Perşembe, 17 Shawwal 1440 | 2019/06/20
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Tunus Yönetimi Ramazan Bayramı’nda da İslam Temelli Siyasi Çalışma İle Mücadelesini Sürdürdü

3 Haziran 2019 Pazartesi günü Hizb-ut Tahrir’in İslam ümmetinin Ramazan Bayramı’nı kutlayan pankartın indirilmesini reddetmeleri üzere Hizb-ut Tahrir üyesi Bedreddin El Safsafi ve Muiz El Falih Kayravan ili Bou Hadjila merkeze bağlı iki güvenlik görevlisi tarafından gözaltına alındı. Bu iki güvenlik görevlisi, pankartın asılmasıyla ilgili olarak belediye yetkililerinden gerekli iznin alınmasına rağmen pankartı zorla indirdi!

Gözaltına alınan iki genç, polis karakoluna götürülmesinin ardından güvenlik görevlilerinin baskısına maruz kaldı. Hakarete uğradılar, darp edilmekle tehdit edildiler. Güvenlik görevlileri, mübarek Ramazan ayında Allah’a küfredip, İslami ritüellere açıkça meydan okudular. İki genç hakkında tutanak tutuldu ve 7 Haziran 2019 Cuma günü Cumhuriyet Savcısına ifade vermek üzere serbest bırakıldılar.

İktidarın Hizb-ut Tahrir’in İslam’a dayalı siyasi faaliyetleri ve Müslümanlara karşı uyguladığı bu haksız yöntem, iktidarın zayıflığını, korkularını, İslami siyasi faaliyet karşısında halüsinasyona uğradığını gösterir. Müslümanların bayramını tebrik etmek bile gözaltı ve kovuşturmayı gerektiren bir suç haline gelmiştir!

Soruyoruz, güvenlik görevlileri, örneğin Fransa, İngiltere veya Amerika büyükelçilerinin pankartını indirmeye cesaret edebilirler mi? Hükümet ve güvenlik birimlerinin, Hizbin ve gençlerinin Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafeti kurma çalışmasından vazgeçmeyeceklerini henüz anlamamış olmaları gerçekten çok şaşırtıcı. Baskılar ve siyasi gözaltılar gençleri sindiremez. Çünkü Hilafet, Rabbimizin bir farzı ve Peygamberimizin bir müjdesidir.

Bu vesileyle, güvenlik güçlerine diyoruz ki yarın âlemlerinin Rabbinin huzuruna çıktığınızda iktidarın size hiçbir faydası olmayacaktır. Dinin ve ümmetin yanında yer almanızın faydası olacaktır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلاً * يَا وَيْلَتَى لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلَاناً خَلِيلاً * لَقَدْ أَضَلَّنِي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءنِي وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْإِنسَانِ خَذُولاً O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: “Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran’dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor” der.[Furkan 27-29]

Devamını oku...

Mübarek Ramazan Bayramı Tebriki

Hizb-ut Tahrir / Suriye Vilayeti Medya Bürosu, genelde İslam ümmetinin özelde Şam halkının mübarek Ramazan Bayramı’nı en içten dilekleriyle tebrik eder. Umarız İslam ümmeti iyilik, refah ve bereket içinde bir dahaki bayramı Nübüvvet metodu üzere Hilafetin gölgesi altında kavuşur. Mevla Azze ve Celle itaatinizi ve Salih amelleriniz kabul etsin.

Ey İslam’ın Payitahtı Biladu’şŞam Müslümanları!

Kutlu devrimin gölgesi altında yeni bir Ramazan Bayramı’na daha kavuşuyoruz. Ama bombardıman, yıkım ve göç devam ediyor. Gökyüzünde ve yeryüzünde sığınacak yer kalmadı. Düşman uçakları katliam işliyor, yer değiştirme ve caydırma rolünü üstleniyor. Kendilerini garantör ülke olarak niteleyenler ise Soçi ve Cenevre gibi kötü niyetli anlaşmalar yoluyla yetim devrimi son erdirmek için çabalıyor. Mustazafları savunma işini üstlenen grup liderleri, kendileri için kırmızıçizgiler çizen ve cani rejimi kalbinden vuracak gerçek cepheler açılmasını engelleyen destekçilerinin ipine sımsıkı sarılıyorlar.

Hizb-ut Tahrir / Suriye Vilayeti olarak biz, Allah’ın metin ipine sımsıkı sarılmaya, Yüce İslam akidesinden fışkıran net bir proje benimsemeye, uyanık samimi siyasi liderliği önder edinmeye davet ediyoruz. İşte devrimin başından beri sizi buna çağırıyoruz. Bilin ki Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafeti kurma çalışmasından başka kurtuluş yok. Hilafet, dünyada izzet, ahirette kurtuluştur. Allah’ın Hanif Şeriatını uygulamanın tek yoludur. Ve bilin ki Allah’ın yardımı mutlaka gelecektir. Vaadi haktır ve kesinlikle gerçekleşecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آَمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْناً يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئاً وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ “Allah, içinizden, iman edip de Salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55]

Devamını oku...

Kınadınız… Ancak Filistin Halen İşgal Altında

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Kınadınız… Ancak Filistin Halen İşgal Altında

Haber

Suudi Arabistan’ın Mekke şehrinde cuma gecesi başlayıp cumartesi sabahına kadar süren İslam Zirvesi’nde Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz, ülkesinin Kudüs’e zarar verilmesini asla kabul etmediğini ve Filistin meselesinin Riyad ve İslam âleminin her zaman öncelikli konusu olduğuna vurgu yaptı. Kral Selman, Filistin meselesinin İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) temel dayanaklarından biri olduğunu ifade etti. Sonuç bildirgesinin merkezinde Filistin meselesi vardı. Yayınlanan açıklamada Kudüs’ün “İsrail”in başkenti olduğuna karşı çıkıldı. (Şarkul Avsat)

Yorum

İslam İşbirliği Teşkilatı’nın dönem başkanlığını hangi ülke yaparsa yapsın, Müslümanların yaşayageldiği problemlerinin hiçbirini çözüme kavuşturmadığı gibi özellikle Filistin meselesinde de çözüm namına bir arpa boyu mesafe alınamamıştır. Belki bir önceki toplantıdan farklı olarak sadece sözde kalan bir kınama mesajının önüne “güçlü” ya da “şiddetli” yazarak değişikliğe gidilmiştir. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın dönem başkanlığını devralan Suudi Arabistan’ın kralı Selman bin Abdulaziz’in “Filistin meselesi Riyad ve İslam âleminin her zaman öncelikli konusudur” şeklindeki açıklamaları ise asla doğruyu yansıtmamaktadır. Bu sözler olsa olsa amelle doğrulanmış olmaktan yoksun kuru ve içi boş sözlerdir. Tam aksine “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” genelgeçer kaidesinden hareketle İslam beldelerinin yöneticilerinin öncelikli meseleleri hiçbir zaman Müslümanların kıymetleri ve değerleri olmamıştır. Bilakis sömürgeci kâfirlerin istekleri ve razı oldukları hususlar olmuştur. Bu ve buna benzer toplantılar ve sonrasında yapılan şiddetli(!) kınamalar ancak Gasıp Yahudi varlığı “İsrail”i cesaretlendirmeye yaramıştır. Bundan dolayı da azgınlaştıkça azgınlaşmıştır.

Gerçekten de öyle değil midir? Gasıp Yahudi varlığı yıllardır mübarek toprakların işgalini Müslüman ülkelerin yöneticilerinin kınama mesajlarının eşliğinde yapmıyor mu? Yıllardır özellikle ramazan ayı geldiğinde kardeşlerimize yönelik katliamlar yöneticilerin gerçekleştirdiği İİT toplantılarının yayınladığı kınama yüklü sonuç bildirgesi eşliğinde gerçekleştirilmiyor mu? Yine İsra ve Miraç toprağı ve Müslümanların ilk kıblesi olan Kudüs’ün, Yahudi varlığının başkenti olarak tanıması Müslüman yöneticilerinin bir araya gelerek üst perdeden yaptıkları kınama mesajları eşliğinde gerçekleşmedi mi?

Evet, bunların hepsi sömürgeci kâfirlerle işbirliği içerisinde olan yöneticilerin gözlerinin önünde ve kınama mesajları eşliğinde meydana geldi…

Eğer ki bu rejimler sözleriyle değil icraatlarıyla Kudüs’e sahip çıksalardı Yahudiler kutsal Mescidi Aksa’da asla taşkınlık yapamazlardı. Yahudiler, bugün kışlalarda pas tutmaya terk edilmiş Müslüman orduların Kudüs’ü işgalden kurtarmak için seferber olacağını bilselerdi, Filistin’i işgal edemezlerdi. Yine icraatlarıyla kâfirlerin yüreğine korku salan liderlerimiz ve ordularımız olsaydı Kudüs’ü İsrail’in başkenti yapmaya asla cüret edemezlerdi.

İsra ve Miraç topraklarını gasp eden mücrim Yahudi varlığına “Orta Doğu’da ihtiyacımız var” diyen ve her fırsatta gasıp Yahudi varlığı ile sıcak ilişkiler kurmaya çalışan yöneticiler, bu acziyetleriyle Kudüs’e sahip çıkabilirler mi? Yapılan toplantılar ve kınama açıklamaları, İslam’ın ve Müslümanların düşmanı Yahudi varlığını yapacaklarından ve kararlarından ne kadar caydırabilir? Bu yöneticilerin en iyi ve fazlaca yaptıkları şey; “şiddetle kınama mesajları içeren sonuç bildirgesi yayınlamak” değil midir? Müslümanların hayrına yönelik eylemsel hiçbir katkısı olmayan İslam İşbirliği Teşkilatı, Yahudi varlığına ya da Amerika’ya karşı ne yapabilir? Söyler misiniz İsra ve Miraç topraklarını bunlar mı savunacak? Mescidi Aksa’yı bunlar mı önemseyecek? Mübarek toprakları Gasıp Yahudi varlığının necis postallarından sadece kınamasını bilen bu aciz yöneticiler mi arındıracak?

Filistin meselesini önemsemenin ispatı; toplantılar gerçekleştirmek değildir. Bugüne kadar Kudüs ve Mescidi Aksa kınama mesajları ile kurtulmadı bundan sonra da kurtulmaz... Devasa ordulara sahip olunmasına rağmen acizlik göstererek Birleşmiş Milletler kararlarına atıf yapmakla kurtulmaz. Barış mesajları vermekle kurtulmaz. İki devletli çözümden bahsetmekle kurtulmaz.

Kudüs’ün ve Mescidi Aksa’nın kurtuluşu ancak, Kudüs işgal altında iken gülmeyi kendisine haram kılan Selahaddin gibi komutanlarla kurtulur. Kudüs ancak فَمَهْمَا نَطْلُبُ الْعِزَّةَ بِغَيْرِ مَا أَعَزَّنَا اللَّهُ بِهِ أَذَلَّنَا اللَّهُ“… Eğer biz İslam’dan başka bir yerde izzet ararsak Allah bizi zelil eder” diyerek izzeti kâfirlerin yanı başında değil, bilakis Allah’ın ve İslam’ın katında arayan Hz. Ömer gibi Râşid Halifelerle kurtulur. Yüklü miktarda paralar karşılığında Filistin’den toprak vermesini isteyen Siyonist Liderlere karşı, إِنَّ عَمَلَ المِبْضَعِ فِي جَسَدِي أَهْوَنُ عَلَيَّ مَنْ أَنْ أُعْطِيَ شِبْراً وَاحِداً مِنْ أَرْضِ فِلَسْطِينَFilistin topraklarından bir karış vermektense vücudumun lime lime doğranmasını yeğlerim” diyen Abdülhamit gibi basiretli yöneticilerle, halifelerle kurtulur. Velhasıl kınama mesajlarıyla, toplantılarla ve sözlerle değil ancak ordularla kurtulur.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Abdullah İmamoğlu

Devamını oku...

Filistin Yönetimi ve Kukla Rejimler Müslümanların Aynı Gün Bayram Yapmasını İfsat Ederken, Amerika’ya İtaat ve İslam’la Mücadele Konusunda İttifak Sağlıyorlar

  • Kategori Filistin
  •   |  

3 Haziran 2019 Pazartesi günü güneş batar batmaz kukla rejimler arasında Şevval hilalinin görünüp görünmediği konusunda anlaşmazlık baş gösterdi. Anlaşmazlığın bilinçli olduğu açık. Bu, İslam’ın hükümlerini umursamayan ve ritüellerine zerre kadar değer vermeyen bu rejimlerin yaygın bir uygulamasıdır.

Ey mübarek toprak halkı! Hilalin görülmesi meselesi, şeri bir konudur ve bu konuda sadece şeri hükme uyulur. Çünkü Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor:

صُومُوا لِرُؤْيَتِهِ وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِ، فَإِنْ غُمِّيَ عَلَيْكُمْ فَأَكْمِلُوا الْعَدَدَ“Hilali gördüğünüz zaman oruç tutun. Hilali gördüğünüzde iftar edin. Eğer hava kapalı olursa, Şa’bân ayını otuza tamamlayın[Müslim] Herhangi bir Müslüman ülkesinde hilalin görüldüğü kanıtlanırsa, Müslümanların oruç tutmaları ya da iftar etmeleri farz olur. Allah, zorba yöneticileri kahretsin. Onlar, ümmeti parçalamak için hiçbir çabayı esirgemezler, ümmetin parçalanmışlığını perçinlemek ve dini ifsat etmek için arzularına göre fetva veren kötülük âlimleri ve sapkın şeyhleri dost edinirler.

Tuhaf olan şu ki, Filistin Daru’l İfta Kurumu, Filistin Âlimler Derneği, Uluslararası İslam Fıkıh Akademisi, El Ezher Araştırma Birimi, Dünya Müslüman Âlimler Federasyonu ve diğer kuruluşlar ihtilaf-ı metaliye itibar edilmeyeceği, aynı gün oruç tutulması ve iftar edilmesi konusunda fetva vermiştir. Peki, neden Filistin Müftüsü Şeyh Muhammed Hüseyin, Filistin haber ajansı “WAFA”da yayınlanan resmi fetvasına aykırı fetva vermiştir? 2009’da yayınlanan fetvasına göre Hilal, herhangi bir İslam ülkesinde görüldüğünde, ihtilaf-ı metaliye (ayın görüldüğü yerler arasındaki farklılık) itibar edilmez. Bütün İslam ülkeleri, özellikle de aralarında zaman farkı olmayan ülkeler hilalin görüldüğü görüşüne uymak zorunda. Çünkü Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: “Hilali gördüğünüz zaman oruç tutun. Hilali gördüğünüzde iftar edin. Eğer hava kapalı olursa, Şa’bân ayını otuza tamamlayın” Müftü, oruç ayını aralarındaki anlaşmazlık ve bölünmenin bir gerekçesi olarak değil de Müslümanların birliğine delalet eden faktörlerden görmenin önemini vurguladı.Neden Ürdün Müftüsü, İslam Fıkıh Akademisi’nin aynı gün oruç tutulması ve iftar edilmesinin farz olduğu, ihtilafı-ı metaliye itibar edilmeyeceği kararını benimseyen Ürdün İfta Konseyi’nin kararına aykırı hareket ediyor? Neden Mısır Müftüsü, El Ezher Şeyhi Cadülhak’ın (Allah rahmet eylesin) vermiş olduğu fetvaya muhalefet ediyor? Cadülhak, fetvasında der ki: “Ekseri fakihler, Ramazan hilalinin görülmesi konusunda ihtilaf-ı metaliye itibar edilmeyeceğini, eğer hilal, bir ülkede görülmüş ve diğer ülke halkı görmemişse, o ülke halkının görenlerin görüşüne göre oruç tutması farzdır derler

Bu müftüler neden daha önceki fetvalarına ya da resmi kurumların vermiş olduğu fetvalara aykırı görüş bildiriyorlar? Niçin bu müftüler, Müslümanlar arasında tefrikayı perçinleyen ve insanların bayramını mahveden yorumlar arıyorlar? Bayram günü oruç tutmanın Allah’a ve Rasûl’üne isyan olduğunu bilmiyorlar mı? İmam Müslim, Ebu Said El Hudri’den rivayet ettiğine göre

أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَهَى عَنْ صِيَامِ يَوْمَيْنِ، يَوْمِ الْفِطْرِ، وَيَوْمِ النَّحْرِ  Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Ramazan bayramı günü ile Kurban bayramı günü oruç tutmayı yasakladıFakat Allah’ın ayetlerini az bir pahaya sattılar.

فَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا كَتَبَتْ أَيْدِيهِمْ وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا يَكْسِبُونَVay ellerinin yazdıklarına! Vay kazandıklarına![Bakara 79]

Hilalin birden fazla İslam ülkesinde görüldüğü kanıtlanmış olmasına rağmen bu münafıkların, daha önce verdikleri şeri hükümden sapmaları, dinle alay ettiklerini, mücrim ajan yöneticilerin hevasına boyun eğdiklerini gösterir. Hangi yüzle Allah’ın huzuruna çıkacaklar? Yoksa

رَبَّنَا إِنَّا أَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَاءَنَا فَأَضَلُّونَا السَّبِيلَاRabbimiz! Biz yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat etmiştik, fakat onlar bizi yoldan saptırdılar.mı diyecekler?

Garip olan şu ki, Hizb-ut Tahrir, Müslümanlara Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in

صُومُوا لِرُؤْيَتِهِ وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِHilali görünce oruç tutun, hilali görünce iftar edinbuyruğu gereği aynı gün iftar edilmesini ve oruç tutulmasını farz kılan şeri hükme bağlanma çağrısı yaptığında, yönetimin borazanları, Müslümanlar arasında fitne ve tefrikaya çağırıyor iddiasıyla Hizbe ve gençlerine saldırdılar! Ne oluyor size ne biçim hüküm veriyorsunuz öyle?

Fetvasına ve Şeri hükme aykırı davranan, yozlaşmış yöneticilerin arzusuna uyan müftü, asıl Müslümanlar arasında tefrikaya çağırmıyor mu? Sömürgecinin çizdiği sınırlara bağlı kalarak ibadet vakitlerini siyasi anlaşmazlıklarına ipotek eden zorba yöneticiler, cemaati ve ümmeti parçalamıyorlar mı? Düşmanla birlikte dine karşı komplo kurmuyorlar mı?

Hizb-ut Tahrir, dinin ikamesine, safların bütünleştirilmesine, aynı gün oruç tutulması ve iftar edilmesine, dini ikame eden, Müslümanları birleştiren Nübüvvet metodu üzere Hilafet Devletinin kurulmasına çağırmıyor mu?

أَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِمِينَ كَالْمُجْرِمِينَ * مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَMüslümanları mücrimlerle bir tutar mıyız hiç? Ne oluyor size böyle, nasıl hükmediyorsunuz?[Kalem 35-36]

İşgal güçleriyle güvenlik koordinasyonu yapan yönetim, Müslümanları parçalama ve dinleriyle alay etme suçuyla yetinmedi. Bundan çok daha büyüğünü işledi. Güvenlik birimlerini gençlerin üzerine saldı. Ayak takımını ve borazanlarını gençlere karşı kışkırttı. Bazı camilerde bayram namazı kılınmasını yasakladı. Bazı gençleri gözaltına aldı. Camiye barbarca baskın düzenlemek için unsurlarını Azzun kasabasına gönderdi. Azzun kasabasına giriş, işgalle koordinasyonu gerektirir. Gönderilen bu unsurlar insanları terörize etmek için etrafa rastgele ateş açtılar.

Yönetimin işlediği suçlar günden güne artıyor. Girmediği hiçbir ahlaksızlık kapısı bırakmadı. Yahudiler lehine mübarek topraklardan vazgeçerek büyük bir suç işledi. Güvenlik birimleri kirlidir, zira Filistin halkına karşı işgalle güvenlik koordinasyonu halindeler. Kurumları mali ve idari yolsuzluklara batmıştır. Rezaleti yaymak için ülkeyi enine boyuna dolaşan yozlaşmış kurumlara koruma ve himaye sağlamaktadır... Bu suçlar, yönetim ve liderlerinin sadece hüsranını artıracaktır. Allah’a olan inancımız tamdır. Allah bu suçlulara ve işbirlikçilerine dünyada hüsran, ahirette ise azabı tattıracaktır. Şeytanın vesvesesini unutacaklar. Allah’ın izniyle bu yakındır.

Ey mübarek toprak halkı! Bu yıl Şevval ayının görülmesi duyurusu konusunda yaşanan anlaşmazlık, kasıtlıdır. Müslümanlar arasındaki tefrikayı perçinlemeyi, aralarındaki çürük mezhepçiliği güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu, aslında mezhepsel bölünmüşlüğü derinleştiren, Allah düşmanı ABD’ye uyarak İslam’la ve Müslümanların birliğiyle mücadele taahhüdünde bulunan Mekke zirvesinin pratik bir yansımasıdır... Geri kalan Kudüs ve diğer Filistin topraklarına karşın Doğu Kudüs’ü Yahudi varlığının bir hakkı olarak gören yönetimin de katıldığı Mekke zirvesinde Kudüs ve Allah’ın Elçisi’nin İsra’sına ihanetlerini vurguladılar.

Şeran muteber olan, görülmenin şeri yönden kanıtlanmış olmasıdır. Hilalin görüldüğü kanıtlanmışsa, oruç tutmak ya da iftar etmek farz olur. Yöneticilerin arzusuna göre dinle alay eden ulema-i rüsuma itibar edilmez. Oruç veya iftarın ispatında astronomik hesaplara itibar edilmeyeceğine dikkat edilmesi gerekir. Çünkü bu, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in açık hadisine aykırıdır. Hadiste oruç ya da iftarın görme ile farz olduğu belirtiliyor. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bize hilali nasıl gözetleyeceğimizi ve ayı nasıl hesaplayacağımızı öğretmiştir. Müslim, Abdullah bin Ömer’den rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

الشَّهْرُ تِسْعٌ وَعِشْرُونَ، فَإِذَا رَأَيْتُمُ الْهِلَالَ فَصُومُوا، وَإِذَا رَأَيْتُمُوهُ فَأَفْطِرُوا، فَإِنْ غُمَّ عَلَيْكُمْ فَاقْدِرُوا لَهُ Ay yirmi dokuzdur. Hilali gördüğünüzde oruç tutun, gördüğünüzde iftar edin. Eğer üzeriniz bulutlanırsa miktarını hesap edin.

Hilal, ayın yirmi dokuzunda gözetlenir. Görüldüğü şeri olarak kanıtlanırsa, şeri vecih üzere oruç tutulması ya da iftar edilmesi farz olur. Şayet hilal görülmezse, ay otuza tamamlanır. Hâkim, sahih bir isnatla İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

لَا تَسْتَقْبِلُوا الشَّهْرَ اسْتِقْبَالاً، صُومُوا لِرُؤْيَتِهِ، وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِ، فَإِنْ حَالَ بَيْنَكُمْ، وَبَيْنَ مَنْظَرِهِ سَحَابَةٌ، أَوْ قَتَرَةٌ فَأَكْمِلُوا الْعِدَّةَ ثَلَاثِينَ يَوْماً Ayı karşılamayın. Hilali görünce oruç tutun ve hilali görünce orucu bozun. Eğer hilalle aranıza bir bulut girerse otuza tamamlayın.

Sonuç olarak diyoruz ki Allah, itaatinizi, orucunuzu ve kıyamınızı kabul etsin. Umarız Allah, bize bir an önce zafer ve gerçek sevinci nasip eder. Ümmeti Muhammed, Allah’ın hoşlandığı iyiliğe, razı olduğu izzet ve hâkimiyete geçen her yıl biraz daha yaklaşıyor. Allah, dinini üstün kılmıştır. Kâfirleri, münafıkları, ajan yöneticileri ve zebanilerini de rezil rüsva etmiştir. Müslümanlar, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafetin gölgesi altında vahdetin tadını çıkaracaklardır.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُO gün Allahın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]

Devamını oku...

Mübarek Ramazan Bayramı Tebriki

Hizb ut-Tahrir / Ürdün Vilayeti Medya Bürosu, Hizb-ut-Tahrir Emiri Celil Âlim Ata b. Halil Ebu Raşta (Allah kendisini korusun), Ürdün halkı ve genel olarak Hizb-ut Tahrir gençlerinin mübarek Ramazan Bayramı’nı yürekten tebrik eder. Orucumuzu, ibadetlerimizi ve itaatlerimizi kabul etmesi için Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya dua ediyoruz. Umarız bir sonraki bayramı ümmet, La İlahe İllallah Muhammedün Rasûlullah bayrağı ve Nübüvvet metodu üzere Hilafet Devleti altında kutlar.

Ey Müslümanlar! Dünya Müslümanlarının yaşadığı kötü koşullar artık bir sır değil. Sömürgeci kâfir güçler, canlarına, servetlerine ve ülkelerine musallat oldular, acımasızca saldırdılar. Aşağılık yöneticiler, eğer sömürgeci güçlerin maşası olmasaydı, Amerika, Avrupa, Rusya ve Çin’deki şer ve zorba güçler, tek bir Müslümanın kılına bile dokunamazdı. Hain yöneticilerimiz, izzetimiz, onurumuz, kanımız ve dinimiz pahasına sömürgeci güçlere maddi, askeri ve ekonomik her türlü yardım ve imkânı sundu.

Kadir gecesinde ayrılık ve küfre bağlılık belirtilerine bizzat tanık oldunuz. Öyle ki bu yöneticiler, Körfez, Arap ve (İslami) olmak üzere birkaç gün içinde üç zirve düzenledi. Düzenlenen bu zirveler, Müslümanlar ve ülkelerinin parçalanmışlığının bir kanıtıdır. Bayrakların çokluğu, Hilafet Devleti devletçiklere parçalandıktan sonra ortaya çıkan sömürgecilik yönteminin devam ettiği anlamına gelir. Yöneticiler, ümmetin batılılaşmasının, parçalanmışlığının, düşmanlarına teslimiyetinin bekçisidir. Dahası ümmetin yeniden kalkınmasını ve bir İslam Devletinin kurulmasını önlemek için vardırlar. Çünkü İslam Devleti, orada burada ümmetin bedenine zerk edilen kanserli varlıkları ortadan kaldıracak ve Batı nüfuzunu ülkeden kovacaktır. Peki, elli yıldır İslami İşbirliği Teşkilatı ne yaptı? Zirvede 57 ülkenin 57 yöneticisi bir araya geldi. Onları bir araya getiren olgu, ümmet düşmanlarının ajanlığıdır. İslam’a ve Müslümanlara düşmanlıkları, daha fazla zillet ve hezimetten başka bir şey değildir. Allah Subhânehu ve Teâlâ Aziz Kitabında şöyle buyuruyor:

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعاً وَلَا تَفَرَّقُوا “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin.” [Ali İmran 103]

Ey Müslümanlar! Ey Ürdün halkı! İçinde bulunduğunuz durumdan kurtuluşun, Rabbinizin farz kıldığı şeyleri yerine getirmenin, birliğinize, izzetinize ve şerefinize yeniden kavuşmanın tek bir yolu var. O da Hilafet Devletini kurmak için Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in entelektüel ve siyasi çalışma metodunu izlemektir. Yöneticileriniz ve hegemonyalarına karşı kalkışmanın meyvelerini devşirmek için tek başına kitlesel hareket yeterli değil. Aksine kalkınma projesine ve anında uygulamaya hazır devlet anayasasına sahip bilinçli samimi siyasi bir liderliğin varlığı şarttır. Bugün bu ancak Hizb-ut Tahrir önderliğinde gerçekleştirilebilir. Hizb, halkına yalan söylemeyen bir liderdir. Öyleyse haydi, bu dini ikame etmek ve Nübüvvet metodu üzere Hilafet Devletini kurmak için Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışmaya katılın. Ve Bilin ki yerine getirilene kadar bu farz sizden düşmeyecek ve her bireyin boynunda asılı olarak kalacaktır. Hilafet kurulduktan sonra ise 57 Ruveybida yönetici ve 57 yapay bayrağın asılı olduğu büyük salonları artık göremeyeceksiniz. Artık buna gerek kalmayacak. Aksine Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bayrağının dalgalandığı tek bir merkezi karargâha, Halifeye, yardımcılarına ve yönetim organlarına tanık olacaksınız. Halifenin eylemleri dünya ülkelerinin ayakları altındaki yeryüzünü sarsacak, Müslüman ülkeleri kurtarmak için orduları seferber edecek, sömürgeci kâfirin tüm nüfuzunu yok edecek, ümmeti tek bir devlet altında toplayacak. Zenginliklerini, izzetini ve onurunu ümmete geri verecek, içeride ümmete İslam’ı uygulayacak, ümmetle birlikte hidayet, nur ve rahmet Risalet’i olarak bütün insanlığa İslam’ı taşıyacak, insanlığı tiran yöneticiler ve kapitalizmin karanlıklarından İslam’ın aydınlık ve adaletine çıkaracaktır.

Allah’tan temennimiz odur ki Kuran ayı olan Ramazan ayından sonra da Ramazan ayında olduğu gibi amelleriniz ve amellerimiz öylece devam eder. Allah’a ibadet, daha doğrusu Allah’ın zafer, hâkimiyet, halife kılma ve güvenlik vaadini yerine getirme çalışması Ramazan ayında olduğu gibi en yüksek düzeyde hatta Ramazan ayından daha yüksek düzeyde devam etmelidir. Çünkü uğrunda çaba sarf ettiğimiz amaca ancak Allah’a yardım ederek ve Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in metodu üzerinde yürüyerek ulaşabiliriz.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ “Ey iman edenler! Siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı savaşta sabit kılar.” [Muhammed 7]

Devamını oku...

RAMAZAN BAYRAMI ÖZEL MESAJI

  • Kategori Tanzanya
  •   |  

Şüphesiz mübarek Ramazan ayı yeni sona erdi. Allah Subhânehu ve Teâlâ bu günü ümmeti Muhammed’e özgü olarak Ramazan Bayramı ilan etti. Bu vesileyle Hizb-ut Tahrir / Tanzanya, özelde Tanzanya genelde tüm Müslümanların bayramını tebrik ediyor. Allah, orucumuzu, kıyamımızı ve namazımızı kabul etsin. Şüphesiz O, Dualarımızı İşitir ve İcabet Eder.

Ey Müslümanlar! Ramazan ayı boyunca amellerinizde helal ve haram kriterine bağlı kaldınız. Oruca, kıyama, hayırseverliğe ve iffete özen gösterdiğiniz. İslam’a yürekten bağlandınız... Biz, bunun tanığıyız. Bütün bunlar iyi şeylerdir. Ancak Allah’ın emirlerine uyma, yasaklarından kaçınma yükümlülüğü Ramazan ayı ile sınırlı değil, aksine bütün yıl boyunca bu farzdır. Keza bu yükümlülük, sadece ritüellerle de (İbadetler) sınırlı değildir, aksine hayatın tüm yönlerini kapsar; Namaz ile ticaret, oruç ile alışveriş, ahlak ile ceza sistemi aynıdır. Hepsi de uyulması gereken şeri hükümlerdir. Çünkü hepsi de Yüce Allah’tandır ve bu şeri hükümlere bağlılık, Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya itaat ve ibadet kavramının hayat bulmasıdır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا ادْخُلُوا فِي السِّلْمِ كَافَّةً “Ey iman edenler! Hep birden barışa (İslam’a) girin” [Bakara 208] وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ “Ve sana yakin (ölüm) gelene kadar Rabbine ibadet et!” [Hicr 99]

Bu nedenle İslam, eksiksiz ve kapsamlı bir şekilde ele alınmalı ve ölünceye kadar tüm hayatımızda bizi yönetip kontrol etmelidir. Peki, Müslümanlara ne oluyor da bazı hususlarda şeri hükümlere uyuyor, bazılarında uymuyorlar veya belirli zamanlarda İslam’a göre hareket ediyor, diğer zamanlarda etmiyorlar?

Ey Müslümanlar! Bilin ki Ramazan Bayramı gününde Allah Subhânehu ve Teâlâ sizin için bazı temiz şeyleri helal kılmıştır. Bu günde yiyiniz içiniz ama israf etmeyiniz. Allah, müsrifleri sevmez ve ailenize genişlik gösterin. Yoksulların, dulların ve yetimlerin kalbine neşe verin. Akrabalarınızı ziyaret edin, hasta ve tutuklulara şefkat gösterin ve başarı için iyi şeyler yapın. Ayrıca bilin ki bayram, güzel kıyafetler giymek için değildir, kıyamet gününden korkanlar içindir. Bu nedenle eşleriniz ve kızlarınızın bayram bahanesiyle dışarıya uygunsuz kıyafetlerde çıkmalarına izin vermeyin. Bu durumda Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın yasaklarını çiğnemiş olurlar.

ذَلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللَّهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّهِ “Kim Allah’ın yasaklarına saygı gösterirse, bu Rabbinin katında kendi iyiliğinedir.” [Hac 30]

Ey Müslümanlar! Şüphesiz doksan sekiz yıldır Hilafetsiz Ramazan kutluyoruz. Hilafet, Müslümanları Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın Şeriatına göre yönetecek, ülkeleri birleştirecek ve İslam’ı dünyaya bir Risalet olarak taşıyacaktır.98’inci Ramazan da bitti, ama ortada işlerinizi güdecek, kanlarınızı, zenginliklerinizi, evlerinizi ve onurunuzu koruyacak bir Hilafet yok. Bugün dünyanın farklı yerlerinde saldırıya maruz kalıyorsunuz, kanlarınız akıtılıyor, zenginlikleriniz yağmalanıyor, onurunuz ihlal ediliyor... Bunların canlı kanıtı, Doğu Türkistan, Yemen, Filistin, Orta Afrika, Myanmar, Keşmir, Afganistan, Somali, Mali, Libya, Suriye ve diğer ülkelerde yaşanan vahşetlerdir... Bu size Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu hadisini akıllarınıza getirmiyor mu?

إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِİmam ancak bir kalkandır. Onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur.” [Müslim]

Hizb-ut Tahrir / Tanzanya olarak biz, görkemli bayramınızı tebrik ediyor, tüm insanları kapitalist emperyalist sisteme göz yummamaya, İslami yasaların adaletini, insanlığın sorunları için ortaya koyduğu kalıcı çözümleri anlayıp kamuoyuna taşımaya çağırıyoruz. Yanı sıra özellikle İslami ülkelerdeki Müslümanları, soylu İslam davasını taşıma görevlerini yerine getirmeye davet ediyoruz. Çünkü İslami hayatın yeniden başlatılması ve Nübüvvet metodu üzere Hilafetin yeniden kurulması bütün insanlığı zulüm ve karanlıklardan kurtaracaktır. Ve o gün müminler sevineceklerdir.

Devamını oku...

Amerikan İşgali ve Uygulanan Demokrasi, Afganları ve Siyasi Liderleri Siyasal Açmaza Soktu

Afganistan’daki siyasi kargaşa önemli ölçüde kötüleşti. Afganistan Meclis Başkanının atanması, büyük çekişmelere neden oldu, etnik çatışmaları tırmandırdı. Devlet başkanının görev süresi 22 Mayıs 2019’da sona erdi. Devlet Başkanı adayları ve siyasi muhalefet, hükümetin görevde kalmasının anayasaya aykırı olduğunu söyledi ve Eşref Gani’yi istifaya çağırdı. Muhalefet gösterilerini engellemek isteyen hükümet, Afganistan’ın başkenti Kabil’i etrafı askerler ve ağır silahlarla kuşatılmış bir kaleye dönüştürdü. Ayrıca ABD’nin, siviller ve iktidar karşıtlarına yönelik hava saldırıları, görülmemiş bir şekilde arttı. Sayısız masum sivilin ve Afgan güvenlik güçlerinin hayatını kaybetmesini ve yaralanmasına yol açtı. Taliban ile barış görüşmelerinde Amerikalılar, iddialara göre Afganistan’da El Kaide ve DAEŞ faaliyetlerinin arttığını söyledi. Oysa ülke genelinde yaşanan yoksulluk, işsizlik, suçlar ve büyük yolsuzluklar, Afganları berbat bir şekilde kedere boğmaktadır. Afgan para birimi dolar karşısında müthiş değer kaybetti.

Eşi benzeri görülmemiş statüko, böylesi çalkantılı kritik durumlarda bariz kararlar alma kararlılıkları dumura uğrayan siyasi liderlerin, etkili aşiret ve siyasilerin siyasal sır perdesini üzerlerinden kaldırdı. Sonuçta Afganlar, art arda yaşanan krizlerden etkilendi. Bununla birlikte her suç ve / veya kötü olay, siyasi liderlerin duygusal tepkileriyle karşılaştı. Ancak çabucak unutuldu. Felaketlere kalıcı çözüm bulmak için hiçbir adım atılmadı. Her felaket sonrası siyasi liderler ve insanlar rutin işlerine geri döndüler ve başka bir olay, suç ve felaketlerin zuhur etmesini beklediler. Bu tür krizler, insanları içeriden yıkar, ancak ABD ve kuklaları, bölgesel hedeflerine erişmek için devam etmekte olan durumu bir sıçrama tahtası olarak kullandı. Gelecekte art arda ortaya çıkacak olaylara ve kurulacak kumpaslara hazırlamak için halkı ve siyasi liderleri gergedanların üzerine saldı.

Gerçek şu ki ABD politikası, Afganistan’da siyasi kargaşa ve kaos çıkarmak üzerine kuruludur. Amaç, sonunda halkı gerekli talimat ve yaklaşımlarına uymaya zorlamaktır. Mevcut krizlerin kaynağı, Amerikan işgali ve demokratik sistemin uygulanmasıdır. Bu yüzden Afgan Müslümanları, inanç ve değerlerine aykırı demokratik siyasal düzeni uyguladıkları sürece durum giderek daha da kötüleşecektir. İnsanlar, inanç ve değerleriyle çelişen siyasal sistemi uygularlarsa, sonuçta bu, uzun vadede siyasal bir çıkmaza girmelerine yol açacaktır. Bu nedenle Afganistan Müslümanları, işlerini İslami değerler ve düşüncelere göre güdecek ve yönetecek bir sistem kurmak için çalışmalıdır. Eninde sonunda İslam, onları bu felaket ve kaotik durumdan kurtaracak, bağımsız siyasi karar alma ve karar vermelerini sağlayacaktır.

Devamını oku...

Mekke'deki Zirve; “Sudan Halkının Tercihlerini Destekliyoruz”

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

HABER-YORUM

(Tercüme)

Mekke'deki Zirve; “Sudan Halkının Tercihlerini Destekliyoruz”

Haber:

Mekke'deki çalışmalarını tamamlayan zirvede; Sudan halkının seçimlerine, gelecekleriyle ilgili kararlarına ve halkın çıkarına yönelik kararları memnuniyetle karşıladıklarını, ayrıca devlet kurumlarının korunmasına destek verildiği açıklamasında bulunuldu. (Sudan 02-06-2019)

Yorum:

Sudan halkının seçimi seçeneklerden bir seçenek değil, mecburi bir seçenektir. Sudan halkı servet ve gelir kaynakları bakımından zengin bir ülkede onurlu, adaletli, iyi ve mutlu bir yaşam için can atıyor. Halk adaletin yalnızca Rabbimiz tarafından gönderilen İslam ve hükümlerinde olduğunu biliyor.

Ey sömürgeci kâfir Batı’nın kuklaları! Sizler Sudan halkının özlemlerini yok etmek için çalışıyorsunuz. İddia ettiğiniz gibi sizler tüm Müslüman halkları temsil etmiyor, hatta sizler sadece Batıyı temsil ediyorsunuz. Bu nezih ülkeyi kuşatıp, yaptırım uygulayan ve terörü destekleyen devletler listesine koyan kâfir Amerika, Sudan halkına hayır gelmesini asla istemez.Eski ve ardından gelen kuklalar, Amerika’nın istediklerini ve mevcut olan laikliği uygulamaktır. Amerika, Güney Sudan'ı kuklası Beşir’le ayırmayı başardıktan sonra ülkeyi parçalanmaya ve bozulmaya sevk etti.

Sudan’da, eski rejimin uzantısı olarak Suudi Arabistan, Mısır ve askeri cuntanın temsil ettiği Amerikan kuklaları ile sahte bir şekilde hukuk devleti istediğini iddia eden sözde özgürlük ve değişim isteyen İngiliz kuklaları arasında keskin bir kutuplaşma olduğuna bizler şahit oluyoruz. Aslında, her iki kutupta bariz bir şekilde İslam'ı Sudan'daki siyasi hayattan tamamen yok sayan laiklik istiyorlar. Askeri cunta her ne kadar teşrinin esas kaynağı İslam’dır dese de aslında sözleriyle insanları aldatmaya çalışıyorlar. Zira onlar laikliği istiyorlar. İslam hükümlerden başka bir şey istemeyen ümmetten korkuyla uygulanan aldatmaca tüm İslam beldelerinde aynıdır.

Amerika ve İngiliz kuklalarına şunu diyoruz; Sudan ve halkından ellerinizi çekin. Nübüvvet Metodu üzeri İkinci Râşîdi Hilafet kurularak İslamî yönetimin nasıl geri döneceğine, adaletin nasıl tecelli edileceğine ve halkın adil doğru bir şekilde siyaset edilmesine herkes şahit olacaktır. Böylelikle radikal bir şekilde değişimin ardından sömürgeci kâfir Batı'nın, kukla ve uşaklarının Sudan’dan kökünün kazınacağını gibi, Hilafetin gölgesinde tüm Müslüman beldelerin birleşmesiyle de tüm beldelerden kökleri kazınacak, bugün İslam’a düşman olan kâfirlere bile İslâm'ın hayrı ve hidayeti ulaşacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

İbrahim Osman (Ebu Halil)

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER