- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Tasavvuf Adı Altında İslam'ın Laikleştirilmesi!
Kâfir Batı, İslam'a karşı yürüttüğü haçlı medeniyet savaşında, kukla ve işbirlikçi rejimler aracılığıyla insanların dinini bozmak, dindarlıklarını tahrif edip laikleştirmek için var gücüyle çabalamaktadır; bugün de Tasavvuf ve Sufilik adı altında dini, bir folklora, bir bez parçasına ve bir boncuk kolyeye dönüştürmeye çalışmaktadır ki böylece Müslümanların akıllarını ve kalplerini çarpıtıp onları kendi küfrüne boyun eğen, düşmanlığına, Haçlı kinine, medeniyet istilasına ve maddi sömürüsüne uzlaşmacı bir tavır sergileyen laik yaratıklara dönüştürebilsin ve onları, zehirli Batı laikliğin koşullarına ve yaşamlarını şekillendirip üzerlerine tahakküm eden mevcut kukla rejimlere boyun eğen, yaşamlarındaki kötülüğü değiştirmeyen, İslam'ının iyiliklerini, yaşamlarının gerçek nedenini, kalkınmalarını, onurlarını, liderliklerini, öncülüklerini ve Rablerine itaatlerini yerine getirmeyen süklüm püklüm hareketsiz bir hale getirebilsin; bu ise kâfir ve facir laik Batı'nın ve onun hilekâr odaklarının bugün yürüttüğü bir çalışmadır, yani Batı'nın laikliğiyle ideolojikleştirilmiş, Batı'nın projelerine ve amaçlarına boyun eğdirilmiş ve azim İslam ile onun hadari projesine karşı yürütülen haçlı medeniyet savaşında bir silah olarak kullanılan Tasavvuf ve Sufilik imal etme çalışmasıdır.
Yeni Muhafazakâr (Haçlı) akımın önde gelen isimlerinden ve çağdaş Haçlı medeniyet savaşı felsefesinin en ileri gelen teorisyenlerinden biri olan Daniel Pipes'ın 1993 yılında yayımlanan "Batı'daki Müslümanlar: Çatışmadan Kaçınmak Mümkün mü?" başlıklı makalesinde; Müslümanların laikliği benimsemeye teşvik edilmesinin gerekliliğinden açıkça ve tüm çıplaklığıyla bahsetmekte ve laiklik "dinin kamusal alandan çekilmesinden başka bir anlama gelmez" diyerek laikliğin, dinin kamusal hayattan çekilmesini tam da olduğu gibi tanımlayıp ifşa etmekte ve şöyle eklemektedir: "Müslümanların laik bir bakış açısını benimsemeye teşvik edilmesi gerekir."
Amerikan West Point Askeri Akademisi'ne bağlı Terörle Mücadele Merkezi'nin internet sitesinde yayımlanan ve "Batı'da İslamcıları Sürece Dahil Etmek"; diğer bir deyişle İslam'ın Batı ile olan savaşında İslamcıları angaje etmek başlıklı araştırmada; Batılı hükümetlerin, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri'nin, "ılımlı İslamcılar" olarak adlandırdıkları kesimlere yönelik bir tercih gösterdiğini ve bunun da belirli gruplarla iletişim kurmak amacıyla fon ve programların yönlendirilmesine yol açtığı belgelenmiştir. Bundan daha da açık olanı; RAND Corporation'ın 2007 tarihli meşhur "Ilımlı Müslüman Ağları İnşa Etmek" hakkındaki araştırmasıdır; bu araştırma, Amerika Birleşik Devletleri'nin "laik ve liberal Sufi Müslümanlar ile yeni-gelenekselci Sufilerle" angajmana girmesini tavsiye etmiştir; ardından araştırma, İngiltere'deki bazı Sufi grupların Avrupa hükümetlerinin icazeti veya mali desteğiyle kurulduğunu belirtmekte olup, ayrıca ortaklar olarak seçilen bazı grupların laiklik ve liberalizmi benimsediği gözlemlenmektedir.
Ayrıca Brookings Enstitüsü de "Olumlu İmaj ve Yumuşak Güç: Terörle (İslam'la) Mücadele Kapsamında Tasavvufun Teşviki" başlıklı bir çalışma yayımlamıştır. Aynı şekilde Carnegie Merkezi de Batı'nın terörizmle (İslam'la) savaşına dahil olmasının ardından tasavvufun bir silah olarak kullanılması hususunda Fas'ı bir model olarak ele almış ve araştırmasında şu ifadelere yer vermiştir: “Reformların (2004 yılında Fas’ta din alanında yapılan reform) temel hedeflerinden biri, terörizmle (İslam) mücadele amacıyla ülkenin tarihi Sufi geleneklerine ilişkin birleşik ve ortak bir vizyon oluşturmaktı... İşte o zamandan beri rejim, sözde daha az katı, daha ılımlı ve içsel-ruhani boyuta daha fazla odaklanan bir yaklaşım olarak tasavvufun yeniden canlandırılmasına sevk etmiştir.” Böylelikle tasavvuf, İslam’a, onun ideolojisine, hadari projesine ve yaşam sistemine karşı yürütülen Haçlı medeniyet savaşının yumuşak araçlarından biri olarak teşvik edilmiştir; nitekim Brookings Enstitüsü raporu da bunu açıkça şöyle ifade etmiştir: “Tasavvuf; barışçıl ve ılımlı bir alternatif ve terörle (İslam'la) mücadele politikaları kapsamında bir araç olarak görülmeye başlanmıştır.”
Tasavvufun köklerini esaslı bir şekilde ele alıp araştırmak gerekir; zira tasavvuf, günümüzde Müslümanları laikleştirmenin, onların sefil laik hayatlarını pekiştirmenin, çökmekte olan ajan laik yönetim sistemlerine taze kan pompalamanın ve azim İslam'ı ideolojisinden, kendine özgü ayrıcalıklı hayat nizamından soyutlama ve onun ideolojik hadari projesine karşı koyma çabasının silahlarından biri hâline gelmiştir…
İlk tasavvuf, felsefi köklerini, maddi bağlardan kurtulup ruhani hayata kavuşmanın ancak beden ve arzularından özgürleşerek tam bir arınma yoluyla mümkün olduğunu düşünen Zerdüştlük gibi eski felsefe ve dinlerde bulmaktadır. Hindistan felsefeleri ise nefsi hayatın özü olarak gören, ruhun ölümsüz ve saf olduğunu ve bedenle birleştiğinde değişip bulanıklaştığını, bir bedenden diğerine geçtiğini ve bunun da onlara göre ruhların reenkarnasyonu olduğunu düşünmektedir; bu reenkarnasyondan hulûl (iki bedenden birinin diğerinin tarafı olması) ve ittihad (iki özün tek bir öz hâline gelmesi-Vahdet-i Vücud) fikirleri doğmuştur; dolayısıyla Hint felsefesi, nefsin ölümsüzlüğünün ve saflığının ancak bedenin bulanıklığından arınmakla mümkün olduğunu düşünmektedir. Ardından; teşbih (benzetme) ve tecsim (cisimleştirme) ve yaratıcıyı yaratılana kıyas etme anlayışı fikirleriyle dolu olan ve Hindistan'daki hulûl ve ittihat teorilerine paralellik gösteren Yahudilik gelmektedir; sonrasında ise Hristiyanlık ile onun ruhbanlığı, bunlarla birlikte Yunan felsefesi ve Tanrı'yı nurlardan bir nur olarak gören, bu nurun bazı nefislere ilahi bir hikmet şeklinde tecelli ettiğini düşünen Platon'un işrak (aydınlanma) fikri gelmektedir.
İslam davetini taşımak ve batıl inançları ve felsefeleri yıkmayı gerektiren fikri çatışma, Müslümanların fethedilen ülkelerin halklarının dinleri ve felsefeleriyle temas etmelerinde en büyük etkiye sahip olmuştur; Hint felsefesi ise, fethedilen ülkelerin kültürleriyle yaşanan fikri çatışma yüzünden Müslümanlar arasında tasavvuf ve zühd fikrinin oluşmasında büyük bir etkiye sahiptir; bununla birlikte felsefi ve teolojik meseleler de sızmaya başlamış ve bu da çevirilerin artmasıyla birlikte giderek büyümüştür; ayrıca bu fikirler, bu ülkelerin Müslümanları için derin mefhumların tortuları niteliğinde olup, bazı Müslümanların, zühd, ruh ve maneviyat mefhumları da dahil olmak üzere İslam mefhumlarını çarpıtarak onların nazarında İslam’ın saflığını ve berraklığını etkilemiş ve bunlarla birlikte tasavvuf olgusu ortaya çıkmıştır; Hint felsefesi, Sufilik ve zühd kavramlarının ortaya çıkmasında özel bir etkiye sahiptir; zira İslam ülkelerinde tasavvufun tohumları, Hicri ikinci yüzyılın başında, İslam ülkelerinde yaşanan kentsel genişlemeye, lüks şehir hayatına ve zevklere bir tepki olarak zühd biçiminde ortaya çıkmış, üçüncü ve dördüncü yüzyıllarda gelişen bu akımla birlikte tasavvuf terimi yaygınlaşmış ve birçok alim, fakih ve tasavvufçular tarafından kullanılmış, fikirleri ve görüşleri dallanıp budaklanmış ve görüşleri çeşitlenmiştir.
Bir grup Müslümanın Hint felsefesinden etkilenmesi, yanlış anlaşılmaya ve İslam mefhumlarının çarpıtılmasına neden olmuştur; bu da bazı Müslümanların kafasını karıştırmış ve onlar, Hint çilekeşliği ile dünyadan el etek çekmeyi, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bazı hadislerinde geçen zühd olduğunu zannetmişlerdir; işte bu anlayıştan Sufilik akımı ortaya çıkmış ve bu da dünyadan yararlanma ya da ondan el etek çekme anlamının anlaşılmasını etkilemiştir. Dünya hayatında zühd, İslami bir mefhum olarak dünyayı bir gaye ve uğruna mal kazanılan en yüce ideal haline getirmemek anlamına (تَعِسَ عبدُ الدِّينارِ، والدِّرْهَمِ، والقَطِيفَةِ، والخَمِيصَةِ “Altına ve gümüşe kul olan kahrolsun, sürünsün! Kadifeye ve işlemeli kumaşlara kul olan kahrolsun, sürünsün!”) gelse de; Allah’ın helal kıldığı güzel nimetlerden yararlanmamak anlamına gelmez; وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللَّهُ الدَّارَ الْآخِرَةَ وَلَا تَنسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا “Allah’ın sana verdiği (nimet) ile ahiret yurdunu gözet. Dünyadan da nasibini unutma.” [Kasas 77] Hint çilekeşliği ve dünyadan el etek çekme ise farklıdır; zira elde etme gücü olduğu halde hayatın lezzetlerini ve Allah’ın helal kıldığı güzel şeyleri terk etmek, İslam ile çelişmektedir: قُلْ مَنْ حَرَّمَ زِينَةَ اللَّهِ الَّتِي أَخْرَجَ لِعِبَادِهِ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِ قُلْ هِيَ لِلَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ “(Rasulüm) de ki: “Allah’ın kulları için yarattığı zinetleri, temiz ve hoş rızıkları kim haram kılabilir?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir; kıyamet günü ise sadece müminlerin olacaktır.” İşte biz, bilen bir toplum için ayetleri böyle açık açık beyan ediyoruz.” [Araf 32] Nitekim bu hatalı anlayış, Hint felsefesinin incelenmesi sonucu bazı Müslümanların zihnini kaplayan perde yüzünden ortaya çıkmış ve gelişmiştir.
Ayrıca anlayıştaki bu hata, bazılarında önce bir anlayış bozukluğuna, ardından da gerek Hint kaynaklı hulûl ve ittihat fikirleri gerekse Yunan felsefesinin metafizik (doğa ötesi) araştırmalarıyla ilgili fikirler aracılığıyla sapmaya ve dalalete dönüşmüştür.
İslam’ın kalesi ve koruyucusu olan Hilafetin yıkılmasından ve Batı’nın Müslüman ülkelere yönelik medeniyet ve kültür istilasından sonra ise; Batı’nın laik kültürü ve dinin hayattan ayrılmasına dayanan bakış açısı, Müslümanların evlatlarının kültür ve eğitiminin bir maddesi haline gelmiş, Müslümanların zihniyet ve akliyetleri bu doğrultuda şekillenmiş, İslam’ı hayattan tecrit etmeyi kanıksamışlar ve İslam ile tamamen çelişmesine rağmen Batı fikirleri Müslümanların İslam fikirlerinin bir parçası haline gelmiştir!
Batı’nın kültürel ve medeniyet istilasının bu zehirli etkisi, dünyadan el etek çeken ve laik yaşamla ve insan yapımı sistemlerle uzlaşan tasavvuf hareketlerinde son derece derin ve yıkıcı bir iz bırakmıştır; zira laik ve haçlı ruhlu Batı, İslam’a karşı yürüttüğü laik savaşında aradığı aracı bu hareketlerde bulmuştur; bu yüzden halkın tasavvufunu laikleştirip, bu laikleştirmeyi tasavvuf, zühd ve dünyadan el etek çekme kisvesine büründürerek, daha sonra İslam’ın ideolojisine, hadari projesine ve davetinin taşıyıcılarına meydan okumak amacıyla İslami sahayı bu tür tarikatlarla boğmuştur; böylece geniş bir Müslüman sokağını laikliğe bir giriş kapısı olarak tasavvufa sevk etmiş ve İslam'ın hayattan ayrılmasını kanıksatmayı, Batı'nın laik projesini ve onun Müslüman ülkelerdeki işlevsel rejimlerini pekiştirmeyi hedeflemiştir.
Hatta Batı, tasavvuf hareketlerine sızıp onları kendi laik projesine hizmet edecek şekilde yönlendirmeye başladıktan sonra tuzağını daha da derinleştirmiştir; dahası bu hareketler türemiş, hatta bazısı tamamen Batı imalatı olarak ortaya çıkmıştır; nitekim Amerika'nın İslam'a karşı ilan ettiği fikirler savaşı ile eş zamanlı olarak 2004-2006 yıllarında Afrika'da ve dünyada uluslararası tasavvuf konferansları kampanyası başlatılmıştır; nitekim bu sürece Amerikan büyükelçiliklerinin dikkat çekici hareketliliği eşlik etmiş olup, Fas ve Mısır'daki Amerikan büyükelçileri buna birer örnektir; zira Amerikan büyükelçileri ilki Fas'taki Budşîşiyye tarikatının ibadet ve kutlamalarına katılırken, ikincisi de Mısır'ın Tanta şehrindeki Bedeviyye tarikatı kutlamalarında hazır bulunmuştur; aynı şekilde Pakistan ve Lübnan da tasavvufu kullanmaya yönelik Amerikan hamlelerine tanık olunmuştur; zira Amerikan fikirler savaşının mutfağı olan RAND Corporation'ın bir çalışmasına göre: “Pakistan'da radikal siyasal İslam, faaliyeti yeniden canlandırılmış bir tasavvuf hareketiyle karşı karşıya kalmıştır.” Ayrıca George Washington Üniversitesi, Washington D.C.'deki Amerikan Üniversitesi, Fransa'daki Strasburg Üniversitesi ile Fransa Yüksek İslam Araştırmaları Enstitüsü ve benzeri kurumlardan Amerikalı ve Avrupalı akademisyenler de uluslararası tasavvuf konferanslarına ve toplantılarına katılmıştır. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın tasavvuf ve terörizmle (İslam’la) mücadeleye ilişkin belgelerinin yanı sıra RAND Corporation, Washington Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi ve Amerika Birleşik Devletleri Barış Enstitüsü’nün 2001-2010 yılları arasındaki belgelerinde de işaret edildiği üzere Batı’nın hedefi tektir ki o da; tasavvufun, fikirler savaşında siyasal İslam’a bir alternatif olarak kullanılmasıdır; nitekim bu husus, araştırma alanından çıkıp Amerikan dış politikasına ve onun zehirli diplomasisine intikal etmiş; nihayetinde ise İslam’a ve onun hadari projesine karşı yürütülen Haçlı medeniyet savaşında bir silaha dönüşmüştür.
Nitekim bunlar, kâfir Batı’nın hilesini ve habis tuzağını ifşa eden delillerdir; nitekim RAND Corporation’ın çalışmasına göre "Gelenekçiler ve Sufiler Batı’nın doğal müttefikleridir"; Amerika Birleşik Devletleri Barış Enstitüsü’ne göre "Sufi tarikatlar, derin tarihsel köklere sahip dini ve toplumsal ağlar olarak demokratik ve laik hükümetlerin güçlendirilmesine katkıda bulunmuştur"; Brookings Enstitüsü’ne göre ise "Tasavvuf; ılımlı, barışçıl bir alternatif ve terörizmle (İslam’la) mücadele politikalarının araçlarından biri olarak görülmeye başlanmış... tasavvuf, resmi olarak (Batı) da kabul gören bir İslam versiyonu inşa etmek için kullanılmıştır." İslam'la mücadelede bir model haline gelen ve tasavvufu bu amaçla kullanan Fas modeline gelince; Brookings Enstitüsü’nün bir raporuna göre “Fas, tasavvufa dayalı ılımlı İslam modelini yaygınlaştıran bir başka stratejik ortaktır...”; raporda ayrıca, “Fas’ın ılımlı İslam’ı, radikal İslam’a bir alternatif olarak sunulmaktadır” eklemesinde bulunulmuştur; bu da Fas rejimi tarafından zaviyelere yapılan mali ve medya desteğini açıklamaktadır; hatta Batı istihbarat çevreleriyle bağlantılı ve Batı’nın İslam’a ve projesine karşı yürüttüğü haçlı medeniyet savaşına dahil olan Sufi hareketler bile uydurulmuştur.
Ey Müslümanlar topluluğu: Batılı şeytan sizi yüce İslam’ınızın emrinden saptırmasın; o sahte dindarlık hırkası sizden, facir laiklik küfrünün hakikatini gizlemesin ve sakın bunu zühd sanmayın; çünkü dün bu, anlayış taşkınlığı ve Hint çilekeşliğiydi; ama bugün, medeni ve kültürel olarak istilaya uğramanızın ardından laik bir sapma ve sapkınlığa dönüşmüş ve bu da size bir yol, bir bakış açısı ve tasavvuf olarak sunulmuştur!
Ey azim İslam’ın evlatları: Bir uyarı ve ikazda bulunmak gerekir; aman ha sebat edin ve İslami düşüncenizin ve İslami kültürünüzün saflığını ve berraklığını korumada son derece titiz davranın ki zihniyetlerinizin saflığı ve berraklığı korunsun ve Rabbinizin emri üzere dosdoğru kalabilesiniz; şunu biliniz ki, kâfir Batı'nın kalelerinize baskın düzenleyip, merkezinizi ve koruma alanınızı ihlal etmesi, ancak sizi koruyan ve sınırlarınızı savunan koruyucunuzun ve İmamınızın ve aranızda sizin için Allah'ın kalkanı olan Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Halifesinin kaybolmasından dolayıdır.
O halde amel kesilmeden ve ecel gelmeden önce amellerinizin en hayırlısına koşun; Rabbinizin kelimesini yüceltin, Nebiniz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sancağını dalgalandırın ve ümmetinizin izzeti için bu dinin derdini taşıyarak İslami hayatı yeniden başlatmak üzere Hilafeti kurmak için çalışın; şunu biliniz ki küfrün ipi kopmakta ve Batı laikliğinin gecesi sona ermekte olup İslam’ınızın güneşi de ufukta belirmiştir; öyleyse acele edin ve hemen harekete geçin!
وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Münâci Muhammed