- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
İran, Nükleer Silaha Sahip Pakistan'a Yeni Bir Dünya Asrının Anahtarlarını Mı Sunmaktadır?
Haber:
11 Mart'ta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan şunları söyledi: “Rusya ve Pakistan liderleriyle yaptığım görüşmede, İran'ın bölgedeki barışa olan bağlılığını vurguladım. Siyonist varlık ile Amerika'nın alevlendirdiği bu savaşı sona erdirmenin tek yolu, İran'ın meşru haklarını tanımak, tazminat ödemek ve gelecekteki herhangi bir saldırıya karşı sağlam uluslararası garantiler sunmaktır.”
Yorum:
İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası düzeni Amerika, nihai küresel hegemonyasını sağlamak hedefiyle, hatta tarihin sonunu ilan etmek için yeniden formüle etmiştir. Nitekim küreselleşme, devletlerin gıda ve enerji gibi hayati öneme sahip mallarda kendi kendine yeterlilikten vazgeçip küresel tedarik zincirlerine bağımlı hale gelmelerini teşvik etmiştir. Ardından kendi düzenini korumak için bu zincirleri siyasallaştırıp silahlandırmıştır; bunu da kendisine düşman gördüğü veya kendi eksenine dahil olmayan ülkelere yaptırımlar uygulamak ve uluslararası ödeme kapılarına erişimlerini kısıtlamak yoluyla yapmıştır. Bugün ise, küresel tedarik zincirinin doğası gereği tüm dünya ülkelerinin ekonomilerini etkileyen kritik darboğaz noktaları bulunmaktadır. Örneğin Hürmüz Boğazı bu noktalardan biridir; zira dünya petrolünün %20’si, tarım için gerekli olan küresel üre üretiminin %35’i ve büyük miktarlarda sıvılaştırılmış doğal gaz sevkiyatı buradan geçmektedir. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı başarıyla kontrol altına alma kabiliyeti, ABD’nin askeri gücünün uluslararası düzeni korumadaki etkinliğinin gerilediğini ortaya koymuştur. Bu aşamada İran, Hürmüz Boğazı üzerinde kalıcı bir kontrol sağlayabilmek için güçlü bir devletin güvenlik garantisine ihtiyaç duymaktadır.
Bu tür bir güvence, ancak etkili bir nükleer caydırıcılık sağlayabilme gücü olan bir devletten gelebilir. Dolayısıyla küresel olarak tanınan nükleer bir güç olması ve bölgede caydırıcılığı kanıtlanmış güce sahip olması nedeniyle Pakistan, bunun için en güçlü adaylardan biridir. Ancak Müslümanlar arasındaki bu tür koordinasyonları, Amerika ile yapılan müzakereler çerçevesine sığdırmak dar görüşlülük olur; zira Amerika Müslümanlara hiçbir zaman kayıptan başka bir şey getirmemiştir. Dolayısıyla eğer Pakistan, İran'a acil bir güvenlik garantisi vermeyi kabul ederse, bu durum dünya çapında petrol, gaz ve üre fiyatlarında hızla büyük bir artışa yol açacaktır. Bunun dünya ekonomileri üzerindeki etkisi ise bir felaket olacaktır. Bu etkiden, başka bir grup içindeki önlemlerden biri olarak kullanılırsa, Amerika'yı bölgeden çekilmeye zorlamak için yararlanılabilir. Amerika üzerindeki küresel ve yerel baskılar onu, saldırgan devletlerle ilişkilerini kesmiş büyük ve birleşik bir İslam gücünün şartlarını koşulsuz olarak kabul etmeye zorlayabilir.
Bu İslami gücün önceliği, askeri üsleri, büyükelçilikleri ve şirketleri olmak üzere bölgedeki tüm Amerikan varlıklarını ortadan kaldırmak olacaktır. Ayrıca mübarek Filistin topraklarını Yahudilerden temizlemek, Pakistan ve İran’daki Müslümanlar arasında yapılacak koordinasyon yoluyla uygulanabilecek senaryolardan biridir. Böyle bir İslami güç, dünyaya, Amerikan hegemonyasının uluslararası arenada sona erdiğini pratik olarak gösterecek ve İslam ümmetini, tüm uluslararası sahneyi etkileyebilecek güçlü bir bölgesel aktör olarak öne çıkaracaktır. Bunun pratik olarak gerçekleşmesi ise ancak İran, Pakistan ve diğer Müslüman ülkelerindeki Müslümanları, İslam'a göre yönetecek tek bir imamın altında birleştirecek Raşidi Hilafetin gölgesinde mümkündür.
Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ “İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse bana ibadet edin.” [Enbiya 92]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ömer Nasruddin – Pakistan