- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Nüfuzu, Yardım Afişlerinin Arkasına Gizlediği Zaman Fransa
Fransa, Arap Doğusu'na geri dönme konusundaki eski hayalinden hiçbir zaman vazgeçmediği gibi tarihin bir döneminde en önemli nüfuz alanlarından biri olan Suriye’yi de hesaplarından hiç çıkarmamıştır.
Zira büyük devletler, stratejik konumlarını asla unutmaz ve şartlar ne kadar değişirse değişsin çıkarlarından vazgeçmezler; aksine yeni gerçekliğe uygun olarak sadece kullandıkları araç ve yöntemleri değiştirirler.
Nitekim Fransa, doğrudan askeri işgal döneminin sona erdiğinin farkına varmış ve çok daha yumuşak ve etkili yeni bir surete geçiş yapmıştır; artık projeler, yatırımlar, yardımlar, istikrarın desteklenmesi, ortaklığın güçlendirilmesi, yeniden inşa ve kalkınma diliyle konuşmaya başlamıştır.
Bu başlıklar değişse de, uzun vadeli siyasi ve ekonomik nüfuz inşa etmenin kapıları olmaya devam etmektedir.
Fransa’nın dış politikasını takip edenler, onun hiç bıkıp usanmadan Suriye’ye geri dönebilecek bir pencere açma arayışında olduğunu görebilirler.
Zira her siyasi dönüşüm, her diplomatik girişim ve her ekonomik proje onun için, Orta Doğu'nun kalbindeki jeopolitik öneminin farkında olduğu bir ülkede varlığını yeniden pekiştirmek için bir fırsat teşkil etmektedir.
Bu yaklaşım, uluslararası ilişkilerdeki şu sabit ilkeye dayanmaktadır; nüfuz verilmez, aksine ekonomi, kültür, diplomasi ve seçkinlerle kurulan ilişkiler aracılığıyla aşamalı olarak inşa edilir ki böylece varlık, aşılması zor olan bir emri vaki haline gelebilsin.
Fransa, ABD ve diğer bölgesel güçlerin bölgedeki dosyalarda daha fazla etkili bir hale gelmesinin ardından, bugün uluslararası arenada kaybetmiş olduğu konumunu geri kazanmaya çalışmaktadır.
Bu nedenle Paris, kaybettiği rolünün bir kısmını geri elde edebileceği her fırsatı değerlendirerek ısrarla hareket etmeye devam ediyor ama bunu açıkça dile getirmiyor.
Fransız politikasını bu perspektiften okumak, onun birçok hamlesinin sanki uzun soluklu bir projenin halkaları gibi olduğunu göstermektedir; bu projenin hedefi ise; Suriye'deki Fransız nüfuzunu, ordulardan daha az gürültülü ve geleneksel bir işgale kıyasla kalıcılık kabiliyeti çok daha yüksek araçlarla yeniden üretmektir.
Kapitalist siyaset dünyasında karşılıksız eylemler yoktur ve büyük devletler de iyilik saikiyle hareket etmezler; aksine onları, çıkar hesapları ve güç dengelerine göre yönlendirirler.
Bundan dolayı Fransa, siyasi mirasının ve uluslararası konumunun bir parçası olarak gördüğü varlığını yeniden tesis etme umuduyla, Suriye'de kendisine bir dayanak noktası aramayı sürdürecektir; bunu da ortaklık dilini sömürgecilik diliyle, dolaylı etki araçlarını ise doğrudan kontrol araçlarıyla değiştirerek yapacaktır.
Tarihini okumayan milletler, onun bedelini defalarca yeniden ödemeye mahkumdurlar.
Bölgemizde yaşananlar, halklarının daha bilinçli olmasını ve tüm dış projeyi dikkatle incelemesini gerektirmektedir ki böylece arkasında nüfuz ve çıkar hesaplarının saklı olduğu göz alıcı sloganlara aldanmasınlar.
Belki de bölgenin evlatlarının zihinlerinde her zaman canlı kalması gereken en önemli ders şudur; egemenlik hediye edilmez, bağımsızlık satın alınmaz.
O halde bilinci bir kale, vahdeti ise ümmetin konumunu geri kazanacağı, kararını koruyacağı ve özgür iradesiyle geleceğini şekillendireceği bir güç haline getirelim.
Ümmetimizin bugün içinden geçtiği durum, nefsimize karşı dürüst bir duruşu ve zayıflık ve bölünmenin nedenlerine yönelik derin bir incelemeyi gerektirmektedir.
Bir zamanlar adalet ve merhamet risaletini taşıyan, insanın dinini, canını ve malını koruyan bir hadarat inşa eden ümmet, asli değerlerine geri dönüp hadaratını ve geleceğini doğru bir şekilde inşa ettiğinde ancak eski konumu yeniden kazanabilir.
Müslümanların izzeti sloganlarla değil, aksine insan onurunu koruyan, zulmü ve fesadı önleyen bir devletle inşa edilebilir. Dolayısıyla ümmetin, bağımsız bir iradesi ve kendi maslahatlarından kaynaklanan bir kararı olduğunda, işte o zaman hegemonya ve bağımlılık projelerine karşı daha dirençli bir hale gelir.
Bugün Müslümanlar, izzet ve onurlarını geri kazanmaya, sorumluluk ruhunu canlandırmaya ve haklarını koruyan ve onurlarını muhafaza eden bir varlığa kavuşabilmek için ciddiyetle çalışmaya ne kadar da muhtaçtırlar.
Zira tarih, tereddüt edenlerin değil; aksine risaletine inanan, ihlasla çalışan ve Allah’a tevekkül eden milletlerin eliyle yazılır; işte böyle bir ümmet yeniden kalkınır, konumunu geri kazanır ve Allahu Teala’nın istediği gibi insanlara şahitlik eden ve âlemlere hayrı, adaleti ve merhameti taşıyan bir ümmet olur.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Munis Hamid – Irak