Çarşamba, 17 Safar 1441 | 2019/10/16
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Taziye- Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilayeti Muhlis ve Sadık Gençlerinden Bedreddin Özcan’ın Vefatını Duyurur

Muhlis ve Sadık bir dava adamı olarak yıllar boyunca insanları İslam’ı hayata hâkim kılmak için davet eden, Türkiye ve Almanya’da İslami davet çalışmalarında öncülük eden ve ömrünün son günlerine kadar davasında sabır ve sebat gösteren kıymetli dava adamı Bedreddin Özcan, 11.10.2019 Cuma akşamında tedavi gördüğü hastanede vefat etmiştir.

إِنَّا لِلَّهِ وإِنَّآ إِلَيْهِ راجِعُونَ

"Şüphesiz biz Allah'a aidiz ve elbette O'na döneceğiz." [Bakara 156]

Üstad Bedreddin Özcan (Rahimehullah) yeryüzünde Allah'ın hükmünü ikame etmek amacıyla Nübüvvet Minhacı Üzere Hilafeti yeniden tesis etmek için çalışan ihlaslı dava adamlarından biriydi. Sahip olduğu İslami fikirleri çocuklarına, torunlarına, akrabalarına ve çevresine aktarmış, bıkmadan, usanmadan ve kınayıcının kınamasından çekinmeden her daim hakkı ortaya koymuştur. Allah Subhanehu ve Teâlâ'nın buna şahit olduğu gibi, bizlerde şahidiz. Allah kendisini hayırla mükâfatlandırsın ve hesap günü amel sayfalarını nurlandırsın, İnşaAllah.

Rabbimizden, değeri Üstadı rahmetiyle kuşatmasını, ailesine sabr-ı cemil ihsan etmesini niyaz ediyor, yakınlarına, sevenlerine ve dava arkadaşlarına da başsağlığı diliyoruz.

مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُم مَّن قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلًا

"Müminlerden, Allah'a verdiği ahdi yerine getiren nice adamlar vardır. Kimi, bu uğurda canını vermiş, kimi de beklemektedir. (Onlar) Ahitlerini hiç değiştirmemişlerdir." [Ahzab 23]

Devamını oku...

Batı’nın Kuklası Fasıklığı İle Övünüyor!

Haber-Yorum

Batı’nın Kuklası Fasıklığı İle Övünüyor!

Haber:

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Perşembe günü yaptığı açıklamada, Suriye’nin kuzeyindeki Kürt savaşçılara karşı kuvvetlerinin başlattığı askeri operasyon hakkında bir konuşma yaparak bunun amacının terörle mücadele etmek olduğunu vurguladı. Ayrıca Erdoğan, ordusunun Suriye'de kimseye zarar vermeyeceğini vurgulayarak şöyle bir eklemede bulundu: “Ama bize karşı silah doğrultanları hedef alacağız.” Ve şöyle dedi: “Avrupa Birliği’ne tekrar söylüyorum, operasyonumuzu işgal hareketi diye nitelendirmeye çalışırsanız kapıları açar 3.6 milyon mülteciyi göndeririz.” Türkiye Cumhurbaşkanı Suudi Arabistan ile ilgili olarak da, binlerce Yemenliyi öldürenlerin Suriye’deki Türk operasyonunu kınamaya hakları olmadığını söyledi ve Mısır hükümetinin de demokrasiye suikast düzenlediği için demokrasi hakkında konuşamayacağını ifade etti. (El Cezire + Ajanslar)

Yorum:

Bugünlerde Müslüman bir ordunun kendi ülkesinden çıkarak, ne şeriatın ne de ülkelerin dengesinde hiçbir kıymeti ve değeri olmayan dayanaksız bir gerekçeyle diğer bir İslam beldesine girdiğini görüyor ve işitiyoruz. Zira isyancılar olarak adlandırılan kişilerle savaşmak için büyük bir orduyu harekete geçirmek egemenlik ve güç değildir. Oysa gerçekten güçlü bir devletin, böylesi bir durumda istediği kişiyi korkutmak için bir açıklama yapması gerekirdi. Şeri açıdan olana gelince; Türkiye hükümetinin, bu eylemi gerçekleştirmek için hangi şeri dürtüleri mazeret olarak gösterip yaptığını merak ediyoruz. Kokuşmuş vatancılıktan dolayı mı, yoksa yozlaşmış milliyetçilikten dolayı mı ya da bilemediğimiz ve daha henüz açıklamadıkları başka bahaneler mi var?! 

Müslüman yöneticilerin attığı bu ve diğer aşağılık adımların, fesat ve hata olduğuna dair herhangi bir kanıta ihtiyaç yoktur. Zira tağut hukukunun yöneticilerinin Allah’ın şeriatının ve hükümlerinin kaynağı oldukları ve kafir Batı’nın yöneticilerinin hata yapmaz bir hale geldikleri zamandan beri bu böyle değil midir?!  

Başta Erdoğan olmak üzere Türkiye yöneticileri, Batı’nın ajanı olduklarını ve ümmete ihanet ettiklerini defalarca ispatladılar. Dolayısıyla bu makale, onların yaptıklarını ve yapacaklarını listelemek için yeterli değildir. Zira on yıllardır onlar ve benzerleri gibi olan ajanların maskelerinin düştüğü kanıtlanmıştır. Ancak denilir ya: “Senin ağzınla seni kınıyorum.” Terörizme karşı savaş için mücahit ordusunu feda etme konusundaki son açıklamaları ise bahsettiği terörizmi açığa vuruyor. Savaşmakta olduğu bu terörizmin, müttefiki Amerika ile birlikte IŞID ile savaşan ve bu konuda onlarla omuz omuza olduğu kimselerin bizzat aynısı olduğunu ya da yetmiş yılı aşan ömrünü efendileri kafirler için harcamasının kendisini düşünmeden ve başkasının nasihatlerine kulak vermeden sahibinin izniyle hareket eden bir kukla haline getirdiğini unutmuş ya da unutmuş gibidir?! Ayrıca çözmek istediği bir meseleyi, onlarla savaşan kimseyle çözmekten korkmuyor mu?! Zira Amerika onu kullandığı gibi işi bittiğinde de onu ortadan kaldırıp onun yerine aslı astarı olmayan dayanıksız bahanelerle başka bir ajanı getirecektir. Zaten kişi yedisinde ne ise yetmişinde de odur.

Bu ajanın, Suriyeli muhacirleri İslam beldesi olan Türkiye’de barındırmakla övünüp durması gerçekten utanç vericidir. Zira ne zamandan beri özellikle Müslümanlar olmak üzere terk edilmiş insanlara yardım ettiğini ve barındırdığını ifade etmesi, bununla övünmek için sahibinden minnet beklemek değil midir?!  Ama haysiyet ve onur, bu yöneticiler tarafından idam edildi. Zira bu onların, kendi ülkelerinde başkalarını tercih ettiklerini düşünmelerini ve onları kafirlere karşı bir baskı kartı olarak kullanmalarını sağladı. Bu muhacirleri kafir Avrupalı Batı’nın kucağına attıklarında, bu tür güçlü zorbalarla hangi yüzle buluşacaklar acaba?!

Suudi Arabistan ve Mısır hakkındaki konuşması ve bu ikisini eleştirmesi ise kendi lehine değil aleyhine olan bir argümandır. Zira o, Yemen ve Mısır’da neler olup bittiğini bildiği halde parmağını dahi kıpırdatmadan ve onların üzerine orduyu harekete geçirmeden onların yanında duruyor. Dolayısıyla onun lisanı hali, onların yaptıklarını ben de yapacağım ve onların işledikleri cürümleri ben de işleyeceğim diyor. Acaba hangi mantıkla ve hangi gerekçeyle konuşuyor.  Kendi dışındakilerin hatalarından ders çıkarmıyor mu? Ya da kendisinde iman sıfatı kalmadığından dolayı haline kayıtsız kalarak başını toprağa mı gömüyor?!   

Ey yalancının önde gideni Erdoğan! Mısır ve Suudi Arabistan’ın yaptıklarının aynısı sen de yapıyorsun. Sizler kendi kararlarına ve işlerine sahip olan kimseler değilsiniz. Zira sizler, kendinizden ve cehennem ateşinden bir koltuk satın aldığınız tahtınızdan başkasına önem vermeyen bir kölesiniz. Yapmış olduğunuz davranışlarınız, malın ve evladın hiçbir fayda sağlamayacağı o günde bir günah ve ateşe dönüşecektir. Bizler ümmet ve din için samimi olanların, otoritesini sizlerden geri almak için ümmet arasında çalışıp çabaladıklarını yakinen idrak ediyor ve biliyoruz. Zira bu ümmetin, kendisi için hiç hesap etmediğiniz ve hakkında hiçbir şey bilmediğiniz şeyler hazırlayan bir Rabbi vardır.  Güzel akıbetin kimin olacağını bekleyin ve görün. 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Dr. Mahir Salih

Devamını oku...

Ümmetin Minberi: Mücahid Ebu Faruk'un Anayasa Komitesi'ni Tenkit Ettiği Bir Konuşması

Ümmetin Minberi: Mücahid Ebu Faruk'un Anayasa Komitesi'ni Tenkit Ettiği Bir Konuşması

Suriyeli mücahidlerden Ebu Faruk konuşmasında, Anayasa Komisyonu'nu ve anayasanın dayandığı esasları eleştiriyor ve Kur'an ve Sünnet'ten çıkarılacak Allah’ın (Şeriat) yasasının tahkim edilmesi gerektiğini söyleyerek devrimin temellerine vurgu yapıyor.

Çarşamba, 10 Safer 1441 H - 09 Ekim 2019 M

Not: "Ümmetin Minberi" adlı kanal, bizim ümmet tarafından hazırlanan Hilafet kayıtları yayınlamaktadır. Bu kayıtlar Hizb-ut Tahrir veya başka resmi kaynaklar tarafından verilmemiştir. Aksine bunlar bizim İslami ümmet tarafından yapılan kayıtlardır ki biz bunları İslam ve Müslümanlar için sitemizde yayınlıyoruz.

Devamını oku...

Irak, Kukla Rejiminin Ağırlığı Altında İnliyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

HABER-YORUM

(Tercüme)

Irak, Kukla Rejiminin Ağırlığı Altında İnliyor

Haber:

Irak İnsan Hakları Komisyonu, gösteriler sırasında mağdur sayısının gün geçtikçe arttığını, 93 kişinin öldüğünü ve 4000 kişinin de yaralandığını açıkladı. Bunu Anadolu haber ajansına tıbbi bir kaynak, ölen insan sayısının 100'e yükseldiğini bildirerek doğruladı. (El Cezire)

Yorum:

Irak'taki Müslümanlar, kötü ekonomik koşullar nedeniyle Amerika’nın kukla rejimine isyan ettiler. Bu durum onların canlı mermilere hedef olmasına ve neticesinde onlarca kişinin ölümüne neden oldu.

ABD’nin Irak’ı istila ettiği demokrasi sistemi, felaketlerin köküdür. Çünkü demokrasi, dinin yaşamdan ayrılmasına ve teşri hakkını Rabbil âleminden alarak beşere veren bir küfür sistemidir. Bu sistem sayesinde Batılı kâfirler Şeriatın kısıtlamasına rağmen genel özgürlükleri serbest bırakarak ülkeyi istedikleri gibi yağmalamak suretiyle zenginlikleri alarak halkı fakir bıraktı. Hatta şuan halk içecek su dahi bulamıyorlar!! Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْر۪ي فَاِنَّ لَهُ مَع۪يشَةً ضَنْكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى

Kim Ben'im zikrimden yüz çevirirse, bilmelidir ki onun için bunalımlı bir yaşam vardır. Kıyamet Günü de onu kör olarak haşrederiz.”(Taha124)

Bu sistem Müslümanların İslam nizamını almasını, uygulamasını ya da ona daveti yasaklıyor. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmakta:

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتّٰى يُحَكِّمُوكَ ف۪يمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْۙ ثُمَّ لَا يَجِدُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَرَجاً مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْل۪يماً

“Hayır, Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp, sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın onu kabullenmedikçe ve boyun eğip teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa 65)

Hilafet sistemi Yüce Allah tarafından indirilen her zaman ve mekânda geçerli olan insan lehine ve aleyhine olanı gösteren bir sistemdir. Bu sistem bir Halife nasb ederek İslami hayatın başlatılmasını Müslümanlar üzerine vacib kılar. Irak’ta ve diğer Müslüman ülkelerdeki insanları zenginleştiren benzersiz bir ekonomik sistem içermektedir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ

“İmam kalkandır onun arkasında korunur ve onunla savaşılır.” (Buhari)

Ey Irak’taki Müslümanlar:

Mevcut iktidar ve muhalif siyasi kanat, demokrasi ve Amerika'nın çıkarlarını korumakta ve gözetmektedir. Ayrıca Hilafetin kurulmasını önlemek için çalışmakta ve hatta ona düşmanlık etmektedir. Bunları atın ve Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın vadi ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi olan Nübüvvet Metodu Üzeri İkinci Râşîdi Hilafeti kurmak için Hizb-ut Tahrir etrafında toplanın.

Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِه۪ وَاَنَّـهُٓ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

“Ey iman edenler! Sizi hayat verecek şeylere çağırdıklarında Allah ve resulünün çağrısına uyun ve şüphesiz bilin ki, Allah kişi ile kalbinin arasına girer. Unutmayın ki, O’nun huzuruna götürüleceksiniz.”(Enfâl 24)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Abdulaziz Elmenis

Devamını oku...

Suriye Vilayeti: Kefr Taal'da "Beşeri Anayasalara Hayır, İslam Akidesinden Kaynaklanan Anayasaya Evet!" Başlıklı Gösteri

  • Kategori Suriye
  •   |  

Suriye Vilayeti: Kefr Taal'da "Beşeri Anayasalara Hayır, İslam Akidesinden Kaynaklanan Anayasaya Evet!" Başlıklı Gösteri

Hizb-ut Tahrir Suriye Vilayeti, Halep kırsalındaki Kefr Taal kasabasında "Beşeri Anayasalara Hayır, İslam Akidesinden Kaynaklanan Anayasaya Evet!" başlıklı bir gösteri düzenledi.

Cuma, 5 Safer 1441 H - 04 Ekim 2019 M

Devamını oku...

Amerika, Entrikacı “Savunma İşbirliği Anlaşması” İle Bangladeş’teki Nüfuzunu ve Güvenliğini Konsolide Etmeyi Hedefliyor, Ey Müslümanlar! Bu Şeytani Komployu Yürürlüğe Koyma Görevi Tevdi Edilen Ajan Hasina’yı Reddedin

ABD, Güney ve Güneydoğu Asya’daki kalesini konsolide etmek için Bangladeş ile Toplama ve Çapraz Servis Anlaşması (ACSA) ve Askeri Bilgi Güvenlik Anlaşması (GSOMIA) imzaladı. Bangladeş-ABD arasındaki diyalog forumlarında uzun süredir savunma anlaşması müzakere ediliyordu. Hasina hükümeti geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada anlaşmayı incelediklerini ve doğru bir anlaşma yapmanın zaman alacağını söyledi. Açıkçası kukla yönetici Hasina, Amerika’nın iradesine çoktan boyun eğmiştir. Şimdi bazı danışıklı müzakere ve diyaloglar ile bu süreci meşrulaştırmaya çalışıyor. 2008 yılında ABD-İngiltere-Hindistan onayıyla iktidara geldiğinden beri Hasina, emperyalist kâfir-müşrik efendilerinin çıkarlarını gözetiyor. Günümüz dünyasının jeopolitik gerçekliği nedeniyle Amerika, Çin’i çevreleme politikasını hayata geçirmek ve bölgede ikinci Raşidi Hilafetin doğuşunu engellemek için Bangladeş’in savunma aparatı üzerinde tam bir yetkiye sahip olmak istiyor. Kuşkusuz Amerika, Hasina’yı savunma işbirliği anlaşması imzalamak için iktidara getirdi ve o da yavaş yavaş bunun yolunu yapıyor.

Ey Müslümanlar! Irak, Suriye ve Afganistan’da erkek ve kız kardeşlerinizi katleden kasap Amerika ile böylesi şeytani bir savunma işbirliği anlaşması ya da başka bir anlaşma imzalanmasını kabul etmeyin. Biliyorsunuz, Amerika yıllardır İslam’a karşı bir savaş yürütüyor, dünya çapında gelişigüzel Müslümanları katlediyor ve onlarca yıldır mallarını yağmalıyor. Azılı düşmanımız ile savunma işbirliği anlaşması yapılmasını nasıl kabul edebiliriz? Bu anlaşmalar Bangladeş halkı için sadece zillet ve güvenlik açığı demektir. ABD, egemenlik ve güvenliğimizi kontrol altına alacak şekilde bu anlaşmaları hazırladı. Ulusumuz için hiçbir vizyonu olmayan ve yıllardır köleci dış politikalar izleyen laik demokratik yöneticilerimiz, egemenliğimizi Batılı kâfir emperyalistlere ve onların bölgesel müttefiki müşrik Hindistan’a teslim ettiler. Koltuklarını korumak için çıkarlarımızı emperyalistlere teslim eden böylesi hain yöneticiler yetiştiren bu laik demokratik yönetim sistemini reddetmelisiniz.

Ey ordu içindeki samimi subaylar! Allah düşmanı olan kâfir bir devlet ile işbirliği anlaşmasına ihtiyacınız yok. Bu anlaşmaların halkımıza büyük zararları dokunacaktır. Bunlar sadece Amerika’nın ihtiyaç ve isteklerini karşılamak için tasarlanmışlardır. Hatırlayın! Allah Subhânehu ve Teâlâ günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmamayı emretmiştir. Dolayısıyla bu hain Hasina hükümetini reddedin ve Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilâfeti kurmak için Hizb-ut Tahrir’e nusret verin. Bu sizin İslami görevinizdir. Hilafet Devleti güçlü bir askeri üs tesis edecek, dünya üzerinde ideolojik hâkimiyet kuracak, emperyalist Batının zulüm ve baskısından insanları kurtaracaktır. Batı ve diğer kâfirlerin Bangladeş halkı üzerindeki hegemonyasına kalıcı son verecek, ümmetin onurunu restore edecektir.

وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ  İyilik ve takva hususunda yardımlaşın, günah ve haksızlık yolunda yardımlaşmayın. Allahtan korkun, çünkü Allahın cezası çetindir.[Maide 2]

Devamını oku...

Hadi, Hükümeti ve El Husi, 21 Eylül’de Yemen Halkının Yaşadığı Büyük Felaketin Ortaklarıdır

Bugün 21 Eylül 2014’teki “Nakba’nın” (büyük felaket) beşinci yıldönümüdür. 26 Eylül 1962’teki Nakba’dan bu felaketin ne artısı ve eksisi var? Birinci Nakba, cumhuriyet sisteminde yaşandı. Yemen artık İslami Hilafet sistemine bağlı değildi. İkinci Nakba, cumhuriyet sistemini korumak için yaşandı. 21 Eylül 2014’teki “Nakba” ne getirdi? Bu Nakba, İslami yönetimi Yemen halkının hayatından dışlayan, insanları İslam konusunda tefrikaya düşüren, fitneci Batı uygarlığının devamlılığını sağlayan, ekonomik, eğitim ve dış politik sistemlerini alan önceki felaketin devamı niteliğinde değil midir? Orada burada yaşanan anlamsız savaşlardan, ölümlerden, nefret tohumlarından, ülkenin parçalanmasından, sömürgeci kâfirlerin ülkede iyice yerleşmesinden, İngiltere yerine Amerika’ya yakınlaşılmasından, açlık ve yoksulluk çekilmesinden, ülkenin Dünya Bankası ve IMF’ye ipotek edilmesinden söz etmiyorum bile.

21 Eylül 2014 “Nakba’sında” Kurani yürüyüşle İslam türküleri söylendi. Parlak İslami sloganlar atıldı. Cihat adı altında insanlar savaşa çağrıldı. İktidara gelenler, Yüksek Siyasi Konsey öncesinde “modern Yemen devleti vizyonu” ile İslam’dan başkasıyla yönettiler. 21 Eylül 2014 Nakba’sının yüksek bir ideali olarak modern devlet propagandasını yaptılar. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لا تَفْعَلُونَ كَبُرَ مَقْتًا عِنْدَ اللَّهِ أَنْ تَقُولُوا مَا لا تَفْعَلُونَ Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.[Saff 2-3] Peki İslam yönetimi nerede? Yoksa İslam yönetimi despotizmin kalıntılarından biri midir? İslam yönetimi iki Nakba’nın ilk altı hedeflerinden biri değil miydi? Yemen’de demokrasinin pazarlanması, altıncı hedefte yer aldığı gibi Birleşmiş Milletler ve uluslararası kuruluşların sözleşmelerine uyulması dördüncü hedefin devamı değil midir? Bu yüzden Nakbacılar Sana’daki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde onlarca kez oturma eylemi düzenlediler. Meşruluk ve özgürlük talebinde bulundular!

21 Eylül Nakba’sı, insanlardan vergi alarak devam ediyor. Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ صَاحِبُ مَكْسٍ Meks sahibi cennete giremez.Yoksulluk yaygınlaşıyor, eğitim dibe vurdu. Kurtuluş türküsü söyleyenler nerede? Bizi dini hayattan ayırmaya mahkûm ettiler. Örgütler yoluyla ülkeyi düşmanlara peşkeş çektiler. Anlamsız parlak sloganlar atıp gece gündüz bunların peşine düştüler.

Kişileri iktidardan uzaklaştırıp başkalarını iktidara getirmekle İslam yönetimi gelmez. Aksine İslam yönetimi, sistemin kökünü kazıyıp yerine başka bir sistem koymakla, İslami yönetim üzere bir Halifeye biat etmekle, bütün Müslüman ülkeleri Ukab sancağı altında toplamakla ve İslam’ı Batıya taşımakla gelir. İman ve hikmet yurdunda Batının sistem ve düşüncelerini halkımıza taşımakla değil. Dünya, Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafetin kurulmasını, yaklaşık yüz yıllık yokluğunun ardından İslam yönetiminin yeniden tesis edilmesini dört gözle bekliyor.

Devamını oku...

Irkçılığı Terk Edin Çünkü O Kokuşmuştur

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Irkçılığı Terk Edin Çünkü O Kokuşmuştur

Haber

Kocaeli’nin Kartepe ilçesinde yaşayan 9 yaşındaki Suriyeli Vail El Suud isimli çocuk mezarlığın kapısına kendisini asarak intihar etti. Küçük çocuğun olayın yaşandığı gün okulda görevli bir öğretmen tarafından azarlandığı ve genel olarak da diğer öğrenciler tarafından Suriyeli olmasından dolayı dışlandığı öğrenildi. (http://www.haber7.com)

Yorum

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimizin peygamber olarak gönderildiği dönemde insanların yaşantılarında egemen olan cahiliye adetlerinden bir tanesi de ırkçılık ve milliyetçilikti. İslam cahiliye döneminde etnik farklılıktan kaynaklı meydana gelen düşmanlıkları “Müslümanları kardeş kılarak” sonlandırmış ve takvanın dışında etnik kimlikle üstünlük iddiasını da haram kılmıştır. İslam etnik farklılıkları “İslam Akidesi” potasında eritmiş ve kardeş olmayı öğretmiştir. Müslümanlar yıllarca İslam Hilafet çatısı altında kardeşlik bilinciyle yaşamışını başarmışlardır. Ne zaman ki kâfirler, Müslümanları cihat meydanlarında yenemeyeceklerini anladılar; işte o zaman şeytani desiselerini devreye soktular ve Müslümanlara galip gelebilmenin, Müslümanların asası niteliğinde olan İslam Hilafet Devleti’ni yıkabilmenin ancak Müslümanların arasına ayrılık tohumlarının ekilmesi ve milliyetçilik zehrinin zerk edilmesiyle mümkün olacağına kanaat getirdiler ve harekete geçtiler. Nitekim sonuç itibarıyla arzu ettikleri kirli planlarını hayata geçirmekte de maalesef başarılı oldular. Öyle ki Müslümanların tek bir devleti Sykes-Picot ile can bulan suni sınırlarla elli küsur devletçiğe bölünerek Müslümanların vahdeti paramparça edildi. Sonrasında da topraklarımızın istila edilmesi, beldelerimizin tarumar edilmesi ve beraberinde katliamlar kaçınılmaz oldu. Çünkü artık Müslümanları ve değerlerini koruyacak kalkanları kırılmıştı… 

Kendini asan 9 yaşındaki Suriyeli Vail El Suud isimli çocuk aslında bir sürecin sonucudur. Dokuz yıl önce hicretle başlayıp ölümle sonuçlanan bir mülteci hikâyesi. Suriye kıyamı başlayalı takriben 9 yıl oldu. Suriye kıyamı süresince Suriyeli kardeşlerimiz çatışmalara, bombalarla evlerinin başlarına yıkılmasına ve daha nice zulümlere maruz kaldılar. Birçok aile dağıldı. Annesiz babasız çocuklar, eşlerini yitiren sahipsiz kadınlar çoğaldı. Bu yaşanılan sıkıntılar da kardeşlerimizin daha müreffeh bir ortama kavuşmak için hicret etmelerine sebep oldu. Buradan hareketle de sayıları birkaç milyonu bulan Suriyeli kardeşlerimiz Türkiye’ye sığındılar. İslam’ın olması hasebiyle bizim olduğu kadar onların da malı olan bu topraklara evlerini, eşlerinin ölü bedenlerini bırakarak, yurtlarını terk etmek zorunda kalarak sığınan Suriyeli kardeşlerimiz, yeri geldi linç edildiler, yeri geldi kaldıkları evleri yağmalandı ve yeri geldi cinayete kurban gittiler. Zulümden kaçarak sığındıkları limanda da adeta zulme maruz kalmaya devam ettiler.

Peki, Suriyeli kardeşlerimize yönelik anti kamuoyu oluşmasını sağlayan kim? Yani Suriye düşmanlığının sebebi nedir? Tabi ki de milliyetçilik merkezli yürüttüğü mülteci politikasıyla Türkiye devleti…  Evet, milliyetçilik temelli bu tür politikalar, iktidarın, iktidar kalemşorlarının ve de medyanın sürdürdüğü baskıcı yaklaşım, kısa süre sonra toplumdaki olumsuz yansımalarıyla kendini göstermiştir. Anti kamuoyu meydana getirilerek adeta Suriyeli mülteci kardeşlerimizi geri gönderilmelerinin alt yapısı hazırlandı. Halk arasında Suriyelilere karşı düşmanca tutumlar, “defolun gidin” manasında kindar bakışlar ve kötü muameleler fazlasıyla boy göstermeye başlamıştı. Kadınları ve bebekleri dahi hedef alan vahşi eylemler zuhur etmiş, asılsız haberlere istinaden, önyargıyla Suriyeliler suçlanmış ve akabinde yargısız infazla evleri yağmalanarak ateşe verilmişti.

İntihar eden 9 yaşındaki Suriyeli Vail El Suud isimli çocuk bunun en son örneğidir. Çünkü Vail El Suud’un eğitim gördüğü okulda diğer öğrenciler tarafından Suriyeli olmasından dolayı dışlandığı ve olay günü de okulda görevli bir öğretmen tarafından azarlandığı söyleniyor. Şayet doğruysa, bu çocuğun intihar vakası sadece bir intihar vakası değil bilakis failleri belli bir cinayet vakası olarak değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum. 9 Yaşındaki bir çocuğu intihara sürükleyen failler; farklı ırktan bir Müslümanın varlığına tahammül edemeyen kafatasçı milliyetçiler, sürekli Suriyeli ve göçmen karşıtı söylemlerle kin ve nefreti körükleyen milliyetçi siyasetçiler ve bir kısım İslam’a saldırmakta sınır tanımayan medya kuruluşlarıdır.

Bu vebaldir ve bu vebal; Irkçılığı körükleyenlerindir. Ensar olmak yerine düşmanlık düşüncesi ekenlerindir. Ümmet ruhunu değil Sykes-Picot ruhunu canlı tutmaya çalışanlarındır. Kısacası bu vebal Suriyeliler defolsun gitsin diyen vicdanlarındır.

Şimdi vakit, yaşadıkları mağduriyetten ve zulümlerden ötürü kardeşlerine yani bize sığınan Suriyeli Müslümanlara asrımızın Ensarı olmaktır. Bugün Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in zor anında ona kucak açan, O’nu ve dinini izzetle, kuvvetle destekleyen Ensar olma günüdür.

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Buhari’nin tahric ettiği bir hadiste şöyle buyurmaktadır:

الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ لَا يَظْلِمُهُ وَلَا يُسْلِمُهُ وَمَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ

“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu zalime teslim etmez. Kim kardeşinin yardımında bulunursa Allah da ona yardım eder.”

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Abdullah İmamoğlu

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER