Salı, 09 Recep 1444 | 2023/01/31
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Almanca Konuşulan Ülkeler
Medya Bürosu

No: AL–BA–2016–MB–TR–01 H. 25 Safer 1438
M. Cuma, 25 Kasım 2016

“Gerçek Din” (DWR) Adlı Derneğin Yasaklanmasına Dair Beyanat

Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maziere 15 Kasım 16 tarihinde “Gerçek Din” derneğini namı diğer “YALAN (!) vakfı” nı yasakladı ve dağıttı. Bu yasak 10 federal ilde, 190 arama ve müsadere tedbirleri ile birlikte olağanüstü saldırganlık ve medyanın aktif katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Yasak, İslam dininin tebliğine veyahut Kur’an meallerinin dağıtımına yönelik olmayıp, bilakis anayasal düzene ve uluslararası ilişkiler kavramına karşı düşmanca bir tutum sayesinde uygulanmıştır.

Federal İçişleri Bakanlığı DWR’in yasaklanmasıyla yeniden bir İslami derneğin üstüne gitmiş ve anayasanın 4.Maddesinin 1.paragrafını, aynı şekilde 9. Maddenin 1.paragrafını da baltalamıştır. Sözde temel hak, Federal Almanya Cumhuriyeti’nin anayasal düzenine göre herkese din ve ideolojik özgürlüğünün dokunulmazlığını sağlaması lazım. Bu konuda Schmidt-Bleibtreu ve Klein’ın yorumunda: “Din özgürlüğü temel hakkı kapsamalıdır. Kişinin dinine çağırmasına ve tüm davranışlarını dinin ve inanç özgürlüğü öğretilerine göre şekillendirmesine izin verir. Din özgürlüğü sadece dinleri değil, aynı zamanda örnek olarak ateizm, materyalizm, monizm ve panteizm gibi siyasi görüşleri de kapsar.” der. Ayrıca bildirinin içerisinde: “Anayasanın 4. Maddesinin 1. paragrafı, din ve vicdan özgürlüğü ile devletin müdahalesi olmaksızın kişinin kendisine dini ve siyasi görüşüne uygun bir hayat tarzı verebileceği yasal bir zemin garanti eder. Dolayısıyla mesele, devlete karşı kişisel veya dini ve ideolojik toplulukları savunma hakkıdır. Kanaatlere ve harici uygulamalara müdahale edilemez.

Federal İçişleri Bakanlığı, kamu mütalaasında adı geçen dernek hakkındaki yasak emrini anayasal düzene karşı tutum sergilemesine bağlamakla birlikte böyle bir tutumun yasak emri için yetersiz kalacağı hukuksal gerçeği de örtmektedir. Gerçi anayasanın 4. Maddesinin şerhinde şöyle geçmektedir: “Her kim anayasanın ikame ettiği kamu değer nizamının sınırlarını aşarsa, inanç özgürlüğü, vicdan özgürlüğü, din ve ideolojik inanç özgürlüğüne istinat edemez.” Ancak dernek ve cemiyetlerin yasaklama gerekçesini konu alan anayasanın 9. Maddesinin 2. paragrafının açıklamasında bu şöyle somutlaştırılıyor: “Anayasal düzenin bir dernek tarafından sadece reddedilmesi, yasaklama gerekçesi değildir. Onlar onun üstesinden gelme hedefini daha çok savaşırcasına gerçekleştirmeyi istemeleri gerekir.” Bundan dolayı Federal İçişleri Bakanlığı kamuoyuna DWR’in mevcut anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik fiili olarak savaşırcasına nasıl hareket ettiğine dair bir açıklama borçludur. Ayrıca savaşçı-agresif bir hareket tarzını kanıtlamak için İslam ahkamının muntazaman kullanılan “kafir”, “cehennem” veya “Şeriat” gibi kavramlara atıfta bulunulamaz. Zira adı geçen terminolojiler İslam akidesinin temel kavramlarından olup her camide her İslam dersinde ve bizzat Kur’an da kullanılmaktadır. Şayet İçişleri Bakanlığının hukuk uzmanları gerçekten böyle bir muhakemeye dayanıyorlarsa, anayasanın 4. Maddesinin 1. paragrafının içini boşaltmış veyahut en azından İslam’ı din ve ideolojik inanç özgürlüğünden fiilen dışlamış olurlar!

Ayrıca Federal İçişleri Bakanlığı, yasağa temel dayanak olan sözde “Uluslararası ilişkiler kavramının ihlali” ile delil gösteriyor ve fırsatçı bir hukuk anlayışı ile birlikte kötü niyetli ajandasını ortaya koyuyor. Zira uluslararası ilişkiler kavramı ulusların huzurlu bir birlikteliğinin yanı sıra aynı şekilde “yabancı ülkelerde askeri şiddet uygulamanın, mezhepçi, ırkçı, etnik grupları imha etmek veyahut fiziksel veya psikolojik zarar vermenin yasak oluşunu, devlet içinde devlet kurmanın veyahut mevcut sınırların revizyonuna yönelik ayrılıkçı çaba ve taleplerde bulunmanın yasağını da kapsamaktadır.”

İslami dernekler bu muhafazakâr dünya görüşünün irdelemesine alınırken, Partiya Yekitiya Demokrat (PYD) gibi hareketler Berlin’in tam ortasında rahatsız edilmeden adam kazanma ve propaganda merkezlerini işletebiliyorlar. Bunu da adı geçen grubun Suriye PKK’sının kolu (YPG) olmasına ki Suriye’de, Türkiye’de ve Irak’ta askeri şiddet uygulayan, Araplara, Türkmenlere ve İslami fikirli Kürtlere karşı etnik temizlik uygulayan, kuzey Suriye’de devlet içinde devlet kuran (Rojova) ve açıkça Türkiye’nin ve İran’ın mevcut sınırlarının revizyonunu talep etmesine rağmen yapabiliyorlar. Anayasayı koruma federal dairesi PYD’nin yasaklı olan terör örgütü PKK’ya yapısal bağlantısına yönelik şunları aktardı: “2013 yılı boyunca “Kürdistan İşçi Partisi” (PKK) ve onun Suriye kolu “Demokratik Birlik Partisi” (PYD) Suriye’deki Kürtler için güçlü dayanışma faaliyetleri uyguladılar.[...] basın açıklamaları, gösteriler ve para toplamaları bu faaliyetlerin bir kaçı. [...] Öyle görünüyor ki Almanya da PYD’nin henüz yapılanma aşamasında olması, kendine ait finans kaynaklarının ve personel sıkıntısının varlığı onu PKK’nın yapısına bağımlı kılıyor daha doğrusu etki altına alıyor. [...] PKK’nın bakış açısına göre PYD sayesinde Almanya da faaliyet yasağı damgası olmayan bir organizasyon olarak yerleşmenin imkânı oluşuyor.” Çok dakik ve bariz durum bilgisine rağmen İçişleri Bakanı Maziere’ye göre uluslararası ilişkiler fikrini PYD’nin savaşırcasına-agresif tutumundan koruma zorunluluğu bulunmuyor.

Seçici ve kesinlikle Müslümanlara karşı yönlendirilmiş esnek hukuk kavramların kullanılması İçişleri Bakanlığının gerçek niyetlerini su-i tefehhüme mahal bırakmayacak şekilde gözler önüne seriyor. İslami derneklere karşı sürekli tekerrür eden hareket tarzından dolayı bu ülkenin Müslümanları kendine has olan kimliğinin öz unsurlarından ve en derin kanaatlerinden uzaklaşmaları için baskı altına alınıyor. Böylece federal cumhuriyetçi ideologlar demokratik anayasaya mutlak sadakat ifadesinin önünde duran fikirsel engelleri kaldırmayı umuyorlar. Böyle bir politikanın doğrudan doğruya laik bir değerler diktatörlüğüne götürdüğünü eski anayasa hâkimi Ernst-Wolfgang Böckenförde evvelden 2007 yılında görmüş olsa gerek. Bu yüzden vatandaşlar ve göçmenlerin kayıtsız şartsız anayasaya ve alman hukuk düzeninin tümünü kabul etmeleri gerekir talebini eleştiriyordu. Çünkü liberal bir hukuk devletinde mesele, zihniyet meselesi değil, “bilakis mevcut yasaların uygulanması anlamındaki hukuka bağlılıktır.” Böckenförde’ye göre Almanya’da hiç kimseden manevi inancını inkâr etmesi talep edilemez!

Bu anlamda Federal Hükümet, düşünce terörünü ve baskıcı azınlık politikasını derhal durdurmalıdır. Coşmuş olan İslamofobi, kitlelerin gittikçe artan militan tutumunu sistematik bir şekilde yönlendirip yönetiyor. Müslümanlar, Avrupa’daki gayri İslami hukuk düzenini olgusal varlık olarak tanımaktadır. Toplumsal barışı korumak için gayet hazırdırlar. Bunun için Federal Hükümetin net bir sinyal vermesi yeterlidir. Hükümet, hem İslam akidesini hem de İslami hayat tarzı bütünlüğünü alenen kabul etmesi gerekir. Ki böylece Müslümanlar ile Almanlar arasındaki hukuk ilişkisini tüm açıklığıyla ortaya koyabilsin.

Ey Müslümanlar! Bilin ki, şu an ki çatışmada söz konusu olan İslam kimliğiniz, Allah Subhânehu ve Teâlâ ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e olan imanınızdır! Hizb-ut-Tahrir sizleri yüce akidenizden kıl kadar dahi olsa sapmamaya çağırıyor! Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

وَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا فَتَكُونُونَ سَوَاءً  “Onlar, sizin de kendileri gibi kâfir olmanızı ve böylece de hepinizin bir olmanızı isterler.” [Nisa 89]

İslami görüş farklılığı yüzünden –ki İslam akidesine bağlı furuattan da olsa- tefrikaya düşmenin şimdi hiç zamanı değil. Günden güne netleşen varoluşsal tehdit göz önünde bulundurularak, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın emrine uymanın vakti gelmiştir:

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا  Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanmayın.” [Ali İmran 103]

Hizb-ut-Tahrir, tüm kuruluşları, cami cemaatlerini, imamları ve Müslümanları saflarını sıklaştırmaya ve İslam kimliklerini var güçleriyle korumaya çağırıyor! Şayet bu olmazsa çocuklarımız ve torunlarımızın İslami kimlik kaybına ve nihayetinde tamamıyla asimilasyona maruz kaldıkları zifiri karanlık bir gelecekle karşı karşıya kalabiliriz. Allah Subhânehu ve Teâlâ bizleri bundan muhafaza eylesin!

إِنَّ فِي هَذَا لَبَلَاغًا لِقَوْمٍ عَابِدِينَ  Şüphesiz bunda Allah’a kulluk eden bir toplum için yeterli bir mesaj vardır.” [Enbiya 106]

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Almanca Konuşulan Ülkeler
Medya Bürosu
Adres Bilgileri ve Web Sitesi
Telefon: 

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER