Cuma, 10 Safar 1443 | 2021/09/17
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Kapitalist Nizamın Şekillendirdiği Zihinlerden Kadınlar İçin Adalet Çıkamaz

بسم الله الرحمن الرحيم

Türkiye'de kadına karşı şiddet'in ulaştığı boyutlar, artık sivil toplum kuruluşlarını da çaresizliklerini ifade eden çözüm önerilerine itmektedir. Artık Türkiye'de hiç kimse, bugüne kadar devletin toplumun zayıf ve korunmaya muhtaç olan fertlerine, yani kadınlarına yönelik izlediği politikaların veya uygulamaların yeterli olduğuna inanmıyor. Dahası herkes, devletin hiçbir biriminin kadınları korumaya yönelik görevlerini tam olarak yapmadığını şikayet etmektedir. Bunun neticesinde, 2014 Şubat ayının sonunda, şiddet gören kadınların barındığı kadın sığınma evleri bulunan Şefkat-Der, hazırlamış olduğu "Hayatta Kalma Kılavuzu-2014"te şiddet gören ve risk altında bulunan kadınlara "[...], koruma amaçlı eşinizi yaralayın. [...] potansiyel katil sizi öldüreceğine siz onu etkisiz hale getirin" önerisinde bulundu. Dahası, şiddet gören ve kurtulamayan kadına, dışarıda olmaktan daha güvenli bir ortam olarak, avukata danışıp, kimseye zararı olmayan, ama belli dönem hapiste yatmayı sağlayacak suçlar işleyip, cezaevine girmesi önerildi. Böylesi öneriler her ne kadar, merhamet ve acziyet duygularıyla yapılmış olsalar da, din ve devlet işlerini birbirinden ayırarak, yani laikliği benimseyerek, insanlara günün birinde Allah'a hesap vereceklerini unutturmuş olan, Ümmet üzerinde uygulanan kapitalist laik değerlerin sonuçlarından bir tanesidir.

Çünkü Allah (st)'nın Müslümanlar için farz kılmış olduğu nizamın ortadan kaldırılmasıyla birlikte, kapitalist yaşam tarzının kadınlara yönelik uygulamaya başladığı politikalar, Türkiye'deki kadınları bugün içinde bulundukları kara deliğe itmiştir. Bunu anlamak için, sadece yakın tarihte kadınlara yönelik yapılmış olan güya iyileştirici uygulamaları incelemek yeterli olacaktır.

- 1985'de Türkiye, Birleşmiş Milletlerce kabul edilmiş olan "Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi"ne (CEDAW) taraf oldu.

- 1990'da Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı açıldı. Ayrıca "Kadının ev dışında çalışmasını kocanın iznine bağlayan", eski ‘Medenî Kanunu'nun 159. maddesi iptal edildi.

- 1991'de Ankara'da Kadın Dayanışma Vakfı açıldı.

- 1996'da erkek için zina suçu, suç olmaktan çıkarıldı. Bir yıl sonra, 1997'de, kadın için zina suçu, suç olmaktan çıkarıldı.

- 1998'de "Kadının Korunması Kanunu" çıkarıldı. Bu kanunda ‘şiddet uygulayanların evden çıkarılması', hapisle cezalandırılması gibi müeyyideler bulunuyor.

- 2002'de ‘Aile birliğinin reisi kocadır, evlilik birliğini koca temsil eder' ifadeleri Medenî Kanun'dan çıkarıldı.

- 2006'da Başbakanlık'a bağlı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü "Aile İçi Şiddetle Mücadele El Kitabı"nı yayınladı. Bu kitabın içerikleri İslamî içtimaî nizamla birebir çelişen yaklaşımlar içermektedir.

- 2012'de "6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun" yürürlüğe girdi.

- Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı (2007-2010)'dan sonra (2012-2015) yürürlüğe girdi.

Tüm bunlara ve daha fazlasına rağmen, Türkiye'de kadınların durumu günden güne daha da kötüye gitmiştir. Sadece AKP'nin devletin başına gelmesinden sonra Türkiye'de kadına karşı şiddet, %1400 artmıştır.

Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş ve Koruma Daire Başkanlığı'nın verilerine göre 2013 yılında 61 kadın cinayete kurban gitti. Cinayet kurbanı kadınların 4'üne "panik butonu", 6'sının "eşleri hakkında uzaklaştırma" kararı, 3'üne ise "çağırmalı koruma" verilmişti. 34 şiddet mağduru kadının kimlik ve kişisel bilgileri değiştirildi. Bu kadınlardan 14'ünün çocuklarına da yeni kimlikler verildi. 4 kadına da "hayati tehlikeleri yüksek risk altında" kararıyla estetik cerrahi uygulandı. 2013 yılında 583 kadın, şiddete maruz kaldığını ve hayati tehlikesinin bulunduğunu belirterek adli makamlara başvurdu. Panik butonu, çağrılı koruma, yakın koruma ve eşe elektronik kelepçe gibi yöntemlerle Türkiye'de 2013 verilerine göre neredeyse 6 bin kadına koruma verildi. Sadece 2014 yılının Ocak ayında 23 kadın öldürüldü, 6 kadına tecavüz edildi, 45 kadın yaralandı.

Bunların yanısıra, Mart ayının ilk haftasında, Kayseri'de bir baba, eşini ve 3 evladını cinnet sonucu, keserle öldürdükten sonra, dördüncü çocuğunu da binanın 11'nci katından atıp, kendi de ardından ölüme atladı. Bu olaydan sadece bir kaç gün sonra, Fethiye'de bir baba, genç eşini pompalı tüfekle vurduktan sonra, 7 aylık bebeğini de ayakları altında ezerek öldürdü. Yine sadece birkaç gün sonra, kocasından boşanmak isteyen genç bir kadın, korumasıyla birlikte, kendi genç yaşındaki oğlu tarafından vurularak öldürüldü. Aslında bu tarz olaylar saymakla bitmediği gibi, tam rakamların da çok önemi yoktur. Zira sadece 1 insanın bile suçsuz yere öldürülmesine, Peygamber Efendimiz (sav), tüm insanlığı öldürmek gibidir demiştir.

Bugüne kadar kadına yönelik şiddetin nedenleri olarak; ekonomik şartlar, eğitimsizlik, ataerkil gelenek, şehre adaptasyon sorunu ve muhafazakarlık, yani İslam gösterilmektedir. Şiddetle, eğitimsizlik ve istihdam arasında güçlü bir bağın bulunduğu ileri sürülmektedir.

Fakat diyelim ki tüm bunların, Türkiye'de veya diğer İslam beldelerinde sorunun sebebi olduğuna inandırdılar bizi. Peki Batılı ülkelerdeki sorunlara ne demeli? Avrupa'da 3 kadından birinin, yani 63 milyon kadının şiddet ve tecavüze maruz kalmasına ne demeli? Üstelik tüm araştırmalar, en çok eğitimli ve üst kademedeki kadınların şiddete maruz kaldıklarını göstermekte.

Amerika'da ABD'de 9 saniyede bir kadın aile içi şiddete maruz kalıyor. Amerikan ordusunda 2013 yılında 5400 cinsel taciz kaydedilmiştir. Beyaz Saray'ın açıklamalarına göre, Amerikan Üniversitelerinde okuyan 5 kadından biri cinsel tacize veya tecavüze maruz kalıyor.

Yine demokratik bir ülke olan Hindistan'da 22 dakikada bir kadın tecavüze uğruyor, binlerce kadın ve çocuk her sene vahşi cinayetlere kurban gidiyor. Geçtiğimiz yıl 23 yaşındaki bir öğrencinin vahşice tecavüz edilerek öldürülmesinin bir istisna olmadığı da dünyaca bilinen bir gerçektir.

Tüm bu örnekler, asıl kapitalist sistemin en iyi eğitimini sunduğu üniversiteler ve ordularda, kadına karşı şiddetin daha da yaygın olduğunu göstermektedir! Bu kapitalist laik demokratik yaşam tarzı bizlerin üzerinde uygulanmaya devam edildiği müddetçe, karanlık orta çağ Avrupasından farklı bir kader paylaşmayan Batılı kadınların akibeti tüm şiddetiyle Türkiye'deki ve tüm İslam beldelerindeki kadınların üzerine inmeye devam edecektir.

Aziz Müslüman kardeşlerim! Bu vahim duruma üzüldüğünüz halde halen daha kapitalist laik sistemi cansiperane korumaya devam eden ve uygulamakta ısrar eden bu devletten, onun Cumhurbaşkanlığından, TBMM'den medet ummanız, yine onların sizden bekledikleri şekilde taleplerde bulunmanız, onlardan taklit ettikleri kanunları tatbik etmelerini veya bu kapitalist sistemin içinden kaynaklanan yeni kanunlar çıkartmalarını beklemeniz, daha fazla kadın sığınma evleri talep etmeniz vs. kesinlikle sizin umduğunuz ve kadınlarımızın hak ettikleri değişikliği getirmeyecektir. Peygamber Efendimiz (sav) buyurdular ki:

"İleride bir takım emirler/yöneticiler olacak. Tanıyacaksınız/farkında olacaksınız ve inkar edeceksiniz/yereceksiniz. Kim farkında olursa suçsuzdur, kim inkar ederse kurtulmuştur. Fakat kim razı olur ve tabîi olursa ..." (Müslim, İman, 3445)

Muhakkak bizler Rahman ve Rahim olan Allah (st)'dan daha merhametli değiliz! Sizlerin ve sizi böylesi düşünce tarzına iten sistemin bulduğu aciz çözüme bir bakın... Bir de El-Celil, el-Vekil ve el-Veliy olan Allah (st)'nın sunmuş olduğu çözümün azizliğine yüceliğine bir bakın! 1924'te üzerimizden kaldırılana kadar, tam 1345 yıl boyunca bu çözüm, kadınların üzerindeki arap cahiliyyesinin zulmünü de, ortaçağ Avrupasının zulmünü de gittiği her yerde kaldırmış ve tüm dünya kadınlarının gıpta ile baktıkları bir hayat sunmuştur. O kadar ki, Lady Elisabeth Graven 1789'da "... hiç bir yerde kadınlar Türk kadınları kadar, endişeden uzak, bu kadar özgürlüğe sahip değillerdir - ve onlar hakkında; o yaşam tarzlarıyla, nefes alan an mutlu yaratıklar olabileceklerini düşünüyorum." dedirtmiştir. Bunun gibi daha sayısız örnekleri bulmak sizler için de zor değildir.

Allah (st)'ya ve Muhammed (sav)'in O'nun, insanlık için hidayet rehberi olarak göndermiş olduğu Peygamberi olduğuna iman etmiş Müslümanlar olarak, Muhammed (sav)'in vaadinden de şüphe etmediyinize göre, artık onun muhakkak en kısa zamanda gerçekleşecek olan müjdesine doğru koşturmanızın zamanı gelmedi mi? Peygamber Efendimiz (sav) vaad etti ki:

"... Daha sonra da Nübüvvet metodu üzere Hilâfet olacaktır." (Ahmed b. Hanbel, Müsned Kufiyyîn, 17680)

Ve Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:

"İçlerinde Allah'a isyanların işlendiği bir toplum bu durumu değiştirmeye güçleri yettiği halde değiştirmezlerse, Allah'ın hepsini toptan cezalandırması yakındır." (Ebu Davud, Melahim, 17 (3775); Tirmizi, Tefsir, Fiten, 8; İbni Mace, Fiten, 20)

Öyleyse güçlerinizi ve ümitlerinizi sizi 90 yıldır bataklığa sürükleyen bir nizama bağlamaktansa, sizleri hakka davet eden kardeşlerinize destek vermeniz muhakkak sizleri ve tüm Ümmeti üzüntülerden, kederlerden ve zulümden kurtaracak tek yoldur ve sizlere hem dünyada hem ahirette Allah (st)'nın sonsuz nimetlerinden kazandıracaktır.

إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ

"Muhakkak ki Allah, bir toplum bünyesinde olanı değiştirmedikçe o toplumun halini değiştirmez." (Ra'd: 11)

وَلَيَنصُرَنَّ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ

"Allah, kendisine yardım edene (dinine sımsıkı sarılıp gereğini yapanlara) kesinlikle yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir." (Hac: 40)

 

Hizb-ut Tahrir Merkezî Medya Ofisi adına

Umm Khalid

Hizb-ut Tahrir Merkezî Medya Ofisi Üyesi

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER