Cuma, 09 Ramadan 1439 | 2018/05/25
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Gazze ve Filistin Halkını Yahudiler ve Vahşetlerine Terk Eden Entrikacı Yöneticiler Altında Akan Gazze ve Filistin Halkının Kanları

Pazartesi günü Yahudi varlığı, Nekbe’nin 70. Yıldönümünde Gazze sınırında “geri dönüş” katliamı işledi. Onlarca Filistinli şehit oldu, binlercesi de yaralandı. Aralarında yedi çocuk olmak üzere en az 59 kişi yaşamını yitirdi, 100’ü ağır olmak üzere 2700’den fazla Filistinli de yaralandı.

Katliam, yöneticilerin özellikle de komşu yöneticilerin gözleri önünde cereyan etti. Bunlar, Müslümanlar ve savunmasızların imdadına yetişmek için en ufak bir kıpırdama göstermediler. Hepsi de aşağılık bir tutum sergiledi. Ürdün ve Katar, kınama ve lanetleme ile yetindi. Türkiye, İslam İşbirliği Teşkilatı’na, Kuveyt de Güvenlik Konseyi’ne olağanüstü zirve çağrısı yaptı. Filistin Yönetimi Başkanı Abbas da üç gün boyunca yas ilan edip bayrakların yarıya indirileceğini açıkladı. Başkenti Kudüs olan bir devlet kurarak “Zafer” elde edene değin sözde barışçıl mücadeleye sadık kalacaklarını vurguladı. Suudi Arabistan ile Arap ve Müslümanların diğer yöneticilerine gelince, hiçbir şey yapmadılar ya da en ufak bir ses vermediler!

Böylelikle her vesileyle Müslümanlar ve Filistin halkı, çıplak bedenleriyle kurban olmaya, işgale karşı cesaretlilikle harekete geçmeye, Filistin ve sorunları için canlarını feda etmeye hazır olduklarını gösterdiler. Yöneticiler ise Filistin ve halkına karşı ihanetlerini, komplolarını ve ihmalkârlıklarını ortaya koydular. Yedi hafta boyunca yöneticiler, Yahudilerin katliam ve saldırısına maruz kalan Gazze halkını izlemekten dört köşe oldular.

Yöneticiler, Filistin’i Yahudilerin pisliğinden kurtarmak, Gazze ve Filistin halkının imdadına koşmak için orduları seferber etmelerini gerekirken -ki bunu yapabilirler-, sadece kınama ve lanet ile yetindiler ya da Müslümanlara ve sorunlarına kötülük vermek için pusuya yatan sömürgeci kurumları müdahaleye çağırdılar. Ya da Mısır yöneticileri gibi Gazze’ye tehdit mesajları savurdular. Ya da Filistin’e sevgi ve vuslat iddiasında bulunan Erdoğan gibisi ise Cuma günü olağanüstü zirve için İslam İşbirliği Teşkilatı’na bir çağrıda bulundu. İslam İşbirliği Teşkilatı zirvesi, Filistin ve halkının yardımına koşmak için gerçek bir hareketlilikten yoksun boş retorik, yanıltıcı slogan ve aldatıcı çağrılar zirvesidir!

Arap ya da acem olsun Müslümanların yöneticileri için her türlü aşağılık seçenekler açıktır. Onlar nazarında orduları seferber etmek gibi Filistin ve halkının yardımına yol açacak gerçek seçeneklere yer yoktur. Bu, onların Filistin’e komplo kurduklarını teyit eder. Her fırsatta Yahudilerin işgaline ek Filistin’e yeni bir işgal gücü sokmak için BM’nin uluslararası güçlerine yönelik şaibeli taleplerini yenilerler.

Filistin Yönetimi Başkanı’nın Filistin halkına uluslararası koruma sağlamak için uluslararası topluma yaptığı çağrılar, Filistin sorununa ilişkin ihanetler serisine eklenen bir ihanettir. Çünkü bu, mübarek toprakların büyük bölümünde işgalci varlığı perçinlemek, geri kalanını da uluslararası işgal altına vermek için yapılan bir çağrıdır. Yani Yahudi işgalini uluslararası işgal haline getirme çağrısıdır!

Filistin’in kurtuluşu için ciddi ve gerçek çalışma, sorunu uluslararası topluma değil, İslam ümmetine havale etmekten geçer. Filistin ve halkının ümmetin ordularına gereksinimi var. Filistin’i kurtarmak, kutsal Filistin topraklarındaki Yahudi katliamlarını durdurmak, varlıklarının kökünü kazımak, ülke ve halkı kötülüklerinden korumak için ordular derhal seferber edilmelidir. Böyle yapılmasının önünde duran tek engel cani yöneticilerdir. Yahudilere arka çıkarak küstahlık yapmalarına, katliam işlemelerine, Mescidi Aksa’yı kirletmelerine, Filistin halkını boğazlamalarına, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İsra’sının işgalini sürdürmelerine fırsat tanıyorlar. Onun için Filistin halkı ve bütün Müslümanlar, Filistin’e ve halkına karşı görevini yerine getirmek ve Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devletini kurmak için ümmetin ordularına çağrıda bulunmalıdır. Hilafet, ülkeyi işgalden kurtaracak ve halkın imdadına koşacaktır... Allah’a olan güvenimiz tamdır. Allah Subhânehu ve Teâlâ, ümmetin iyi insanlarının gönüllerine ferahlık verecektir de ümmete izzet ve onurunu iade edeceklerdir. Allah’ın vaadi ve Rasûlullah’ın müjdesini gerçekleştirmek için Mescidi Aksa’yı Yahudilerden kurtaracaklardır.

وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَMüminlere yardım etmek ise üzerimizde bir haktır.” [Rum 47]

Devamını oku...

Bir Tiran Gelip Geçti, Ama Allah’ın Kitabı ve Rasûlü’nün Sünneti İle Hükmedilene Kadar Son Olmayacak

Ülkeyi 60 yıldan fazla bir süredir yöneten Barisan Nasional (BN) geçtiğimiz Perşembe günü 14. Genel Seçimlerden (GE-14) yenilgiyle çıktı. Bununla bu ülkede çok önemli bir tarih sayfası kapanmış oldu. BN, mecliste 222 sandalyenin 79’unu kazandı. Parti Pribumi Bersatu Malezya (PPBM), Parti Keadilan Rakyat (PKR), Demokratik Hareket Partisi (DAP) ve Parti Amanah Negara’nın (Amanah) temsil ettiği Pakatan Harapan (PH) ise 113 sandalye kazandı. Parti İslam Se Malezya (PAS) 18, Parti Warisan Sabah 8, Parti Solidariti Tanah Airku 1, bağımsızlar ise 3 sandalye kazandı. PH, çağlardan beri BN’nin kalelerinden olan Johor, Negeri Sembilan ve Melaka kentlerini kazandı. Adeta tarih yazdı. PH’nin kazandığı diğer iller ise Selangor, Perak, Kedah ve Penang’dır. 92 yaşında ikinci kez Başbakan olarak yemin eden Tun Dr. Mahathir Mohamed de tarihe geçti.

Bugüne kadar ülkenin siyasi atmosferi henüz istikrara kavuşmuş değil. Dr. Mahathir, Kralın (Yang Dipertuan Agong), Enver İbrahim’e kraliyet affı vermeyi kabul ettiğini bildirdi. Af gereği eski Başbakan Yardımcısı derhal serbest bırakılacak. Kraliyet affı, daha sonraki zamanlarda her şeyin planlayıcısı durumundaki Mahathir’in yerini almasının önünü açacak.

Bu sıcak siyasi atmosferde Hizb-ut Tahrir / Malezya şunu hatırlatmak ister:

1- Eski iktidar partisine: Güçlü olan Allah Subhânehu ve Teâlânın sizi her an kolayca iktidardan alaşağı edebileceğini defalarca hatırlattık. Size, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın hükümlerini kapsamlı bir şekilde uygulamanın farz olduğunu hatırlatmıştık, ama kibriniz yüzünden bizi hiç bir zaman dinlemediniz. Dahası, istediğiniz gibi halka ve Hizb-ut Tahrir’e haksızlık yaptınız. Şimdiyse Allah Subhânehu ve Teâlâ, yıllarca haksızlık yaptığınız insanların elleriyle iktidarınızı elinizden aldı. Siz bu dünyada Allah Subhânehu ve Teâlâ’yı unuttunuz, Allah Subhânehu ve Teâlâ da sizi ahirette unutacak. Şimdi bu dünyada “cezanızı” çektiniz, tövbe etmediğiniz takdirde ahirette sizi daha ağır bir ceza bekliyor. Ayrıca benimsediğiniz Malay-ırkçılık mücadelesinin halkın çoğunluğu tarafından reddedildiğinin de farkında olmalısınız. Daha da önemlisi ırkçılığın İslam’da yasak olduğunu ve reddedildiğini de bilmelisiniz.

2- Yeni iktidar partisine: İnsanlar sizi seçti ve Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın dilediği kadar iktidarda kalacaksınız. Size birincil ve en önemli tavsiyemiz, Allah Subhânehu ve Teâlâ’yı hatırlayın ve ülke yönetiminde O’nu asla unutmayın! Önceki rejim gibi kibirli, açgözlü ve adaletsiz olmayın. Gözünüzün önünde Allah Subhânehu ve Teâlânın önceki rejimi iktidardan nasıl alaşağı ettiğini gördünüz. Gerçekten bu, Allah Subhânehu ve Teâlâ için çok kolaydır. Bu nedenle, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın size bahşettiği iktidarı kolayca sizden geri alabileceğini daima hatırlamanız gerekir. Unutmayın ki bu iktidar, bir emanettir ve ahirette Allah Subhânehu ve Teâlâ sizi kesinlikle ondan sorumlu tutacaktır. Bu emanet ne anlama geliyor? Allah Subhânehu ve Teâlânın indirdiğiyle yönetme emanetidir! Geçmiş sömürgecilik mirası tüm sistem ve yasaları iptal edip yerine Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın Kitabı ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Sünnetinden çıkarılan yasaları koymak farzdır. Biz burada İslam’ı kapsamlı bir şekilde uygulamanın farz olduğunu size hatırlatırız. Bunu yapmayacağınızı bilsek de, ahirette Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya hesap vereceğiz, bu yüzden size bu farzı hatırlatıyoruz. Gerçekten de, bu emanet çok büyük bir sorumluluktur, ihmalkâr davrananlar büyük bir pişmanlık duyacaktır.

3- Seçimlere katılan İslami partiye: İslami mücadelenizin neden halk tarafından kabul görmediğine dair kendinizi hesaba çekin ve küçük sınırlı zaferle övünmeyin. Kuşkusuz Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın kanunlarının uygulanmasından daha öte övünülecek hiçbir şey yoktur. Mecliste birkaç sandalye kazanmış olabilirsiniz, fakat gerçek şu ki, seçimleri İslam kazanmadı. Size defalarca hatırlattık ve hatırlatmaya da devam edeceğiz. Batılı demokratik sistemde politik mücadele, İslam’a zafer getirmeyecektir. Çünkü Batı, demokrasiyi İslam’ın zafer elde etmesini ve hayatta ikamesini önlemek için tasarlanmıştır.

4- İçtenlikle İslam için zafer dileyenlere: Aranızda parlamentoda gayrimüslimlerin iktidara geldiğini görmek istemeyenler var. Yükümlülüğünüzü yerine getirmediğinizden dolayı bunu görmemeniz bir talihsizliktir. Gayrimüslimlerin parlamentoda olmasına izin veren demokrasidir! Hatta İslami parti bile kâfirleri meclise taşımak için vardır! Gayrimüslimlerin iktidarda olmasına sistem izin verdiğine göre, İslam’ın tam olarak uygulanmasını nasıl bekleyebiliriz! Bilin ki İslam, demokratik sistemin çatısı altında asla zafer elde edemez. Dahası parlamentonun tamamı Müslümanlardan oluşsa bile bu hâlâ anlamsızdır. Zira Allah’ın kanun yapma hakkı onlar tarafından gasp edilmiştir.

Ey Müslümanlar! 14. Genel Seçimler, değişim istediğinizin açık işaretidir. Uzun zamandan beri ülkede zalim bir liderin yönetimi altında yaşadınız. Unutmayın, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın kanunu uygulanmadığı sürece haksızlık zuhur edecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ  Her kim Allahın indirdikleriyle hükmetmezse zalimlerin ta kendileridir.[Maide 45]

Bu nedenle her kim ülkeyi yönetir ve Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın indirdikleriyle yönetmezse, o zaman gerçekten de onlar ülkeyi zorbalıkla yöneten zalimlerdir. Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın Şeriatı, kapsamlı bir şekilde uygulandığında tiranlık yok olacaktır. Ülkenin rejimi ve yasaları, demokrasi ve laiklikten İslam’a dönüşmediği sürece, hissedelim veya hissetmeyelim her zaman haksızlık ve tiranlık olacaktır. Gerçek adalet, ancak Şeriatın gölgesi altında mümkündür ve Şeriat ancak İslam Devletinin varlığıyla tam olarak adaleti gerçekleştirebilir. Bunca yıl sonra küstah, açgözlü ve zalim BN’nin iktidardan düşüşü, bir tiran döneminin tarihi olduğunun bir işaretidir. Ancak bunun son olmadığını hatırlayalım, çünkü tiranlık, ülke Allah’ın Kitabı ve Rasûlü’nün Sünneti ile bir Halife tarafından yönetildiğinde ancak zail olup gidecektir.

Devamını oku...

Bu Ramazan’da Allah’ın İndirdikleriyle Hükmetme Uğrunda Gayret Edelim

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Ey Pakistanlı Müslümanlar!

Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ  (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kuranın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır.[Bakara 185] Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

إِنَّا أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا أَرَاكَ اللَّهُ  Allahın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitabı hak ile indirdik.[Nisa 105] Allah’ın indirdikleriyle hükmedildiği dönemlerde bin yıldan fazla bir süredir Ramazan, Allah’a ibadetle yüceltilmiştir. Dolayısıyla Müslümanlar, sadece oruç, teravih ve iftar davetleriyle yetinmeyip, ekonomi, cihat ve eğitim dâhil olmak üzere kapsamlı şekilde İslam ile hükmetme farzını yerine getirmişlerdir.

Allah’ın indirdikleriyle hükmedildiği çağda yöneticilerimiz bizi Kuran ve Sünnete göre yönetmişlerdir. Servetimiz, zenginler arasında dolaşan bir meta olmamıştır. Dolayısıyla yoksullar, yoksulluk yükünden kurtulmuşlar, mazlumların çığlıkları karşılıksız kalmamıştır. Bu yüzden düşman orduları, cihat meydanında Hilafetin ordusuyla yüzleşmekten korkmuşlardır. Gerçekten de yüce dinimizin yönetimde egemen olduğu dönemlerde Ramazan, yüzyıllar boyunca zafer ayı olarak anılmıştır. Bedir gazvesi, Mekke’nin fethi, El Buwayb savaşı, Amuriye’nin fethi ve Ayn Calut savaşı Ramazan’da gerçekleşmiş, hepsinde de zaferle çıkılmıştır.

Ancak bugün ey Müslümanlar! Allah’ın indirdiğiyle hükmedilmediği bir dönemde Ramazanlara nasıl kavuşuyoruz? Elbette ki sefalet, ıstırap, yenilgi ve rezalet içinde kavuşuyoruz. Devasa ordularımıza rağmen zafer hasretiyle yanıp tutuşuyoruz. Çocuklarımızın, kadınlarımızın ve yaşlılarımızın kanlı bedenleri üzerinde kâfir bayrakları dalgalanıyor. Geniş toprak ve zengin kaynaklarımıza rağmen yoksulluk içinde inim inim kıvranıyoruz, yoksulluktan belimiz bükülüyor.

Günümüzdeki politik liderlik, Allah’ın indirdikleriyle hükmetmek için çaba göstermek yerine mevcut sistemin ömrünü uzatmak için bizi seçimlere katılmaya davet ediyorlar. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَمَنْ أَعْرَ ضَ عَن ذِكْرِ ي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكًاHer kim Benim zikrimden yüz çevirirse, o taktirde mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim vardır.[Taha 124]

Mevcut siyasi liderlik, demokrasi yoluyla değişim çağrısında bulunuyor. Demokrasi, insanoğlunun mecliste arzusuna göre yasa yaptığı bir yönetim sistemidir. Oysa Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَأَنِ ٱحْكُم بَيْنَهُمْ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَآءَهُمْ وَٱحْذَرْهُمْ أَن يَفْتِنُوكَ عَن بَعْضِ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ إِلَيْكَAralarında, Allahın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allahın sana indirdiğinin bir kısmından (Kuranın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın.[Maide 49] Mevcut siyasi liderlik, demokrasi yoluyla yolsuzluk ve zulme son vereceğini iddia ediyor. Oysa Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyen her kişi zalimdir. Dünyada faydalı işler yapsa da ahirette Allah’ın gazabına maruz kalacaktır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الظَّالِمُونَ Allahın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir.[Maide 45]

Ey Pakistanlı Müslümanlar!

Liderlik, isteyene değil, hak edene verilir. İster PML-N, PPP olsun isterse PTI olsun mevcut siyasi liderlik, durumumuzu asla değiştirmeyecek. Çünkü hepsi de aynı yolun yolcusudur. Seçimler yaklaştığında bu partilerin her biri, demokratik umutlarımızı diriltmek için her seferinde farklı bir çare bulurlar. Seçimler bittikten sonra ise bizi ezerler, bizi daha derin umutsuzluğa sürükleyip kötü bir durumda bırakırlar. Demokrasiye katılımı reddetmemiz, elimiz bağlı oturacağımız anlamına gelmez. Aksine İslami yönetim yoluyla Allah’ın indirdikleriyle hükmetmek amacıyla gerçek değişim için çalışmalıyız. 

İslam’ı tekrar devlet ve anayasada var etmek için yeni bir politik liderliğe muhtacız. Çünkü bu politik liderlik, gökten inecek değildir. Hizb-ut Tahrir, şeri delillerle Kuran ve Sünnetten çıkarılmış 191 maddelik İslam Devletinin Anayasa Tasarısı hazırladı. İslam’ın politik çözümlerini ve uygulama yöntemini konu alan kitapları da var. Hizb, İslamiyet’in uygulanmasında Halifelere tavsiyelerde bulunacak ve hesaba çekecek yetenekli, bilinçli ve kararlı erkek ve kadın kitleler de yarattı. Hizb, İslam dünyasında çalışmakta olan dünyanın en büyük partisidir. Tek bir Hilafet Devleti yoluyla ümmeti bir çatı altında birleştirmek için çalışır. Emir Şeyh Ata Bin Halil Ebu Raşta gibi yetenekli, bilgeli, tecrübeli ve politik açıdan yetenekli hukukçularla doludur.

Öyleyse bu Ramazan, Hizb-ut Tahrir’i tam anlamıyla destekleyelim. Nübüvvet metodu üzere Hilafeti yeniden kurarak Allah’ın indirdikleriyle hükmetmek için çalışalım. Hadi kutsal Ramazan’da bu fırsatı kaçırmayalım. Hilafet savunucularının halkalarına, toplantılarını ve konferanslarına katılalım, çalışmalarına ortak olalım. Bildiriler dağıtarak, halka açık yerlerde kamuoyuna hitap konuşmaları yaparak onlara destek olalım. Kitleleri onlarla çalışmaya ikna edelim, elimizden geldiğince mesajlarını, bildirilerini, kitaplarını ve videolarını yayalım. Demokrasinin haram ve Allah’ın indirdikleriyle hükmetmenin farz olduğundan bahsedelim. Demokrasinin sona ermesi ve Hilafetin yeniden kurulması için dua edelim ve başkalarından da dua etmelerini isteyelim. Ordudaki yakınlarımızdan Nübüvvet metodu üzere Hilafetin kurulması için Hizb-ut Tahrir’e nusret vermelerini talep edelim.

Bu Ramazan, Nübüvvet metodu üzere Hilafeti yeniden kurma yolumuza sımsıkı sarılalım, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesine nail olmak için gecemizi gündüzümüze katalım. Ahmed’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ  “Sonra ceberut saltanat olacaktır. Allah’ın olmasını dilediği kadar olacaktır. Sonra kaldırmak istediğinde de kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra sustu.”

Devamını oku...

Ramazan, Ümmetin Fitneye Karşı Zırhıdır

  • Kategori Makaleler
  •   |  

HABER-YORUM

(Tercüme)

Ramazan, Ümmetin Fitneye Karşı Zırhıdır

HABER:

1439 Ramazan ayında, dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar için ortaya çıkan “sıkıntı ve imtihanlar” beraberinde birçok sorunu ortaya çıkarmaktadır. Kudüs'teki ABD büyükelçiliğinden, Endonezya'daki terörist bombalama eylemlerine kadar, İslamcı Aktivistleri ve örgütleri hedef alan (sözde) terörizme karşı bir savaş başlatıldı.

YORUM:

Felaketler, musibetler ve Müslümanları etkileyen baskı ve soruşturmaların ortasında bile aslında bizim için her zaman büyük umut vardır. Bütün bunlar imanımızdan dolayı yaşanmaktadır. İslami devrimleri durdurmak için her zaman çeşitli komploların kalkanı olan inancımızdan dolayıdır. Dahası, biz Müslümanlar kahramanlıkların tadını çıkarırız, çünkü Allah Subhânehu ve Teâlâ bize en iyi ümmet (en hayırlı ümmet) olarak asil bir unvan verdi. İslam'ın ilk döneminden beri Müslümanlar, mücahit olmaya alışmış ve zafer kazanmışlardır. Çünkü İslam üstündür ve hiçbir şey onu aşamaz.

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi Vessellem hadisinde geçen, "جنة" (kalkan) kelimesi iki konuda kullanılmıştır: “oruç ve liderlik”. İlk kalkan Rasûlullah SallAllahu Aleyhi Vessellem hadisinde geçtiği gibi oruç anlamına işaret etmektedir. «الصِّيَامُ جُنَّةٌ». “Oruç kalkandır.” Oruç kalkan gibidir bizi bu dünyada ve ahirette de koruyacaktır. Dünyada bizi yıkıcı arzulardan ahirette ise cehennemden korur. Toplum düzeyinde ise oruç tutmanın aynı zamanda toplumumuzun bölünme arzusunu kırar. Ve insanlar bir grubun yönetiminden kaçınırlar, çünkü Ramazan vahdetin (birliğin) kuluçkasıdır.

Ramazan her zaman ümmetin birliğinin ve kalkınmasının can damarı olmuştur. Biz orucu, vahdaniyete vesile olarak tefsir etmemiz gerekir. Çünkü Ramazan, dünyadaki Müslümanlara karşı krizlerin ve trajedilere karşı duyduğumuz hisleri keskinleştirmenin motivasyonudur ve Filistin, Afganistan, Suriye, Rohingya ve diğer Müslüman ülkelerdeki kardeşlerimizin durumunu anlamak ve hissetmenin temel taşıdır.

Bu nedenle, Ramazan ayı bizi ikinci kalkanın önemine karşı da dikkat çekmektedir. Bu öyle bir kalkan ki ümmetin liderliği Hilafetten kaynaklanmaktadır. Bundan dolayı gerçek kalkanımız olmadan yaşadığımız acılar, bölünme, korku ve yoksulluk, 97 yılın sonucudur. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi Vessellem’in hadisi bize gerçek kalkanı hatırlatıyor: «إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ فَإِنْ أَمَرَ بِتَقْوَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَعَدَلَ كَانَ لَهُ بِذَلِكَ أَجْرٌ وَإِنْ يَأْمُرْ بِغَيْرِهِ كَانَ عَلَيْهِ مِنْهُ». “Şüphesiz ki imam bir kalkandır. Onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur. Eğer Aziz ve Celil olan Allah'tan korkmayı/ takvayı emreder, adalet yaparsa bundan dolayı onun için bir ecir söz konusudur. Eğer başkasıyla emredecek olursa bundan dolayı da onun aleyhine (günah kazanmak) söz konusudur.”

Ya Rabbi, bu fitne fırtınalarına karşı Ramazan’ı ümmet için kalkan kıl ve saflarımızı ve vahdetimizi güçlendir. Ya Rabbi ayaklarımızı sabit kıl ve kafirlere karşı bizleri muzaffer eyle. Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan bu Ramazan’ın Hilafet kalkanı olmadan yaşadığımız son Ramazan olmasını diliyoruz……Allahumme amiiiiin.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Adına

Fika Komara - Endonezya

Devamını oku...

Erdoğan’ın Eylemleri Yoluyla Sözlerini Yargılamak

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Haber-Yorum

Erdoğan’ın Eylemleri Yoluyla Sözlerini Yargılamak

Haber:

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ramazan ayının ilk gününde Cumhurbaşkanlığı külliyesinde, yaklaşık iki yıl önce Türkiye’nin başkenti Ankara’da gerçekleşen ve yüzlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan başarısız darbe girişimi kurbanlarının ailelerden bir kısmını iftar yemeğine çağırdı. (el-cezire.net-19/05/2018)

Yorum:

Her zaman olduğu gibi ülkedeki iktidarı boyunca Erdoğan’dan eylemlerine muhalif sözler tekrarlanıp durmaktadır. Zira Erdoğan her olayda, mücrim ülkelere hizmet ettiği ve özellikle Amerika olmak üzere onların çıkarlarını gerçekleştirdiği ülkede iktidarını pekiştirmek amacıyla kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için insanları kandırarak istismar etmekte, onları aldatmakta ve onların basit ve yüzeysel düşüncelerini istismar etmektedir.

Kurbanların ailelerinin gözlerine kum serpmekten ibaret olan bu ziyafet, kurbanların kaybından dolayı yaşanan bir üzüntü ya da pişmanlıktan değil sadece onun aldatıcı yöntemlerinden birisi olup dikkatleri –birçok kez- işlediği iğrenç eylemlerine çekmek ve insanların dikkat çektiği bu hususları hissetmesidir. Böylece sıradan insanları aldatmak amacıyla İslam kisvesine bürünmesinin ardından onların dikkatlerini dağıtmak ve bakışlarını ikincil meselelere yönlendirmek istemiştir.

Erdoğan’ın en son hareketlerini ve onun gündeminde olanları takip edersek, vakit ve düşünce olarak meşgul olduğu en önemli noktanın Türkiye’de iktidarın kontrolü elindeyken Amerika’nın planlarını başarmak amacıyla kararları daha kolay bir şekilde alabilmek için Türkiye’nin başkanlık sistemine dönüştürülmesinin gerekli olduğu bahanesiyle gelecek yılın sonlarında yapılması planlanan başkanlık ve parlamento seçimlerinin zamanını önümüzdeki 24 Haziran’a almak olduğunu görürüz. Oysa hakikat, ülkedeki ekonomik ve iç koşulların daha da kötüye gitmesinin doğuracağı olumsuz sonuçlardan korkmasıdır. Zira bu hususta şöyle bir ifade kullanmıştır: “Gelecekle ilgili belirsizliğin ortadan kaldırılması gerekir.”

Yapılması planlanan bu seçimler, parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçilmesini sağlayarak daha fazla yetki elde etmek için bir yıl önce yapılan anayasa değişikliği hakkındaki referandumun uzantısından öte bir şey değildir. Tüm umudu, dahası “kesin olan”, Amerika’nın kazanmasını sağlamak için büyük destek verecek olmasıdır. Zira Erdoğan, Suriye’deki devrimcileri aldatma ve devrimin rotasını değiştirme noktasındaki talebini uygulayarak Amerika’ya olan bağlılığını ve samimiyetini ortaya koymuştur. Hem de bunu, ümmetin Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet’in geri dönüşü projesinin engellemek için Amerika, Rusya ve Suriye rejiminin siyasi ve askeri olarak gerçekleştirmekten aciz kaldığı bir sırada yapmıştır.

Bu ziyafet, seçimler için kullanılan tek propaganda değildir. Dahası Erdoğan, kısa bir süre önce yeniden seçim kampanyasına destek vermesi için Londra’yı ziyaret etmiştir. Ayrıca MİT tarafından Bosna’da kendisine bir suikast planının olduğu uyarısına dair yayınlanan haberlerin doğruluğuna vurgu yaparak bu uyarıya rağmen Bosna ülkesine yönelik ziyaretini değiştirmediğine dikkat çekmiştir.

Erdoğan’ın tarihi, sanki Amerika, Rusya ve Yahudi varlığının düşmanıymış gibi görünen aldatıcı boş açıklamalarla doludur ve şimdi bunları anlatmaya gerek bile yok. Dolayısıyla eğer Erdoğan’ın eylemleri yoluyla sözlerini inceleyecek olursak, her ikisi arasında çelişkilerin olduğunu, dahası aynı konu hakkındaki açıklamalarında çelişkileri ortaya çıkaran birçok tutumlarının olduğunu görürüz. Zira Siyonizm karşıtı açıklamalarıyla kulaklarımızı çınlatmasının ardından en son olarak bu yöndeki tutumunun hakikatini şu sözleriyle açıklamıştır: “(İsrail), bölgede Türkiye gibi bir ülkeye muhtaçtır.” Ve şöyle bir eklemede bulundu: “Eğer ortak adımlarımız samimiyet temelinde uygulanırsa bunu normalleşme takip edecektir.” İşte bu, sürekli olarak Yahudi varlığı ile olan ilişkilerini normalleştirmeyi amaçladığı gerçeğini doğruluyor.

Son Gazze katliamının üzerinden daha birkaç gün geçmişti ki doğası gereği aldatıcı bir şekilde Yahudi varlığını “terörist devlet” olarak tanımlama girişiminde bulundu ve mücrim Netanyahu’nun elinin Müslümanların kanına bulandığını söyleyerek büyükelçisinin “bir süreliğine” sınır dışı edildiğini duyurdu. Ancak onunla enerji anlaşmaları alanındaki ekonomik ilişkilerini durdurmadığı gibi onunla olan ticari ortaklığını korumaya devam etti. Ayrıca Erdoğan, parçalanmış İslam dünyası ülkelerini, kendi ülkesinde düzenlenen zirveye davet ederek burada Filistinlilerin korunması gerekçesiyle uluslararası bir gücün konuşlandırılması çağrısında bulundular. Oysa eğer Cumhurbaşkanı, ordusu, dahası kendisi hakkında bir karar vermiş olsaydı, Türkiye tek başına bile saatler içerisinde işgali bitirmeye güç yetirebilirdi.   

Filistin halkıyla ticaret yapmakla suçlanıp hedef alındığında Yahudi araştırmacı Eddie Cohen’in gösterdiği cesaret gibi Müslümanlar Erdoğan’ın hakikatini açıklama cesaretini gösteremiyorlar. Zira Eddie Cohen, onlara söylenecek bir çift sözüm var diyerek şöyle konuştu: “Onun iki yönlü konuşması vardır; birincisini Twitter ve medyada iç tüketim için kullanıyor. İkincisini ise Amerika ve (İsrail) yönünde kullanıyor.” Onun bu nitelendirmesine göre Türkiye’nin Yahudi varlığına olan ihracatının yıllık 4.1 milyar dolar tutarında olduğuna dikkat çekiyor.   

Allah bizlere, kendi içimizden düşmanlar musallat etti. Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet kurulmadıkça asla bunlardan kurtulamayacağız. Allah’tan bunun çok yakın olmasını temenni ediyoruz.

Raziye Abdullah

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu İçin Yazdı

Devamını oku...

SURABAYA’DAKİ 3 KİLİSEYE DÜZENLENEN BOMBALI SALDIRI HAKKINDA

Medyada da geniş çapta yer aldığı gibi 13 Mayıs Pazar sabahı Surabaya’daki üç kiliseye -Jalan Ngagel Madya Utara’daki Santa Maria Roma Katolik Kilisesi, Jalan Diponegoro 146’daki Endonezya Hristiyan Kilisesi ve Jalan Arjuna’daki Surabaya Merkez Pentecostal Kilisesi (GPPS)- bombalı saldırı gerçekleşti. Patlamalarda 9 kişi hayatını kaybetti, 40’tan fazla insan yaralanırken intihar eylemcisi de öldürüldü.

Saldırganlar kim olursa olsun ve motivasyonları da ne olursa olsun, saldırılar kabul edilemez. Bu zalimce hareket, İslam’ın bütün öğretilerine aykırıdır. İslam Şeriatı, insanları öldürmek ve yaralamak bir yana diğer dinlerin mabedini tahrip etmeyi ve yıkmayı kesinlikle yasaklar. İslam, özellikle eylem birisinin ölümüne yol açacaksa, haksız yere bir kimsenin öldürülmesini yasaklar.

Bu bağlamda Hizb-ut Tahrir / Endonezya şunları vurgular:

1-    İslam’ın öğretilerine aykırı eylemi nedeniyle intihar eylemcisini şiddetle kınıyoruz.

2-    Yetkililerden, korkunç eylemin beyni dâhil olmak üzere saldırgan ve motivasyonu hakkında hemen soruşturma başlatılmasını istiyoruz. Sadece bu şekilde patlamalar ile ilgili spekülasyonlar sona erebilir.

3-    Saldırılar, Terörle Mücadele Kanunu’nun onaylanması ile ilişkilendirilemez. Bunun nedeni, tasarıda, geçmişte olduğu gibi başta Müslümanlar olmak üzere insanlara zarar verme potansiyeli olan birkaç maddenin bulunmasıdır. Ayrıca patlamaları mevcut örgüt ya da dava grubuyla ilişkilendirmek de kabul edilemez. Bu saldırının baskı veya yeni tiranlık için bir araç olarak kullanılmasına izin vermeyin.

4-    Müslümanlar, Şeriat ve Nübüvvet metodu üzere Hilafetin kurulması çalışmasında sabırlı, kararlı ve dosdoğru olmak zorundadır. Asil ideallere ulaşılana kadar herhangi bir zorluk, engel ve tehditten korkmayın.

Allah bize yeter. O ne güzel vekil, ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcıdır.

Devamını oku...

Bildiri Dağıtımı Suçlamasıyla Tutuklanan İki Hizb-ut Tahrir Genci Serbest Bırakıldı

04 Mayıs 2018 tarihinde Kuala Kubu Bharu Sulh Ceza Mahkemesi, 1984 tarihli Basım ve Yayın Yasasının 8. Bendi 2. Fıkrası uyarınca suçlanan iki Hizb-ut Tahrir / Malezya üyesini serbest bıraktı. Savcı mütalaasını okuduktan sonra Sulh Yargıcı, kararını açıkladı. 51 yaşındaki Ustaz Darukhutni Zainal Abidin ve 27 yaşındaki Muhammed Elhafiq Mohamad Khoiruddin, 20 Mayıs 2016 günü Serendah Nurul İman Cami dışında LGBT: Batı Uygarlığının Bir Salyasıdırve Suriye Çatışmasının 5. Yılında Hâlâ Çözüm Yok mu?başlıklı Hizb-ut Tahrir / Malezya tarafından yayınlanan Sautun Nahdhah bildirisini dağıtmaktan tutuklanmıştı. Mahkemenin kararı, davayı izleyen 20 Hizb-ut Tahrir üyesi ve aileler tarafından sevinçle karşılandı, Allah’a hamdı sena ettiler.

Gerçekten de yargılama sürecinde davada birçok kusur ve zayıflık görüldü. Başından itibaren dava bir garipti. Medeni yasa kapsamında dağıtılan bildiri, Şeriat mahkemesinin Hizb-ut Tahrir’e karşı yayınladığı bir fetva ile ilişkilendirildi. Selangor Şeriat mahkemesinin, Hizb-ut Tahrir iftirası ile ilgili olarak dağıtılan bildiri suç sayıldı. Davanın taraftarı olan polis ve savcının yanlış yaklaşımı da davaya eklenince, ikilinin tutuklanmasının politik olduğu ve emirin yukarıdan geldiği besbelliydi. Bu yüzden davada “suç unsuru” teşkil eden hiçbir şeye rastlayamadılar! Polisin Hizb-ut Tahrir’in davasını bir suç haline getirme çabası ise gerçekten utanç vericidir!

Karardan memnun ve hoşnut olsak da, ancak önümüzde bizi bekleyen büyük zorluklar ve imtihanların olduğunu unutmamak gerekir. Her zamanki gibi çalışmamıza devam edeceğiz ve zorluklarla mücadele kararlılık ve çabamızı daha da güçlendireceğiz. Bir mahkeme davasını kazanma ya da kaybetme olgusu, Hizb-ut Tahrir üyelerinin manevi mücadelesini asla hafifletemez.

Hizb-ut Tahrir, bu sömürgeci veraset sistemi ve yasaları değişmediği sürece İslam’a yardım çabalarının çeşitli engellerle karşılaşacağının farkındadır. Çünkü laikliği uygulayan bir hükümet, şüphesiz ki gerçek İslami dava taşıyıcılarının her zaman düşmanı olacaktır. Bu nedenle bir bildiri dağıtımı bile olsa İslam’a yardım çabası kesinlikle düşmanca muamele görecektir. Bu davaya ek olarak hükümetin, Hizb-ut Tahrir üyelerine karşı açmış olduğu beş dava daha var. Bu da Hizb-ut Tahrir / Malezya çalışmalarının iktidardaki laik hükümet tarafından nasıl karşılandığının kanıtıdır. Hizb-ut Tahrir’in, mahkeme haricinde karşı karşıya kaldığı diğer zorlukları saymıyoruz bile.

İmtihanın boyutu ne olursa olsun Hizb-ut Tahrir, Şeriat ve Hilafeti kurma çalışmasına hiçbir zaman ara vermeyecektir. Duruşma salonunda bile Hizb-ut Tahrir, hükümetin bize karşı saldırganlığını deşifre etmekten ve gerçekleri söylemekten asla çekinmemiştir. Hizb-ut Tahrir, her zaman Allah’ın zafer vaadine iman etmiştir. İslam, dünyada yeniden egemen olacaktır ve Hizb-ut Tahrir, bunu gerçekleştirme çalışmasından asla geri durmayacaktır. Aynı zamanda Hizb-ut Tahrir, bu asil çalışmada Müslümanları kendisiyle birlikte çalışmaya çağırıyor. Çünkü Allah’ın emirlerini yerine getirme yükümlülüğü her Müslümana farzdır. Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet, sadece Hizb-ut Tahrir’e değil, bütün ümmete aittir.

Devamını oku...

Demokrasiyi Sonlandırın, Hilafeti Kurun Pakistan’ın Ölmekte Olan Rejimi, Hilafet Savunucularına Kara Çalarak ve Gözaltına Alarak Umutsuzca Trump’ın Desteğini Arıyor

Müslümanlar, kutlu Ramazan ayına hazırlık yapmak babından Şa’bân ayında ibadetlerini arttırdıkça, Pakistanlı yöneticiler de Allah’ın öfkesine daha çok nail olmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Hilafet savunucularına karşı başlattığı tutuklama furyasıyla memnun olmamış olmalılar ki haydut Pakistan yöneticileri, şeytanları yoluyla Hizb-ut Tahrir’e iftira kampanyası başlattılar. Önce 10 Mayıs’ta televizyonda yayınlanan bir program ile sokağın nabzını yokladılar, ardından 11 Mayıs’ta Hilafet savunucularını “patlayıcı” madde bulundurmakla suçladılar! Böyle yaparak Pakistan yöneticileri, Allah’ın indirdiği ile hükmetme çağrısı yapan, Kuran ve Sünnetten başka hiçbir şeyi olmayanlar karşısında şiddete başvurarak kendi zayıf tutumlarını onaylamış oldular. Gerçekten de, Hizb-ut Tahrir, Pakistan genelinde iyi bilinen ve barışçıl yolla Nübüvvet metodu üzere Hilafetin yeniden kurulmasına çağıran saygın bir partidir. Önceki iftira kampanyaları nasıl boyunlarına dolanmışsa, bu da kesinlikle boyunlarına dolanacaktır.

Hilafet savunucularını tutuklayan ve iftira atan rejimin kendi ayağına çekiç vurmasının nedeni, çaresizliğidir ve sonunun geldiğini görmüş olmasıdır. Halkın daha önce görülmemiş seviyelere yükselen öfkesi yüzünden Pakistan yöneticileri, Washington’daki efendilerine federal hükümeti ve Pencap eyaletindeki yönetimi destekleme çağrısı yapıyorlar. Bu nedenle yöneticiler, sömürgecilere Pakistan ekonomisine sürekli zarar verdiklerini göstermek için seçimlerden hemen önce IMF onaylı bütçe açıklamayı düşünüyorlar. Trump’ın sevgisini kazanmak için Kontrol Hattı’nda defalarca asker ve sivillere karşı acımasız saldırı düzenleyen eli kanlı Modi ile barış için yalvarıyorlar. Küresel Amerikan terör örgütün çalışanları gibi takdir toplamak için CIA ve Pakistan yöneticileri, Hilafet savunucularına karşı haşin bir saldırı furyası başlattılar. Pakistan’da Hilafetin yeniden kurulma olasılığının Haçlıların uykularını kaçırdığını biliyorlar.

Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti, yöneticilere ve Batılı efendilerine açıkça der ki,

قُلْ مُوتُواْ بِغَيْظِكُمْKininizden geberin.” [Ali İmran 119] Nübüvvet metodu üzere Hilafet çağrısı yapanlara karşı rejimin kara iftiralarına hak sözle karşılık vermek için medyaya da bir çağrıda bulunuyor. Pakistan’ın güvenlik güçleri içindeki samimi subaylara da rejimin öldürücü emirlerine uymama ve Pakistan Müslümanlarına umut ve yön veren Hilafet savunucuları önündeki tüm engelleri kaldırma çağrısı yapıyor. İyi insanlardan ziyade düşmanlarımıza yaslanan hain yöneticileri devirmek ve Nübüvvet metodu üzere Hilafeti yeniden kurmak için silahlı kuvvetler içindeki samimi askerlere Hizb-ut Tahrir’e nusret verme çağrısında bulunuyor. Rasûlullah, SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesine nail olmak için zorba iktidarın sonunu getirme zamanı gelmedi mi? Ahmed’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ  “Sonra ceberut saltanat olacaktır. Allah’ın olmasını dilediği kadar olacaktır. Sonra kaldırmak istediğinde de kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra sustu.”

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER