بسم الله الرحمن الرحيم
Üç Yıllık Soykırım: Peki Çözüm Nedir?
Kanın ve gözyaşının dinmediği koca üç yıl geride kaldı. Soykırım tüm hızıyla sürüyor, Gazze, aralıksız bombardıman altında yerle bir edilmeye, çocukları katledilmeye ve boğazlanmaya devam ediyor. Hava saldırısının olmadığı, bir yakının kaybedilmediği, bir binanın çökmediği ya da koca bir kampın yok edilmediği tek bir gün bile geçmiyor. İnsanlar için ne bir ateşkes var ne de bir soluklanma ne herhangi bir müdahale eden var ne de emniyet ve huzurdan eser var.
Kesintisiz süren koca üç yıllık soykırımın ardından hâlâ cevaplanması gereken şu soru zihinleri meşgul ediyor: Çözüm ne?
Gazze Bir Ayna
Gazze’deki soykırım, ümmetin onurunu, izzetini ve fedakârlıklarını yansıtan, aynı zamanda kalkanımız olan Hilafet Devleti’ni kaybettiğimiz günden beri aldığımız derin yaraları gözler önüne seren bir aynadır.
Bu ayna, aynı zamanda sömürgeci güçlerin ikiyüzlülüğünü, çifte standartlarını ve İslam’a karşı besledikleri köklü düşmanlığı, uluslararası hukukun ve kurumlarının aciz, kıymetsiz ve bizzat o güçlerin ajandalarına boyun eğmiş hakiki yüzünü gözler önüne sermektedir.
Daha da acı olanı ise bu aynanın İslam beldelerindeki yöneticilerin ihanetini tescillemiş olmasıdır. Onlar Filistin’i ve halkını savunmak yerine sömürgeci efendilerinin yanında yer almışlar, Müslüman orduların ellerini kollarını bağlamışlar, sınırların açılmasını isteyen halkların karşısında durmuşlar ve sonunda soykırım ve aç bırakma politikasını sürdüren Siyonist varlığının adeta demir kubbesi olmuşlardır. Tüm bunlara ve hayal edilebilecek en zor şartlara rağmen Gazze halkı sebat etmiş ve teslim olmayı reddetmiştir. Ümmet de sessiz kalmamış, tam tersine, Peygamber Efendimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu sözünü ete kemiğe büründürmüşlerdir:
مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى“Birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamette ve birbirlerine atıfet göstermekte müminlerin misali, bir beden misalidir ki, ondan bir uzuv hastalandığında, bedenin sair azasını da uykusuzluk ve ateş sarar.”[Buhari]
“Savaş” olarak adlandırılan şey, artık Gazze’deki Müslümanlara karşı, yalnızca imanlarından dolayı yürütülen bir etnik temizliğe dönüşmüştür. Bu etnik temizlik, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın haklarında tam bir sûre indirdiği Ashab-ı Uhdûd’u hatırlatmaktadır:
وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ إِلَّا أَن يُؤْمِنُوا بِاللهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ“Onlardan ancak Aziz ve Hamid olan Allah’a iman ettikleri için intikam aldılar.”[Buruc 8]
Bu nefret, haset ve korkudan beslenmektedir. Bu nefret, hakkı bilip sonra onu kabul etmeyen, ardından onu kabul eden herkese düşmanlık besleyen bir hasettir. Bu haset sahipleri, hakkın ortaya çıkıp kendi çarpık yollarını rezil etmesinden korkmaktadırlar. Allah Subhânehu ve Teâlâ bunu şöyle açıklamıştır:
وَدَّ كَثِيرٌ مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُم مِّن بَعْدِ إِيمَانِكُمْ كُفَّاراً حَسَداً مِّنْ عِندِ أَنفُسِهِم مِّن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّ“Kitap ehlinden birçoğu, hak kendilerine apaçık belli olduktan sonra, nefislerindeki haset yüzünden sizi imanınızdan sonra yeniden küfre döndürmek isterler.”[Bakara 109]
Mümin, her işinde her zaman Yaratıcıya boyun eğmesiyle temayüz etmiştir. Müslüman her zaman kendi hevasını bir kenara bırakır ve yalnızca Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya kulluk eder. Allah’a tevazu göstererek alnını yere koyar ve Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan başka herhangi bir kanun koyucu veya egemenlik sahibini tanımayı kesinlikle reddeder. Bütün yıkıma rağmen Yüce Allah’ın kudret ve rahmetinin ayetleri hala görünür olmaya devam etmektedir. Zira Gazze halkı hala dimdik ayaktadır, anneler hala çocuklarını doğurmaya, aileler de hala umuda tutunmaya devam etmektedirler. Neredeyse her şeyini kaybetmiş olan Gazzeliler, sözde de fiiliyatta da imanlarından asla vazgeçmeyeceklerini tüm dünyaya haykırmaktadırlar.
İhanet ve İki Devletli Çözüm
İki devletli çözüm planı, mübarek toprak Filistin’i özgürleştirmek yerine işgali daha da sağlamlaştıracaktır. Bu plan Siyonist varlığa meşruiyet kazandıracak ve onun varlığını güvence altına alacak, gerçek egemenliği bulunmayan aciz bir Filistin yönetimi oluşturacaktır. Gerçekte bu planın yaptığı şey, mevcut durumu yeniden paketlemekten ibarettir. Bu plan sömürgeci güçlere ve Arap rejimlerine mübarek toprakta dökülen Müslüman kanından ellerini yıkama imkânı verecektir. Planın daha tehlikeli bir hedefi daha bulunmaktadır: Ümmet içerisinde gerçekçilik ve yenilgicilik kültürünü yaymak. Her nesil kısmi uzlaşmaları ve tavizleri kabul ettikçe İslam’ın düşmanları daha fazlasını istemek konusunda cesaretlenmekte, böylece dikkatler kurtuluşun doğru yolundan uzaklaştırılmaktadır.
Bu yeni bir şey değildir. 1959 yılından bu yana Washington, Müslümanları Filistin “devleti” vaatleriyle uyuturken Siyonist varlığı korumak amacıyla Filistin meselesini kontrollü bir projeye dönüştürmek için titizlikle çalışmaktadır. Camp David’den Oslo’ya, İbrahim Anlaşmaları’ndan Biden ve Trump’ın önerilerine kadar özde hiçbir değişiklik olmamıştır, hep aynı kalmıştır: Filistinlilere egemenliği olmayan bir özerklik ve ordusu olmayan bir polis gücü sunulmak istenmektedir.
İster Cumhuriyetçiler ister Demokratlar olsun, politika aynıdır: İşgali güvence altına almak, Müslümanların öfkesini emmek ve ümmeti sonu gelmeyen müzakerelere yönlendirmek. Müslümanlar ne zaman ayağa kalkmaya başlasa yeni bir “çözüm” safsatası ortaya atılmaktadır. Oslo, yol haritaları, barış görüşmeleri, ateşkesler veya Trump’ın “Barış Konseyi” için sunduğu yirmi maddelik plan, bu çözüm safsatalarından sadece bir kaçıdır. Bunlar, ilerleme vaat edip ama aslında felçten başka bir şey getirmeyen “çözüm” planlarıdır. Bu yanılsamalar, ümmeti onların “barışını” kaçınılmaz bir kader olarak kabul edinceye kadar uyuşturmaktadır.
Ümmetin önündeki yol, açık ve berrak kalmalı; ümitsizlik ve yorgunluk saikiyle sömürgeci çözümün tuzağına düşmemelidir. Bu çözüm, geçici bir rahatlama sağlarken, Siyonist varlığın mübarek toprak üzerindeki hâkimiyetini sürdürmesine imkân vermektedir. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
لَا يُلْدَغُ الْمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ وَاحِدٍ مَرَّتَيْنِ“Mümin bir delikten iki kez ısırılmaz”[Buhari]
Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır, Ürdün, Endonezya, Pakistan, Katar ve BAE yöneticilerinin Amerika’nın hizmetkârları olarak bu projeye katılmaları ve böylece Amerika’nın Gazze’nin geleceği üzerindeki nüfuzunu daha da pekiştirip Gazze’yi sözde “Orta Doğu Rivierası”na dönüştürme girişimine ortak olmaları şaşırtıcı değildir. Gazze’nin işgali, yabancı güçlerin, yatırımcıların, siyasi elitlerin ve savaş suçlularının yönettiği idari bir meseleye indirgenmiştir. Bu, insani maske takmış bir “vekalet hegemonyasıdır”.
Açık Bir İslami Çözüm
Gazze bize kınamaların tankları durdurmadığını, BM kararlarının bombaları durduramayacağını ve direniş iradesinin tek başına özgürlük getiremeyeceğini öğretmiştir. Ümmet, iki milyar Müslüman, devasa zenginlikler ve güçlü ordular gibi muazzam kaynaklara sahiptir. Bizi engelleyen şey imkân ve yetenek eksikliği değil, tepede bulunanların ihanetidir.
Üç yıl, Müslümanların kendileriyle değişim arasındaki duvarın, Müslüman ordularının Gazze’ye ve mübarek topraklara ilerlemesini engelleyen zalim yöneticiler olduğunu görmeleri için yeterli değil midir? Bu yöneticiler, sömürgecilerin çıkarlarını korumakta, Müslümanların servetlerini Batı’ya peşkeşe çekmektedirler! Peki ya halklarına ve onların davasına hizmet etmesi gereken ordulara ne demeli? Gazze’deki bu soykırım, Gazze’yi satan ve kendilerini zincirlere vuran bu yöneticileri ortadan kaldırmak için orduları harekete geçirmeye yetmedi mi?
Gazze yalnızca “insani” veya “siyasi” bir kriz değildir. Mübarek toprak askerî olarak işgal altındadır ve çözümü de ümmetin ordularının elindedir. Soykırımın başlangıcından beri, hatta onlarca yıldır Hizb-ut Tahrir tek gerçek çözüme çağırmaktadır: Askeri işgal, askeri müdahale gerektirir. Bu hem şer’î bir vacip hem de akli bir sonuçtur.
Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın yardımı, ancak istenen zafere ulaşmak için meşru ve doğru amelin yerine getirilmesiyle gelir. Filistin’in kurtuluşu için yapılması gereken tek doğru eylem, Müslüman ordularını harekete geçirmek, Müslümanların hain yöneticilerini ortadan kaldırmak ve İslam yönetimini kurmaktır.
Ümmet uyanmıştır artık. O yüzden sebat etmeli, korkmamalı, taviz vermemeli ve acil sıkıntıları hafifletmek için samimi niyetlerle yapılmış olsa bile, acıyı uzatan gerçekçilik ve uzlaşma adımlarını tekrar tekrar atmamalıdır.
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَنْتُمُ الْأَعْلَوْنَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ“Gevşemeyin, hüzünlenmeyin Eğer iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.”[Ali İmran 139]
Görevimiz yalnızca Siyonist varlığın zulmüne karşı koymak değil, Filistin’in tamamen kurtuluşu için çalışmaktır. Bu ise gösterilerden veya müzakerelerden daha fazlasını; Nübüvvet metodu üzere Hilafet’in yeniden kurulmasını ve İslam ordularının harekete geçirilmesini gerektirir.
Amerika’daki Müslümanlara Çağrı
Amerika’daki Müslümanların özel bir sorumluluğu bulunmaktadır.
Birincisi: Amerika’nın İslam beldelerindeki zulmün devam etmesindeki rolünü anlamamız gerekir. Trump da Biden da Siyonizm’e bağlılıklarını açıkça ilan etmiş, işgale silah ve para sağlamış, buna karşılık içerideki muhalefeti susturmuşlardır.
İkincisi: Siyasi çalışma yalnızca lobi faaliyetleri, seçimler, dua ve sadakayla sınırlı kalmamalıdır.
Üçüncüsü: Gerçek çözüm ne ‘iki devletli çözüm’ ne de Batı’nın dayattığı herhangi bir sözde ‘barış’ planıdır.
Görevimiz İslam’ın saf fikirlerini açıklamak, toplumlarımız içerisinde düzenli ve kolektif biçimde çalışmak ve Gazze’nin acısını İslam’daki adalet düzenini yeniden ihya etmeye yönelik daha geniş projeyle ilişkilendirmektir. Faaliyetlerimiz Müslüman ordularına Gazze’yi kurtarma, Müslümanların yöneticilerini değiştirme ve Müslüman beldelerinde Nübüvvet metodu üzere Hilafeti yeniden kurma çağrısı yapma üzerine yoğunlaşmalıdır.
Gazze’nin direnişi Batı’daki Müslümanlara bir mesajı vermektedir: Edilgen seyirciler olamayız. Sorumluluğumuz konforlu bir aktivizme çekilmek değil, doğrudan zulüm güçlerinin karşısında durmaktır. Zira savaş sadece onların savaşı değil, aynı zamanda bizim de savaşımızdır. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem bizi şu sözleriyle uyarmıştır:
مَا مِنِ امْرِئٍ يَخْذُلُ امْرَأً مُسْلِماً فِي مَوْضِعٍ تُنْتَهَكُ فِيهِ حُرْمَتُهُ وَيُنْتَقَصُ فِيهِ مِنْ عِرْضِهِ إِلَّا خَذَلَهُ اللَّهُ فِي مَوْطِنٍ يُحِبُّ فِيهِ نُصْرَتَهُ“Hürmetsizlik ve şerefine tecavüz edilen bir yerde, Müslümanı yardımsız bırakan kimseyi Allah da yardıma muhtaç olduğu bir yerde öyle bırakır.” [Ebu Davud]
Gazze, ümmetin aynasıdır. Yıkıntıları, bizim ne kadar zayıf olduğumuzu gösterdiği gibi direnişi de aslında bizim ne kadar büyük bir potansiyele sahip olduğumuzu göstermektedir. Gazze’nin yetimleri, yöneticilerimizi gönül zindanlarına mahkûm ederken aynı zamanda vicdanlarımızı da uyandırmaktadır. Gazze’nin gösterdiği ve sergilediği sebat ve kararlılık, aç bırakma ve kuşatma altında dahi iman kıvılcımının söndürülemeyeceğini ispatlamaktadır.
Ümmetin kaderi; ihlaslı bir liderlik altında yeniden ayağa kalkmakta, İslam’ın adaletini insanlığa taşımakta ve Mescid-i Aksa’yı ilahî emanetinin bir parçası olarak özgürleştirmekte yatmaktadır. Tarih ya hak üzerindeki sebatımıza ya da uzlaşmaya teslim oluşumuza şahitlik edecektir. Gazze’nin kanı ve halkının metaneti tek bir neticeyi işaret etmektedir: Çözüm, Nübüvvet metodu üzere Hilafet’in ikamesidir ve Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın vaadi gerçekleşinceye kadar artık Hilafet için çalışmanın zamanı gelmiştir:
وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْناً يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئ“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar.”[Nur 55]
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlü’ne icabet edin.”[Enfal 24]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Amerika
H. 23 Rabi’-ul Âhir 1448
M. Pazartesi, 05 Ekim 2026