Çarşamba, 16 Shawwal 1440 | 2019/06/19
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Ramazan Bayramı Sevinciyle Hadi Hilafeti Geri Getirmek İçin Büyük Bir Özveriyle Çalışalım

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Ey Pakistan Müslümanları!

Elhamdülillah, mübarek Ramazan ayını bitirdik. Allah tuttuğumuz oruçları, kıldığımız teravihleri ve yaptığımız ibadetleri kabul etsin. Umarız bu itaatler sayesinde Allah’a daha da yakınlaşırız ve hak din için hakkıyla bir çalışma yaparız.

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عَنْ الْمُنْكَرِ أَوْ لَيُوشِكَنَّ اللَّهُ أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عِقَابًا مِنْهُ ثُمَّ تَدْعُونَهُ فَلَا يُسْتَجَابُ لَكُمْCanımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allaha yemin ederim ki, ya iyilikleri emreder ve kötülüklerden nehyedersiniz, ya da Allah kendi katından yakın zamanda üzerinize bir azap gönderir. Sonra Allaha yalvarıp dua edersiniz ama duanız kabul edilmez.[Tirmizi]

Gerçekten de Hilafet, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın indirdikleriyle hükmedecek, iyiliği emredecek, kötülüğü yasaklayacaktır. Hilafet, ümmetin kendisiyle korunduğu ve arkasında savaştığı bir kalkandır.

Demokrasi ise, arzu ve heveslere göre yönetir, kötülüğü emreder, iyiliği yasaklar. Demokrasi boynumuzda asılı bir kılıçtır, ABD’ye boyun eğdirir, Pakistan içinde ve dışında istikrarsızlığa yol açar, IMF’ye ekonomik olarak boyun eğmemizi sağlar.

Her birimiz, İslami hayatı yeniden başlatmak için Hilafet savunucuları ile birlikte mücadele etmeliyiz. Bu büyük çalışma, Nübüvvet metodu üzere Hilafetin yeniden kurulması için silahlı kuvvetlerdeki evlatlarımızdan, kardeşlerimizden, babalarımızdan nusret talep etmeyi gerektirir.

O zaman İnşallah tüm bayramları Allah’ın indirdiğiyle hükmeden Raşidi bir İmam altında kutlayacağız. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ O gün Allahın (Rumlara) zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.[Rum 4-5]

Ey Pakistan’ın soylu, temiz ve dindar Müslümanları! Bayramınız kutlu olsun.

Nice mutlu yıllara

Devamını oku...

Peştun Aşiret Bölgelerindeki Çatışmanın Fitilini Söndürmek için Allah’ın İpine Sımsıkı Sarılın

  • Kategori Pakistan
  •   |  

Pakistan silahlı kuvvetleri ile Peştun Koruma Hareketi (PTM “Pashtun Koruma Hareketi”) arasındaki şiddetli çatışma, mübarek Ramazan ayı boyunca akan tertemiz Müslüman kanına rağmen 26 Mayıs 2019’da Kuzey Veziristan’ın aşiret bölgelerinde iyice şiddetlendi. Bir yandan silahlı kuvvetler ve istihbarat servisi, yabancı güçlerin çatışmayı istismar etme olasılığına karşı alarma geçerken, öte yandan çok sayıda Peştun Müslümanına çatışmaya katılma yönünde çağrıda bulunuluyor. ABD, bölgeyi işgal ettiğinden beri Peştun Müslümanları aşırı derecede sıkıntılara maruz kalıyor. Amerika, Pakistan yöneticilerine Peştun aşiretlerinin Afganistan işgaline karşı direnişini bastırma talimatı verdi.

Ey Pakistan Müslümanları!

Mübarek Ramazan ayında Müslümanların kutsal kanı akıtıldı ve için için yanan çatışma yangına dönüştürüldü. Akan kanlar, kılıçların ivedilikle kırılmasına neden olmalıdır, çünkü Allah Subhânehu ve Teâlâ katında Müslüman kanı kutsaldır. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

قَتْلُ الْمُؤْمِنِ أَعْظَمُ عِنْدَ اللَّهِ مِنْ زَوَالِ الدُّنْيَا“Bir müminin öldürülmesi, Allah katında, dünyanın sona ermesinden daha büyük bir olaydır.” [Nesai] Duruşlar sertleştirilerek ve çatışmanın dozajı tırmandırılarak akan kanlara ihanet edilmemelidir. Dökülen kanlar her iki taraftaki Müslümanları tövbe etmeye ve anlaşmazlıklarını çözmek için dinlerine müracaat etmeye zorlamalıdır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ “Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu, Allah’a ve peygambere götürün.” [Nisa 59]

Mevcut çatışmanın ortaya çıkması bir trajedidir. Oysa daha önce Peştun aşiretleri Sovyet işgalini yok etmek için silahlı kuvvetlere bağlı istihbarat teşkilatı ile işbirliği yapmış, bir daha asla geri dönmeye cesaret edemeyecek şekilde Rusları ülkeden kovmuştular. Bugünkü çatışmada Pakistan yöneticileri, ABD’nin Afganistan işgalini yok etmek için çalışmak yerine Peştun bölgesindeki aşiret direnişini kırarak işgale koruma sağladılar. Yüzyıllarca soylu Peştunluları seferber eden köklü İslami duyguları bastırmak için güç kullandılar. Yöneticiler, Amerikalı efendilerine hizmet etmek için askeri operasyonlardan, kitlesel cezalandırmadan, halkı yerinden etmeden, zorla adam kaçırmaktan kaçınmadılar. Amerikalı efendilerine hizmet etmek için umursamaz bir şekilde drone saldırılarına izin verdiler. Yürürlükteki tüm sınırları aştılar, onurlu Peştunluları öcüleştirdiler, öfkelendirdiler. Böylece çatışmanın başlamasına zorladılar. Daha fazla baskı sadece çatışmayı uzatacak ve kırılması gereken kılıçlar iyice bilenecektir.

Ey Pakistan Müslümanları, özellikle de silahlı kuvvetleri ve Peştun aşireti içindeki kardeşlerimiz!

Müslümana yönelen kılıcı kırın ve kılıçlarınızı, aramıza ayrılık tohumları eken, bize egemen olmak için bu fitne tohumunu istismar eden kindar düşmanımıza yöneltin. İslam, düşman devletlerle olan bütün bağların kesilmesini talep eder, çünkü düşman devletleri topluca harap olmamızı ister. Düşman devletlerle olan bağlar, güç kaynağımızdan ziyade zayıflığımızın en büyük kaynağıdır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle uyardı:

مَثَلُ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَوْلِيَآءَ كَمَثَلِ ٱلْعَنكَبُوتِ ٱتَّخَذَتْ بَيْتاً وَإِنَّ أَوْهَنَ ٱلْبُيُوتِ لَبَيْتُ ٱلْعَنكَبُوتِ لَوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ “Allah’tan başkalarını dost edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Örümcek bir yuva edinir; hâlbuki yuvaların en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi!” [Ankebut 41] Kâfirler tarafından uzatılan ve bizi kendilerine bağlayan ipler, durumumuzu daha da kötüleştirecektir. İslam dünyasının kâfirlerden alacağı yardım, daha fazla yıkım ve acıdan başka bir şey getirmeyecektir. Bu yüzden kâfirlere başvurulması, onlara yaklaşılması ve çatışmada onlardan yardım istenilmesi kesinlikle kabul edilemez. Müslümanlar, yekvücut olmalı, bölgemizi uzun süredir kaosa sürükleyen yıkıcı ABD varlığını ortadan kaldırmak için güç ve kuvvet birliği yapmalıdır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِنْدَهُمْ الْعِزَّةَ فَإِنَّ الْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا “Onlar, müminleri bırakıp kâfirleri dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah’a aittir.” [Nisa 139]

Ey Pakistan Müslümanları, özellikle de silahlı kuvvetleri ve Peştun aşireti içindeki kardeşlerimiz!

Çatışmanın fitilini, Allah Subhânehu ve Teâlâ ve Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e itaatsizlik ateşlemiştir. Allah Subhânehu ve Teâlâ ve Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e itaate dönüş çatışmanın fitilini söndürecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنْتُمْ أَعْدَاءً فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنْتُمْ عَلَى شَفَا حُفْرَةٍ مِنْ النَّارِ فَأَنْقَذَكُمْ مِنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirine düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.” [Ali İmran 103]İslam kardeşliği dışında başka bir temele bağlanma çağrısı yapmak büyük bir günahtır. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

مَنْ قُتِلَ تَحْتَ رَايَةٍ عُمِّيَّةٍ يَدْعُو عَصَبِيَّةً أَوْ يَنْصُرُ عَصَبِيَّةً فَقِتْلَةٌ جَاهِلِيَّةٌ“Kim de körü körüne çekilmiş (ummiyye) bir bayrak altında savaşır, asabiyete çağırır veya asabiyete yardım eder, bu esnada da öldürülürse bu ölüm de cahiliye ölümüdür.” [Müslim] Öyleyse Müslümanlar aşiretçilik veya milliyetçilik çağrılarını reddetmeli, Allah’ın ipini sıkıca yapışmalıdır, çünkü bu, gücümüzün anahtarıdır.

Ey Pakistan Müslümanları!

Mevcut yöneticilerden çatışma için herhangi bir çözüm beklemiyoruz, çünkü Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın indirdikleriyle hükmetmiyorlar. Aksine günahkâr ve beceriksiz liderlikleri altında çatışmanın dozajı daha da artacaktır. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

إِذَا وُسِّدَ الأَمْرُ إِلَى غَيْرِ أَهْلِهِ فَانْتَظِرِ السَّاعَةَ“İş, ehil olmayana verildi mi kıyameti bekle!” [Buhari] Mevcut yöneticileri terk edip düşmanlarımız karşısında kuvvet ve birliğimizi sağlayan Nübüvvet metodu üzere Hilafet için çalışmalıyız. Hilafet, düşman devletlerle olan bütün bağları koparacak, casus yuvası olan diplomatik misyonlarını kapatacak, zararlı personelini kovacak ve Müslüman ülkelerdeki yıkıcı varlığını ortadan kaldıracaktır. Hilafet, İslam’a karşı savaşta Batı polisi gibi hareket etmek yerine ümmeti İslam temelinde motife edecek ve kalkındıracaktır. Kayıp kişileri ailelerine iade edecek ve tüm vatandaşlara haklarını İslam’a göre geri verecektir. Öyleyse Müslümanlar, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın indirdikleriyle hükmetmek için çaba sarf etmelidir. Allah’ın indirdikleriyle hükmetme, kâfirler hoşlanmasa da müminlerin kalpleri için bir şifadır. 

Devamını oku...

Hilafet, Yoksullardan Gaddar ve Zalimane Vergiler Almadan Devlete Büyük Gelir Elde Edecektir

IMF ile varılan anlaşma doğrultusunda 26 Mayıs 2019’da rejimin ekonomik ekibi, 2019-20 yılı vergi önlemleri bütçe paketi hazırladı. 25 Mayıs 2019’da rejim, önümüzdeki yıl vergi gelirlerini 5.550 trilyon rupi olarak hedeflediğini açıkladı. Bu rakam, bu yılki revize edilmiş tahminden neredeyse yüzde 35,4 daha fazladır. Yüzde 35’lik bir artış, durumu daha da kötüleştirecektir. Mevcut vergiler zaten halkın belini bükmüş, üretim maliyetlerini arttırmış, halkın yiyecek, giyecek ve ilaç alma kapasitesini felç etmiştir.

Ey Pakistanlı Müslümanlar!

Açıkçası, kötüleşen ekonomik durumumuza IMF reçeteleri dışında başka çözümler aramanın zamanı gelmiştir. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ümmeti, bu çözümleri yüce dinimizde aramalıdır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

كَيْ لاَ يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الأَغْنِيَاءِ مِنْكُمْ“Sizden zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın diye.” [Haşr 7] İslam’ın gelir sistemi, servetin bir avuç kişinin elinde birikmesini eşsiz bir şekilde önler, yoksul ve ihtiyaç sahiplerini zora sokmadan servetin dolaşımını sağlar. Hilafet, yoksul ve muhtaçlardan GST ve gelir vergisi gibi acımasız gerici vergiler almak yerine zenginlerin gelirlerinden, ticari mallardan zekât, arazi sahiplerinden de haraç alacaktır. Hilafet, elektrik üretim şirketlerinin kar elde etmesini sağlamak için yılda tüketicilerden yüz milyarlarca rupi almak yerine enerji ve minerallerin kamu mülkiyeti olmasını sağlayacak, böylece kamu harcamaları için devasa gelirler elde edecektir. Hilafet, faize yıllık 1,5 trilyon rupi ödemek yerine devlet hazinesinin bu aşırı kanamasını durduracak, faiz bazlı borç finansman modelini tarihe gömecektir. Hilafet, büyük ölçekli imalat, inşaat ve ulaşım gibi sermaye yoğunluğu olan ağır sanayideki özel mülkiyet ölçeğini kısıtlayan İslami hükümleri uygulayacak, fakirlerin finansal seviyesini yükseltmesine izin veren şirket şekillerini uygulayacak, yoksulların mali seviyelerini yükseltmek için devlet gelirlerinden para verecektir. Hilafet, Müşerref, Keyani, Navaz ve Zerdari gibi siyasi ve askeri liderliklerin yolsuzluk yoluyla elde ettikleri milyarlarca dolarlık servete doğrudan el koyacaktır. Yükümlülüklerini yerine getirmek için Beytül Mal’da yeterli para yoksa o zaman Hilafet, normal yaşam standartlarına göre temel ihtiyaç ve lükslerinden arta kalan zengin Müslümanlardan acil durum vergisi alacaktır. Zengin olmayanlardan hiçbir şey alınmayacak, aksine hazineden yardım almaya devam edeceklerdir. Öyleyse Nübüvvet metodu üzere Hilafeti yeniden kurmak için hep birlikte el ele çalışmanın zamanı gelmedi mi? Müslümanların, dünya ve ahirette kurtuluşa erişmek için Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın indirdiğiyle hükmetme uğrunda gayret sarf etmelerinin zamanı gelmedi mi?

Devamını oku...

AB İsteyince “Reform” Yapan ABD İsteyince Mahkûm Salan Ülke Türkiye

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber ve Yorum

AB İsteyince “Reform” Yapan ABD İsteyince Mahkûm Salan Ülke Türkiye

Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yargı Reformu Stratejisi Belgesi'ni açıkladı. 9 madde, 63 hedef ve 256 faaliyeti kapsayan belgede hâkim ve savcıların tayini, hukuk fakültelerinin 5 yıl olması, avukatlara yeşil pasaport, tutuklama tedbirine ölçü, erişim engellemenin düzenlenmesi gibi başlıklar yer aldı. Erdoğan strateji sunum konuşmasında şunları söyledi: “Türkiye'nin AB üyeliği sürecindeki en büyük kazanımlarından birisi de reform paketlerini geliştirmiş olmasıdır. Reformlar konusundaki kararlığımızı Ankara Kriterleri yapar diyerek devam etmiştik. Bu reformları AB istediği için değil, milletimin ihtiyacı olduğu için sahip çıkıyoruz. Bu belgenin hazırlığında da AB kriterleri gözetilmiş olmakla birlikte ülkemizin demokrasi, adalet ve insan hakları talepleri göz önüne alınmıştır.”

Yorum

Cumhurbaşkanı Erdoğan 30 Mayıs Perşembe günü Yargı Reformu Strateji Belgesini Türkiye kamuoyu ile paylaşırken aynı gün belki de aynı saatlerde ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Morgan Ortagus, basın toplantısında Türkiye’de Gülen Örgütü ile bağlantısı olduğu iddiası ile ceza almış ve tutuklu bulunan Amerikan vatandaşı Serkan Gölge’nin serbest bırakıldığını doğruladı. Yine aynı gün ABD Başkanı Trump gazetecilere şu açıklamayı yaptı: "Türkiye'nin az önce geri istediğimiz bir mahkûmu serbest bıraktığını öğrendim. Az önce cezaevinden ev hapsine gönderildiğini öğrendim. Oradan da yakın bir zamanda Amerika'ya verilecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yardımı için teşekkür etmek istiyorum. Bu harika oldu.”

Türkiye yargısı; AB isteyince yargı reformu yapan, ABD isteyince Türkiye’de hükümlü bulunan papaz Andrew Brunson ve Nasa çalışanı Serkan Gölge’yi salan, siyasiler isteyince de bütün kirli dosyalarını aklayan -adına hukuk denecekse- işte böyle bir hukuk sistemi ile idare ediliyor.

 Adeta yamalı bohça haline getirilmiş hukuk sisteminde geçen onca senede onlarca kez reform paketi açıklandı ancak mazlumlar ve mağdur Müslümanlar için yargı zulmü hiç dinmedi. Reform paketleri sadece güçlüler, siyasi arka planı olan yandaşlar, arkasında siyasi partilerin olduğu mafya ve çeteler ABD ile Avrupa vatandaşı olanlar ve yeşil pasaportu alkışlayan avukatlar için umut oldu. 28 Şubat sürecinden beri mağdur ve mahkûm olan Müslümanlar, hiçbir suçları yokken zindanlarda tutulan Hizb-ut Tahrirli cesur yiğitler bu reform paketlerine hiç dahil edilmediler. Bu reform paketleri Erdoğan’ın dediği gibi milletin ihtiyacına yönelik hazırlanmış ve uygulamaya konulmuş değildir aksine AB ve ABD’nin istek ve ihtiyaçlarını karşılamak için hazırlanmıştır.

Siyasi hesap peşinde koşan Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını almak için bir taraftan laikleri, liberalleri, Kemalistleri, Milliyetçileri ve hatta ayrılıkçıları bile rant ve çıkar ile besliyor diğer taraftan da bu tür reform paketleri ile halkın, kamuoyunun ve uluslararası ülkelerin gözünü boyamaya çalışıyor. Bir de Trump’ın talimatları ile ABD vatandaşları serbest bırakılınca dolar düşüyor en azından 23 Haziran’a kadar suni bir ekonomik istikrar yürütülmeye çalışılıyor.

Eğer bugün hakkı söylediği için, İslam daveti taşıdığı için, laikliği ve demokrasiyi reddedip Hilafet istediği için zindanlarda hala Müslümanlar varsa bu yargı reformları hukuki değil siyasi reformlardır. Eğer sekiz bin baba sadece 18 yaşından küçük yaşta evlilik yaptığı için tecavüzcü damgası yiyerek zindanlarda tecavüzcüler ile aynı koğuşlarda tutuluysa bu reform halk istediği için değil AB böyle istediği yapılıyor. Türkiye’de Emniyet bilgi raporlarına göre hiçbir şiddet eylemine başvurmamış, şiddeti ve terörü reddeden Hizb-ut Tahrir hakkında Anayasa Mahkemesi dahi terör örgütü olmadığına dair kanaat belirmiş ve hak ihlali kararı vermişken hala üyeleri cezaevinde tutuluyor ve yeniden yargılama talepleri reddediliyorsa bu reform için hukuk ve adalet adına hiçbir şey söylenilemez.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Mahmut Kar

Devamını oku...

Rus Rejimi, Tutuklu Hizb-ut Tahrir Üyelerinin Mahkûmiyetlerini Uzatıyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

HABER-YORUM

(Tercüme)

Rus Rejimi, Tutuklu Hizb-ut Tahrir Üyelerinin Mahkûmiyetlerini Uzatıyor

Haber:

Rusya Yüksek Mahkemesi, 17 Ağustos 2016 tarihinde Moskova Askeri Mahkemesi tarafından Hizb-ut Tahrir'e üye olmak suçuyla 17 yıl hapis cezasına çarptırılan 1963 doğumlu Kerim İbrahimov için verilen yeni bir mahkeme kararını 16 Mayıs 2019 tarihinde onayladı. Memorial İnsan Hakları Merkezi'nde çalışan Daria Kostromina bunu Facebook sayfasından duyurdu. Bu kez de  “koğuşta terörizm çağrısı” yapmaktan yargılanan Kerim İbrahimov, 11 Şubat 2019 tarihinde Uzak Doğu Askeri Mahkemesi tarafından verilen yeni ek mahkûmiyet kararıyla birlikte eski mahkûmiyete iki yıl 8 ay daha eklenerek mahkûmiyeti uzatılmış oldu. İnfaz yasası gereği Şubat 2031'de serbest bırakılması gerekirken, son yargılama sonucu 2034 yılı yazında 71 yaşında serbest bırakılacak. Temyiz konusunda açıkça görüldüğü üzere, davanın sebebi Krasnoyarsk koğuşunda başka bir mahkûmla yapılan iki kişisel görüşmeydi. Basında çıkan haberlere göre İbrahimov, geçen sene Krasnoyarsk koğuşundan alınarak işkence edildiği de kaydedildi.

Yorum:

Hizb-ut Tahrir üyelerine karşı tekrarlanan bu tür mahkûmiyet kararları ilk değildir. 2017 yılında, 1978 doğumlu Renate Galilin, 6.5 yıl hapis cezasına çarptırıldıktan sonra, onunla vedalaşmaya gelen karısı ve kızının önünde tutuklandı. Renata, mahkûmlarla “toplu ve bireysel görüşmeler” yapmakla ve onları Hizb-ut Tahrir faaliyetlerine davet ettiği gerekçesiyle suçlandı. Yeniden yargılanması sonucunda önceki mahkûmiyetine ek olarak 8 yıl daha hapis cezasına çarptırıldı.

Hizb-ut Tahrir'deki faaliyetleri nedeni ile 2012 yılından beri tutuklu bulunan 1975 doğumlu Tacikistan’lı Zikruhun Rahmanhud Zdayev isimli genç, 2018 yılında, özel bir koğuşta mahkûmlar arasında daveti yayma gerekçesiyle hakkında açılan yeni bir soruşturma sonucunda 14 yıl 6 ay daha hapis cezasına çarptırıldı.

Rus makamları, Müslümanlara yönelik nefretini ortaya koymak suretiyle yasalardaki eksiklikleri doldurmak adına Özbekistan'ın tağutu Kerimov'un deneyimini uygulamaya başladılar. Bütün bu uygulamalar mahkemelerinin, soruşturmalarının, protokollerinin, sorgularının, tanıklarının, tanıklıklarının, tüm uzmanlarının ve deneyimlerinin İslam'a karşı savaşlarına meşruiyet kazandırmak için, resmi önlemler olduğunu açıkça göstermiştir. Ayrıca, özel servisler Hizb-ut Tahrir üyelerinin davet çalışmalarını sürdürdükleri sürece bu pozisyonda kalmak suretiyle uygulamaların devam edeceğini belirtmişlerdir.

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemşöyle buyurmuştur : “«يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ الصَّابِرُ فِيهِمْ عَلَى دِينِهِ كَالْقَابِضِ عَلَى الْجَمْرِ»İnsanlar üzerine bir zaman gelir ki; O zamanda dîninde sabreden, ateş közünü tutan gibidir.” (Tirmizî)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Şeyhuddin Abdullah

Devamını oku...

Hadler Ve George Clooney

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

HABER-YORUM

(Tercüme)

Hadler Ve George Clooney

Haber:

Bruney Sultanlığının şeriat yasasını, özellikle had yasasını uygulaması üzerine, Hollywood'un ünlüleri, Elton John ve George Clooney de dâhil olmak üzere çeşitli çevrelerden yasaya yönelik eleştiri çağrısında bulunuldu. Bruney Sultanlığındaki hotellere karşı boykot kampanyası çağrısında bulunan aktör George Clooney, ayrıca eşcinseller için had cezalarının ertelenmesini de istedi. Daha sonra Bruney Sultanlığı Sultanı Hasan El-Bulkiye, başta Batı olmak üzere çeşitli yönlerden gelen baskılarla karşı karşıya kaldıktan sonra eşcinselliğe yönelik ölüm cezalarını erteletti. Hatta Clooney bir röportajda, Endonezya ve Malezya gibi ülkeleri Bruney’in yolunu takip etmemeleri konusunda uyardı.

Yorum:

Clooney'in Müslüman ülkelerin işlerine karışması, kâfirlerin dünyanın her köşesine müdahale etme hakkına sahipmiş gibi kibrini ortaya koymaktadır. Hadlerin uygulanmasını insan haklarının “ihlali” olarak gören Birleşmiş Milletler, politikacılar ve bazı devletler de dâhil olmak üzere çeşitli çevreler Bruney Sultanlığına karşı baskı yapmaktadır.

Hadler, Allah Subhânehu ve Teâlâ'nın itirazcıların itirazlarına rağmen uygulanmasını emrettiği İslam Şeriatının bir parçasıdır. Allah Subhânehu ve Teâlâ insan, hayat ve kâinatın yaratıcısıdır. İnsan için neyin iyi neyin kötü olduğunu en iyi bilen O’dur. Mukayese yapacak olursak, insanların aklı sınırlıdır ve bu nedenle yaptıkları sistemler ve yaşadıkları kâinatta sınırlı olduğu için bakış açıları her zaman zayıf olacaktır. İnsan aklı, çevre unsurlarıyla sürekli olarak çelişir ve küçücük farklılıklardan dahi etkilenir. Dolayısıyla, geçmişte toplumun standartlarına aykırı ve aynı zamanda kabul edilemez olan eşcinsellik, şimdi ise kabul edilebilir, normal bir şey haline geldi. Hâlbuki bugünün toplumu üzerinde feci yıkıcı bir etkisi vardır.

Günümüz toplumları vahye dayanmayan beşer ürünü sistemlere dayanmaktadır. Vahyin yönlendirmediği İnsan, kendisine zarar verebilecek ve yok edebilecek fiillere karşı savunmasızdır. Allah Subhânehu ve Teâlâbunu bize Kuran’da şöyle buyurmuştur:﴿وَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَن تُحِبُّواْ شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَّكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ﴾“Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”

Sonuç olarak, bugün Müslümanlar, kâfirlerin baskılarından dolayı ne yazık ki Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın emirlerini yerine getirme sorumluluğunu taşımamaktadırlar. Müslümanların başlarındaki yöneticilerde, şeriat yasalarını uygulamakta isteksizdirler. Zira servet ve konumları için endişelenmektedirler. Bazı liderler şeriatın bir kısmını uygulamayı düşünürken, bazıları ise bunun uygulamasına şiddetle karşı çıkmaktadır. Bruney Sultanlığı, hadlerin uygulanması kararına karşı Batı baskısı karşısında cesaretli dursa bile, hadlerin İslam şeriatındaki ceza sistemi içerisinde yalnızca küçük bir kısmı olduğu unutulmamalıdır. İslam'ın gerçek manada uygulaması ancak İslam siyasetinin gücü ve yönetiminde sağlanabilir. Eğer Halife liderliğinde 1.6 milyar Müslüman harekete geçse, Bay Clooney dâhil, hiçbir kâfir asla bu tür baskı yapmaya cesaret edemez.

Maalesef Müslümanlar, şu anki baskın dünya düzeni olan kapitalizmin kontrolü altında bölünmüş ve parçalanmış zayıf bir haldedirler. Biz Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan Hilafetin kurulması adına çalışmamızda bize güç vermesini ve bizi statükonun zincirlerinden kurtarıp, İslam’ın merhametine ulaştırmasını niyaz ediyoruz.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Dr. Muhammed – Malezya

Devamını oku...

Seçimlerde Din İstismarcılığı

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Seçimlerde Din İstismarcılığı

Haber:

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul’un Fethinin 566. yılı dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı organizasyonu ile “313 bin kişi ile Enderun Teravih Namazı’nda buluşuyoruz” etkinliğine katıldı. (03.06.2019 Yeni Şafak)

Yorum:

23 Haziran’da yapılacak İstanbul seçimlerini kazanabilmek için gerek iktidardaki Enderuncular gerekse muhalefetteki devşirmeler, oy kapmak için kırk takla atıyorlar. Gitmedikleri yerlere gidiyor, mahalle ve semt pazarlarını, kameralar eşliğinde camileri karış karış dolaşıyor, yer sofrasına oturup kameralara poz veriyor, oy potansiyeline sahip İslami cemaatleri ziyaret ediyor, halktan kopuk, halkla aralarına Enderun duvarları örmüş oldukları halde sureti haktan görünüp halktanmış gibi davranıyorlar. İşte en son Türkiye Diyanet Vakfı organizasyonu ile düzenlenen süslü püslü, müzikli ve bağırışlı “313 bin kişi ile Enderun Teravih Namazı” etkinliğinin İslam’a ve sünnete aykırı oluşu ve riyakârlığı bir yana etkinlikte din istismarı yapılmıştır.

Peki, teravih namazının neresi din istismarcılığıdır sorusu akıllara gelebilir? Zamanlaması ve sayısıyla bu etkinlik buram buram din istismarcılığı kokuyor. Hatırlarsanız, Bedir Gazvesi’ne katılanların sayısı 313’dü. Yenikapı’daki etkinliğin başlığı da “313 bin kişi ile Enderun Teravih Namazı”dır. Yani bu etkinliğe katılan cemaat, Bedir Gazvesi’ne katılan ve Mekkeli Kureyş’e karşı savaşan Bedir ordularına, Enderuncular da yani saray ve şürekâsı da Bedir Gazvesi’ne komutanlık eden Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e benzetiliyor. Dahası Erdoğan, “Burası İstanbul, bir diğer adıyla İslambol. Burası Konstantinapol değil ama burayı böyle görmek isteyenler var. Böyle görmek isteyenlere karşı 22 günümüz var.” diyerek, kendisini Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem tarafında, CHP ve diğer partileri de Kureyş tarafında görüyor. Bedir’de yapılan cihat ile Yenikapı’da kılınan namazı bir tutuyor. Kısacası her yönüyle analoji yaparak İslam dinini emellerine alet ediyor.

Yalnız unutuyor, o gün Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem ve sahabesinin karşısında Mekkeli müşrikler vardı. Bedir, varlık yokluk mücadelesiydi. Bugünse Enderuncuların -Enderun, Osmanlı Devleti’nde devşirmelerin uluma-i rüsum tarafından devlet adamı olarak yetiştirildiği Saray içi okullarına denir- karşısında kâfirler değil, kendi Müslüman halkları var. Aralarındaki kültürel farklılık nedeniyle ve farklı cenaha hizmet ettikleri için karşısındakileri düşman görüyor.

Zamanlamasına gelince, 23 Haziran’da yapılacak İstanbul seçimleri arifesine rastlıyor. Seçimler öncesinde böyle bir etkinlik düzenlenerek, saflar sıkılaştırılıyor, Müslümanların İslami duyguları istismar ediliyor. Küskün AKP seçmeni dini etkinlik yoluyla sandığa çekilmeye çalışılıyor. “Falan yerde toplanalım, şu kadar kişi olalım, cihana ve rakiplerimize meydan okuyalım” denilerek milliyetçi duygular körükleniyor. Allah’ın rızasını elde etmek için namaz kılınmasından ziyade namaz üzerinden oy devşirilmeye çalışılıyor. Siyasiler kazanmak için özensiz bir şekilde her şeyi araçsallaştırabiliyor. Onlara göre aracın mahiyeti, kutsallığı önemli değil, amaca hizmet edip etmediği önemli. Örneğin AKP’li Bağcılar Belediye Başkan Yardımcısı Kenan Gültürk, bir camide kadınlara seslendiği konuşmasında AKP’ye oy verilmezse dinin elden gideceğini iddia etti.

Unutulmamalıdır ki Türkiye’de iktidara gelmek isteyenler, ya Kürtlerin ya da İslamcıların oylarını almak zorunda. Bu iki kesimin oylarını alamayanlar, ne yerel seçimlerde ne de genel seçimlerde iktidara ulaşamaz. Erdoğan, 31 Mart öncesi Kürtleri düşman ilan ettiği için oylarını alması zor. Bu yüzden ekonomik nedenlerle küsen muhafazakâr Müslümanların oylarını cebe indirebilmek için duygularını gıdıklamak gerekiyor. İşte Erdoğan bu tür etkinliklerle Müslümanların gıdıkladığı, coşturduğu İslami duygularını oya dönüştürmeyi umuyor.

Ama başarılı olamayacaktır, zira artık Müslümanlar gaflet uykusundan uyanmıştır. Kendisini kandıranlar ile kandırmayanlar arasını ayırt edebilecek pozisyona gelmiştir.

"وَلا يَحِيقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ إِلاَّ بِأَهْلِهِ" “Halbuki kişi kazdığı kuyuya kendi düşer.” [Fatır 43]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Ercan Tekinbaş

Devamını oku...

İslam Ümmetinin Vahdeti ve Onun Şiarları İçin Tek Mücadele Eden Hizb-ut Tahrir’dir

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

İslam Ümmetinin Vahdeti ve Onun Şiarları İçin Tek Mücadele Eden Hizb-ut Tahrir’dir

(Tercüme)

Haber:

Filistin polisi, Salı günü Hizb-ut Tahrir’in Filistin’in şehirlerinin bazı mescitlerinde bayram namazı kılmasını engelledi. (Rusya el-Yevm-Anadolu Ajansı- El-Rai Medya)   

Yorum:

-Pakistan, Yemen, Suudi Arabistan’ın Tamir şehri, Irak, Tunus ve benzeri- yerlerde  bazı Şevval hilalini gözetleyen kurumların Şevval hilalinin sabit olduğunu açıklamalarının ardından İslam beldelerindeki bazı rejimler 4 Haziran 2019 Salı gününün H. 1440 Şevval ayının ilk günü (mübarek İydül Fıtr) olduğunu açıkladılar. Ayrıca Filistin otoritesi, Ürdün ve Mısır gibi bazı rejimler ülkelerinde hilalin görülmesinin sabit olmadığı gerekçesiyle bunu reddettikleri bir zamanda bu rejimlere komşu olan bir ülke ise hilalin görülmesinin sabit olduğunu açıklamıştır! Bundan daha acı olanı ise Yemen, Suriye ve Irak gibi ülkelerin ikiye bölünmesi olmuştur; zira onlardan bazıları bayramın Salı günü olduğunu açıklarlarken diğer bazıları ise bayramın Çarşamba günü olduğunu açıklamışlardır! Bu ise Aleyhissalatu ve’s Selam’ın şu kavlinden dolayı hilalin görülmesiyle orucun birliğinin sağlanması ve hilalin görülmesiyle bayramın birliğinin sağlanması hakkındaki açık bir şeri hükmü hafife almaktır: صُومُوا لِرُؤْيَتِهِ وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِ   “(Ramazan ayının) hilalini gördüğünüzde oruç tutun. (Şevval ayının) hilalini gördüğünüzde de bayram edin.” Bu ise İslam ülkelerindeki rejimlerin, ümmetin düşmanlarının planlarını uygulamak ve onu alacaklarını ve yağmalamasını kolaylaştıracak şekilde paramparça ederek düşmanlarına teslim etmek için en özel ibadetlerde bile ümmetin parçalanmasını pekiştirmeye dönük girişimi kapsamında gerçekleşmiştir.

Ancak Hizb-ut Tahrir liderliğindeki İslam ümmeti, bu planlara karşı koymaya devam edecek ve Hizb-ut Tahrir gençleri, Filistin’in şehirlerinin birçok mescitlerinde bayram namazı kılmak için Yemen’deki Husilerin otoritesi altındaki bölgeler gibi bayram namazının Çarşamba günü olacağını açıklayan diğer rejimler gibi bu namazları engellemeye çalışan sözde Filistin otoritesiyle sert bir şekilde mücadele etmekte ısrarcı olacaktır.

Şüphesiz yaratan Subhanehu ve Teala, bu ümmetin (insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet) olmasını ve hac, oruç, cihat, bayramlar ve Allah Subhanehu ve Teala’nın müminleri muhatap kıldığı diğer şeri hükümler gibi ümmetin şiarlarını birleştirmeyi istemektedir. Dolayısıyla şeri hitap, belli bir halkı ve belli bir bölgeyi muhatap almamış, bilakis tüm Müslümanlar için gelmiştir. İslam ülkelerindeki rejimlerin başında duran yöneticiler bu şeri hükümlerin uygulanmasını ve ümmetin vahdetinin vurgulanmasını engellemek yerine ümmetin vahdetini sağlama ve onu sömürgeci kafirlerden kurtarma yönünde ümmete liderlik etmeli ve Allah’ın izniyle artık zamanı gelmiş olan İslam ümmetinin projesini benimsemelidir. Nitekim şöyle buyuran ümmetin Nebisi Efdalu’s Salatu ve’s Selam’ın müjdesi gerçekleşecektir: ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ “…Sonra Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet olacaktır.” [Ahmed rivayet etti.] Bekleyen için yarın çok yakındır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Dr. Abdullah Bazib - Yemen

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER