Çarşamba, 17 Ramadan 1440 | 2019/05/22
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilayeti, İstanbul'da Geleneksel Ramazan 1440 H İftarını “Ramazan Uyanış Zamanı” Temasıyla Düzenledi

  • Kategori Türkiye
  •   |  

Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilayeti, İstanbul'da Geleneksel Ramazan 1440 H İftarını “Ramazan Uyanış Zamanı” Temasıyla Düzenledi

Her yıl Ramazan ayında gerçekleştirilen Geleneksel Medya-STK İstanbul İftarı 8 Ramazan 13 Mayıs 2019 Pazartesi günü Topkapı Sosyal Tesislerinde gerçekleştirildi.

Bu yıl “Ramazan Uyanış Zamanı” başlıklı tema ile Türkiye’nin birçok şehrinde Ramazan ayı boyunca faaliyetler yapılacak. İstanbul İftar programına medyadan; Yeni Akit Gazetesi, Milat Gazetesi, İlke Haber Ajansı ve TRT World’den temsilciler katıldı. Sivil toplum kuruluşu, vakıf ve derneklerden; Mazlumder, Özgürder, Kalemder, Maruf Mescidi, İlkav, İmam Buhari Vakfı, Akdav, Kur’an’a Hizmet Vakfı, Siyer Vakfı, Mustazaflar Cemiyeti, Uluslararası Kudüs Eğitim ve Araştırma Derneği, Suriye İlim Derneği, Tokadder, Okurder, Mumder, Hira Derneği, Ümmetin Sesi Derneği, Tevhid Dergisi, Edirne İslâm Gençliği, Islah ve Davet Cemiyeti, Tembih Medreselerinden temsilciler ve davetliler katıldı. Yine iş adamları, hukukçular, akademisyenler, doktorlar, siyasi parti temsilcileri ve yazarlar da programa iştirak ettiler. Programa ayrıca Filistin, Suriye, Doğu Türkistan, Özbekistan ve Orta Asya beldelerinden muhacir davetliler de katıldılar.

Fatih Belediyesi Topkapı Sosyal Tesislerinde gerçekleştirilen program, Hafız Mehmet Akif’in Kur’an-ı Kerim tilaveti ve iftar duası ile başladı. Programda Köklü Değişim İstanbul Temsilcisi Ramazan Gümüş’ün kısa teşekkür sunumundan sonra Köklü Değişim Medya Genel Koordinatörü ve Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar bir konuşma yaptı.

İftar programına iştiraklerinden dolayı davetlilere teşekkür eden Mahmut Kar, “Ramazan Uyanış Zamanı” kampanyası hakkında kısa bilgi verdi. Kar, her yıl olduğu gibi Müslümanların Ramazan ayını yine acı ve hüzün ile karşıladıklarını, İslâm beldelerindeki işgal, istila ve sömürünün Ramazan ayında daha da şiddetlendiğini söyledi. Müslümanların uyku halinde olduklarını, bu uykudan Müslümanları uyandıracak yegâne şeyin slogan ve hamaset ya da Batılı düşüncelerden olan laiklik, demokrasi, Milliyetçilik değil aksine kâmil manada hayatta var olacak İslâm’ın hayat sistemi olduğunu ifade eden Kar, “Batılıların devlet ve otoriteleri var ve güçlüler, onlar inandıkları ideolojilerini yayıyorlar ama Müslümanlar olarak bizim devlet ve otoritemiz yok, bu sebeple bu Ramazan Hilâfetsiz ve vahdetsiz geçen son Ramazan olsun!” dedi.

Daha sonra Hizb-ut Tahrir Türkiye Merkezi Temas Heyeti Başkanı İlahiyatçı-Yazar Abdullah İmamoğlu kısa bir konuşma yaptı. Konuşmasında salih amellerden bahseden Abdullah İmamoğlu, Ramazan ayında oruç ve namaz ibadetleri gibi salih amellerin yanında en öncelikli yapılması gereken salih amelin, İslâmi hayatı başlatacak Râşidî Hilâfet Devleti’nin kurulması için yapılacak davet amelleri olduğunu söyledi.

Abdullah İmamoğlu'nun kısa konuşmasından sonra yaptığı dua ile program son buldu.

Program sonrası davetliler ile hasbihal ve sohbetler gerçekleştirildi.

#RamazanUyanışZamanı

Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilayeti Delegasyonu

Devamını oku...

İnsanlık Mefhumunun İçini Dolduran İslam'dır

  • Kategori Makaleler
  •   |  

İnsanlık Mefhumunun İçini Dolduran İslam'dır

(Tercüme)

Amerika ve Avrupa başta olmak üzere kâfir Batı; Müslümanları gayrimüslimlere karşı saldırgan ve nefret dolu olmakla, başka dinlere ve inançlara nefretle yaklaşmakla, kâfirlere -özellikle Yahudilere- düşman olmakla itham ediyor. Bunu tarih boyunca haçlılar da müşrikler de böyle yapmıştır.

Derken, kendilerince bu yalan olarak kabul ettikleri ithamlara cevap vermek üzere, kendinden emin bir şekilde, İslam'ın sevgi ve barış dini olduğunu ve dinini bilen hiçbir Müslümanın içinde kendisi gibi insan olan hiçbir varlığa karşı nefret veya kötülük taşıyamayacağını iddia eden bir grup çıktı ortaya.

Böylece bu iki grup arasında -saldıran ve savunan grup- uzun zamandır süren bir tartışmadır gidiyor. Her ikisi de Müslümana iyi veya kötü davranışlar üzerinden not vererek, onu "taraf mısın karşı mısın" gibi sorularla sınava ve sorguya tabi tutarak kimliğini tanımlamanın, akıbetini belirlemenin ve bir kalıba yerleştirmenin peşinde. Birisi Müslümanın şahsiyetini kınayıp onu terörist ve aşırıcı ilan ederken diğeri Müslümanın şahsiyetini barışçıl ve hoşgörülü gibi tariflerle sulandırıp eritmektedir...

Sonuçta her zaman bu tartışma; dini insanoğlunun değerini tanımlamaktan aciz ve insanlar arasında ayrışma ve çatışma nedeni olarak gören, bundan dolayı dinin hayattan ayrılmasını hayatın temel ilkesi kabul eden, din isteyen şahsen yaşasın ama topluma yansıtmasın diyen, kendilerini reformist ve rasyonalist olarak tanımlayanların lehine sonuçlanır. Bu gruba göre insanlar arasındaki bağ kardeşlik ve hümanizm ilkesiyken din bölücülüktür!

Peki; Allah'ın insanlar için "kemale erdirdim" dediği dine tabi olmuş bir Müslümanın aşağılanması, küçük düşürülmesi kabul edilebilir bir durum olabilir mi? En hayırlı dine ve en yüce mesaja sahipken Allah onu Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ümmeti olarak vasat (en hayırlı) kılmışken, kıyamet günü insanlar üzerine şahit kılmışken, değerlendirme ve oylama nesnesi olmaya razı olabilir mi hiç?

İbni Kesir, bu mübarek ayeti tefsir ederken şöyle demiştir: ﴿وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطاً لِّتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيداً﴾ “Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık.” [Bakara 143]

“Allah Teala diyor ki: Sizi İbrahim'in kıblesine çevirdik, bunu sizin için seçtik ki sizi ümmetlerin en hayırlısı yapalım, siz de kıyamet dününde ümmetlere şahitlik edesiniz. Çünkü hepsi sizin faziletinizi itiraf ederler. Burada orta (vasat), hayırlı ve en iyisi manasınadır. Nitekim: Kureyş Arapların nesepçe ve yurtça ortasıdır denir ki, en hayırlısıdır, demektir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de kavminin ortası idi; yani nesep itibarı ile en şereflisi idi, demektir. ... Nitekim; Allah bu ümmeti orta ümmet yapınca ona şeriatların en mükemmelini, programların en doğrusunu ve yolların en açığını tahsis etti.”

Müslümanı ayırt eden özellik; Allah ile olan ilişkisidir. Onun Allah ile olan bağı ne kadar güçlü ise insanlarla hatta tüm insanlıkla olan bağı da o kadar güçlüdür. Müslüman Rabbine yaklaştıkça iman ettiği Akidesinin yüceliğini ve Rabbine, Ümmetine ve tüm insanlığa karşı olan sorumluluğunu daha fazla hissetmeye başlar ve gece ve gündüzün ulaştığı her yere bu dini ulaştırmak için uğraşır. Zira insanlara imandan daha büyük bir hayır yoktur!

Allah'ın huzurunda alçalarak, teslim olarak secdeye kapanıp gözyaşlarıyla yüzünü ve kalbini yıkayana kadar ağlamanın tattırdığı o saadeti ve huzuru Müslümandan başka kimse bilemez!! Karşındakini kendine tercih ederek gizlice verilen sadakayla için için gülümsemenin verdiği sükûneti ve memnuniyeti ancak bir Müslüman bilebilir!

Anne babaya ihsanda bulunmanın, annenin ayaklarını öpmenin ve onun saadetini dileyerek duasını almanın hayrını bir Müslümandan başka kimse yaşayamaz! Bu din uğrunda hapse atılıp işkencelere ve zulümlere Allah rızası için sabrederken Allah'ın kabul etmesi için yalvarmanın verdiği gururu ancak bir Müslüman bilir!

Tüm zayıflığına ve acizliğine rağmen zalim yöneticilere karşı mücadele edip hak sözü söylemenin verdiği izzeti ancak bir Müslüman bilebilir! Tüm engellere, aşağılamalara rağmen, dört bir yanını kuşatan tüm fecaatlara rağmen bu dini ihya etmenin ne büyük bir Tevekkül olduğunu ancak bir Müslüman bilebilir!

Rabbinin hükümlerinin, kanunlarının, içtimai ve iktisadi nizamının altında Hakka yakın olup ruhların adalet ve dürüstlükle hoşnut olduğu, gözlerin tatmin olduğu, yeryüzünün Rabbinin Nuruyla aydınlandığı bir dünyada yaşamanın nasıl bir şan olduğunu ancak bir Müslüman bilebilir!

Müslümanlar olarak hayatımızda birçok şeyden geçiyoruz, milyonlarca insanın mahrum olduğu güzel duygular, mutluluk, sükûnet ve saadet tadıyoruz. Bu duygular maddiyatçılıktan, yeme içme, giyim kuşam ve içgüdülerin tatmin edilmesinden çok daha öte duygulardır. Bu duyguları kişi ancak Rabbini doğru dürüst razı ettiğinde tadabilir. İşte gayrimüslimlerin cahil kaldığı budur.

Müslümanın özünde kendisi ve başkaları için hayırlı olanı sevmek yatar. Zaten dinin davetini yüklenmesi, tüm insanlığın aynı hayra ve saadet ve sükûnete ulaşması için tatbik etme, dinini yaşama ve tüm insanlığa taşıma arzusu da buradan kaynaklanmaktadır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: ﴿وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ﴾ “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.”[Al-i İmran 104]

İşte bu Hayır; İslam'ın kendisidir! Bu saadeti, itminanı ve hayrı her insana taşımayı, hidayeti, dürüstlüğü sevmeyi, tüm insanlar için hem dünya hem ahiret kurtuluşunu dilemeyi, yanlışlıklarından ve bedbahtlığından dolayı gayrimüslimlere merhamet etmeyi Müslümana emreden sadece İslam'dır! Bu hayır Davet ve Cihatla, fikri ve siyasi mücadeleyle, bâtılı ifşa ederek, küfre karşı mücadele ederek bize düşmanlık edenlere karşı güç kullanarak taşınır. Bu uğurda, başkalarını küfürden kurtarmak için Müslüman canını feda eder şehadete koşar.

Dolayısıyla insanlık mefhumunun içini ancak İslam doldurur. İnsanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkartır ve her insana hayrı ulaştırır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi adına

Nesrin Buzafiri

 

Devamını oku...

Türkiye Vilayeti: Gündem Değerlendirme Toplantısı (21/05/2019)

  • Kategori Türkiye
  •   |  

Türkiye Vilayeti: Gündem Değerlendirme Toplantısı (21/05/2019)

Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilayeti Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar bu hafta Türkiye gündemini meşgul eden önemli konuları değerlendirdi.

►LİDERLERİN 19 MAYIS POZU

►CB. ERDOĞAN: “KARNINIZI DOYURDUK BİZE OY VERİN!”

►YENİ EĞİTİM MODELİ

►ZENGİNLER “FENER OL” DİYEREK YARDIM TOPLUYOR!

►TÜRK VE ÇİNLİ YETKİLİLER UYGUR HALKINA “TERÖRİST” DEDİLER!

H. 16 Ramazan 1440 El-Muvafık M. 21 Mayıs 2019

Devamını oku...

Ramazan’da Pakistan Rejimi Halkın Yoksulluğunu Daha da Derinleştirdi, Akaryakıt Fiyatlarına Litre Başına 100 Rupiyi Aşkın Zam Yaptı!

İnsanlar Ramazan ayında fiyat artışı beklentisiyle çılgınca gıda alışverişinde bulunurken, acımasız rejim, benzin dâhil olmak üzere akaryakıt fiyatlarına zam yapıldığını açıkladı. Bu, gıdaların tarım alanlarından marketlere taşıma maliyetini artıracağı için doğal olarak gıda fiyatlarında da bir artış yaşanacaktır. Yeni atanan IMF’nin göz bebeği ve ekonomik tetikçisi Dr. Abdul Hafeez Sheikh başkanlığındaki Ekonomik Koordinasyon Komitesi (ECC), benzin fiyatlarına litre başına 9.54 Rupi zam yaptı. Zam Federal onaydan sonra 5 Mayıs 2019’da yürürlüğe girdi. Yapılan bu zamla birlikte benzin fiyatları 100 Rupi sınırını aşmış oldu. Kaliteli ve bolca Sahur ve İftar yapmak talebiyle Ramazan’da gıda fiyatlarında öngörülebilir artışları önlemek için akaryakıt fiyatlarını düşürmek ve gıda üretimini artırmak rejimin görevidir. Rejim zaten çoğu kimsenin belini büken finansal yükleri artırarak oruçta Müslümanların lanetine maruz kalıyor.

Ey Pakistanlı Müslümanlar! Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın indirdikleriyle hükmetmeyen yöneticilerimiz olduğu sürece ekonomik sıkıntımız daha da kötüleşmeye devam edecektir. Rejim, akaryakıta İslam’ın hükmünü uygulamak yerine İslam’ın kamu mülkiyeti üzerinde bize verdiği hakları ihlal eden IMF kurallarını uyguluyor. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

الْمُسْلِمُونَ شُرَکَاءُ فِي ثَلاثٍ الْمَاءِ وَالْكَلَأِ وَالنَّارِMüslümanlar üç şeyde ortaktır, su, mera ve ateş.[Ahmed] Yüce dinimizde enerji, elektrik, gaz, benzin, kamu mülkiyetindendir. Faydaları insanlara ait olmak suretiyle devlet bu kaynakları işletir. Ya doğrudan kullanımını sağlar ya da gelirini dağıtır. Ancak son otuz yılda ardışık rejimler, IMF’ye kör sadakatle enerji sektörünü özelleştirdiler. Enerji sektörünün özelleştirmesiyle IMF, devlet hazinesini enerji sektörü gelirlerinden mahrum bıraktı, böylece devlet kredi ve vergilere daha fazla bağımlı hale geldi. Ekonomi felç oldu. Özelleştirme ile IMF, enerji sektörünü yabancı ve yerel şirketlere peşkeş çekti. Söz konusu şirketler yüksek kar elde etmek amacıyla enerji fiyatlarına sürekli zam yaptı. Abdul Hafeez Sheikh’e gelince, bu yıkıcı sömürgeci politikanın kilit uygulayıcılarından biridir. Müşerref-Aziz rejiminde Federal Özelleştirme Bakanı olarak görev aldı. Sonra Keyani-Zerdari rejiminde Pakistan Maliye Bakanlığı görevinde bulundu ve şimdi de Bajwa-İmran rejiminde Başbakanının Mali Danışmanı olarak görev yapıyor. Mevcut sistemde, yüzler değişsin ya da değişmesin sömürgeci politikaların boğazımıza sürekli düğüm olduğu daha açık değil mi? Bu nedenle Nübüvvet metodu Hilafet savunucularının, gerçek değişimin ancak Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın indirdikleriyle olacağı konusunda ısrarcı olmaları doğru değil mi?

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Britanya, Şeyh Hasina’nın İnsanlara Yaptığı Zulmü, Emperyalistlere Sadakatini ve İslam’la Mücadelesini Protesto Etti

Hizb-ut Tahrir / Britanya, Londra Whitechapel Altab Ali parkında bugün öğle namazından sonra protesto düzenledi. Bangladeş Başbakanı Şeyh Hasina, 1 Mayıs 2019 Çarşamba gününden bu yana İngiltere’ye resmi bir ziyarette bulunuyor. Dilwar Miah ve Mahbub Zaman, Hizb adına toplanan kalabalığa birer konuşma yaptılar.

Konuşmacılar, sözde demokratik rejiminin zulmüne ve meşru haklarını talep eden insanların acımasızca bastırıldığına vurgu yaptılar. Öğrenci protestolarının acımasızca bastırılması bunun son örneğidir. Konuşmacılar ayrıca rejimin ülkeye karşı kurduğu komployu, özellikle emperyalist Hindistan ve ABD’ye olan sadakatini ifşa ettiler. Pilkhana katliamı emperyalistlerin emriyle gerçekleşti. Daha sonra rejim, sömürgeci güçlerin ordu, politika ve ekonomi üzerinde hegemonya kurmasına ve pekiştirmesine olanak tanıyan açık kapı politikası izledi.

Hasina rejimi, İslam’a ve Müslümanlara karşı bir yürütüyor. Mothijeel Shapla Chattar’da âlimleri öldürdü. Hizb-ut Tahrir ve İslami yönetim (Hilafet) çağrısını yasakladı. Hilafete çağıran siyasi aktivistleri hapse attı. Rohingya Müslümanlarına yardım ve koruma sağlama konusunda başarısız oldu ve daha nicesi.

Konuşmacılar, bu rejimin zorba suçlarını ifşa etmenin ve Bangladeş’te Hilafeti kurmak için yorulmadan çalışmanın halka farz olduğunu söylediler. Ülkeyi sömürgeci güçlerin pençesinden sadece İslam kurtarabilir. Nübüvvet metodu üzere Hilafet, insanların işlerini İslam’a göre güdecek, Allah’ın bütün insanlara verdiği hakkı bastırmak yerine bu hayatta ve ahirette onları sefaletten koruyacaktır.

Devamını oku...

Tunuslu Kadınların Ekonomik Olarak Güçlendirilmesi Çağrısında Bulunan Forumdan Kovulan Temizlik İşçileri, Oturma Eylemi Düzenledi!

Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti Kadın Kolları Temas Komitesi üyeleri, 25 Nisan 2019 Perşembe günü Tunus’un Kültür Şehri’nde düzenlenen Tunus Cinsiyet Eşitliği Forumu’na katıldıkları sırada Kültür Şehri’nin önünde oturma eyleminde bulunan bir grup temizlik işçisiyle bir araya geldi. 13 Nisan 2019 Cumartesi gününden bu yana bir yılı aşkın bir süredir bir taşeron şirket aracılığıyla Kültür Şehri’nde çalışan 42 temizlik işçisi işten çıkarıldı. İşten çıkarılmaları Tunus’un Kültür Şehri’nde Uluslararası Cinsiyet Eşitliği Forumu’nu ev sahipliği yaptığı bir zamana denk geliyor. İşçiler yaptıkları açıklamada, “Önceden bildirmeden ya da zaman vermeden şirket yönetimi tarafından işten çıkarmalarının arkasında yatan gerçek nedenin, kırk yaş ya da üstünde olmaları olduğunu söylediler. Çünkü bu yaşın, kadınların sıkı çalışmak ve iyi temizlik hizmeti vermek için yeterli niteliğe sahip olmadıklarını belirttiler.”

Kadın Bakanı Nezihe El Ubeydi, itibarını kurtarmak için kadın işçilerle olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdi. Görüşme sonrası hiçbir çözüme varılamadı. Dahası işçilerin yaptıkları açıklamaya göre “Bakan, mikro projeler kurmak için kendilerine kredi verilmesini önerdi.” Ancak işçiler, kredi prosedürlerini tamamlamanın uzun zaman aldığını, kaldı ki bankaların, özel yetenekleri olmadığı için mesleki formasyona veya üniversite sertifikasına sahip olmayanlara borç vermediğini ileri sürdüler. Ardından görüşmenin sona erdiğini, zorla kovulduklarını, Tunus Cinsiyet Eşitliği Forumu’na katılacak kişiler geldiğinde ise gözden ırak bir yere götürüldüklerini söylediler.

- Evet, korkunç kapitalist sistem altında durum budur. Kapitalizm, çalışan kadınlara zulmediyor. Kadınlar, 8 saatlik zorlu çalışma için ayda 380 dinar alıyorlar. Bazı zamanlarda Pazar günü ücretlerini bile alamıyorlar. Bir gün gönüllü çalışmaları isteniyor. Ardından tamamen faydacı nedenlerle işten kovuluyorlar!

- Eşitlik forumu, aile, kadın, çocuk ve yaşlılar bakanlığının kadınları ekonomik olarak güçlendirme, kalkındırma, ekonomik girişime sevk etme sloganı altında gerçekleşen bu işten atılmalar ve oturma eylemi skandal üzerine skandaldır.

- Kuşkusuz bu gerçeklik, Tunus’ta kadınların liberal oldukları ile ilgili sloganların yanlışlığını, Eşitlik Forumu’nun arkasında yatan art niyetli gerçeği ortaya koyuyor. Eşitlik Forumu eşitlikten oldukça uzaktır. Tek kaygısı, kadının statüsü ve yoksulluğudur. Aslında sömürge gündemlerini yasalaştırmayı ve laiklik normlarını pazarlamayı hedefliyor. Müslüman kadın kavramlarına darbe vuruyor, kapitalist şirketlerin ucuz ve korunmasız kadın işçileri sömürüsünü güçlendiriyor.

- Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti Kadın Kolları Temas Komitesi olarak biz, artık marjinal olmayan bu iğrenç eylemi kınıyoruz. Bu eylem, fabrikalar, tarım, basit işçilik gibi tüm sektörlerde yaşanan günlük rejit uygulamalardır.

- İslam nizamı ve Rabbimizin adil Şeriatından mahrum olduğumuz sömürgeci kapitalizm altında yaşadığımız bu ezici hayat şaşırtıcı ve tuhaf değildir. İslam Şeriatı, kadınların nafaka ve bakım haklarını garanti altına alır. İşe ve çalışmaya gereksinim duymazlar. Kapitalizmde her türlü aşağılanmaya, taciz ve günlük sömürüye rastlamak mümkündür. Sonunda kadınlar, kullanılan kâğıt havlu gibi bir kenara atılıyorlar. Çünkü kadınlarda kırk yaş, kendilerini aile ve çocuklara adama, eğitim, bakım, öğretim, kollama ve gözetlemek ile uğraşma yaşıdır!

- Tunuslu çalışan Müslüman kadınlara diyoruz ki: Anneliğinizi ve onurlarınızı aşağılayan, sizi bir iş makinesi olarak gören kapitalist sistemin artık farkına varmalısınız.

- Yozlaşmış entelektüel sisteme karşı devrime kalkışmalısınız, mesleki ikincil taleplerle yetinmemelisiniz. Böylesi talepler, kırılgandır, meyve vermezler.

- Tek çözüm, İslam ve yönetim şiarını dillendirmektir. Zira İslam, gönüllerinize şifa verebilecek tek adil alternatif sistemdir.

وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى‏Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim vardır. Ve kıyamet günü onu, kör olarak haşredeceğiz.” [Taha 124]

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti Kadın Kolları Temas Komitesi Tunus Cinsiyet Eşitliği Forumu’na Katıldı

Hizb-ut Tahrir / Tunus Vilayeti Kadın Kolları Temas Komitesi, BM Kadın Örgütü ve BM Kalkınma Programı himayesinde Kadın, Aile, Çocuk ve Yaşlılar Bakanlığınca organize edilen ve üç gün boyunca süren “Tunus Cinsiyet Eşitliği Forumu” konulu Küresel Forumu’na katıldı. 14 Eylül 1995’te Dünya Kadınlar Konferansında yayımlanan Pekin Forumu’nun 25. yıldönümü anısına 24-26 Nisan tarihleri arasında gerçekleşen foruma siyasetçilerden, uluslararası temsilcilerden ve kadınlar alanında faaliyet yürüten uluslararası organlardan 500’ün üzerinde katılımcı iştirak etti. Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı kararının üzerinden 20 yıl geçmiş olmasına rağmen kadın, güvenlik, barış, ekonomik ve politik güçlenme mottosu dillendirilmeye devam ediliyor. Forumda Temas Komitesi, bazı müdahalelerde bulundu ve “Hizb ut Tahrir / Tunus Vilayeti Kadın Kollarından Tunus Cinsiyet Eşitliği Formu Katılımcılarına Bir Mesaj” konulu bir kitapçık dağıttı.

Forum kapalı oturumda gerçekleşti. Dünya çapında siyasi şahsiyetler, insan hakları ve akademisyenlerin katıldığı foruma Tunus’un kültür şehrindeki atölye ve sergilerden katılım da oldu.

Birleşmiş Milletler ve arkasındaki kapitalist düzenin tek amacı, sömürgeci kapitalist çıkarlara hizmet etmek için kadının bakış açısını liberal modele dönüştürmektir. Sömürgeci sürecin devamı olarak aşağıdaki hedeflere ulaşmak için bugün Tunus Forumu gerçekleşiyor:

- Batının laik kültürüne bezenmiş kadın siyasi işçiler üretmek için fırsat eşitliği ve eşitlik mottosu altında İslam dünyasındaki kadınların siyasi ortama ve yerel yönetime katılımına odaklanmak.

- Bir yandan liberal değerlere göre yaşamalarını sağlamak, diğer yandan ucuz ve sömürüsü kolay işçiler üretmek için kadınların ekonomik güçlenmesine teşvik etmek.

- İslam uygarlığına darbe vurmak ve kalkınma girişimlerini engellemek için laik kavramlar üzerine fokuslanmak.

- Laiklik zehrini kusmak için Tunus’u Arap dünyasına bir model olarak pazarlamak.

Politikacıları ve sivil toplum örgütlerini BM gündemleri ile eğitmek için 14: 00-22: 00 arasında halka açık paralel seminerler düzenlendi.

Hizb-ut Tahrir üyeleri, Fransa, İsveç ve Belçikalı kadın parlamenterlerle, Avrupa Birliği ve Amerika Senegal gibi dünyadaki çeşitli Birleşmiş Milletler örgütleri temsilcileriyle, Tunuslu kadın milletvekilleriyle, belediye meclis üyeleri ve danışmanlarıyla, Tunus kadın dernekleri aktivistleriyle, Birleşmiş Milletler ve Afrika Birliği yolsuzlukla mücadele örgütlerindeki Tunuslu eylemcilerle, avukatlar, yargıçlar, Tunus ve dünyada siyasi ortamda aktif kişilerle bazı tartışmalar yaptılar.

Tartışmaların çoğunda Hizb-ut Tahrir’in olgun İslami entelektüelliği karşısında gerek Arap gerekse Batılı şahsiyetlerin entelektüel sığlığı ve mağlubiyetleri görüldü. BM’nin verdiği büyük paralara bakılırsa bunların ya maddi ya da sol görüşlülük nedeniyle BM potası altında çalıştığı iklimi egemendi. Bunlar, ya yer kapma ya da İslam ümmeti laik ve feminist fikirlerini kabul etmediği için yasaları zorla değiştirme hevesinde olan kimselerdir. Bu yüzden ideolojilerinin reddettiği kirli kapitalizmi ya kabul etmeyi yeğlediler, ya da kapitalist sistemin yolsuzluğunu bir yönetim sistemi olarak sunan, ama direndiğini alternatif olmadığı için değişmeye çalıştığını iddia eden en iyi şıkkı seçtiler.

Evet, onca parasına rağmen sömürgeci, kendi adına köklü kanaatle mücadele edecek birilerini bulamamıştır. Buldukları ise ya çıkarcı ve entrikacı kişilerdir ya da kapitalist döngü dışında düşünemeyen gruplardır. İşte bu, direnişe devam etmek ve Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devleti kurulana kadar İslam tek çözümdür sloganını dillendirmeyi sürdürmek için İslam ümmetinin en büyük motivasyonudur.

Devamını oku...

Ümmet Birdir ve Mübarek Ramazan Ayı Hilalini Gözetlemek De Bütün Ümmet İçin Aynıdır

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

صوموا لرؤيته وأفطروا لرؤيته، فإن غُبِّيَ عليكم فأكملوا عدّة شعبان ثلاثين“Hilali gördüğünüzde oruç tutun. Hilali gördüğünüzde bayram edin. Eğer (Şaban ayının hilali) size görünmezse, Şaban ayını otuz güne tamamlayın.” [Buhari] Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem hilali gözetleme sonrası bütün Müslümanlara aynı gün Ramazan orucuna başlamalarını emretti. İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre

جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ إِنِّي رَأَيْتُ الْهِلَالَ - يَعْنِي هِلَالَ رَمَضَانَ -، فَقَالَ أَتَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ؟» قَالَ نَعَمْ، قَالَ أَتَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ؟» قَالَ نَعَمْ، قَالَ يَا بِلَالُ أَذِّنْ فِي النَّاسِ أَنْ يَصُومُوا غَدًا“Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yanına bir adam geldi ve “Hilali gördüm” dedi. Rasûlullah, “Allah’ın bir olduğuna şehadet eder misin? diye sordu. “Evet” demesi üzerine, Nebi, Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet eder misin?” dedi. “Evet” demesi üzerine, Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem “Ey Bilal! Yarın oruç tutmaları için insanlara seslen (ezan oku)” buyurdu.” [Hâkim]

Dolayısıyla yüce dinimize göre hilalin tek bir Müslüman tarafından görülmesi nerede olursa olsun bütün Müslümanları bağlar. Ramazan ayının başlangıcını, namaz vakitlerine benzetmek yanlıştır çünkü her ikisi de farklı hükümlerdir. Namaz vakitleri bölgeden bölgeye değişir. Her bölgenin namaz vakti, o bölgedeki güneşin durumuna göre belirlenir. Ramazan ayı ise hilalin görülmesiyle başlar. Herhangi bir bölgede hilalin görülmesi tüm bölgeleri bağlar.

Ey Pakistan Müslümanları özellikle de âlimleri!

Bizi pratikte tek bir devlet altında toplayan mekanizma Hilafettir. Hilafetin yokluğunda mevcut yöneticiler hilali gözetleme konusunda ihmalkâr davranıyorlar. Aramıza ayrılık tohumlarını saçıyorlar. Oysa aynı gün oruca başlamamak ya da bayram günü oruç tutmak büyük bir günahtır. Öyleyse Hilafet geri gelene kadar İslam dünyasındaki Hilafet savunucuları dâhil olmak üzere Endonezya’dan Fas’a kadar bütün Müslümanlar, samimi insanların söylediklerine itibar etmelidir. 29 Şaban 1440 / 5 Mayıs 2019 Pazar günü gün batımı samimi bir şekilde hilali gözetleyelim. Gözetleme raporunu +90-531-814-7385 WhatsApp numarasına ve Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. e-posta adresine gönderelim. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ “O (sayılı günler), doğruyu eğriden ayırma, gidilecek yolu bulma konusunda açıklamalar ve insanlara rehber olarak Kur’an’ın indirildiği ramazan ayıdır. Artık sizden kim bu aya yetişirse onu oruçlu geçirsin.” [Bakara 185]

Devamını oku...

Son Olarak Türkiye Rusya’yı Amerika’nın Suriye’deki İğrenç Politikasının Deliğinde Isırıyor

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Haber-Yorum

Son Olarak Türkiye Rusya’yı Amerika’nın Suriye’deki İğrenç Politikasının Deliğinde Isırıyor

Haber:

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye ve Rusya’nın S-500 savunma sistemini ortaklaşa üreteceklerini açıklayarak ülkesinin Washington’un karşı çıktığı Rus S-400 füze savunma anlaşmasından geri dönmeyeceğini yineledi. (el-cezire.net / 19.05.2019)

Yorum:

Amerika, Rusya’yı Suriye bataklığına sürükleyerek Rusya için kayda değer herhangi bir çıkar olmaksızın kendi çıkarlarına yönelik siyasi menfaatler elde etmeyi başarmasının ardından Rusya, İdlib’de toplanan Suriye muhalefetini ortadan kardırmak için acele ederek Suriye rejimi lehine askeri çözümü hızlandırmak istedi ve burada yıkıcı ve kanlı eylemlere başladı. Bunun üzerine Amerika acele ederek -son siyasi çözüm için gerekli olan muhalefetin ortadan kaldırılmamasını ve Amerika’nın bölgedeki planının başarısız olmasını gerektiren- siyasi çözüm yoluyla siyasi kazanımlar elde etmek için askeri çözümü erteledi. Dolayısıyla Amerika ile Rusya arasındaki gergin ilişkilerden dolayı Rusya için kamuflaj olarak gerçekten has ajanı olan Erdoğan’ı kullandı. Zira Rusya’nın siyasi müttefik olması kendisi için daha iyi oldu, ekonomik krizinde onun yanında yer aldı ve onunla salyasını akıtan cazip bir ekonomik anlaşma imzaladı. Nitekim Amerika ve Avrupa’nın dayatmış olduğu ekonomik yaptırımlar nedeniyle kaybettiği şeyleri telafi etmek için iki buçuk milyar dolar değerinde S-400 füze savunma sistemi anlaşması imzaladı. Ancak Türkiye’nin sistemin üretiminde yer almaması gerektiği konusunda ısrarcı oldu ve anlaşma sadece satın alma listesinde kaldı.

Rusya bu anlaşmanın gerçekleşmesiyle ekonomik atılıma ek olarak Suriye çıkmazından hızla kurtulmayı ümit ediyordu. Ancak Rusya’nın Amerika’nın çıkarlarına ulaşmak için başlattığı politik bir oyunun parçası olduğunu anlaması bir buçuk yılını aldı. Böylece bu onu İdlib’e yeniden saldırmaya çalışmasını ve bunun için büyük bir askeri teçhizat hazırlamasını sağladı. Ancak Erdoğan’ın, İdlib’e yönelik saldırıyı durdurmak ve silahtan arındırılmış bölgeler oluşturmakla sonuçlanan aldatıcı yöntem ve gerekçeleri kullanarak amaçlarının uygulanması önünde duran bir engel olduğunu düşündü. 

O zamanlar Amerika, başlangıçta Türkiye ile Rusya arasında S-400 anlaşmasının yapılmasına göz yummasının ardından bir NATO üyesi olan Türkiye’nin (NATO ve Rusya) gibi iki zıt hava sistemi arasını birleştiremeyeceği gerekçesiyle anlaşma tekrar başarısızlığa uğradı. Dahası böyle bir sisteme dahil olan herhangi birinin yaptırımlara maruz kalacağı konusunda uyardı. Bu da Amerika’nın bunu planladığını ve Rusya’nın yüzüne yeniden bir tokat indirmek için Türkiye’nin Suriye’nin Kuzeyine herhangi bir Rus saldırısını engelleme gücünden emin oluncaya kadar beklediğini göstermektedir.   

Bu da dünya üzerinde ve uzayda askeri bir güce sahip olan Rusya’nın, siyasi dehasını kaybederek Amerikan politikasının entrikalarının avına düşmesine neden oldu.  Herhangi bir siyasi araştırmacı veya Rusya’nın siyasi tarihiyle ilgilenen birisi, Rusya’nın defalarca Amerika’nın siyasi tuzaklarına düştüğünü gözlemleyebilir. Bu da Türkiye ve Rusya’nın S-500 savunma sistemini ortaklaşa üretecekleri şeklinde yukarıda geçen haberlerden beklememiz gereken şeyin, Erdoğan’dan önce Rusya’nın yeniden Amerika’nın Suriye’deki iğrenç politikasının deliğinde ısırılmasından başka bir şey olmadığını göstermektedir.  

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Raziye Abdullah

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER