Çarşamba, 16 Muharram 1440 | 2018/09/26
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Suriye Vilayeti: Soçi'deki Rus-Türk Anlaşması Üzerine Kuzey Suriye'de Kamuoyu Yoklaması

  • Kategori Suriye
  •   |  

Suriye Vilayeti: Soçi'deki Rus-Türk Anlaşması Üzerine Kuzey Suriye'de Kamuoyu Yoklaması

Hizb-ut Tahrir Suriye Vilayeti Medya Bürosu, Soçi'deki Rus-Türk anlaşması bağlamında Beşar'ın işlediği suçlularından özgür kalması, Mücahidlerin silahlarını teslim etmeleri ve cepheden çekilmeleri hakkında düşündüklerini öğrenmek üzere Kuzey Suriye'de bir kamuoyu anketi düzenledi.

- Birinci Bölüm -

14 Muharrem 1440 H - 24 Eylül 2018 M

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Mübarek Belde Filistin - Basın Açıklaması "Yerleşim yerleri ve yerleştirilen mülteciler: Filistin meselesini tasfiye edecek iki silah!"

  • Kategori Filistin
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Mübarek Belde Filistin - Basın Açıklaması

"Yerleşim yerleri ve yerleştirilen mülteciler: Filistin meselesini tasfiye edecek iki silah!"

Hizb-ut Tahrir Mübarek Belde Filistin Medya Bürosu Üyesi Dr. Musab Arkub'un basın açıklaması.

Cumartesi, 12 Muharrem-ul Haram 1440 H - 22 Eylül 2018 M

Devamını oku...

Endonezya: "İslam Davası İçin Hicret" başlığı altında etkinlikler

  • Kategori Endonezya
  •   |  

Endonezya: "İslam Davası İçin Hicret" başlığı altında etkinlikler

Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'in Mekke'den Medine'ya hicreti İslam tarihinde önemli bir yer edinmiştir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'in Hicreti Mekke ve Medine'deki davetin İslam'ın kalkınmaya başlaması adına en önemli aşamasıydı ve böylelikle Müslümanlar dünyada süper güç olması ile altın çağı başladı.

Hizb-ut Tahrir / Endonezya yeni hicri yılınızı kutlar ve bu vesileyle "İslam Davası İçin Hicret" başlığı altında Endonezya'nın çeşitli şehirlerinde gösteriler ve etkinlikler düzenledi. Etkinlikler 9 Eylül 2018 günü başladı 11 Eylül 2018 sonlandı. Allah'a hamdolsun.

Hizb-ut Tahrir Endonezya Medya Bürosu

Devamını oku...

Sudan Vilayeti: Ümmetin Sorunları Forumu; “Yabancı Yatırım ve Ülke Ekonomisine Etkisi”

  • Kategori Sudan
  •   |  

Sudan Vilayeti: Ümmetin Sorunları Forumu;
“Yabancı Yatırım ve Ülke Ekonomisine Etkisi”

Allah'a hamd olsun, 8 Eylül 2018 Cumartesi günü "Yabancı yatırım ve ülke ekonomisine etkisi" konulu ümmetin sorunları forumu Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti Medya Bürosu tarafından düzenlendi.

Konuşmalar Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti Encümen üyesi Süleyman ed-Desis ve üniversite profesörü ve ulusal çevre bilimsel araştırma danışmanı Dr. Sadık Tavır tarafından gerçekleşti.

Üstad Süleyman ed-Desis sunumunda katılımcılara sorular iletti, soruların bazıları şunlardı: "Yabancı yatırım ülke halkının menfaatine midir?" "Sudan'ın ekonomik sorunlarına çözüm nedir?"

Son olarak katılımcılara düzenlenen aylık forumun önemi ve proplemlerin aydınlatılması hakkında bilgi verildi.

Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti Medya Büro Delegasyonu

suriye vilayeti

- Video kayıtları -

Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti encümen üyesi Süleyman ed-Desis'in konuşması.

- Etkinlik oturumu -

Devamını oku...

Erdoğan, İslam’ı Efendimiz Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Yoluyla Değil de Batı Yoluyla Anladığını Açıklıyor ve Kabul Ediyor

  • Kategori Makaleler
  •   |  

El-Vai Dergisi’nin 384. Sayısının Başyazısı

Erdoğan, İslam’ı Efendimiz Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Yoluyla Değil de Batı Yoluyla Anladığını Açıklıyor ve Kabul Ediyor

Trump, 2016'dan beri gözaltında tutulan Amerika’lı papaz Brunson'un serbest bırakılması için baskı yapılmasını provoke ederek Türkiye ile yapay bir mali kriz oluşturdu. Bunu ise Ankara’nın papazı serbest bırakmayı reddetmeye devam ettiği bahanesiyle Türkiye’nin İçişleri ve Adalet Bakanlarına yaptırımlar uygulanması ve Ankara’nın da benzer şekilde cevap vermesi takip etti. Buna müteakip Trump, Türkiye’den ithal edilen çelik ve alüminyumdaki vergilerin iki katına çıkarılmasıyla ilgili bir genelge yayınladı, Erdoğan da benzer şekilde cevap verdi ve buna çelişkili açıklamalar eşlik etti… Tüm bunlar da Türk Lirasının değerinin düşmesine, dolar karşısında yüzde 20 oranında değer kaybetmesine, yılbaşından beri Ağustos ayının sadece ikinci haftasında yaklaşık %40 değer kaybetmesine yol açtı.      

Bu yapay krizde dikkat çeken şey, ajanların efendilerinin çıkarları karşısında hiçbir değerlerinin olmamasıdır. Zira Erdoğan, özellikle Suriye’de olmak üzere Amerika’ya tüm hizmetleri sunmasına, yani mücrim rejimle birlikte Rusların, İran ve milislerinin ve tüm şer güçlerin saldırdığı bir sırada kendisine bağlı olan savaşçıları geri çekip onları Kürtler ile olan savaşıyla meşgul ettiğinde Halep’te yaptığı gibi zalim Esed rejimine karşı Müslümanların devrimini vurmak için yardım etmesine… Bu durumu Astana yoluyla Amerika’nın istediği çözümü dayatması için bekledikleri Cenevre’ye ulaşarak dünyanın en canisi Esed ve güvenlik sisteminin zaferinin ilan edilmesine kadar ulaştırmak için Müslüman Suriye halkına karşı en iğrenç suçu işleyen Rusya ve İran ile koordinasyon sağlamasına… Evet bunlara rağmen Amerika ona karşı cezai işlem başlatarak onun uluslararası utancına ve ekonomisinin zayıflığının açığa çıkmasına neden oldu. Böylece bu tür ülkelerin, Batı karşısında karton ülkeler olduğunu, bunların varlığını tehdit etmenin çok kolay olduğunu ve değişinceye kadar istikrarsızlaştırabileceklerini ortaya koydu. Bu yüzden Erdoğan ve Dışişleri Bakanı’nı şaşırtan şey, Amerika’nın kendilerine bu şekilde davranması oldu.

Ayrıca bu yapay krizde çarpıcı olan, halkların çektiği acıların büyük güçler ve ajan ülkeler için hiçbir anlam ifade etmemesi olmuştur. Hem de bunu yapanlar bizzat kendileri olmalarına rağmen. Yine Erdoğan’ın Amerika’nın çıkarı için Suriye’ye müdahale etmesi, oradaki Müslümanların mağlubiyetlerine ve onların sayısız trajedilerine neden oldu. Dahası işte aynı şekilde o, bu yapay çatışmadan dolayı halkının yaşamının kötüleşmesine ve ülkesinin ekonomisine yönelik bir tehdidin oluşmasına da neden oldu. Amerika’ya gelince; ona göre olanlarda yanlış bir şey yok. Zira Amerika’nın uluslararası ilişkilerde ajanları da dahil diğer tüm ülkeleri hafife aldığı bilinmektedir. İşte Amerika, kendi çıkarlarıyla çatıştığında ne uluslararası hukuka ne de Birleşmiş Milletlere soruyor. Dolayısıyla halkların ve ülkelerin çıkarlarıyla ilgili alanlarda kendi hesabında hiçbir şey yok. Oysa kendi çıkarları söz konusu olduğunda bunlara neden olan bizzat kendisidir.  

Burada güçlü bir şekilde vurgulanması gereken nokta, Erdoğan’ın dengesiz, çarpık bir din anlayışına sahip olmasıdır. Zira o, ülkenin bir yöneticisi olarak İslam’ın hükümlerine en ufak bir bağlılığı olmadığı gibi bunu da gizlemiyor. Dahası bunun inançlarına uygun olduğunu açıklıyor. Nitekim Erdoğan, kendisinin birey olarak Müslüman olduğunu, devletin ise laik olduğunu, yani dini olmadığını söylüyor. Zira Erdoğan, 18/02/2017 tarihinde Suudi Arabistan’ın El-Arabiya kanalına verdiği röportajda şöyle dedi: “…Bir defa kişiler laik olmaz, devlet laik olur. Bu önemli bir nokta. Laiklikte devlet, her inanç grubuna eşit mesafededir, her inanç grubunun inancını yaşamasını teminat altına alır. Bunun İslam'a ters olan bir yanı var mı? Yok… Ben diyorum ki: Biz laikliği, ladinilik olarak görmüyoruz, dinsizlik olarak görmüyoruz. Kişi Laik olamaz dedik. Laiklik bir din değildir. Devlet laik olabilir. Laiklik, her inanç grubunu koruma altına alır, güvence altına alır, hepsine de eşit mesafededir. Yani laik devlette her inanç grubu inancını rahatlıkla yaşayabileceği gibi, hatta ateistler de ateistliğini yaşayabilir.” Erdoğan, bu açıklamasıyla İslam’ın diğer dinler gibi bireysel ibadetlere dayalı bireysel bir din olduğunu, O’nun yönetim sisteminin ve hayata ilişkin kanunlarının olmadığını açıklıyor. Bu ise sahibini Rabbi katında büyük bir tehlikeye sokan İslam’a tamamen aykırı bir durumdur. Dolayısıyla İslam’a yönelik bu yanlış anlayış, bir birey ve bir yönetici olarak davranışlarıyla çok uyumludur. Nitekim bir kişi, güzel sesiyle Kur’an okuyor, namaz kılıyor, oruç tutuyor, kendi ülkesi ile diğer İslam ülkelerindeki Müslümanlara karşı İslami duygularını gösteriyor ancak bunları yönetim meselelerine gitmeden bireysel açıdan yapıyor. Aynı şekilde kişi, Rohingya Müslümanlarının sorunlarıyla ilgilenirken, uluslararası ilişkilerin ötesine geçmeyen duygulu sözlerle ve mali yardımlar yaparak sınırlandırıyor… Dolayısıyla onun devletlerle olan ilişkisi, bu tutumların sonucunu etkiliyor ancak bu ülkelerin hiçbirisi onu İslam’ı ihraç etmekle suçlamıyor. Hatta insanlar içerisinde İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık bakımından en şiddetli olan Amerika, Batı ve Yahudiler onunla İslami bir projenin sahibi olduğu bakış açısıyla hareket etmiyorlar. Aksine (Afganistan, Irak ve Suriye’de) İslam’a yönelik savaşlarında onunla işbirliği yaptıkları gibi o da onlarla işbirliği yapıyor. Nitekim Suriye’de çok net bir şekilde görüldüğü üzere Erdoğan Suriye’deki Müslümanlara yardım ettiğini ve onlara zor koşullarda ihtiyaç duydukları yardım, barınma ve olanaklar sağlayıp bireysel muhacirler olarak kucak açtığını açıklıyor ama, inandığı ve açıkladığı gibi hükümleri İslam şeriatından kaynaklanmayan Laik bir devlet başkanı olarak hareket ediyor. Dahası Laik bir devlet olan Türkiye devletinin çıkarı için Suriye’deki askeri durumu istismar etmek için çalışıyor.   

