Pazartesi, 30 Rabi' al-awwal 1439 | 2017/12/18
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Dağ Sonunda Fare Doğurdu

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Haber-Yorum

Dağ Sonunda Fare Doğurdu

Haber:

İslam dünyasındaki ülkeler, İstanbul’da düzenlenen konferansın sonunda Filistin devletini ve başkenti olarak da “Doğu Kudüs’ü” kabul ettiklerini açıklayarak tüm dünya ülkelerini de işgal edilmiş Doğu Kudüs’ü Filistin devletinin başkenti olarak kabul etmeye çağırdılar. Sorumsuz olarak nitelendirilen Trump’ın Kudüs’ün Yahudi devletinin başkenti olarak tanınması ve büyükelçiliğin oraya taşınmasıyla ilgili kararının, “geçersiz” olduğu ifade edildi. (Kudüs El-Arabi) “Uyarlama”

Yorum:

16 İslam ülkeleri yöneticileri, ABD Başkanı Donald Trump'ın kararına yönelik tepkileri değerlendirmek için İstanbul ilinde düzenlenen olağanüstü zirvede bir araya geldiler. Nitekim dağ sonunda fare doğurdu. 

İşgal edilmiş Doğu Kudüs’ü Filistin devletinin başkenti olarak ilan ettiler. Bunlar hangi devletten bahsediyorlar?! Turmp’ın kararına sağlam ve güçlü bir cevap olarak onu tamamen kurtaracakları bir devletten mi? Yoksa işgale boyun bükmek olan 67 yılında işgal edilmiş sınırlar üzerinde sıska bir devletçikten mi?!

İşgal edilmiş toprakları kurtarmak yerine böldüler ve biri başkent olmasını ilan etmeyi Trump’ın üstlendiği Yahudi varlığı devleti diğeri ise başkent olmasını ilan etmeyi İslam ülkeleri yöneticilerinin üstlendiği Filistin devleti olmak üzere her bir devlet için de başkent belirlediler. Bugüne kadar geçen günler içeresinde meydana gelenler, sadece rollerin paylaşılmasından ibaret olup yoksa güçlü ve sağlam olarak nitelendirebilecek ciddi bir atak ve tepki değildir.

Onların bu açıklaması, dikkate değer bir tepki kapsama girmez. Bilakis sözde barış süreci kapsamında kabul edilen kasıtlı siyasi bir adımdır. Barış, dahası teslimiyet sürecinin sonucunda ise işgal edilmiş Filistin’in başkenti Doğu Kudüs, Yahudi devletinin başkenti ise Batı Kudüs olmuştur.

Siyasi süreçte Amerikan rolünü reddeden Abbas’ın açıklamalarına aldanmayacağız. Çünkü o, kendisinden talep edilen her şeyi harfi harfine yerine getirmiştir. Yine bu zirvenin vaftiz babası Erdoğan’ın Filistin kırmızıçizgimiz şeklindeki çağrılarına da aldanmayacağız. Çünkü o, Kudüs’ü Filistin ve Müslümanların ülkesini gasp ve işgal eden Yahudi varlığının aşağılık ve rezil liderleri arasında bölüştürmesinden dolayı Amerikan şeref madalyasına layık görülmüştür. 

İslami olan bir zirve, tüm alınan kararlarda İslam şeriatı ile hükmetmeyi gerektirir. Yoksa tüm kararlarında tagutla hükmeden İslam ülkeleri yöneticilerine ev sahipliği yapmakla İslami olunmaz. 

Heyhat, sadece karşı çıkma, eleştirme ve kınamakla yetindiniz. Heyhat, sadece İslam adına çıkarılan aşağılık ve rezil kararlarla ümmete merhamet ediyorsunuz. İslam sizden, aşağılık ve zelil davranışlarınızdan ve zirvelerinizde getirdiğiniz slogan ve başlıklarınızdan beridir. Sizler, uzun yıllar varlığını kabul ederek değil de mukaddesatları kirleten işgalciyle savaşmayı zorunlu kılan hükümlerden çok uzak kimselersiniz.

Rana Mustafa

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu İçin Yazdı

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Mübarek Belde Filistin Kadın Kollarından “Düşünürler ve Siyasiler Forumu”

  • Kategori Filistin
  •   |  

Hizb-ut Tahrir Mübarek Belde Filistin Kadın Kollarından “Düşünürler ve Siyasiler Forumu”

Filistin’in Batir şehrinde 9 Aralık 2017 Cumartesi günü kadın düşünürler ve siyasiler forumu düzenledi. “12 Rebiyülevvel... Büyük Hatıralar ve Şeref” adlı foruma 200’den fazla bayan katılımcı oldu.

Forumda bu tarihte nelerin yaşandığı ve ne anlamlar içerdiği konuşuldu. Bu tarihin yıldönümünün doğru bir şekilde hatırlanmasına vurgu yapılan forumda, Nübuvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet’in ikamesi ve çocuklarımızın Kur'an ve Sünnetten çıkan bir İslamî eğitim ile yetişmelerinin önemine vurgu yapıldı.

Forumda çeşitli videolar gösterildi ve en etkili video “Peygamberi görseydiniz neler söylerdiniz?” oldu.

Soru cevap ile sonlandırılan forumda Allah’ın şeriatının ikamesi için daha çok çalışma çağrısı yapıldı.

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Mübarek Belde Filistin Delegasyonu

Devamını oku...

Erdoğan, 23 Yahudi Varlığı Askeri Tarafından Sürüklenen Gözleri Bağlı Bir Çocuğun Resmini Gösteriyor ve Halkına Ondan Bahsediyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Erdoğan, 23 Yahudi Varlığı Askeri Tarafından Sürüklenen

Gözleri Bağlı Bir Çocuğun Resmini Gösteriyor ve Halkına Ondan Bahsediyor!

Haber:

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Washington’un Kudüs'ü Yahudi varlığının başkenti olarak tanıması kararının protesto edildiği bir sırada işgal altındaki Batı Şeria'nın El-Halil kentinde (14 yaşındaki)  Fevzi El-Cunidi isimli bir çocuğun Yahudi varlığı askerleri tarafından vahşice tutuklanmasına yönelik yayılan resmi gündeme getirdi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Anadolu Ajansı kamerası tarafından çekilen fotoğrafın yayılmasının, yerel ve ulusal medya organları tarafından geniş bir şekilde dolaşımının ve Cunidi adlı çocuğun 23 asker tarafından çevrili olarak gözleri bağlı şeklindeki fotoğrafının ortaya çıkmasının ardından bu olayı kınadı.

Erdoğan, “Adalet ve Kalkınma” Partisi’nin (İç Anadolu) “Sivas” İl Kongresi sırasında yapmış olduğu konuşmada şöyle dedi: “Bakın bu teröristler, 14 yaşındaki bir çocuğu “gözleri” bağlı bir şekilde nasıl sürüklüyorlar?”

Erdoğan konuşuyor, ardından da iki büyük kamerada onun resmini gösteriyor.

Günün erken saatlerinde, söz konusu ildeki kalkınma projelerinin açılışı sırasında yaptığı konuşmada Erdoğan şunu vurguladı: “İsrail, bir işgal ve terör devletidir.” Zira “1947’den beri Filistin topraklarını işgal ediyor.” (huffpost-10 Aralık)

Yorum:

Yazar, birkaç gün önce facebookta aynı resim üzerindeki bu sözleri yorumladı ve şöyle dedi: “Yahudi ordusunun korkak bir taburu, El-Halil’in kahraman Müslüman bir gencini çevreliyor.” Ahhh, keşke Müslümanların bir gücü olsaydı! Sahi yüz binlerce Müslüman orduların kanları kaynamıyor mu? Tabi kanları varsa?

Türkiye yöneticisi, Facebook ve Twitter yorumcularıyla rekabet mi etmek istiyor?

Erdoğan’a şu şekilde nasihat edecek biri yok mu: Sen, güçlü ve büyük Müslüman bir ülkenin yöneticisisin, emrinde büyük bir ordu var, sen emrin altındaki  Facebook ve Twitter hesapları yoluyla elektronik iletişim araçlarındaki bir aktivist değilsin?!

Her neyse atılan sloganlar ve tehditler ile sahadaki eylemler arasında bir tutarlılık görebiliyor muyuz? Yoksa o, kendini “görkemli” gösterip aldatıyor mu?

Şimdi bu, her şeyi açıklayıp ortaya koyan flaş bir hesap envanteri ve hızlı bir turudur:  

-En büyük Türk ekonomi heyeti, 10 yıldan beridir Yahudi varlığını ziyaret ediyor. (Mayıs-2017)

http://alasr.ws/articles/view/18657

-      Türkiye, Birleşmiş Milletler Hukuk Komitesi başkanlığı için Yahudi varlığını aday gösterdi. (Haziran-2016)

http://bit.ly/1W3RK0e

-      Türkiye, Yahudi varlığı için yangın söndürme uçakları gönderdi. (Kasım-2016)

http://www.turkey-post.net/p-173768/

-      Türkiye ile Yahudi varlığı arasında ticaret patlaması. (Mayıs-2012)

http://bit.ly/2ix91hY

Bunun dışında daha niceleri…

Sanırım tarih tekerrür ediyor ama hafif bir farkla; zira daha önce yönetici Amerika ile onun üvey evladı Yahudi varlığına açık bir şekilde hakaret eder ama gizliden ihanet ederdi. Ama bugün, hakareti de ihaneti de açıkça yapıyor! Allah’ın Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ne kadar da doğru söylemiştir:

إنَّ مِمَّا أَدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلَامِ النُّبُوَّةِ الْأُولَى: إذَا لَمْ تَسْتَحِ فَاصْنَعْ مَا شِئْت “İnsanların Peygamberliğin ilk sözlerinden eriştiklerinden birisi de: Haya etmiyorsan dilediğini yap.” (Buhari rivayet etti.)

M. Usame El-Suveyni-Kuveyt

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu İçin Yazdı

Devamını oku...

Mescidi Aksa ve Tutsak Her İslam Ülkesi İçin Öfke Gösterisine Çağrı

Hizb-ut Tahrir/ Tunus Vilayeti, 08 Aralık 2017 günü Cuma namazı sonrası şu kentlerde düzenlenecek kitlesel gösterilere katılmaya davet ediyor:

-Başkent Tunus, “Fetih Cami” önü.

-Sosa, “Kebir Cami” önü.

-Safakes, “El Lahmi Cami” önü.

-Kabes “Seyyid Ebi Lubabe Cami” önü.

-Kalbîye, “Kebir Cami” önü.

-Tozar, “Es Sarkos Cami” önü.

Gösteriler, Kudüs, tüm Filistin ve İslam ülkelerinden her karışın sömürgeci kâfirler hâkimiyetinden kurtuluşu için öfke gösterileri olacaktır. Amerika ve Avrupa ülkelerinin dost değil, düşman ülkeler oldukları ilan edilecek, Kudüs ve Filistin dâhil olmak üzere Müslüman toprakların kurtuluşu için güç ehline çağrıda bulunulacaktır.

Kurtuluş, bir şeref, haysiyet ve yüceliktir. Bu şerefe ancak adam gibi adamlar nail olabilir. Onlar ki Rablerine iman edip hakkıyla tevekkül ederler. Düşmanın, ülkeleri, ümmetleri ve dinleri üzerinde üstünlük kurmasına gönülleri razı gelmez. 

Devamını oku...

Tataristan, Hizb-ut Tahrir Üyelerini Hapis Cezasına Çarptırdı

Kazan Askeri Mahkemesi, 8 Aralık 2017 tarihinde Rusya’da yasaklı İslami siyasi parti Hizb-ut Tahrir faaliyetleri düzenlemek suçlamasıyla 8 Müslümanı hapis cezasına çarptırdı. Cezaya çarptırılan gençlerin isimleri şöyledir:

Hafizov Esğat Hasanovich, 1985 doğumlu, 19 yıl 2 ay.

Adiyev Lenar Azatoviç, 1987 doğumlu, 19 yıl.

Doltshin Ruzil Rimoviç, 1988 doğumlu, 18 yıl 6 ay.

Valiloline Albert Rivikoviç, 1974 doğumlu, 18 yıl.

Hafronin Pavel Vladimiroviç, 1986 doğumlu, 18 yıl.

Özbekov Timur Narimanoviç, 1990 doğumlu, 18 yıl.

Zaripov Radiyek Ramalovic, 1985 doğumlu, 16 yıl.

Gençlerin hepsi yüksek güvenlikle cezaevine konuldu. Ayrıca mahkeme, gençleri 100-150 bin Ruble arasında değişen oranda para cezasına da çarptırdı. “Stalin” dönemini andıran bu cezalar, Rusya tarafından izlenen sistematik İslam karşıtı politikanın bir sonucudur. Gün be gün cezalar iyice ağırlaştırılıyor. Sözüm ona (terörle) mücadele, içeride ve dışarıda Rusya’nın izlediği İslam karşıtı politika için bir kılıftır. Güvenlik güçleri, güya (terörle) mücadele adı altında Hizb-ut Tahrir üyelerine karşı düzmece davalar uyduruyorlar. Ancak Rusya, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın indirdiği yüce İslam dini ile mücadelede asla zafere erişemeyecek. İslam düşmanlarının düşmanlıkları, kendi durumlarını komplike haline getirmektedir.

Müslümanlar, savunmasızdır ve kendilerini koruyacak bir devletleri yoktur. Onun için Hizb-ut Tahrir, kendisini bu devletin kurulmasına adamıştır. O yüzden Hizbin gençleri, cezaevini Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın bir sınavı olarak görüyorlar. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu.

الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَانًا وَقَالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ “İnsanlar onlara: “Düşmanınız olan insanlar size karşı bir ordu topladılar, onlardan korkun” dediler. Bu, onların imanını artırdı da: “Allah bize yeter. O ne güzel Vekil’dir” dediler.” [Ali İmran 173]

Cezalar mahkûmların yüzlerini okunmadan önce Hafizov Esğat kardeşimizin söylediği son sözler şöyleydi: Allaha hamd olsun, salat ve selam yaratıkların ve nebilerin en hayırlısı, onun âline, ashabına ve din gününe kadar ihsanla ona uyanlar üzerine olsun... Bana yöneltilen Hizb-ut Tahrir üyeliğisuçlaması, yeni değil. 2010-2011 yılında da benzer suçlamaya maruz kaldım. Rus Ceza Kanununun 282.nci Maddesinin 2.nci Bendi uyarınca yargılandım. Bu kez de benim sorumlu (mahalli üye) olduğum iddia ediliyor. Ancak sorumluluktan değil, Hizb-ut Tahrir üyeliğinden yargılandım. Yetkililerin Hizb-ut Tahrir ve üyelerinin olası tehlikesini nasıl takdir ettiklerine inanamıyorum. Aynı suçlamadan 2011 yılında bir yıl hapis cezasına çarptırıldım. Ancak aldığım bu hapis cezası, 100 bin ruble para cezasına çevrildi. Şimdi ise aynı suç ve eylem yüzünden 15 ya da 20 yıl arasında hapis cezasına çarptırıldım. Bu, neredeyse cezanın 10-15 kat arttığı anlamına gelmektedir. Niye? Hizb-ut Tahrir ve eylemlerimde bir değişiklik var mı? Yok. Hizb-ut Tahrir’den de ayrılmış değilim. 2008 yılından bu yana Hizb-ut Tahrir üyesiyim. Hal böyleyken anlamıyorum, niye eylemlerim arasında ayrım yapıldı. Neden aynı eylemlerden dolayı ceza kanununun iki farklı maddesi uyarınca ceza aldım. Hizb-ut Tahrir üyesiyim ve üyeliğim de bir değişiklik yok. Ben Allah için Hizb-ut Tahrir ve kardeşlerimi çok seviyorum. Hapiste geçirdikleri onca cezalara rağmen hakkın üzerinde sebat etmeleri ile de gurur duyuyorum.

Rus yetkililer, İslama savaş açtılar. Rusyanın Suriye müdahalesi bunun göstergesidir. Ayrıca Rusya, Afganistan, Yemen ve diğer Müslüman ülkelerde devam etmekte olan çatışmalara da müdahale etmeyi planlıyor. Rusya, terörle mücadelebahanesi altında İslam’a karşı savaş yürütüyor. Malum, (terör) dediğimizde, insanların akıllarına İslam geliyor. Kaldı ki Rusyada terör”den yargılananlar Müslümanlar değil mi? Takdir sizin, ya zalim ve zorba yetkililerin bir maşası olursunuz ya da olmazsınız. Şunu bilin ki herkes bir gün Âlemlerin Rabbinin huzuruna çıkacak ve bu yaptığı seçim yüzünden hesaba çekilecektir. Hak ve batıl, iyilik ve kötülük arasındaki bu çatışma, kıyamet gününe kadar devam edecektir. Zafer, İslamın olacaktır. Bu, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın bir vaadidir. Kuşkusuz Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın vaadi haktır. Sonunda zafer Allahın izniyle Hizb-ut Tahrir eliyle olacaktır.

Son olarak derim ki, İslamın emin bir bekçisi olacağıma, Hizb-ut Tahririn fikir ve mefhumlarını eylem ve söylemde benimseyeceğime, liderliğine güveneceğime, görüşlerime aykırı olsa da kararlarını uygulayacağıma, üyesi olduğum sürece hedeflerini gerçekleştirmek için çalışacağıma Allaha yemin ederim. Allah Subhânehu ve Teâlâ söylediklerime şahittir. Allah bana yeter ve O ne güzel vekildir.

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Vilayeti, Haçlı ABD’nin Kudüs’ü Yasadışı Siyonist Devlet “İsrail”in “Başkenti” Olarak Tanımasına Karşın Gösteriler Düzenledi

Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Vilayeti, Haçlı ABD’nin Kudüs’ü yasadışı Siyonist devlet “İsrail”in “başkenti” olarak tanımasına karşın 08 Aralık 2017 tarihinde Cuma namazı sonrası Dakka ve Chittagong kentlerindeki cami önlerinde gösteriler düzenledi. Gösterilerde konuşmacılar, 6 Aralık’ta ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü gayri meşru Siyonist devlet “İsrail”in başkenti olarak tanımasını şiddetle kınadılar. Ve Trump gibilerine Kudüs konusunda Müslümanların duyguları ile oynama olanağı sağlayan Arap ve İslam dünyasındaki hain yöneticileri suçladılar.

Konuşmacılar, Arap ve İslam dünyasındaki yöneticilerin döktüğü timsah gözyaşları ve verdikleri cılız protestoların yarım yüzyıllık ihaneti telafi etmeyeceğini söylediler. 1948 yılında Kudüs’ün işgalinden bu yana güçsüz ve hain yöneticiler, içi boş ateşli konuşmalar ve etkisiz kınamalar ile Müslümanları kandırmaktadırlar. Gerçekte Müslüman ülkelerin bu hain yöneticileri, Kudüs’ü kurtarma konusunda hiçbir zaman aslan kesilmemişlerdir. Aksine Müslümanların “İsrail”e doğru yürüyüşünü durdurmak için her zaman “İsrail Savunma Kuvvetleri” gibi hareket etmişlerdir. Bu yüzden açıklama öncesi küfrün başı Trump’ın, Ürdün Kralı Abdullah, Mısır Cumhurbaşkanı Abdül Fettah El Sisi, Suudi Arabistan Kralı Selman ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas gibi bir dizi yalakalar ile telefon görüşmesi yaptığına şaşırmadık. [06.12.2017 The Guardian] Telefon konuşmasında ümmetin öfke ve nefretini nasıl içi boş konuşmalar ve söylemler ile dindirebilecekleri konusunda Amerika’dan talimat aldılar. Bu nedenle Erdoğan’dan, Kudüs Müslümanların “kırmızı çizgisidir” aldatıcı sözünü duyunca nedense hiç şoke olmadık. İhanetini içi boş retorikle ustaca gizleyebilen bu patolojik münafığa soruyoruz: Yabani hayvanlar gibi Müslümanları katleden işgalci Siyonistler ile milyonlarca dolar silah ve gaz anlaşması yaptığında, kırmızı çizgileri ihlal etmiş olmuyor mu? Niye sadece bu “gayri meşru başkent” açıklaması yüzünden “diplomatik ilişkileri koparmaya kadar gidebilir” dedi ki? Siyonistler ile diplomatik ilişkileri sürdürmek Müslümanlar ve Allah’a ihanet değil mi sanki!

Ey Müslümanlar! Kudüs, Halife Ömer tarafından fethedilen, büyük Selahaddin Eyyubi tarafından yeniden Haçlılardan kurtarılan bir topraktır. Bu topraklar, dünya genelindeki tüm Müslümanlara bir emanettir. Bu emaneti korumak ve gerçek Kudüs sevdası, Kudüs dâhil tüm Filistin’i işgalci Siyonistlerden kurtarmayı gerektirir. Onun için biz, bu kutsal toprakları kâfirlerden geri almak için kılını dahi kıpırdatmayan bu hain yöneticilerin aldatıcı retoriklerine kanmayız. Kudüs’ü Siyonistlerin “gayri meşru başkenti” olarak tanıma konusunda gereksiz tartışmalara girmek de doğru olmaz. Tersine şanlı Hilafeti geri getirmek için siyasi çalışma ile meşgul olmalıyız. Hilafet, Batılı sömürgecilerin kurduğu gayri meşru Siyonist devleti kökünden silip atacaktır.

Ey Müslümanlar! Unutmayın, Sevgili Peygamberimiz Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in de vaat ettiği gibi Kudüs, gelecekte Hilafetin başkenti olacaktır. Dolayısıyla sizi görevinizi yerine getirmeye ve Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafeti yeniden kurmak için Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmaya davet ediyoruz. Sömürgeci Batının Müslüman toprakların kalbinde açtığı bu yarayı ancak Hilafet iyileştirebilir. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

هَذَا الأَمْرُ كَائِنٌ بَعْدِي بِالْمَدِينَةِ، ثُمَّ بِالشَّامِ، ثُمَّ بِالْجَزِيرَةِ، ثُمَّ بِالْعِرَاقِ، ثُمَّ بِالْمَدِينَةِ، ثُمَّ بِبَيْتِ الْمَقْدِسِ، فَإِذَا كَانَ بِبَيْتِ الْمَقْدِسِ فَثَمَّ عُقْرُ دَارِهَا، وَلَنْ يُخْرِجَهَا قَوْمٌ فَتَعُودَ إِلَيْهِمْ أَبَدًا  (Haberiniz olsun) Benden sonra bu iş, Medinede, sonra Şamda, sonra El Cezirede, sonra Irakta, sonra Medinede, sonra Beytül Makdiste olacaktır. Beytül Makdiste olduğu zaman asıl yurdunda olacaktır. Hiçbir millet onu oradan çıkaramayacaktır. Çıkarsalar da bir daha sonsuza dek onlara dönmeyecektir.[İbn Asakir]

Devamını oku...

İlk Kıble Kudüs

  • Kategori Amerika
  •   |  

Balfour Bildirisi’nin yüzüncü yıldönümünden hemen sonra Başkan Trump, 6 Aralık 2017 günü Kudüs’ü Siyonist varlığın başkenti olarak tanıdı ve ABD Büyükelçiliğinin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınacağını bildirdi. Trump’ın bu kararı, Clinton başkanlığı zamanında 1995 yılında ABD Kongresi’nde çıkarılan yasanın uygulanmasıdır. Yasa, Filistinliler ile Siyonistler arasındaki barış sürecini sona erdireceği gerekçesiyle 22 yıldır uygulanmıyordu.

Başkent neresi olursa olsun 1967 sınırları içinde iki devletli çözümü kabul etmek, İslam topraklarının yasadışı işgalini ve Müslümanlara ihaneti kabul etmek demektir. Trump’ın kararı, Kudüs gerçeğini değiştirmez. Kudüs, 1967 yılından bu yana işgal altındadır ve bu karar, Müslümanları daha da aşağılamaktadır.

100 yıldır İngiltere, Fransa ve Amerika gibi sömürgeci güçler, Filistinli Müslümanların acılarına timsah gözyaşları döken, ama kapalı kapılar ardında kıs kıs gülen İslam ülkelerinin kukla yöneticileri ile işbirliği yapmaktadır. Yozlaşmış Mısır hükümeti, 1967 yılında Gazze Şeridi’ni işgalci güce teslim etti ve 1978 yılında da yasadışı Siyonist varlık ile barış anlaşması imzaladı. Hain Ürdün hükümeti de 1967 yılında Kudüs ve kutsal Mescidi Aksa’yı işgalci Siyonistlere teslim etti. Hain Suriye hükümeti de 1967 yılında Golan Tepeleri’ni yasadışı Siyonist varlığa peşkeş çekti ve bugün de Suriye rejimi bütün gücüyle Müslümanlar ile savaşıyor. En son Suudi hükümeti, kapalı kapılar ardında yasadışı Siyonist varlık ile diplomatik ilişkilerde bulunduğunu itiraf etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da bu kararın kırmızı çizginin ihlali anlamına geleceğini iddia etti. Diğer yandan Filistinli Müslümanlara karşı çok sayıda ihlalde bulunan Siyonist varlık ile diplomatik ve ekonomik ilişkileri devam ettiriyor. Müslümanların başındaki bu yöneticiler, statükoyu korumak ve siyasi kazanım söz konusu olduğunda İslami duyguları ajite etmekte tereddüt etmezler. Doğrusu hâlâ Siyonist varlığı korumaya devam ediyorlar. Bugün Filistin’deki işgalin devam etmesinin tek sebebi, Müslümanların başındaki bu yöneticilerin madrabazlığıdır.

مَن كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلَّهِ الْعِزَّةُ جَمِيعًا إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ وَالَّذِينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّئَاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَكْرُ أُولَٰئِكَ هُوَ يَبُورُ Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allaha aittir. Güzel sözler ancak Ona yükselir. Salih ameli de güzel sözler yükseltir. Kötülükleri tuzak yapanlar var ya, onlar için çetin bir azap vardır. İşte onların tuzağı boşa çıkar.[Fatır 10]

Kudüs, İslam akidesi ile ilintilidir. Müslümanların ilk kıblesi, İsra ve Miraç topraklarıdır. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in, tüm peygamberlere imamlık yaptığı, Ömer ibn El Hattab’ın fethettiği, Selahaddin Eyyubi’nin Haçlılardan temizlediği, Halife Abdülhamid’in de 1901 yılında gelen Siyonistlerden göz bebeği gibi koruduğu topraklardır buralar. Gerçek şu ki Filistin, bir İslam toprağıdır ve İslam yönetimi altında huzur ve barışı tatmıştır. Filistin, bir Müslüman ülkesidir ve hiç kimsenin onu peşkeş çekme hakkı yoktur.

Müslümanlar, Trump yönetimi veya diğer Batılı hükümetlerden Kudüs’ü başkent olarak tanımama yakarışına bir son vermek zorundadır. Zira Müslümanlar adına hareket etmeyen hain yöneticilere yakarışta bulunmak faydasızdır. Müslümanlar, bunu İslami bir sorun olarak görmelidir. Müslümanların Filistin sorununa ilişkin yanlış, laik ve gayri İslami sorunları bir kenara atmalarının zamanı geldi artık. Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet altında Müslüman ülkeleri İslami yönetime dönüştürmek için çalışmalıdır. Zira Hilafet, Filistin ve diğer Müslüman toprakların kurtuluşu için, ümmeti, kaynaklarını ve güçlerini birleştirmek için tek yoldur.

Devamını oku...

Kudüs’ü İşgalci Yahudi Varlığından Kurtarmanın Reçetesi Bellidir

  • Kategori Türkiye
  •   |  

ABD’nin küstah Başkanı Trump, 6 Aralık 2017 gecesi Kudüs’ü, Yahudi varlığının başkenti olarak tanıdığını ve Tel Aviv’deki Amerikan Büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması için talimat verdiğini açıkladı. Küstah bir üslupla “Kudüs’ü “İsrail”in başkenti yapmak için verdiğim sözü tuttum” diyerek de övündü. İslam’a ve Müslümanlara göre hem Yahudi varlığı, hem de Trump’ın bu safsatası gayrı meşrudur. Trump’ı bu denli küstah davranmaya iten sebep ise, ABD’nin ve Yahudi varlığının dost ve müttefiki olan halkı Müslüman ülkelerdeki yöneticilerin korkaklığı, acizliği ve hainliğidir. Zira Trump’ın açıklamasının ardından hepsi de, Müslümanların öfke ve tepkisini nasıl önleyebiliriz, bu tepkiyi nasıl kontrol altında tutabiliriz düşüncesiyle hareket ettiler. Bunların kimisi “Bu BM kararlarına aykırıdır” diyerek acizliğini, kimisi “Bu durum barış sürecine ve iki devletli çözüme zarar verecektir” diyerek hainliğini belirtti! Kimisi de bugüne kadar hiçbir ağırlığı olmayan İslam İşbirliği Teşkilatını toplantıya çağırdı ve hem Papa’dan, hem de Suriye’de yüzbinlerce Müslümanı katleden Rusya ve İran’dan medet umdu!  

Mukaddesatlarını dahi savunmaktan aciz olan bu yöneticiler, yaptıkları cılız kınama açıklamaları ile ayıplarını örten son incir yaprağını da yırtıp attılar. Oysaki bu açıklamadan saatler sonra Müslümanlar sokaklara döküldüler. Meydanlara ve kâfir ABD’nin elçiliklerinin önüne koşarak, İsra ve Miraç topraklarına ve ilk kıbleleri olan Mescid-i Aksa’ya sahip çıktılar. Kudüs İslam’ındır sloganlarının atılmadığı neredeyse hiçbir meydan kalmadı. Yine her köşe başında, her mescitte ve her platformda Amerika’ya ve Yahudi varlığına kin kusarak, Kudüs’ü konuştular ve bu yaraya gerçek bir merhem aradılar. Ancak hiçbir lider, hiçbir komutan ve hiçbir siyasetçi yüreklerdeki acıyı dindirecek türden şeyler yapamadı! Lafı geveleyip durdular! Çünkü onlar sorunu çözmek için değil, başlarından savmak ve günü kurtarmak için konuşmaktadırlar.

Ey Kalbi Kudüs ile Birlikte Atan Müslümanlar! Sizlerde biliyorsunuz ki,  Kudüs meselesi yeni bir mesele değildir. Mescid-i Aksa ve Kudüs, yaklaşık 70 yıldır işgal altındadır ve Müslümanlara yönelik katliamlar devam etmektedir. İşgalci Yahudi varlığının tavrında o günden bugüne değin hiç bir değişiklik olmamıştır. Yine Yahudi varlığını İslam Ümmetinin kalbine saplayan İngilizlerin ve onu koruyup kollayan Amerika’nın tavrında da bir değişiklik olmamıştır. Aynı İslami beldelerdeki yöneticilerin tavırlarında olduğu gibi! Zira yıllardır tiyatroyu andıran çözüm arayışları, göstermelik konferanslar, Yahudi varlığı ile kurulan samimi ilişkiler, yaptığı katliamların hesabını BM’lerde aramalar ve zulümlerine yönelik sahte ve cılız kınamalar! Bu yöneticiler yıllardır aynı şeyleri çözüm olarak önünüze koymadılar mı? Bu sahte sözlere ve basit adımlara daha ne kadar sessiz kalacaksınız? Sizlerde biliyorsunuz ki bu zayıf teklifler ve etkisiz çözüm önerileri sadece Yahudi varlığını meşrulaştırıyor! Filistin’i işgal eden bu işgalcileri daha da cesaretlendiriyor! Öyle ise şimdi köklü ve nihai çözüme odaklanmanın zamanı gelmiştir!

Bizler Hizb-ut Tahrir / Türkiye olarak; Kudüs ve tüm Filistin için köklü ve yegâne çözümü yeniden sizlere sunuyoruz. Muhakkak ki bir sorunun köklü çözümü, o sorunun asli unsurlarını ortadan kaldıran çözümdür. Bunun için köklü çözüm, asıllarına ulaşıncaya kadar sorunun anlaşılmasında derinleşmek, ardından da soruna ilişkin sağlıklı çözümü ortaya koymaktır.

1- Filistin meselesi, sadece Filistin halkının ve Arapların meselesi değildir. Bilakis o, İslami bir meseledir. En yalın haliyle kâfir Amerika ile İngiltere’nin desteği ve Müslümanların başındaki hain yöneticilerin yardımları ile Yahudiler tarafından gasp edilmiş İslami bir toprak ve İslami bir mukaddesat meselesidir. O Filistin toprağı ki, Müslümanların kanlarıyla fethedilmiştir. Orada, bir şehidin kanının akmadığı veya bir süvarinin tozunu kaldırmadığı veya bir mücahidin ayak basmadığı tek karış toprak yoktur. O topraklar, tüm Müslümanların toprağıdır. İster küçük, ister büyük olsun, onun herhangi bir parçasından vazgeçmek Allah’a, Rasulü’ne ve Mü’minlere ihanettir!

2- Yahudiler Filistin’i zorla gasp ettiler. Gasp ise ne mülkiyetin vakıasını değiştirir, ne mülkü, mülkün sahibinden gasp edene geçirir, ne de gaspın zamanla geçerlilik kazanmasını sağlar. Gasp edilen şeyi, gasp edenden tamamen geri alınıncaya kadar savaşmak ise İslam’ın tek hükmüdür. Bunun dışında gasp edene meşruiyet sağlayacak her türlü girişim ve alaka haramdır.

3-  İslami hükümlere aykırı her türlü tasarruf batıldır. Dolayısıyla Filistin toprağının statüsü hakkında Yahudilere verilen tavizlerin tamamı batıldır ve yok hükmündedir. Yeryüzündeki hiçbir merci, Allah’ın haram kıldıklarını helal kılamaz. Haram, kıyamete kadar haramdır, helal de kıyamete kadar helaldir.

4- İslam; Müslümanların beldeleri hakkında parçalanmışlığı, bölünmüşlüğü ve aralarında sınırlar bulunmasını kesinlikle haram kılar. Çünkü bu sınırlar, sömürgeci kâfirlerin icadıdır. Sömürgeciler “böl ve yönet” ilkesine göre üzerlerindeki tahakkümlerini kolaylaştırmak için Müslümanları ve beldelerini böyle parçalamışlardır. Müslümanların bu bölünmüşlüğü kabullenmeleri, onaylamaları ve ortadan kaldırmak için çalışmamaları haramdır.

5- Hem Yahudiler, hem de Nasranîler, Müslümanların en azılı düşmanlarıdır. Zira Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır: وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ  “Sen onların dinlerine tabi olmadıkça Yahudiler ve Nasranîler senden asla razı olmazlar.” [Bakara 120] Yine Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: إِنَّمَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ قَاتَلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَأَخْرَجُوكُم مِّن دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلَى إِخْرَاجِكُمْ أَن تَوَلَّوْهُمْ وَمَن يَتَوَلَّهُمْ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ “Allah, ancak sizlerle Din hususunda savaşan ve sizi yurdunuzdan çıkaran ve sizin beldelerinizden çıkarılmanıza yardım etmiş olan kimselerle dostluk kurmanızı kesin olarak yasaklar. Her kim onlarla dostlukta bulunacak olursa işte onlardır zalimler.” [Mümtehine 9] Dolayısıyla onlarla birlikte hareket etmek, dost olmak ve müttefiklik yapmak gaflettir, sefihliktir.

Ey Müslümanlar! İşte tüm bunlardan dolayı Filistin meselesi, Müslümanlar için ölüm kalım meselesidir. Bu mübarek beldenin Allah yolunda yapılacak bir cihad ile Yahudilerin elinden geri alınması vaciptir. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır: وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا  “Size ne oldu da Allah yolunda ve "Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu beldeden kurtar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!" diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!” [Nisa 75] Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın kurtarılması binlerce şehide mal olsa bile, bu kutsal beldenin geri alınması ve Yahudilerin köklerinin kazınması şer’i bir yükümlülüktür. Dolayısıyla işgali ortadan kaldıracak tek çözüm, Müslümanlardan oluşan orduların derhal harekete geçmesidir.

NATO’nun ve sömürgeci kâfirlerin talepleri üzerine orduları harekete geçirip, İslam’ın hükümleri için, Kudüs ve Filistin için harekete geçirmeyen yöneticilere ve komutanlara gelince; Rabbimiz onların durumlarını şöyle tasvir etmektedir: لاَّ يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُوْنِ الْمُؤْمِنِينَ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللّهِ فِي شَيْءٍ “Mü’minler, Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler. Her kim bunu yaparsa, artık hiçbir şekilde onun Allah ile bağı kalmamıştır.” [Ali İmran 28] Çünkü onlar, Allah’ı bırakıp Allah’ın, Rasulü’nün ve Mü’minlerin düşmanı olan sömürgeci kâfirleri dost edinmişlerdir.  O halde işgali ortadan kaldıracak bu cihadı Raşid bir Halife’den başka kim başlatabilir? Kudüs’ü Ömer [RadiyAllahu Anh] gibi bir Halife fethetti, bir başka Halife komutan Selahaddin ile esaretten kurtardı, Abdülhamid gibi bir Halife ise bir karış toprağından bile vazgeçmedi! Allah’ın izniyle yeniden bir Halife bu zilleti ve işgali ortadan kaldıracaktır! Dolayısıyla İsra ve Miraç topraklarından Yahudi varlığını söküp atmanın tek çözümü Hilafet’tir. Öyleyse her kim Kudüs kurtulsun istiyorsa, Hilâfet için çalışsın!

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER