حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Yemen Vilâyeti
Medya Bürosu
| No: YM–BA–2026–MB–TR–16 |
H. 22 Cumâde’l Ûlâ 1448 M. Pazartesi, 02 Kasım 2026 |
“Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” [İbrahim 42] Zulümde Sınır tanımayan Husiler, Hizb-ut Tahrir Gençlerinden Birini Daha Gözaltına Alarak Azgınlıklarını Sü
Husi güvenlik birimleri, 28 Ekim 2026 Salı günü Umran şehrinde Hizb-ut Tahrir gençlerinden Seyf Marzuk’u iş yerinden gözaltına aldılar. Bu, Ekim 2026 içerisinde gerçekleştirilen ikinci gözaltıdır. Nitekim 13 Ekim 2026 tarihinde Hizb-ut Tahrir gençlerinden Muhammed er-Rabûî ve kardeşi Habib de gözaltına alınmış olup hâlen gözaltında tutulmaktadırlar. Üstelik Husiler, hapishanelerinde siyasi tutuklu bulunmadığını her fırsatta dile getirmektedirler!
Hizb-ut Tahrir gençlerinin öncülük ettiği çalışma, insanları İslam’ın hükümleriyle bilinçlendirmek ve İslam’a aykırı sistemleri reddetmektir. Cumhuriyet sistemi de bu nizamlardandır ve kâfirler bu nizamın Yemen halkına uygulanmaya devam etmesi için gece gündüz bekçilik yapmaktadır. Hizb bu çalışmayı şer’î hükümleri ilgili vakıalarına uygulamak ve bütün bunları, Müslümanları “Ukab Sancağı” altında birleştirecek olan Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti’nin gölgesinde İslami hayatı yeniden başlatmakla taçlandırmak istemektedir. Cumhuriyet rejimi ise kâfirlerin, Yemen halkının üzerine çöreklenmiş hâlde varlığını sürdürmesi için gece gündüz çalışarak korudukları bir rejimdir. İşte bu çalışma Husilerin uykularını kaçırmış, onların İslam’ın hükümlerinden ne kadar uzak olduklarını açığa çıkarmış ve “Kur’anî yürüyüş” iddialarının sahteliğini ortaya koymuştur. Ayrıca onların, takip ettiklerini iddia ettikleri Râşit Halife Efendimiz Ali bin Ebî Talib RadıyAllahu Anh’dan ne kadar uzak olduklarını da göstermiştir. Nitekim Ali RadıyAllahu Anh şöyle demiştir: “Hak, kişilerle bilinmez. Sen hakkı bil ki hak ehlinin kimler olduğunu da bilesin.” Husiler İslam’ı temsil etme hakkını yalnızca kendilerine mahsus görmekte ve Allah’ın dokunulmaz kıldığı Müslümanların kanını dökmeyi helal saymaktadırlar. Bu konuda Yemen’deki hasımları olan ve “meşru yönetim” olarak adlandırılan taraflardan hiçbir farkları bulunmamaktadır. Nitekim her iki taraf da on iki yıldır Müslümanların kanını dökmektedir. Oysa Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ أَن يَقْتُلَ مُؤْمِناً إِلَّا خَطَأً“Yanlışlıkla olması dışında, bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı olamaz.”[Nisa 92]
İslam ile hükmetmenin yeniden tesis edilmesi için çalışanlar, bunun ancak ümmetin hayatın bütün alanlarına yayılmış olan fesada karşı hislerinde meydana gelen yükselişe paralel bir fikrî yükselişle gerçekleşebileceğini bilirler. Bu fesadın temel sebebi ise Allah’ın şeriatı dışında hükümlerle yönetilmektir. Bugün artık açık ve kesin bir gerçek hâline gelmiştir ki Yemen’in ve diğer İslam beldelerinin yöneticileri İslam ile hükmetmemekte, aksine laik, kapitalist Cumhuriyet rejimleriyle yönetmektedirler. İslam’ı ise yalnızca sloganlardan ibaret hâle getirmişlerdir! Onlar bu şekilde davranmaya devam ettikleri sürece Hizb-ut Tahrir gençleri onlara karşı asla sessiz kalmayacaklardır.
Ümmetin görevi, Batı’nın yöneticiler arasındaki piyonlarını görevlerinden uzaklaştırmak ve onların rejimlerini ortadan kaldırmaktır. Zira kapitalizmin sunağında Müslümanların kanını kâfirlere kurban eden, şeytanı ve onun sömürgeci kâfirlerden oluşan müttefiklerini sevindiren ve hain yöneticilere hayalî kazanımlar sağlayan bu uygulamaların sebep olduğu yaygın fitnelerden ve alevlenen savaşlardan kurtulmak için bu artık acil bir zorunluluk hâline gelmiştir. Yöneticilerin, kendilerine ve Müslümanlara marufu emredip münkerden nehyeden kimselere karşı mücadelelerinde kâfirlerin safında yer almaları büyük bir günah ve iftiradır. Onların bu tutumu, İsrailoğullarının yaptıklarına benzemektedir! Zira onlar çözümü ve izzeti, Birleşmiş Milletler özel temsilcisinden ve kâfir Batı’nın kontrolündeki uluslararası düzenden beklemektedirler. Kâfir Batı’nın müzakere masasına oturmayı sabırsızlıkla beklemekte, bizzat Batı’nın hazırladığı entrikalardan ve körüklediği fitnelerden çıkış yolunu yine ondan ummaktadırlar. Yahut onun istihbarat örgütlerinden destek beklemektedirler! Onların bu davranışı, münafıkların davranışına andırmaktadır.
بَشِّرِ الْمُنَافِقِينَ بِأَنَّ لَهُمْ عَذَاباً أَلِيماً * الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ الْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعاً“Münafıklara, kendileri için acı bir azap olduğunu müjdele! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.”[Nisa 138-139]
Yöneticilerin işledikleri suçlar çoğalmıştır. Günümüzde bunların en belirginlerinden biri de Yemen’de aynı akideye mensup insanların birbirlerinin kanını dökmesidir. Bu nedenle ümmete, akan bu kanın bir an önce durdurulmasının ve gerçek düşmanı olan sömürgeci kâfire yönelmesinin gerekliliğini açıklamamız gerekir. Kan dökülecek ve can verilecekse bu ancak Allah’ı razı etmek, dinini yüceltmek, esirlerini ve kutsallarını kurtarmak için olmalıdır. Ümmet, kendisini İslam ile yönetecek ve işlerini İslam ile güdecek bir lidere muhtaçtır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجاً مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيماً“Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar”[Nisa 65]
Allah Subhânehu ve Teâlâ, insanlara zulmeden, hakikati söyledikleri ve zulmü reddettikleri için onları hapse atan zalim ve despot yöneticileri dünya ve ahirette en ağır cezalarla tehdit etmiştir. Buna karşılık zulme uğrayan kullarına büyük mükâfatlar, zafer ve yüksek makamlar müjdelemiştir. Nitekim Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
سَيِّدُ الشُّهَدَاءِ حَمْزَةُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، وَرَجُلٌ قَامَ إلَى إمَامٍ جَائِرٍ فَأَمَرَهُ وَنَهَاهُ، فَقَتَلَهُ “Şehitlerin efendisi Hamza ibn Abdulmuttalib ve zalim bir imama gidip ona emreden, nehyeden, onun da onu öldürdüğü kişidir.” Bu gözaltılar, Husilerin Yemen halkını İslam’ın nasıl uygulanacağı konusunda bilgisiz bırakmaya bel bağladıklarını göstermektedir. Ayrıca ümmete ve dünyaya yeniden hayır getirecek siyasi bir proje taşıyan bilinçli ve ihlaslı kimselerden korktuklarını da ortaya koymaktadır.
Buradan Husilere, özellikle de aralarındaki aklıselim sahiplerine şu hususu hatırlatıyoruz: Bu gözaltılar, Hizb-ut Tahrir gençlerini davetlerinden asla vazgeçiremeyecektir. Çünkü biz Allah’ın üzerimize farz kıldığı görevi yerine getirmekteyiz. Bilincimiz ve gayemiz olan Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet’in kurulmasını gerçekleştirme zorunluluğundan kaynaklanan güçlü irademiz, ne yaşanırsa yaşansın ve fedakârlıklar ne kadar büyük olursa olsun, sebat etmemizi ve çalışmaya devam etmemizi gerektirmektedir. Bu tür uygulamalar ve gözaltılar ise kararlılığımızı artırmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Bizler, mükâfatımızı Allah’tan beklemekteyiz. Zira Allah, hak üzerinde sebat edenlere ve hakka davet edenlere büyük mükâfatlar ve cenneti kazanmayı vadetmiştir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلَائِكَةُ أَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتِي كُنتُمْ تُوعَدُونَ“Şüphesiz, Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: Korkmayın, üzülmeyin, size vâdolunan cennetle sevinin! Derler.”[Fussilet 30]
Son olarak, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in haklarında
الْفِقْهُ يَمَانٍ وَالْحِكْمَةُ يَمَانِيَةٌ“Fıkıh Yemen’dedir. Hikmet Yemen’dedir.” buyurduğu Yemen halkımıza sesleniyoruz: Yemen halkını Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışarak Aziz ve Kavî olan Allah’ın vaat ettiği Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti’ni kurmaya davet ediyoruz.
وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.”[Nur 55] Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de Hilafeti şu sözleriyle müjdelemiştir:
ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ“Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır”
İşte her iki cihanda da kurtuluşa ermenin yegâne yolu budur. İşte en büyük kurtuluş budur!
| حزب التحرير Hizb-ut Tahrir Yemen Vilâyeti Medya Bürosu |
Adres Bilgileri ve Web Sitesi Telefon: 735417068 http://www.hizb-ut-tahrir.info |
E-Mail: [email protected] |