Erdoğan açıkladığı bu durumu gizlemediği gibi gerek açıklamaları gerekse davranışlarında da bunun dışını çıkmıyor. Zira o, İslam’ı bu şekilde anladığı gibi bundan hiç haya etmiyor ve bunu yanlış olarak kabul etmiyor. Nitekim Amerikan - New York Times – Gazetesi’ne “Türkiye Amerika İle Krizi Nasıl Görüyor” başlıklı bir makale yazdı. Makalede, Türkiye ile Amerika arasındaki ortaklığı, Türkiye-Amerikan krizini ve krizin daha kötüye gitmemesi için gerekli olan çözüm yolunu ele alarak şöyle yazdı: “Türkiye, son 60 yıldır ABD'nin stratejik ortağı ve NATO müttefiki oldu, iki ülke Soğuk Savaş döneminde ve sonrasında karşılaştıkları ortak zorluklara karşı omuz omuza durdu.” Ve şöyle ekledi: “Türkiye, yıllar boyunca ne zaman gerekli olsa ABD'nin yardımına koştu. Kore'de askerlerimiz birlikte çarpıştı…11 Eylül terör saldırılarının ardından Washington bu kötülüğü yapanlara karşılık vermek için dostlarını ve müttefiklerini beklediğinde, askeri birliklerimizi buradaki NATO misyonunu başarıya kavuşturmak için Afganistan'a gönderdik.” Erdoğan’ın bu konuşması, açık ve net bir şekilde din anlayışındaki inancının dışına çıkmıyor. Zira o, İslam’a bağlı olmayan Laik bir devlet başkanı olarak hareket ediyor, dahası uygulanması için yemin ettiği Laik bir anayasaya bağlı kalıyor ve bunda da herhangi bir sorun görmüyor. Aha işte o, Amerika’nın Sovyetler Birliği ile olan krizlerinde Türkiye’nin Amerika ile birlikte hareket etmesini, NATO’da ve Afganistan’da onunla birlikte olmasını resmi bir tutum olarak kabul ettiğini açıklıyor. Bunların her biri İslam’da büyük bir kutsallığa sahip olmasına rağmen bu tutumların Erdoğan’ın nazarında İslam ile bir bağlantısı yoktur. Dolayısıyla Erdoğan, İslam haram kılmasına rağmen Sovyetler Birliği ile olan soğuk savaşta Amerika ile yan yana olmakta bir beis görmüyor. Yine o, İslam haram kılmasına rağmen Kore’ye karşı savaşında Amerika ile birlikte oluyor. Ayrıca Erdoğan, Afganistan savaşında Amerika ile ortak hareket ettiği gibi -terörizm ile savaş- adı altında İslam’a karşı savaşında da onunla ortak hareket etti. Dahası İslam’da büyük bir haram olmasına rağmen Suriye’de Amerika ile birlikte hareket etti… Tüm bunlardan daha önemlisi Erdoğan, bu tutumlarının din ile bir ilgisinin olmadığını düşünüyor. Çünkü Türkiye devletinin kimliği -Laik- olup İslam değildir. Bireysel kimliğine gelince; o, sadece kişisel olarak bir Müslümandır.

Bundan dolayı tüm Müslümanların Erdoğan’ın Laik bir devlet başkanı olduğunu, onu Laik bir partinin takip ettiğini, Laik bir anayasayla yönettiğini, içeride ve dışarıda faizle muamele ettiğini, ülkesinin tüm dış ilişkilerinin İslam’a dayalı olmadığını ve aynı şekilde içeride de Laiklikle muamele ettiğini bilmesi gerekir ki biz onu vakıada açıkça görüyoruz. 

Evet, Erdoğan’ın görüşleri budur. Hatta o, Osmanlıyı yeniden diriltmek istiyor. Ama bu anlamda tarihte olduğu gibi İslami Hilafet açısından ve İslam’ın emrettiği Raşidi Hilafet’i kurmak istediği için değil. Oysa Allah, İslam ile halkını Hilafet ile izzetli kılacağı gibi küfür ve ehlini de zelil kılacaktır… Bu şeri mefhumların tamamı, onun yönetim kamusunda yoktur.

Bu açıdan o, uluslararası ilişkilerde faizle muamele ediyor ve bunda herhangi bir sakınca da görmüyor. Ayrıca Yahudiler ile siyasi, diplomatik, stratejik ve ticari ilişkiler kuruyor ve bunu şeriata muhalif olarak görmüyor. Çünkü devlet, Laik olup İslami değildir. Yine İslam düşmanı Amerika ve kafir Hristiyan ülkeleri ile NATO’ya giriyor, onun savaş eylemlerine katılıyor ve İslam’ın yönetime ulaşmasının engellenmesi, Afganistan işgaline katılması ve Türkiye’nin orada birçok kez liderliği üstlenmesi de dahil NATO’nun hedeflerinin gerçekleşmesinde ona kolaylık sağlıyor… Zaten Erdoğan bunu açıklayıp gizlemediği gibi kendisinin de şeriata aykırı olduğunu ve günah işlediğini kabul etmiyor.

Bu açıdan o, ülkesinde İslam ile en ufak bir ilgisi olmayan ve kapitalist küfür sistemlerine dayalı olan ekonomik sistemi uyguluyor. Kendisi İslami çoğunluğa sahip Türkiye halkının Müslümanlar da dahil olmak üzere tüm hayatlarını hayat hakkındaki inanç ve mefhumlara göre uyguladıklarını birçok resimde açıklıyor ama dinin devletten ayrılması temelinde. Mesela bir Müslüman içki içse, zina etse, hırsızlık yapsa, adam öldürse ve dinden çıksa dahi ona şeri ukubatlar ve hadler uygulanmıyor. Hatta Türkiye’nin bazı turistik yerlerinde cinsel turizm olarak bilinen yerlerin olduğunu görüyoruz… Şeriat bunu onun için gerekli kıldığı halde bir yönetici olarak yasaklamayı düşünmüyor. Yönetim açısından olana gelince; Erdoğan yönetime gelmeden önce de olduğu gibi yönetim (Atatürk’ün) yolu üzere devam ediyor. Tek bir fark var ki o da; Atatürk Laikliği, öncelikle İslam olmak üzere din düşmanlığı olarak benimsiyordu. Zira onun, ezanın Arapça olarak okunmasını yasakladığını, birçok camiyi kapattığını, başörtüsünün yasakladığını ve Kur’an’ı Türkçe’ye çevirdiğini biliyoruz… Erdoğan ise insanların ekseriyeti Müslüman olduğu için Laikliği din düşmanlığı olarak benimsemiyor. Bu dönüşümün Müslümanların nefislerinde güzel bir etkisi oldu, Türkiye Müslümanları arasında büyük bir kabul gördü, özellikle onun yönetimi sırasında daha önce mahrum bırakıldıkları dini ibadetlerini uygulayabildiler ve onlar için kapalı birçok cami açıldı. Aynı şekilde dünyadaki Müslümanlar arasında kabul gördü, bu dönüşümü talep edilen şeri bir dönüşüm olarak görmeye başladılar ve buna istenilen şeri değişim gibi bağlandılar. Ona olan bağlılıkları ise tüm hareketlerinden dolayı Laik kesime olan düşmanlığı artırdı, gösterdiği her davranışından korkup endişelendiler ve (Atatürk’ün) mirasını ortadan kaldırmak için çalıştığını düşündüler. Çünkü Müslümanların ekseriyetinin tutumları, tepkilere dayalıdır. Bu yüzden ona yönelik bağlılık ve desteklerini artırdılar ve bu da seçimlerdeki başarısında, askere karşı desteklenmesinde ve darbeye karşı onun yanında yer almalarında ortaya çıktı.

Dünyanın dört bir tarafındaki Müslümanlar, ümmeti birleştirecek ve ümmetin kötü olan durumunu istenilen İslami durumla değiştirecek Müslüman bir kahraman olarak Erdoğan’ı bekler oldular. Nitekim onların Erdoğan’ı savunduklarını, onun söylemediği şeyi söylediklerini, ona eylemler atfettiklerini ve onun için hayallerinde hedefler koyduklarını görürsünüz. Erdoğan tedriciliğe inanmadığı ve onun için çalışmadığı halde Erdoğan’ın İslam’ı tedricen getirmek istediğini söyleyen bir kişi, sadece onun hakkında kendi düşüncelerine göre hareket ediyor. Oysa Erdoğan, hayatta İslam Devleti’nin olmadığına, dahası laikliğin olduğuna inanıyor ve bunu da hiç gizlemeden açıklıyor. Çünkü onun düşüncesi böyle. Bunu onlara söylediğinizde de onun amacı İslam Devleti’ni kurmak ama o şimdi bunu açıklamıyor diyorlar… Çünkü onlar Erdoğan’a, işin hakikatini göremeyen sevgi dolu bir gözle bakıyorlar. 

Mesela Erdoğan’ın Suriye’de işledikleri, İslam’a bir ihanet ve Müslümanlara karşı bir suç olarak kabul edilmelidir. Zira devrimin hezimete uğramasında ilk katkı sağlayan o olmuş ve devrimin tüm adımlarını koordine eden Rusya ve İran’ın yanında yer almıştır. Peki onlar, nasıl olur da Rusya ve İran’ı ümmetin düşmanları olarak gördükleri halde Erdoğan’ı bir umut ve ilham kaynağı olarak görebiliyorlar!!?  

Bu konuşmanın ardından bizim şunu sorgulamamız gerekiyor; okuyan sakin bir şekilde okumalı, Allah’ın razı olacağı bir tefekkürle tefekkür etmeli, kendisinin ve Şeytan’ın arzularına göre hareket etmemelidir. Zira Müslüman’ın hevası şeriata tabi olmalıdır. Evet, bizim şunu sorgulamamız gerekiyor: 

Müslüman olduğunu söyleyen bir yöneticinin, faiz ile muamele etmesi şer’an caiz midir?! Amerika ile olduğu gibi Allah’ın dışındakileri dost edinmesi caiz midir?! Onun NATO’nun üyesi olması caiz midir?! Avrupa Birliği’ne girmeye çalışmak şer’an caiz midir?! (İsrail) ile ilişkiler kurmak şer’an caiz midir?! Suriye ile ilgili Rusya ve İran ile koordinasyon kurup devrimin hezimete uğraması ve Beşşar Esed’in zafer elde etmesi için çalışabilir mi?! Bir yönetici olarak kafir Laik bir anayasa ile yönetmesi veya Türkiye’de zinanın yasal olmasına, içkinin alınıp satılmasına ve ruhsatlı genelevlerinin olmasına izin vermesi caiz midir…?! 

Onun avurdunu şişirerek yaptığı video konuşmasına bir bakın, (gay ve lezbiyen) gibi eşcinselliğin uygulanmasını kanunla cezalandırılan bir suç olarak kabul etmiyor, dahası Türkiye hukukunun koruduğu şahsi özgürlük kapsamında değerlendiriyor. Son röportajını bir dinleyin, hükümlerini insanın koymasına ve anayasasının Allah’ın dışında bir anayasa olmasına rağmen nasıl da devletin kimliğinin Laiklik olduğunu söylüyor… Erdoğan hakkında söylediğimiz tüm bu durumlar, dinin kabul etmediği ve alemlerin Rabbinin öfkelendiği bir durum olarak kabul edilmelidir.  

Biz bu makalemizde, gizlemeden açıkladığı ve inandığı gibi hiçbir ekleme yapmadan ve eksiltmeden olduğu gibi Erdoğan’ın vakıasını sunuyoruz.

Ne yazık ki Erdoğan’ın İslami bir lider olduğu hakkındaki bu yanlış kanaat İslam’ı sevenlerin zihinlerinde yer edip kabul görmüştür. Ancak gerek genel olarak ümmet olsun gerekse şeri enstitülerde ilim alıp İslam’ı parça parça eden ve onun bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayan alimler olsun İslam’ı doğru bir şekilde anlamıyorlar. 

Erdoğan’ın sayfasını, bu okuma ile okumalısınız. İslam adına yanlış olan anlayış, bu çelişki halinde yaşayan Müslümanların bu tür tutumları miras olarak almalarıdır. Zira onlar, dinlerini çok ama çok seviyorlar -ki bu onların sahip oldukları en değerli şeydir-, ondan uzak kalmalarından dolayı kafirlerin birçok komplolarına maruz kalıyorlar, dinlerine tutunup ve onun büyük kısmının uygulanması için birçok şeye tahammül ediyorlar ama dini ikame etmek için onu Allah’ın kendilerinden istediği şekilde anlamıyorlar. Bu nedenle İslam’ı gözetleyip duranların bu alanda Müslümanlar ile oynamaları ve ümmet ile oynamak, onları arkalarında sürüklemek, dini ikame etme hedeflerini kaybettirmek için her dönemde onlar için yeni bir yüz çıkarmaları kolay oluyor. Bu alanda yaptıkları son girişimlerden birisi de DEAŞ’ın temsil ettiği Hilafet hakkında çarpık bir versiyon oluşturmaları olmuş ve bundan amaç ise Hilafet’in reddedilmesi için genel bir durum oluşturmak olmuştur. Bu girişimin planlanan duruma ulaşmasının ardından İslam için siyasi çalışma yapmaktan veya İslam adına siyasi çalışma yapmaktan vazgeçirmek ve dini devletten ayıran diğer laik siyasi hareketler gibi olmaları için İslami çalışma yapan İslami hareketlere baskı yaptıklarını görüyoruz. Örneğin Erdoğan, İslam’ı Batı’nın anladığı şekilde anlamaları için onlar adına bir modele vurgu yapıyor…

Ey Müslümanlar, Erdoğan’ın Allah’a karşı namaz, oruç ve Kur’an okuma gibi eylemleri yapması sakın sizleri aldatmasın… Zira o, bir yönetici olarak İslam ile yönetmeyerek, dini Batı’nın anladığı şekilde anlayarak ve dini hayattan ayırmaya dayalı Laikliği benimseyerek Allah’a karşı aşırıya kaçmıştır. Nitekim Allahu Teala, şöyle buyurmuştur:

أَفَمَن يَمْشِي مُكِبًّا عَلَى وَجْهِهِ أَهْدَى أَمَّن يَمْشِي سَوِيًّا عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍŞimdi (düşünün bakalım), yüz üstü kapanarak yürüyen mi (varılacak) yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yürüyen mi?” [Mülk-22]

Kaynak: H. Muharrem 1440 - Eylül 2018 tarihinde yayınlanan El-Vai Dergisi’nin 384. sayısı

Devamını oku...

Sudan Vilayeti: Kadınlar Bölümü; "İslam, Kadınları Onurlandırır ve Yükseltir"

  • Kategori Sudan
  •   |  

Sudan Vilayeti: Kadınlar Bölümü; "İslam, Kadınları Onurlandırır ve Yükseltir"

Hizb-ut Tahrir Sudan Vilayeti Kadın Kollarının, Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Konusunda Sudan Sözleşmesinin (CEDAW) imzalanmasıyla ilgili Gada Abdul Cabbar (Ümmü Uvab) kardeş ile "İslam, Kadınları Onurlandırır ve Yükseltir" başlıklı söyleşisi.

10 Muharrem 1440 H - 20 Eylül 2018 M

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER