Perşembe, 15 Dhu al-Qi'dah 1440 | 2019/07/18
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Çin, İslam Ülkelerinin Ateşli ve Hummalı Bir Şekilde Kendisine Çağrıda Bulunmasından Şikayet Ederse!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Çin, İslam Ülkelerinin Ateşli ve Hummalı Bir Şekilde Kendisine Çağrıda Bulunmasından Şikayet Ederse!

Haber:

Suudi Arabistan ve Kuzey Kore’nin de aralarında bulunduğu 37 ülke, geneli Batılı ülkelerden oluşan 22 ülkenin Çin’in Sincan bölgesindeki politikasına saldırıda bulunduğu benzer mektubuna bir cevap olarak Birleşmiş Milletler’e Pekin’i destekleyen bir mektup gönderdi. 

Mektuba imzasını atanlar, “Çin’i olağanüstü insan hakları başarılarından ötürü tebrik ettiler” ve “Sincan’daki tüm etnik grupların terörizm, ayrımcılık ve dini aşırılığa yol açtıkları muazzam zararı dikkate aldıklarını da” eklediler.  İmza atan ülkeler, “terörizm ve aşırılık tehlikesinin ciddi zorlukları karşısında, özellikle mesleki eğitim ve öğretim merkezlerinin kurulması yoluyla bölgeye “güvenliğin geri döndüğünü” vurgulayarak Çin Sincan’da terörizm ve aşırılıkla mücadele etmek için bir dizi önlemler almıştır” şeklinde devam ettiler.

Çin, çok sayıda diplomat ve gazeteciyi Sincan’a davet ettiğini ve “gördükleri ve duydukları şeylerin (…) medya organlarının aktardıkları şeylerle tamamen çeliştiğini” açıklayarak uluslararası toplumdan Sincan’ı ziyaret etmeden önce doğrulanmamış bilgilere dayanan suçlamaları servis etmemelerini talep etti. (Fransa 24 / AFP, 12 Temmuz 2019)

Yorum:

Müslüman Uygurların meselesi ve Çin otoriteleri tarafından onlara uygulanan zulmün boyutu çok net ve açık olmasından dolayı haber, Müslüman olsun kafir olsun birçok insanın şaşkınlığını ve öfkesini daha da arttırdı. 

Tarihsel olarak, Çin'in Müslüman halkları yöneten Doğu Türkistan bölgesi Müslümanlarına yönelik politikasını destekleyen ülkeler Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Umman, BAE, Bahreyn, Suriye, Sudan, Somali, Tacikistan, Cezayir, Pakistan ve Türkmenistan'dır.

Bu ülkelerin birleşik olarak muazzam insani, mali ve askeri güçlerinin olduğu bilinmektedir.   Bunlardan biri petrol ve doğalgazın dolup taştığı Körfez ülkeleri, bir diğeri yüz milyon nüfusa sahip Mısır, bir diğeri de iki yüz milyon nüfusu olan ve nükleer silahlar da dahil olmak üzere her türlü ağır silahlarla donatılmış Pakistan’dır. 

Gerçek şu ki bu durumun dehşetinin boyutunu ifade ederken neredeyse insanın dili tutuluyor ve kalemi yazmaz oluyor!

Evet, ümmetin üzerinden birçok başarısız durumlar geçti ve belki de bu durum, meselenin tarafları ve konusu göz önüne alındığında en güçlü olanlarının arasında olan bir durumdur.

Bizler, dininde ve yaşamında komünist otorite tarafından etnik olarak ezilen Müslümanlar ile Çin devleti ile birlikte yüz milyonlarca Müslümanı temsil eden ve İsviçre, Avusturya, Norveç, Hollanda ve Danimarka da dahil Batılı ülkelerin eleştirileri karşısında savunmaya geçen ülkelerle karşı karşıyayız. 

Daha kötüsünü hayal bile edemeyecek kabuslarla dolu bir sahne.

Allah’ın Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: مَا مِنِ امْرِئٍ يَخْذُلُ مُسْلِماً فِي مَوْطِنٍ يُنْتَهَكُ فِيهِ حُرْمَتُهُ، وَيُنْتَقَصُ فِيهِ عِرْضُهُ إِلا خَذَلَهُ اللَّهُ فِي مَوْطِنٍ يُحِبُّ فِيهِ نُصْرَتَهُ، وَمَا مِنِ امْرِئٍ يَنْصُرُ مُسْلِماً فِي مَوْطِنٍ يُنْتَقَصُ فِيهِ مِنْ عِرْضِهِ وَتُنْتَهَكُ فِيهِ حُرْمَتُهُ إِلا نَصَرَهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ فِي مَوْطِنٍ يُحِبُّ فِيهِ نُصْرَتَهُHer kim bir Müslüman’ın saygınlığının kaybolacağı, onurunun zayıflayacağı bir yerde yardımsız bırakırsa, Allah da onu kendisine yardım edilmesini arzu ettiği yerde yalnız bırakır. Kim de bir Müslümana onurunun zayıflayacağı ve saygınlığının yitirileceği bir yerde yardım ederse, Allah da ona kendisine yardım edilmesini arzu ettiği bir yerde yardım eder.

Bu ve benzeri durumlar için yüreği parçalanan bir kişinin, eleştiri, kınama ve öfke aşamasının daha da ötesine geçmesi, İslam’a ve Müslümanlara yardım edip izzete kavuşturacak olan Nübüvvet Minhacı Üzere Hilafet’i ikame etmenin gerekliliğinin bilincine ve farkına vararak sesini yükseltmesi gerekir. 

Her kim de bu durum için öfke ve hüznünü harekete geçirmiyorsa, kalp mi yoksa taş mı taşıyor dönüp kendine bir baksın?!

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

M. Usame El-Suveyni

Devamını oku...

Sözde Uluslararası Sayda Festivalleri Hakkında

Sayda Belediyesi sponsorluğunda bu ayın 14’ünde Sayda deniz kalesi önünde, belediye stadyumu ve çevresinde dans ve şarkı festivalleri düzenlenecek. 2016’dan beri düzenlenen bu festivallerin nahoş gerçekliğini görüyoruz, biliyoruz! Fakat buna rağmen Sayda kentindeki bir grup politikacı ve belediye yetkilileri, uygarlık kentinin çehresini değiştiren yaklaşımlarını sürdürüyorlar! Bu çehre, İslami miras zenginidir, imanı andıran camilerle doludur. Kentin her bir köşesi, kent halkının inancını yansıtıyor. Zaman zaman düzenlenen bu ahlaksız festivaller nedeniyle kent alanı, hem de Ramazan ayında şarkı ve dans alanına dönüştü. Ramazan’da kentin doğal yapısının bu olduğu iddia ediliyor!

Bütün bunlar turizmi ve ekonomiyi destekleme adına yapılıyor. Bilmiyorlar mı ki haram yolla ve camileri aşağılayarak Allah’ın rızkı aranmaz? Kaldı ki bu faaliyetler, kentte trafik sıkışıklığı ve izdihama yol açar... Bu kişiler, ekonomik canlılık getiren ve pazarları hareketlendiren faydalı projelerden bihaberler ya da bilerek görmezden geliyorlar!

Güneylilerin inşa ettiği bazı ekonomik projelere baksınlar. Bu projeler sayesinde köyler ve şehirlerde hareketlilik yaşanıyor, Sayda ve pazarlarına muhtaç olmuyorlar, hatta Sayda pazarları sinek avlıyor. Şehirde gezerken boğucu trafik sıkışıklığı yaşayan Sayda halkı ve güneylilere acısınlar.

Ya da belki de bu festival ve “proje” sahipleri, kalabalığın ekonomik getiri sağlayacağını düşünüyor olabilirler? O zaman bu eşsiz kuramlarıyla hadi yüzümüzü güldürsünler. Açı doyurmayan, toku öldürmeyen bu sahte etkinliklerden ötürü şehir halkı ve tüccarların çekeceği sıkıntılara merhamet etsinler. Bu ahlaksız festivaller, kentin mahremiyetine, kimliğine ve kültürüne zarar veriyor!

Ey Sayda kenti Müslümanları, özellikle de ilim adamları ve onurlu şeyhler! Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَٱتَّقُوا۟ فِتۡنَة لَّا تُصِیبَنَّ ٱلَّذِینَ ظَلَمُوا۟ مِنكُمۡ خَاۤصَّة وَٱعۡلَمُوۤا۟ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِیدُ ٱلۡعِقَابِ Aranızdan yalnız zalimlere erişmekle kalmayacak fitneden sakının, Allah’ın azabının şiddetli olduğunu bilin.[Enfal 25] Tirmizi’nin rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عَنْ الْمُنْكَرِ أَوْ لَيُوشِكَنَّ اللَّهُ أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عِقَابًا مِنْهُ ثُمَّ تَدْعُونَهُ فَلَا يُسْتَجَابُ لَكُمْ “Nefsim elinde olana yemin derim ki ya marufu emreder, münkerden nehyedersiniz ya da Allah katından size bir ceza gönderir de sonra O’na dua edersiniz ama size icabet edilmez.”

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti olarak biz, bu iğrenç aktivitelerden Allah’a sığınıyor, Sayda tarihine hakaret anlamına gelen bu münkeri şiddetle reddediyoruz. Sayda, camiler, âlimler ve şehitler kentidir...

Onun için sesinizi yükseltin ve bu etkinlikleri inkâr edin. Yetkilileri bundan vazgeçirin. Rabbinizi razı edin, Allah, yakın gelecekte Şeriat ve dinine dayalı gerçek ekonomiye izin verene dek pusulayı kent ve civar halkına olan faydalı ekonomik faaliyetlere doğrultun. Kuşkusuz bu, Allah’a zor değildir.

وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَىٰ آمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِم بَرَكَاتٍ مِّنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ وَلَٰكِن كَذَّبُوا فَأَخَذْنَاهُم بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ “O ülkelerin halkı inansalar ve sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık, fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.” [Araf 95]

Devamını oku...

Sudan Haber Ajansı’ndaki (SUNA) Basın Konferansı Konuşması Asker İle Değişim Güçleri Arasında Varılan Uzlaşı Hakkında Hizb-ut Tahrir’in Vizyonu

Afrika-Etiyopya Ortak arabuluculuğunda, uluslararası toplum özellikle Amerika, İngiltere ve Avrupa Birliği gözetiminde, 5 Temmuz 2019 Cuma günü Askeri Konsey ile Özgürlük ve Değişim Güçleri arasında uzlaşıya varıldığı açıklandı. Uzlaşı gereği 3 yıl 3 aylık geçici dönemde iktidar, Egemenlik Konseyi, Bakanlar Kurulu ve Meclis arasında paylaşılacak. 45 ile 3 ay arasında meclisin oluşturulması konusu ele alınacak. Üzerinde mutabakata varılan maddelerden bazıları şunlardır:

• 11 üyeli bir Egemenlik Konseyi kurulacak. Konsey, 5 asker, 5 sivil, 1 üye de asker kökenli sivilden oluşacak. 21 ay askeri yönetimden bir isim, sonraki 18 ay ise sivil bir isim Egemenlik Konseyi’ne başkanlık edecek.

• Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nin aday gösterdiği bağımsız ulusal yeterliliklere sahip bir Bakanlar Kurulu oluşturulacak.

• 3 Haziran 2019’da Ordu karargahı önünde gerçekleşen oturma eylemini dağıtmak amacıyla işlenen katliamı araştırmak üzere bağımsız bir soruşturma komisyonu kurulacak.

Çatışmanın tarafları, ilk andan itibaren otoritenin Bakanlar Kurulu ve Meclisten ziyade ordu, hızlı destek gücü, güvenlik güçleri ve polis teşkilatı üzerinde söz sahibi olan Egemenlik Konseyi’nde olacağını çok iyi biliyor. Otorite, en güçlü grupta yani silahlı kuvvetlerde saklıdır. Bu nedenle Egemenlik Konseyi üzerinde yaşanan anlaşmazlık sırasında Askeri Konsey, Özgürlük ve Değişim Güçleri’nin güç unsurları olan ordu karargâhı önündeki oturma eylemini kendi eliyle yok etmeye çalışmıştır. Oturma eylemine müdahale edildi, gösteriler şeytanlaştırıldı. İktidar pastasını paylaşmak için başka siyasi güçler devreye girdi. Asker ayrıca, siyasi güçlerin, belediye başkanlarının, şeyhlerin ve izleyicilerin vicdanlarını satın almak için geniş çaplı bir operasyon gerçekleştirdi. Özgürlük ve Değişim Güçlerini Bakanlar Kurulu’nu tamamını, meclisin üçte ikisini yani yüzde 67’sini kabul etmeye zorlamak için sözde sivil bir hükümet kurmaya başladı. Egemenlik Konseyi’nin askerlerin kontrolünde kalmasını şart koştu. Ancak 30 Haziran 2019 yürüyüşünde birçok yanlış yönlendirilmiş insan sokaklara çıktı ve sivil seçenek olan Egemenlik Konseyi ile devrimlerini koruyacaklarını sandılar! 30 Haziran olaylarının etkisiyle girişim karşısında çaresiz kalan Askeri Konsey, Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’yle iktidar paylaşımını kabul etti.

Ey değerli kardeşlerim!

Siyasi sahneyi teşkil eden devrim, 19 Aralık 2018 tarihinde siyasi güçlerin etkisinden uzak Atbara kentinde spontane bir şekilde başladı. İnsanlar, yaygın yoksulluk, aşırı pahalılık, yüksek yaşam maliyetleri, işsizlik oranlarının artması, kötü servet dağılımı nedeniyle sokaklara çıktı. Ardından medyanın, özgürlük, barış ve adalet sloganı altında devrimci kitlelere önderlik etmek üzere bütün kapıları açtığı Profesyoneller Birliği devreye girdi. Daha sonra krizin taraflarından biri olan sözde Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri piyasaya çıktı.

Devrimcilerin, “özgürlük, barış ve adalet” sloganı ile ilgili talepleri iyice netleşti. Ölenlerin kanının yerde kalmaması ve eski rejimin sembollerinden hesap sorulması gibi diğer talepler neşvünema etti.

Bu anlaşma, insanların adalet arayışını, zulmü def etme ve barışı gerçekleştiriyor mu? Ölenlerin kanının intikamını alıyor mu? Ve ülke halkının özlem duyduğu yaşamı vaat ediyor mu?

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti, halkına yalan söyleyemeyen bir liderdir. Yağcılık yapmaz, kimseye ikiyüzlü davranmaz, her şeyi iyice açıklığa kavuşturur, gerçekleri ayan beyan ortaya koyar ve aşağıdaki noktalarda görüşleri açıkça şöyledir:

Birincisi: Müzakere, İslâm temelli değildir. Askeri Konsey ile Özgürlük ve Değişim Güçleri arasındaki anlaşmazlık, Allah’ın Kitabına ve Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Sünnetine götürülmüş değil. Nitekim Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَمَا اخْتَلَفْتُمْ فِيهِ مِنْ شَيْءٍ فَحُكْمُهُ إِلَى اللَّهِ  “Hakkında ayrılığa düşğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah’a aittir.” [Şura 10]

فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ  “Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah’a ve Rasûl’e götürün.” [Nisa 59] Aksine Amerika İngiltere gözetiminde yani sömürgeci kâfir gözetiminde Afrika Birliği ve Etiyopya devleti referans kabul edildi!

İkincisi: Anayasa ve yasalarıyla eski rejim aynen devam ediyor. Anlaşma, sistemleri ve yapılarıyla eski rejimin aynısını tesis ediyor. Devlet başkanlığı kurumunun yerine Egemenlik Konseyi’ni koyuyor, eski yüzleri yeni yüzlerle değiştiriyor. Bu nedenle biz, aynı seküler sistemin yeniden üretim sürecindeyiz. Seküler rejimde, yasalar ve sistemlerin kaynağı çoğunluktur. O yüzden Sudan halkı daha fazla zulüm, yoksulluk ve geçim sıkıntısına maruz kalacaktır.

Üçüncüsü:İktidara bakış aynen eskisi gibi devam ediyor. İktidar ganimet pastası olarak görülüyor ve pay kapmaya çalışılıyor. Bu bakış açısı, ırkçılık ve mezhepçiliği körükleyecektir. Onun için Askeri Konsey ile Özgürlük ve Değişim Güçleri, bu kotalarda anlaşamadılar. Devrimci Cephe, daha büyük bir pay kapmak için imza atmadan önce temsilcisini geri çekti. Bazı silahlı hareketler, 30’luk bir kota talep etti. Dolayısıyla bu tür politikacıların ülkeye hiçbir iyiliği dokunamaz.

Dördüncüsü: En tehlikesi, anlaşma taraflarının dış güçlerle olan, daha doğrusu düşman güçleriyle olan bağlantılarıdır. Eski sömürge İngiltere, Özgürlük ve Değişim Güçleri ve bazı silahlı hareketler aracılığıyla tekrar iktidara geri dönmeye çalışıyor. 1969 Numeyri darbesinden bu yana ordu aracılığıyla Sudan’a nüfuz eden Amerika, Güney’in ayrılmasında ajanı El Beşir’i kullandı. Askeri Konsey aracılığıyla nüfuzunu güçlendirmeye ve sürekliliğini sağlamaya çalışıyor. Bunun da ülkeyi zerre kadar iyiliği dokunmayacaktır.

Beşincisi: Spontane başlayan devrim, sivil yönetim talebiyle gidişatından saptığı gün çalınmıştır. Çünkü sivil devlet, dini yaşamdan ayıran laik bir devlettir. Motamot eski rejim yaklaşımıdır, yasalarını ve sistemlerini çoğunluğa göre alır, yüce vahye göre değil. Sivil ve asker, ulusal yönetim adı altında yıllarca insanlara geçim sıkıntısı miras bırakan kindar laikliğin iki yüzüdür!

Altıncısı: Sözde bağımsızlığından bu yana Sudan, üçü sivil (1954-1958), (1964-1969) (1985-1989), üçü asker (1958-1964), (1969-1985), (1989-2019) olmak üzere altı dönem yaşadı. Yaşadığımız bu sefil ve mutsuz durumun sorumlusu tüm bu sivil ve askeri rejimlerdir. Sudan’da bir deyiş vardır (denenmişi denemek pişmanlıktır). Şimdi de bu anlaşma ile denenmişi denemeye çalışıyorlar!

Yedincisi: Krizin taraflarının yabancı güçlerle olan bağlantılarına, çıkar farklılıklarına ve her yolla iktidara gelmek istemelerine bakılırsa, gelgitler geçiş aşamasının doğal yapısı olacaktır. Taraflar birbirlerini suçlamaya, başarısızlıkla yaftalamaya, halkı kutuplaştırmaya çalışacaktır. Tüm bunlar ülke ve insanlar için kötülüğün bir habercisidir.

Sekizincisi: Aynı rejimi yenileme ve koltuk kavgası, devrimcilerin onurlu yaşam, adalet ve barış taleplerini gerçekleştirmeyecektir. Anlaşmanın tarafları, İslam inancının adil ve politik fikrinden yoksun oldukları için ve ölüler ve yaralıların kanlarının sorumlusunun denklemdeki en güçlü taraf olduğu için ölülerin ve yaralıların kanlarının intikamı alınmayacaktır.

Ey değerli kardeşlerim!

Sudan halkının daha doğrusu dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların ve tüm insanlığın arzu ettiği gerçek değişim, Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya iman akidesine dayalı adil ve siyasal düşünce üzerine kurulu olmalıdır. İslam Şeriatının iktidara ulaşması ve Hilafet Devletinde uygulanmasıyla ancak bu gerçekleştirilebilir.

إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ أَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ إِنَّ اللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِهِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا “Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.” [Nisa 58] Bu amaçla Hizb-ut Tahrir, yönetim, ekonomi, içtimai, eğitim politikası, dış politika, yasalar, düzenlemeler, devletin anayasası ve diğer yasalara ilişkin kapsamlı bir tasavvur hazırlamıştır. Hizb, İslami hayatı yeniden başlatmak, Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafeti kurmak ve Müslümanların varlık yokluk meselesi olan İslam çağrısını âleme taşımak ve iktidarı teslim kendisine etmek üzere samimi güç ve kuvvet ehlinden nusret talep ediyor. Çalışmasında Hizb-ut Tahrir, sömürgeci kâfirler ve örgütlerin memnuniyetine zerre kadar değer vermez. Sadece Yüce Allah’ın rızasını elde etmeye çalışır. İdeal amacı ve nihai hedefi budur.

Gazeteci, politikacı, düşünür ve aktivist bütün kardeşlerden Hizb-ut Tahrir’in İslami hayatı yeniden başlatmak için benimsemiş olduğu İslam akidesine dayalı fikri servetini inceleme ve araştırma sahasına koymasını talep ediyoruz. Ki o fikri servete yönelik yüceltme, taşıma ve müjdeleme şeri görevlerini yerine getirebilsinler. Zira o fikri servette dünya ve ahiret iyiliği vardır.

وَاللّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ “Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” [Yusuf 21]

Devamını oku...

Eski Rejim Gibi Askeri Konsey’in Güvenlik Birimleri de Hizb-ut Tahrir Gençlerini Gözaltına Alıyor

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti tarafından yayımlanan Krizin Tarafları Arasında Varılan Anlaşma, Eski Rejime Yeni Yüz Giydirmektir, Tek Çare Hilafet Devletinin Uyguladığı İslamdırbaşlıklı bildirinin dağıtımının ardından güvenlik birimleri, Hartum Jackson Meydanı’nda Muhammed El Emin Defullah ile Wad Medeni El Emcad parkında Ali Hasen Ali adlı kardeşlerimizi gözaltına aldılar.

Söz konusu başlıklı bildiri, başkent ve mahallelerinde, Sudan’ın diğer bazı şehirlerindeki camilerde, pazarlarda ve halka açık yerlerde dağıtıldı. Hizb, bildiride Askeri Konsey ile Özgürlük ve Değişim Güçleri arasında varılan anlaşma hakkındaki gerçekleri açıkladı. Bildiride geçen bazı önemli noktalar şunlardır: Sudan halkı ya eski rejimin uzantısı olan askeri rejim ya da değişim yaratan bir sivil rejim arasında seçim yapmak için büyük çaplı bir manipülasyona maruz kaldı! Aslında her iki rejim de aynı madalyonun iki yüzüdür. Diğer bir deyişle dini hayattan ayıran, dini dışlayan, hayat sistemleri ve yasamayı çoğunluğun görüşüne göre belirleyen laiklik madalyonunun iki yüzü gibidir. Eski askeri rejimin vaziyeti buydu. Bu anlaşma gereği kurulacak sivil rejimin durumu da aynısı olacaktır. Bu nedenle ülkede hüküm süren laik rejimde hiçbir değişiklik yaşanmadı. Değişen sadece rejimin başı ve bazı sembolleridir. Onun için Sudan halkı daha fazla zulüm ve geçim sıkıntısı çekecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَىKim Benim zikrimden yüz çevirirse, mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim vardır. Ve kıyamet günü onu, kör olarak haşredeceğiz.” [Taha 124] Uzlaşı taraflarından eski rejimin uzantısı olan Askeri Konsey, Amerikan çıkarlarını korumak için çalışmaktadır. Amerika, Askeri Konseyi destekliyor. Rejimin başının görevden alınmasından iki gün sonra 14 Nisan 2019 Pazar günü ABD Maslahatgüzarı Kotsis, Askeri Konsey Başkan Yardımcısı (Daklu) ile bir araya geldi. Görüşme sonrası yapılan açıklamada, ABD Maslahatgüzarı, Sudan Askeri Konseyinin istikrar ve güvenliği sağlamadaki rolünü takdirle karşıladığını söyledi. ABDnin Sudan Özel Elçisi Donald Booth, 27 Haziran 2019’da El Tayyar gazetesine verdiği demecinde, ABD Maslahatgüzarı taraflarla günlük temas halindededi. 15 Nisan 2019 Pazartesi günü İngilterenin Hartum Büyükelçisi İrfan Sıddık, Askeri Konsey Başkan Yardımcısı ile bir araya geldi. Büyükelçi, Twitter hesabından yaptığı açıklamada görüşmenin detaylarını şöyle açıkladı: Desteklemek ya da yasallık kazandırmak için değil, Sudandaki durumu iyileştirmek için İngilterenin atmak istediği adımları vurgulamak için Daklu ile görüştüm.Dolayısıyla Amerika-İngiltere arasındaki uluslararası çatışmanın, Sudanda nüfuz çatışması olduğu bir gerçek. Amerika, nüfuzunu perçinlemek isterken, İngiltere tekrar nüfuz elde etme gayretinde. Sudana Amerikan özel elçisinin yeniden atanmasının, Amerikan ve İngiliz elçiliklerinin ülkedeki hayatın en ince ayrıntılarına sıklıkla müdahale etmelerinin, yetkililer ve siyasilerin sık sık bu iki büyükelçiliğe girip çıkmasının başka hiçbir açıklaması yok!

Bildiri şu ifadelerle son buluyor: Yüce İslam ideolojisiyle gerçek bir değişim oluşturmak için Hilafeti kurma talebiyle sesimizi yükseltelim. Bu çözüm, saadete ve izzete erişen, âlemlere iyiliği taşıyan Sahabeyi, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet yaptığı gibi bizi de en hayırlı ümmet yapacaktır.

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak biz, Askeri Konsey ve güvenlik birimlerini batılda inat etme, eski rejimin yaptığı gibi zulmetme, ümmete iyiliği taşıyan dava erlerini gözaltına alma konusunda uyarıyoruz. Konsey ve güvenlik birimleri, bu iki kerim kardeşimizi derhal serbest bırakmalı ve kendilerinden özür dilemelidir.

Devamını oku...

SUNA’da Basın Konferansına Davet

Ülke, eklemli bir aşamadan geçiyor, ya yüksek çıta ile bu engeli aşıp köklü bir değişikliğe gidecek ya da uzun süredir içinde bulunduğumuz kısır döngüye geri dönecek. Asker ile Değişim Güçleri arasında varılan anlaşma nedeniyle Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti katılımınız ve iştirakinizle şu başlık altında bir basın toplantısı düzenleyecek:

Değişim Güçleri ile Asker arasında varılan anlaşmaya ilişkin Hizb-ut Tahrir’in vizyonu

Basın konferansında Hizb, İslam akidesi perspektifinde anlaşmaya ve neticelerine ilişkin vizyonunu ortaya koyacak.

Yer: Sudan Haber Ajansı “SUNA”

Tarih: 08 Zilkade 1440 / 11 Temmuz 2019 Cumartesi Saat: 12.00

Umarız Allah, hepimizi sevdiği ve hoşlandığı şeylere muvaffak eyler.

Devamını oku...

Ey JAINJ! Hizb-ut Tahrir Üyelerine Açılan Davaları Derhal Geri Çekin ki Hem Bu Dünyada Hem de Ahirette Yükünüz Hafiflesin!

Johor Diyanet İşleri Başkanlığı (JAINJ) tarafından 06 Nisan 2019’da “Liberal Tehditlere Karşı Hilafetin Düşüşü ve Yükselişi” semineri sırasında tutuklanan üç Hizb-ut Tahrir üyesi 02 Temmuz 2019 tarihinde Johor Bahru Şeriat Yüksek Mahkemesi yargıcı Syahrulnizam Saat karşısına çıktı. 51 yaşındaki sanık Dr. Salahuddin Bin İbrahim ve 35 yaşındaki Norazlan Şah Bin Osman Basah, Şeriat Ceza Suçları (Johor) 1997 tarihli Kanun Hükmünde Kararnamenin 11/1. maddesi uyarınca İslam dinine ilişkin meseleleri öğretmekle suçlanıyor. 39 yaşındaki Salahuddin Bin Mashkuri ise aynı işbu Yasanın 43 (c) bendi uyarınca propaganda yapmakla suçlanıyor. Sanıklar, beş bin ringgiti para cezasına veya üç yıl hapis cezasına ya da her ikisine birden çarptırılabilir.

Bu vesileyle Hizb-ut Tahrir / Malezya şunları vurguluyor:

1- JAINJ’in eylemi utanç verici, çünkü JAINJ, aslında İslam ve İslami vaizlerin bekçisi, davetin toplumda ilerleyişinin destekçisi olması gerekirken, gerçekleşen tutuklama ve kovuşturmalar, JAINJ’in davet faaliyetlerine engel teşkil ettiğini gösteriyor.

2- Hizb-ut Tahrir’in güttüğü dava, Allah Subhânehu ve Teâlâ ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bir buyruğudur. Hiç bir partiden izin almadan her Müslümanın aynı şeyi yapmalıdır. Mahkeme karşısına çıkacak bir suç olması şöyle dursun daveti taşımak asla suç değildir!

3- JAINJ, özellikle de Johor’da toplumun iyiliği için daveti taşıyanları tutuklamak ve kovuşturmak yerine topluma zarar veren çeşitli kötülükler ve suçlarla mücadele konusuna yoğunlaşmalıdır.

4- Hizb-ut Tahrir üyelerinin tutuklanması ve kovuşturulması daveti asla durduramayacak, aksine Hizb-ut Tahrir bu asil görevi ve yükümlülüğü yerine getirmek için daha fazla efor sarf etmeye devam edecektir. Hem de motivasyonu yüksek bir şekilde.

5- Biz bu davayı en yüksek mahkemeye taşımaya söz versek de JAINJ’in iyiliği için bu kovuşturmayı derhal geri çekmesini tavsiye ediyoruz. Böylece bu dünyada vebali hafifleyecek, daha da önemlisi ahirette daha ağır bir veballe karşılaşmak zorunda kalmayacaktır.

Hizb-ut Tahrir, 1953’ten beri dünya çapında daveti taşımakta ve davet için çalışmaktadır. Ağır ve zorlu her türlü engel ve barikatlarla karşı karşıya kalmış olsalar da azimlerinde zerre kadar yumuşama olmamıştır. Hizb-ut Tahrir, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafetin gölgesi altında Allah’ın kanunları bu dünyada egemen olana dek dinlenmeden çalışmaya devam edecektir. Hizb-ut Tahrir üyeleri olarak biz, ya zafer ya da bu uğurda yok olmak şiarından hareketle Allah’ın dinini yeryüzünde hâkim kılana dek yolumuzdan dönmeyeceğimize dair Allah’a söz verdik.

Devamını oku...

Müslümanlar, Çin Zulmünü ve Batının Çin’e Karşı Gösterdiği Hoşgörüyü Açığa Vurmalıdır

Müslümanlar, Uygur Müslümanlarına yapılan insanlık dışı muameleyi ve dünya liderlerinin insanlık dışı tavırlarını ifşa etmeyi sürdürmelidir. BBC’nin internet sitesinde Çin hükümetinin Sincan Müslümanlarına yaptığı acımasız muameleyi detaylıca açıklayan bir makale yayımlandı.

Sosyal medyada diasporadaki Uygur Müslüman aktivistler, ayrımcılık, tutuklamalar, zoraki endoktrinasyon ve kaçmayı başaramayan akrabalarının öldürülmesi konusunda uzun zamandır dünyaya bilgi veriyor. Batı medyasının sesini yükseltmesi, Batının “Terörizmle Mücadele” olgusu ve sonuçları ile örtüşmediği için mazlum Uygur Müslümanlarına yapılan korkunç muameleyi görmezden geliyor. Terörle mücadele aslında İslam’la mücadeledir. Bazen Uygur aktivistleri ve diğer ilgili Müslümanlar, bir şey yapmak istemeseler de Batı medyasını ve hükümetlerini Çin’in yaptığı vahşeti kabul etmeye mecbur bırakıyorlar.

İngiltere şu an Çin ile diplomatik kriz yaşıyor. Hong Kong’da bir avuç göstericiye yapılan muameleyi protesto etmek için Çin’in Londra büyükelçisi Dışişleri bakanlığına çağrılırken, milyonlarca Uygur Müslümanlarına Müslüman oldukları için yapılan zulüm görmezden geliniyor.

Batıdaki Müslümanlar, Çin hükümetinin yaptığı aşırılıkları, Batı ve Çin’in inandığı insanlık dışı faşist ideolojiyi ifşa etme kampanyasının öncüleri olmalıdır. Sincan’da milyonlarca Müslüman baskı altında yaşarken, bir avuç insan lüks ve ayrıcalık içinde bir yaşam sürebilir.

İngiltere’deki Müslümanlar, İngilizlere Brexit’in dünyanın sonu olmadığını ama Çin’in Uygur Müslümanlarına yaptığı zulüm ve katliam onlar için dünyanın sonu olduğunu hatırlatmayı davalarının bir parçası yapmalıdır.

Devamını oku...

Bişkek’te “Orta Asya’da Aşırılık Sorunu” Tartışıldı

3-4 Temmuz’da Bişkek “Orta Asya’da Aşırılık Sorunu” konulu bir seminere ev sahipliği yaptı. Bu yılın Şubat’ında Bişkek’te “Dini alanda kamu politikasını geliştirmede basının rolütartışıldı. Mart’ta Kırgızistan Din Komitesi’nin girişimi ile Bişkek’te “dini yönelimlerin yakınlaştırılması” amacıyla bir toplantı gerçekleşti. Nisan’da Liderlerin Orta Asya’da Terörle Mücadeleyi Tartışmasıprojesi adı altında bir toplantı düzenlendi. 14 Haziran’da Bişkek’te ŞİÖ zirvesi gerçekleşti. Zirvede Çin Devlet Başkanı Şi Jinping “Üç şer güçlerine (ayrılıkçılık, terörizm ve aşırılık) karşı birlikte mücadele etmeliyiz.” dedi. Kırgızistan Devlet Başkanı Ceenbekov Şi Jinping’ın girişimini destekledi ve Kırgızistan, (ayrılıkçılık, terörizm ve aşırılık) ile mücadelede Çin ile aynı tavrı benimsiyorşeklinde konuştu.

Bugünlerde Bişkek’te “Orta Asya’da Aşırılık Sorunu” konulu bir toplantı düzenleniyor. Seminer, Atambayev’in “Ceenbekov iktidarı bıraksın” talebi ile düzenlediği gösteri ile aynı güne rastlıyor. “Aşırılık” nosyonu, iddialara göre bir kişi veya grubun iktidarı zorla ele geçirme girişimidir. 3 Temmuz’da “Devlet Başkanı iktidarı bıraksın” başlıklı bir gösteri düzenlendi. Gösteri, Kırgız devletini tanımayacağını açıklayan ve hakkında dava açılmasına rağmen soruşturmayı reddeden eski Devlet Başkanı Atambayev tarafından finanse ediliyor. Atambayev gösteri sırasında yaptığı konuşmada mevcut siyasi elitin iktidarı bırakması ve etrafındaki kişileri iktidara gelmesi gerektiğini vurguladı.

(Aşırılık) İslam’ı ve Müslümanları yaftalamak için kullanılan bir terimdir. Asker Akayev’i iktidardan kovan ve Rusya’da iken devlet başkanı olan Amorbek Tekka Bayev, “İktidarı yanlış bir şekilde (aşırılıkla) ele geçirdik” itirafında bulundu. Buna rağmen uluslararası camia onu bir devlet başkanı olarak tanıdı. O da aynı şekilde öncekiler gibi iktidarı zorla ele geçirilenler tarafından iktidardan uzaklaştırıldı.

Sadece Müslümanlar “Aşırılık” olarak niteleniyor. (Aşırılık) konulu çok sayıda seminer ve konferans nedeniyle İslami grupların Kırgız devletini sanki işgal ettikleri sanılıyor. Uluslararası politika veya Kırgız yönetimi, belki bu algıyı dünya toplumlarının zihninde oluşturmak isteyebilir. Her halükarda “aşırılık” terimi yalnızca İslam ve İslam temsilcileri için kullanılıyor. İslam’la ilgisi olmayanlar, bu terime uygun bir şey yapsalar, kayda değer alınmıyor. Demokratik hakların baskıyla korunması dahi talep edilebilir.

Bu nedenle herhangi bir küresel yönetim sisteminin diğer sistemlerle mücadele eden bir yapıya sahip olduğu sonucuna varılabilir. “Aşırılık ve terörizm” terimleri, İslami rejimle mücadelede demokrasi destekli kapitalist mekanizmalardır. Bu terimlerin insani çıkarları korumaya ve belirli suçlara yönelik olduğu iddiaları büyük bir yalandır. Aksine bu nosyonlar, maddi yararlar elde etmek veya İslam’ın küresel bir yönetim sistemi olarak hayata yeniden dönüşünü engellemek için kullanılıyor.

Dolayısıyla Müslümanların bu terimleri kullanması ve birbirlerini bu terimlerle yaftalaması haramdır. Bu kavramların toplumumuza girmesi engellenmeli ve bu terimleri günlük yaşamımızda kullanmamalıyız. Müslümanların bu pozisyonu, İslam’a ve Müslümanlara bir davet olarak kabul edilir!

Ey kardeşler! Ortaya çıkan her siyasi gerçeklikte İslam ve Müslümanlar yararına çalışmalıyız.

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Vilayeti, İnternetten Canlı Yayınlanan Ekonomik Konferans Yoluyla Halka Şöyle Seslendi: Tiran Hasina Rejimini Ortadan Kaldırmak ve Hilafet Devletini Yeniden Kurmak için Hizb-ut Tahrir’e Katılın, Şeyh Hasina’nın Sözde Kalkın

Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Vilayeti, İnternetten Canlı Yayınlanan Ekonomik Konferans Yoluyla Halka Şöyle Seslendi: Tiran Hasina Rejimini Ortadan Kaldırmak ve Hilafet Devletini Yeniden Kurmak için Hizb-ut Tahrir’e Katılın, Şeyh Hasina’nın Sözde Kalkınma Politikaları Aldatıcı ve Yıkıcıdır, Yakında Kurulacak Hilafet Devleti Ekonomik Bir Lider Olacaktır

Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Vilayeti, hükümetin engellemelerine rağmen bugün (5 Temmuz 2019 Cuma) öğleden sonra saat 15.30’da İslami Hilafetin Ekonomik Vizyonu” başlıklı Ekonomik Konferans’ını başarıyla gerçekleştirdi. Konferans, El Vakiye televizyonundan (alwaqiyah.tv) canlı yayınlandı. Hasina rejimi, El Vakiye televizyonuna erişimi engelleyerek insanların konferansı izlemesini önlemeye çalıştı. İnsanların protestosu sırasında toplu taşıma araçlarını ulaşıma kapattığı gibi mobil operatörlerin İnternet servislerini de sahte bahanelerle yavaşlattı. Ancak rejimin bu iğrenç faaliyetleri insanların katılımını engelleyemedi. Hem bireysel hem de toplu olarak insanlar, konferansı coşkuyla izledi. Bu basın bültenine eklemlenen resimler açıkça bunun göstergesidir.

Hizb-ut Tahrir, ülkenin mevcut siyasi ve ekonomik durumu bağlamında 7 maddelik bir siyasi program açıkladı:

1-    İslam Hilafeti, ülkede yönetim sistemi olarak ikame edilmelidir. Bangladeş, İslami bir ülkedir ve ülkedeki laik yönetim asla kabul edilmemelidir.

2-    Dünyada siyasi ve ekonomik lider devlet olmak için İslam ümmeti, Hilafetin kurulmasını ülkenin tek siyasi hedefi olarak benimsenmelidir.

3- Hasina’nın sözde kalkınma politikası reddedilmelidir. Bu politika, haksız vergilere ve devasa dış borçlanmaya dayalıdır. Ve birkaç kapitalistin ve yabancı güçlerin çıkarlarına hizmet etmektedir.

4- Mevcut siyasi elit ve sözde demokratik rejim olan zalim Hasina, iktidardan derhal büsbütün devrilmelidir. Mevcut yönetim sistemi, kâfir sömürgecilerin akidesinden türetilen kapitalist bir sistemdir. Bu sistemi ayakta tutmak için sırasıyla iktidara gelen Awami-BNP rejimlerine ya da bu sistemde yapılan reform hareketlerine karşı direnilmelidir.

5- ABD-İngiltere-Hindistan’ın ülkenin siyaseti, ekonomisi, stratejik kaynakları ve ordusu üzerindeki hegemonyasına direnç gösterilmelidir. İnsanlar, iç ve dış işlerimizi gütmek için yabancı güçleri referans kabul eden her yönetici, parti ya da politikacıya karşı seslerini yükseltmelidir.

6- Halkın İslam ve İslami yönetim talebini bastırmak için rejimin başvurduğu despot tedbirlere karşı koyulmalıdır. Hizb-ut Tahrir liderliğinde siyasi-entelektüel mücadeleye ortak olmalı ve Hilafet konusunda kamuoyu oluşturmak için partiye üye olunmalıdır.

7- Rejimi ortadan kaldırmak ve otoriteyi Hizb-ut Tahrir’e devretmek için samimi, uyanık ve cesur subaylardan nusret talep edilmelidir.

Siyasi programın ilanı öncesinde konferansın ilk konuşmacısı Şeyh Hasina’nın sözde kalkınma politikalarını ifşa etti. Konuşmacı, bu projelerin halkın çıkarına aykırı olduğunu ve insanlarda nefreti körüklediğini söyledi. Son on yılda rejimin, içilebilir su, arıtma tesisi, yol, demiryolları, yetersiz itfaiye ekipmanı, eğitim ve sağlık gibi insanların temel altyapı ve ihtiyaçlarını göz ardı ettiğini, sözde mega projelere yatırım yaptığını belirtti. Bu mega projeleri finanse etmek için gelir vergisi ve KDV uyguladığını, elektrik ve gaz fiyatlarına zam yaptığını ve dayanılmaz fiyat artışlarına neden olduğunu kaydetti. Kaldı ki bu projelerde doğal olmayan harcamalar yapılıyor ve yapılan büyük yolsuzluklar örtbas ediliyor (örneğin, Ruppur Nükleer Santrali’ndeki “yastık yolsuzluğu”, Padma Köprüsü yolsuzluğu vs.) Rejimin yandaş kapitalistleri paraları yağmalıyor ve yurtdışında kara para aklıyorlar.

Konuşmacı, bu projelerin asıl amacını ifşa ederken, aynı zamanda Hasina rejiminin çeşitli yerel ve yabancı kredilerle ülkeyi sıkıntıya soktuğunu söyledi. Kişi başına düşen kredi 67.000 Takadır ve bu kredilerin faizlerini ödemek için bu yılki bütçeden 600 milyar Taka tahsis edilmiştir. Yakın geçmişte bu, toplam bütçe olarak kullanılan bir miktardır. Öte yandan bu projeler yabancı kredi destekli projeler olduğu için kâfir emperyalistler, ekonomimizi ve politikalarımızı kontrol altına almak için bunları bir araç olarak kullanıyor ve ülkenin egemenliği tehdit altındadır. Sri-Lanka’nın Hambantota Limanı projesi, Pakistan’ın Gwadar Limanı yabancı kredi destekli projelerdir. Afrika halklarının durumunu herkes biliyor. Ayrıca Hasina rejimi, üretim ve paylaşım sözleşmesi (PSC), ekonomik münhasır bölge, geçişler vb. adı altında kâfir emperyalist ABD-İngiltere-Hindistan’ın ülkenin sanayisine, ticaretine, doğal ve stratejik kaynaklarına hükmetmesine izin veriyor.

Konferansın ikinci konuşmacısı, yakında kurulacak olan Raşidi Hilafetin ekonomik vizyonunu sunmadan önce şunları söyledi: Şeyh Hasina’nın sözde kalkınma politikaları, aslında onlarca yıllık Awami-BNP yönetiminin başarısızlığını vurgulamaktadır. İslami yönetimde kapasitemizi ve kaynaklarımızı kullanarak çok daha fazla ilerleme sağlanabilirdi. İnsanlardan Hasina’nın yaptığı gibi orta gelirli bir ülke hayal etmelerini istemiyoruz, aksine insanlara siyasi ve ekonomik olarak dünyaya liderlik edecek bir lider ulus olma vizyonu sunuyoruz. Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devleti:

- Dini ve ırkı ne olursa olsun her vatandaşın temel haklarını güvence altına alacak ve halkın yaşam standardını büyük ölçüde geliştirecektir.

- Sömürücü gelir vergisi ve KDV sistemine son verecek, petrol, doğalgaz, Haraç ve Öşür gibi kamu mallarından çok büyük kazançlar elde edecek ve halkın gelirinden haksız yere vergiler almayacaktır.

- Stratejik kaynakların yanı sıra ümmete ait doğal ve enerji kaynakları üzerindeki yerli ve yabancı şirketlerin hegemonyasını ortadan kaldıracak, bunları insanların refahı, ülkenin altyapısını, endüstrisini inşa etmek ve ucuz elektrik üretmek için kullanacaktır.

- Savaşa dayalı endüstri kuracak, bu endüstri gençler için büyük istihdam yaratacak ve otomobil endüstrisi, kozmetik endüstrisi vb. gibi diğer endüstriler için temel oluşturacaktır.

- Kâfir emperyalistlerin ekonomimizi etkilemesinin bir aracı olan liman, transit, ekonomik münhasır bölge vb. gibi anlaşmaları iptal edecek ve bu stratejik kaynakları devlet işletecektir.

- Müslüman toprakları birleştirecek ve dünyada lider ekonomik güç olmak için ümmetin kaynaklarını kullanacak ve insanlığı kâfir emperyalistlerinin sömürüsünden kurtaracaktır.

Konferansın bitiminden önce siyasi programı açıklayan üçüncü konuşmacı, samimi, uyanık ve cesur insanları, politikacıları ve subayları Hizb-ut Tahrir’in çağrısına yanıt vermeye çağırdı. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ “Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasûl’ünün çağrısına uyun.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Sudan Vilayeti: Ümmetin Sorunları Forumu; “Sudan… Kontra Devrim ve Gerçek Değişim Ufku arasında”

  • Kategori Sudan
  •   |  

Sudan Vilayeti: Ümmetin Sorunları Forumu;
“Sudan… Kontra Devrim ve Gerçek Değişim Ufku arasında”

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Aylık “Ümmetin Sorunları” toplantısını şu başlık altında gerçekleştirdi: Sudan… Kontra Devrim ve Gerçek Değişim Ufku arasında.” Medyadaki kardeşlerimiz, politikacılar ve aydınlar aylık toplantıya iştirak ettiler.

Katılan konuşmacılar:

1-Hatim Cafer - Hizb ut Tahrir / Sudan Vilayeti Medya Bürosu Üyesi

2-Süleyman Ed-Desis - Hizb ut Tahrir / Sudan Vilayeti Medya Bürosu Üyesi

Toplantı Cumartesi, 3 Zilkade 1440 H, el muvafık 6 Temmuz 2019 M tarihinde, Hizb ut Tahrir / Sudan Vilayeti Medya Bürosunda gerçekleşti.

İlk konuşmacı Hatim Cafer - Hizb ut Tahrir / Sudan Vilayeti Medya Bürosu Üyesi, siyasi arenada devam eden olaylara değindi ve sivil ve askeri konsey arasında aslında bir farkın olmadığına dair deliller ve örnekler sunarak ikisi de madalyonun seküler iki yüzüdür dedi. Sudan’da askeri cunta ile Özgürlük ve Değişim Güçleri arasındaki çatışmanın aslının arka planında Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve özellikle Britanya’nın olduğu uluslararası bir çatışma olduğunu açıkladı.

İkinci konuşmacı Süleyman Ed-Desis - Hizb ut Tahrir / Sudan Vilayeti Medya Bürosu Üyesi, ufuktaki gerçek değişimi ele aldı. Bu değişimin ancak Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafet Devletinin ikame edilmesiyle ve İslam’ı uygulayıp yönetimi de İslam’a göre değerlendirmesiyle olacaktır. Sudan ve benzeri ulusların karşılaştığı problemleri Hilafet devletinin nasıl ele alacağını mükemmel ayrıntılarla açıkladı. 

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti Merkezi Medya Bürosu Yardımcısı

 

suriye vilayeti

 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER