- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Mısır Rejimi: Washington’da Dilenme, Saat Dokuzda Dükkanları Kapatma ve Davet Taşıyıcılarını Takip Edip Onları Hapishanelerinde Zorla Kaybettirme Arasında
Haber:
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, dükkanların ve alışveriş merkezlerinin kapanış saatlerini düzenleyen bir karar yayınladı. Karara göre tüm genel dükkanlar, restoranlar, kafeler ve alışveriş merkezleri her gün saat 21.00'den itibaren kapatılacak. Ancak perşembe, cuma ve resmi tatil günleri hariç tutulacak olup bu günlerde ise saat 22.00'de kapatılacaktır. Karar, aynı tarihlerde spor kulüplerini, spor tesislerini ve gençlik merkezlerini de kapsamaktadır; ancak marketler, eczaneler ve fırınlar ile bazı turistik bölgeler ve oteller için özel istisnalar bulunmaktadır. Ayrıca kararın uygulanmayacağı istisnalar arasında dört il (Güney Sina, Luksor, Asvan ile Kızıldeniz'deki Hurgada ve Marsa Alam şehirleri) de bulunmaktadır. Bu karar, devletin enerji tüketimini rasyonelleştirme ve piyasaları düzenleme planı kapsamında 28 Mart 2026 Cumartesi gününden itibaren bir ay süreyle yürürlüğe girecek. Bu süre zarfında evlere 24 saat boyunca sipariş teslimatı hizmeti verilmeye devam edilecektir. (El-Yevm es-Sabi)
Yorum:
Amerika’ya bağlı ülkeler, Amerika ve onun beslemesi Yahudi varlığının yürüttüğü savaşın faturasını ödemeye başladı. Kinane halkı da dahil olmak üzere bölgedeki halklar, bu savaşın sonuçlarının yükünü taşımaya başladı. Ayrıca Mısır rejimi bu olaylara seyirci kalırken, İmam Müslim ve İmam Buhari’nin ülkesi saldırıya maruz kalmaktadır. Yine son iki yıldır İmam Şafii'nin ülkesi Gazze'de Yahudiler tarafından işlenen katliamlara da seyirci kalmaya devam etmektedir.
Mısır rejiminin dükkanları ve alışveriş merkezlerini akşam saat dokuzda kapatma kararı, ulus devletin yapısal acziyetinin ve hayal kırıklığının yeni bir yüzünü ortaya çıkarmıştır; zira acil koşullar veya enerji krizleriyle gerekçelendirilen bu karar, özünde rejimin Amerika'ya bağımlı olduğunu ve onun bölgedeki suç niteliğindeki maceralarının sonuçlarını üstlendiğini, ayrıca insanca bir yaşamın en temel unsurlarını ve günlük ekonomik faaliyetleri güvence altına almaktan aciz kaldığını açıkça itiraf etmektedir. Bu zorla kapatma sadece ışıkları söndürmekle kalmamakta, aksine akşam saatlerindeki alım satım faaliyetlerine bağımlı olan binlerce ailenin geçim kaynaklarını da kesmekte ve şehirlerin gecelerini, zaten ağır yükler altında ezilen insanların acılarını daha da kötüleştiren ürkütücü bir sessizliğe dönüştürmektedir.
İşte burada çarpıcı ve şok edici bir çelişki ortaya çıkmaktadır; zira devlet, enerji kaynaklarının bolluğuna ve özellikle de onu çıkaran ve bu sayede ümmete karşı güçlenen Yahudi varlığı lehine elinden kaçırdığı doğal gaz kaynaklarına rağmen, dükkanların ışıklarını açık tutamadığını veya insanların geçim kaynaklarını koruyamadığını iddia ederken, güvenlik güçlerinin tüm uyanıklığı ve enerjisiyle uyumadığını, aksine tüm teknik ve maddi imkânlarını Hilafetin kurulması için çalışan davet taşıyıcılarını takip etmek için kullandığını görmekteyiz; zira güvenlik güçleri, sanki enerjilerini sadece düşünceyi bastırmak ve ümmetin kalkınması için çalışanların iradesini kırmak için seferber ediyorlarmış gibi gecenin sessizliğinde evlere baskın düzenleyip onları kaçırmaktadırlar.
Hizmetlerin yetersizliği ve geçim kaynaklarının kesilmesi ile baskıcı seferberlik arasındaki bu çelişki, rejimin, tebaanın işlerini gözetme konusundaki başarısızlığından kaçarak iktidarını korumaya yöneldiğini ortaya koymaktadır; zira rejim, dış güçlere olan ipoteğini örtbas etmek için meşru alternatifin sesini susturmayı en büyük önceliği olarak görmektedir. Kaynakları üzerinde egemenlik sahibi olmadığı için akşam saat dokuzda vatandaşlarının yüzüne kapılarını kapatan ve içine kapanan bir devlet, ülkemizi yeşil kağıdın bir tüketim pazarı ve ipoteği haline getiren küresel kapitalist sisteme bağımlılık tuzağına düşmüş bir devlettir. Oysa davet taşıyıcıları, köklü projeleriyle bu ipoteği ifşa etmek için harekete geçerek, Allah'ın şeriatında hayati kaynakların kamu malı olduğunu ve bu kaynaklardan tebaanın mahrum bırakılamayacağını, hareketlerinin ve geçim kaynaklarının yağmacı şirketleri memnun etmek ya da uluslararası güçlerin emirlerine boyun eğmek için kısıtlanamayacağını vurgulamaktadırlar.
İşte bu nedenle Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet Devleti'ni kurmak için çalışan davet taşıyıcılarına saldırmak, Hilafet Devleti'nin şafağının doğmasından korkan rejimin, kendi ayıbını örtbas etmek için yaptığı umutsuz girişimden başka bir şey değildir; çünkü Hilafet, Amerika ve Yahudiler için bir tehdit teşkil etmektedir; ayrıca zorla kapatma ya da geçim kaynaklarının kesilmesini tanımayan Hilafet, yağmalanan kaynakları geri elde etmeye ve bunları sömürgeci maceraların sarsamayacağı gerçek bir egemenliğin temeli haline getirmeye dayanmaktadır.
Köklü çözüm, kapanış saatlerini değiştirmekte ya da kredi dilenmekte değil; aksine Mısır halkını başarısız politikaların rehinesi haline getiren sistemi değiştirmekte ve tebaasının önüne ışıklarını söndürmeyen, dahası tüm ümmet için kalkınma kandillerini yakan bir devletin gölgesinde insanın onurunu ve onurlu bir yaşam hakkını güvence altına alan Hilafet projesinin etrafında kenetlenmekte yatmaktadır. Zira Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ فَإِنْ أَمَرَ بِتَقْوَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَعَدَلَ كَانَ لَهُ بِذَلِكَ أَجْرٌ وَإِنْ يَأْمُرْ بِغَيْرِهِ كَانَ عَلَيْهِ مِنْهُ “İmam bir kalkandır. Onun ardında savaşılır, onunla (tehlikelerden) korunulur. Şayet o, Allah Azze ve Celle’ye karşı takvayı emreder ve adaletle hükmederse bundan dolayı sevap kazanır. Bunun dışında bir şey emrederse o zaman yaptıkları kendi aleyhine olur.” [Sahih-i Müslim]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu İçin Yazan
Said Fazıl - Mısır