Logo
Bu sayfayı yazdır


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Yemen Vilâyeti
Medya Bürosu

No: YM–BA–2026–MB–TR–13 H. 4 Rabi’-ul Âhir 1448
M. Çarşamba, 16 Eylül 2026

El Hudeyde’nin Kuzeyindeki Muha’nın Husilerin Eline Geçmesinin Ardından Allah’ın Kitabına Sırtlarını Dönen Yöneticilerin Yönetimi Altında Kan Dökme ve İnsanların Yerinden Edilmesi Silsilesi Devam Ediyor

 Kızıldeniz üzerinde stratejik bir konuma sahip kıyı şehri olan Muha, 10 Eylül 2026 Perşembe günü Husilerin eline geçti. Küfrün başı Trump ise 12 Eylül Cumartesi günü yaptığı açıklamada; Husilerin Beyaz Saray’ı aradığını ve Washington’dan müdahale etmemesini istediğini belirterek, “Bizimle savaşmak istemediklerini ve kendilerine karşı harekete geçmemi istemediklerini söylediler” ifadelerini kullandı. Buna karşılık Husilere bağlı silahlı kuvvetlerin sözcüsü Yahya Serî’ ise kâfir sömürgecileri rahatlatacak bir mesaj yayımlayarak “Kızıldeniz’deki uluslararası seyrüseferin hiçbir zarar görmeyeceğini” duyurdu!

Peki, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) efendisi İngiltere’nin emriyle kurup himaye ettiği ve “Cumhuriyet Muhafızları’nın çekirdeği” olarak lanse edilen dokuz yıllık “Ulusal Direniş” çabaları nereye gitti? Muha’nın ve Halid Kampı’nın düşmesiyle birlikte, İngiltere’nin Kızıldeniz’in doğu kıyısındaki kontrolü sona ermiş ve Amerika’nın tüm kıyılar üzerindeki hakimiyeti tamamlanmıştır! Suudi Arabistan’da Selman bin Abdülaziz’in tahta çıkışıyla bu ülkeyi kaybeden ve rotanın Amerika’ya dönmesiyle sarsılan İngiltere’nin yarımadadaki siyasi nüfuzu, Amerika karşısında gerilemektedir. Bugün Amerika, Yemen’in hem kuzeyinde hem de güneyinde sağlam bir yer edinmiştir.

Muha’nın düşmesiyle birlikte; yönetimde kaldığı yıllar boyunca İngiltere’ye hizmet eden hâlik Ali Salih’in yeğeni Tarık Salih, sekiz üyeli Başkanlık Konseyi’ndeki konumundan uzaklaştırılarak, Güney Yemen’deki Geçiş Konseyi Başkanı Aydarus El Zubeydi’den sonra ikinci kaybeden taraf olmuştur. Amerika’nın, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Uleymî’den sonra, diğer İngiliz ajanı konsey üyelerini de kendi safına çekmedikçe bu tasfiye süreci durmayacaktır. Benzer bir durum San’a’da da yaşanıyor. Helak olan Ali Salih’in partisinin Husilerle ortaklığı zayıflıyor. İngiltere’nin askeri güçlerinin çökertilmesi, dayandığı kabile gücünün de çökertilmesiyle eş zamanlı yürütülüyor. Muha’da yaşananlar, İngiltere’ye sadık olmayan unsurların da bulunduğu Cumhuriyet Muhafızları güçlerinin parçalanması anlamına geliyor. Nitekim rakibi Amerika, bu güçlerin içini hızla kendisine muhalif ve rakiplerinden emir alan unsurlarla doldurmuştu. Muha’nın düşmesinden birkaç gün önce bölgeye sadakatleri belirsiz “Amalika” ve “Vatan Kalkanı” birliklerini sevk etmişlerdir. Savaş alanındaki görgü tanıkları, Suudi Arabistan tarafından kurulan Vatan Kalkanı güçlerinin çekilmeye başlayarak safları bozduğunu, ardından “firari” Tarık Salih’in tüm cephelerden şehrin içine çekilme talimatı verdiğini aktarmıştır. Tarık Salih bu durumu “içeriden ihanet ve kardeşlerin yüzüstü bırakması” olarak nitelendirmiştir. Nihayetinde Husiler, kayda değer bir direnişle karşılaşmadan Muha’ya girmişler ve geri çekilenlerin bıraktığı çok sayıda silaha el koymuşlardır.

Yedi gün süren savaş boyunca Riyad’ın ve arkasındaki Washington’ın suç ortaklığı apaçık ortadadır. Husiler, Muha’yı büyük bir başarıyla almış imajı vermek için güçlerini oraya sevk ederken; Suudi Arabistan Muha’ya saldıran Husi güçlerine havadan müdahale etmemiş, bunun yerine Marib, Cevf, Beyda ve Dali’deki diğer cepheleri bombalıyormuş gibi yaparak dikkatleri başka yöne çekmiştir. Suudi Arabistan ancak Muha tamamen düştükten sonra hava saldırılarında bulunmuştur. “Husiler için ölüm sandığı” söylentileri ise sadece insanların gözlerini boyamaktan ibarettir. Dolayısıyla, Suudi Arabistan’ın doğrudan yapamadığı “İngiliz ajanlarını temizleme” işini şimdi Husiler yapmaktadır. Yemen’de İngiliz nüfuzunu söküp atma senaryosu son sürat devam etmektedir: Önce BAE saf dışı bırakılmış, ardından Güney Geçiş Konseyi’ne darbe indirilmiş, şimdi ise Muha’daki Ulusal Direniş vurulmuştur. Bir sonraki sıranın Islah Partisi ve onun nüfuz alanlarında olduğu aşikârdır.

Bu durum, 21 Eylül 2014’te Husilerin Sana’ya girişinin ve 13 Aralık 2018’deki Stockholm Anlaşması ile Tarık Salih güçlerinin El Hudeyde’ye girmesinin engellenmesini akıllara getirmektedir. Acaba şu an Islah Partisi’nin kontrolünde olan Marib ve Taiz’e mi sıra gelmiştir? Islah Partisi takipçilerini kandırmak için İslam’ı bir slogan olarak dillendiren, gerçekte ise laik cumhuriyetçi sistemi uygulayan ve Birleşmiş Milletler’e başvuran bir partidir.

Biz Hizb-ut Tahrir olarak, sarsılmaz bir duruşa sahibiz. Ne dışarıdaki Konferans ve Islah Partisi’nden müteşekkil sözde “Meşruiyetin”, ne kuzeydeki Husilerin ne de diğer yerel figürlerin yanında asla yer almayız. Aynı şekilde bölgesel uygulayıcıların; yani İngiltere’nin beslemesi BAE’nin, Amerika’nın hizmetkârı Suudi yöneticilerinin veya şerleri Müslüman beldelerini dolduran İranlı yöneticilerin de yanında yer almayız. Yemen’de küresel aktörler olan Amerika ve İngiltere arasında cereyan çatışmanın tarafı değiliz. Bilakis bizim duruşumuz İslam Akidesinden neşet eder. Biz Müslümanları tek bir devlet altında birleştirmek, Allah’ın indirdikleriyle hükmetmek ve İslam’ı dünyaya bir hidayet ve nur mesajı olarak taşımak için çalışıyoruz. Gayemizi gerçekleştirmek için adım adım Peygamberimiz Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in siretini takip etmekteyiz. Yöneticilerin ajanlıklarını ifşa etmekte ve İslam’a aykırı fikirleri fikri çatışma ve siyasi mücadele ile çürütmekteyiz. Bu, aynı zamanda Ümmeti kâfirlere ve onların ajanlarına karşı uyarmak, bugün olduğu gibi Müslümanların birbirini katletmesine engel olmak, oklarını küfür sömürgecilerine, özellikle de Amerika ve İngiltere’ye yöneltmelerini sağlamak için yapılan bir “emr-i bi’l maruf ve nehy-i ani’l münker” faaliyetidir.

Hizb-ut Tahrir’in 2000’li yılların başından itibaren Yemen üzerinde İngiltere ve Amerika arasındaki uluslararası rekabetin kızışacağına dair yaptığı analizler boş bir iddia veya vehimden ibaret değildir. Aksine onları bu tuzaklara düşmekten uyarmış ve buna karşı basiretle hareket etmelerini istemiştir. Kalbi olup kulak veren herkes için bu uyarılar; çatışmanın risklerini ifşa etmek, taraflarını ve araçlarını reddedip onlardan vazgeçmek, böylece dünya saadetine ulaşıp Allah’ın huzuruna müjdelenmiş olarak varmak için bir rehberdir.

Yemen’in tüm sorunlarının çözümü ve onu nefessiz bırakan İngiliz-Amerikan cenderesinden kurtuluşu; ancak Nübüvvet Metodu üzere İkinci Raşidi Hilafet devletinin kurulmasıyla mümkündür. Hilafet, İslam’ı uygulayacak, Müslümanların işlerini güdecek, kanlarını koruyacak, iç çatışmaları ve aralarındaki anlamsız savaşları engelleyecek, hükmü yalnızca Allah’a ait kılacaktır. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ“Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.”

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Yemen Vilâyeti
Medya Bürosu
Adres Bilgileri ve Web Sitesi
Telefon: 735417068
http://www.hizb-ut-tahrir.info
E-Mail: yetahrir@gmail.com

Template Design © Joomla Templates | GavickPro. All rights reserved.