- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
El-Raye Gazetesi
Trump: Türkiye Harika Bir Ülke, Erdoğan Da Harika Bir Lider
Üstad Esad Mansur’un Kaleminden
ABD Başkanı Trump, 29 Mart 2026 tarihinde ABD'nin Miami kentinde düzenlenen Yatırım Zirvesi'nde, ABD ve Yahudi varlığının İran'a yönelik saldırısına karşı diğer ülkelerin tutumlarını değerlendirdikten sonra, Türkiye'nin ve Cumhurbaşkanı'nın tutumunu överek şöyle dedi: “Bence Türkiye harikaydı. Gerçekten muhteşemdiler ve onlar istediğimiz şeylerin dışında kaldılar.” Ayrıca Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı “harika bir lider” olarak nitelendirdi.
Trump'ın Erdoğan'a övgüler yağdırması ve onu “harika bir lider” olarak nitelendirmesinin, aklı başında hiç kimseye gizli olmayan bir anlamı vardır; zira daha önce de “Erdoğan'ı sevdiğini ve Erdoğan'ın da kendisini sevdiğini” söyleyerek ona övgüde bulunmuştu. Bu, küfrün başı, Allah’ın, Rasulü’nün ve müminlerin düşmanı Trump’ın, Erdoğan’ın Amerika’ya olan sadakatine ve ona sunduğu büyük hizmetlere dair bir tanıklığıdır. İşte tüm bunlar, Erdoğan'lı Türkiye'nin 24 yıldır bu suçlu düşmana sunduğu hizmetlerin ne kadar önemli olduğuna açıkça delalet etmektedir.
“Önce Amerika” ve “Amerika'yı Yeniden Büyük Yapalım” sloganlarını hedef olarak benimsemiş olan Trump, Erdoğan ve iktidardaki kuyruklarını, hedefine hizmet ettikleri ve Türkiye'yi sınırların dışında, yani Amerika ve Yahudilerin İran'a, daha önce de Gazze'ye, Suriye'ye, Irak'a ve Afganistan'a yönelik saldırılarına karşı Müslümanları ve ülkelerini desteklemek için müdahale etmenin sınırları dışında tuttukları için muhteşem ve harika olarak övmüştür.
Erdoğan, bu düşmanların, İran gibi bir İslam beldesini – ki bu ülke, Raşid Halife Ömer bin Hattab Radıyallahu Anh'ın döneminde Müslümanlar tarafından fethedilmişti– tahrip etmesine terk etmiştir; zira düşmanlar bu ülkeyi işgal etmeye ya da doğrudan hakimiyet altına almaya hazırlanırlarken, Erdoğan onların Müslümanları öldürmesine göz yummuş, Müslümanlara yardım etmek için müdahale etmemiş “ve Trump’ın girmemelerini istediği sınırların dışında kalmışlardır!”
Aynı durum, ABD’nin tam desteğiyle Yahudilerin Gazze’ye yönelik saldırısında da yaşanmıştır; zira ABD, Türkiye’den ve bölgedeki diğer ülkelerden savaşın dışında kalmalarını istemiş ve eski Başkan Biden ile eski Dışişleri Bakanı Blinken aracılığıyla, savaşın kapsamının genişlememesi için müdahale etmemeleri yönünde açık bir şekilde uyarıda bulunmuştu. Nitekim Yahudi varlığı, iki yıl boyunca Gazze'de soykırım uygulamış ve hala da Gazze'yi yerle bir etmeye devam etmektedir; bilakis Erdoğan ve iktidardaki kuyrukları, “sadece Trump'ın kendilerinden girmemelerini istediği sınırların dışında kalmadılar”; aksine Yahudi varlığıyla ilişkilerini kesmeyerek ve onunla ticarete devam ederek düşmanı desteklediler; dahası düşmanın katil askerlerine yiyecek ve su, silah üretimi için hammadde, tanklarını ve uçaklarını çalıştırmak için de düşman için Azerbaycan'ın yöneticisi Aliyev'den petrol ve gaz temin ettiler.
Bakın işte Yahudi varlığı, Mescid-i Aksa'yı kapatarak onu ele geçirip Müslümanlar ile Yahudiler arasında bölmeye çalışmaktadır; tıpkı El-Halil’deki İbrahim Camii’nde yaptığı gibi; ayrıca Yahudi varlığının askerlerinin koruması altındaki yerleşimci çeteleri ise Batı Şeria’da Müslümanlara saldırırlarken, Erdoğan'lı Türkiye ise, savaşın kapsamının genişlememesi için ABD’nin tavsiyelerine uyarak müdahale etmemiştir!
Erdoğan'lı Türkiye, ABD desteğiyle Yahudi varlığı Suriye’nin uçaklarını, tanklarını, havaalanlarını, üslerini, silah fabrikalarını ve mühimmat depolarını imha ederken de müdahale etmemiş ve Suriye’de bulunan ve bu yerlere yakın olan ordusu ise seyirci kalmıştır; ardından Yahudi varlığı, ABD'nin desteğiyle yeni bölgeleri işgal ederek başkent Şam'ın sınırlarına kadar ulaşmış ve Suriye'nin güneyinde kendisine için güvenli bir tampon bölge ilan etmiştir; bu ise, “Trump'ın girmemelerini istediği bölgelerin dışında kalmaları” için ABD'ye itaat etmek amacıyla yapılmıştır!
Bu nedenle Türkiye, Yahudi varlığı ABD’nin desteğiyle Lübnan’a saldırıp orada kendisine tehdit oluşturabilecek silahları ve güçleri yok etmeye çalışırken müdahale etmemiş; sonra da Yahudi varlığı, Litani Nehri’nin güneyinde kendisine güvenli bir tampon bölge oluşturmak için çalışmıştır.
Nitekim Trump, Türkiye'den istediği gibi bölgedeki diğer ülkelerden de savaşın kapsamının genişlememesi için müdahale etmemelerini istemiş, onlar da zelil bir şekilde boyun eğerek buna icabet etmiştir. Bu nedenle Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt ve Endonezya'nın yanı sıra Türkiye'den her birine övgüler yağdırmış ve tutumları için bu ülkelere teşekkür ederek, Amerika'ya muazzam bir destek sağladıklarını vurgulamıştır.
Evet, Erdoğan’lı Türkiye ve Trump’ın kendilerine övgüler yağdırdığı o ülkeler, Amerika ve Yahudilerin saldırılarına sessiz kalmışlar, Yahudi varlığıyla ilişkilerini kesmemişler ve onların saldırılarını sürdürmeleri için kendi topraklarında kurup kullandıkları üsleri kapatmamışlardır ki böylece tüm İslam güçlerini tek tek yok etmeleri ve tüm İslam ülkelerinin Yahudi varlığını veya Amerikan nüfuzunu tehdit edebilecek her türlü silahtan arındırılmaları için Amerika ve onun beslemesi Yahudi varlığına imkan vermişlerdir.
Bu ülkeler, bu tutumlarıyla hikmetli olduklarını, Amerikan ve Yahudi kurtlarından kurtulacaklarını ve başkalarını avlamalarına izin verdikleri taktirde bu çarkın kendilerine dönmeyeceğini sanıyorlar. Oysa bu ülkeler, Yahudi varlığının kendilerini açıkça tehdit ettiğini biliyorlar; zira Yahudi varlığı, Başbakanı Netanyahu'nun lisanı üzerinden, Nil'den Fırat'a kadar uzanan bir “Büyük İsrail” kurmak istediğini ve bölgede korkutucu silahlara sahip tek güç olmak istediğini ve diğerlerinin de varlığını tehdit edebilecek silahlarından arındırılmış olması gerektiğini ilan etmiştir. Ayrıca Amerika da, Yahudi varlığındaki Büyükelçisi Huckabee aracılığıyla bu fikre destek verdiğini açıklamıştır; zira Huckabee, 21 Şubat 2026 tarihinde, Yahudi varlığının tüm Ortadoğu bölgesini ele geçirmesinde bir sakınca görmediğini belirterek, Nil'den Fırat'a kadar olan toprakları Yahudilerin toprağı olarak nitelendirmiş ve şöyle demiştir: “Yahudiler buraların hepsini alsa iyi olacak.” Ayrıca Orta Doğu’yu, “ Tanrı'nın İbrahim aracılığıyla seçtiği halka bahşettiği topraklar” olarak nitelendirmiştir.
Amerika 2003 yılında Irak'ta da bir benzerini yapmıştır; zira o zaman onun Yahudi varlığını korkutacak ve onu yenilgiye uğratarak Filistin'i kurtarabilecek bir güce sahipti. Ama Amerika, Erdoğan'lı Türkiye ve bölge ülkelerinin desteğiyle Irak’ı, askeri gücünü ve silah fabrikalarını yok etmiş, bilim adamlarını öldürmüş ve servetini yağmalamıştı. Türkiye ve Körfez ülkeleri ise Amerika’ya askeri üslerini açmıştı.
Erdoğan'lı Türkiye, ABD’nin Afganistan’a yönelik saldırısını desteklemiş ve kendisi ile Körfez ülkeleri ABD’ye askeri üsleri açmıştı; hatta Türkiye, Haçlı NATO’nun komutası altında bu saldırıya katılmış ve Erdoğan da bununla övünerek Türkiye'yi NATO'ya en fazla destek veren ülkelerden biri olarak nitelendirmiş ve bunun bir örneği olarak da Amerika'ya ve NATO'ya Afganistan, Kore ve Küba krizlerinde verdiği desteği göstermiştir.
Bundan dolayı aklı başında olan, hatta en ufak bir düşünce yeteneğine bile sahip olan herkes, Erdoğan'ın kâfirlere dostluk besleyen biri olduğunu ve kafirlerin en büyükleri olan Trump ile ülkesine harika ve şaşırtıcı bir destek verdiğini teyit eder. Dolayısıyla onun, kâfirlere dostluk besleyen diğer İslam ülkelerinin yöneticilerinden hiçbir farkı yoktur; bu nedenle onu takip etmemek, onu haklı çıkarmamak, aksine onu ve kâfirlere dostluk besleyen herkesi reddetmek gerekir.
Dinini, ülkesini ve ümmetini kıskanan ve Allah’ın huzuruna çıkmayı ve ahiret gününü uman her Müslüman için, İslam'a aykırı temeller üzerine kurulan ve kafir Batı’dan ithal edilmiş anayasa ve kanunlara dayanan bu yöneticileri ve rejimleri devirmek ve onları kökünden söküp atmak için çalışmak vaciptir. Yine bilinçli ve samimi her Müslüman için kesin olan, bu kötü koşullardan ve Amerika ile Yahudi varlığının bölge üzerindeki hakimiyetinden kurtulmanın ve özgürleşmenin tek yolu, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak ve İslam ülkelerini onun sancağı altında birleştirmektir. Bu nedenle ümmetin evlatlarının, İslam Devleti'ni kurmak için Hizb-ut Tahrir 'li kardeşleriyle birlikte çalışmaları veya onlara destek vermeleri gerekir ki bu ise imanın en zayıf noktasıdır.
Kaynak: El-Raye Gazetesi-594. Sayı-08/04/2026