Cuma, 13 Sha'aban 1440 | 2019/04/19
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

- Basın Açıklaması - Samanyolu Televizyonu'nun Bir Haberine Reddiye

 

es-Selâmu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,

Sayın Samanyolu Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni,

 

19 Eylül 2008 Cuma günkü ana ve ara haber bültenlerinizde, Ergenekon terör örgütü hakkında verdiğiniz bir haberin içeriğinde şu ifadeleri işittik: "Operasyonun Ankara ayağında gözaltına alınan sivil şahıslarla ilgili olarak da gerçekler gün yüzüne çıkmaya başladı. Bu şahısların Hizb-ut Tahrir üyesi oldukları ve eylem hazırlığında oldukları iddia ediliyor. Ergenekon terör örgütüyle irtibatı olan zanlıların, yeni bir 28 Şubat sürecine zemin hazırlamak için dînî hassasiyetleri olan gruplara sızmaya çalıştıkları belirtiliyor."

İlk olarak haberi siz verdiğinizden ve ajanslara düşmediğinden anlaşıldığı kadarıyla bu haberi, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'ndeki kaynaklarınıza dayandırarak vermektesiniz. Oysa bir Müslüman olarak bu zâlim ve fâsık şubeden aldığınız haberler hakkında Rabbimiz [Subhânehu ve Te'alâ]'nın şu kavlini göz önünde bulundurmanız gerekirdi:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن جَاءكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوا أَن تُصِيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلَى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ  "Ey îman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse, (doğruluğunu) etraflıca araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz." [Hucurât 6]

Yine bu haberi yaparken Allah korkusu ve insaf hudutları dâhilinde hareket ederek, hiç olmazsa Hizb-ut Tahrir'in nasıl bir kitleleşme olduğunu, ne tür bir temele, düşüncelere, metoda ve gayeye sahip olduğunu, internet sitelerinde nasıl yayınlar yapıldığını, bütün bunlar ile İngiliz türemesi Ergenekon şebekesi arasında paralellikler veya azıcık da olsa benzerlikler olup olmadığını incelemeniz gerekirdi.

Yine de bunları görmezden gelerek, Allah'tan korkmaz zâlimlerin ve fâsıkların haberlerine ve iftiralarına itibar ederek, onların Hizb-ut Tahrir'i bu azgın şebeke ile ilişkilendirmeye yönelik komplolarına alet olarak bu haberi yaptığınızı düşünmek istemiyoruz. Bilakis hakkınızda bir Müslümana yaraşır biçimde hüsn-ü zan besliyoruz ve Hizb-ut Tahrir'i ve muazzam Hilâfet projesini gayet iyi bildiğinizin farkında olduğumuz halde, size gayet açık, net ve her akıl ve insaf sahibinin anlayacağı dilden tekrarlıyoruz:

Hizb-ut Tahrir, İslâm ideolojisine dayalı bağımsız, ideolojik, küresel bir siyâsî partidir. Râşidî Hilâfet Devleti'ni kurarak İslâmî hayatı yeniden başlatmak gâyesiyle Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın emrettiği ve Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in üzerinde seyrettiği metoda sımsıkı sarılarak yalnızca fikrî ve siyâsî çalışmalarla kendisini sınırlandırır ve bu şer'î metot gereği İslâm'a aykırı her tür şiddet eylemini, örgütünü ve aracını kınar ve reddeder.

Sadece Ergenekon gibi İngiliz güdümlü terör şebekelerini reddetmek ve Ümmet içerisinde kök salmasını engellemek üzere çalışmakla kalmaz, aynı zamanda AKP Hükümeti gibi Amerikan güdümlü fitne şebekelerini de reddeder ve Ümmet içerisinde kök salmasını engellemek üzere çalışır.

O halde bizim Amerikan uşaklarına karşı takındığımız bu keskin tutum ve sert reddiye, sakın sizleri İngiliz uşaklarına meylettiğimiz yahut onlarla ilişkimiz olduğu zehâbına kapılmanıza yol açmasın. Bilakis Allah'tan korkunuz ile her zaman dürüst olunuz, hele şu mübârek Ramazan ayına ihtirâmınız ve oruçlu ağzınız ile daha bir dürüst olunuz.

Sizinle aynı fikirleri paylaşmayan, sizin çizginizde sizinle buluşmayan Müslüman kitlelere takındığınız tavır Bush'un 11 Eylül saldırılarından sonraki tavrına ne de çok benziyor. O da ABD ile birlikte hareket etmek istemeyen her devleti asılsız ve küstah bir şekilde "teröre destek vermekle" itham etmişti. Siz de böyle mi diyorsunuz?

 

أَلَيْسَ مِنكُمْ رَجُلٌ رَّشِيدٌ  "İçinizde hiç dosdoğru bir adam yok mu?" [Hûd 78]

 

Erdem ve basın etiği ilkelerine uygun hareket edip bu reddiyemizi yayınlamanız dileğiyle,

Ve's Selâmu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh.

 

Yılmaz Çelik
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Resmî Sözcüsü
Türkiye Vilâyeti

 

Devamını oku...

Ey Müslümanlar! Şu Mübârek Ramazan Ayında, Mevcut Yöneticileri Kaldırmaya ve Sizleri Bütünleştirip İzzetinizi İade Edecek Hilâfet'i Yeniden Kurmaya Azmetmeliyiz

  • Kategori Bangladeş
  •   |  

 

el-Hamdulillah, Mübârek Ramazan ayı yine Müslümanlara erişti Bu ay, bu en mübârek ayda, Allah'ın emrine icâbeten oruç tutuyoruz ve tüm dünyadaki Müslümanlar olarak bu kulluk eylemini vahdet içinde edâ ediyoruz. Bu ay, Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın içinde Kur'ân-il Kerîm'i inzâl ettiği aydır. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmaktadır:  شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ  "Ramazan ayı; içerisinde, insanlar için hidâyet ve hidâyet ile furkânın (doğruyu yanlıştan ayırt etmenin) beyyineleri (apaçık delilleri) olarak Kur'an'ın inzâl edildiği aydır. Öyleyse sizden her kim bu aya şâhit olursa onda oruç tutsun." [el-Bakara 185]

Allah [Subhânehu ve Te'alâ] tarafından inzâl edilen Kur'ân-il Kerîm, önceki Müslüman nesillerin, milliyetçiliğe, kabileciliğe ve vatancılığa dayalı ilkel bağları yerine, üzerinde bütünleştikleri bir esas teşkil etmiştir. Yerküre üzerindeki tüm Müslümanlar, hayat işlerini Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın inzâl ettikleri ile yöneten Hilâfet Devleti'nin râyesi altında 1300 yılı aşkın bir müddet boyunca izzetli ve şerefli bir yaşam sürmüşlerdir. İslâmî Ümmet, o zaman devletlerarası sahanın lider gücüydü ve nice târihî zaferler başarıyordu. bilhassa Ramazan ayında. Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in liderliği altında İslâmî Devlet'in ordusu, Kureyş'in Câhilî güçlerini, Ramazan ayındaki Bedir Savaşı ile hezîmete uğratmıştı. Yine Ramazan'da İslâmî Devlet, Müslümanların otoritesini bütün Arap Yarımadası üzerinde ikâme eden Mekke'nin Fethi'ni gerçekleştirmişti. Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] dönemi ardından Râşidî Hilâfet döneminde ve kezâ onlardan sonraki Hilâfet döneminde, Allah [Subhânehu ve Te'alâ] Haçlıların ve Moğolların hezîmete uğratılması dâhil, Müslümanlara nice muazzam zaferler bahşetmişti.

Tam aksine, bugünkü durumumuza baktığımızda, kendimizi ne halde görüyoruz? Bugün, çöküntü halinde yaşamaktayız, oysa Allah [Subhânehu ve Te'alâ] Kur'ân'da bizleri en hayırlı ümmet olarak vasfetmiştir. Bölünmüş ve parçalanmış haldeyiz! Dünyanın en muazzam kaynaklarına sahip olduğumuz, topraklarımız en verimli topraklar olduğu halde çocuklarımız açlıktan ölmektedir. Bugün, evlatlarımızın ve kardeşlerimizin katledildiğine, kızlarımızın ve bacılarımızın namuslarının çiğnendiğine şahit olmaktayız. Sömürgeci Kâfirler, Afganistan'ı, Filistin'i, Çeçenistan'ı, Keşmir'i ve benzerlerini işgâl etmektedirler. Oysa bizler tüm yabancılara karşı kazanılmış zaferlerle dolu bir tarihe sahibiz. Ümmet, zelil ve yeniktir, düşmanın saldırılarına herhangi bir karşılık vermekten ve bu Sömürgecilik saldırısına direnmekten âcizdir. Oysa yaklaşık beş milyon askerden oluşan devasa bir orduya sahiptir. Üstelik Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmaktadır:  وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لاَ يَعْلَمُونَ "İzzet ancak Allah'a aittir, ve Rasûlü'ne ve mü'minlere de (aittir.) Velâkin münâfıklar bunu bilmezler." [el-Munâfikûn 8]

Ey Müslümanlar! Zilletimiz ve hezîmetimiz, H. 28 Raceb 1342 [3 Mart 1924] günü Hilâfet yönetimini kaybettiğimiz zaman başlamıştır. Artık en hayırlı ümmet değiliz, çünkü başımızdaki yöneticiler bizleri, hayatın işlerini yönetmek üzere bize en seçkin sistemi sunan Kur'ân ile yönetmemektedir. Toplumlarımızda bugün İslâm, namaz, oruç, zekat ve benzeri ibâdetlerden ibâret bir haldedir. Üstelik Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmaktadır:  إِنَّا أَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا أَرَاكَ اللّهُ "İnsanlar arasında, Allah'ın Sana gösterdiği şekilde yönetesin diye sana Kitâb'ı hak ile indirdik." [en-Nisâ' 105]

Dahası bu yöneticiler bizleri bölünmüş halde tutmakta ve bu nedenle kaynaklarımızdan istifade etmekten âciz kalmaktayız. Oysa gerçek şu ki kaynaklarımız bir birleştirilebilse, iktisâdî bir dev haline gelebileceğiz. Hilâfet'in Sömürgeciler eliyle ilgâ edilmesinden beri Ümmet, Sömürgecilerin başımıza diktiği ajan yöneticiler tarafından yönetilen 50 küsur devlete parçalanmıştır. Oysa Allah [Subhânehu ve Te'alâ] Ümmet'i kardeşlikle nitelendirmiştir:  إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ "Mü'minler ancak kardeştirler." [Hucurât 10]

Zelîl olduk ve hezîmete uğradık, çünkü başımızdaki yöneticiler ordularımızı, ataları olan Hâlid ibn-ul Velîd, Muhammed ibn-u Kâsım ve Bahtiyar Halıcı gibi İslâm dâvetini taşıyanlar haline değil, barışı koruma güçleri haline getirdiler. Bu yöneticiler, -ister demokrat, ister diktatör, ister asker destekli olsun, istisnâsız hepsi- Kâfirleri efendi edinmişler ve ordularımızı, düşmanlarımızla ortak tatbikatlara sokmuşlardır. Oysa Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmaktadır:  وَأَعِدُّواْ لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ وَمِن رِّبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدْوَّ اللّهِ وَعَدُوَّكُمْ  "Onlara karşı gücünüz yettiğince kuvvetten ve (Cihâd için beslenen) savaş atlarından hazırlayın ki hem Allah'ın düşmanlarını, hem kendi düşmanlarınızı korkutasınız." [el-Enfâl 60]

Ey Müslümanlar! Muhakkak ki başınızdaki mevcut yöneticiler, Kur'ân'ı ve Sünnet'i arkalarına atmışlardır. Topraklarınızı ve servetlerinizi parçalamışlardır. Sizi düşmana teslim etmişlerdir. O halde şu Mübârek Ramazan ayında, mevcut yöneticileri kaldırmaya ve sizleri bütünleştirip izzetinizi iade edecek Hilâfet'i yeniden kurmaya azmetmeliyiz. Zîra o, Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'nın en önemli farzıdır. Diğer taraftan eğer biz bu yöneticileri kabullenir yahut onlara karşı sessiz kalırsak, bu hususta Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur:  أَعَاذَكَ اللَّهُ مِنْ إِمَارَةِ السُّفَهَاءِ قَالَ وَمَا إِمَارَةُ السُّفَهَاءِ قَالَ أُمَرَاءُ يَكُونُونَ بَعْدِي لاَ يَقْتَدُونَ بِهَدْيِي وَلاَ يَسْتَنُّونَ بِسُنَّتِي فَمَنْ صَدَّقَهُمْ بِكَذِبِهِمْ وَأَعَانَهُمْ عَلَى ظُلْمِهِمْ فَأُولَئِكَ لَيْسُوا مِنِّي وَلَسْتُ مِنْهُمْ وَلاَ يَرِدُوا عَلَيَّ حَوْضِي وَمَنْ لَمْ يُصَدِّقْهُمْ بِكَذِبِهِمْ وَلَمْ يُعِنْهُمْ عَلَى ظُلْمِهِمْ فَأُولَئِكَ مِنِّي وَأَنَا مِنْهُمْ وَسَيَرِدُوا عَلَيَّ حَوْضِي "Allah seni sefihlerin yönetiminden korusun." Dedi ki: ‘Sefihlerin yönetimi de nedir?' Dedi ki: "Benden sonra yöneticiler olur. Onlar Hidâyetime uymazlar ve Sünnetimi de tâkip etmezler. Her kim onların yalanlarını doğrular ve zulümlerinde onlara yardım ederse, işte onlar Benden değildir ve Ben de onlardan değilim! Onlar (Cennetteki) Havzıma gelemezler. Her kim de onların yalanlarını doğrulamaz ve zulümlerine de yardım etmezse, işte onlar Bendendir ve Ben de onlardanım! Havzıma gelecek olanlar işte bunlardır." [İmâm Ahmed rivâyet etti]

Ey Müslümanlar! Hilâfet yönetimi, sizleri Allah'ın inzâl ettikleri ile yönetecek tek yönetimdir. Ümmet'i Kur'ân ve Sünnet esâsı üzere birleştirecek Ümmet'i düşman saldırısından koruyacak ve İslâm risâletini âleme Dâvet ve Cihâd yoluyla taşıyacak Bu Mübârek Ramazan ayında Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şeytanları bağlar, Cehennem kapılarını kapatır ve Cennet kapılarını açar. Bu ayda sizler, Allah [Subhânehu ve Te'alâ]'ya îmanınızdan ötürü siyâma koşarsınız. O halde, sizlere Hilâfet'i yeniden kurmayı da farz kılan bu îmânın gereğine tümüyle icâbet ediniz! Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmaktadır:  فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُواْ فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسْلِيمًا  "Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıklarda Sana [İslam'a] muhâkeme olup sonra da Senin verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyet ile teslim olmadıkça îman etmiş olmazlar." [en-Nisâ' 65] Eğer bunu da yapmazsak, Allah [Subhânehu ve Te'alâ] bizleri, inzâl ettiği dînin parça parça almanın sonuçları hakkında uyarmıştır:  أَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَاء مَن يَفْعَلُ ذَلِكَ مِنكُمْ إِلاَّ خِزْيٌ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يُرَدُّونَ إِلَى أَشَدِّ الْعَذَابِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ "Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; Kıyamet Günü'nde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah, yapmakta olduklarınızdan asla gâfil değildir." [el-Bakara 85]

 

www.hizb-ut-tahrir.org | www.hizb-ut-tahrir.info | www.turkiyevilayeti.org |www.khilafat.org

 

Devamını oku...

Yalnızca Hilâfet, Eğitim Kurumlarındaki Cinsel Tâcizi Durdurabilir

Hizb-ut Tahrir'in Bangladeş'teki Hanımlar Resmî Sözcüsü Fehmide Ferhâna Hânım, son zamanlarda ülkenin değişik liselerinde ve üniversitelerinde artan cinsel tâciz haberlerinden duyduğu derin endişeyi ifade etti. Son birkaç yıldır kız öğrencilerin mâruz kaldığı cinsel tâciz vâkıaları, Dakka, RajŞahı, CihangirNagar ve diğer üniversiteler de dâhil, çeşitli eğitim kurumlarında artmaktadır. En son Mirpur'daki BCIC Okulu ve Lisesi'ndeki kız öğreciler, bazı öğretmenlerin tâcizine ve saldırısına mâruz kaldılar.

Son açıklamasında Fehmide Ferhâna Hânım, ülkede bağımsızlıktan bu yana kadınların haklarını ve güvenliğini sağlamak üzere elli küsur kadın hakları ve insan hakları örgütünün çalışmakta olmasına rağmen, değişik kesimlerde kadına zulüm oranının korkutucu düzeyde arttığını söyledi. Peş peşe gelen hükümetler de çeşitli yasalar çıkardılar, ancak kadının güvenliğini sağlamada başarısızlığa uğradılar. Üstelik eğitim kurumları şimdilerde kadına zulmün yeni arenası haline gelmiştir.

İnsanların değer verdiği eğitim kurumlarında kadının mâruz kaldığı tâciz ve zulüm, Batılı Kapitalist mefhumların doğrudan ve dolayı sonuçlarıdır. Kadın eşit haklar ve yetkiler verilmesi adı altında medya, kadını sürekli olarak cinsel bir obje olarak tasvir ederek toplumda kadına karşı çarpık bir bakış oluşturmaktadır. Bu bakış da eğitim kurumları dâhil her kesimde kadına yönelik cinsel tâcize ve zulme yol açmaktadır. Ardarda belirlenen politikalar ve yeni kanun metinler, kadının uğradığı zulmü engellemede başarısız kalmaktadır. Çünkü bu kanunlar, Batılı Kapitalist sisteme dayalıdır.

Fehmide Ferhâna Hânım, kadının uğradığı zulüm sorununun çözülmesi için Kapitalist sistemi ortadan kaldırıp yerine İslâmî Hilâfet sistemini koymamız gerektiğini söyledi. Muhâsebe ve Takvâ üzerine kurulu Hilâfet sistemi, kadına haklar ve güvenceler sağlar ve onları gerçek şeref konumuna yerleştirir. Yalnızca bu sistem, eğitim kurumlarındaki tâciz dâhil, kadına yönelik tüm zulümleri etkin bir şekilde durdurabilir.

 

Fehmide Ferhâna Hânım

حزب التحرير

Hizb-ut Tahrir

Hanımlar Resmî Sözcüsü

Bangladeş

 

Adres:              H. M. Siddque Mansion 55/A Purana Patlan, 4th Floor / Dhaka 1000 / Bangladesh

Cep Tel:           +(88) 0-17-11-54-82-43            E-mail: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. | Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Web:                www.khilafat.org

 

Devamını oku...

Müslümanların Topraklarında Bir Yanda Savaşlar, Öte Yanda Tatbikatlar

Kâfirlerin Müslümanların topraklarını istilâ etmeleri, işgâl etmeleri, bombalamaları, servetlerini yağmalamaları, evlatlarını katletmeleri, nesillerini ifsât etmeleri yetmiyormuş gibi, Müslümanların hava ve kara sahaları üzerinde ve karasularında askerî tatbikatlar yapmaktan da geri kalmamaktadırlar ve son zamanlarda bu tatbikatlarda ciddi çekici bir artış gözlenmektedir. Ağustos ayı sonunda Amerikan, Türk ve Yahudi donanmaları arasında Akdeniz'de yapılan deniz tatbikatı, Gürcistan gerilimi öncesinde 40 gün içinde Amerika'nın katıldığı üç ayrı tatbikat ve sonrasında yine Karadeniz'de icrâ edilen NATO tatbikatı, Avrupa Birliği teşvikiyle Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Kıbrıs Rum Kesimi arasında icrâ edilen tatbikat, Eylül ayı sonunda Kırım'da yapılması plânlanan tatbikat ve şimdilerde Konya semâlarında sürdürülen ve Amerika, İngiltere, Yahudi varlığı ve Türk savaş uçaklarının katılımı ile düzenlenen Anadolu Kartalı isimli tatbikatlar...

Havalarımız, karalarımız ve denizlerimiz bize düşman Kâfirlerin kara, hava ve donanma kuvvetlerinin rahatlıkla tatbikat yapabildikleri, topraklarımızın jeolojik özelliklerini yakından görebildikleri, ordularımızın yeteneklerine ve imkânlarına âşina olabildikleri tatbikat alanları haline getirilmiştir. Üstelik bu tatbikatlar, Müslümanlara ilişkin özel maksatlı tatbikatlardır. Meselâ; Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminin birlikte katıldığı mezkur tatbikatın senaryosu âdeta Kıbrıs Adası'nı işgâl, Türkiye'den giden göçmenleri kovma ve oradaki Türk askerî varlığını çıkarma planı gibidir. Yine Karadeniz'de yapılan tatbikatlar Rusya'yı hedef alıyor gibi görünse de, aslında hedef bir bütün olarak İslâmî coğrafyadır. Konya'da yapılan ve Yahudi varlığının da katıldığı tatbikat ise İran'ı hedef alıyor gibi görünen bir senaryoya sahiptir. Bilindiği gibi Konya semaları, uzun bir süredir, Yahudi varlığının askerî eğitim alanı haline gelmiştir. Çünkü Yahudi varlığının, Konya ovası gibi geniş ve açık semaları yoktur. 2001'den beri yapılan Anadolu Kartalı isimli eğitim amaçlı tatbikatlar ise genelde yılda dört kez yapılan ve her tür Kâfiri ağırlayan bir yapıdadır. Hiç kuşkusuz tatbikatlar, savaşa hazırlık içindir ve tatbikat yapan söz konusu devletlerin Müslümanlara karşı savaştan başka savaşları yoktur. İster Akdeniz'de, ister Karadeniz'de, ister Ege'de, ister Konya'da, isterse Hayfa'da yapılsın bunları hepsi Müslümanlara karşı savaşın hazırlıklarına dönüktür. Müslümanların toprakları üzerinde böylesi tatbikatlara izin vermek ise Mü'minler aleyhine Kâfirlere egemenlik vermektir ve Allah [Subhânehu ve Te'alâ] bunu kesin bir hükümle yasaklamıştır. وَلاَ تَرْكَنُواْ إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ اللّهِ مِنْ أَوْلِيَاء ثُمَّ لاَ تُنصَرُونَ "Sakın zulmedenlere meyletmeyin! Yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra muzaffer de olamazsınız." [Hûd 113]

 

Yılmaz Çelik
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Resmî Sözcüsü
Türkiye Vilâyeti

 

Devamını oku...

Ermenistan Ziyareti Gaflet, Azerbaycan Ziyareti Dalâlet, Ama Amerika'ya Uşaklık Hıyânettir

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, hafta sonu Türkiye ile Ermenistan arasında yapılan futbol maçı münasebetiyle Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan'ın dâvetine icabet ederek Ermenistan'a gitti.

Türkiye ile Ermenistan arasında, genel anlamda üç önemli sorun vardır. Birincisi; Osmanlı Devleti'nin 1915-16 olayları sırasında Ermenileri soykırıma uğrattığı iddiasıdır. Bu iddia gerek şu anda görünürde askıda olan Türkiye-Ermenistan ilişkilerini bozmakta, gerekse buna dayalı olarak Ermeni diasporası Türkiye aleyhinde diğer ülke parlamentolarında soykırım tasarıları çıkarmak için uğraşmaktadır. Ermeni diasporası denilen kesim, bulundukları ülkelerin güdümünde çalışan gruplardan müteşekkildir ve tavırları o devletlerin Türkiye'ye yönelik tavrına göre şekillenmektedir, dolayısıyla onları kontrol etmek zaten mümkün değildir. İkincisi; Ermenistan'ın 1993 yılında Azeri topraklarının beşte birini işgâl etmesiyle başlayan Dağlık Karabağ sorunudur. Üçüncüsü de Ermenistan'ın I. Dünya Savaşı sonrası doğu sınırını belirleyen Kars Anlaşması'nı kabul etmeyerek Sevr Anlaşması'na göre Türkiye'nin doğusunu "Batı Ermenistan" olarak tanımlayıp toprak talebinde bulunmasıdır ki bunu da dönemin Amerikan Başkanı Wilson yapmıştı. Türkiye, bugüne kadar soykırım tezlerini çürütmek için gösterdiği çabalarda ciddi bir başarıya ulaşamamıştır. Çünkü bu Sömürgeci Kâfirlerin kullandığı bir kozdur. Hükümet'in tarih komisyonu kurulması önerisi de Ermenistan tarafınca savsaklanmıştır. Ermenistan devleti, anayasasında belirttiği üzere Türkiye'nin doğusuna "Batı Ermenistan" demekten ve resmî toprak talebi meylinden vazgeçmiş değildir, bunun aksi söylendiğinde ise Ermenistan yöneticilerinin lafta kalan söylemlerinden öte geçmemektedir. Karabağ'ın işgâlinin sona ermesi yönünde de hiçbir ilerleme yoktur ve vazgeçecek gibi de görünmemektedir. Aksine Türkiye, Azerbaycan'ı da susturmak için çaba harcamaktadır ve Ermenistan ziyaretinden dört gün sonra Cumhurbaşkanı Gül, bu kez Azerbaycan'ı ziyaret etmeye hazırlanmaktadır. Oysa Azerbaycan yöneticileri de Amerikan dostu olduğundan, bu ziyaret Azeri kamuoyunda duyulan hoşnutsuzluğu gidermeye dönüktür.

Sonuçta bu ziyaret, Amerika'nın talepleri doğrultusunda yapılmıştır. Çünkü Amerika, Ermenistan'ın Rus nüfuzundan çıkarılmasını, Türkiye ile ilişkiler geliştirilerek Ermenistan'a bir giriş kapısı açılmasını arzulamaktadır. Türkiye, bu utanç verici tavizler tablosu pahasına Amerika'ya böylesi bir hizmetin yanı sıra Ermenistan ile ilişkilerin geliştirilmesine ve Kıbrıs sorununun çözümü yönünde adım atılmasına özel önem atfeden Avrupa Birliği'ne yaranmaya çalışmaktadır ki Amerika'nın Türkiye politikası için oldukça önemli olan müzâkereler ve reformlar kaldığı yerden sürdürülebilsin. Nitekim 03.09.2008'de Beyaz Saray, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başkan George W. Bush arasında yapılan telefon görüşmesinde, "iki liderin, Türk-Ermeni ilişkilerinin ilerletilmesi çabalarına verdikleri desteğin de ele alındığını" açıkladı. Konunun hassasiyetinden ve yaklaşmakta olan yerel seçimler öncesinde kamuoyunda oluşturabileceği rahatsızlıktan ötürü Hükümet, bu ziyarette ön plana çıkmamış, milletvekillerine Ermenistan'a gidiş yasağı koymuş ve Cumhurbaşkanı Gül'ü göndermeyi tercih etmiştir. Bir futbol maçına bağlanan böylesi bir diplomasi (Amerikan ajanlarının anlayacağı dilden soccer diplomacy) gerçekte siyasi zafiyetin ürünüdür ve bu zafiyet, başımızdaki yöneticilerin, İslâm'ın ve Müslümanların azılı düşmanı Amerika'ya tamamen boyun bükmelerinin bir sonucudur.

Yılmaz Çelik
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir

Resmî Sözcüsü
Türkiye Vilâyeti

 

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Demokratik Seçimler Aldatmacadır ve Halkın Halini Değiştirmez

Hizb-ut Tahrir'in Bangladeş'teki Resmî Sözcüsü ve Genel Koordinatörü Muhyiddîn Ahmed, bugün yayınladığı bir basın açıklamasında, demokratik sistemlerdeki seçimlerin aldatmacadan ibaret olduğunu söyledi. Geçmişte ülke, geçenlerde yapılan yerel seçimlere benzer pek çok seçimler yaşamış, hiçbir seçimde insanlar için herhangi bir değişim meydana gelmemiştir. Bilakis bu tür seçimler yoluyla Sömürgeci milletler, Bangladeş üzerindeki hâkimiyetlerini iyice pekiştirmişlerdir. Bunun için demokratik sistemlerde seçimler halkın halini asla değiştirmez.

Bu seçimlerden birkaç gün önce, dünya çapında Müslümanlar Hilâfet'in yıkılış gününü hatırlayıp ele aldılar. Artık kesin olarak netleşmiştir ki İslâmî Ümmet, bu kokuşmuş Kapitalist Demokratik sistemden kurtulmak ve Hilâfet Nizâmı altında yaşamak istemektedir. Son olarak Muhyiddîn Ahmed, Hilâfet'i kurmak için çabalarını artırmaları yönünde insanları teşvik etmiştir.

 

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Ancak Hilâfet'in Kurulmasıyla, 1947'de Verilen Kurbanlar Meyvesini Verir

Pakistan'ın Kabileler Bölgesi'ne yönelik Amerikan füze saldırıları ve Pakistan ekonomisine, siyâsetine, dâhilî ve hâricî işlerine yönelik Amerikan müdâhalesi ortasında hiç kimsenin, Pakistan'ın gerçek anlamda bağımsızlığa kavuştuğunu savunmaya cesareti kalmamıştır. Bugün bizler bağımsız bir millet değiliz, bilakis halen dahi Batı'ya köleyiz. Halen kendimizi Sömürgecilik sisteminin ilmiğinden kurtarmanın mücâdelesini vermekteyiz. Tâ ki Hilâfet'i kurmaya muktedir oluncaya ve Allah'ın kelimesi en yüce oluncaya dek!

Filhakîka 14 Ağustos'u, [Pakistan'ın Bağımsızlık Günü] İslâmî yönetim altında yaşamak isteyen 600,000 el-Hind Müslümanının kurban verildiği bir gün olarak yâd etmeli, bugün onların arzularını ve amaçlarını yerine getirmenin tek yolunun, İslâmî Devlet'i, boynumuzun borcu olan Hilâfet'i ikâme etmek olduğunu kavramalıyız. Artık Pakistan'ın mevcut ajan yöneticileri, gerek demokrasi gerek diktatörlük yoluyla Kapitalist sistemi dayatarak kitleleri köleleştirmeye daha fazla devam edemez, er yada güç, bugün yada yarın bundan vazgeçmek zorunda kalacaklardır.

O yöneticiler, Keşmir Müslümanlarına gıda sevkıyatını keserek binlerce Müslümanı öldürmekle tehdit eden Hindistan'a tepki olarak güya öylesine öfkelenirler ki Ahand Barat'ın [Büyük Hindistan megali ideası] zeminini hazırlamak üzere Pakistan'ın ve Hindistan'ın Bağımsızlık Günü'nü birlikte kutlayan Laik sivil toplum kuruluşlarını açıktan ve gizliden desteklerler. Bugün Ümmet Hilâfet'i kurmaya mecburdur. Sırf İslâm uğrunda 1947 yılında yüz binlerce Müslümanın göçü ve fedakârlığı ancak böyle meyvesini verir ve bu muazzam fedâkârlık heba olmaz.

 

Devamını oku...

Köklü Değişim, Müşerref ile Birlikte, Ona Benzer Ajanlar Üreten Batılı Küfür Sisteminin Gömülmesini Gerektirir

  • Kategori Pakistan
  •   |  

18 Ağustos 2008 günü Devlet Başkanı Müşerref istifasını açıkladı. Muhakkak ki o, iktidarı boyunca Amerika'ya tam bir teslimiyetle hizmet etmiş, onlara İslâm'a ve Müslümanlara karşı savaşlarında açık destek sağlamıştır. Müşerref'in nüfûzunun azalmaya başladığına şahit olan Amerika, kendisine daha etkin hizmetler sunacak yeni ajanlar lehine ondan vazgeçmiştir. Kuşkusuz bu, Kâfirlerin yanında izzet arayan herkesin kaçınılmaz sonudur. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur:  بَشِّرِ الْمُنَافِقِينَ بِأَنَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا 138 الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ العِزَّةَ لِلّهِ جَمِيعًا  "Münâfıklara kendileri için çok elîm bir azap olduğunu müjdele! (138) Onlar ki Mü'minleri bırakıp da Kâfirleri dost edinirler. (Bunu yaparak) onların yanında izzet mi arıyorlar? Muhakkak ki izzetin tamamı Allah'a aittir." [en-Nisâ 138-139] Ve şöyle buyurmuştur:  مَثَلُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ أَوْلِيَاء كَمَثَلِ الْعَنكَبُوتِ اتَّخَذَتْ بَيْتًا وَإِنَّ أَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنكَبُوتِ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ "Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, örümceğin durumu gibidir. O kendisine bir yuva edinir. Oysa yuvaların en çürüğü elbette örümceğin yuvasıdır, keşke bilselerdi!" [el-Ankebût 41]

Müşerref'in zelîl bir şekilde istifa etmesi, onun gidişini kutlayan tüm politikacılara ders olmalıdır. Çünkü kendileri de güç, iktidar ve menfaat uğrunda Amerika ile yakın ilişkiler kurmaya ve bu bölgede Amerikan çıkarlarını pekiştirmek için tümüyle hazırlanmaya çalışmaktadırlar. Kuşkusuz, her ne zaman siyâsî açıklamalar yapsalar veya gelişmeleri yorumlasalar, Amerika'nın öfkesine mâruz kalmamak veya herhangi bir şekilde incitmemek için temkinli davranmaktadırlar. Bu yöneticiler bütünüyle emin olmalıdırlar ki Amerika kendilerinden yalnızca, politikasına hizmet ettikleri sürece râzı olacaktır.

Politikalarından uzaklaştıkları yahut bunları tümüyle uygulamaktan âciz kaldıkları vakit, Amerikan desteği ve yardımı ile ele geçirdikleri otoriteleri ellerinden kayıp gidecek, Amerika bugün Müşerref'ten vazgeçtiği gibi, yarın da kendilerinden vazgeçecektir. Kuşkusuz târih, Kâfirlerin kuklalarının ibretlik örnekleri ile doludur. Saddam Hüseyin örneği hiç de uzak değildir. Saddam, İngiliz menfaatleri uğrunda İslâm'ı ve Müslümanları ezip baskı altında tutmada hiçbir çabayı esirgemediği halde İngiltere, Amerika Irak'a saldırdığı sırada oluşan yeni egemen durumda menfaatlerini güvence altında tutmak için bu sâdık ajanından vazgeçip onu yüzüstü bırakmıştır.

Yine de tüm bu çarpıcı örneklere karşın Pakistan'ın yeni demokratik hükümeti, boynunu Batı'ya kölelik ilmiğine sokmak için uzatmaktadır ve Pakistan'ın kaynaklarını ve ordusunu Amerika'nın İslâm'a karşı savaşında kullanmaya hazır ve nâzırdır. Amerika ziyâreti sırasında Pakistan Başbakanı Gilânî, Amerikalılara tam desteğini şöyle diyerek ilan ediyordu: "Terörizme karşı savaşta Amerika ile tam bir işbirliği yapacağız." O zamandan beri Pakistan'ın kabileler bölgesine yönelik Amerikan saldırıları öylesine sıklaştı ki Gilâni iktidarında neredeyse Müşerref dönemini geçti. Amerika'nın Dr. Âfiye Sıddıkî'ye [el-Kâide'ye yardım ettiği iddiasıyla Pakistan'da tutuklanıp Amerika'ya yargılanmak üzere götürülen bilim kadını] yönelik gayri-insanî muamelesine rağmen bu demokrat Hükümet, Amerikan kuvvetlerine giden yiyecek, yakıt ve mühimmat akışı için Pakistan'ın dâimî destek rotası olarak kalacağı güvencesi verdi. Kezâ ekonomide de Hükümet, ekonomik sefâletin ve açlığın temelini oluşturan Batılı Kapitalist politikaların peşinden gitmeye devam etmektedir. Öte yandan tam da Amerika'nın Müslüman gençlik üzerinde İslâmî değerleri yok etme politikasına uyumlu olarak Hükümet, fâsit Batılı değerleri zerk etmek ve Müslümanlar arasında yozlaşmayı ve ahlâksızlığı yaymak üzere bir kültür ve medya kampanyası yürütmektedir. Pakistan'ın politikacıları şu andan itibaren anlamalıdırlar ki her kim İslâm'dan yüz çevirir, Kâfirlerin kılavuzluğunda hareket ederse, Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in Ümmet'i onları asla bağrına basmayacak, nihâyetinde hor ve hakir, pişman ve perişan olacaklardır. Âhiretteki utanç ve zillet ise bundan daha büyük olacaktır. Ne ucuz bir ticaret!

Ey Pakistan Müslümanları! Bugün sizler bir Amerikan ajanından kurtulmanın doyumsuz sevincini yaşamaktasınız, ama hatırlayınız ki 1999'da Navâz Şerîf Hükümeti sona erdiğinde de derin bir oh çekip rahatlamıştınız. O halde niçin önünüzde yöneticiler birbiri ardına değişirken, hayatınızın her alanında hâliniz daha da kötüye gitmektedir? Bunun sebebi, her gerekli gördüğünde Amerika'nın karşınıza yeni yüzler çıkarması, ama anayasal güvence altında tuttuğu Pakistan'daki sömürgecilik sisteminin bekâsını daima korumasıdır. Sahnede görünen ister demokrasi ister demokrasi olsun, onun menfaatlerini aslen güvence altında tutan işte bu sistemdir. Dolayısıyla insanlar diktatörlüğü reddettiklerinde, Amerika demokrasi getirerek bu sisteminin güvenliğini sağlamaktadır. Asla aldanmamalıyız, çünkü diktatörlük gibi demokrasi de, Allah'ın ve Rasûlü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in hükümlerine karşı beşerin kararlarını, hükümlerini ve arzularını tercih ederek yürürlüğe koymakta, bu da politikalarının güvencesini sağlayan yasalar şekillendirebilmeleri için Sömürgecilere kapı aralamaktadır.

Üstelik mevcut sistem, varlığını koruduğu müddetçe Müşerref gibi liderler besleyip büyütecektir. Şüphesiz bu kokuşmuş küfür sistemine sarılan hiçbir politikacı, İslâm'a ve Müslümanlara karşı dürüst ve samimi olamayacaktır.

İşte bunun içindir ki yüzlerdeki değişim, asla hâlinizi iyileştirmeyecektir. Hâliniz ancak, bu Batılı küfür sistemi ve ona sarılan fâsit yöneticiler temelli kovulduğu ve yerine, İslâm'a uygun toplumsal, ekonomik, hukukî ve yönetim sistemleri, öğretim esasları ve dış politikalar uygulayacak Hilâfet kurulduğu vakit değişecektir. O halde sırf astar değişimlerine sevinip kalmak yerine Hilâfet'i kurmak için ayağa kalkınız, o Hilâfet ki 13 asrı aşkın bir süre boyunca, yalnızca Müslümanlar için değil, kezâ gayri-Müslimler için de adâlet ve merhamet kaynağı olmuştur.

Ey Güç Sahipleri! İslâm'ın ve Müslümanların düşmanı Müşerref'in gidişine Müslümanların böylesine sevinmesi, insanların İslâm'ı ne kadar sevdiklerinin, İslâm'a ve Müslümanlara karşı samimi yöneticileri ne kadar arzuladıklarının bir delîlidir. Ne var ki Amerika'nın bu sistem sayesinde getirdiği bu yöneticiler, İslâm'a ve Müslümanlara değil, hep Amerika'ya bağımlıdır. Öyleyse Müslümanları koruyacağınıza ve onları düşmanlara karşı savunacağınıza yemin etmiş olduğunuz halde böylesi bir sistemi nasıl kabullenirsiniz?

Karşı karşıya bulunduğunuz durum, Ümmet'e köklü değişim getirmek için idealdir. İslâm Âlemi'nde, Hizb-ut Tahrir'in uyarılarını her defasında şiddetle reddeden yöneticilerin âkıbeti de gözlerinizin önündedir. Daha geçen ay onlara mektuplar ve heyetler gönderip Kâfirlere kölelikte ısrar etmeleri halinde, yalnızca Âhiret'te hüsrâna uğramakla kalmayıp bu dünyada da koltuklarını kaybedebilecekleri konusunda uyarmıştı. Müşerref de uyarılanlardan biriydi ve aynen de öyle oldu! İşte Hilâfet'in kurulması için samimiyet, uyanıklık ve ciddiyet ile çalışan Hizb-ut Tahrir karşınızdadır ve Hilâfet'i kurarak halkınızı bu fâsit yöneticilerden ve Amerika'ya kölelikten kurtarmanızın zamanı işte şimdidir! Haydi Nübüvvet Minhâcı üzere İkinci Râşidî Hilâfet Devleti'nin ikâmesi için Hizb-ut Tahrir'e Nusret veriniz ki Müslümanlar yeniden dünyanın hâkim gücü haline gelsinler, şerefli atalarının konumuna erişsinler. Onlar ki İslâm'ı tatbîk ederek izzet ve kuvvet bulup harekete geçtiler, nice Kâfir düşmanlara korku saldılar, nice toprakları İslâm için fethettiler, tüm insanlığa örneklik teşkil ederek İslâm'ı bir hidâyet ve nûr olarak âleme taşıdılar.

O halde bu muazzam şerefe nail olmak için siz ne zaman harekete geçeceksiniz?

إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ  "Eğer siz Allah'a [Dînine] nusret verirseniz, Allah da size nusret verir ve ayaklarınızı [Dîni üzere] sâbit kılar." [Muhammed 7]

 

Devamını oku...

Bir Yanda Bağımsızlık Günü'nü Kutlayan Yöneticiler, Öte Yanda Amerika'nın, Pakistan'ın Egemenliğini Açıkça İhlâl Etmesinin Zeminini Hazırlıyorlar

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Tam da Pakistan Başbakanı Gilânî'nin Washington'a vardığı gün, Amerika Güney Veziristan'a kanlı saldırılar düzenledi. Pakistan topraklarının böylesine istilâ edilmesi, herhangi bir uyarı veya bilgilendirme olmaksızın ve bütünüyle Pakistan'ın egemenliği ve bağımsızlığı hiçe sayılarak gerçekleşti. Yakın tarih boyunca Amerika, "güçlü bir müttefiğine karşı" ilk kez böylesine aşağılayıcı bir tavırla karşılık verdi. Ziyaretini yarıda kesip ülkeye dönmesi gereken zelîl Gilânî ise Amerikan Başkanı Bush'un kanlı ellerini sıkmaya yönelip Amerika'nın istilâlarıyla Pakistan topraklarını peş peşe çiğnemesini göz ardı etti. Hâlâ hayâsızca ısrarını da sürdürmektedir; "Her iki ülke, birbirlerinin bağımsızlığına ve egemenliğine inanmaktadır ve ilişkilerimizin daha da güçlendirilmesini istemektedir."

Utanca boğulmuş Gilânî, Amerika'nın İslâm'a karşı savaşını desteklemekle kalmadı, aynı zamanda Pakistan kaynaklarını ve askerlerini Amerika'nın Müslümanlara karşı savaşına tahsis edeceği sözünü de verdi. Şöyle dedi: "Aşırılığa ve terörizme karşı ortaklaşa mücâdele edeceğiz, nitekim bu güçler dünyayı istikrarsızlaştırıyorlar... Bu bizim kendi savaşımız." Böylesine hıyânet dolu sözler sarf eden Gilânî, ardından Müslüman kasabı, tiran Bush'un sofrasına oturup birlikte yemek yedi. Sonra ortak bir basın açıklaması yayınladılar. Açıklamada, Amerika tarafından, gelecek on yıl boyunca Müslümanların kanlarını akıtmak üzere Pakistan'ın sivil ve askerî liderliğine yıllık 1,5 milyar dolar tutarında bir meblağ ödeneceği, nüfusun geri kalanı için de, halk kitlelerinin Amerika'nın Pakistan'daki saldırılarına ve askerî operasyonlarına sus payı olarak Birleşik Devletler'in 115,5 milyon dolarlık yiyecek yardımı yapacağı ifade edildi. Açıklama yapılır yapılmaz, Pakistan askerî liderliği Svat'ta yeni operasyonlar başlattı, 100 Pakistanlı katledildi, çok sayıda insan yaralandı. Bütün bunlardan sonra yine de yöneticiler, Bağımsızlık Günü kutlamalarına katılmaktadırlar. Oysa o gün Kâfirlerden kurtuluşun, kendileri için hiçbir mânâsı ve kıymeti yoktur. Bilakis onlar, Amerika önündeki teslimiyetlerini derinleştirmek için çılgınca çalışmaktadırlar.

Ey Pakistan Müslümanları! Size ve İslâmınıza karşı savaşında Amerika'ya açıkça göz yuman yöneticilerin gerçeği işte budur! Bir de bu Gilanî ve Müşerref, önünüzden Pakistan'ın egemenliğini ve bağımsızlığını koruma sözü verirlerken ama arkanızdan cüzi bedeller karşılığında Pakistan'ın egemenliğinden taviz vermekte, sonra da sizleri Kâfir efendilerinin zorbalığına ve şerrine boyun büktürmektedirler.

Hatırlayınız, sizleri bütünüyle enkaza çevirmeye ahdetmiş Amerika ve ajanları açısından şu anda karşılaştıklarınız yalnızca başlangıçtır. Bugün, FATA ve Svat'ta askerî operasyonlar başlatılmıştır. Benzer operasyonların diğer şehirlere ulaşması ne kadar zaman alır? Şüphesiz ajan yöneticiler Amerika'ya, başka şehirlerde kontrol noktaları kurma, Bağdat ve Kâbil'de olduğu gibi, peş peşe evlere baskın düzenleme izni vermelerine kadarlık bir zaman! Böyle giderse öyle bir zaman gelecek ki mevcut kaosu belki de arar olacaksınız, tıpkı kimilerinin Müşerref liderliğindeki sefâletin şimdi karşılaştıklarından daha iyi olduğuna gerçekten inandıkları gibi.

Başımızdaki yöneticilerin hıyânetinden ötürü değil miydi ki Amerika, nükleer kudrete ve dünyanın en büyük yedinci ordusuna sahip, en güçlü halkı Müslüman ülke olan Pakistan'ın egemenliğini ihlâl etmeye cüret edebilmişti? Oysa Allah sizleri, Kâfirlerin sizin apaçık düşmanlarınız olduğu ve asla sizin hayrınızı istemeyeceği yönünde uyarmıştır:  مَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَلاَ الْمُشْرِكِينَ أَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْكُمْ مِنْ خَيْرٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَاللَّهُ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ  "Ne Ehl-il Kitâb'dan Kâfirler, ne de Müşrikler Rabbinizden size bir hayır indirilmesini isterler. Oysa Allah rahmetini dilediğine tahsîs eder. Şüphesiz Allah, azîm fazilet sahibidir." [el-Bakara 105]

Ey Pakistan Müslümanları! Kendinizi Kâfirlerden kurtarmak için harekete geçmekten sizi alıkoyan korku mudur? Amerika'nın hışmından korkuyorsanız biliniz ki Amerika, Irak ve Afganistan gibi yerlerde istikrar sağlamak uğrunda, zayıf donanımlı küçük Müslüman gruplarla mücâdele etmekle meşguldür. Öyleyse nasıl olur da Amerika, Pakistan gibi güçlü bir devleti silip süpürür? Hatırlayınız ki, Müslümanlar ya zafer, ya şehâdet arayışında iken, ödlek Amerikan askerleri, Müslümanlarla karşılaşma korkusundan intihar ediyorlardı ve bu, herkesçe mâlumdur. İşte bunun içindir ki Kâfirler, dünyanın her tarafından gelip onlar adına savaşacak Müslüman kuvvetler göndermeleri için başımızdaki yöneticilere dayanmaktadırlar. Yoksa dünyanın en zengin ve güçlü kaynaklarına sahip ülkelerini dahi zayıflatan kapitalist politikalar, Amerika'yı da zayıflattığı bir sırada, Müslümanlar kendilerini Amerikan dayatmasından kurtarırsa birdenbire açlıktan ölmeye mi başlayacak? Rızkı verenin Amerika değil, bilakis Allah [Subhânehu ve Te'alâ] olduğunu bilen hangi Müslüman böyle bir korkuya kapılır? Allahu Te'alâ şöyle buyurmuştur:  أَمَّنْ هَذَا الَّذِي يَرْزُقُكُمْ إِنْ أَمْسَكَ رِزْقَهُ  "Sizi kim rızıklandırabilir, eğer (Allah size verdiği) rızkı keserse?" [el-Mulk 21]

Şayet sizi bu zorbalara karşı harekete geçmekten alıkoyan zarara, mazarrata uğrama korkusu ise biliniz ki siz bu dîne nusret verseniz de vermeseniz de, evlerinizde oturup kalsanız da, Pakistan'ın yıkımını engellemek üzere bu zorbalara karşı muazzam kalabalıklar halinde harekete geçseniz de, her halükârda Allah sizi mutlaka imtihan edecektir. Allahu Te'alâ şöyle buyurmuştur:  أَوَلاَ يَرَوْنَ أَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِي كُلِّ عَامٍ مَّرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لاَ يَتُوبُونَ وَلاَ هُمْ يَذَّكَّرُونَ  "Onlar her sene bir kez yahut iki kez imtihân edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra da ne tevbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar!" [et-Tevbe 126] Ve şöyle buyurmuştur:  قُل لَّن يُصِيبَنَا إِلاَّ مَا كَتَبَ اللّهُ لَنَا هُوَ مَوْلاَنَا وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ  "De ki: Allah'ın bizim için yazdığından başkası bize asla isâbet etmeyecektir. O bizim Mevlâmızdır, o halde mü'minler ancak Allah'a tevekkül etsinler." [et-Tevbe 51] Artık harekete geçmenizin, ceddinizin gösterdiği fedâkârlık rûhunu canlandırmanızın ve Kâfir Sömürgecilerin ajanlarına ve nizâmlarına Pakistan'ın 61 yıllık bağımlılığına son vermek üzere Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmanızın zamanı gelmiştir.

Ey Güç Sahipleri! Amerika ve ajanları, silahlarınızı öz kardeşlerinize ve bacılarınıza doğrultmanızı emretmiş iken, daha ne zamana kadar oturup izlemeye devam edeceksiniz? Amerika'nın bugün [Pakistan İstihbarat Teşkilatı] ISI'yı dağıtma tehditleri, yarın Amerika'nın Pakistan Ordusu'nu, donanmasını ve hava kuvvetlerini de dağıtmaya yönelecek olması, hiç canınızı sıkmıyor mu? Harekete geçme zamanı geçip de elinizde savunulacak hiçbir şey kalmayıncaya kadar mı beklemek istiyorsunuz? Size ne oluyor böyle ki Küffârın izzeti ve menfaati uğrunda kendi halklarından yüz çeviren hâin yöneticilere karşı ayağa kalkmıyorsunuz? Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur:  بَشِّرِ الْمُنَافِقِينَ بِأَنَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا 138 الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ العِزَّةَ لِلّهِ جَمِيعًا  "Münâfıklara kendileri için çok elîm bir azap olduğunu müjdele! (138) Onları ki Mü'minleri bırakıp da Kâfirleri dost edinirler. (Bunu yaparak) onların yanında izzet mi arıyorlar? Muhakkak ki izzetin tamamı Allah'a aittir." [en-Nisâ 138-139] Pakistan'ı parçalanmaktan ve yıkımdan korumak, Müslümanları kurtarmak ve onlara Küffârdan gerçek bağımsızlık vermek sizin ellerinizde. Hilâfet'in yeniden kurulması için Hizb-ut Tahrir'e nusret verme vakti işte şimdidir. Biliniz ki vecîbelerini ihmâl edenler, dînlerinin gereğini bu ihmâllerinden ötürü kendilerini Allah'ın azâbına ve gazâbına müstahak hale getirerek Kıyâmet Günü ancak kendilerine yazık etmiş olacaklardır. Allah [Subhânehu ve Te'alâ] dînini mutlaka gâlip kılacak, vecîbelerini hakkıyla yerine getirenler bahtiyar olacaktır. Efendimiz el-Mustafâ [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur:  لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ لاَ يَضُرُّهُمْ مَنْ خَذَلَهُمْ حَتَّى يَأْتِي أَمْرُ اللهِ وَهُمْ كَذَلِكَ "Ümmetimden hak üzere zâhir olan bir tâife dâima var olacaktır. Kendilerini yardımsız bırakanlar onlara hiçbir zarar veremeyecektir. Tâ ki onlar bu haldeyken Allah'ın emri gelinceye kadar." [Sahîh-i Muslim] Allah [Subhânehu ve Te'alâ] şöyle buyurmuştur: وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لاَ يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الفَاسِقُونْ "Allah, sizlerden îmân edip sâlih amel işleyenlere kendilerinden öncekileri yeryüzünde Halîfe kıldığı gibi onları da yeryüzünde Halîfe kılacağını, onlar için seçtiği dinlerini (İslam'ı) yeryüzünde hâkim kılacağını, korkularını güvene çevireceğini vaat etti. Zira onlar yalnız Bana kulluk ederler ve hiçbir şeyi Bana ortak koşmazlar. Bundan sonra her kim küfrederse, işte asıl fasık onlardır." [en-Nûr 55]

Devamını oku...

- Basın Açıklaması - Müşerref'in Bu Rezil Kovuluşu, Müslümanların Başındaki Tüm Hâin Yöneticilere İbret Olsun! Halkın Durumunda Köklü Değişim, Müşerref'in Defolmasıyla Değil, Kapitalist Küfür Sisteminin Tarihin Çöplüğüne Atılmasıyla Gerçekleşir

Müşerref'in aşağılaşmış halde istifası, her Pakistanlının dilinde, "Has Kem Cihan Pak" [Pislik temizlensin ki cihan pak olsun] sloganının seslendirilmesiyle karşılık buldu.

Fakat acı gerçek şu ki sırf Müşerref'in gitmesi, Pakistan'ın tüm sorunlarını çözecek çözüm değildir. Çünkü yeni ajanlar, tüm bu sorunların gerçek kaynağı olan Kapitalist sistemi tamamen uygulamaya gönüllüdür. Nitekim görüyoruz ki mevcut yöneticiler, Kabileler kuşağında Müslümanları kitlesel katliama uğratmaya devam etmekte, istihbarat desteği, mühimmat desteği ve lojistik destek sağlayarak İslâm'a karşı savaşında Amerika'ya sınırsız destek vermekte, aynı kadîm teslimiyetçi Kapitalist ilkeleri uygulayarak kitlelerin ekonomik olarak sömürülmesini sürdürmekte, medyadaki müstehcenliğe ve kadın-erkek karışıklığına destek vermeye devam etmektedir.

Kısacası, selefleri gibi, mevcut demokrat yöneticiler de aynı Kapitalist sistemi tüm şerleri ile uygulamayı sürdürmektedirler. Böyle bir durumda, Kapitalist sistemi uygulayan, ha askerî bir diktatör olmuş, ha Oxford mezunu cagirdâr [Osmanlı'da tımar (kısa süreli verilmiş toprak) sahibi askere sipahi denilmesi gibi, Pakistan-Hindistan'da da tımar (cagir) verilen askere cagirdâr denirdi. Mecâzî olarak, kendisine hibede bulunan efendisine uşaklık eden kimse demektir] bir politikacı olmuş, Amerika için ne fark eder?

Lâl Mescid'de, Afganistan'da ve Kabileler Bölgesi'nde binlerce Müslümanın katledilmesinden sonra insanların Hükümet'ten beklentisi, Müşerref'in ülkeden kaçmasına izin verilmemesidir. Bilakis o, Müslümanların başındaki tüm hâin yöneticilere dehşet verici bir ibret olmalıdır. Korkunç ve iğrenç onca cürümlerini affedip Müşerref'e güvenli çıkış imkânı sağlamak, zâlimi korumak olarak değerlendirilir. Kendileri Ulusal Uzlaşma Kararnamesi'nin ve Müşerref ile "ittifakın" mahsulü olan mevcut fâsit yöneticilerin, onun cürümlerini cezalandırmaları herhalde beklenemez.

O nedenle Ümmet, bizâtihi ayağa kalkmalı, Hilâfet'i kurarak zâlim Kapitalist sistemi kökünden söküp atmalıdır ki Ümmet'in tüm dertleri şifa bulsun, Müslümanları bırakıp da Kâfirleri destekleyen tüm hâinler lâyık oldukları cezaya çarptırılsın.

 

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER