla bütün bölgeyi kapladı. Portekizli sömürgeciler, kalenin kapılarını içeriden açması için içerideki birine rüşvet verdikten sonra 1511’de Malakka Sultanlığı’nı ele geçirdiler. Şehir 130 yıl Portekiz işgali altında kaldıktan sonra 1641’de Hollandalıların eline geçti. Ticaret ve liman sözleşmeleriyle, daha sonra da farklı etnik “nüfusu” istismar stratejisiyle yarımada 1786’da sömürgeci İngilizlerin eline geçti. İngilizler, yarımadanın fiili yöneticileri oldular. Kalan Sultanları da büyük ölçüde sembolik yöneticiler olarak tuttular. Yarımadadaki Malay Federasyonu, 1957’de İngilizlerden resmen bağımsızlığını ilan etti. Federasyon, Borneo ile Singapur’un eklenmesiyle de 1963’te Malezya adını aldı. (Ancak 1965’te Malezya parlamentosunda yapılan oylama sonucu Singapur federasyondan ayrıldı.)

2- Bağımsızlığını ilan ettikten sonra bile İngiltere’nin Malezya politikası üzerindeki hegemonyasını devam ettirdiği açıktır. Örneğin:

A- Malezya, İngiliz Milletler Topluluğu ve (2003 yılında katıldığı) Bağlantısızlar Hareketi üyeliğini korudu. Aynı zamanda Güneydoğu Asya Uluslar Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı kurucu üyesidir. Başbakan Tunku Abdül Rahman da ilk Genel Sekreteridir.

B- Doğu Süveyş’in çekilmesinden sonra 1971’de İngiltere, Avustralya, Yeni Zelanda, Malezya ve Singapur arasında beşli savunma paktı imzalandı. 1971’de Avustralya’da İngiliz yanlısı Liberal Parti’nin iktidarda olduğunu belirmekte fayda var.

C- Başbakan Mahathir Muhammed, Avustralya’nın Amerikan yanlısı İşçi Partisi Genel Başkanı (Bob Hawk) liderliğinde 1989’da kurulan Amerikan yanlısı APEC’in kuruluşuna karşı çıktı. İşçi Partisi lideri Reith Hook ve Başbakan (Paul Keating), 1993’te ABD’nin Seattle kentinde düzenlenen APEC Zirvesine katılmayan Mahathir’i “asi” olarak nitelediler.

D- APEC’e alternatif olarak Mahathir Muhammed, 1997’de Amerika ve Avustralya’yı dışlayan Doğu Asya Ekonomik Topluluğu kurulması önerisinde bulundu. Ancak bu düşünce kabul görmedi. Daha sonra düşünce, İngiliz yanlısı Liberal Başbakan (John Howard) başkanlığında Avustralya’nın da katıldığı Doğu Asya Zirvesi toplantılarına evirildi. Amerika, Doğu Asya Zirvesi toplantılarından dışlandı. (ABD ve Rusya 2011’de ancak gruba katılabildi.)

3- İngiltere, Amerika’nın eski Başbakan Necib Rezzak ile flört ettiğini gördü.  İngiliz yanlısı önceki Malezya hükümetlerinde bakanlık görevinde bulunmuş ve bağımsızlığından beri Malezya’da iktidarda olan aynı partiden (Birleşik Malaylar Ulusal Örgütü) gelmiş olmasına rağmen İngiltere, Rezzak’ın Amerika’ya doğru kayıp gitmesinden korktu. Böyle bir korkunun varlığının bazı belirtileri şunlardır:

A- Barack Obama, Nisan 2014’te Malezya’ya bir ziyaret gerçekleştirdi. Obama, yaklaşık 50 yıldır Malezya’yı ziyaret eden ilk ABD başkanıdır. Obama, “Asya Ekseni” politikası kapsamında “Malezya-ABD ilişkilerini kapsamlı bir ortaklık seviyesine çıkarma kararı aldı.

B- Necib ve Obama, iki dost olarak Aralık 2014’te Hawaii’de “golf” oynadılar... Obama, Kasım 2015’te Malezya’yı ikinci kez ziyaret etti.

C- Necib, bir Amerikan girişimi olan Trans-Pasifik Ortaklığı’nı güçlü bir şekilde destekledi ve ABD’nin katılımı konusunda ısrar etti. Trump döneminde Amerika, Trans-Pasifik Ortaklığı’ndan çekildikten sonra Necib, Ticaret Noktası programını sürdürmek için Japonya ile birlikte çalıştı. “Vietnam ve Malezya, ABD’nin çekilmesinden sonra çökme riskiyle karşı karşıya kalan Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması’nda yer alan 11 ülkeyi kurtarmak için önemli bir rol oynadılar.” [https://asia.nikkei.com/Economy/Vietnam-and-Malaysia-play-vital-roles-in-making-TPP- 11]

4- 2018 seçimleri yaklaştıkça İngiltere’nin, iktidarı ele geçirmek için muhalefet platformu olarak kullanılan eski ve sadık uşağına (Mahathir Muhammed’e) yeniden başvuracağı anlaşılıyor. Ki öyle de oldu... Böylece Malezya’nın ABD politikalarından uzaklaşması ve İngiliz politikaları doğrultusunda ABD’nin bölgeye müdahalesini azaltması için yeniden çalışmalara başlaması bekleniyor.

=================

Dördüncü Soru: 8 Mayıs 2018’de Ermenistan parlamentosunda yapılan oylamada muhalif lider Nikol Paşinyan Başbakan seçildi. Böylece Ermenistan’da üç haftadır süren Rus yanlısı hükümet karşıtı protesto gösterileri sayfası kapanmış oldu. Soru şu: Ermenistan’daki bu siyasi dönüşümün boyutu ne? Bu, Rus nüfuzunun Ermenistan’dan def edileceği anlamına mı geliyor? Bu konuda, Batının “Avrupa ve Amerika” bir rolü var mı?

Cevap: Bu hususların açıklığa kavuşması için aşağıdaki konulara bir göz atmak gerekiyor:

1- Ermenistan, 4 milyon nüfuza sahip küçük bir ülkedir. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin çöküş süreci kapsamında bağımsızlığını ilan etti. Ermenistan’da 1999’dan bu yana Cumhuriyetçi Parti iktidarda. Protesto gösterileri sonucu liderlikten olan Şerj Sarkisyan, 2008’den bu yana iki dönem üst üste Ermenistan’ın Devlet Başkanı oldu. Mecliste muhalif partilerin varlığına rağmen yaygın kesim tarafından iktidarı diktatör ve Rus yanlısı olarak bilinir. Anayasa, bir kişinin iki dönemden fazla devlet başkanlığı yapmasına izin vermiyor. Dolayısıyla Sarkisyan, ikinci döneminin sonunda iktidarda kalmaya devam etmek isteyince, bazı anayasal değişiklikler yaptı. Değişiklikler uyarınca devlet başkanlığı makamı onursal hale getirildi ve asil yetkiler de başbakanlığa devredildi. Devlet başkanlığında ikinci dönemi biter bitmez Devlet Başkanı Sarkisyan, başbakanlık makamına geçti. “Ermenistan parlamentosu, geniş çaplı protesto gösterilerine rağmen eski Ermenistan Devlet Başkanı Şerj Sarkisyan’ı başbakanlığa seçti. Geçen hafta sona eren ikinci ve son döneminin ardından parlamentoda yapılan oylamada, 17 oya karşın 77 oyla “63 yaşındaki” Sarkisyan’ın başbakanlığı onaylandı... [17.04.2018 En Nehar] Parlamentoda yapılan bu oylamaya karşın kitlesel gösteriler patlak verdi. Öncelikle hükümetin yaptığı yolsuzluklar ve buna ek olarak ülkenin petrol, doğal gaz ve hammaddeler gibi doğal kaynaklar yoksulu oluşu nedeniyle Ermeniler, özellikle Sarkisyan döneminde ekonomik sıkıntı ve fırsat yoksunluğu yaşadılar. Muhalefetteki “Yelk” partisi, bu konular üzerine odaklandı, sonra da Ermenistan’daki protesto gösterilerinin kıvılcımını ateşledi. Çok geçmeden yeni bir “halk” liderini bârizleştiren bu kitlesel gösteriler, muhalif lideri Nikol Paşinyan’ın şahsında temsil buldu...

2- Ermenistan’daki protesto gösterilerinin temel dürtüsü, Devlet Başkanı Sarkisyan’ın iktidarı sırasında ekonomik durumun kötüleşmesidir. Sovyet rejimindeki diğer ülkeler gibi Ermenistan yönetiminde de idari ve mali yolsuzluk egemendir. Devlet aygıtında rüşvet, o kadar yaygın ki insanlar, rüşvet nedeniyle baskı ve sıkboğaz ediliyorlar. Halk, yaşam standartlarından ötürü iktidardan pek memnun değildi ve ikinci Sarkisyan döneminin sona ermesini iple çekiyordu. Ancak Sarkisyan’ın başbakanlık görevine geçtiğini görünce insanlar iktidarına karşı kitlesel gösteriler yaptılar. Ardından Sarkisyan’ın istifa edip muhalif lider Paşinyan’ın da başbakan olarak seçilmesiyle protesto gösterileri sona erdi. Ekonomik meseleler ile demokrasiyle ilgili yerel konular aciliyet gerektirdiği için yeni Başbakan Paşinyan, hükümeti kurduktan hemen sonra parlamento seçimleri yapılmasının gerekliliğine vurgu yaptı ve yurtta “farklı alanlarda reformlar gerçekleştirilmesine” olanak sağlayacağını ifade etti. Daha önce yaptığı açıklamada ise Paşinyan, “Ermenistan’ı demokratikleştirme”, hukukun üstünlüğünü güçlendirme, özel ekonomik çıkarlar ile hükümet çıkarlarını birbirinden ayırma ve yatırım ortamını radikal bir şekilde iyileştirme sözü vermişti.” [14.04.2018 alarmaniya.net]

Dolayısıyla Ermenistan’daki siyasi değişimin öncelikle yerel motifli olduğu açıktır.

3- Tepkiler

A- Protesto gösterileri boyunca Amerika, Ermenistan’daki durumu yakından izlediğine dair açıklamalar yapsa da, görünüşte Ermenistan’da nüfuzunu yaymak için fırsat kollamaktadır. Paşinyan’ın başbakan olarak seçilmesinin ardından Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Heather Naubert Salı günü geç vakit yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamasında, ABD, Ermenistan’ın yeni Başbakanı olarak Nikol Paşinyan’ı tebrik ediyor. Yeni hükümetle ve Ermeni halkıyla yakın çalışmayı sabırsızlıkla bekliyoruz.ifadelerini kullandı. Sözcü; demokrasi, hukukun üstünlüğü, bölgesel ve küresel güvenliğin korunması gibi konularda iki ülke arasında ortak çıkarlar olduğunu da belirtti.” [09.05.2018 armenpress.am]

B- Avrupa’ya gelince, Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Nikol Paşinyan ile bir telefon görüşmesi yaptı. Mogherini, Ermenistan Başbakanını ilk fırsatta Brüksel’i ziyaret etmeye davet etti. AB’den yapılan basın açıklamasında, “Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, dün öğleden sonra yeni Ermenistan Başbakanı olarak seçilen Nikol Paşinyan’ı tebrik etmek için onunla bir telefon görüşmesi yaptı. Nikol Paşinyan ve onun tarafından kurulacak hükümet ile çalışmaya hazır olduklarını belirten AB Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi, Ermenistan Başbakanını ilk fırsatta Brüksel’i ziyaret etmeye davet etti.” [09.05.2018 Armenpress]

C- Rusya’ya gelince, Paşinyan 08 Mayıs 2018’de parlamentoda yapılan oylamada başbakan olarak seçildikten hemen sonra “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Paşinyan’a bir tebrik mesajı gönderdi. Putin mesajında, Hükümetin başındaki faaliyetlerinizin, ülkelerimiz arasındaki dostluk ve müttefiklik ilişkilerinin daha da güçlenmesine, Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT), Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) çerçevesindeki işbirliğimize katkıda bulunmasını bekliyorumifadelerine yer verdi... Paşinyan ise Rusya’yla askeri işbirliğini Ermenistan’ın güvenliğinin ana unsuru olarak görüyoruz” diye konuştu. Meclisteki özel oturumda Paşinyan, Rusya ile stratejik ortaklık ilişkilerinin Ermenistan için öncelikli olmaya devam edeceğini söyledi. Paşinyan, ülkesinin Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü ile Rusya, Kazakistan, Beyaz Rusya, Ermenistan ve Kırgızistan’dan oluşan Avrasya Ekonomik Birliği’nden çıkmayacağını belirtti. [08.05.2018 Russia Today]

Rusya’nın Ermenistan korkularını gidermek için Paşinyan, Ermenistanda başlayan siyasi süreç, özünde ya da biçimsel olarak herhangi bir jeopolitik bağlam taşımıyor. Hareketimizde, ABD veya Avrupa Birliğinin çıkarlarını değil, Ermenistan ve halkının çıkarlarını rehber edineceğiz... Protestomuz Rusyaya yönelik değil, kaldı ki Ukrayna olaylarının herhangi bir izini de taşımıyor.” Dedi. [01.05.2018 Daraj]

4- Belli ki Rusya, Ermenistan’daki nüfuzunu hâlâ koruyabileceğini düşünüyor. Bu yüzden Rusya Devlet Başkanı Putin, Paşinyan’a Soçi’de görüşme çağrısı yaptı. Pazartesi günü aralarındaki ilk görüşmede “Yeni Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e askeri alandaki işbirliğini geliştirmeyi umduğunu kaydederek, Ermenistan ve Rusya arasındaki ilişkilerin öneminden kimsenin şüphesi yok” dedi. [14.05.2018 Reuters]

Paşinyan, Ermenistanda hiç kimse, Rus-Ermeni ilişkilerinin stratejik önemini hiçbir zaman sorgulamadı ve sorgulamayacak. İlişkilere hem siyasi hem de ekonomik açıdan yeni ivme kazandırma amacındayızifadelerini kullandı. Paşinyan, Ermenistan’daki kriz sırasında izlediği dengeli yaklaşım için Rusya’ya minnettar olduklarını ifade etti.” [14.05.2018 Russia Today]

Rusya’nın Ermenistan’daki nüfuzunu koruma şansını, “Ermeni Düğümü” olarak adlandırabiliriz. Köklü “Ermeni Düğümü”, muhalefetin Rusya’ya sırt çevirmesinin önündeki engeldir. Çünkü Ermenistan, etrafı Müslümanlarla çevrili bir ülkedir ve Müslümanlarla çevrili olduğu için kalıcı korku duygularına hâkimdir. Komşusu Azerbaycan ile Dağlık Karabağ’da anlaşmazlık yaşıyor. Türkiye’yi yirminci yüzyılın başlarında Ermenilere soykırım yapmakla suçluyor. Komşusu İran da öyle. Ermenistan ile Rusya arasında doğrudan bir coğrafi bağlantı yok. Zira aralarında Gürcistan var. Çeçenistan’da olduğu gibi Güney Rusya ise İslami ayrılıkçı çatışmalarla kaynıyor. Fakat en yakın uluslararası güç olarak Rusya, İslam dünyası karşısında Ermenilere güvenlik hissi veriyor. Ayrıca Rusya, Dağlık Karabağ sorununda özellikle Azerbaycan karşısında Ermenistan’a askeri destek verdi ve bağımsızlığından bu yana Erivan yönetimine temel yaşam desteği sunuyor. Kredi, hibe, akaryakıt ve gaz gibi enerji kaynakları sağlıyor. Ermenistan, yardımlara ve Ermeni diasporasının para transferlerine bağlı ekonomik açıdan zayıf bir ülkedir. Müslüman tehlikesi karşısında korunmak için Rus gücüne güveniyor. Dolayısıyla Ermenistan’daki Rus askeri üsleri ve Rusya ile stratejik ortaklık, Ermenistan dış politikasının mihenk taşı olarak kabul edilebilir. Hatta 26 Nisan 2018’de Russia Today sitesinin de bildirdiği üzere protesto gösterileri sırasında bazı protestocuların, Ermenistan’daki Rus askeri üssünün kaldırılmasına ilişkin yaptıkları açıklamalar bile muhalif lider Paşinyan gerçekliğinden bihaber bazı protestocuların gazını almaktan öte bir şey değildir. Kanıtı, Paşinyan’ın ülkedeki Rus askeri üsleri lehine destekleyici ve dostane açıklamalarda bulunmuş olmasıdır.

5- Ezcümle, protesto gösterilerinin yapısı, yerel niteliktedir ve iktidarı muhalefete teslim etmek amacıyla düzenlenmiştir. Önceki yönetim, Rus dostuydu, çünkü Sarkisyan, Rusya için bel kemiğiydi. Paşinyan, muhalefetteydi ve Sarkisyan, Rusya’ya daha yakındı... Ancak protesto gösterilerinin gücü, Rusya’yı daha yakın olandan daha uzak olanı kabule zorladı. Protesto dalgasında sürüklenen Rusya, muhalefeti kabul etti. Yukarıda belirtilen nedenlerden ötürü Rusya, Batının Rusya’nın Ermenistan’daki nüfuzuna sızmasının oldukça zor olduğundan emindi. Ancak Batının özellikle de Amerika’nın, alışılagelmiş birçok kötü amaçlı yöntemlerle yürütülen uluslararası sömürgecilik çatışmasında olduğu gibi, Ermenistan sahasını tek başına Rusya’ya terk etmesi beklenmiyor...

H.10 Ramazan 1439
M.26 Mayıs 2018

Devamını oku...

Trump’ın Nükleer Anlaşmadan Çekilmesi

Soru Cevap

Trumpın Nükleer Anlaşmadan Çekilmesi

Soru:

Bildiğimiz kadarıyla Amerika, kurumlar devletidir. Uluslararası politikada Amerika’nın ana hatlarını başkan değil, yönetim kurumları belirler. Amerika, İranla imzaladığı nükleer anlaşmayı bir zafer olarak kabul etmişti. Şimdi ise anlaşmadan çekilen Trump, bunu bir zafer olarak addetti. Bunu nasıl açıklayabiliriz? Lütfen bunu açıklar mısınız, teşekkür ederim.

Cevap:

Evet, her ne kadar karar vermede başkanın üslubu ön planda olsa da Amerika’nın uluslararası politikadaki ana hatlarını başkan değil, kurumlar yönetir. Fakat soruda, bu ana hatların üzerine oturtulduğu temele değinilmiyor. İşte cevabın püf noktası buradadır. Kurumlar devletinde bu temel, Amerikan çıkarlarıdır. Eğer Amerikan çıkarları gereği, belli şartlarda bir anlaşma imzalamak gerekiyorsa, kurumlar da başkan da bu anlaşmayı onaylar. Eğer Amerikan çıkarları gereği bu anlaşmanın iptali gerekiyorsa, kurumlar da başkan da anlaşmanın iptalini onaylar. Bunun açıklaması şöyledir:

1- İran, alternatifini bulana değin Amerikan ajanı zorba Beşşar rejimini korumak için kritik önemdeydi. Amerika, Suriye’deki halk hareketinin attığı İslami slogan ve dillendirdiği İslami yönetimden korkuya kapıldı. Tiranın devrilip yerine Suriye’de bir İslami yönetim kurulmasından, özellikle de 2015 yılında terazide halk hareketinin kefesinin ağır bastığı ve bölgeleri teker teker ele geçirdiği bir zamanda bölgedeki nüfuzunun yok olup gitmesinden tırstı... Bu yüzden Amerika, İran rolünü barizleştirmek ve İran’a uygulanan yaptırımları kaldırmak istedi. Ki kendisine tevdi edilen rolü yerli yerince oynayabilsin. Dolayısıyla Amerikan çıkarları, yaptırımların kaldırılması için böyle bir anlaşmanın imzalanması gerektirmişti. Anlaşmanın, bütün kriterlere göre İran’ı aşağılayıcı ve küçük düşürücü bir anlaşma olduğu aşikâr... Bunun en iyi kanıtı, önceki ABD başkanının yaptığı açıklamalardır. 14 Temmuz 2015’de imzalanan anlaşmanın hemen akabinde bir televizyon programına konuk olan ABD Başkanı Obama, Uzlaşmayla Tahran için nükleer silaha uzanan tüm yolların kapandığını söyledi... Anlaşmaya göre İrandaki santrifüjler üçte iki oranında azaltılacak, uluslararası gözetim altında depoya kaldırılacak, İran, nükleer malzemelerinin yüzde 98ni yok edecek, kuralları ihlal ederse yaptırımlar tekrar yürürlüğe konacak, IAEA, bütün faaliyet ve tesisleri sıkı bir şekilde denetleyecek yetkilere sahip olacak.[14.07.2015 BBC] 20 Temmuz 2015’de Güvenlik Konseyi’nin anlaşmayı onaylamasından sonra 22 Temmuz 2015’de yayınlanan soru cevapta, İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan Amerika’nın amacının ne olduğunu açıklamıştık. Bütün bunlar gösteriyor ki Amerika, bu anlaşmayla İrandan yaptırımları kaldırarak ve onunla açık ilişkilere girerek işlerini kolaylaştırmayı amaçlıyor. Ki İran rolünü oynamaya devam etsin. İranın bu rolü, Amerikanın işini kolaylaştıracak, yükünü hafifletecek, bölgedeki ülke ve halklara yönelik Amerikanın ayak oyunlarını örtbas edecektir. Böylece İran, Irak, Suriye ve Yemende olduğu gibi bugüne kadar perde gerisinden uyguladığı Amerikan politikasını artık şeffaf bir perde gerisinden ya da perde olmadan uygulayacaktır!Gerçekten de İran, sahte direniş, direnç ve iğrenç mezhepsel dürtü adı altında, açıkça ve herkesin gözü önünde Suriye, Irak ve Yemen’de Amerika adına kirli ve mücrim bir rol oynamıştır.

Bu yüzden o zaman ki Amerikan çıkarı, İran’ın ekonomik durumuna kolaylık sağlamak ve bölgede Amerikan planlarını aktif bir şekilde uygulamak için böyle bir anlaşmanın imzalanmasını gerektiriyordu. Amerika, İran’a uygulanan yaptırımların kaldırılmasından oldukça memnundu. Çünkü Suriye, zayıflayan zorba Beşşar rejiminden ötürü neredeyse Amerika’nın kontrolünden çıkmak üzereydi. Onun için Amerika, İran’dan devrilmekte olan zorba rejimi savunmasını istiyordu. Amerika, İran’a uygulanan yaptırımların kaldırılmasından oldukça memnundu, çünkü 2015 yılında Beşşar, kırılgan bir yapıdaydı ve neredeyse yok olmak üzereydi. Bu nedenle Amerika, Suriye’deki rolünü daha etkin hale getirmek için 14 Temmuz 2015’de İran ile bir nükleer anlaşma imzaladı. Dahası, 30 Eylül 2015’de Obama-Putin görüşmesi sonrası Rusya’yı askeri olarak Suriye’ye soktu ve alternatif Amerikan ajanı bulunana dek Beşşar rejiminin devrilmesini önlemek için Rusya’nın müdahalesine yeşil ışık yaktı.

2- Fakat şuan Amerikan bakış açışı değişti ve Beşşar, yükselişe geçti. Bu, Trump yönetiminde farklı bir bakış açışı oluşturdu. Kurtuluş arayışı içerisinde olan Irak ve Suriye halkına karşı doğrudan ya da dolaylı olarak başarılar elde ettikten sonra artık Amerika’nın İran’a doğrudan esasi bir rol verme ihtiyacı kalmamıştır. Görüldüğü gibi şuan ki şartlar değişti. Bu değişim, Obama döneminin sonuna doğru başladı. Türkiye ve Suudi Arabistan rejimleri Suriye’de doğrudan aktif rol üstlenmeye başladılar. Bu iki ülkenin, Suriye devrimine karşı kurduğu entrika, Rusya, İran, İran partisi ve devrimcilerin gücünü kıramayan Suriye rejiminin silahlarından çok daha tehlikeli ve şeditti. Türk ve Suudi rejimleri, karmaşık yöntemlerle rejimin zaferler elde etmesine olanak sağladı. İran rolü, Türkiye ve Suudi Arabistan öncesinde koşulları yöneten doğal rolüne nazaran geriledi... Böylece Amerika, İran için tek başına işleri kotaran değil, tamamlayıcı bir rol üstlenmesine karar verdi. Bu, Astana anlaşmalarında açıkça görülüyor. Amerika, çatışmasızlık bölgeleri adı altında Suriye devriminin ateşini düşürebildi. İşte bu, şuan Amerika’nın İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesinin nedenlerinden biridir. Çünkü Amerikan çıkarı, bölgede İran’ın rolünü hafifletici yeni koşulların altyapısını oluşturmak için anlaşmadan çekilmeyi gerektiriyor. Bu yüzden Trump, nükleer anlaşmadan çekilme niyetini göstermek için anlaşmanın İran’a haddinden fazla fayda sağladığını söyledi. Trump’ın iddiasına göre uzlaşma, İran’ın nükleer silah elde etmesine yardımcı oluyor. Trump, İran’la yapılan nükleer anlaşmadan çekildiğini açıklamak maksadıyla 08 Mayıs 2018 günü Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında, “Anlaşmanın sürmesinin, Ortadoğu’da bir nükleer silah yarışına yol açabileceğini savundu. İran’ın nükleer silaha sahip olmasından daha tehlikeli bir şeyin olamayacağını belirten Trump, Teoride bu anlaşma ABD ve müttefiklerini koruyacaktı. Bu anlaşma İranın uranyum zenginleştirme faaliyetlerine devam etmesini sağladı... Ancak gerçek olan şu ki tüm İranın ve İranlıların çıkarına olan yeni ve kalıcı bir anlaşma yapmak isteyeceklerdir. Bunu istedikleri takdirde ben de hazır, istekli ve yetkin olacağım... Görüşmelerimizden sonra İranı bu anlaşmayla nükleer silah elde etmekten alı koymayacağımızı anladık. Bu yüzden bu anlaşmadan çekildiğimizi açıklıyorum... Nükleer anlaşma İranın bölgedeki amaçlarını engellemedi. Başkanlık memorandumu imzalayacağım ve İrana ekonomik yaptırımları yeniden getireceğiz.dedi. Ve anlaşmayı imzalayarak ayağa kalktı. Trump, ABD tarihinin en kötü anlaşması. Bu anlaşma kusurlu bir anlaşma. Hakkında bir şeyler yapmalıyız. Şartları kabul edilemezdi. Anlaşmadan çekildiğimizde, kalıcı, sürdürülebilir ve kapsamlı bir çözüm arayacağız... Bu anlaşma felakettir. İran rejimine milyonlarca dolar verdiifadelerini kullandı. [08.05.2018 Sputnik, El Cezire] Trump’ın, İran nükleer anlaşmasından çekilmeyi haklı çıkarmak için kasten yalan ve abartılı cümleler kurduğu ve İran’ın yeteneklerini fazlasıyla abarttığı açıktır. Asıl sebebe değinmedi. Oysa şuan Amerikan çıkarı, İran rolünün cüceleştirilmesini, bölgedeki rolünün hafifletilmesini, Amerikan isteklerine uymak için de her an hazır ve nazır olmasını gerektiriyor... Bu duruma Amerikan politikasında sıkça rastlanır. Amerika, çıkarları doğrultusunda politikasında değişiklik ve tadilat yapar, tıpkı Rusya’ya karşı olduğu gibi. 30 Eylül 2015 tarihindeki Obama-Putin zirvesinden sonra Amerika, görevi Beşşar’ı korumak olan İran’a destek olmak için Rusya’ya Suriye’ye müdahale teklifinde bulundu. Böyle bir rol üstlenme arzusunda olduğunu görünce de Suriye’ye müdahalesine izin verdi... Fakat Rusya, verilen rolü istismar edip, sanki Amerika’dan bağımsız başına buyruk hareket ediyormuş gibi bir portre çizince, Amerika, çıkarı gereği haddini bildirmek için askeri saldırılar yoluyla Rusya’ya “bir ders verdi”. Nitekim 14 Nisan 2018 tarihinde yayınladığımız soru cevapta bunu etraflıca açıkladık: Amerikanın Suriyeye yönelik saldırısı, Suriyedeki kimyasal silah tesislerini vurmaktan daha ziyade Rusyayı uslandırmak içindi. Bugün sabaha karşı yaklaşık 10 hedef vuruldu. Ancak medyada bu sabah bazı askeri uzmanların yaptığı yorumlara göre vurulan hedeflerin çoğu, kimyasal fabrika ya da araştırma merkezleri değil askeri noktalardı.Amerikan politikasının, çıkarları doğrultusunda değişiklik arz etmesi oldukça meşhurdur.

3- Sonra burada Amerikan çıkarlarının gerektirdiği başka bir durum daha var. Amerika, Yahudilerin işgal altındaki Filistin ve Kudüs saldırısı hakkında gündemi saptırmak istedi. Uzun zamandır Amerika, Büyükelçiliğini Kudüs’e taşımanın hazırlıklarını yapıyordu. Ancak iki devletli çözüm ve Kudüs’ün bölünmesi beklentisiyle büyükelçiliğinin taşınmasını erteliyordu. Şimdi Amerika, iki devletli çözümden başka bir çözüm ön görüyor. İki devletli çözümde bazı tadilatlar ve rötuşlar yaptı, yüzyılın anlaşması adı altında farklı çözümler sundu. Bu çözüm doğrultusunda daha önce onaylanan büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararını yürürlüğe koydu. Bu durumun verdiği hassasiyeti hafifletmek istemesi nedeniyle Amerika, 21 Mayıs 2017’de Ruveybida yöneticiler ile yapılan zirvede İran’a yüklendi ve rolünü abarttı. Zirvede Trump, Yahudiler ile Suudi rejimi ve diğer rejimler arasındaki barış anlaşmasına meşruiyet kazandırmak için 55 İslam ülkesinin lider ve temsilcilerine hitaben bir konuşma yaptı. Filistin sorununa ilişkin belli bir çözümü yürürlüğe koyma talimatı verdi. Ancak henüz bu çözümün ne olduğunu kamuoyuna açıklamadı. Suudi rejimi de bu çözümü pazarladı ve onaması için Filistin yönetimine baskı yaptı. Başka bir deyişle Trump, Filistin, İsra ve Miraç topraklarını gasp eden Yahudi varlığı yerine İran düşmanlığı üzerine yoğunlaştı. Trump’ın peşinden giden Suudi Arabistan da söylemlerini destekleyerek pazarlamasını yaptı... Dolayısıyla Amerikan çıkarı, İran’ı küçük düşürücü anlaşma değil de güçlendirici bir anlaşmaymış gibi İran nükleer anlaşması konusunu abarttı. Oysa Trump ve başkalarının, bu anlaşmadan başka İran’ı daha küçük düşürücü bir anlaşma bulmaları oldukça zordur...

Amerika’nın, bölgede Yahudi varlığı yerine düşman olarak İran üzerine odaklandığı görülmektedir. Örneğin Amerika, İran’da meydana gelen protesto gösterilerinde, gösteriler üzerine odaklaştı ve protesto dalgası üzerinde sörf yaptı. Hâlbuki bölgede İran’ın oynadığı rolün, çok iyi etüt edilmiş bir Amerikan politikası olduğu bilinmektedir. Amerika’nın, İran’daki protesto dalgasında sörf yapması, rejim değişikliğinden daha ziyade başka amaçlar içindi. 11 Ocak 2018 tarihli soru cevapta biz bunu açıkladık: 6- Peki neden o zaman Amerika, protesto dalgasında sörf yaptı ve mal bulmuş Mağribi gibi gösterilere dört elle sarıldı? Bunun iki önemli nedeni var: Birincisi: Filistin sorunu ve Trumpın Kudüs açıklamasından sarfı nazar etmek ve bölgeyi İran meselesiyle oyalayıp onu bölgede öncelikli düşman haline getirmek. İrana odaklanma, Filistin gaspçısı Yahudi varlığını gözlerden ırak eyleyecek ya da gözden düşürecektir... İkincisi: İranla mücadele ve bölgedeki ajanlarını İran tehlikesinden koruma bahanesiyle ajanlarının Amerikan uydusu olarak kalmalarını sağlamak için bir gerekçe üretmek. Onun için Kudüsü, iman edenlere düşmanlık etmede insanların en şiddetlisi durumdaki Yahudi varlığının başkenti olarak ilan eden Trumpın bu kararı, aslında Amerikan ajanlarının sırtlarına vurulmuş sert bir yumruktur... Kudüs, Müslümanların göz bebeğidir. Trumpın bu açıklaması karşısında sessizlik postuna bürünme, dostluk ve sevgi gösterisinde bulunma, Amerikan ajanları olarak kalma, bu ajanlar için büyük bir skandaldır... İşte bu yüzden Trump, gittikçe tırmanan İran karşıtı açıklamalar yapmaktadır ki ajanları, Kudüs hakkındaki açıklamasına rağmen Amerikan yanlısı ve ajanı olarak kalma gerekçesi için o açıklamalara tutunsunlarOnların, Trump azılı düşman İranla mücadele etmektedir sözlerinin anlamı da budur! Mazeretleri özürlerinden beter.

قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ  Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hale geliyorlar?[Münafikün 4]

4- Kuşkusuz nükleer anlaşmada mihenk taşı Amerika’dır. Avrupa ise, Amerikan versiyonu anlaşmayı kabul edip, herhangi bir taraf gibi sadece anlaşmaya imza atmakla yetindi. Yani geri dönüşümle yetindi! Nükleer uzlaşma müzakereleri sırasında Avrupa’nın pozisyonunu, 22 Temmuz 2015 tarihli soru cevapta açıkladık. Açıklamadan sonra şöyle dedik: İşte böylece Avrupalıların önünde, -bu Amerikan-İran nükleer anlaşmasını engelleyemeyeceklerini veya Amerikan nüfuzuna karşı etkili olamayacaklarını kavradıktan sonra- içinde bulundukları finansal sıkıntılar sürerken yatırımlar ve projeler kaparak ganimet elde etmek üzere İrana doğru hareket etmekten başka çıkar yol kalmamıştır. Yine bu sayede aynı zamanda, Amerikan nüfuzunun yanı başına kısmen de olsa Avrupa nüfuzunu uzun vadede geri getirmek için İran içinde çalışma imkânı da bulacaklardır...Nükleer anlaşmayı istismar eden Avrupa, İran’a ticari açılım başlattı. Avrupa ile İran arasındaki dış ticaret dengesi arttı. Anlaşmadan önce ve yaptırımlar sırasında Amerika ile olan ticari ilişkileri diğerlerine nazaran azdı. İşte Trump’ın alelacele anlaşmayı iptal etmesinin üçüncü sebebi de, Avrupa’ya özellikle ticari açıdan darbe indirmekti... 7 Mayıs 2018’de Trump, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, İran anlaşmasıyla ilgili kararımı yarın saat 14.00te Beyaz Sarayda açıklayacağımifadesini kullandı. Daha önceki açıklamalarında Trump, İran’la nükleer anlaşma konusunda 12 Mayıs’ta nihai kararını açıklayacağını belirtmişti. Belli ki Trump’ın, nükleer anlaşmadan çekilme tarihini öne çekmesinin nedeni, nükleer anlaşmadan çekilmeyi önlemek için Avrupa’nın gösterdiği çabalardı. El Arabi El Cedid sitesinin Axios sitesinden aktardığına göre, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, 4 Mayıs 2018 Cuma günü Fransız, İngiliz ve Alman mevkidaşına başkan Trump’ın ülkesini nükleer anlaşmadan çekme niyetinde olduğunu bildirdi. Trump, geçtiğimiz aylarda anlaşmada olası bir değişiklik yapma konusunda ABD’li müzakerecilerle varılan karşılıklı anlayışı reddetti. Amerika, Avrupalılarla ortak bir anlayış ve işbirliğini kabul etmedi. Hatta onları kale bile almadı. Bu da Amerika’nın başka hesabı olduğunu gösterir. Avrupalılar ile işbirliğinden ziyade onları bu konuda ekarte etmek istedi.

5- Avrupa, anlaşmanın iptal edilmesi halinde anlaşmanın vereceği ticari zararın siyasi zarardan daha çok olacağını fark etti. Onun için Trump ile görüşen Avrupalı liderler, Trump’ı anlaşmadan çekilme konusunda caydırmak için gayret sarf ettiler. Bu nedenle Macron, Amerika’ya gitti ve ABD başkanını anlaşmadan çekilme niyetinden caydırmak için çalıştı, ancak başarılı olamadı. Ardından Almanya Başbakanı Merkel, Amerika’ya gitti. Her iki lider de ABD’ye taviz verdi, ama tavizler kabul görmedi. Dolayısıyla Avrupa pozisyonunda zayıflık olduğu görüldü. Sonra İngiltere, harekete geçti, Macron ve Merkel ile bir telefon görüşmesi yaptı. Hep birlikte İran nükleer anlaşmasına bağlı kalacaklarını açıkladılar. Daha sonra İngiltere Dışişleri Bakanı Johnson, Amerika’yı ziyaret etti ve anlaşmanın dünyayı daha güvenli kılacağını açıkladı. İngiltere daha güçlü hareket etmeye başladı. Onun için Trump, Avrupa’nın bu çabasına engel olmak için anlaşmaya ilişkin tutumunu 12 Mayıs’tan 8 Mayıs tarihine çekti ve o gün gerekli açıklamasını yaptı. Avrupalıları hesaba bile katmadı. Çünkü Amerikan kurumları, bu üç nedenden ötürü anlaşmanın iptal edilmesinin Amerikan çıkarına olacağını düşündü.

6- Tepkilere gelince, şu şekildedir:

A- Avrupa, üzüntülü, endişeli ve kaygılı! Almanya Başbakanı Merkel “Trumpın anlaşma ile ilgili aldığı karar, üzüntü ve kaygı verici... Bu anlaşmaya sadık kalacağız ve İranın yükümlülüklerini yerine getirmesi için çalışacağız. Almanya, İngiltere ve Fransa ile işbirliği içinde böyle bir karara vardı... Ortak diyalogla bir çözüm yoluna varılmalı... Avrupa, dış ve güvenlik politikasında daha fazla sorumluluk üstlenmek zorundaifadelerini kullandı. Almanya’nın, İran’ın nükleer anlaşma kapsamındaki taahhütlerini yerine getirmesi için çaba göstereceğini vurguladı ve İran’ın anlaşmaya ilişkin yükümlülüklerini yerine getirdiğini belirtti. İran ile nükleer anlaşmanın sorgulanmaması gerektiğini ancak orijinaline uygun şekilde daha kapsamlı bir anlaşma için konuşulması gerektiğini kaydetti.” [09.05.2018 Reuters, dpa] Merkel, Avrupa’nın Amerika karşısında başarısız olmasından duyduğu hayal kırıklığını ve anlaşmadan çekilme işleminin sonuçları hakkında kaygılarını dile getirdi. Avrupalılar, yukarıda da belirtildiği gibi, Trump’ı çekilme kararından caydırmak için Amerika’ya karşı en üst düzeyde seferber oldular. İran’la yeniden müzakere yapılması önerisinde bulunarak Trump’ın gönlünü çelmeye çalıştılar. Ama Trump, onların tuzağına düşmedi, dahası, anlaşmaya ilişkin tutumunu açıklayacağı tarihi öne çekerek Avrupalıları şaşırttı. Böylece Avrupalılar, Amerika karşısında zafiyet gösterdiler.

Daha sonra 2018 Mayıs’ın ikinci haftasında, Avrupa’dan, Amerika’nın anlaşmadan çekilmesinden duyulan hayal kırıklığı ve dehşeti yansıtan çelişkili ifadeler geldi. Öte yandan bazı açıklamalarında meydan okudukları da görüldü. Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Bugün yapılan “yeni yaptırımlar”açıklamasıyla ilgili olarak özellikle endişeliyim.dedi. Mogherini, AB anlaşmayı korumaya kararlıdır ve hep birlikte, uluslararası toplum olarak nükleer anlaşmayı koruyacağız.şeklinde konuştu.” [08.05.2018 Reuters] Trump’ın kararını değerlendiren Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, “Nükleer anlaşma ölmedi dedi ve Pazartesi günü İngiltere, Almanya ve İran’ın anlaşmayı kurtarmak için görüşeceğini duyurdu... Görüşmede İran’ın balistik füze programı ve diğer konular ele alınacak. Le Drian, Nükleer anlaşmanın sürdürülmesi gerektiğini belirterek, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun (UAEA) yaptığı denetimlerde İranın anlaşmaya uyduğunun görüldüğünü anımsattı.[09.05.2018 el-Cezire] Tutumlarını açıklamak için ortak bir bildiri yayınlayan İngiltere, Fransa ve Almanya, bildiride Hükümetlerimiz anlaşmaya uyulmasını temin etmeye bağlı kalacak ve geri kalan bütün taraflar ile de bunun böyle olmasını temin etmek için çalışacağız. Buna, anlaşmayla bağlantılı olan ekonomik faydalardan İran halkının yararlanmayı sürdürmesini sağlamak da dâhildir.denildi. [09.05.2018 el-Cezire] Johnson, İngiltere parlamentosunda yaptığı açıklamada, Washingtonun nükleer anlaşmadan çekilme kararı anlaşmaya ilişkin tavrımızı değiştirmeyecek. Anlaşmadan çekilme niyetimiz yok. ABDye, İranla nükleer anlaşmanın diğer ülkeler açısından uygulanmasını engellememe çağrısında bulunuyorum. Anlaşma İngiltere güvenliği açısından hayati bir önem taşıyor.dedi. [09.05.2018 Guardian] Bu tutumlar, Avrupa’nın meydan okuyacağı ve sebat edeceğini göstermektedir.

Öte yandan, Avrupa’dan yapılan bazı açıklamalarda ise, geri adım atma, yumuşama ve şirketlerine karşı korktukları görüldü. Alman Federal Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Norbert Röttgen, İran ile yapılan nükleer anlaşma kurtarılamaz, Amerika olmaksızın bu mümkün değil. Çünkü İran ile ticari ilişkilerini sürdüren Avrupalı şirketler, Amerikanın sert yaptırımlarına maruz kalabilirler. O zaman bunun bedeli telafi edilemez” dedi. Ve şöyle bir uyarıda bulundu: Dolayısıyla etkilenen şirketler, büyük olasılıkla ya yatırımlarını hızla durduracaklar ya da ülkeden tamamen ayrılacaklardır.” [09.05.2018 Der Spiegel] RTL radyosuna konuşan Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, İran, ekonomik fayda karşılığında nükleer faaliyetlerine kısıtlama getirilmesini kabul etti. Avrupalılar bunu korumaya çalışacaklar... Yetkililer birkaç gün içinde İranda faaliyet yürüten Fransız şirketleri ile bir araya gelerek, şirketleri ABD yaptırımlarından korumak için nasıl yardımcı olabileceklerini tartışacaklar.dedi. Dolayısıyla Avrupalılar, elde ettikleri ekonomik kazanımın akıbetinin ne olacağı konusunda endişeliler.

B- İran’ın tutumuna gelince, açıktır ki belli bir dereceye kadar nispeten sakindi ve Avrupa’ya eğilim göstermedi. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Trumpın işi psikolojik savaş ve ekonomik baskı uygulamak. Ancak biz Trumpın başlattığı bu psikolojik savaş ve ekonomik baskılardan İran halkının etkilenmesine izin vermeyeceğiz. İranın istekleri yerine getirilmesi durumunda anlaşmaya ABD olmadan diğer taraf ülkelerle de devam edebiliriz. Bu kararı almak için bir kaç hafta bekleyeceğiz. Anlaşmayı imzalayan ve ona bağlı kalan diğer üyelerle diyalogumuzu sürdüreceğiz. Her şey milli çıkarlarımıza bağlıdır. Halkımızın anlaşmadaki çıkarları temin edilirse süreci devam ettireceğiz. Söz konusu anlaşma İran milletinin çıkarlarını içermeyen bir kâğıt parçası olursa, o zaman önümüzde açık bir yolumuz var.” dedi. [09.05.2018 İran devlet televizyonu] İran Meclis Başkanı Ali Laricani da, Avrupa daha önce Amerikan baskısına boyun eğdi. 2012-2015 yılları arasında önceki uluslararası yaptırımlar sırasında Avrupalı şirketlerin çoğu, kepenk indirdi... Anlaşmanın korunmasıyla ilgili yaptıkları açıklamalara fazla güvenemeyiz. Ancak İranın politik barışçıl bir çözüme ulaşmak için tüm yolları denediğini dünyaya göstermek amacıyla birkaç hafta boyunca bu test etmeye değer.” şeklinde konuştu. [09.05.2018 DW] İran, Avrupalıların tutum ve kararlılığından emin değil. Yaptırımlar uygulandığında çıkarlarının zarara uğramasından korkuyor.

C- Rusya’ya gelince, Trump karşıtı tutumu Avrupalıların tutumuyla bir ve aynı değil. Tek başına bir tutum aldı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, düzenlediği basın toplantısında, Trumpın kararı karşısında hayal kırıklığı yaşadık... Anlaşmayı iptal etmenin hiçbir gerekçesi yok, olamaz da... Nükleer anlaşmanın diğer tarafları ile işbirliğini sürdürmeye hazırız. İran ile de ilişkilerimizi geliştirmeye devam edeceğiz. diye konuştu. [09.05.2018 el-Cezire] Rusya, çekinerek de olsa diğer taraflarla yani Avrupalılar ile işbirliği yapmaktan söz ederken, ama onlarla da temasa geçmiş değil. Avrupalılar, Rusya olmadan İran ile bir araya gelmeye ve müzakere etmeye karar verdiler. Rusya’nın tutumu, sıkıntılı bir durumda. Bu konuda Amerika ile birlikte hareket edemiyor, çünkü bu, çıkarlarına ve İran politikasına ters. Avrupalılar ile birlikte hareket de edemiyor, çünkü Avrupalılar, Rusya ile ilişkileri gerginleştirmek için uğraş verdiler ki Amerika, Avrupalıları izole etmek için Rusya’yı kendilerine karşı kullanmasın.

D- Çin’in tutumuna gelince, Çin Hükümeti Özel Temsilcisi Gong Xiaosheng, İran nükleer anlaşmasında yer alan bütün taraflar anlaşmaya sadık kalmalı ve anlaşmazlığın çözümü için diyalog ve müzakere yolu kullanmalıdır dedi ve Çin’in, anlaşmaya imza atan tüm ülkeler arasında işbirliğini ilerletmeye hazır olduğunu” söyledi.[09.05.2018 Xinhua] Bu, bulanık genel bir açıklamadır. Bu açıklamayla Çin, anlaşmadan çekilme karşıtı Avrupa ülkeleri tarafında yer almadığı gibi, dahası ABD ile Avrupa arasında denge politikası kurdu. Çünkü Çin, Amerika karşısındaki uluslararası zayıf pozisyonlarından ötürü Avrupa ülkelerine güvenemiyor. Sadece ticari ilişkilerini düşünüyor.

Özetle: Trump, İran ve İran çıkarları için bir zafer ve itibarını yüceltme anlamına geldiği gerekçesiyle nükleer anlaşmadan çekilmedi. Tam tersine Obama döneminde imzalanan bu anlaşma, gerçekte İran için bir zillet, nükleer projesi için de utanç verici bir tavizdir. Trump’ın anlaşmadan çekilmesinin nedeni, Amerikan çıkarlarıdır. Yukarıda da belirtilen üç faktörden ötürü Amerikan çıkarı anlaşmadan çekilmeyi ön görüyor:

A- Özellikle 2015 yılında gerek duyulan İran rolüne, artık 2015’teki gibi gerek yok...

B- Amerika’nın İran düşmanlığı, Yahudi varlığı düşmanlığı yerine geçmesi için Suudi Arabistan ve benzerleri karşısında İran düşmanlığını şişirmek...

C- İran’a ticari açılım gösterip Amerika’daki ticari ilişkilerini hafifletmek için anlaşmayı istismar eden Avrupa’yı özellikle ticari açıdan uslandırmak...

Amerika ve Batı, kâfir ve müşrik ecdadı gibidir. Hiçbir ahit gözetmezler, anlaşmaya sadık kalmazlar. Hiç bir zaman ahit ve antlaşmaları bozmaktan korkmazlar. Ahit ve anlaşmaya sadık kalmayı farz kılan İslam’ın değer ve hükümleri karşısında bunlar nerede? Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَوْفُوا بِالْعُقُودِEy iman edenler! Anlaşmalara sadık kalınız[Maide 1] Yeryüzünde çokça bozgunculuk çıkaran, kullara zulmeden, ekin ve nesli yok eden kâfirlerden sonra bugün insanlık gerçekten hiç olmadığı kadar Raşidi Hilafet Devletine muhtaç. Hilafet Devleti, anlaşmalara sadık, ahitlere bağlıdır. İnsanlar arasında adalet, emniyet ve güvenliği yayar... Hadi ey Müslümanlar! Hilafeti kurun. Hilafet, zafer, izzet ve şan demektir. Şüphesiz Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Halifenin ümmeti her türlü kötülük, zafiyet ve zülden koruduğunu belirtti.

إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِİmam bir kalkandır, arkasında savaşılır ve onunla korunulur.[Müslim]

H.27 Şa’bân 1439
M.13 Mayıs 2018

Devamını oku...

Muhammed bin Selman’ın İngiltere, Amerika ve Fransa Ziyareti

Soru Cevap

Muhammed bin Selmanın İngiltere, Amerika ve Fransa Ziyareti

Soru:

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Fransa ziyaretini tamamladı. Ziyaret, 09 Nisan 2018 Pazartesi günü başladı, 10 Nisan 2018 gününe kadar devam etti... Daha önce Muhammed bin Selman, 07 Mart 2018de İngiltereye üç günlük bir ziyaret gerçekleştirmişti. 20 Mart 2018den 08 Nisan 2018 gününe kadar da Amerikayı ziyaret etti... Ziyaretler sırasında devlet başkanları gibi ağırlandı. Peki, bu ziyaretlerin arka planında neler oldu? Ziyaretlerin çıkarları farklı kesimlere dönük olması oldukça ilginç, pekâlâ ortak paydaları ne? Lütfen açıklar mısınız? Allah mükâfatınızı artırsın.

Cevap:

Muhammed bin Selman’ın ABD ziyareti, kasıtlı bir ziyarettir. İngiltere ziyareti, gönül alma ziyaretidir, çünkü Suudi Arabistan’da İngiliz ajanlarına yönelik etkili bir tasfiye operasyonu yürüttü... Fransa ziyareti ise, Amerika ve Avrupa’da büyük ülkeleri ziyaret ederek kendisine şöhret ortamı yaratmak için geçerken uğradım türünde bir ziyarettir.

Birincisi: Muhammed bin Selmanın İngiltere Ziyareti:

Muhammed bin Selman’ın İngiltere ziyareti, 07 Mart 2018’den 10 Mart 2018’e kadar sürdü. Başlangıçta da belirttiğimiz gibi ziyaret, İngiltere’nin gönlünü alma ziyaretidir. Çünkü Muhammed bin Selman, İngilizlerin Suudi Kraliyet ailesi içerisinde derin ve güçlü köklere sahip olduklarını biliyor. İngilizler, Selman için problem yaratabilirler... O nedenle az da olsa belli ölçüde bazı ekonomik rüşvetler vererek ortamı yatıştırmak için İngiltere’ye bir ziyaret gerçekleştirdi...

Yapılan ortak açıklama, bazı ekonomik rüşvetler dışında ziyaretin sıradan bir ziyaret olduğunu, muğlak genel sözcükler kullanılarak mutat anlaşmalar imzalandığını gösterir. Örneğin ortak açıklamada şöyle geçmektedir:

A- Rutin ortak açıklamada alışılagelmiş bazı genel konular:

- İngiltere, Suudi 2030 Vizyonu ve Krallığın Ekonomik ve Sosyal Reform Programı’na verdiği güçlü desteğin altını çizdi... Çarşamba günü Prens Muhammed bin Selman ve İngiltere Başbakanı Theresa May, düzenli yıllık diyalog için ana mekanizma olarak Stratejik Ortaklık Konseyi’nin kurulduğunu açıkladı... Suudi Arabistan, anaokulu, ilk ve orta öğretimden yükseköğretim ve mesleki eğitim becerilerindeki mükemmeliyete kadar İngiltere’nin eğitim sektöründeki deneyim ve tecrübesini takdirle karşılar... Suudi Arabistan, İngiltere’nin sağlık sektöründeki deneyiminin farkındadır... İngiltere, Aramco’nun Suudi Arabistan’ın ekonomik reform planının bir parçası olarak başarılı bir şekilde dâhil edilmesinin önemini belirterek övgüde bulundu... Suudi Arabistan, önemli bir küresel finans merkezi olan Londra’nın bu pozisyonunu destekler... Londra Menkul Kıymetler Borsası ile Suudi Menkul Kıymetler Borsası, borsaların gelişimine yardımcı olacak kapasite geliştirme ve eğitim önlemleri programı konusunda “alışverişte” bulunmak üzere anlaşmaya vardı... Suudi Arabistan ve İngiltere, savunma ve güvenlik ilişkisinin öneminin yanı sıra bunun güvenlik ve bölgesel istikrarın sağlanmasında oynadığı role vurgu yaptılar... İki ülke, teröristler ve radikallerin savunmasız grupları etkilemek için izlediği yolları anlama ve bilgi alışverişinde bulunma yoluyla terörizm ve radikalizmle mücadele çabalarına yoğunlaşma kararlılıklarını dile getirdiler... İki hükümet, aralarındaki işbirliği ve ortaklığı derinleştirmek için bir dizi mutabakat zaptı imzaladı... Ayrıca iki ülke arasında 48 adet Eurofighter Typhoon model savaş uçağı satın alımı için ön anlaşma imzalandı... İki ülke, İran’ın diğer devletlerin iç işlerine müdahale etmemesi ve iyi komşuluk ilişkilerinde bulunması gerektiğini belirtti...

B- Sorunların ayrıntılı çözümü üzerinde durmayan ya da sınırlandırılmamış genel olarak geçen bazı politik ve güvenlik konuları:

- İki ülke, KİK barış girişimi, ulusal diyalog sonuçları ve Yemen’in güvenliğini ve toprak bütünlüğünü güvence altına alan Güvenlik Konseyi’nin 2216 sayılı kararı doğrultusunda Yemen krizine siyasi çözüm bulmanın önemine vurgu yaptı. Taraflar, BM Yemen Özel Temsilcisi olarak yeni atanan Martin Griffiths’e verdikleri güçlü desteği ifade ettiler... Taraflar, insani yardımın engelsiz bir şekilde ulaşmasına izin vermesi için uluslararası toplumun Husi milisler üzerinde baskı kurmasının önemi konusunda mutabakata vardılar... İngiltere, Arap koalisyonu saldırılarını uluslararası insancıl hukuka uygun olarak yürütme konusunda Suudi Arabistan’ın kararlılığını memnuniyetle karşıladı... İki ülke, Arap barış girişimi ve ilgili BM kararları uyarınca iki devletli çözüme olan bağlılıklarını yinelediler.

C- Prens Selman’ın İngilizlerin adamlarına karşı yürütmüş olduğu operasyon nedeniyle gönül alma amaçlı bazı ekonomik konular:

- Suudi Arabistan ve İngiltere, 2030 vizyonunun gerçekleştirilmesini desteklemek için uzun vadeli ortaklık kurma konusundaki ortak arzusunu dile getirdi. Ortaklık, Kamu Varlık Fonu ve ikili ticaret yoluyla Suudi Arabistan ile İngiltere arasındaki yatırım ve fırsat olanaklarının değerlendirilmesi dâhil bir dizi alanı kapsıyor... 10 yıl boyunca bu fırsatların 100 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Kamu Varlık Fonu, 30 milyar dolara kadar varan doğrudan yatırımlar yapmayı hedefliyor.

- İngiltere ve Suudi Arabistan, ziyaret sırasında imzalanan çok sayıda önemli iş anlaşmalarını memnuniyetle karşıladı. 2 milyar doları aşması beklenen iş anlaşmaları, Suudi Arabistan ve İngiltere’nin gelişimine katkı sağlayacak ve yeni istihdamlar yaratacaktır.

Tüm bunlardan açığa çıkmaktadır ki Muhammed bin Selman’ın İngiltere ziyaretinin amacı, gönül alma ve yatıştırmadır. Belli oranda etkili bazı ekonomik vaatler dışında ziyarette yapılan açıklamaların çoğu klasik genel ifadelerdir.

İkincisi: Muhammed bin Selmanın Amerika Ziyareti:

Prens Selman’ın Amerika ziyaretini gözlemleyenler, Amerika’nın Selman’ı itaatkâr bir köle kalıbına sokmak istediğini görür... Amerika, Prens Selman’ın yüzüne karşı hakaretler yağdırıyor, o ise sadece gülümsüyor. Amerika, şantaj yapıyor, o ise sadece teslim bayrağını çekiyor. Şöyle ki:

1- 23 Ocak 2015’te kardeşi Abdullah’ın ölümünün ardından kral koltuğuna oturan Selman, hem kendisi hem de kendisinden sonra gelecek olanların koltuğunu sağlamlaştırmak için hızlı adımlar attı. İngiliz yanlısı kardeşi Mukrin bin Abdülaziz’i veliahtlıktan azledip oğlu Muhammed bin Selman’ı veliaht olarak atadı ve yetkilerini güçlendirmek için pek çok yetkisini oğluna devretti. Muhammed bin Selman’ın rakibini ya da İngiliz yanlısı kraliyet ailesi üyelerinden birçoğunu izole edip azletti. Amerika’ya olan güçlü sadakatini gösterdi... Kral Selman, ikinci bir adım daha attı. Prens Selman ve yeteneklerini Amerikalılara belgelemek, yakından tanımalarına olanak sağlamak, ABD’ye olan sadakat ve ihlasının boyutunu göstermek için Prens Selman’ı Trump’ın resmen Amerikan Başkanı olmasından sonra 15 Mart 2017’de Washington’a gönderdi. Trump, Prens Selman’ı yardımcısı Pence ve ulusal güvenlik danışmaları huzurunda Beyaz Saray’da en üst düzeyde ağırladı. Prens Selman’ı desteklediğini açıkladı... Kral Selman, 4 Kasım 2017 günü yeni bir daha adım attı. Prens Selman’ın yetkilerini güçlendirmek amacıyla İngiliz ajanlarının kanatlarını budadı. Onları Prens Selman’ın hegemonyasına boyun eğdirdi, aşağıladı, hesaplarını dondurmakla tehdit etti. Yüzlerce prens, bakan, üst düzey yetkili ve işadamını yolsuzlukla mücadele bahanesiyle gözaltına aldı. Bunlardan 100 milyar dolar topladığını açıkladı. Amerika’ya olan sadakatini güçlendirmek, bağlarını pekiştirmek, fiiliyatta kral olarak atanmanın son hazırlıklarını yapmak için sondan bir önceki adım olarak da Washington’a ikinci bir ziyaret gerçekleştirdi. Yakında kral olması bekleniyor... Yabancı ülkeler ziyaretine başlayan Prens Selman, bu ziyaretlerde krallar gibi ağırlandı. Nitekim 04 Mart 2018 günü Mısır, 07 Mart 2018 günü de İngiltere ziyareti sırasında İngiliz kraliçesi tarafından kabul edildi... 3 haftalık Amerika ziyareti ve ağırlanışı bunu teyit eder. Hatta Trump, bu konuya dikkat çekti. Suudi Veliaht Prens’e seslenen Trump, Son Beyaz Saray ziyaretinizden bu yana çok önemli gelişmeler yaşandı. O zaman Veliaht Prenstiniz, şu anda onun ötesindesiniz.ifadelerini kullandı. [21.03.2018 Sputnik]

2- Prens Selman, Washington’a iner inmez 20 Mart 2018 günü ABD Başkanı Trump ile görüştü. Trump, Muhammed bin Selman’ı karşılaması sırasında gazetecilere yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan Veliaht Prensini karşılamak büyük bir onur. Aramızda güçlü bir dostluk ve ilişki var... Geçen mayıs Suudi Arabistan ziyaretim sırasında sizinle görüştük. Bu ziyarette Suudi Arabistan bize 400 milyar dolar vaat etti. Büyük olasılıkla bu ilişki, önemli yatırımlarla daha da güçlenecek... Suudi Arabistan çok zengin bir ülke, umarız bu zenginliği bir kısmını istihdam sağlayarak ve dünyanın en mükemmel askeri teçhizatımızdan satın alarak bizimle paylaşırlardedi. Muhammed Bin Selman da Biz, Ortadoğuda Amerikanın en eski müttefikiyiz ve 80 yıldan fazla süredir büyük çıkarlar, politik, ekonomik, güvenlikte beraberiz, ilişkinin temeli gerçekten büyük ve derin... Ve bildiğiniz gibi Sayın Başkan, başkan olduğunuz ilk günden itibaren önümüzdeki dört yıl içinde 200 milyar dolarlık işbirliği planladık, ancak 400 milyar ile devam ediyor” şeklinde konuştu. [20.3.2018 CNN] Amerika, Suudi Arabistan’a şantaj yapmakta, emanete ihanet eden, ümmeti kandıran yöneticiler eliyle Müslümanların zenginliğini yağmalamaktadır... Trump ve Amerikalılar, kâfirlerle dost ve müttefik olduğunu açıklayan, Orta Doğu’da Amerikalıların nüfuzunu korumak için onların uşaklığını yapan, ekonomik finans sağlayan ve savunma harcamalarını karşılayan Suudi hanedanı aracılığıyla Müslümanların parasını hortumlamakla ilgileniyorlar.

3- Trump, Muhammed bin Selman’ın önünde basın mensuplarına üzerinde Suudi Arabistan’ın Amerika’dan satın alacağı ve yakında teslim edilecek silahların olduğu kartondan bir pano gösterdi. İmzalanan milyarlarca dolarlık anlaşmayı ve teslim edilecek silahların türünü tek tek sayan Trump, Bu tutar sizin için kırıntıdırdedi. Trump, Silah üretimlerinden dolayı ABDde ilave 40 bin istihdam yaratılacağınısöyledi. [21.03.2018 Sputnik] Trump’ın bir tek tabloya ip takıp Muhammed bin Selman’ın boynuna asmadığı kaldı. Sanki sana verdiğimiz destek, verdiğin para, yeryüzünü mubah sayman ve itirazsız emrettiğimiz her şeyi yapman oranındadır mesajını vermek istedi. Trump’ın bu hareketi, Muhammed bin Selman’a bir hakarettir. Prens Selman, bu hakarete aptal gibi gülümseyerek karşılık verse de Trump, pervasızca ve saygısızca davranışını sürdürdü.

4- Amerika ziyareti sırasında Muhammed bin Selman, Trump yönetiminden üst düzey yetkililerle ve diğer önemli sektörün yöneticileriyle görüştü:

A- ABD Savunma Bakanı Jim Mattis ve ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford ile görüşen Muhammed Bin Selman, görüşmede bu ikisine Amerika’ya olan sadakatini bildirdi. Selman, “Bugün karşılaştığımız meydan okumalar, iki ülkenin karşı karşıya kaldığı ilk meydan okuma değil. Bugün gerek Orta Doğu gerekse dünyada, İran ve terör örgütlerinin ciddi bir meydan okuması ile karşı karşıyayız.” ifadelerini kullandı. [24.03.2018 El Viam] ABD Savunma Bakanı Mattis de Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’a Yemendeki iç savaş için barışçıl bir şekilde çözüm arayışları konusunda acil çabaları tekrar harekete geçirmeliyiz. Bu konuda sizi (Suudi Arabistanı) destekliyoruz.Biz de bu savaşı bitireceğiz önemli olan bu. Bunu, Yemen halkına ve yarımadadaki ülkelerin güvenliği için olumlu olacak koşullarda bitireceğiz.” dedi. [22.03.2018 Reuters] Amerika, Yemen meselesinde henüz nihai hedefine ulaşmış değil. Amerikan hedeflerini gerçekleştirme misyonunu üstlenen Suudi Arabistan, hâlâ çıkmazda ve bu açmazdan kurtulmuş değil. Bu sorunu bitirmek ve Suudi Arabistan’ı sağ salim bu sorundan çıkarmak, Muhammed bin Selman’ın koltuğunu sağlamlaştıracaktır...

B- Muhammed bin Selman, bir dizi Amerikan medyasına mülakat verdi. Gazetelere verdiği mülakatında Amerika’ya olan güçlü bağlılığını ifade eden açıklamalar yaptı:

- Muhammed bin Selman, 31 Mart 2018 tarihinde Timedergisine bir röportaj verdi. Selman, Amerikalı askerlerin Suriyede uzun vadeli olmasa bile en azından orta vadede kalması gerektiğine inanıyoruz... Amerikalı askerler, Suriyede İranı durdurma noktasındaki son duraktır, ancak bu yolla İranın bölgedeki etkisinin artması engellenebilir. Suriyedeki ABD gücü, Washingtonın bu ülkenin geleceğinde söz hakkına sahip olmasına da imkân verecektir... Beşşar Esed kalıyor. Ancak Esedin çıkarlarının, İranlıların bu ülkede her istediklerini yapması ile örtüştüğünü sanmıyorum.diye konuştu. ABD Başkanı Trump ise 03 Nisan 2018 günü yaptığı şu açıklamayla Prens Selman’a yanıt verdi: Askerlerimizi eve geri getirmek istiyorum, bu ulusu yeniden kurmak istiyorum. Öncelikli görevimiz IŞİDden kurtulmak. Bu görevi neredeyse tamamladık. Yakında bir karar verilecek.” Trump, ABD askerlerinin Suriye’de kalması durumunda masrafların bölgesel müttefikler tarafından ödenmesi gerektiğini söyledi. Suudi Arabistan’ın masrafları ödeyebileceğini belirten Trump, Suudi Arabistan kararımızla yakından ilgileniyor. Onlara şöyle dedim; Suriyede kalmamızı istiyorsanız, belki de faturasını siz ödemelisiniz.[03.04.2018 AFP] Böylece Trump, Orta Doğu’da Amerikan nüfuzunu koruma sevdalısındaki Suudi rejimine karşı şantaj politikasını sürdürdü.

- Muhammed bin Selman, 02 Nisan 2018 günü The Atlanticdergisine konuştu. Veliaht Prens, İsraillilerinatalarından kalma yurtlarında bir ulus devlet çatısı altında yaşama hakları olduğuna inanıyor musunuzsorusunu şöyle cevapladı: “Nerede olursa olsun tüm halkların barış içinde kendi ülkesinde yaşama hakkı olduğuna inandığını belirterek, Filistinlilerin ve İsraillilerinkendi topraklarına sahip olma hakları olduğuna inanıyorum...[03.04.2018 El Viam]

Muhammed bin Selman, mübarek topraklara, İsra ve Miraç topraklarına bile yaptığı ihaneti gizlemedi...

- Eğlence için büyük bir bütçe ayırdı. Suudi Arabistan’da Genel Eğlence Otoritesi Başkanı Ahmed bin Akil El Hatip, Önümüzdeki on yıl içinde eğlence endüstrisine 240 milyar riyal (64 milyar dolar) yatırım yapacaklarını açıkladı. Ülkenin ilk opera binasının inşaatına da başkent Riyadda başlandığını” belirtti. [22.02.2018 El Arabiya]

- Washington ziyaretinin dördüncü günü üst düzey yetkililerle yaptığı görüşme sonrası 24 Mart 2018 tarihinde Washington Post gazetesine konuşan Muhammed bin Selman, “Yemen savaşı, Orta Doğu barış süreci, İran, iç reform, insan hakları, projeler ve nükleer istek gibi konularda değerlendirmelerde bulundu... Selman, Ziyaretin asıl amacının, yatırımcıları çekmek ve Suudi Arabistan için teknolojik ve eğitim yardımı almak olduğunukaydetti. Gazeteye kadınlara verilen haklar ile ilgili olarak da konuştu... Bu, bölgenin tüm dosyalarının önüne serildiği ve onunla tartışıldığı anlamına gelir. Ki nasıl uygulanacağı hakkında bilgi sahibi olsun, desteklemek ve Amerikalılar ile birlikte uygulamak için hemen harekete geçsin. Çünkü Trump’ın Yemen krizi dışında Ortadoğu ve Filistin sorununun çözümü konusunda bir planı var. Öyle ki Trump, 06 Aralık 2017 günü Kudüs’ü Yahudi varlığının başkenti olarak tanıdıktan sonra önümüzdeki aylarda planını açıklayacağını duyurmuştu. Yahudi varlığı yerine İran’ın düşman olarak kabul edilmesi meselesi de ele alındı. Bu bağlamda Yahudi varlığı ile barış yapılacak. Ayrıca ülkenin sekülerleşmesi, Batı uygarlığı ve değerlerinin yayılması, Amerikalı yatırımcılara ülkenin ekonomik kontrolünü ele geçirme fırsatı sunulması gibi Amerika’nın istediği değişikliklerin yapılması için Suudi Arabistan’ın iç politikası da konuşuldu.

29 Mart 2018 günü Arabi 21 sitesinin, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın 36 sayfalık belgesini gördüğünü belirten İndependent gazetesinden aktardığına göre, “Amerika’nın politika, iş, petrol, eğlence ve teknoloji dünyası, 32 yaşındaki son derece güçlü Muhammed bin Selman’la tanışmak için sıraya girdi. Öyle görünüyor ki Veliaht Prens’in Amerika gezisi, Amerikan halkıyla ilişki kurmayı amaçlıyor... Geçen hafta Muhammed bin Selman, CBS 60 Minutes programına bir mülakat verdi. Bu, ABD’li bir televizyonun on yıldan fazla bir süredir Suudi bir liderle yaptığı ilk röportaj. Selman, dini polisin yetkilerini sınırlamak ve kadınların araba sürmesine izin vermek gibi ekonomik ve sosyal reformu yapan cesur ve genç bir reformcu olarak şöhretini perçinlemek için bu fırsatı iyi değerlendirdi...” Gazeteye göre, (27 Mart 2018) Salı günü Muhammed bin Selman, eski ulusal güvenlik danışması Henry Kissinger, eski başkan Bill Clinton ve başkan adayı Hillary Clinton ile bir araya geldi. Ayrıca Obama, John Kerry ve David Petraeus gibi geçmiş armatürler ile de bir görüşme yapacak...”

- Muhammed bin Selman, Fransa’ya doğru yola çıkmadan daha Amerika’da iken itaat ve sadakatini bildirmek için Trump Amerika’sına sadakat dolu bir mesaj yolladı. Selman, “Sayın ekselansları, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, selam olsun size. Dost ülkenizi terk ederken ben ve beraberimdeki heyete gösterdiğiniz misafirperverlik ve konukseverliğinizden ötürü size minnettarım. Bu vesileyle iki ülke arasında ve her alanlarda daha fazla gelişmeye tanıklık eden tarihi ve stratejik ilişkiye bir kez daha saygı duyuyorum. Ayrıca ziyaret sırasında yaptığım görüşmelerin, bu ilişkinin derinleşmesine, sağlamlaşmasına ve karşılıklı işbirliği bağlarının güçlenmesine katkıda bulunacağını belirtmek isterim... Sağlıcakla ve mutlu kalın, Amerikan halkı da refah ve müreffeh bir hayat sürsün. dedi.

Dönüp ve başlangıçta söylediklerimizi yineleyerek bu ziyareti sonlandırıyoruz. Prens Selmanın Amerika ziyaretini gözlemleyenler, Amerikanın Selmanı itaatkâr bir köle kalıbına sokmak istediğini görür... Amerika, Prens Selman’ın yüzüne karşı hakaretler yağdırıyor, o ise sadece gülümsüyor. Amerika, şantaj yapıyor, o ise sadece teslim bayrağını çekiyor.”

Üçüncüsü: Muhammed bin Selmanın Fransa Ziyareti:

1- Veliaht Prens Selman’ın Fransa ziyareti, İngiltere, Amerika ve Avrupa Birliği (Fransa) gibi Batı ülkelerini ziyareti sırasında kendisine şöhret ortamı yaratmak için geçerken uğradım türünde bir ziyarettir... Önemsizliği nedeniyle bu ziyaret, uluslararası ziyaretlerde bile uygulanagelen diplomatik teamülden yoksundur. Örneğin “Öte yandan Fransa başbakanlık ofisinden bir yetkili, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Pazartesi günkü teknoloji girişimlerinin Paris’teki bir mega-kampüs turunu iptal ettiğini söyledi. Bu ziyaret, Fransa ile Suudi Arabistan arasındaki teknolojik bağın derinleşmesine ışık tutacak bir ziyaretti. La Tribune gazetesi, özellikle geçen hafta Silikon Vadisi’nde teknoloji devleri ile bir araya gelen Prens Muhammed’in İstasyon F ziyaretini iptal etmesi, büyük olasılıkla Macron’u hayal kırıklığına uğratacağını söyledi. Muhammed bin Selman, bu kompleksi ziyaret etmek için Macron’un öfkesini çekecek bir şart koşmuştu... 09 Nisan 2018 tarihinde Arap Dünyası sitesinin (© REUTERS / POOL)’dan aktardığına göre, La Tribune gazetesi, Fransız şirketlerin Suudi Arabistan ile yaptığı ticari sözleşmelerden yararlanması için Suudi Veliaht Prensi Selman tarafından belirlenen şartın, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u kızdırdığını açıkladı. Gazeteye göre, Prens Selman, Macron’a Amerikan şirketleri gibi Fransız şirketlerinin de İran’la ticaret yapmamaları koşuluyla Suudi Arabistan ile yapılan sözleşmelerden yararlanabileceğini söyledi. Gazete, koşulan bu şartın Macron’un öfkesini kışkırttığını belirtti...”

2- Kaldı ki “çaka atılan” stratejik ortaklık sözleşmesi, imzalanmadı, sekiz ay sonrasına, 2018 yılın sonuna ertelendi. Malum, uluslararası politikalarda hızlı değişiklikler olur. Bu nedenle sözleşme veya anlaşma imzalamak için verilen sözler, çoğu zaman yerine getirilmez, özellikle de uzun vadeli olanlar. Fransa cumhurbaşkanlığına yakın kaynaklar, basın mensuplarına Macron ve Muhammed bin Selman’ın iki ülke arasında stratejik bir belge üzerinde çalışma yürütecekleri, hazırlık aşamasındaki ve yıl sonuna kadar bitirilmesi planlanan bu belgenin çok sayıda ticari ve kültürel anlaşma içerdiğini belirttiler. [10.04.2018 El Beyan] 09 Nisan 2018 Pazartesi günkü El Arabiya sitesi “Cumhurbaşkanı ile Prensin stratejik bir belge üzerinde çalışma yürüteceklerini, hazırlık aşamasında olan ve yıl sonundan önce bitirilmesi planlanan bu belgenin imzaya dökülmesi için Macron’un Suudi Arabistan’a gideceğini ifade etti.” Aynı haberi 09 Nisan 2018’de France 24 sitesi de verdi.

3- Dahası, büyük hayaller içerisinde Fransa Cumhurbaşkanı, anlaşmaların geçerli olabilmesi için müzakere ve istişareye açık protokoller kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Fransa cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Özellikle dijital ve yenilenebilir enerji alanlarında gelecek için yatırımları baz alan yeni işbirliği umut ediyoruz.denildi. [05.04.2018 AFP]

“Prens Muhammed bin Selman, Fransa ziyaretini turizm gibi çeşitli alanlarda imzalanan yaklaşık 12 protokol anlaşması ile taçlandırması bekleniyor. Paris, ülkenin kuzeybatısında bulunan ve UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan El Hicr (Medain Salih) bölgesinin ışıklandırılmasının yanı sıra sağlık, enerji, ulaşım gibi diğer alanlarda da Riyad ile işbirliği yapacak.” [08.04.2018 AFP]

4- Ayrıca ziyarette kayda değer ekonomik tek bir anlaşma bile imzalanmadı. İki gün süren bu ziyaret, özellikle Elysee Sarayı için sıkıntı yarattı. Suudi Prensin üç hafta süren ABD ziyareti sonrası Fransa’ya yaptığı kısa süreli ziyaret ile ilgili bir soruya Macron, Elysee Sarayı, Fransanın Suudi Veliaht Prensin ilk yurtdışı ziyaretleri kapsamına alınmasını memnuniyetle karşıladı...açıklamasında bulundu. [05.04.2018 AFP, France 24] İmzalanmayan sözleşmeler, Elysee Sarayı’na sıkıntı yarattı: “Öte yandan Fransız bir diplomat kaynak, France 24 sitesine verdiği demeçte, “Geçmişte olduğu gibi Fransa, Suudi Arabistan ile ticari anlaşmalar imzalamanın peşinde koşmuyor. Daha çok uzun vadeli ekonomik ve teknolojik gelişmeye dayalı vizyoner ortaklık kurmak için çalışıyor.dedi. [08.04.2018 AFP]

5- Bütün buna rağmen, ziyarete hakkını vermek için diyoruz ki, bir opera binası yapmak ve bir ulusal orkestra kurmak gibi Muhammed bin Selman’ın hevasına uygun bazı anlaşmalar da imzalandı. Hem de nereye? Haremeyn’i Şerifeyn topraklarına! Kültür Bakanı Françoise Nyssen, Fransa’nın Suudi Arabistan’ın Cidde kentine bir opera binası yapılması ve bir ulusal orkestra kurulması için devreye gireceğini belirtti. Suudi Arabistanlı mevkidaşı Kültür ve Enformasyon Bakanı Avad El Avad ile yaptığı görüşmenin ardından basın toplantısı düzenleyen Fransa Kültür Bakanı Nyssen, Suudi Arabistana ulusal orkestrası ve operasını kurmalarına yardım etmek için bugün Paris Operası ile bir anlaşma imzalandıdedi. 09 Nisan 2018’de Arap Dünyası sitesinin (© REUTERS/ POOL)’dan aktardığına göre, “Resmi ziyareti öncesi Pazar günü özel bir ziyaret gerçekleştiren Muhammed bin Selman, Fransa’nın güneyindeki Paskalya Festivali’nin kapanış konserine katıldı. “Suudi Arabistan heyetine yakın bir kaynak, “Amerika’dan gelen Veliaht Prens Selman’ın, 08 Nisan 2018 Pazar günü ülkenin güneyde yer alan Aix-en-Provence kentindeki Paskalya Festivali’nin Debussy, Robert Schumann ve Felix Mendelssohn’un çalacağı kapanış konserine katılabileceğini söyledi.” [08.04.2018 AFP]

6- Görüldüğü gibi Selman’ın Fransa ziyaretinin, ne anlaşmalar ne de sözleşmeler açısından pek önemi yok. Tabii Opera Binası’nın bir önem arz etmesi müstesna ki Maazallah! 10 Nisan 2018 Salı günü düzenlenen ve medyada 11 Nisan 2018 günü yayınlanan son basın toplantısında bunu açıkça görmek mümkün.

Söz konusu basın toplantısında, mutabakata varılan konuların protokoller ve iyi niyet anlaşması olduğu belirtildi. Opera Binası hariç, zira bu konuda fiili bir anlaşma imzalandı! Bugün (11 Nisan2018) El Cezire sitesinin bildirdiğine göre, “Salı günü Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, iki gün süren Fransa ziyaretini Fransa ve Suudi Arabistan arasında toplam değeri 18 milyar dolardan fazla olan 19 protokol anlaşması imzalayarak sona erdirdi... İmzalanan iyi niyet anlaşmaları, petrokimya, su arıtma, turizm, kültür, sağlık ve tarım gibi sektörler ile ilgilidir... Suudi Arabistan devletinin petrol devi Saudi Aramco, Jubail petrokimya sahasının ortak gelişimi için Total, Technip ve Suez gibi büyük Fransız şirketleriyle değeri 12 milyar dolardan fazla olan anlaşmalar imzaladığını duyurdu. Bu grup, dünyanın en büyük rafinerisine sahiptir. Hatta Saudi Aramco ile imzalanan bu anlaşmalar bile, Saudi Aramco’nun işlerinin gelişiminden daha çok Fransız rafinerisinin mali gelirinin gelişimiyle ilgilidir.

11 Nisan 2018’de AFP ajansında yer alan bir habere göre “Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Fransa ziyareti sonunda iki ülke toplam değeri 18 milyar dolardan fazla olan 19 protokol anlaşması imzaladı. Hükümet ve işveren temsilcilerinden oluşan Suudi-Fransa CEO Forumu tarafından yayınlanan açıklamaya göre imzalanan iyi niyet anlaşmaları, petrokimya, su arıtma, turizm, kültür, sağlık ve tarım gibi sektörler ile ilgilidir.”

Sonra Macron ve Muhammed bin Selman, basın toplantısında sorunların gerçek çözümüne değinmeden İran, nükleer anlaşma, Suriye ve Yemen gibi rutin konular üzerinde durdu!

Dördüncüsü: Özetle dönüp ve diyoruz ki, ABD ziyareti kasıtlı bir ziyarettir. İngiltere ziyareti, gönül alma ziyaretidir. Çünkü Suudi Arabistan’da İngiliz ajanlarına yönelik etkili bir tasfiye operasyonu yürüttü... Fransa ziyareti ise, Amerika ve Avrupa’da büyük ülkeleri ziyarete çıkan Muhammed bin Selman’a şöhret ortamı yaratmak için geçerken uğradım türünde bir ziyarettir...

H.24 Receb 1439
M.11 Nisan 2018

Devamını oku...

Amerika’nın Suriye’ye Düzenlediği Hava Saldırısının Gerçek Nedeni

Soru Cevap

Amerikanın Suriyeye Düzenlediği Hava Saldırısının Gerçek Nedeni

Soru:

05 Nisan 2018’de Putin, Ruhani, Erdoğan zirvesi hakkında yayınlanan bildiride, bu üçlünün, Suriye’de Amerikan hegemonyasındaki laik yönetimi perçinlemek için ABD çıkarını kollayıcı faaliyette bulundukları geçiyor. Buna göre Putin, ABD’nin hizmetinde olmak için Amerika ile uyum halinde Suriye’de faaliyet yürütüyor... O halde bu sabah Amerikanın Suriyeye düzenlediği hava saldırısını nasıl açıklayabiliriz? Hâlbuki Rusya’nın Tartus ve Hmeymim hava üslerinde askeri birlikleri olduğu biliniyor. Rusya, hem Amerika ile uyum halinde çalışacak hem de Suriyedeki birlikleri Amerika tarafından vurulacak. Bu nasıl oluyor? Sonra çıkarları farklı olan Amerika, İngiltere ve Fransa arasında kurulan koalisyon da neyin nesi? Lütfen açıklar mısınız? Allah mükâfatınızı artırsın... Alelacele sorulmuş bir soru olduğu için beni bağışlayınız...

Cevap:

1- Önce soruda geçen bazı noktaları düzeltmek gerekiyor. 14 Nisan 2018 sabahı, Rusya Savunma Bakanlığı’nın yaptığı açıklamada da açıkça görüldüğü gibi Amerika, Suriye’deki Rus hedeflerini değil, Rus hedeflerine oldukça yakın noktaları vurdu. Suriye ve Suriye halkı üzerinde söz sahibi olduğunu ve ülkenin dizginlerini elinde tuttuğunu iddia eden Rusya buna sessiz kaldı!

2- Amerika’nın Suriye’ye yönelik saldırısı, Suriye’deki kimyasal silah tesislerini vurmaktan daha ziyade Rusya’yı uslandırmak içindi. Bugün sabaha karşı yaklaşık 10 hedef vuruldu. Ancak medyada bu sabah bazı askeri uzmanların yaptığı yorumlara göre vurulan hedeflerin çoğu, kimyasal fabrika ya da araştırma merkezleri değil askeri noktalardı.

3- Saldırının Rusya’yı uslandırmak için olduğu konusuna gelince, Rusya, Suriye’de Amerikan çıkarına hizmet etse de biraz gurur ve kibre kapıldı. Suriye dizginlerini sanki elinde tutuyormuşçasına göğsünü gere gere Suriye’deki faaliyetlerini suiistimal etmeye kalktı. Amerika’nın Suriye’deki nüfuzunu pekiştirmek için çalışmak yerine ABD’nin koltuğuna göz dikerek kendisi için belirlenen sınırı aştı... Bu nedenle Amerika, Rusya’nın kalbinde Rus hedeflerine yakın noktaları vurdu ki haddini ve sınırlarını bilsin. Eğer ayağı sürçüp Suriye’deki faaliyetlerini suiistimal ederek güç ve nüfuz merkezi gibi hareket etmeye kalkarsa, o zaman Amerika’yı güçlü bir şekilde hatta hakarete varan boyutta karşısında bulacaktır. Nitekim Rusya’nın Washington Büyükelçisi, Suriye operasyonu ile ilgili olarak “Rusya’ya değil, şahsen Putin’e yapılan bir hakaret” olduğunu söyledi!

4- Saldırının, neden Suriye’deki askeri noktalardan daha ziyade Rusya’ya yapılan bir hakaret olduğu konusuna gelince, çünkü saldırıdan önce Trump’ın kopardığı yaygara birkaç gün devam etti. Trump, bu yaygara ile askeri hedefleri tahliye etmesi için rejime bir mesaj verdi. Bunun içindir ki atılan yüzden fazla füzeye rağmen sadece maddi hasar var... Saldırının etkisine gelince, rejim için yeni değil, rejim buna alışık. Kendisine hakaret ediyor. Hakarete alışık birinin hakarete maruz kalması çok kolaydır. Ajanların durumu bu. Onun için efendileri, çıkarları gerektirdiğinde ajanlarına saldırı düzenlemekte bir sakınca görmezler. Bu husustaki tarihi gerçekler oldukça fazla... Amerika, geçen yıl Han Şeyhun olaylarından sonra da benzer şekilde füze saldırısı gerçekleştirdi... Saldırıya uğramak ajan için yeni değil, buna karşı eğitimli ve alışıktır. Dahası, hava saldırısından sonra zafer kutlaması bile yaptı! Onun için saldırının Rusya’ya verdiği etki üzerinde durmak gerekiyor. Amerika, Suriye’de söz sahibi olduğunu iddia eden Rusya’nın Suriye’deki askeri üslerine yakın noktaları vurduğu halde Rusya, savaş gemilerinin çoğunu geri çekti ve saldırıdan kaçarcasına bazı hedefleri boşalttı. Hatta Rusya Savunma Bakanlığı’nın öğleden sonra yaptığı açıklamada olduğu gibi füze saldırısına karşı hava savunma sistemlerini devreye bile koymadı!

5- Bu sabah bir Rus yetkili, Rusya’nın Güvenlik Konseyi’ne saldırının kınanmasını öngören bir karar tasarısı sunacağını açıkladı. Ve bilfiil öyle de oldu. Bugün Güvenlik Konseyi, GMT saat dilimiyle 15.00’de toplanacak. Yani zayıf ülkelerin yaptığı gibi karar tasarısı, yapılan saldırı karşısında başvurulan bir kurnazlık ve bir araçtır. Fransa, her ne kadar Rus üslerini vurmamış olsa da aslında Rusya’ya saldırıda bulunmuştur. Çünkü Rusya, Suriye’de istediği gibi at koşturuyor. Eski Sovyetler Birliği’nin büyüklüğü ile duygularını okşayıp duruyor... Yukarıda da belirttiğimiz gibi hava saldırısı, saldırıya karşılık verme cesaretini bile gösteremeyen Rusya’ya boyunun ölçüsünü bildirmek içindi... Böylece bir kez daha Rusların politik ahmaklığının boyutu görülmüş oldu. Suriye’de çırpınıp çabalayacaksın ama sonuçta ipler yine Amerika’nın elinde olacak. Ruslar, hiç ders almamış. Mısır’da uzun yıllar kaldılar ama sonra Sedat, bir çırpıda onları Mısır’dan çıkarıverdi. Çünkü Mısır’da hâkim güç Amerika’dır. Ruslar bunu fark edemedi. Bugün aynısını Suriye’de tekrarlıyorlar. İslam’a ve Müslümanlara tuzak kurmak için başkaları yararına barbarca eylemlerde bulunuyorlar. Rusya’nın işlediği ve arkasında Amerika’nın olduğu bu vahşet, Müslümanların zihninden silinmeyecek. Günler devridaim olurlar. Kuşkusuz yarın bekleyenler için çok yakındır.

6- Soruda geçen, Amerika, İngiltere, Fransa arasında kurulan koalisyon ifadesine gelince, dakik bir ifade değil. İttifak anlamında koalisyon, eşdeğer iki devlet arasında olur. Böylesi bir koalisyon Amerika’nın izniyle kuruldu. Tıpkı terörle mücadele bahanesiyle Irak ve Suriye’de kurulan uluslararası koalisyon gibi. İngiltere ve Fransa’nın koalisyona katılımını Amerika kabul etti... Daha önceki bildirilerimizde bunu daha detaylıca açıklamıştık.

7- Dünyada etkin devletlerin, ülkemizde canı istediği gibi hareket etmesi ve ülkenin dizginlerini elinde tutması gerçekten üzüntü verici... Bizim, bizi birleştiren ve iadeyi itibarda bulunan bir devletimiz olsaydı, Amerika, gerek eylem gerekse söylem olarak Akdeniz’den geçerken vergi ödemenin nasıl bir şey olduğunu bilirdi. Hatırlayın, Amerika, Osmanlı Devletinin Cezayir valisine vergi ödüyordu... Fransa da esaret altındaki kralını kurtarmak için Müslümanların Halifesi Kanuni Sultan Süleyman’a sığınmanın nasıl bir duygu olduğunu fark ederdi... İngiltere de bir yazarın Peygambere hakaretinden ötürü Osmanlı Devletinin Londra Büyükelçisi’nden özür dilemenin ne demek ve ne zaman olacağının farkında olurdu. İngiltere, Osmanlı Devleti hasta adamken özür diledi, sağlıklı olsaydı, çok daha ötesinde şeyler olurdu.

Nabzı atan her Müslüman, Allah Subhânehu ve Teâlâ tarafından indirilen Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devleti ile yönetimi yeniden kurmak için Hizb-ut Tahrir ile çalışma konusunda gayret sarf etmelidir. Hilafetin kuruluşuyla İslam ve Müslümanlar izzet bulacak, küfür ve kâfirler de zillete düşeceklerdir.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ“O gün Allahın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]

H.27 Receb 1439
M.14 Nisan 2018

- Soru Cevabın Video Kaydı -

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER