- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Ben-Gvir ve Geçici Üstünlük
Haber:
Yahudi varlığının sözde Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir; Gazze Şeridi’ne doğru ilerlerken Sumud Filosu gemilerinin yolunu keserek gözaltına aldığı aktivistleri gösteren bir video klip yayınlamasının ardından, Çarşamba günü sert uluslararası eleştiri dalgasına yol açtı.
Görüntülerde onlarca aktivist önce bir askeri geminin güvertesinde, ardından da bir gözaltı merkezinde diz çökmüş ve elleri kelepçeli halde görülüyor; bu esnada Ben-Gvir'in, aktivistlerden birinin önünde kendi varlığının bayrağını sallayarak "Yaşasın İsrail" diye slogan attığı anlar kameralara yansıyor. (Sky News Arabia, 21/05/2026)
Yorum:
Yahudi varlığının Ben-Gvir veya Smotrich gibi liderleri tarafından sergilenen bu davranışlar, bireysel davranışlar ya da şurada burada yapılmış gaflar değildir; aksine bunlar, Yahudi varlığının yeryüzündeki azgınlık ve kibirlilik taslayarak yürüttüğü politikasıdır. Nitekim Rabbimiz Subhanehu bu kibir hakkında bizi uyarmış ve şöyle buyurmuştur: وَقَضَيْنَا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الْأَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوّاً كَبِيراً “Biz, Kitap’ta İsrailoğullarına: Sizler, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve azgınlık derecesinde bir kibre kapılacaksınız, diye bildirdik.” [İsra 4]
Gazze ve Lübnan halkını kırıp geçirdikten, Suriye ve İran'ı vurduktan sonra elinin her yere uzandığını ve bu tiranlığına hiç kimsenin karşı koymadığını görünce; bakın şimdi de o, gayrimüslim Batılı aktivistlere bile zerre kadar değer vermemektedir; nitekim aktivistler, şiddetli darp, elektroşok, yerde sürükleme, cinsel saldırılar ve sivillerin insanlık dışı olarak nitelendirdikleri koşullarda metal konteynerler içinde alıkonulması gibi uygulamalardan bahsetmişler ve üstelik birçoğunun vücudunda yaralanmalar, kırıklar ve işkence izleri görülmüştür. İşte tüm bunlar, onların Yahudilerin dışındakileri insan olarak görmeyen inançlarının somutlaşmış halidir. Bu inançtan dolayı diğer insanlardan onur ve insanlık vasfını düşürmektedirler. Buna karşılık kendilerini Allah’ın seçilmiş halkı olarak kabul ederek diğer tüm halkların sadece kendilerine hizmet etmek için yaratıldığına inanmaktadırlar.
Batı devletlerine gelince; onlar Yahudi varlığını, Ortadoğu bölgesindeki çıkarlarını korumak ve hegemonyalarını güvence altına almak için vazgeçilmez bir müttefik olarak görmektedir; zira Batı'nın verdiği destek, kendi halklarının duygularına ya da bireylerinin onuruna değil, karşılıklı çıkarlara dayanmaktadır. Belki de bunun açıklaması tarihte gizlidir; zira 19. yüzyılın sonlarında Herzl, Alman İmparatoru II. Wilhelm ile görüşüp onu Filistin toprakları üzerinde bir Yahudi devleti kurma çabalarına destek vermeye ikna etmeye çalıştığında, İmparator'un cevabı son derece netti ve bu cevap, bugün bile birçok sorunun da cevabını barındırıyordu; zira imparator, Herzl’e aynen şöyle demişti: Almanya size neden yardım etsin ki? Herzl ise buna karşılık şu cevabı vermişti: Eğer bana yardım eder ve gelecekteki varlığımızı desteklerseniz, yeni sömürgelerimizde ilk söz sahibi siz olacaksınız.
Ayrıca Sumud Filosu ve benzeri Batılı aktivistlerin yaptıkları ile Batılı devletlerden, bu ülkelerin Yahudi varlığının davranışlarından duyduğu memnuniyetsizliği gösterecek şekilde sadır olan itiraz ve açıklamalar, her ne kadar Gazze halkının çektiği acılara ışık tutsa da ancak Gazze'yi özgürleştiremez; ayrıca bu aktivistler kuşatmayı kıramayacakları gibi zulmü ortadan kaldıramayacak ve Gazze halkı üzerindeki ölümü de durduramayacaklardır. Çünkü barışçıl hareketler, süngünün dilinden başka bir dilden anlamayan Yahudi varlığına karşı hiçbir fayda sağlayamaz; zira güçle alınan, ancak güçle geri alınır; Batılı devletler ise asla Yahudi varlığını ortadan kaldırmak için çalışmayacaktır.
Gördüğümüz bu azgınlık ve kibir, Allah'ın sünnetinde yeni bir şey değildir. Zira Firavun'dan diğerlerine kadar, bu derece bir tiranlığa ulaşan hiçbir bir ümmet yoktur ki sonu yok oluş olmasın. Zira Allah’ın sünneti asla değişmez ve dönüşmez.
Bizler, Allah’ın yardımının geleceğinden ve Yahudi varlığının yok oluşunun, Rabbimiz Subhanehu’nun vaadinden dolayı mutlaka gerçekleşeceğinden şüphe duymuyoruz. إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا “Muhakkak ki Resullerimize ve iman edenlere dünya hayatında yardım ederiz.” [Mümin 51] Dolayısıyla ne kadar sevinirlerse sevinsinler ve yeryüzündeki azgınlıkları hangi boyuta ulaşırsa ulaşsın; Allah'ın izniyle zafer günü geleceği gibi onların yok oluşu da gelecektir. حَتَّى إِذَا فَرِحُواْ بِمَا أُوتُواْ أَخَذْنَاهُم بَغْتَةً فَإِذَا هُم مُّبْلِسُونَ * فَقُطِعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذِينَ ظَلَمُواْ وَالْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ “Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık! Böylece onlar birdenbire bütün ümitlerini yitirdiler.Sonunda zulmeden kavmin kökü kesildi. Her türlü övgü, âlemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur.” [En’am 44-45] Bizim sadece meşgul olmamız gereken soru şudur: Allah’ın vaadinin elleriyle gerçekleşeceği kişiler biz mi olacağız, yoksa oturup büyük ecri başkalarının kazanmasını mı bekleyeceğiz?
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdullah El-Tamari