- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Liderin Yokluğu İle Güçlerin Üşüşmesi Arasında: Ümmet Koruyucu Kalkanını Nasıl Kaybetti?
Haber:
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, kuzeyi, İran’ın Lübnan’daki partisinin saldırılarından koruma bahanesiyle Yahudi varlığının güçlerini Güney Lübnan’ın bazı bölgelerinde tutmasını desteklediğini ifade etti.
Bu açıklama, dün Salı günü Berlin’de, Almanya’ya resmî bir ziyaret gerçekleştiren Yahudi varlığındaki mevkidaşı Gideon Sa’ar ile düzenlediği ortak basın toplantısı sırasında geldi. (El Cezire)
Yorum:
Milletlerin İslam ümmetinin üzerine üşüştüğü bir zamanda, göz ardı edilemeyecek acı verici bir soru öne çıkıyor: Ümmeti koruyacak ve onun onurunu muhafaza edecek gerçek lider nerede?Nitekim Müslüman ülkeler, yabancı müdahalelere açık bir saha haline gelmiş olup, hiçbir caydırıcı olmaksızın egemenlikleri ihlal edilmekte ve sanki halkları yokmuş ya da acizlermiş gibi, hayati kararları dışarıdan alınmaktadır!
Almanya Dışişleri Bakanı gibi Batılı bir yetkilinin, Güney Lübnan'da Yahudi ordusunun varlığının gerekli olduğunu açıklamak için ortaya çıktığında bu, sadece siyasi bir görüş değil, aksine İslam ümmetine yönelik küçümsemenin boyutunu açıkça ortaya koyan bir ifadedir. Aynı şekilde Trump ve diğerleri bölgenin işlerine müdahale edip yönelimleri ve politikaları dikte ettiklerinde mesele, diplomasi sınırlarını aşarak vesayeti dayatmaya dönüşmektedir.
Ümmet içinde, güç ile takvayı, hikmet ile azimeti bir araya getiren lider gibi gerçek bir lider olsaydı, bu müdahaleler bu kadar cüretkâr bir şekilde gerçekleşmezdi. Bu lider, sorumluluğunun sadece devlet işlerini yönetmek değil, aynı zamanda dini, onuru ve egemenliği korumak olduğunu idrak eden bir liderdir. İşte bu liderlik modeli olmayınca, ümmet zayıflamış, kelimesi bölünmüş ve her bir açgözlünün hedefi haline gelmiştir.
İslam tarihi, saldırganların karşısında sağlam bir set gibi duran ve hiçbir dış gücün Müslüman ülkelerine iradesini dayatmasına izin vermeyen lider örnekleriyle doludur. Nitekim onlar, liderliğin büyük bir emanet olduğunun ve bu emaneti ihlal etmenin tüm ümmetin kaybı anlamına geldiğinin farkındaydılar.
Nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bu azim anlama şu kavliyle işaret etmiştir: إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ “İmam bir kalkandır, onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur.” Yani Halifenin varlığı, ümmeti tehlikelerden koruyan ve ona yönelik saldırıları engelleyen bir kalkandır demektir.İşte bu kalkan kaybolunca, ümmet açıkta kalmış ve her taraftan uzanan eller onu kapıp götürmüştür.
Çözüm sadece dış müdahaleleri reddetmekte değil, aynı zamanda iç yapıyı sağlam bir temel üzerine yeniden inşa etmekte yatmaktadır. Bu yüzden İslam’ın değerlerine ve adalete, sorumluluk taşımaya ve Allah’ın şeriatına bağlı kalmaya dayalı Raşidi bir liderlik mefhumuna gerçek bir dönüş gerekir. İşte bu dönüş, hak için hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayan ve hiçbir gücün ümmetin kapasiteleriyle oynamasına izin vermeyen bir lider ortaya çıkaracaktır.
Dolayısıyla güçlü, takvalı ve dinine sımsıkı sarılan bir lidere sahip olan bir ümmetin, aşağılanması ve ihlal edilmesi mümkün değildir. Ama zayıflık ve parçalanma durumu devam ederse, dış müdahaleler acı bir şekilde tekrar eden bir gerçeklik olmaya ve egemenlik de eksik kalmaya devam edecektir.
İşte bu, ciddi düşünmeye yönelik bir çağrıdır: Ümmetin gücünü nasıl geri kazanabiliriz? İslam’ın istediği gibi gerçekten ümmeti koruyan bir kalkan olacak lideri nasıl ortaya çıkarabiliriz?
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulazim Haşlemon