- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber - Yorum
Özgürlük Filosu ve Ümmetin Yüzüstü Bırakması
Haber:
Sumud Filosu’ndan aktivistler, cuma günü, Gazze Şeridi’ne gitmekte olan yardım gemilerine karşı çıkılmasının ardından Yahudi varlığında gözaltında tutuldukları sırada, aralarında tecavüz vakalarının da bulunduğu cinsel saldırılara maruz kaldıklarını aktardılar. Bu bağlamda, perşembe günü sınır dışı edilmelerinin ardından Türkiye’ye ulaşan kişilerden biri, maruz kaldıkları şeylerin ayrıntılarını anlatarak şöyle demiştir: “Soyundurulduk, yere yatırıldık ve tekmelendik. Birçoğumuz elektrik şokuna maruz kaldı, bazıları cinsel saldırıya uğradı ve bazılarının da avukatla görüşmeleri engellendi.” (France 24)
Yorum:
Özgürlük Filosu, su, ilaç ve gıda gibi en temel yaşam olanaklarından mahrum bırakılan Gazze Şeridi'ndeki abluka altındaki halkımıza gıda, insani ve tıbbi yardım taşımak üzere Avrupa ülkelerinden yola çıktı. Nitekim bu filoya ait bazı gemiler Filistin kıyılarına ulaştı; ancak orada Yahudi varlığının donanması tarafından önleri kesildi, gemideki katılımcıları gözaltına aldılar ve onları kelepçeleyip çırılçıplak soydular ve coplarla darp ettiler.
Bu insani hareket; iki milyar olan ümmetin, kardeşlerinin açlığını, sefaletini, sıkıntısını ve yavaş yavaş ölümlerini kendi gözleriyle gördükleri halde bu yardımı ulaştırmaktan aciz kaldığı bir zamanda gerçekleşti. Nitekim Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: أَيُّمَا أَهْلُ عَرْصَةٍ أَصْبَحَ فِيهِمْ امْرُؤٌ جَائِعٌ فَقَدْ بَرِئَتْ مِنْهُمْ ذِمَّةُ اللَّهِ “İçlerinde aç bir kimse olduğu halde sabahlayan bir kavim Allah’ın zimmetinden uzak olur.”
Bu zulmün büyüklüğünden ötürü adeta yeryüzü sarsıldı ve yerinden oynadı; Gazze halkının çığlığını gök ve yer ehli işitirken, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ümmeti ise onlara yardım etmekten aciz kaldı; oysa bu ümmet; izzet ve egemenlik günlerinde dünyanın dört bir yanındaki her mazlumun yardımına koşan ve kendisinden yardım dileyenlerin feryadına cevap veren bir ümmetti. Ama şimdi ümmet, sözde bağımsızlığından sonra Batı’nın kurduğu rejimlerin zincirleriyle bağlandı; dolayısıyla artık ne bir mazluma yardım edebiliyor ne de bir açın karnını doyurabiliyor. Bu yüzden Müslümanlar, ayaklarının altından sayılamayacak kadar servetler fışkırırken açlıktan ve zulümden dolayı ölüyorlar. Bu servetleri gözleriyle görüyorlar ama ondan bir çekirdek kabuğu kadar bile faydalanamıyorlar. Böylece onların hali, şairin tasvir ettiği develerin hali gibi olmuştur:
Çölde susuzluktan kırılan devleler gibidirler; oysa su, develerin sırtlarında yüklüdür!
Buna karşılık Batı’nın evlatları bu büyük olayı sesli ve görüntülü olarak izleyip, çocukların çığlıklarını, yaslı kadınların feryatlarını, mahrum bırakılmışların hıçkırıklarını ve yaralıların haykırışlarını duyunca öne atılmışlardır. Zira onların, kalpleri titremiş ve insani sorumluluklarını hissetmişlerdir; bu yüzden insani bağışlar ve kişisel çabalarla gemilerden, teknelerden ve kayıklardan oluşan bir filo toplamışlar ve Yahudi varlığının, Müslümanların ilk kıblesi, Kerim Rasulleri Sallallahu Aleyhi ve Selle’in İsra’sı ve uğruna yolculuk yapılan mescitlerin üçüncüsünün olduğu Filistin kıyılarına yaklaşan herkesi felaket ve yıkımla tehdit eden uyarılarını sırtlarının arkalarına atmışlardır. Hatta Mısır’daki rejimi, daha önce de onları gözaltına alıp Gazze'ye doğru yolculuklarını engelleyerek uyguladığı gibi, bu kez de uyarı ve tehditler için hazırlık yapmıştır.
Filonun ilk gemileri Filistin kıyıları açıklarına ulaştığında, varlığın kuvvetleri ve çeteleri gemilere saldırarak, çok sayıda aktivisti gözaltına aldılar; üstelik bunu, hiç utanmadan ya da korkmadan, Batı'nın inandığı, kutsadığı ve herkesin üzerinde olduğunu sandığı uluslararası hukuk kurallarını zerre kadar umursamadan canlı yayında tüm dünyaya izlettiler.
Nitekim bu sahneler, tüm insanlığın gözündeki perdeyi kaldırdı; zira gözaltına alma, kelepçeleme, gözleri bağlama, elbiseleri soyma ve en ağır şekilde işkence etme görüntüleri, dünyanın doğusundan batısına kadar tüm insanlığın görmesi için dünyanın bütün dillerinde apaçık ortaya serildi. İşte bunlar, alınları utanç içinde bırakan ve yeryüzünün ayaktakımları ve kâinatın fasıkları olan bu Yahudilerin gerçek madenini açığa çıkaran görüntülerdir; böylece Allahu Teala’nın onlar hakkındaki şu kavli gerçekleşmiş oldu: يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُم بِأَيْدِيهِمْ وَأَيْدِي الْمُؤْمِنِينَ فَاعْتَبِرُوا يَا أُولِي الْأَبْصَارِ “Evlerini kendi elleriyle ve müminlerin eliyle harap ediyorlardı. İbret alın ey akıl sahipleri!” [Haşr 2]
İşte bu eylemler, Yahudilerin sahte mağduriyetine aldanmış her gafilin gözündeki tüm perdeyi kaldırmıştır. Onlar bu yaptıklarıyla, kendilerinden Allah’ın ipinin koparılmasından sonra, varlıkları için hayat nedenlerini uzatan insanların iplerini de koparmışlardır. Nitekim bugün dünya, onların vahşetini, zulmünü ve acımasızlığını görmektedir; bu yüzden dünyanın dört bir yanındaki halklar yavaş yavaş onların etrafından dağılmaya başlamış olup, hâlâ yalanlarına aldanmış olanlara da gerçek yüzlerini ifşa etmişlerdir.
İşte tüm bunlar, Mevla Subhanehu ve Teala’nın bize kitabında haber verdiği gibi, yüzlerinin kara çıkarılmasının bir mukaddimesidir: فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ لِيَسُوءُوا وُجُوهَكُمْ “Artık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler (diye, başınıza yine düşmanlarınızı musallat kıldık).”[İsra 7] Bugün gördüklerimiz, onların bu zulmünün sonsuza dek sürmeyeceğini, yalanlarının ipinin ifşa olduğunu ve artık kendilerine inanan hiç kimseyi bulamayacaklarını teyit etmektedir; şüphesiz Allah emrini mutlaka gerçekleştirir.
Maymun ve domuzların kardeşlerinin yaptıkları, aslında korkunç bir şerdir; ancak bunun, her zaman bu varlığı kendi evlatlarından daha çok koruyup kollayan Batı’daki etkisine bir bakın; nasıl da sihir, sihirbazın aleyhine döndü de, hakim olan Allah’ın şu azim ayetindeki kelamı tecelli etti: وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّناً وَهُوَ عِندَ اللَّهِ عَظِيمٌ “Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç) tur.” [Nur 15] Ve Subhanehu’nun şu kavli: لَا تَحْسَبُوهُ شَراً لَّكُم بَلْ هُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ “Bunu kendiniz için bir kötülük (şer) sanmayın; aksine o, sizin için bir hayırdır.” [Nur 11]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Salim Ebu Sebeytan