حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Pakistan Vilâyeti
Medya Bürosu
| No: PK-BA-2026-MB-TR-19 |
H. 13 Safer 1448 M. Pazartesi, 27 Temmuz 2026 |
Pakistan’daki İç Güvenlik Krizinin Sebebi, Devletin Politikası ve Üzerine Kurulduğu Kimlik Anlayışının Başarısızlığıdır, Ulusal Kimlik, Farklı Etnik Kökenleri Tek Bir Varlık Altında Eritemez! Hilafet ve İslam Akidesi Ancak Farklı Halkları Tek Bir Ümm
24 Temmuz 2026’da Müslümanların kanı bir kez daha dökülmüştür. Bu kez Tank bölgesinde bir el yapımı patlayıcının (EYP) infilak etmesi sonucu 14 güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiştir. Son birkaç ayda Aşiret Bölgeleri ve Belucistan’da yaşanan şiddet olaylarında ve Azad Keşmir’de gerçekleşen son protestolarda, onlarca güvenlik görevlisi ve sivil hayatını kaybetmiştir. Medya sansürü ve kayıpların siyasallaştırılmasına rağmen, bu iç güvenlik krizi ekonomik krizden daha hafif değildir. Bu krizler devleti içeriden sarsmış ve bazı durumlarda düşman devletlere iç işlerimize müdahale etme fırsatı vermiştir. Yüzeyden bakıldığında bu güvenlik krizleri birbirinden farklı gibi görünse de, gerçekte hepsi “ulus-devlet” anlayışından doğan milliyetçi siyasal kavramın ve bölgesel vatanseverlik üzerine kurulu kimlik anlayışının başarısızlığını ortaya koymaktadır. Bölgesel milliyetçiliğe dayalı ulusal kimlik, farklı etnik ve bölgesel kimlikleri tek bir bütün hâline getiremez. Çünkü milliyetçilik kavramının kendisi insanları bölgesel kimlik temelinde birbirinden ayırmaktadır.
Esasında bölgesel vatanseverlik, aklî değil, duygusal ve düşük seviyeli bir bağdır; çünkü bu tür bir bağ akıl sahibi olmayan hayvanlarda bile görülebilir. İngiltere tarafından çizilen çizgiler üzerine ulusal bir kimlik inşa etmek Batılı bir kavramdır. Oysa İslam, bu esasa dayalı her türlü asabiyete karşı uyarmaktadır. Pakistan’ın ilk dönem siyasi liderleri de, bölgesel milliyetçiliğe dayalı bir ulusal kimlikle farklı etnik ve bölgesel toplulukları bir araya getirmenin mümkün olmadığını biliyorlardı. Bu nedenle insanları İslami akide temelinde birleştirmeye çalışmış ve onları “Pakistan’ın manası nedir? La ilahe illallah” sloganı altında birleşmeye çağırmışlardır. Ancak bu slogan iki sebepten ötürü cazibesini ve etkisini yitirmiştir:
Birincisi: Son seksen yıl boyunca yöneticiler İslam’ı tatbik etmemiş, aksine laik ibadet özgürlüğü ilkesi kisvesi altında insanları İslam’ın tatbik edildiğine inandırmaya çalışarak aldatmışlardır. Gerçekte ise Pakistan’ın anayasası, kanunları ve devlet yapısı laik sistem üzerine kuruludur ve insanlar da bu gerçeği anlamışlardır.
İkincisi: İnsanların zihninde şu soru hala yankılanmaya devam etmektedir: Gazze, Burma, Doğu Türkistan ve Afganistan’daki Müslümanlar neden bizimle aynı ümmet sayılmıyor? İngiltere’nin çizdiği sınırların dışında yaşayan ve “Lâ ilâhe illallah” diyen Müslümanlar neden Pakistan ulusal kimliğinin dışında kabul ediliyor? Biz ve Tevhid kelimesi aynı değil miyiz? Allah Subhânehu ve Teâlâ bütün Müslümanlara tek bir halifeye biat ederek birleşmelerini emretmemiş midir? Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmadı mı?
إذا بُويِعَ لِخَلِيفَتَيْنِ، فاقْتُلُوا الآخِرَ منهما“İki Halifeye biat edildiği zaman, onlardan sonuncusunu öldürün.” Bununla birlikte, son seksen yıldır yöneticiler “Önce kendimizi güçlendirelim, sonra bu meseleyi ele alırız” iddiasıyla Pakistan’daki Müslümanları aldatmaya devam etmişlerdir.
Binaenaleyh, güçlü bir “akide kimliği”nin yokluğu, Belucistan, Keşmir ve Peştun kabile bölgelerindeki Müslümanları birleştirmede başarısız olmuştur ve bu olgu şimdi diğer bölgelere de yayılmaktadır. Bu siyasi ve fikri sorun için siyasi ve fikri bir çözüm aramak yerine devlet, silahı ve kurşunu seçmiş ve bunu “Sert Devlet” yöntemi olarak adlandırmıştır. Soruyoruz: Bir insana zorla bir kimlik benimsetilebilir mi? Sopa, makineli tüfek ve mermi bu soruna uzun vadeli bir çözüm olabilir mi? Bu durum, yöneticilerin ve mevcut sistemin fikrî ve siyasî açıdan iflas ettiğinin açık bir göstergesi değil midir?
İslâm esasına dayalı kimlik, Pakistan’daki güvenlik krizlerini sona erdirebilir ve İslâm beldelerini tek bir kelime altında birleştirebilir. İslâm’ın eksiksiz bir şekilde uygulanması, kabile savaşçılarını yeniden devletin çatısı altına birleştirecek, Keşmir halkının fedakârlıklarını gerçek anlamına kavuşturacak, onları ayrılıkçı eğilimlerden uzaklaştıracak; Beluç Müslümanlarını laik ve sosyalist ayrılıkçılardan ayırarak yeniden devlete bağlayacaktır. Böylece Afgan Müslümanlarının da tek bir halife altında birleşmelerinin yolu açılacak, bu birlik zamanla bütün İslâm ümmetini kapsayacak şekilde genişleyecektir. İslâm ümmetini tek bir kimlik altında birleştirmenin yolu, Hilafet Devleti’nin kurulmasıdır. Hilafet, bütün Müslümanların devletidir ve İslâm’ın uygulayıcısıdır
Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti bütün bilinçli kişileri Hilafetin kurulması mücadelesinde Hizb-ut Tahrir’e katılmaya; güç ve kuvvet sahiplerini ise Nübüvvet metodu üzere Hilafetin kurulması için Hizb-ut Tahrir’e nusret vermeye çağırıyor. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعاً وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَاناً وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı.” [Ali İmran 103]
| حزب التحرير Hizb-ut Tahrir Pakistan Vilâyeti Medya Bürosu |
Adres Bilgileri ve Web Sitesi P.O. Box 1924, Lahore / Pakistan Telefon: +(92) 345–428–7323 / +(92) 333–561–3813 https://bit.ly/3hNz70q |
Fax: +(92) 21–520–6479 E-Mail: spokesman@hizb-ut-tahrir.com.pk |



