Perşembe, 30 Rajab 1438 | 2017/04/27
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Ey Müslümanlar! Hindistan İle Savunma İşbirliği Anlaşmasını Reddedin ve Yürürlüğe Girmesine Karşı Çıkın... Böyle Bir Anlaşma Kesinlikle Haramdır, Ülke Müslümanlarını ve Askeri Subayları Bağlamaz...

Hain Hasina ve rejiminin, ülkeye karşı yüksek ihanet eylemleri ve efendileri Amerika-İngiltere-Hindistan’a olan teslimiyeti durmayacaktır. İktidardaki Awami Ligi liderleri, Şeyh Mujib gibi, Hindistan için çekinmeden kan akıtabilirler. Çünkü Hindistan ile olan ilişkilerini, açıkça ve utanmadan “kan ilişkisi” olarak nitelediler. Bu yöneticilerin ihanetini sona erdirmenin ve halkın hayatında gerçek bir değişim yaratmanın tek yolu, bu rejimi devirmek ve Hizb-ut Tahrir liderliğinde Hilafeti kurmaktır. Bu yüzden insanlar onların hain politikalarını azimle ve kararlılıkla reddedip mukavemet göstermelidir. Hizb-ut Tahrir, ülkedeki tüm samimi, bilgili ve cesur insanlara ve subaylara der ki, bu rejimi ortadan kaldırın, Hilafeti kurmak için çalışın ve rejimin ihanet eylemlerine karşı mücadele edin. Şeyh Hasina, 07-10 Nisan 2017 tarihleri arasında Hindistan’a yaptığı ziyaret sırasında Savunma İşbirliği Anlaşması imzaladı. İster bu anlaşma, çerçeve anlaşması ya da memorandum olarak anılsın, isterse müddeti 5 ya da 25 yıl olsun kesinlikle reddedilmelidir. Subaylar ve halk anlaşmanın yürürlüğe girmesine karşı direnmelidir. Bu anlaşma kesinlikle haramdır. Ordumuzu zayıflatacak ve ordumuz üzerinde Hindistan hâkimiyetine olanak sağlayacaktır.

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Müslümanların diğer devletlerle askeri antlaşmalar yapmalarını açık ve net bir dille yasakladı. Şöyle buyurdu:

لَا تَسْتَضِيئُوا بِنَارِ الْمُشْرِكِينَ“Müşriklerin ateşi ile aydınlanmayın.” Başka bir deyişle, aydınlanmak için müşriklerin ateşini kullanmayın demektir. Hadiste geçen ateş sözcüğü, askeri güç için bir kinayedir. Bu yüzden kâfir devletler ile askeri anlaşmalar ve ittifaklar yapmak, İslam Şeriatına göre haramdır. İslam’a göre askeri antlaşmalar imzalamanın yanı sıra uygulamak da haramdır. Dahası, askeri antlaşmalar kategorisine giren her şeyi imzalamak haramdır. Üstelik Hindistan’la imzalanan bu savunma anlaşması, ordumuz üzerinde hâkimiyet kurmasını olanak sağlayacaktır ve bu ise yasaktır. Aynı zamanda siyasi bir intihardır. Hindistan’ın Pilkhana cinayetleri ve ABD’nin talebi üzerine Hasina’nın samimi ordu subaylarını tasfiyesi, savunma gücümüzü zayıflatmak ve hâkim olmak için gösterilen niyetin açık kanıtıdır. Allah Subhânehu ve Teâlâ, kâfirlerin Müslümanlar üzerinde yol bulmasını yasaklamıştır.

وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلًا“Allah, kafirler için müminler üzerinde asla bir yol kılmayacaktır.” [Nisa 141]

Hindistan, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın tanımladığı gibi harbi bir devlettir. Rejim, onu ne kadar dost canlısı bir millet olarak tasvir etmeye çalışsa da. Yakın komşuluk veya diğer süslü terimler bu tanımı asla değiştirmez.

تَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذِينَ آمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا  “İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak Yahudiler ile, şirk koşanları bulacaksın.” [Maide 82]

Hindistan bizim düşmanımızdır ve elini Müslümanların kanıyla bezemiştir. Çoğu da Bangladeş’tendir. Hindistan, Keşmir’i işgali nedeniyle Yahudi devleti gibi işgalci bir düşmandır. Keşmir, bir İslam ülkesidir, dolayısıyla bizim ülkemizdir. Keşmir Hindistan işgali altında olduğu sürece milyon dolarları bizi satın alamaz. Ya da şehitlerimize tazminat ödeyemez. Bangladeş’e karşı agresif politikaları ve kötü planları olmasa bile. Keşmir’le İslami bağımızı koparamaz. İslami yükümlülüğümüz gereği Bangladeşli Müslümanlar ve ordular Keşmir’i düşman Hindistan işgalinden kurtarmak zorundadır. En azılı İslam düşmanı ile askeri anlaşmalar yapmak bir yana hiçbir anlaşma yapılamaz.

Bu, İslami bir bakış açısıdır. Müslümanlar, Hindistan’la olan savunma anlaşmasında buna uymalıdır. Gerçeklik açısından da bu anlaşma büyük bir tehlikedir ve bizim çıkarlarımıza aykırıdır:

1-    Bu anlaşma, bölgede hegemonya kurmak için haçlı Amerika ile çok tanrılı Hindistan arasında stratejik ortaklık çerçevesi kapsamındadır. Bunun bir parçası olarak Amerika, gelişmiş askeri teknoloji transfer ederek ve askeri endüstri kurarak Hindistan’ın askeri kabiliyetini güçlendiriyor. ABD, Asya eksen stratejisi adıyla Çin’i çevrelemek ve terörle mücadele bahanesiyle ikinci Raşidi Hilafetin doğuşunu geciktirmek için Hindistan’ın bölgede askeri jandarması olmasını istiyor. Bu nedenle Amerikalılar, Çin’in gücünü dengelemek, terör ve aşırılıkla mücadele kisvesi altında İslam savaşını sürdürmek kastıyla bölgede Hindistan liderliğinde ülkeler koalisyonu kurmak için çalışıyor.

2-    Hindistan’dan TATA / Maruti düşük kaliteli askeri teçhizat satın almak büyük bir stratejik gaftır.

3-    Hindistan ile ortak askeri tatbikat yapmak, onun askeri stratejiler ve yeteneklerimiz hakkında bilgi sahibi olmasını sağlar. Bu bizimle mücadele için ona stratejik avantaj sağlayacak ve ordumuza karşı da üstünlük elde edecektir.

4-    Hasina ve efendileri, art niyetli araçlarla ordumuzun İslam ruhunu zayıflatmanın yollarını arıyorlar. Bu anlaşma büyük ölçüde bunu kolaylaştıracaktır. Geçen yıl bazı sınır bölgelerinde Rakhibondhon olayına tanık olduk. BSF’li kadın askerler, koruma sözü veren Bangladeşli erkek askerlerin ellerini ‘kutsal’ bilekliklerle bağladılar!

5-    Anlaşma, Çin’in Bangladeş’ten uzaklaşmasına yol açacaktır. Şu an Çin, ülkenin en büyük askeri teçhizat tedarikçisidir. Bu anlaşmayla Bangladeş, en önde gelen sınır düşmanımız Hindistan’a kalıcı olarak bağımlı hale gelecektir.

Ey Müslümanlar!

Hindistan’la olan tüm ilişkiler, sadece İslam temeline dayalı olmalıdır. İslam akidesi, dış ve savunma politikalarımız için temel doktrindir. Kimliğimizi İslam belirlemelidir, Bangladeşli olmak ya da Bengali milliyetçiliği değil. İslam, Hindistan’ı tekrar İslam yönetimi altına döndürmeyi emrediyor. Daha önce Hindistan, İslami bir ülkeydi ve bu, Hint saldırganlığına son vermenin en güvenilir yoludur. Bangladeşli Müslümanlar gibi subaylar ve askerlerimiz de cihat yoluyla Hindistan’ı fethetmek ve Keşmir’i Hint işgalinden kurtarmak için her zaman İslami ruha sahip olmuşlardır. Bunu gerçekleştirmek için olası her yolla kendi savaş sanayimizi inşa etmeliyiz. İnşaAllah bu, kurulacak Hilafet önderliğinde gerçekleşecektir. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyurdu:

عِصَابَتَانِ مِنْ أُمَّتِي أَحْرَزَهُمَا اللَّهُ مِنْ النَّارِ عِصَابَةٌ تَغْزُو الْهِنْدَ، وَعِصَابَةٌ تَكُونُ مَعَ عِيسَى بْنِ مَرْيَمَ عَلَيْهِمَا السَّلَام“Allah ümmetinden iki grubu cehennem ateşinden koruyacaktır. Bunlardan biri Hindistan’ı fethedecek ve diğeri de İsa İbn Meryem Aleyhisselam ile birlikte olacaktır.” Fakat Hasina’nın uşak ruhlu hükümeti, ordudan İslam’ın tüm izlerini silmek için sistematik olarak olası her şeyi yapıyor. Bu kültürel şeytani planın yanı sıra şimdi de Hasina hükümeti, silahlı kuvvetlerimizi zayıflatmak ve Hindistan’ın ordumuz üzerinde hâkimiyet kurmasını sağlamak için utanç verici askeri işbirliği anlaşması imzalıyor.

Sakın sessiz kalmayın, bu hain etkinliklere karşı sesinizi yükseltin. Aileleriniz içinde, pazarlarda, bürolarınızda ve geniş halk kitleleri arasında, fikri ve siyasi arenada bu anlaşmadan vazgeçmesi için kamuoyu oluşturun. Ve bilin ki BNP ittifakının Hindistan karşıtlığı politik kazanımlarına karşı halk duyarlılığı elde etmek içindir. Dolayısıyla sakın onları bir çıkış yolu olarak görmeyin. Aksine işlerinizi gütmek için sadece İslam’ı benimsemelisiniz. Durumunuzu değiştirmek ve şeytani yabancı güçlerin pençelerinden kurtulmak için en kısa zamanda ikinci Raşidi Hilafet Devletini kurmalısınız.

Ey ordu içindeki samimi subaylar!

Ebu Abdullah Muhammed El Mervezi, Yezit b. Mürted’den rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, şöyle buyurdu:

كُلُّ رَجُلٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ عَلَى ثَغْرَةٍ مِنْ ثُغَرِ الْإِسْلَامِ، اللَّهَ اللَّهَ لَا يُؤْتَى الْإِسْلَامُ مِنْ قِبَلِكَ“Her Müslüman erkek, İslam’ın kalelerinden bir kaledir. Allah’tan kork, İslam’a senin tarafından yaklaşılmasın.”

İslam yönetimini kurmak için rütbelerinizi İslam uğrunda kullanın. Emperyalist kâfir müşrik devletin sizin üzerinizde bir yol bulmasına izin vermeyin. Göreviniz, İslam’ı ve Müslümanları korumaktır. Dünyaya adalet yaymak ve İslam düşmanı Amerika, İngiltere ve Hindistan’ı hezimete uğratmak için savaşmaktır... Kâfir-müşrik devletlerin dostu haline gelmeyin. Bu laik demokratik rejimler yoluyla size egemen olmasına müsaade etmeyin. Haydi, cesurca bu rejimin dostu olmadığınızı ilan edin.

فَلَنْ أَكُونَ ظَهِيرًا لِلْمُجْرِمِينَ“Suçluların asla yardımcısı olmayacağım.” [Kasas 17]

Hasina’nın sizi aşağılamaya doğru sürüklediğini ve yıkıma öncülük ettiğini görmüyor musunuz? Konumunuzu yeniden gözden geçirin. Zira siz, bu kıtanın mazlum insanlarını kurtaran ve beş yüz yıl bu kıtayı yöneten Muhammed bin Kasım ve Bahtiyar Halıcı’nın soyundan geliyorsunuz. Dolayısıyla siz, devlet sekreteri veya devlet üniversitesi profesörü veya benzerleri gibi bir devlet memuru değilsiniz. Bu rejimi devirerek statükoyu değiştirebilecek maddi güce sahipsiniz... Haydi, gücünüzü İslam dini uğrunda kullanın. Hadi hemen hain Hasina rejimini görevden alın ve Hindistan’ın fethinde size önderlik edecek ikinci Raşidi Hilafeti kurmak için Hizb-ut Tahrir’e nusret verin. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu sözünü hatırlayın:

وَاعْلَمُوا أَنَّ الجَنَّةَ تَحْتَ ظِلاَلِ السُّيُوفِ“Bilin ki cennet, kılıçların gölgesi altındadır.”

Devamını oku...

Silahlı Kuvvetlerle Cihat Yoluyla Keşmir’i Kurtarın Savaş Meydanında Kaybetmediklerimizi Görüşmeler Yoluyla Niye Kaybedelim Ki?

Hint devletinin adaletsizliği sınır tanımıyor. Bir kaç gün önce Keşmirli bir genç, Hint askeri jeepinin önünde “canlı kalkan” yapıldı. Şimdi de Keşmirli gençler, Pakistan karşıtı sloganlar atmaya zorlanıyorlar. Aşağılanarak acımasızca dövülüyorlar. Böyle görüntüler olduğu ortaya çıktı. Katliamlar, kör edici mermiler, sakat bırakmalar ve tecavüzlerin yanı sıra işgal altındaki Keşmir Müslümanlarına akıl almaz zulümler yapılıyor.

Bunlar, Hint devletinin barbarca eylemleridir. Bu eylemler, ister şimdi isterse geçmişte olsun Hint devletinin genel yapısına uygundur. Hint devleti, Keşmir’i yasadışı şekilde işgal etmiş ve cesur direnişi vahşice bastırmıştır. Hint devleti, neredeyse yetmiş yıldır kendi Müslüman vatandaşlarına bile sürekli baskı yapmaktadır. Hindistan’ı içerden zayıflatan bazı ayrılıkçı hareketlerin ilham kaynağı olan Sihler ve Hıristiyanlar gibi Gayrimüslim azınlıklara da zulmetmektedir. ‘Dokunulmaz’ olarak adlandırdığı kendi Hindu vatandaşlarına el altından baskı yapılmasına izin vermektedir. Bu olaylar, Hint yönetici elitin adaletin tesisinde yetersiz kaldığını doğruluyor. Hindistan, gölge istihbarat teşkilatı RAW yoluyla durmadan Pakistan’daki istikrarı baltalamak için çalışıyor. Hint devletin düşmanca tavrı, müşriklerin inananlara karşı köklü ve derin düşmanlığını teyit etmektedir.

تَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذِينَ آمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا“İman edenlere karşı düşmanlık yönünden insanların en şiddetlisi olarak Yahudiler ve müşrikleri bulursun.” [Maide 82]

Hint devletinin vakası bu olduğu halde mevcut Pakistan yöneticileri, barış ve refaha giden yolun hâlâ diyalog ve müzakereler olduğu konusunda ısrar ediyorlar! Oysa Hint devletinin, Müslümanları bombalamak için hiçbir fırsatı kaçırmadığı biliniyor. İşgal altındaki Keşmir Müslümanlarının belli bir ölçüde otoriteleri olsa bile Pakistan’a karşı saldırganlıkları hiç kesilmeyen Hintlilerin böyle küçük bir devlete karşı kötülükleri asla durmayacaktır. Zalime verilen herhangi bir tolerans, onu sadece daha fazla zulme teşvik eder. Kaldı ki bu imtiyaz, zayıflık belirtisidir. İlkel donanımlı ama yüksek motivasyona sahip Keşmirli mücahitler karşısında yetmiş yıldır savaş meydanında elde edemediği başarıyı Hint devleti, müzakereler yoluyla diyalog masasında elde edecektir. Hayır, barış ve istikrardan uzak bu aşağılık yöneticiler, diyalog ve müzakereler yoluyla Müslümanları benzeri görülmemiş tehlike girdabına sürüklemek istiyorlar. Hint elitlerin Büyük Hindistan rüyasına hayat nefesi üflüyorlar. Büyük Hindistan rüyası, Pakistan’ı Bhutan ya da Nepal statüsüne düşürecek veya Hindistan’ın bir eyaleti haline getirecektir.

Tüm Hint kıtası sakinleri için barış ve güvenliğin tek gerçek garantörü Nübüvvet metodu üzere Hilafettir. Hilafet, düşmanlarına karşı bu büyük ümmeti güçlü bir devlette toplayacak yegâne platformdur. Hilafet, Hint devletinin acımasız düşmanlığına etkili bir şekilde meydan okuyacak tek devlettir. Hilafet, ırk ya da inançlarına bakmadan tüm vatandaşlarına adaletle davranacak, Hint devleti tarafından zulüm gören mazlumların umudu olacaktır. Hilafet, silahlı kuvvetlerimizi cihada seferber ederek Hindistan’ın Keşmir işgaline son verebilecek tek devlettir.

Ey Pakistan silahlı kuvvetlerinin samimi subayları! Bu yöneticilerin kökünü kazımak ve Nübüvvet metodu üzere ikinci Hilafeti kurmak için Hizb-ut Tahrir’e nusret verin. Hilafet, Keşmir’i kurtarmak için sizi mobilize edecektir. Bu yöneticilerin, sizi felç etmeyi amaçlayan bahane ve gerekçelerini sakın dinlemeyin. Zira onlar, sadece sizden tırsan yabancı efendileri adına konuşurlar. Siz, Pakistan, Keşmir, Afganistan ve dünyadaki tüm Müslümanların durumunu değiştirebilecek kapasiteye sahipsiniz. Hem bu değişikliği gerçekleştirmek hem de dünya ve ahirette onur ve izzete nail olmak için Raşit Halife size İslami yönetim altında önderlik etmelidir.

Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ  “Ey iman edenler! Siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]

Devamını oku...

Suriye’de Hâlâ Haram Kanlar Akıtılıyor!

Cumartesi günü Halep’in El Raşidin semtinde Fua ve Kefraya sakinlerini taşıyan otobüslere yönelik düzenlenen intihar saldırısında aralarında 68 çocuk dâhil olmak üzere 125 sivil hayatını kaybetti. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi Direktörüne göre yüzlerce yaralının olması nedeniyle ölü sayısı daha da fazlalaşabilir. 

Esed rejimi ve müttefikleri, devrimden beri acı ama süslü kavramlarla anlaşma ve ateşkes dayatma politikası izliyorlar. Ateşkesin yürürlüğe girmesiyle birlikte de yoğun hava saldırılarına başlıyorlar. Zorunlu göç politikasına boyun eğdirmek için binlerce sivile boğucu abluka uyguluyorlar. 2013 yılından bu yana rejim, kuşatma altındaki şehir ve kasaba halkını açıkça ve alenen iki seçenek arasında serbest bırakıyor: Ya açlık ve soykırım ölmek ya da göç etmek. Bu yüzden geçtiğimiz yılın sonlarında göç eden siviller de artış oldu. On binlerce Halepli göç etmek zorunda kaldı. Şuana kadar hâlâ da zoraki göçün etkilerinden mustaripler. Göç nedeniyle insani yardım alamıyorlar ve rastgele yerleştirilen mülteci kamplarında yaşıyorlar. En son başkent Şam çevresine de göç kuşağı örüldü.

Bu büyük patlamada kadın ve çocuklar da hayatını kaybetti. Bunlar, yıllarca abluka altında yaşamış ya da evini köyünü terk etmiş veya otobüslere binmek zorunda kalmış kimselerdir. Dört kasabayı kapsayan anlaşma uyarınca 2015 yılından beri silahlı grupların kuşatması altındaki yaklaşık 16 bin Fua ve Kefraya sakinleri iki aşamada tahliye edilecekti. Buna karşılık üç yıldır Lübnan İran partisi ve rejim tarafından kuşatılmış Madaya ve Zebadani sakinlerinden gitmek isteyenler serbest bırakılacaktı.

Yıllardır masum siviller, kâfir Batı ülkelerinin güdümünde ve gündemlerince kendilerini Batılı ülkelerin siyasi çözüm projesine adayan silahlı gruplarla acımasız kukla rejim ve müttefiki İran ile milisleri arasında futbol topu gibi savrulup duruyorlar. Ya mutabakat adı altında kuşatma altındakiler serbest bırakıp özgürlüğe kavuşturuluyorlar. Ardından ailelerin göç ve sürgün serüveni başlıyor. Ya da kuşatma altında kalıp temel ihtiyaçlardan yoksun bırakılıyorlar. Böylelikle kadın, çocuk ve yaşlılar açlıktan ölümle yüz yüze kalıyorlar.

Şam tiranının devrimci halka karşı ilan ettiği barbarca savaş boyunca Suriye halkı, ya trajedi ve acılara tanık olmakta ya da birçok bölge çatışma taraflarınca kuşatma altına alınmakta ve on binlerce sivilin tahliye operasyonuna tanık olmaktadır. Nitekim 2011’den bu yana 320 bin kişi hayatını kaybetmiş, ülke içinde ve dışında milyonlarca insan göçe maruz kalmıştır. Artı binlerce insan da kayıp ve tutukludur.

Başta Amerika olmak üzere dünya ülkeleri, çocuklarımızın kanını akıtmaktan, kadınlarımızı sürgün etmekten bıkmadılar mı? Bir taraftan koalisyon kurup köpekler gibi Müslümanlara saldırırlarken öbür taraftan da hasım oldukları iddiasıyla hiçbir şey olmamış gibi müzakere masasına oturuyorlar. Katliamlar, patlamalar, sahadaki sert çatışmalar ve yoğun bombardımanlar, kendi şartlarını dayatmak ve rakiplerini tasfiye etmek için iktidar mücadelesi veren farklı tarafların posta kutusu haline gelmiştir.

Müslüman âlimler ve orduları, İslam ümmetinin kendilerine ne kadar çok ihtiyacı olduğunu daha fark etmediler mi? Ajan yöneticiler tarafından ümmetin tarafına geçmelerinin zamanı gelmedi mi? Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafeti kurarak ümmeti zalimlerin şeriatı yerine Allah’ın Şeriatına doğru rehberlik etmelerinin vakti gelip geçmedi mi?

Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْمًا لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَOnlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allahınkinden daha güzeldir?” [Maide 50]

Devamını oku...

HİLAFETİN YIKILIŞININ ELİM YILDÖNÜMÜ

HİLAFETİN YIKILIŞININ ELİM YILDÖNÜMÜ

(Tercüme)

HABER

İki gün sonra Hilafetin yıkılışının doksan altıncı elim yıldönümü.

YORUM

Receb ayının son günlerindeyiz ve bu ayda İngilizler, bazı işbirlikçi hain Türklerin ve Arapların yardımıyla Hicri 28 Receb 1342 tarihinde Hilafeti ilga ettiler. Bu yıl Hilafetin yıkılışının tam doksan altıncı yıldönümü.

Şeri hükmü göz önüne aldığımızda Müslümanların üç günden fazla Halifesiz yaşamaları haramdır. Hilafetsiz tam doksan altı yıl geçti. Hal böyle olunca Müslümanlar tarafından işlenen bu günahın ne kadar büyük olduğunu düşünebiliyor musunuz?

İslam, hayatta ve toplumda egemenliğini gerektirir, bu da ancak İslam’ın iktidar olmasıyla sağlanır. Yani İslam’ın birey, toplum ve devlet üzerinde âmir olması demektir. İşte itaat ve beyatı vacib kılan Şeri hüküm bunu gerektirir. Hükümler İslam’daki yönetim şeklini sınırladı ve onun Hilafet olduğunu açıkladı. Sahih Buhari de şöyle geçmektedir: «كانت بنو إسرائيل تسوسهم الأنبياء كلما هلك نبي خلفه نبي وإنه لا نبي بعدي وسيكون خلفاء فيكثرون»İsrail oğulları Nebîler tarafından siyaset (idare) edilirdi. Bir Nebî öldüğünde onu bir diğeri takip ederdi. Benden sonra artık Nebî yoktur. Ancak birçok Halifeler olacaktır.”Oradakiler dediler ki: Bu durumda bize ne emredersin? Dedi ki: «فوا ببيعة الأول فالأول، أعطوهم حقهم فإن الله سائلهم عما استرعاهم») “İlk biat edilene vefakâr olun ve ona karşı olan görevlerinizi yerine getirin. Muhakkak ki Allah size karşı görevlerini yerine getirip getirmediklerini onlardan soracaktır.”Bu hadis İslam’daki yönetim şeklinin yalnızca Hilafet olduğunu «وسيكون خلفاء فيكثرون» “Ancak birçok Halifeler olacaktır” sözüyle göstermektedir. Böylece Rasulullah Sallahu Aleyhi Vessellem bunu şu sözüyle bizleri müjdeliyor: «ثم تكون خلافة على منهاج النبوة»…Sonra Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet olacak.”(Ahmed b. Hanbel)

Ayrıca Allah Subhanehu ve Teâlâ Kuran-ı Kerimde Halife kılacağını vaad ediyor: ﴿وَعَدَ اللهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِيْ الأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ “Allah içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vadetmiştir ki, kendilerinden öncekileri yeryüzünde Halife kıldığı gibi mutlaka onları da Halife kılacaktır…” (Nur 55)

Artık İslam ümmeti, kendisi ve tüm insanlık için bu gerçeğin farkına varması ve Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya karşı olan sorumluluğu da yerine getirme zamanının geldiğini idrak etmesi gerekir. İslam ümmeti Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya iman etmesinden ve iyiliği emredip kötülükten nehyetmesinden dolayı insanlar içerisinden çıkarılmış en hayırlı ümmettir. En büyük iyilik ise Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın hükmüyle hükmetmektir ve en büyük kötülük de küfür hükümlerinin egemenliğidir. İslam ümmeti, İslam beldelerindeki felaketlerin ve musibetlerin sebebinin İslamî yönetimin olmayışından kaynaklandığının farkına varması gerekir. İşte Hizb-ut-Tahrir benimsemiş olduğu Hilafetin tekrar kurulması meselesini en büyük amel sayar ki; önceden olduğu gibi ümmette Hilafeti kurmayı ve onu sahiplenmesini kendisi için en önemli meselesi yapsın. Dolayısıyla Hizb-ut-Tahrir her yıl Hilafetin yıkılışının elim yıldönümünü ümmete hatırlatır ki; ümmette Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın üzerlerine vacib kıldığı mesuliyeti anlasın ve Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın indirdiği hükümlerle yönetilmesi için Nübüvvet Metodu üzere Râşidî Hilafet Devletini tekrar iade etsinler. Müslümanlar, çalınan otoritelerini ve İslam şeriatının yönetimini geri getirmek için şiddetle çalışsınlar. Böylece hadis-i şerifteki cahiliyye ölümünden sakınsınlar. «...ومن ماتَ وليس في عنقه بيعة مات ميتة جاهلية». “Kim de boynunda biat olmadan ölürse cahiliye ölümü ile ölür.” (Müslim)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Adına

Halife Muhammed-Ürdün

Devamını oku...

Hilafet Yalan ve Sahte Vaatler İle Değil Ancak Dosdoğru İslami Siyasi Bir Liderlik İle Kurulabilir

Basın Açıklaması

Hilafet Yalan ve Sahte Vaatler İle Değil

Ancak Dosdoğru İslami Siyasi Bir Liderlik İle Kurulabilir

Hicri 28 Recep 1342/Miladi 3 Mart 1924’te İngiltere liderliğindeki kâfirler ve onlara hizmet eden Arap ve Türk hainlerin işbirliğiyle Hilâfet ilga edildi. Ankara’daki 1. Meclis, Hilâfetin kaldırılma kararını korku dolu bir atmosferde zorla aldı. İşte bugün, o elem ve acı dolu günün 96. hicri yıldönümüdür. O gün, ümmetin kalkanının kırıldığı, İslami hükümlerin hayatımızdan uzaklaştırıldığı kara bir gündür.

Müslümanlar o günden sonra eski güçlerine bir daha kavuşamadılar! Sahip oldukları izzet, itibar ve heybete bir daha ulaşamadılar! O günden sonra huzur ve güveni hiç bulamadık! Çünkü Osmanlı Hilafet Devleti yıkıldıktan sonra elliden fazla devletçiğe bölündük ve parçalandık. Hilafet varken beşerin Rabbinin koyduğu hükümler anayasamız idi. Hilafetten sonra ise beşeriyetten nasibini almamış Batılı ecnebilerin kanunları anayasamız oldu. İslam’ın yerini laiklik, Hilafet’in yerini ise Cumhuriyet ve demokrasi aldı.

Bu nedenle İslam Ümmeti için hicri 28 Recep el-muvafık miladi 3 Mart tarihi bedbaht bir gündür. O gün unutulmaması ve hafızalardan çıkarılmaması gereken bir gündür. Zira “neden bu haldeyiz?”, “neden Müslümanlar olarak bir birliktelik oluşturamıyoruz?”, “neden işgaller, savaşlar ve katliamlar sadece İslam topraklarında oluyor?” , “neden çocuklarımıza ve İslam’ın kutsallarına yapılan vahşi saldırılara karşı yöneticilerimiz gerektiği şekilde cevap veremiyor?” gibi pek çok soruya o günden sonra muhatap olduk! Bölünmüşlüğümüz ve parçalanmışlığımız, kaybettiğimiz değerler ve yitirdiğimiz her şey unutturulmaya çalışılan işte o günden sonra başladı!

Bu hakikatin idrakinde olan Hizb-ut Tahrir; kaybettiklerimizi yeniden kazanmak, yitirdiklerimize bir an evvel kavuşmak ve unutturulmaya çalışılanları hatırlatmak için Hilafet’in ilga edildiği o tarihi bir kez daha anımsatıyor. Dünyanın her köşesinde Hilafet’in ilgasının hicri yıldönümü münasebetiyle faaliyetler düzenliyor. Hilafet’in yeniden inşası için çalışıyor ve Müslümanların tüm sorunlarının yegâne sahih çözümü olarak onu yani Hilafet’i gösteriyor.

Bu sahih çözüm için yapılan hummalı çalışmalardan rahatsız olan sömürgeciler ve işbirlikçi rejimler ise, Hizb-ut Tahrir’in faaliyetlerini yasaklamaya, çalışmasını durdurmaya ve gençlerini her türlü zulüm ile sindirmeye çalışıyorlar. Çünkü Hizb-ut Tahrir, Allah’tan başka hiçbir gücün önünde eğilmeden dimdik ayakta durdu! Fikirlerinden ve metodundan asla taviz vermedi! Yeise kapılmış İslam Ümmetine Hilafet’in yeniden kurulabileceğine dair umut verdi. Müslümanlara asla yalan söylemedi, onları asla aldatıp kandırmadı ve hiçbir zaman kandırılmadı!

Ey Müslümanlar! Bizim topraklarımız uzun yıllar Hilafete başkentlik yaptı. Bir asır öncesine kadar dünya payitahttan yönetiliyordu. İslam’ın emin bekçileri, mazlumların umudu, korucusu ve hamisi bizler idik. Lakin Hilafet’in ilgasından sonra mazlum olduk! Şimdi ise bırakın mazlumlara bir umut olmayı, yöneticilerimiz o zalimler ile işbirliği yapar oldular! Müslümanlara yönelik zulüm ve katliamlarda üslerimizi kâfirlere açarak onlara ortak oldular! Amerika’nın çıkarları için çalışmayı ve İslam düşmanı Trump ile önemli işler yapmayı lütuf saydılar! Ancak onlar her ne yaparlarsa yapsınlar, özlem duyduğumuz o günler Hilafet ile tekrar geri gelecektir. Çünkü Hilafet, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın vaadi, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi ve ecdadımızdan bize yadigârdır. Hilafet boş sloganlar, yalan ve sahte vaatler, demokratik yöntemler ile değil, dosdoğru İslami siyasi bir liderlik ile yeniden kurulabilir. İşte o liderlik ise Hizb-ut Tahrir’dir.

Devamını oku...

Dava Kardeşimiz Ömer Davud (Ebu Hişam) İçin Taziye

  • Kategori Amerika
  •   |  

مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُم مَّن قَضَىٰ نَحْبَهُ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلًا  Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allaha verdikleri söze sadık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir. Bir kısmı da beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.[Ahzab 23]

Hizb-ut Tahrir / Amerika, Yüce Allah’ın kazasına iman ederek ve teslim olarak genel olarak Müslümanlara, özel olarak da Hizb-ut Tahrir gençlerine başsağlığı dileklerini sunuyor.

Sevgili kardeşimiz Ömer Davud (Ebu Hişam) Allah’ın en sadık kullarından biriydi. Mükemmel bir dava savunucusu ve ilk nesil dava adamlarındandı. Ebu Hişam, 20 Receb 1438 / 17 Nisan 2017 Pazartesi günü 88 yaşında hakkın rahmetine kavuşmuştur. Merhum, hayatını Allah’a itaat yolunda geçirmiş, Nübüvvet metodu üzere Hilafeti kurarak İslami hayatı yeniden başlatmak için çalışmıştır.

Merhum, daveti taşımak için yaptığı eylemleriyle etrafını ışık saçan bir meşale gibiydi. Karşılaştığı onca zorluklara sabretmiş, hayatının son günlerine kadar zerre miktarı sendelememiştir. Ebu Hişam, geçtiğimiz asırda davayı Amerika’ya getiren ilk kişilerden biriydi. Hizb-ut Tahrir’in diğer üyeleri gibi Ürdün’deki zalim rejimin cezaevinde iki yıl tutuklu kalmıştır. Her zaman şöyle söylerdi, Allahım, bize İslami Hilafeti görmeyi nasip eyle.

Allahım onu geniş rahmetinle kuşat ve onu makamında hüsnü kabulle kabul eyle. Onu Peygamberler ve Salih kullarla birlikte Firdevs cennetinde haşreyle. Onu ve tüm Müslümanları en iyi mükâfatla mükâfatlandır.

Biz, Allahtan geldik ve Ona döndürüleceğiz.

Devamını oku...

Hilafetin Yıkılışının 96. Yıldönümünde Muhlislerin Gayretlerini Bilemek Amacıyla Düzenlenen Etkinlikler

İçerisinde bulunduğumuz bu günlerde sömürgeci kâfir, 28 Receb 1342 yılında Osmanlı Hilafet Devletini yıktı. O günden bu yana İslam ümmeti, zillet, zafiyet, yoksulluk, sefalet ve parçalanmışlık girdabında boğuşuyor. Düşmanlar, İslam ümmetine enva çeşit azabı tattırıyorlar. Yeryüzünün en aşağılık ve iğrenç yaratıkları bile İslam ümmetine hakaret ediyor. Bu yüzde ümmet, acilen birleştirici bir devlete, işlerini güden ve onurlarını savunan bir Halifeye muhtaçtır.

Bunun için biz, 1953 yılından beri bu yolda yürüyoruz. Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet Devletini kurmak ve İslami hayatı yeniden başlatmak için durmadan çalışıyoruz. Gayretleri biliyor, kurtuluş, izzet ve hâkimiyet yolunda herkese rehberlik ediyoruz. Bu yoldaki sloganımız da şudur:

“Zafiyetten sonra izzet, korkudan sonra güven için Hilafet.

Hizb-ut Tahrir / Filistin, sadıkların gayretlerini diriltmek, gafilleri gaflet uykusundan uyandırmak kastıyla Batı Şeria ve Gazze’de bu yıl Hilafetin yıldönümü anısına bazı etkinlikler düzenleyecek. Ülke çapında düzenleyeceği paneller, seminerler, dersler, ziyaretler ve gösterilerle hedefine doğru ilerleyecektir. Umarız Allah Subhânehu ve Teâlâ, müminlerin kalbini fikirlerimize açar da bizi güçlü ve dindar Müslümanlarla destekler.

Hizb, Batı Şeria ve Gazze’de kamuoyu ve ileri gelenler için meydan ziyaretleri düzenleyerek etkinliklerine başladı bile. Etkinlikler, üç hafta boyunca devam edecek. Dersler, seminerler, paneller düzenleyecek, konuşmalar yapacak. Ayrıca Gazze’de gösteriler ve entelektüel diyalog masaları organize edecek. 18 Nisan 2017 Salı günü de şehir merkezinde merkezi seminer düzenlemeyi planlıyor.

Batı Şeria’da 22 Nisan 2017 Cumartesi günü öğleden sonra Ramallah El Bira Meydanı’nda kalabalık bir konferans düzenlenecek. Ardından 25 Nisan 2017 Salı günü Gazze’nin güneyindeki Han Yunus semtinde kitlesel bir yürüyüş gerçekleştirilecek. Yürüyüş, dindar, saf ve güçlü kimseler için bir mesaj niteliği taşıyacak ki hemen harekete geçsinler, ümmete izzet ve itibarını yeniden kazandırmak için çabalarımıza ortak olsunlar.

Tüm Filistin halkı bu etkinliklere davetlidir.

Devamını oku...

Düşman Entrikalarını Kabul Eden Yöneticiler Ya da Ajanlar!

13 Eylül 2017 Perşembe günü Sudan Dışişleri Bakanı İbrahim Gandur basına yaptığı açıklamada, Güney Sudanın bağımsızlığı bizim de mutabakat sağladığımız bir komplo esasına göre oldu. Şimdikiler ise bu komplonun sonuçlarıdır. Günahı da sorumlularına aittir. dedi. Dışişleri Bakanı’nın bu açıklaması, geçtiğimiz Çarşamba günü ABDli mevkidaşı Rex Tillerson ile düzenlediği bir basın toplantısında konuşan Rusya Dışişleri Bakanı’nın sözlerine yanıt niteliğindedir. Rus Dışişleri Bakanı düzenlenen basın toplantısında şöyle demişti: Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir, Uluslararası Ceza Mahkemesinin kıskacı altındaydı. Obama yönetimi, bu sorunun çözümü karşılığında Devlet Başkanı Ömere dedi ki ülkeyi ikiye bölmek zorundasın. El Beşir de Obama yönetiminin ABD projesi doğrultusunda ülkenin ikiye bölünmesini kabul etti.

Bu açıklama karşısında Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, şunları vurguluyoruz:

Birincisi: Güney Sudanın bağımsızlığından önce biz, Sudan halkı özellikle hükümet ve muhalefetiyle tüm siyasilere gerekli uyarıları yapmıştık. Uyarılarımızda meşum Nifaşa Anlaşmasının, Sudanı parçalamak, İslamı yönetim ve yasamadan dışlamak için kurgulanan bir Amerikan komplosu olduğunu belirttik. Bu Amerikan komplosunu ifşa etmek için birçok ameller icra ettik. Temaslar ve konuşmalar yaptık. Konferanslar ve paneller verdik. Milyonlarca imza topladık. Başkentin üç bir yanında yürüyüşler yaptık. Silahlı kuvvetler ve meclise, ordu içindeki ümmetin samimi evlatlarına yönelik çağrılar yaptık. Birçok kitapçık çıkardık. Binlerce bildiri ve basın açıklamaları yayımladık. Amerikan tezgâhına düşmemeleri için insanları uyardık. Bütün tavsiye ve uyarılarımız göz ardı edilerek gençlerimiz gözaltına alındı. İktidar ve Sudan politikacıları, bu talihsiz entrikayı ayakta alkışladılar!

İkincisi: Uzlaşı hükümeti ve koalisyon, ülkeyi yoksullaştıran, pahalılığa neden olan, geçim sıkıntısı yaratan, zillet ve sefalete yol açan nice benzeri entrikalar benimsediler!

Üçüncüsü: Dışişleri Bakanının bu itirafı, hükümetin daha fazla entrikaları yasalaştırmasına mani olmayacaktır. Hükümet, ülkeyi Amerikalılar teslim ediyor, Müslümanlara karşı casusluk yapmaları için ülke kapılarını ardına kadar onlara açıyor. Sudan ile ABD arasında istihbarat alanında işbirliği artıyor başlıklı Angelson Afrika raporuna göre, Amerikan istihbarat teşkilatı CIA, terörle mücadele alanında işbirliği yapmak amacıyla Hartumda bir büro açacak. Sudan ile ABD bu konuda mutabakat sağladı. Bu işbirliğini zirveye taşımak üzere önümüzdeki Mayıs ayında CIA Başkan Yardımcısı Gina Haspelin Hartumu ziyaret etmesi bekleniyor. [07.04.2017 Sudan Tribune] Şüphesiz ki herhangi uyanık bir kimse, kâfir Batının İslam dinini terör olarak nitelediğini kolayca fark eder.

Dördüncüsü: Hâlâ düşman komplolarını kabul eden hükümet, ulusal diyalog kararları gibi ülkede mücrim projeleri uygulamayı sürdürmektedir. Amerika bu kararlar yoluyla açıkça laikliği uygulamak ve Sudanı parçalamak istemektedir.

Velhasıl Hizb-ut Tahririn yıllarca dillendirdiği gerçekler, her geçen gün gün yüzüne çıkmaktadır. Hilafetin yıkılışından sonra bu zararlı mini devletçiklerin cürmü insanlar için güç geçtikçe netleşiyor. Dolayısıyla sömürgecilerin başını ve Müslümanların sorununu ancak Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet Devleti ezebilir, çözebilir. Samimi politikacılar, Âlemlerin Rabbinin hükümleriyle yönetecek, ümmeti düşmanların entrikalarından koruyacaklardır. Çünkü Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır:

إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ  “İmam bir kalkandır, arkasında savaşılır ve onunla korunulur. İmamın kalkan olması demek, düşmanların tuzaklarına karşı Müslümanlara kol kanat germesi demektir.

 

لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ  “İşte Çalışanları bunun için çalışsın. [Saffat 61]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER