Logo
Bu sayfayı yazdır
Ümmet, Farkındalığını Geliştirerek Yüksek ve İdeal Bilinç Düzeyine Ulaşmaya Çalışıyor

بسم الله الرحمن الرحيم

Ümmet, Farkındalığını Geliştirerek Yüksek ve İdeal Bilinç Düzeyine Ulaşmaya Çalışıyor

 

Artık kimse için bir sır değil; olayların gidişatını anlamak zor değil; dünyadaki bilinçli insanların söylemlerinin özüne ve amaçlarına ulaşmak da imkansız değil. Bölgedeki ülkeler, felaketler ve sefalet gibi zorlu deneyimlerden geçti; bu da, halkları yönetenlerin başarısız yasalarla yönettiklerini ve yasama sürecinde aynı kurallara devam etmenin insanlara uygulanması uygun olmayan bir yozlaşma olduğunu kanıtlıyor; bu devamlılık ise başlı başına halkların çıkarlarına saygı gösterilmediğini veya umursanmadığını ortaya koyuyor.

Bu da bu yozlaşmış kanunları koyanların doğasından ve onların, talepleri karşılamak ya da acil fıtri ihtiyaçları ele alıp doyurmak yerine, bu talepleri bastırma keyfiyetinin kontrol edilmesini hevaya terk eden yönetimdeki bencil egolarından kaynaklanmaktadır. Bilakis aksine onların, nükseden fıtri duygulara ve hislere dayalı yönetimden hedefleri, halkların yok edilmesine ve köleleştirilmesine yol açsa bile dünyanın onların çılgınlıklarına, şehvetlerine ve sapkın arzularına göre hareket etmesini sağlamaktır.

Batı medeniyetinin kurucularının iddia ettikleri şeyler, yaptıklarına cüret etmeleri sayesinde artık kendi ciltlerinden olan ümmiler, seçkinler, analistlere, hatta siyasete hiçbir zaman ilgi duymamış kimseler tarafından bile açıkça ortaya çıkmış ve anlaşılmıştır.

Müslüman ülkelere gelince; Batı’nın piyonları olan yöneticilerinin ne istediğini anlama mücadelesi -ki bu yöneticiler planlarının açığa çıkmaması için büyük çaba sarf etmişlerdir- onların yenilgisiyle sonuçlanmıştır; zira yöneticilerin halklardan gizledikleri şeylerin ortaya çıkarılması kolay bir hâle gelmiştir. Nitekim bugün sıradan insanların dillerinden, samimi davetçilerin gece gündüz dikkat çektiği hususları işitiyoruz. Oysa bir zamanlar bu yaklaşım anlaşılmıyor, hatta bir hayal ürünü ya da dar bir partizan yaklaşım olarak görülüyordu. Daha önceleri işi zorlaştıran şey, çizilen sınırlar, bölünen ülkeler ve her bir bölgenin başına dikilen ve bağlılıklarını gizleyip milliyetçiliklerini ve sadakatlerini açığa çıkaran bir yöntem izleyen bekçilerdi. Oysa bu bekçiler, halkları kendi sürüleri haline getiren küresel yönetim çetesinin birer tâbisinden başka bir şey değillerdir.

Yüzler değişip sefalet devam ettiğinde ve çözümler tükendiğinde, yönetilenler sorunun yalnızca yöneticinin şahsında değil, bizzat yönetim sisteminin kendisinde yattığından emin olmuşlardır; çünkü devrilen kişi ifşa edilip suçlu olduğu ilan edilir edilmez, yerine başka bir surette bir yenisi gelmiş ve halklara güven vaat etmeyen yeni şoklar yaşanmıştır; böylece çatışma alevlenmeye devam etmiş, sıkıntılar sürüp gitmiş ve acil ihtiyaçlar sadece bir umut ve hayal olarak kalmıştır. Sessiz kalıp boyun eğenlere gelince; mevcut sistemi uygulamak ve başta Amerika ve onun kolu olan Yahudi varlığı olmak üzere bugün Batı’da dizginleri elinde tutan efendiye bağlılığı pekiştirmek için yöneticilerle işbirliği yapan çıkarcı kişilerdir.

Ancak Müslüman halkların, -çektikleri acılara ve üzerlerine demir yumrukla dayatılanlara rağmen-, hakikati kesin bir şekilde görme, yani bu sistemin uygun olmadığı ve bu sistemi uygulayan herkesin, aynı anayasadan beslendiği ve aynı yasalarla hükmettiği sürece yönetici olmaya layık olmadığı aşamasına ulaşmalarındaki hayrı hissettiğimizde, işte o zaman içimizdeki bilincin hayırlı olduğunu öğrenmiş oluyoruz Allah'a hamd olsun. Müslümanların kendilerine karşı kurulan siyasi, ekonomik ve toplumsal tuzakların bilincinde olması, artık yalnızca zeki ya da alim kişilere özgü değildir; ancak ümmetin derdini taşıyan samimi ve bilinçli insanları farklı kılan şey, İslam ümmetinin maruz kaldığı tüm bu krizler ve mezalimler için köklü çözümü kararlılıkla ve ısrarla aramalarıdır.

Nitekim onlar, Müslümanlara, bu çözümü bulmak için gösterdikleri çabadaki eksikliklerini ortaya koyuyorlar; oysa bu, bir görev ve farzdır; hatta Batı’nın gizlediği ve Müslümanlara ulaşmasını engellemeye çalıştığı, farzların en üstünüdür; zira bu çözüm, onların hırslarını ve arzularını yıkacak bir bilinçten kaynaklanan bir talep ve kamuoyu görüşü haline gelmesin diye. Bu çözüm, Müslümanları İslam'ın adaleti ve anayasasıyla birleştiren bir devletin kurulmasıdır; bunu sadece Müslümanlar değil, tüm dünya beklemektedir.

Raşidi Hilafet Devleti, Müslümanların dağınıklığını bir araya getirecek, onlara yardım edecek ve kendilerine zulmeden herkesten intikam alacaktır; böylece yeryüzünün hiçbir yerinde hiç kimse bir Müslümanın kanını dökmeye cesaret edemeyecektir. Müslümanların bilincinde olması gereken çözüm işte budur; bu yüzden Müslümanların öncelikli talebi, Hilafet Devleti’ni kurarak İslami hayatı yeniden başlatmak ve bu yolda ilerleyenlere katılmak ve Allah Subhanehu ve Teala'nın şu vaadine ümit bağlamak olmalıdır: وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55]

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ümmü Osman Sebatin – Mübarek Toprak (Filistin)

Template Design © Joomla Templates | GavickPro. All rights reserved.