Cuma, 13 Sha'aban 1440 | 2019/04/19
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Ürdün Rejiminin Baskıcı Güçleri, Hilafet Konferansını İptal Etti

Bir dizi panel için hazırlıklar yapılmışken ve daha sonra etkinlik Recep ayı, Hilafet ayıdır. Yıldönümünde Hilafeti yeniden nasıl kurarızbaşlıklı konferansa dönüşecekken Amman’daki güvenlik güçleri, salonu kapatarak, salon sahibine 29 Recep 1440 Cuma günü hiçbir etkinliğe izin vermemesini söylediler.

Küfrün başı İngiltere tarafından kurulduğundan bu yana bu rejim ve baskıcı güçleri, bütün cesaret ve cüretiyle dünyanın her köşesinde Allah’la, diniyle ve dava erleriyle mücadele etmektedir. Rejim, küfür ve kâfirlere son derece sadıktır. Küfre hizmette, sonuna kadar Allah’ın dini İslam ile mücadelede kararlıdır. Hapsetmek, tutuklamak, evlere baskı düzenlemek, gecenin karanlığında evlerin saygınlıklarını ihlal etmek için dava erlerini takip etmektedir. Evlerin hiçbir saygınlığını gözetmiyor. En son rejim, iki gün önce değerli eğitimci Velid Hicazat’ı tutukladı, evine baskın düzenledi, çocuklarını darp etti, insan yapımı yargı kararlarından sonra bile onlardan kefalet aldı, onları ev hapsine koydu.

Allahım, Sana sığınıyoruz. Bu Senin bizim için seçip beğendiğin dinindir. Onların tuzaklarını başlarına geçir. Senin davetin ve Senin dava erlerine karşı savaşanlar hakkında o acayip kudretini bize göster. Bize zulmedenlere karşı bize yardım et ve bize şu durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla. Şüphesiz Sen işiten ve icabet edensin.

Devamını oku...

Mali’deki Katliamda 160 Kişi Öldürüldü

Mali’deki askeri kaynaklar, 23 Mart Cumartesi günü ülkenin orta kesiminde yaşayan Fulani kabilesi mensubu 160’dan fazla kişiyi katlettikleri iddiasıyla beş kişinin tutuklandığını açıkladılar. Arazi yüzünden Fulani kabilesi ile büyük bir anlaşmazlık yaşayan avcı kabile Dogonların, Mopti kenti yakınlarındaki Fulanilere ait Ogossagou köyünde katliamı işlediklerinden şüpheleniliyor... Yerel danışman Amadou Diallo, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Yeni kayıplarla birlikte ölü sayısı 160’a yükseldi, muhtemelen daha da yükselecektir” dedi ve saldırının “etnik temizlik” olarak algılanabileceğini söyledi.

Pazartesi günü AFP muhabiri, birçok evin tamamen yanmış ve cesetlerin yerlere saçılmış olduğunu belirtti. Katliamdan sonra geçen Cumartesi günü cesetleri sayılmasına yardımcı olan ve yakılmadan önce çocuklar ve kadınların evlerde tutulduğunu söyleyen başka bir tanık, Kimseye acımadıklarını, benzin dökerek her şeyi yaktıklarını ve hareket eden her şeyi silahla öldürdüklerini.ifade etti. Kurtulan 75 yaşındaki Ali Diallo, “Hayatımda hiç böyle bir şey görmedim. Gelip ateş açtılar, evleri yaktılar ve bebekleri öldürdüler.diye konuştu. Kurbanların vurularak öldürüldüğü ya da başlarının palalarla kesildiği korkunç bir saldırı gerçekleştirdiler. Kimse onları bundan alıkoyamadı. Bu acımasız saldırı, güvenlik ve istikrarı sağlamak amacıyla Mali’ye gelen BM’ye bağlı 15.000 MINUSMA barış gücü ve düzenli Mali kuvvetlerinin varlığına rağmen gerçekleşmiştir.

Maliye Bakanı İbrahim Boubakar Keita yaptığı açıklamada güvenlik vaatlerini yineledi ve “Burada güvenliğe ihtiyacımız var. Bu bizim görevimizdir.” dedi ve “adaleti sağlama” taahhüdünde bulundu. Halkın güvenliğini sağlamak yerine bakan, sömürgeci Batıdan yardım istedi ve bölgede Batının çıkarlarını koruyan zayıf tahtının yıkılmasının yaratacağı sonuçlar konusunda uyarılarda bulundu. Dışişleri bakanı ise güvenlik veya emniyeti sağlayamayan BM güçlerinin Mali’den çekilmemesi konusunda ısrarcı oldu ve MINUSMA gücünün bir kısmının geri çekilmesinin Mali’deki çatışmayı sona erdirmek için elde edilen -kırılgan- kazanımları tehlikeye atabileceği konusunda uyardı. Maiga Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada “Ülkemiz terörizmtehdidine karşı bir set görevi görüyor. Bu hareketin sınırlarımız ya da kıta ötesine geçebilme kabiliyeti ya da kapasitesini küçümsememeliyiz.dedi. Ülkenin büyük kesiminde kontrolü kaybeden ve güvenlik konusunda başarısızlığını açıkça ilan eden bir hükümet hangi güvenliği sağlamaktan bahsediyor?

Şiddet eylemlerinin Mali’de yeni olmadığı biliniyor. Kuzeyde silahlı çatışmaların başlamasıyla ve hükümet karşıtı grupların büyük şehirlerde kontrolü sağlamasıyla 2012’den bu yana şiddet tekrarlanmaktadır. Ancak uluslararası güçler desteğinde Fransa’nın müdahalesi, bölgedeki gerginliğin boyutunu iyice artırmıştır. Koşullar son zamanlarda olağan gerginlik durumundan ülkenin orta kesiminde acımasız bir etnik temizlik karakterine doğru evirilmiştir. Kayda değerdir ki Fulani Müslümanları, 2012’den beri zaman zaman tekrarlana gelen Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki etnik temizlik dalgası sırasında sistematik ağır işkencelere maruz kalmışlardır. Öyle ki savunmasız sivilleri katleden silahlı gruplar, köyleri ve kasabaları yakıp yıkmıştır.  Hem de Fransız müdahalesine ve 14.000’den fazla BM barış gücünün askeri desteğine rağmen.

Bosna Hersek, Endonezya, Burma ve zorbaların egemen olduğu diğer Müslüman ülkelerde sömürgeci kâfirin Müslümanlar üzerinde yol bulduğu her ülkede aynı trajediler yaşanıyor. Müşriklerin ateşiyle aydınlanan, yolsuzluk ve anarşiyi körüklemek, ırkçılık ve mezhepçilik afetini yaymak üzere ülkelerini sömürgeci kâfire terk eden liderlerin çabaları fayda etmeyecektir.

İslami fikirlerin toplumda yerleştirilmesi, var edilmesi, insanların ilişkilerinde egemen kılınması, mezhepçilik ve kindar bölgeselcilik düşüncesinin sona erdirilmesinin, Müslüman ülkeleri yeniden güvenlik ve emniyete kavuşturmanın sigortasıdır. Bunu gerçekleştirmenin yolu, zalimlerin işlerimizi idare etmesine engel olmak, Rabbimizi razı etmek ve her iki yurtta da mutlu olmak için yeryüzünde Allah’ın Şeriatını uygulamaktır. Allahım, öfkeni ve gazabını bizden kaldır. Bizi ve ülkemizi koru.

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti’nden Bir Heyet, “Hilafet, Doğu Türkistan’ı Özgürlüğe Kavuşturacak ve Uygur Müslümanlarını Mücrim Çin Zulmünden Kurtaracaktır.” Başlıklı Basın Açıklamasını Çin’in Amman Büyükelçiliğine Teslim Etti

Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti’nden bir heyet, 25 Recep 1440 / 01 Nisan 2019 Pazartesi sabahı Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi tarafından yayınlanan Hilafet, Doğu Türkistan’ı Özgürlüğe Kavuşturacak ve Uygur Müslümanlarını Mücrim Çin Zulmünden Kurtaracaktır.başlıklı basın açıklamasını Çin’in Amman Büyükelçiliğine teslim etti.

Yapılan basın açıklamasında şöyle deniliyor: “Dini ritüelleri ve Ramazan ayında oruç tutulmasını yasaklayan, camilere kilit vuran, İslami görüntülere savaş açan Çinli yetkililer, Müslümanları dinlerinde fitneye uğratıyorlar. Hatta terörle mücadele, beyin yıkımave eğitim bahanesiyle yapılan operasyonlar kapsamında milyonlarca Müslümanı devasa toplama kamplarına yığdılar...

Müslümanlar haksızlık karşısında uyumazlar. Yaşadıkları sendeleme, yaz yağmuru gibidir. Allahın izniyle yakında kurulacak olan Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet, Doğu Türkistandaki mazlum kardeşlerimize yardım edecek, onlara zulmeden ve düşmanlık yapan herkesi muhasebe edecektir. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِİmam ancak bir kalkandır. Arkasında savaşılır ve onunla korunulur.O zaman ne Çin ne de bir başkası bir Müslümana eziyet etmeye cesaret edemeyecektir, çünkü kısasa misliyle kısas yapılacağının bilincinde olacaktır. Allah, güçlü ve azizdir.

Devamını oku...

Gönüller Hilafetin Geri Dönüş Özlemi ile Yanıp Tutuşuyor, Öyleyse Geri Dönüşü İçin Kolları Sıvayın

  • Kategori Ürdün
  •   |  

28 Recep 1342’de küfrün başı İngiltere, hain Arap ve Türklerin işbirliğiyle Hilafet Devletini yıktı. Bundan 98 yıl önce mücrim Mustafa Kemal, İslami Hilafeti ilga etti. O tarihten bu yana İslam ümmeti Rabbin Kitabı ve Peygamberin Sünnetine göre hükmeden bir çobandan yoksundur. Dahası sömürgeci kâfir, ümmetin tepesine emirlerine karşı gelmeyen, emredileni yapan, satranç tahtasındaki piyonlar gibi dilediği zaman hareket ettiren bir grup ajan ve kukla dikti... Doksan sekiz yıldır İslam ümmeti, çer çöp gibidir. Kâfir ve ajanları, gücünün sırrı ve izzetinin kaynağı olan İslam ve Hilafet Devletini yıktıktan sonra ümmetin hiçbir ağırlık ve değeri kalmamıştır.

Hilafet Devleti, on üç yüzyıl boyunca hüküm sürdü. Yeryüzünün dört bir köşesine adalet ve iyiliği yaydı. Dost düşman herkes buna tanıklık etti. Ulusların kaynak ve servetinde gözü olan zalim bir devlet değildi. Aksine adaleti ikame ediyor, Allah ve Rasûl’üne itaat ederek yeryüzünde iyiliği yayıyordu. İslam’ın yayılmasıyla dünyanın en ücra köşesine adalet ve iyilik yayıldı. On üç yüzyıl boyunca ümmet, izzet ve hâkimiyet içinde yaşadı. Allah’ın mükellef kıldığı misyonu icra ediyor, İslam’ı ve adaleti yayıyordu. Gerçekten âlemlere bir rahmet ve ışık olmuştu. Fakat kâfirler ve hain işbirlikçileri, ümmete karşı komplo kurdular. Ümmete darbe vurmak ve bitirmek için gecelerini gündüzlerine kattılar. Bunu başardıklarında, Müslüman ülkeler açgözlülerin talanı haline geldi. Vücudu paramparça oldu. Varlığı yıkıldı. Filistin kaybedildi, Allah’ın en aşağılık yaratığı Yahudiler tarafından Mescidi Aksa kirletildi. Ümmet, tek bir devlet ve tek bir bayrak altında tek bir akideye göre yaşayan bir ümmet iken, sözde devletçiklere bölündü. Her bir devletin kendine ait renkli bir paçavrası ve sömürgeci kâfir yapımı anayasası oldu. Başına işi sömürgeciliğine hizmet etmek, İslam ile savaşmak, ümmetin zenginlik ve olanaklarını sömürgeciliğe peşkeş çekmek olan ajan yöneticiler getirildi.

Ey Müslümanlar!

Kâfir, işbirlikçileri ve ajanları, namaz, oruç ve hac nedeniyle size savaş açmış değiller, aksine Allah’ın sizin için seçip beğendiği yönetim sistemine (Hilafet) ile mücadele etmektedirler. Çünkü ümmete gücünü iade edecek olanın Hilafet olduğunu biliyorlar. Çünkü Hilafet, onurları koruyacak, İslam’ı himaye edecek, yokluğunda maruz kalınan zulüm ve haksızlığı Müslümanlardan kaldıracaktır. Bu yüzden kâfirlerin, İslam’ı insanların referans alacağı, anayasa ve yasamaları olacağı bir sistem haline getirmek için çalışan siyasal İslam ile mücadele kaygılarının olduğunu görüyorsunuz.

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّىٰ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجاً مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيماً “Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.” [Nisa 65] İslam’a karşı savaşları, yönetime karşı bir savaştır, yaşamın her alanında uygulanması gereken siyasal bir sistem olarak İslam’a karşı bir savaştır.

Ey Ürdün halkı!

Yaşadığınız, hissettiğiniz ve gördüğünüz gerçeklik budur: Zillet, kölelik ve kâfir Batı uşakları tarafından mallarının yağmalaması. Davanız, bir somun ekmek ya da yaşam koşullarını iyileştirmeden ziyade maruz kaldığınız hastalığın nedenini ortadan kaldırmak ve yok etmek olmalıdır. Bunun dışında sarf edilen her türlü çaba, Müslümanları varlık yokluk meselesinden ve bu gerçekliği kökten değiştirme olgusundan saptıracak, Hilafeti kurma, İslami hayatı yeniden başlatma, ümmetin aramızdan seçeceği bir Halifenin yönetimi ve Rabbimizin Şeriatının uygulanması konusundan sarfı nazar edecektir. İrade göstermeleri halinde Müslümanlar, bu zararlı rejimleri ortadan kaldırabilecek güçte ve enerjidedir. Bu rejimlerin devrilmesi talebiyle Tunus, Cezayir, Mısır, Suriye, Yemen ve diğer ülkelerde sokaklara çıkan milyonlarca insan bizden uzakta değil. Bu insanlar, iktidardaki zebanilerin, Tağuti yandaşlarının kendilerine her şeyi yapacaklarını bildikleri halde verilecek fedakârlıkları hiçe saydılar. Bu onların sokaklara çıkmalarını, Allah’ın kanununa göre yönetmeyen bu kukla rejimlerin devrilmesi için camilerde avazları çıktığı kadar bağırmalarını engelleyemedi.

Ey İnsanlar!

On yıllardır iyi bildiğiniz Hizb-ut Tahrir, size asla yalan söylemeyen bir liderdir. Asla ödün vermemiş ya da geri adım atmamıştır, aksine yerleşik dağlar gibi sapasağlamdır. Bu kayıp farzı, daha doğrusu farzların tacını ümmete açıklamak için gecesini gündüzüne katmaktadır. Bu farz ile ancak diğer farzlar doğru şekilde yerine getirilebilir. Mescidi Aksa’yı kurtaracak ordulara Halifeden başka kim komutanlık yapabilir? Yeryüzünün doğusu ve batısındaki Müslümanların maruz kaldığı katliam ve zulmü Halifeden başka kim def edebilir? Yaklaşık yüzyıldır geçersiz olan Allah’ın Kitabını kim uygulayabilir? Hükümlerini kim diriltebilir? Anayasa ve sistemini kim uygulayabilir? Halife ve Hilafet Devletinden başka kim yapabilir bunları? Bu nedenle Hizb-ut Tahrir’in Hilafet çalışmasını uğraş ve amaç haline getirmesi şaşırtıcı değildir ve Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bu ümmete yönelik şu müjdesi gerçekleşene kadar da öyle devam edecektir.

ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ“Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.” Nübüvvet metodu üzere Hilafetle yeryüzünde Allah’ın dini geçerli olana kadar ümmetten ve ordulardan kendisiyle birlikte çalışmalarını istemeye devam edecektir.

Hilafet, büyük bir iştir, çok görkemlidir, onu terk etmek ve onun için çalışmayı bırakmak en büyük günahlardan biridir. Bu konuda Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu sözü yeterlidir:

وَمَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ، مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً“Kim boynunda biat halkası olmadan ölürse cahiliye ölümüyle ölmüş olur.” [Müslim] Biat, sadece Halifeye olur, Halifenin varlığı ile Müslümanların boynunda biat var olur.

Kuşkusuz Hizb-ut Tahrir, Hilafet kuruluncaya kadar bu yolda yürümeye devam edecektir. Bu nedenle ey Müslümanlar! Yeryüzünde Allah’ın dinini ikame etmek için hadi bizimle birlikte çalışmaya koşun. Gelin ey Müslüman ordular! Bu yüce farzı ikame etmek için ellerinizi ellerimiz üzerine koyun. Aziz ve Kavi olan Allah’a güvenin ve bilin ki inananlara Allah’ın zaferi yakındır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ “Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasûl’ünün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Uluslararası Toplumun Politikalarının İzlenmesi ve Serbest Piyasa Sisteminin Uygulanması Afganistan’daki Yoksulluğu Ciddi Şekilde Artırdı

Afganistan Ulusal İstatistik ve Bilgi İdaresi tarafından yayınlanan yeni rapora göre Afganistan’ın nüfusunun yarısından fazlası, yaklaşık 18 milyon insan, “kapsamlı ve çok boyutlu” bir yoksulluk yaşıyor.

Biz Afganistan’da yoksulluk sayısındaki artışın, serbest piyasa sisteminin uygulanmasından, özellikle Dünya Bankası (WB), Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi uluslararası toplumun politikalarının izlenmesinden, Afgan hükümetinin bu kurumlara bağlılığından kaynaklandığını biliyoruz. Çünkü son zamanlarda uluslararası toplum, Afganistan’da özel sektör ve vergi reform sisteminin güçlendirilmesi ve geliştirilmesi konusuna odaklanmıştır. Bu kurumlardan gelen son raporlara göre, Afgan hükümetinin bu alanlarda kaydettiği ilerleme takdirle karşılanmıştır.

Bu kurumların talimatına göre Afgan hükümeti, tüccarlara, sanayicilere ve işçilere ağır vergiler getirilmesi, ithalat gümrük vergilerinin üçe katlaması, mobil kontör kredi kartlarından yüzde 10 ücret alınması gibi çeşitli vergiler koydu. Bütün bunlar, Afganistan’da yaşamı ciddi şekilde zorlaştırdı, Afganistan’da yoksulluk, işsizlik oranı ve ceza gerektiren suçların ciddi şekilde artmasına neden oldu.

Aslında Afgan hükümeti, halkın temel ihtiyaçlarını defalarca karşılayamamıştır. “Halkın gıda maddelerini iyileştirme” sloganının hatalı olduğu kanıtlanmıştır. Çünkü hükümetin önceliği, Afgan halkının yaşamını iyileştirmek, ihtiyaçlarını ve sorunlarını gidermek yerine uluslararası kurumların politikalarını uygulamak ve rızalarını almaktır. Bu kötüleşen durumun bir sonucu olarak yoksulluk dramatik bir şekilde artacak ve bu da Afganistan’daki vekâlet savaşını daha da ilerletmek için ABD ve NATO’nun savaşçı devşirme sürecini ekonomik olarak kolaylaştıracaktır.

Devamını oku...

Çin Devleti ve Yetkilileri, La İlaha İllallah Bayrağından Korktu

02 Nisan 2019 Salı günü Hizb-ut Tahrir / Kenya, Kenya’daki Çin Büyükelçiliği’ne bir heyet gönderdi. Hizb-ut Tahrir / Kenya Merkezi Temas Komitesi Başkanı Arkauddin Yassin başkanlığındaki heyete Hizb Tahrir / Kenya Medya Temsilcisi Shabani Mwalimu eşlik etti. Heyet, Nairobi’deki elçiliğe yerel saatle sabah saat 8: 56’da vardı.

Elçilik, Hizb-ut Tahir’in resmi açıklamalarının logosu olan Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in La İlahe İllallah bayrağını görür görmez Çin devletinin Uygur Müslümanlarına yaptığı baskı ile ilgili bildiriyi almayı ya da kabul etmeyi reddetti. Hizb-ut Tahrir / Kenya, büyükelçiliğin bu hareketine pek şaşırmadı, çünkü bu, dünyadaki tüm baskıcı otoritelerin normudur. Bu, Çin devletinin İslamiyet gerçeği karşısında kibir ve küstahlığının bir işaretidir! Hizb-ut Tahrir, dünyadaki tüm yozlaşmış rejimlerin Müslümanlara karşı işlediği iğrenç suçları dile getirme konusunda daima en ön saflarda yer alacaktır.

Mektup, Hizb-ut Tahrir / Merkezi Medya Ofisi tarafından yayınlanan Hilafet, Doğu Türkistanı Özgürlüğüne Kavuşturacak ve Uygur Müslümanlarını Mücrim Çin Zulmünden Kurtaracaktırbaşlıklı bir basın açıklamasıydı. Basın açıklamasında şöyle deniliyordu: Dini ritüelleri ve Ramazan ayında oruç tutulmasını yasaklayan, camilere kilit vuran, İslami görüntülere savaş açan Çinli yetkililer, Müslümanları dinlerinde fitneye uğratıyorlar. Terörle mücadele, beyin yıkımave eğitim bahanesiyle yapılan operasyonlar kapsamında milyonlarca Müslümanı devasa toplama kamplarına yığdılar. Aydınları, bilim adamlarını, düşünürleri ve üniversite profesörlerini tutukladılar. Bütün bunları, korku yaymak, Müslümanların yüreğine korku serpmek, İslam dinine bağlılıklarını hafifletmek ve boyun eğmelerini sağlamak için yaptılar.

Mektup, Allah’ın izniyle yakında kurulacak Nübüvvet metodu Raşidi Hilafetin Doğu Türkistan’daki mazlum kardeşlerimizin yardımına koşacağını, onlara zulmeden ve karşı duran herkesi hesaba çekeceğini diyerek son buluyordu. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ İmam ancak bir kalkandır. Onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur.

O zaman ne Çin ne de başka biri, bir Müslümanı incitemeyecek, çünkü yaptıkları her şeyin iki misliyle kendilerine geri döneceğinin bilincinde olacaklardır. Allah aziz ve güçlüdür.

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Mübarek Toprak Filistin’den Bir Heyet, Çin’in Ramallah Büyükelçiliğine Doğu Türkistan Müslümanları İle İlgili Bir Mektup Teslim Etti

Hizb-ut Tahrir / Mübarek Toprak Filistin’den bir heyet, 26 Recep 1440 / 02 Nisan 2019 Salı günü Çin’in Ramallah Büyükelçiliğine Uygurlar ve tüm Doğu Türkistan Müslümanlarına uygulanan sistematik baskı ve zulüm politikasının akıbetinden sakındıran bir mektup teslim etti.

Teslim edilen mektup, Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi’nin Hilafet, Doğu Türkistan’ı Özgürlüğe Kavuşturacak ve Uygur Müslümanlarını Mücrim Çin Zulmünden Kurtaracaktırbaşlıklı yayınladığı basın açıklamasıydı. Basın açıklaması, Arapça, İngilizce ve Çince olmak üzere üç dilde teslim edildi.

Açıklamada şöyle deniliyor: Müslümanlar, haksızlık karşısında uyumazlar. Yaşadıkları sendeleme, yaz yağmuru gibidir. Allahın izniyle yakında kurulacak olan Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet, Doğu Türkistandaki mazlum kardeşlerimizin yardımına koşacak, onlara zulmeden ve düşmanlık yapan herkesi muhasebe edecektir. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِİmam ancak bir kalkandır. Arkasında savaşılır ve onunla korunulur.O zaman ne Çin ne de bir başkası bir Müslümana eziyet etmeye cesaret edemeyecektir, çünkü kısasa misliyle kısas yapılacağının bilincinde olacaktır. Allah, güçlü ve azizdir.

Heyet ayrıca Çin hükümetini tarihten ibret almaya çağırdı. Çin’i cizye vermeye zorlayan Hilafetin çok yakında Allah’ın izniyle kurulacağını, Doğu Türkistanlı kardeşlerimize yapılanları unutmayacağını, yardımlarına koşacağını ve haydut Çin yöneticilerinin zulmünü ortadan kaldıracağını vurguladı. Onun için Müslümanlara kötülük yapmaktan vazgeçmesi Çin’in iyiliğinedir.

Devamını oku...

Hilafetin Yıkılışının 98. Yıldönümünde Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti’nin “Laiklik Karşısında Âlimlerin Rolü” Başlıklı Yıllık Konferansı

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti, 24 Recep 1440 / 31 Mart 2019 Pazar günü Hilafetin yıkılışının 98. yıldönümünde yıllık konferansını düzenledi. Konferansa Lübnan genelinden birçok şeyh ve âlim katıldı. Konferansa katılan şeyhler ile Lübnan ve dışından gelen Hizb-ut Tahrir’li gençler konferansta birer konuşma yaptılar. Konferans, Hizb ut-Tahrir / Lübnan Vilayeti Medya Bürosu Başkanı Dr. Şeyh Muhammed İbrahim’in yaptığı kapanış konuşması ile sona erdi. Konuşmanın metni şöyledir:

“Bismillahirrahmanirrahim

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allaha mahsustur. Salat ve selam Rasûllerin ve Peygamberlerin en şereflisi, efendimiz Muhammed’e, âline, ashabına ve kıyamet gününe kadar ihsanla ona uyanlar üzerine olsun...

Hizb-ut Tahririn “Laiklik Karşısında Âlimlerin Rolübaşlıklı yıllık konferansının sonuç bildirgesi

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti, yıllık konferansını 24 Recep 1440 / 31 Mart 2019 günü Hilafetin yıkılışının 98. yıldönümünde düzenledi. Hilafet, Müslümanların kalkanıdır, bayraklarının dalgalandırıcısıdır. Müslümanlar ve diğerlerinin işlerinin Şeri hükümlere göre güden, cihat ve davet yoluyla İslamı dünyaya taşıyan bir devlettir...

Müslümanların tarihi boyunca emirler ve âlimlerin koruduğu Hilafet Devleti, Müslümanların koruyucusuydu ve Allah Subhânehu ve Teâlânın güdülmesini istediği şeylerin güdücüsüydü... Hilafetin gölgesinde ilim adamları, fıkhi ve ilmi refah çağını yaşamışlardır. Hatta Avrupa, hükümdarları ve bilim adamları, İslam Devletinin ilim deryasından doya doya içmek için Hilafet ve Halifelerin kapısını çalmışlardır. Hilafette âlimler, yaşamları pahasına olsa bile hakkın kalkanları olmuşlardır. Yöneticilerin birçoğu, âlimlerin sözlerine vakıftılar, pozisyonları ve güçlerini takdir ediyorlardı...

اثْنَانِ مِنَ النَّاسِ إِذَا صَلَحَا صَلَحَ النَّاسُ، وَإِذَا فَسَدَا فَسَدَ النَّاسُ: الْعُلَمَاءُ وَالأُمَرَاءُİnsanlardan iki sınıf var ki, onlar düzelirse tüm insanlar düzelir, onlar bozulursa tüm insanlar bozulur: Âlimler ve idarecilersözü, zalim, fasık, kafir rejimlerde bugün ümmetin yaşadığı gerçekliği doğrulayan bir sözdür. Şeyhler dedik, âlimler demedik, çünkü âlimin âlim olabilmesi için sadece Allah Subhânehu ve Teâlâ korkmalıdır. Zira Allah Subhânehu ve Teâlâ âlimlerin ancak kendisinden korktuğunu buyuruyor:

إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ غَفُورٌKulları içinde Allah’tan ancak alimler korkar. Allah yücedir, bağışlayandır.[Fatır 28]

Hizb-ut Tahrir olarak biz, İslami sokağın yönlendirilmesinde âlimlerin oynadığı rolün önem ve ehemmiyetinin farkındayız. Tarihte bu ülkenin Arap dünyasını Batılılaştırma girişimleri için bir platform olduğunun bilincindeyiz. Bugün bu ülke, Rabbani âlimler ve samimiyetle çalışan evlatlarının eliyle ümmeti hak ve doğru yola döndürmenin platformu olmalıdır...

Dahası laikleşme dalgası, genel olarak İslami düşünceye, özel olarak bu düşüncenin iktidara ulaşmasına darbe vurmak için bugün bölgemizde yürüttüğü kampanyasını sertleştiriyor. Bilindiği üzere bu kampanyanın başında laiklik ürünü demokrasi fikriyle, siyasal İslama darbe vurulması, demokrasinin hayat ve yönetim sistemi olarak değil de seçim sandığı olarak betimlenmesi geliyor... Hatta saldırı o kadar şiddetlendi ki ahvali şahsiye ve aile hükümlerden geride kalanlara darbe vurulmak isteniyor. Medeni evlilik uydurması, mirasa saldırı ve eşcinsellik, kişisel özgürlüklere, kadın erkek eşitliğine yapılan eski saldırıları tamamlıyor. Bu yeni uydurmalar (bidat) - söylendiği gibi - bela üstüne beladır... Argümanı argümanla çürüten, akla kanaat, fıtrata uygun, kalbe güven verici yanıtlar veren Müslümanlar, rollerini yerine getirmedikleri için özellikle üniversiteli gençler arasında bazı ateizm atmosferinin yaygınlaştığı duyuluyor.

Bu kanaatimiz ve bu gerçeklikten ötürü ey âlimler ve şeyhler! Sizi Laiklik Karşısında Âlimlerin Rolübaşlıklı konferansımıza, daha doğrusu konferansınıza davet ettik... Konferansta yaptığınız konuşmalarınızın özü şu üç temel tema üzerine odaklanmıştır:

Birincisi: Avrupa’dan İslam dünyasına ithal edilen laiklik.

İkincisi: Laiklik karşısında İslam ve âlimler.

Üçüncüsü: Ümmet ve kritik anlar.

Allahın lütfu sayesinde bu üç eksende açık, net ve berrak görüşler ortaya kondu.

İlk başta laiklik ve gerçek anlamı hakkında saf ve net bir görüş dile getirildi. Laikliğin, insanlığa, Latif ve Habir katından gelen bir dine mensup olan İslam ümmetine uygun olmadığı belirtildi. 

Sonra İslami kimliğin korunmasında ilim erbabının rolünün anlamı, adaleti sağlamaları, Allah Subhânehu ve Teâlânın seçilmiş kullarından olmaları için açık ve net bir görüş ortaya kondu. Ki hayırlı öncülerden olsunlar. İşte büyük lütuf budur... Allahın itibarlarını yücelttiği, kıyamet gününe kadar isimlerini dillere yazdırdığı ümmetin öncü âlimleri gibi olmayı yeğlesinler. Onlar imanları, ilimleri ve amelleri nedeniyle -Lütfu ve izni sayesinde- Allah Subhânehu ve Teâlânın şu sözüne müstahak olmuşlardır, siz de olabilirsiniz:

يَرْفَعِ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍAllah içinizden iman etmiş olanları ve ilme kavuşmuş olanları yüksek derecelere çıkarır.[Mücadele 11]

Son olarak tarihin bu kritik anında ümmetin eylemine ışık tutacak açık ve net bir görüş ileri sürüldü. Ümmet, sahip olduğu medya ve alternatif medya -sosyal medya- ile büyücünün büyüsünü Allahın izniyle bozabilir... Görülen zorbalığına rağmen laikliğin, sönmeye yüz tutmuş ve intihar etmekte olan bir uygarlık olduğunu, toplumlarının ihtiyarladığını, Müslümanlarda artış olduğunu açıkladık. Batı, Müslümanları entegre etmeye çalıştıkça, Müslümanların dinleriyle temayüz ettiği gerçeğine dikkat çeken birileri ortaya çıkıyor... Allah, kullarından sevdiği kişileri Nübüvvet metodu üzere İslami Hilafet Devletinde yeryüzü ve üzerindekilere varis kılacaktır. Hilafet, Batı uygarlığının yerine geçecek, arkasında savaşılan, korunulan bir kalkan ve zırh olacaktır. Hilafette etnik temizlik, ırk ayrımcılığı veya azınlıklar diye bir şey olmayacaktır. Aksine tebaa ve ehli zimmet olacaktır... Hilafetin giysisi, takvadır, âlimleri, vakarlarını ve heybetlerini koruyacaktır. Âlimler, ümmetin ayı olacaklardır. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şu sözüyle âlimleri diğer kullarına üstün kılmıştır:

وَلَفَضْلُ العَالِمِ عَلَى العَابِدِ كَفَضْلِ القَمَرِ لَيْلَةَ البَدْرِ عَلَى سَائِرِ الكَوَاكِبِ، إِنَّ العُلَمَاءَ وَرَثَةُ الأَنْبِيَاءِ، إِنَّ الأَنْبِيَاءَ لَمْ يُوَرِّثُوا دِينَاراً وَلا دِرْهَماً، إِنَّمَا وَرَّثُوا الْعِلْمَ، فَمَنْ أَخَذَهُ أَخَذَ بِحَظٍّ وَافِرٍ Âlimin Abid (ibadet eden) üzerindeki üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin varisleridir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakırlar, ama ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasip elde etmiştir.

Buna göre konferansta şu tavsiyeler alınmış ve sonuçlara varılmıştır:

Birincisi: Öncelikle Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın korkusundan hareketle âlimler, gerçek rollerini yerine getirmeli, sonra da ilmi olarak değil, ameli olarak ümmetin çıkarlarını omuzlamalıdırlar.

İkincisi: İlim adamları, ümmetin çalışan evlatları ile aynı safta yer almalı, özellikle şiddetli sıkıntı anlarında, dayanak, referans ve savunucunun yokluğunda, dayanak, referans ve savunucu olmalıdırlar.

Üçüncüsü: Forumlar ve uydu kanalları aracılığıyla, bu alanda özellikle de etkili alternatif bir medya haline gelen, İslam ülkelerindeki bütün hareketliliklere neredeyse liderlik eden sosyal medyada gençlerin enerjilerini kullanarak saray âlimlerinin saldırıları ile nasıl mücadele edileceğini ivedilikle incelemeye başlamalıdırlar.

Dördüncüsü: Buradaki âlimler ve şeyhler liderlik yapmalı, İslam’da aşırılık ve ılımlılığın olmadığını açıklamalıdırlar. Bugün aşırılık, öldürme ve boğazlama ile, ılımlılık da gevşeklik, realizm ve menfaatçilik ile eşdeğer hale gelmiştir. Biz, vasat bir ümmetiz, vasat ortası demek değildir. Bir şeyin vasatı, en iyisidir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطاً لِّتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيداًİşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Rasûlün de size şahit olması için sizi mutedil bir millet kıldık.[Bakara 143]

Beşincisi: İslam ya da bilim elbisesi giydirilen laikliğe dikkat çekmelidirler. Çünkü her ikisi de tehlikelidir ve ümmetin hareketliliğinde sıkıntı yaratmıştır, yaratmaya da devam ediyor. Öyle ki yöneticiler, Müslümanları kuşatmak için laikliği kılıf olarak kullanıyorlar.

Altıncısı: Hareketliliğinde ümmete önderlik ederek ve yönlendirerek ondan kopmamalıdırlar. Ümmet, fedakârlık ve eylemde âlimlerinin önüne geçmemelidir. Değilse ümmetin kafasını karıştırmak için farklı isimler altında sömürgeci kâfir Batının desteklediği laikler, ümmetin devrimini istismar ederler.

Yedincisi ve sonuncusu: Bu konferans, ümmetteki gelişmeleri, hareketliliği, entrika girişimlerini ele alan âlim toplantılarının ve periyodik çalıştayların nüvesi olmalıdır. Ümmetin sorunları ve çıkarlarının ele alındığı bu konferanslar pratik ve uygulama yönüne dönüşmelidir. Sadece akademik ve bilimsel yönle yetinilmemelidir.

Bu kutlu konferansın sonunda Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti olarak biz, davetimizi kabul edip gelen saygın âlimlere, şeyhlere, değerli katılımcılara içtenlikle teşekkür ediyor, takdir ve şükranlarımızı sunuyoruz. Bizi mutlu ettiniz, Allah da çabalarınız ve yürüyüşünüzde sizi mutlu etsin. Bu konferansın düzenlenmesinde emeği geçen yaşlı genç herkese, özellikle Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi ve El Vakiye kanalındaki kardeşlere teşekkür ediyoruz. Umarız Allah, ofis ve kanalı, Allahın izniyle yakında kurulacak olan Nübüvvet metodu üzere İslam Hilafet Devleti düzeyindeki çalışmanın çekirdeği kılar... Umarız Allah, kalbi selim ile gelen müstesna mal ve çocukların fayda etmediği gün bu emeklerini iyilik terazilerine ekler.

Umarız Allah, bize, size ve İslam ümmetine zafer ve sevincini en kısa ve en yakın zamanda nasip eyler. Kuşkusuz bu, Allaha zor değildir. Allah, işinde galiptir. Allah her şey için bir kader tayin etmiştir.

Nimeti, lütfu ve cömertliğinden ötürü Allaha hamdolsun.

ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh.”

Umarız Allah, sevinci yakın eyler de gelecek konferanslar, iktidar, hâkimiyet ve emniyet yurdunda düzenlenir. Kuşkusuz bu, Allah’a zor değildir. Allah, işinde galiptir. Allah her şey için bir kader tayin etmiştir.

Devamını oku...

Raysuni ve İslam’da Yönetim Nizamı... Bir Kez Daha

HABER-YORUM

(Tercüme)

Raysuni ve İslam’da Yönetim Nizamı... Bir Kez Daha

HABER:

1 Nisan 2019, Medan web sitesinin “Dünya Müslüman Âlimler Birliği” Başkanı Prof. Dr. Ahmed er-Raysuni ile röportajı. (El Cezire)

YORUM:

Prof. Dr. Ahmed er-Raysuni'nin son röportajından anlaşılacağı üzere Hilafet ile ilgili düşüncesinde geçmişe göre daha da bir düşüşün olduğu görünüyor. Çünkü Doktorun daha önceki yazılarının bazılarında Hilafetin gerekliliğini sorguluyor ve İslam'ın yalnızca adalet, haksızlığı ortadan kaldırmak, danışma ve yönetimde uyulması ve uygulanması gereken genel ilkelere dayandığı yönündeki iddiasıdır. Bu röportajda ise, Prof. Dr. er-Raysuni şöyle diyor: “İslam'da devlet bir araçtır, yoksa kendisi için gerekli bir hedef değildir’’, “Araç ve vesileler Şeriattan bir cüzdür ve Şeriatın yarısıdır­. “Sünnilerin üzerinde icma ettiği şey, Râşîdi Halifelerin bu Müslümanlar için örnek bir devlet olmasıdır.” Abbasi, Emevi veya Osmanlı anlamında “Hilafet” ve “İslam Devleti”  gibi. Ama bu günümüzde imkânsızdır.”

Raysuni'nin bu yeni pozisyonu ve açıklamaları aşırı derecede kirlilik içermektedir. Raysuni'nin bu yeni pozisyonu ve açıklamalarıyla anlaşılan o ki, Raysuni’nin değil de ümmetin farklı kesimlerindeki gelişmiş uyanıklığın bulunmasından dolayıdır. İşte bu durum Raysuni'nin Hilafetin gerekliliği ve ağırlığı hakkındaki geçmiş sözlerini geçersiz kılar.

Bu, bir yönden, Raysuni tarafından tekrarlanan ve kendisinin yaklaşımına baktığımızda; İslam'ın esaslar ve genel ilkeler getirdiğini ve bu kurallara bağlanmanın gerekli olduğu ve üzerine inşa edilmesi gerektiğini söylemektedirler. Adalet, şura ve Allah’ın hükmüyle yönetim ve yöneticiler gibi. Yönetim şekli ve yapıları, yetkilerin tanımı, hükmetme pozisyondakilerin hak ve görevleri, yöneticinin görev süresi, muhasebesi ve fesih yönteminin metodu gibi hükmetme nizamı ile ilgili olarak Raysuni’ye göre İslam, ayrıntılı ve bağlayıcı yasal hükümler getirmemiştir!

Bu iddialara cevap uzun makaleler gerektirir. Hizb-ut Tahrir'in “İslam'da Yönetim Nizamı”, “Hilafet Devletinde Yönetim ve İdari Kurumlar” ve İslâm Devleti Anayasa Tasarısı ve Esbabı Mucibesi” (Bu kitapların tamamı Hizbin web sitelerinde yayınlanmıştır). Yönetim nizamına dikkat etmek yeterli olacaktır. Okuyucu bu kitaplarda fıkıh ilkelerine dayanan doğru sahih hükümleri bulur. Ayrıca İslam’da yönetim şekli, devletin organları, kuralları, Halife'nin şartları, beyatı ve birliği ile Halife'nin yetkileri, Halife’nin azli ve bunun metodu ilgili birçok ayrıntıyı Şeri delil bulacaktır. Şura’nın detayları ve diğer hükümler İslam’ı mütemeyyiz bir sistem haline getirmektedir.

Aynı zamanda Raysuni’nin iftiralarına reddiye olarak, El-Wa'i dergisinde “Şeriatın ve maksatlarının korunması için Hilafetin zorunluluğu” başlıklı bir dizi makale* yazılmıştır. “Kendisine ulaştıran vesile yerine Şeri maksatlarla yetinme” fikrini geçersiz kılan güçlü ilmi tafsilat mevcuttur! Hilafete sadece bir araç olarak bakmaktan vazgeçin!

Allah Subhânehu ve Teâlâ  bu ayeti tefsir eden imam Kurtubiye  rahmet etsin ﴿وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً﴾“Hani Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti.”Bu ayet, Halife hükümlerini uygulayacak, ümmeti birleştirecek ve kendisine itaat edilecek ve dinlenecek bir imam ve Halifenin nasbı hakkında asıldır.Bunun vucubuyeti hakkında ümmet ile imamlar arasında, Mutezilerin büyüklerinden olan sağır Ebu Bekir El-Asemin rivayeti dışında - ve onun görüşünü ve doktrinini takip ettiğini söyleyenler hariç, hiçbir fark yoktur.

Son olarak, Hilafet sadece bir yönetim nizamı değildir. Hilafet, İslam’ı hayat sahasında yaşamanın metodudur.Hilafetle İslam üstündür ve tüm dinlere İslam’ı izhar eder ve İslam beldelerinde ve dünyanın diğer tarafında da Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın kelamı üstün olur.Onunla İslam ümmeti uluslararası meşruiyetten ve Batılı nüfuzdan, laik yönetimden, ulusal devletten ve ırksal ilişkilerden kurtulur.Onunla hayatta İslam’ın (hadareti) metodu izhar edilir, onunla cihad bayrağını yükseltilir, onunla ümmet birleşir ve onunla gasp ve işgal edilen İslam toprakları kurtulur. Hilafetin farzların tacı olduğunu söyleyen ne kadarda doğru söylemiş.

* http://www.al-waie.org/archives/article/2001

   http://www.al-waie.org/archives/article/2033

   http://www.al-waie.org/archives/article/2057

   http://www.al-waie.org/archives/article/2093

Hizb-ut Tahrir Merkez Medya Ofisi Adına

M. Usame El-Suveyni – Kuveyt

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER