حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Amerika
Medya Bürosu
| No: ABD–BA–2025–MB–TR–17 |
H. 10 Raceb 1447 M. Salı, 30 Aralık 2025 |
Tulsi Gabbard’ın İslam’ı Çarpıtmasına Reddiye
Amerikan yönetimi ve küresel aygıtları, Başkan Donald Trump döneminde süreklilik arz eden politikayı daha ileri seviyelere taşımak için çarpıtma ve yanlış tanıtma yöntemlerine başvurmaya devam etmektedir. Trump’ın benimsediği bu politika, İslam’ı bir din ve bir uygarlık olarak değil, bir tehdit olarak sunmaktadır. Oysa İslam, tarih boyunca sömürücü ekonomik modellere karşı kapsamlı bir uygarlık alternatifi sunan ahlaki, toplumsal ve siyasal bir sistemdir. Batılı güçlerin savunduğu kapitalist sistem, doğal kaynakların bolluğuna ve Allah’ın bahşettiği vasıflı iş gücüne rağmen, zenginliği nüfusun sadece %1’inin elinde toplamış, Amerikan halkının önemli bir kısmı da dahil olmak üzere insanlığın büyük bir kısmını yoksullaştırmıştır. Bu geniş politika çerçevesinde, ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard’ın son açıklamaları, Amerikan kamuoyunu yanıltmayı amaçlayan ve dolayısıyla açıklama ve cevap gerektiren, İslam’a dair ciddi yanlış nitelendirmeler ve çarpıtmalar içermektedir. İşte bu nedenle aşağıdaki maddeler, konuşmasında dile getirdiği temel iddiaları çürütmekte ve hakikati açıklamaktadır:
Birincisi: İslam’ın Sözde Tehdit Oluşturması İddiası. Gabbard, “İslam ideolojisinin özgürlük ve güvenlik için en büyük kısa ve uzun vadeli tehditlerden birini temsil ettiğini ifade etti. Bu iddia İslam’ı temelden çarpıtmaktadır. İslam bir Akidedir ve kâinatın, insanın ve hayatın Yaratıcısı tarafından indirilmiş şamil bir hayat nizamıdır. O, kökleri adalet, merhamet ve insan onuruna dayanan bir Risalet’tir. Tarihsel olarak İslam, 13 asır boyunca İslam devleti altında toplumları yönetmiş; bu süre zarfında adaleti tesis etmiş, azınlıkları korumuş, entelektüel ve ekonomik gelişmeyi teşvik etmiştir. İslam, insanlığı kapitalizm veya sosyalizm gibi insan yapımı sistemlerin köleliğinden kurtarmış, ırk, renk veya etnik köken farkı gözetmeksizin insanlar arasında eşitliği sağlamıştır. İslam ideolojisinin insanların özgürleşmesine düşman olduğu safsatasına gelince; dönemin kölelik uygulamalarını sistemli biçimde ortadan kaldıran ilk sistem İslam’dır. Afrikalı Bilal-i Habeşi ile Kureyşli Ebu Bekir’i eşit görmüş; Persli Selman El Farisi, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu sözüyle onurlandırılmıştır:
سَلْمَانُ مِنَّا أَهْلَ الْبَيْتِ“Selman bizdendir, Ehl-i Beyt’tendir.” Yine ikinci Halife Ömer bin el-Hattab (ra) şu meşhur sözünü söylemiştir: “Annelerin hür olarak doğurduğu insanları ne zamandan beri köleleştirdiniz?” Bunlar İslam uygarlığının temel ilkeleridir. Ancak Gabbard’ın açıklamaları, Batı toplumlarında, özellikle de bugün bu gerçeklerin ABD Başkanı tarafından siyasi olarak istismar edildiği Amerika Birleşik Devletleri’nde yerleşik olan ırksal hiyerarşi ve ayrımcılığın tarihsel ve süregelen gerçeklerini göz ardı etmektedir.
İkincisi: Özgürlük ve Şeriat Meselesi. Gabbard Şeriat kanunlarının uygulanmasını savunanların özgürlüğe karşı olduklarını ve bunun ABD Anayasası ve Haklar Bildirgesi’nin temel ilkelerine aykırı olduğunu iddia etmiştir. Gabbard ayrıca bu Haklar Bildirgesi’nde var olan “Yaşam, özgürlük ve mutluluk hakkı gibi hakları, Tanrı tarafından verilmiş devredilemez haklar” olarak tanımlamıştır. Bu safsata kavramsal bir çelişkidir. Zira Batılı anayasalar ilahi vahiy değil, insan yapımı belgelerdir. Yaratıcının indirdiği sahih bir nastan türemiş değildirler. Öte yandan, Batı’da teşvik edilen ve toplumsal normları bozan ahlaki çerçevenin, hiçbir semavi dinde karşılığı yoktur. Dahası, Batı’nın özgürlük söylemi eylemleriyle taban tabana zıttır. Irak, Afganistan ve Filistin’e (Gazze) özgürlük ihraç etme adına yürütülen savaşlar, aslında işgal, kitlesel ölümler ve ekonomik yıkımla sonuçlanan sömürgecilik faaliyetleridir. Bu gerçekler, özgürlüğün bir ilke değil, siyasi bir slogan olduğunu kanıtlamaktadır.
Üçüncüsü: Terör Örgütleri İddiası. Gabbard, İslam’ın El-Kaide, IŞİD, Eş-Şebab, Hamas ve Boko Haram gibi grupları körüklediğini ve bu grupların askeri olarak yenilmesi gerektiğini öne sürdü. Bu toptancı iddia; eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın Kongre önünde verdiği ifade de dahil olmak üzere, ABD istihbarat servislerinin bu grupların bazılarını stratejik amaçlarla kurduğunu veya finanse ettiğini veya işlerini kolaylaştırdığını kabul eden belgeleri görmezden gelmektedir. Dolayısıyla bu grupların eylemlerini genel olarak İslam’a mal etmek hem yanlış hem de aldatıcıdır.
Dördüncüsü: Hilafet Meselesi. Gabbard, Hilafet kavramını Batı özgürlükleri için doğrudan bir tehdit olarak tanımladı; Hilafetin Amerika’da Şeriat yönetimi kurmayı hedefleyen küresel bir siyasi ideoloji olduğunu iddia etti. Şeriat kanunlarıyla yönetim, İslami ilkelerle yönetim olduğu için Batı uygarlığını tehdit eden bir siyasi ideoloji olduğunu belirtti. Bu ideolojiye bağlı kalınmadığı, Tanrı vergisi ifade özgürlüğü hakkı kullanıldığı takdirde uygulanacak yaptırımın sansür olmadığını kaydetti ve “Bizi susturmak için şiddeti veya gerekli gördükleri herhangi bir aracı kullanacaklardır.” diye ekledi. İslam’ın, yönetim yoluyla hayata geçirilen kapsamlı bir sistem olduğu doğrudur. Ancak İslam dinde zorlamayı açıkça yasaklamaktadır. Allah Subhânehu ve Teala şöyle buyurmaktadır:
لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ“Dinde zorlama yoktur.” [Bakara 256] Ayrıca, en başta Hizb-ut Tahrir olmak üzere İslam dünyasında Hilafet’in yeniden kurulması çağrısında bulunan hareketler, değişim metodu olarak şiddeti açıkça reddetmekte ve Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere Batı ülkelerinde ne zorla ne de fikri kampanyalarla Hilafeti kurmayı hedeflemektedirler!
Sonuç olarak, Ulusal İstihbarat Direktörü olarak Gabbard, şüphesiz Amerika Birleşik Devletleri’nin ve daha geniş anlamda Batı dünyasının karşı karşıya olduğu derin ekonomik, siyasi ve sosyal krizlerin farkındadır. Bu krizler yapısaldır ve adalet, istikrar ve refah üretemediği ispatlanmış olan seküler kapitalist ilkelere dayanmaktadır. Gabbard, bu gerçekleri dürüstçe ele almak yerine, halkı yanıltmakta ve dikkatleri İslam’dan başka yöne çekmektedir. Oysa İslam adalet, hesap verebilirlik ve ahlaki yönetime dayalı tutarlı çözümler sunan gerçek bir uygarlık alternatifidir. Gabbard yaptığı bu açıklamalarla, halkın değil, politikaları geniş kitlelere yoksulluk ve güvensizlik getiren dar bir elit zümrenin çıkarlarına hizmet etmektedir.
Hilafet altında uygulanan İslam; kapitalizmin beslediği yolsuzluk ve eşitsizliğe karşı kapsamlı bir alternatiftir. Amerika’daki ve Batı’daki sağduyu sahibi bireyleri, İslam’ı çarpıtılmış haliyle değil, insanlık için adalet ve haysiyet vaat eden gerçek kimliğiyle incelemeye davet ediyoruz.
قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَلَّا نَعْبُدَ إِلَّا اللهَ وَلَا نُشْرِكَ بِهِ شَيْئاً وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضاً أَرْبَاباً مِنْ دُونِ اللهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِأَنَّا مُسْلِمُونَ“De ki: “Ey Kitap ehli! Ancak Allah’a kulluk etmek, O’na bir şeyi eş koşmamak, Allah’ı bırakıp birbirimizi Rab olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin”. Eğer yüz çevirirlerse: “Bizim Müslüman olduğumuza şahit olun” deyin.” [Ali İmran 64]
| حزب التحرير Hizb-ut Tahrir Amerika Medya Bürosu |
Adres Bilgileri ve Web Sitesi Telefon: |



