Logo
Bu sayfayı yazdır
İran'a Yönelik Başarısız Saldırı

بسم الله الرحمن الرحيم

İran'a Yönelik Başarısız Saldırı
Ordularımızın, Amerika'nın Ülkemizdeki Kökünü Kazıması İçin Altın Bir Fırsattır

 

Stratejik açıdan İran'a karşı savaş, Trump'ın, İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya gibi büyük güçlerin engellerinden hâli Amerika'nın lehine tek kutuplu yeni bir dünya düzeni kurma çabası etrafında dönmektedir. Nitekim 18 Nisan 2026 tarihinde, Wall Street Journal gazetesinin çevrimiçi sürümünde yer alan bir makalede şöyle geçiyor: “Savaşla ilgili aleni böbürlenmesinin ardında Trump, kendi korkularıyla mücadele ediyor.” Ve şöyle devam ediyor: “Bununla birlikte Trump’ın kendisi yeniden seçilmeye çalışmamakta ve üst düzey yetkililere göre, İran’a karşı bir zafer kazanmanın kendisine, ilk döneminde başaramadığı şekilde dünya düzenini yeniden şekillendirme fırsatı vereceğine inanmaktadır.”

Buna göre petrolün ele geçirilmesi, stratejik nükleer caydırıcılık elde etmesinin engellenmesi ve Hürmüz Boğazı’nın kontrol altına alınması gibi İran’a karşı yürütülen operasyonla bağlantılı taktiksel değerlendirmeler, kapsamlı stratejik hedefleri temsil etmemekte; aksine stratejik hedef, rakipsiz bir Amerikan dünya düzeni kurmayı temsil etmektedir; zira Trump, İran'ı Amerika'ya tabi bir devlete dönüştürmek yoluyla Çin ve Rusya'nın İran'dan yararlanmasını sona erdirmeye, İran'a karşı bir zafer görüntüsü vererek büyük güçlere daha güçlü bir tehdit mesajı göndermeye ve bazı ülkelerin bunu atlatma girişimlerine karşı uluslararası ticarette petrodoların hakimiyetini yeniden pekiştirmeye çalışmaktadır.

Ancak Trump, İran’daki Müslümanların şiddetli, cesur ve zekice direnişi nedeniyle hızlı bir zafer elde etmeyi başaramamış; bu da yenilmez Amerikan gücü efsanesini utandırmıştır. Ayrıca Trump’ın süre tanıması, ateşkes ilan etmesi, bunların yenilenip uzatılması, onun kesin bir askeri zafer gerçekleştirmekten aciz kaldığını ortaya koymakta olup, generalleri görevden almak ya da marjinalleştirme operasyonları ise, onun kişisel başarısızlığını gizleyemez. Bu nedenle Trump, kurnazlık ve hile yoluyla müzakere masasında stratejik bir zafer elde etmeye çalışmaktadır. Hatta bunda bile zayıf olduğu ortaya çıkmıştır; çünkü Müslümanların başındaki yöneticilerden en aşağılık, en zelil ve en dar görüşlü olanlarından bazılarına, yani Pakistan yöneticilerine güvenmek zorunda kalmıştır. Trump'ın ortaya attığı “Barış Kurulu'na” gelince; Birleşmiş Milletler’e büyük bir alternatif olmaktan çıkıp, Körfez’deki petrol ve gazdan oluşan ümmetin servetini hain yöneticiler aracılığıyla Yahudi varlığına aktaran sefil bir kanala dönüşmüştür.

Bu kritik dönemeçte şayet İran müzakereler tuzağına düşmezse, bu Trump için bir başka güçlü şamar olacaktır.

Trump, İran'ı, daha önce ABD'nin yörüngesinde olmasının ardından tabi bir devlete dönüştürmeye çalışmaktadır; ancak İran müzakereleri reddetmesi sayesinde daha istikrarlı bir şekilde bağımsız bir devlet olma yolunda yükselecektir; ama Allah göstermesin eğer İran Trump'ın tuzağına düşerse, ABD'yi bu İslam beldesinden çekilmeye zorlamak için altın bir fırsatı kaçırmış olacaktır.

Ey Müslümanlar ve ey Müslümanlar arasındaki güç ve kuvvet ehli: Bilindiği üzere Müslümanların başındaki yöneticiler ve onların askeri liderleri, ister tek kutuplu ister çok kutuplu bir dünya düzeni olsun Amerikan liderliğinin olmadığı bir dünya düşünemiyorlar; ayrıca onların birçoğunun, hatta belki de genelinin, Amerika’nın İslam beldelerine yönelik sömürgeciliğinin devamından kişisel olarak büyük faydalar sağladıkları da bilinmektedir. Bununla birlikte onların aralarında, dünyanın izzetini ve ahiretin nimetini arzulayan muhlis Müslümanlar da bulunmaktadır. İşte onlar, İran’daki Müslümanların şimdiye kadar başardıkları şeyleri bir düşünsün; zira İran'daki Müslümanlar, Trump'ın Amerika'yı çok kutuplu bir dünyanın öncü ülkesinden tek kutuplu bir dünyanın rakipsiz liderine dönüştürmesini engellediler; aksine bunun da ötesinde Amerika'nın küresel konumunu zayıflattılar, bazı zayıf Avrupa ülkelerine bile belirli sınırlar içinde Trump'a meydan okuma cesareti verdiler ve dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlara da ilham verdiler.

Bu kritik dönemeçte, Amerika’nın itibarını geri kazanmasına izin vermek ya da Pakistan’ın yöneticilerinin yaptığı gibi ona yardım etmek yerine, onu ülkemizden çekilmeye zorlayacak şekilde, çıkarlarına tekrar tekrar, kararlı ve geniş çaplı darbeler indirmenin zamanı gelmiştir. Bu darbeler, onunla tüm askeri, ekonomik ve diplomatik ilişkilerin kesilmesini ve savaş tutumunun benimsenmesini içermelidir. Ayrıca Müslüman ordularının ve onların yarı askerî teşkilatlarının, cihat için tek bir emir altında birleştirilmesini de içermelidir. Ayrıca petrol, gaz ve nadir toprak elementleri de dâhil olmak üzere ümmetin devasa servetlerinin tek bir Beytu’l Mal’in altında toplanıp Amerikan silahlarına bağımlılığı hızla sona erdirebilecek makine sanayisinin kurulmasını finanse etmek için kullanılmasını içermesi gerektiği gibi petrodoların egemenliğine karşı koymak için altın ve gümüşe dayalı bir para sisteminin ilan edilmesini ve Müslüman ülkelerdeki Amerikan askerî üslerine ve savaş gemilerine giden tüm ikmal hatlarının kesilmesini de içermesi gerekir.

Herhangi bir milliyetçi ve mezhepçi devletin, dünyayı değiştiren bu büyük saldırıları gerçekleştirmesi imkansız olup, bunu ancak Allah Subhanehu ve Teala'nın indirdikleriyle yöneten bir devlet gerçekleştirebilir; bu devlet ise Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafettir. Bu değişime liderlik edecek olan ise, güç ve kuvvet ehliden nusret talep eden Hizb-ut Tahrir 'dir; o halde ey Müslümanlar; Hizb-ut Tahrir’e yardım edin ve Allah’a itaatte salih amelden geri durmayın ki Subhanehu’nun yardımına nail olasınız. إِنْ تَنْصُرُوا اللهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ “Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Template Design © Joomla Templates | GavickPro. All rights reserved.