Çarşamba, 27 Sha'aban 1438 | 2017/05/24
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

KALKINMA ANCAK İSLAMİ FİKİRLE OLUR VE İSLAM ANCAK ARAPÇA İLE ANLAŞILIR

  • Kategori Makaleler
  •   |  

KALKINMA ANCAK İSLAMİ FİKİRLE OLUR
VE
İSLAM ANCAK ARAPÇA İLE ANLAŞILIR

Dillerin insan hayatında temel bir değeri vardır. Öyle ki fikir ve kavramların taşınmasındaki araç dildir. Bu sayede, ümmetin evlatları arasında iletişim kurulur. Dil ülkeyi himaye eden, kimliğini ve varlığını koruyan âdeta bir tersanedir. Böylelikle kendi ümmetini diğer halkların hadaretinden korumak suretiyle eriyip yok olmalarını engeller.

Arapça dilimiz, Dünyanın en güzel ve en büyük dili olmakla birlikte mutlak olarak bütün dillerin anasıdır. Dakikliği, denkliği ve güzelliği yönünden herhangi bir dil Arapçaya asla eşit olamaz. Ümmetin kimliğini ortaya koyan Arapça dili, aynı zamanda edebiyat ve bilimin dilidir ve bütün manalarıyla hayatın dilidir. Arapça harflerin mahreci dünyanın herhangi bir dilinde bulunmamaktadır. Allah Subhanehu ve Teâlâ Arapça dilini aziz Kitabına seçti ve Rasulullah Sallahu Aleyhi Vessellem vasıtasıyla insanlığa muhatap kıldı.

Bu noktada istenilen husus Arapçayı sadece Arapların koruması ve öğrenmesi değil, bilakis tüm Müslümanların Arapçayı öğrenmesi ve korumasıdır. Arapça dili Kur’an'ın ve dinin dili olduğuna göre Kur’an’ı anlamak ve dini öğrenmek ancak Arapçayı bilmekle olur. Vacibin kendisiyle tamamlandığı şey ancak vaciptir. Arapça dili, lafızları, manaları ve terkibi itibarıyla bir deryadır. Terkibi ve müfredatı ile dünyanın en büyük dilidir. Sesin ve harflerin maksimum şekilde boğaza ve dudaklara eşit dağılımı ile mükemmel bir ses tonu ve çıkışı vardır.

Birçok diller Arapçadan yararlanmıştır. Mesela; Farsça ve Türkçe de Arapça kökenli birçok kelime mevcuttur. Arapça dili dışındaki dillerde sayı bakımından belki daha çok harfler bulabilirsiniz. Fakat mahreçleri daha dar ve daha kısadır. Seslerin çıkışında sanki bir yandan boğaz üzerinde sıkışmış veya lisanda ve dilde kümelenmiş ve çoğalmış gibidir.

Örneğin; İngilizcede sadece iki boğaz harfi vardır ve bunlar “a” ve “h” harfleridir. Arapça dilinde bulunan diğer boğaz harfleri İngilizcede yoktur. Mesela; الحاء   hâ  والخاء ha والعين ayın والغينgayın gibi. Arapça dilinin en açık ve belirgin özelliği icazdır. Bu özellikle, birkaç kelime ile geniş manaları tamamlayabilirsiniz ve birkaç lafızla anlamı daha çok yoğunlaştırabilirsiniz.

Örneğin; Eğer İngilizceden bir kitabı Arapçaya çevirmek istediğimizde çevirinin boyutu önemli ölçüde azalacağı kesindir. Eğer Arapça ve İngilizce dilini karşılaştıracak olursak, pek çok açıdan Arapça dilinin İngilizceden üstün olduğunu kolaylıkla görebiliriz.

İngilizcenin müfredatında Fransızca ve Almanca kökenli binlerce kelime mevcuttur. Hatta bazı kelimelerin asıl kökeni dahi bilinmemektedir! Üstelik İngilizce dili kıyasi değil semaidir ve İngilizce konuşan halkın dilleri karışıktır. Yukarıda belirtildiği gibi Arapçada bulunan asıl altı harften sadece iki boğaz harfi İngilizcede vardır. İngilizce yüzyıllar boyunca önemli değişikliklerden dolayı darbe almıştır. İngilizlerin geçmiş çağdaki atalarının sözlerini anlaması mümkün değildir!

Bütün bu kusur ve eksikliklere rağmen dünyada en yaygın kullanılan dildir ve tüm dünya halkları tarafından İngilizceye karşı saygı ve rağbet vardır. Herkes o dili öğrenmek için çaba sarf ediyor ve bu dile vakıf olan kişiler de Doğuda ve Batıda itibar kazanmaktadır.!

Arap diline ihtimam göstererek öğrenmek, öğretmek ve yaymak İslam ümmetinin kalkınmasının ilk adımıdır. Çünkü Arap dili bütün İslami ilimlerinin anahtarıdır. Arapçayla Kur’anı Kerimi, hadisleri ve siyeri anlarız. Ayrıca onunla fıkhı, tefsiri, İslam’ın şanlı tarihini ve ümmetin zengin hadaretini anlarız.

Muhakkak ki Kur’an’ı Kerim Arapça lisanıyla Rasulullah Sallahu Aleyhi Vessellem’in kalbine indirildi. Arapçada bulunan söylemler belagatin en üst noktasına ulaşmıştır. İbn Kesir bu konuyla ilgili şunları nakletmektedir. Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: ﴿وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّهُمْ يَقُولُونَ إِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌ لِسَانُ الَّذِي يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ أَعْجَمِيٌّ وَهَذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُبِينٌ﴾Andolsun ki biz onların, “Kur’an’ı ona bir insan öğretiyor” dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur’an ise gayet açık bir Arapçadır.” (Nahl 103) Allah Subhanehu ve Teâlâ bunu red ederek Arapça olmayan diğer lisanları red etti. Allah Subhanehu ve Teâlâ da şöyle buyurdu: ﴿نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ * عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ * بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُبِينٍ﴾“Onu Rûhu'l-emîn (Cebrail) uyarıcılardan olasın diye, apaçık Arap diliyle, senin kalbine indirmiştir. Böylece Biz bu Kur’an’ı sana senin dilinde beliğ Arapça olarak indirdik ki, aramızda açıkça görünür olması ve bahane olmaması için.”(Şura 193-195) (İbn Kesir: 162-6)

Taberi ise şunları söylemektedir: Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurdu: ﴿إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ﴾  

“Muhakkak ki Biz, O'nu Arapça Kurân olarak indirdik. Böylece siz akıl edersiniz.” (Nur 2)

Yani, muhakkak ki biz bu mubin Kitabı Araplara Arapça Kur’an olarak indirdik. Çünkü onların lisanları ve konuşmaları Arapçaydı. Böylece onu akletsinler ve anlasınlar diye, Biz bu kitabı onların lisanıyla indirdik. (Tefsir el-Taberi 551/15).

Kur’an Allah katındandır, Kur’anın dili ise Arapçadır. Arap dilinin ehemmiyeti ve bu gücü İslam’ın gücüyle her ikisinde de tesir, tevessü ve intişar kuvveti bulunmasından dolayı Arapça, Kur’an ve Sünnetin ayrılmaz bir parçası ve tamamlayıcısıdır.

İctihad etme ve Müslümanları yeniden kalkındırma Arapça olmadan asla mümkün değildir. Ayrıca kim Arapçaya savaş açmışsa bilin ki Kur’an’a ve Sünnete savaş açmış demektir. Irkı ve vatanı temsil etmeyen Arapçanın eğitim sisteminden dışlanması, marjinalleştirilmesi ve Arapçanın ikinci dil konumunda Müslüman öğrenciye yabancı dil olarak tercihen sunulması, Arapçaya karşı yapılan en korkunç cürümdür. Hâlbuki, İslam akidesi Arapçayı Müslümanın kimliği ve sembolü kılmıştır.

Esas olan İslami kimliktir, Arapça ırk değil lisandır. Ömer (ra) sadece Arapçayı bilenin Kur’an okumasını emretti. Ve ayrıca Ebu Esvede gramer koymasını emretmiş ve şöyle demişti: “Arapçayı öğrenin, çünkü Arapça aklı sabit kılarak yiğitliği artırır.Sizleri yabancı sözlerden uyarıyorum. Farzları ve Sünnetleri öğrendiğiniz gibi grameri öğrenin.’’

İbn Kayyum el-Cevziyye(Allah rahmet etsin) şunları söylemiştir: “Kur’an’ın faziletini ancak Arapça kelamı, dilini ve ilmini ve belagati bilen bilir. Ve Arapların şiirini, hitabetlerini, sözlerini seçtiği bir Arap beldesinde dikkate nazar alan bilir.”

İbn-i Teymiyye (rhm) ise şöyle demiştir: Dilin akla, ahlaka ve dine güçlü etkisi olduğunu ve ayrıca sahabe ve tabiin gönüldeşliğine benzemeye etki ettiğini bil, onlara benzemek aklı, dini ve ahlakı zenginleştirir. Aynı şekilde Arapça dinden bir cüzdür. Onu öğrenmek farz ve vacib olduğu gibi Kur’an’ı ve Sünneti anlamak da farzdır. Dolayısıyla bunlar ancak Arapçayla anlaşılır. “Vacibin Ancak Kendisiyle Tamamlandığı Şey de Vaciptir” burada doğru yolu gerektiren şey Arapçayı öğrenmektir.”

Arap diline karşı savaşan İslam düşmanları, İslami ilimleri doğru anlamanın tek doğru yolunun Arapça dili olduğunu bildiklerinden dolayı o dile karşı savaşıyorlar. Arapça İslam hadaretinin ve İslam tarihinin can damarıdır. Ayrıca ümmetin vahdaniyetinin en önemli faktörlerindendir.

Evet, İslam düşmanları Müslümanların Arap diline vakıf olamadıkları takdirde sahih şekilde İslami anlayışını kaybedeceklerini ve İslam anlayışını kaybederlerse de ümmet olmayı, varlıklarını, hadaretlerini, izzetlerini ve seçkinliklerini kaybedeceklerini bizim kadar iyi biliyorlar. Bunların neticesinde Müslümanların kendilerini, beldelerini kaybederek ezilmiş olarak sömürgecilere tâbi olacaklarını da çok iyi biliyorlar.

Ne yazık ki İslam düşmanlarının istediği şey budur ve bunun için tüm araç ve yöntemleriyle soluksuz çalışmaktadırlar. Sömürgeciler İslam beldelerinde müfredatı tüm araç ve yöntemleriyle değiştirmeye çalışıyor, gazetelerde ve muhtelif programlarda müfredatı bozmaya uğraşıyorlar. Ayrıca İslam’a ve Müslümanlara hiçbir iyilik istemeyen gayrimüslim öğretmenler gözetiminde üniversitede hazırlanan tarihsel ve sosyal araştırma tezlerinde Müslümanların çocuklarının yazdığı kitaplar ve edebi-akademik tezlerde bunu işliyorlar. Her daim İslam ve onun hadaretine ve tarihine düşmanlık besliyorlar. Arapçanın gücüyle hayatta ayakta durabilmek ve modern bilimleri kavramayabilmek adına değişen gelişmelere karşı cevap verme kapasitesi olmadığına dair Müslüman gençleri şüpheye düşürmeye çalışıyorlar.

Bilindiği gibi içtihadın şartlarından birisi de Arapçadır. Fakihlerin, âlimlerin ve müctehidlerin insanların hayatlarıyla ilgili her konuda şeri hükmü istinbat etme ve anlamada Arapça dili araç ve vesiledir. Hatta Müslümanların kıyamet gününe kadar olan tüm vakıa ve sorunları hakkında çözümü Arapça dili ile fikri ve ruhani yöndeki bağlantısı, kişiyi Arapça dilini öğrenmeye, sevmeye ve ihtimam göstermeye sevk eder. Böylece, onun bu dile karşı sevgisi, diniyle ve inancıyla irtibatlandırdığı zaman zenginleşir. Kur’an’ı ve Rasulünün Sünnetini anlayışı artar. Arapça ümmetin tarihini ve hadaretini kavramasında en büyük faktördür.

Üzücü ve utanç verici husus, Arapçanın resmi dil olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde ve Uluslararası ve bölgesel kuruluşlarında tanınması için Arapların yüzlerce milyon dolar hatta milyarlarca dolar vermeleridir. Bununla birlikte bazı Arap yöneticileri onların danışmanları ve aydınları bu uluslararası kuruluşlarda, hâlâ onların dillerini konuşmaktadırlar. Hatta bazı yabancı misafirler Müslümanların beldelerinde kendilerini ziyaret ettiğinde, yöneticilerimizin yabancı konuklarıyla onların dilini konuşmayı daha çok seviyorlar! Halbuki o yabancı ziyaretçiler yalnızca kendi dillerini konuşmaktadırlar.

İşte sefih yöneticilerin bu tür davranışları onların Arapçaya karşı gururlanmadıklarına dair açık bir delildir. Ya da Arapça lisanı konuştuklarında bir aşağılık duygusu ile yabancılar karşısına çıkmamak adına modernlik duygusu ile karşılarına çıkma gayretidir. Ayrıca ileri ulusların dillerine hâkim olduğunu kendilerince göstermelerinin bir kanıtıdır.

Arapçaya karşı kendilerinde duydukları bu utanç verici ve bozuk düşünceler olduğu müddetçe kalkınma asla gerçekleşmez. Her ne kadar bu kişiler arasında istek olsa bile bu durum bireysel çabalarla sınırlı kalır.

Bu iş İslamı tatbik eden varlıkla ancak olur. Muhlis ve ciddi bir şekilde bu dili benimseyerek ve genel siyasetinde uygulayarak olur. Çeşitli eğitim müfredatında, medya ve kültür programlarında yaşama dair her alanda Arapça dili tüm insanların hayatlarında doğal olarak bulunması için genç-yaşlı herkes tarafından okulda, camide, İşyerinde, pazarda kısacası toplum yaşamının her alanında konuşuluyor olması gerekir.

Müslümanların Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın indirdiğiyle yönettiği bir devleti olduğu dönemlerde Arap dili dünyada birinci dildi. Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın izniyle zamanı yaklaştığı Nübüvvet metodu üzere Râşidi Hilafet Devleti kurulduğunda Arapça yine aynı konumuna geri gelecektir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Adına

Reym Cafer (Ümmü Münib)

Devamını oku...

Tunus Vilayeti: Allah'ın Düşmanı Trump'ın Kutsal Beldeleri Ziyaretine İlişkin Mescid Konuşmaları

  • Kategori Tunus
  •   |  

Tunus Vilayeti: Allah'ın Düşmanı Trump'ın Kutsal Beldeleri Ziyaretine İlişkin Mescid Konuşmaları

Hizb-ut Tahrir Tunus Vilayeti,  Allah'ın düşmanı Trump'ın iki kutsal beldeyi ziyaretine ilişkin Cuma namazı sonrası Tunus genelinde mescid konuşmaları yaptı.

Cuma, 22 Şaban 1438 H - 19 Mayıs 2017 M

tunus

- Said Kaşram Kardeşin Safakes'teki Mescid Konuşması -

tunus

- Hişam Başeyni Kardeşin Susa'daki Mescid Konuşması -

tunus

- Sadık Yahyavi Kardeşin La Marsa'daki Mescid Konuşması -

tunus

- Adil Davud Kardeşin Başkent Tunus'taki Mescid Konuşması -

Devamını oku...

Filistin: Trump'ın Ziyaretinin ve Amerikan Politikalarının Kınandığı Mescid Konuşması

  • Kategori Filistin
  •   |  

Filistin: Trump'ın Ziyaretinin ve Amerikan Politikalarının Kınandığı Mescid Konuşması

Hizb-ut Tahrir Filistin Medya Bürosu Üyesi Musab Arkub'un El Halil'deki bir mescidde, Trump'ın ziyaretini ve Amerikan politikalarını kınadığı konuşması.

22 Şaban 1438 H - 21 Mayıs 2017 M

Daha fazla bilgi için tıklayınız

 

Devamını oku...

Lübnan Vilayeti: Protesto ve Mazlumlara Destek Gösterisi

  • Kategori Lübnan
  •   |  

 Lübnan Vilayeti: Protesto ve Mazlumlara Destek Gösterisi

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Cuma Namazı sonrası Masuri Camiinden başlayarak İslami tutuklulara destek yürüyüşü düzenledi. Yürüyüş birçok mahalleyi geçtikten sonra El Nur meydanında son buldu.

Cuma, 22 Şaban 1438 H - 19 Mayıs 2017 M

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Endonezya: İslam Belirli Şahıslara Ait Değildir

  • Kategori Endonezya
  •   |  

  Hizb-ut Tahrir Endonezya: İslam Belirli Şahıslara Ait Değildir

Hizb-ut Tahrir Endonezya Vilayeti yaptığı basın açıklamasında İslam'ın belirli bir görüşe sahip bir grup insana ait olmadığı ve diğerlerini tekfirci olarak tanımlamanan doğru olmadığını anlattı.

Çarşamba, 20 Şaban 1438 H - 17 Mayıs 2017 M

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Tunus Vilayeti: Mescid Konuşması; "Yolsuzluk Yapan Yöneticiler Ve İş Adamlarına Af!"

  • Kategori Tunus
  •   |  

Hizb-ut Tahrir Tunus Vilayeti: Mescid Konuşması;

"Yolsuzluk Yapan Yöneticiler Ve İş Adamlarına Af!"


Hizb-ut Tahrir Tunus Vilayeti üyesi Adil Davud, Tunus El Fetih Camisinde Cuma namazı sonrası Hizb-ut Tahrir Tunus Vilayetinin, "El-Baci Kaid es-Sebsi Hükümeti, Adları Yolsuzluğa Karışan Yönetici ve İşadamları Hakkında Af Yasası Çıkarıyor!" başlıklı basın açıklaması hakkında konuşma yaptı.


Cuma, 15 Şaban 1438 H - 12 Mayıs 2017 M

 

Devamını oku...

ABD ile Müttefiklik Şer’an Haram, Siyaseten Basiretsizlik, Vakıa Açısından İntihardır

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber ve Yorum

ABD ile Müttefiklik Şer’an Haram, Siyaseten Basiretsizlik, Vakıa Açısından İntihardır

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın Erdoğan ile Trump görüşmesinden sonra şu açıklamayı yaptı. “İkili ve heyetler arası görüşmeler kapsamında Türkiye-ABD ilişkilerinin stratejik önemi vurgulanmış, ekonomi, ticaret ve savunma alanlarında atılacak adımlar değerlendirilmiştir. PKK ve DAEŞ başta olmak üzere terör örgütleriyle mücadele masaya yatırılırken, FETÖ terör örgütüne yönelik atılabilecek adımlar görüşülmüştür. Temaslar sırasında Suriye ve Irak'ta yaşanan gelişmeler kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump görüşmesinden önce çok değişik ve radikal analizler yapıldı. Bu görüşmeye “son görüşme”, “nokta konabilir”, “ilişkiler biter”, “FETÖ ve PYD konusunda sonuç alabiliriz” ve benzeri analizler yapıldı. Ancak analizler boşa çıktı “Dağ fare doğurdu”. ABD-Türkiye ilişkilerinde durmak yok müttefik olarak yola devam kararı alındı… Bu görüşme ile ilgili altı çizilmesi gereken hususlar;

1. ABD, İslam’a ve Müslümanlara düşman kapitalist ideolojinin başını çektiği küfür devletidir. İslam’a olan düşmanlığı Irak, Afganistan örneklerinde açıkça ortadadır. ABD ile müttefik olmak, anlaşmalar yapmak şer’an haram, siyaseten basiretsizlik, vakıa açısından bağımlılıktır ve intihardır.

2. ABD siyaseti, dünden bugüne sadece başkanların değişmesi ile değişmeyecek derinliğe sahiptir. ABD için tek ölçü kendi menfaatleridir. Bu yüzden ABD menfaatleri gereği hem Türkiye ile hem de Türkiye’nin düşmanı (YPG, PYD, FETÖ vs.) ile birlikte hareket edeceğini bir kez daha açıkça ortaya koydu ve buna rağmen anlaşmaya varıldı!

3. Küfür bir kez daha tek bir millet olduğunu gösterdi. Müttefik ABD Başkanı Trump, PYD’ye ağır silah veren kararı onayladı. Diğer müttefik Rusya Devlet Başkanı Putin, Erdoğan ABD’ye uçarken şu açıklamayı yaptı "Suriyeli Kürtlerle işbirliğine devam edeceğiz". Aynı saatlerde katil Esad ise; "Şu aşamada Suriyeli Kürtlerin mücadelesi meşrudur" dedi.

4. Bundan sonra ne olacak sorusunun yanıtı ise; ABD ile Türkiye arasındaki ilişkiler bundan sonra daha fazla artarak devam edecek. Bu ise Türkiye’nin daha fazla taviz vereceği, ABD çıkarları adına hareket edileceği anlamına geliyor. Bu yüzden ilişkilere nokta konulmadı, bir milat olarak değerlendirildi. Muhtemelen bu konuda ilk fiili adım ise 25 Mayıs NATO toplantısında olacak. Irak ve Suriye’de daha fazla taviz istenilecek…

5. Türkiye’de oluşturulan “15 Temmuz darbe girişiminin arkasında ABD var”, “ABD Türkiye’ye karşı mücadele ediyor” gibi algıların aslında gerçeği yansıtmadığını, aksine tarafların birbirinden oldukça memnun oldukları görüşmede ve sonrasında yapılan açıklamalarda netti.

6. ABD Suriye’de İslami mücadelenin bitirilmesi için elinden geleni bugüne kadar yaptı ama başarılı olamadı bundan sonrada yapacak. Bu yüzden müttefik Türkiye istese de istemese de ABD veya Rusya gibi küfür devletlerinin kendi çıkarları için savaşan PYD, YPG ve benzeri gruplardan vazgeçmesi yakın gelecekte mümkün değil...

7. Günler öncesinden giden heyete ve ikili görüşmeye rağmen PYD, YPG, FETÖ gibi konularda değişen hiçbir şey olmadı. ABD, ne YPG, PYD gibi Suriye’deki terör örgütlerine olan destekten vazgeçti ne de FETÖ konusunda fikrini değiştirdi. Çünkü bu konulardaki görüşü bilgi eksikliğinden değil anlayış bozukluğundan kaynaklıydı.

8. Irak, Afganistan, Libya ve diğer beldelerimizi işgal eden, milyonlarca Müslüman kardeşimizi katleden, çocukları öksüz ve yetim bırakan ABD ile müttefik olsanız da, üslerinizi açsanız da, limanları onlara tahsis etseniz de; Amerika’yı asla razı edemezsiniz! Onlar asla sizden razı olmazlar…

Hizb ut-Tahrir Merkezi Medya Ofisi Adına

Musa BAYOĞLU

Devamını oku...

Atambayev: St. Petersburg’daki Bombalama Olayının Şüphelileri Rus Dazlaklar Olabilir

Atambayev: St. Petersburgdaki Bombalama Olayının Şüphelileri Rus Dazlaklar Olabilir.

(Tercüme)

HABER

Alman faşizmine karşı zafer gününde halka hitap eden Kırgızistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Atambayev; “St. Petersburg'da meydana gelen bombalama olayının şüphelileri Rus dazlaklar (Neo-faşist gençlik grupları) olabilir.” dedi ve şunları ekledi: “Bir terör olayı ile St. Petersburg liman kentinde metro bombalama olayı neticesinde ölümler ve yaralanmalar olmuştur. Bu olayın faillerinin herhangi bir haklı tarafı olamaz. Bu olaydan sonra Rusya'nın bazı politikacıları ve medya tarafından Kırgızistanlı göçmenlerin sorunları olduğu iddiası ortaya atıldı. Ayrıca Duma Yardımcısı (Rus Milletvekili) Rusya-1 kanalında Kırgızistanlı göçmenlere karşı harekete geçme çağrısında bulundu. Bombalama şüphelisi Kırgızistan’ın Oş şehrinde doğması, Kırgızistan'daki herkesi bombalama olayıyla ilgili zanni konumuna düşürmez. Şüpheli babasıyla birlikte 16 yaşından beri Moskova’da yaşamakta ve ayrıca Rus vatandaşı olmuştur. Belki de yeni faşist gençlik gruplarının aşırılığa kaçmada sebepleri vardır. Rusya, ırk ve halkların birlik içinde yaşaması konusunda büyük tecrübe ve yeteneği vardır. Bu nedenle Neo-faşist gençlik gruplarının herhangi bir eylemi karşısında birlikte savaşmalıyız. Bu hususta Rusya devlet başkanı Vladimir Putin’den yardım alabiliriz” dedi.  

YORUM

Rusya son zamanlarda, Kırgızistan’a baskı yaparak İslam’a ve Müslümanlara karşı kötü amaçlı şiddetli yöntem ve baskılarla devam ettirmektedir. Rusya, Afganistan’daki savaşçıların bölge ve Orta Asya için büyük bir tehdit olduğunu söyledi. Görünen odur ki, St. Petersburg’daki bombalama olayının arkasında Rusya vardır ve bu olayı Kırgızistan’a baskı yapmak için kullanmaktadır. Putin Orta Asya ülkelerinin başkanlarını toplayarak, onlara ülkelerindeki terör tehlikesini anlattı. Buradaki Putinin kastı kendisine karşı Orta Asya halklarının protesto eylemine geçmelerini engelleyerek, kendisinin planlamış olduğu ülkedeki birkaç sabotaj olaylarını Müslümanlara yıkmak suretiyle Kırgızistan’ı Putin'in politikası doğrultusunda paralellik oluşturmak adına yönlendirmek istemektedir. Fakat, Atambayev'in konuşması, Putin’in yapmış olduğu plana uymadığı ve Kırgızistan’ın Rus güvenlik güçlerinin Müslümanlara karşı çizdiği yolda gitmeyi reddettiği anlamına gelmektedir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Adına

Abdurrezzak Ebu Abdullah

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER