Logo
Bu sayfayı yazdır
Kadının Dünyada İşitilecek Bir Sesi Kaldı mı?

بسم الله الرحمن الرحيم

Kadının Dünyada İşitilecek Bir Sesi Kaldı mı?

Kalemlerimiz, sahneyi tasvir etmekten aciz kaldığı gibi kalemlerin de yazmaktan aciz kaldığı kadının gerçekliğini ve onun yaşadığı trajedileri nasıl anlatabilir ki? Eğer mürekkep, yaralarından akan kan ise, bu acı gerçekliği satırlarla ifade etmek mümkün müdür?

Şaşırtıcı olan ve hatta kişinin aklını başından alan şey, dünyanın, dünya kadınlar gününden bahsedip kutlamasını işitmek, hatta onun başarılarını sayarken size, sanki gelinsiz bir düğün oluyormuş gibi göstermesidir; çünkü kadınlar bu sahte kutlamaya hazır olmadığı gibi davetli de değillerdir. Bunun nedeni uluslararası sistemin hayatlarında bıraktığı yıkımla meşgul olmalarıdır. Zaten bu sistem, kadına karşı işlediği suçların açığa çıkmaması için bu dünya gününü icat etmiştir.

Bugün kadınların yaşadıklarından sadece buz dağının görünen kısmından bahsedeceğiz; Batı Şeria Kadın İşleri Bakanlığı’na göre savaşın başlamasından bu yana yaralı Gazze’de, 12.500’den fazla kadın öldürülmüş olup bunların arasında 9.000’den fazlası annedir; ayrıca savaş, yaklaşık 21.193 dul kadın bırakırken, savaş hâlâ devam etmekte ve sürekli bombardıman, fırtınaların parçaladığı çadırlar, açık havada yatmak, açlık ve bir yerden bir yere göç etmek sonucunda her dakika ölümle yarışılmaktadır... Bu dehşet verici manzarada, yorgunluktan bitkin düşmüş çocuklarını kucağında taşıyan hamile kadınlar ve yaşlılar da vardır; tabii gazaba uğramışların hapishanelerinde tutulan kadınlara yönelik cinsel saldırılardan bahsetmiyorum bile.

Sömürgeci kâfirin askeri olarak müdahale ettiği tüm ülkelerde durum böyledir; zira Afganistan, Irak, Suriye, Batı Şeria, Gazze ve Libya’daki kadınlar ve dünyanın Sudan’da kadınların başına gelenlere tanık olduğu şey, haberlerde anlatılanların ötesinde bir durumdur; peki ya bizzat görmek nasıldır acaba?! Tuhaf olan ise, kadınları savaşların alevleri içine atan bu zalim rejimin cüretkarlığıdır; zira bugün ortaya çıkıp Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyor ve kadın haklarını savunuyormuş gibi bir maske takıp şöyle diyor; “Mutmain ol; zira sen, seni kökünden söküp atmak için gelen suçlu bir rejimin himayesindesin!”

Sömürgeci kâfirin askeri olarak müdahale etmediği ülkelere gelince; feminist kültürü bu ülkelerde kadınların yaşamını, boşanma, bekarlık, sefil bir ekonomi ve Allah’ın hakkında bir sultan indirmediği kanunlarla darmadağın etmiş; kadına, erkeğin sorumluluğunu yüklenme konusunda harcama ve paylaşma gibi dayanamayacağı yükler yükleyerek onu sürekli bir yorgunluk ve bitkinliğe sürüklemiş, böylece hayatları sıkıntılı bir hale gelmiştir; işte tüm bunlar, kadın hakları adı altında sömürgeci kafirlerin himayesinde gerçekleşmektedir!

Bu uluslararası sistem, tüm dünyadaki kadınlara karşı böyledir; ancak Müslüman kadınların payı, sistemin ayıbı ifşa olup sahteliği ve yanlışlıkları ortaya çıktıktan sonra geri dönmesinden korkup endişe ettiği İslam hadaratının köklerinden dolayı daha büyüktür; bu yüzden Müslüman kadına diğerlerinden daha fazla baskı uygulamaktadır. Müslüman olmayan kadınlara gelince, işte bakın modern jinekolojinin babası olarak tanınan çağdaş kadın doktoru (onu böyle adlandırıyorlar!) olarak bilinen Amerikalı James Marion Simes, çağdaş jinekolojinin öncüsü olarak, bir doktorun insanlığıyla bağdaşmayan korkunç suçlar işlemiştir! Nitekim kendisi deneylerini siyahi kadınlar üzerinde yapmaktadır; bu kadınlardan en önde gelenleri Anarka, Betsy ve Lucy idi; nitekim Anarka tek başına, yaklaşık otuz ameliyat geçirmiştir! Hatta o kadınların ameliyatlarını anestezi olmadan yapıyordu; sevgili okur, bu acının boyutunu bir düşün Allah aşkına! Onun bu konudaki argümanı, kendi ifadesine ve ırkçı kanaatine göre şudur: “Siyahlar hiçbir duygu ya da hisse sahip değildir ve yaralandıklarında acı hissetmezler!”

Belki de şu metni içeren Napolyon kanununu siz de duymuşsunuzdur: “Kadın, çocuk sahibi olmak amacıyla erkeğe verilmiştir; kadın bizim malımız, biz onun değiliz.” (Kaynak; El Cezire).

İlerleme ve kalkınma iddiasında bulunan Batı'daki kadınların çektikleri acının bazılarına bir göz atalım! Aile içi şiddet, cinsel taciz, iş ve aile arasında çift bir yüke katlanmak... Batı'da kadınların karşı karşıya olduğu en önde gelen zorluklardan bazıları bunlardır; zira bu makale, eşler tarafından işlenen cinayetler ve tecavüz vakaları, sağlık, sosyal ve ekonomik bakım eksiklikleri gibi polis karakollarına bildirilen korkutucu istatistik ve rakamları ele almaya yetmez...

Kadınlar, Allah’ın şeriatını uygulayan İslam Devleti varken dünyayı sarsan bir sese sahipti; zira onları koruyan ve erkeklerin onun namusunu korumak için canlarını feda etmelerine neden olan Allah’ın şeriatıydı. Nitekim Romalılar bir kadını esir aldığında, onun sesini duyan Halife Mu'tasım Billah, onu kurtarmak için bir ordu seferber etmişti.

Ey kafir Batı: Yeter artık ikiyüzlülük ve şarlatanlık yaptığın; zira dünyanın dört bir yanındaki kadınlar artık kendi gerçekliklerinin bilincinde olup senin sisteminin yozlaşmışlığını idrak etmektedir. Bugünkü Müslüman kadına gelince; sana iltifat etmemekte ve sende kendisi, çocukları ve ailesi için düşmanlık ve kinden başka bir şey görmemektedir; bence sen, kadının özgürlüğü projesi de dahil olmak üzere tüm projelerinde yenilmiş durumdasın. Ayrıca Müslüman kadın, senin sahte Dünya Kadın Günün'le ilgilenmemektedir; zira o, Raşidi Hilafet Devleti'nin altında insanları karanlıklardan aydınlığa kavuşturacak adalet temelinde ümmetinin kalkınmasını arzulamaktadır. Allah’ım, bunu bir an önce nasip et ki kadınlar ve aileler huzur bulsun.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Suad Haşram

Template Design © Joomla Templates | GavickPro. All rights reserved.