Pazartesi, 18 Rebiu’l Evvel 1448 | 2026/08/31
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Ürdün Vilâyeti
Medya Bürosu

No: RD–BA–2026–MB–TR–06 H. 15 Rabi-ul Evve 1448
M. Cuma, 28 Ağustos 2026

Çin Ziyareti, Ürdün’ün Coğrafyasını ve Doğal Kaynaklarını Büyük Güçlerin Hizmetine ve Hegemonyasına Sunmak, Ürdün Halkına ise Sadece Kırıntıları Reva Görmek Demektir!

İran’a yönelik savaşın ufukta bir sonunun görünmediği ve Ürdün’ün bölge genelinde bu savaşın gerilimlerine dâhil olduğu bir ortamda, Kral Abdullah Çin’e bir hafta süren bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyarette çeşitli görüşmeler ve toplantılar yapıldı, anlaşmalar ve mutabakat zaptları imzalandı. Ziyaret, 24 Ağustos 2026 tarihinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile yapılan görüşme ve müzakerelerle sona erdi. Ziyaretin sonunda, Ortadoğu ülkelerinin yatırım ve teknoloji için Pekin’e yöneldiğini belirten ortak bir bildiri yayımlandı.

Ziyaretten bir gün önce Çin haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda Kral Abdullah, ekonomik işbirliği fırsatlarına vurgu yaptı. Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olmaya uygun iyi bir konuma sahip olduğunu” belirterek; “Çin’in üretim alanındaki yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, kalifiye iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumdan faydalanabilir” dedi. İlk bakışta, Ürdün yönetiminin Çin ziyaretindeki temel ilgisinin sözde ekonomik ortaklık olduğu anlaşılmaktadır. Zira devam eden savaş Ürdün üzerindeki ekonomik baskıları artırmış, bu da ekonomik, yatırım, sanayi ve teknoloji alanlarında yatırımları çekme ihtiyacını daha da artırmıştır. Ürdün yönetimi, ülkenin coğrafi konumunu sağlamlaştırarak krallığın ekonomik geleceğini tedarik zincirlerine ve mevcut savaş nedeniyle ortaya çıkabilecek Hürmüz Boğazı’na alternatif güzergâhlara bağlamaya çalışmaktadır.

Abdullah’ın Çin’e yaptığı bu ziyaret ve ekonomik-siyasi açılım, Amerikan hegemonyasından, kısıtlamalarından ve baskılarından bağımsız değildir. ABD daha önce, Çin’in 5G teknolojisinin dışlanması ve Attarat enerji projesi dosyasının yeniden yapılandırılması gibi adımlarla, kendi askeri, güvenlik ve ekonomik şemsiyesinin sınırlarına bağlılık adına Çin’in Ürdün’deki yatırımlarını frenlemişti. Bu durum, Ürdün ile olan ortak savunma ve güvenlik anlaşmalarını zedelemediği sürece ABD’nin Çin ile ekonomik dosyaların ele alınmasında zımni bir rızası veya tutum değişikliği olduğuna işaret etmektedir. Ayrıca Amerikan yönetimi, Ürdün’ün bir müttefik olarak istikrarını korumak ve ekonomik yüklerini hafifletmek için Çin’den ek finansal kaynaklar bulmasında bir çıkar görüyor olabilir. Bu bağlamda Ürdün’ün, su yollarının güvenliği ve bölgesel gerilimin azaltılması gibi çetrefilli konularda Çin’in tutumunu keşfetmek için dolaylı bir iletişim kanalı oluşturması da ihtimal dâhilindedir.

Çin ise Ürdün’le yatırım ve ortaklıktan, büyük güçler arasındaki rekabette kendi konumunu güçlendirecek siyasi ve jeopolitik kazanımlar elde etmektedir. Bu, teknoloji ve ekonomi yoluyla sessiz bir nüfuz tesis etme biçiminde gerçekleşmekte ve uzun vadede bakım ve geliştirme alanlarında Pekin’e yapısal bir bağımlılık oluşturabilmektedir. Böylece bölgenin güvenlik maliyetini Amerika üstlenmeye devam ederken Çin ekonomik nüfuzunu artırmaktadır. Bunun yanı sıra Ürdün’de bromin gibi ham maddelerin işlenerek nihai ürün hâline getirilmesi ve bunların Ürdün menşeli ürünler olarak ihraç edilmesi, Çin mallarının Ürdün’ün serbest ticaret anlaşmaları aracılığıyla Amerikan ve Avrupa pazarlarına gümrüksüz şekilde girmesine imkân sağlayabilir. Böylece Washington’ın Çin’e yönelik doğrudan yaptırımlarının etrafından dolaşılması mümkün olabilir. Bu durum, Ürdün Bromin Şirketi’nde ortak olan Amerika ile Çin arasında ortak bir çıkar da doğurmaktadır. Geride kalan kırıntılar ise Ürdün halkına düşmektedir.

Avrupa’nın, özellikle de Ürdün yönetiminin siyasi bağımlılığının köklü olduğu İngiltere’nin tutumu ise Çin’le ilişkileri tamamen kesmek değil, riskleri azaltmaktır. İngiltere, Abdullah’ın Çin ziyaretini, Çin finansmanının Ürdün’deki üretim projelerine girmesine yönelik Avrupa yaklaşımıyla uyumlu bir adım olarak görmektedir. Bu da büyük göç ve mülteci dalgalarını engelleyen bir güvenlik supabı olarak gördükleri Ürdün’ün istikrarını korumak açısından dolaylı bir Avrupa çıkarıdır. Bu ziyaret ayrıca İngiltere ve Avrupa’ya, Çin’in niyetlerini ve özellikle İran gibi diğer bölgesel güçler üzerindeki etkisini dolaylı biçimde inceleme fırsatı vermekte; Avrupa’nın doğrudan siyasi tavizlerde bulunmasını gerektirmemektedir.

Açıkça görülmektedir ki sözde ekonomik veya askerî-güvenlik ortaklıkları, Ürdün’ün jeostratejik konumunun büyük sömürgeci güçlerin maddi ve siyasi kazanımları uğruna kullanılmasından başka bir şey değildir. Ürdün yönetimi ise iktidarda kalmasını ne pahasına olursa olsun sürdürme pragmatizmiyle bu ortaklıklara ve ittifaklara girmekte; bunu da bu sömürgeci güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde, Ürdün halkının pahasına yapmaktadır. Ürdün halkı, bağımlılık ve boyun eğme siyasetinin sonuçlarını geçmişte olduğu gibi bugün de yaşamaktadır.

Çin; tıpkı Amerika, İngiltere ve Yahudi varlığı gibi İslam’ın ve Müslümanların düşmanıdır; işlediği cürümler de bunun açık göstergesidir. Komünist Parti tarafından yönetilse de kapitalist bir devlet mantığıyla hareket eden Çin, halkların doğal kaynaklarını açgözlülükle sömürme konusunda Batı ile aynı çizgidedir. Ürdün yönetimi de Attarat enerji projesinde Çin’le ya bilgisizlik ya da iş birliği içerisinde kararlaştırılan yüksek elektrik fiyatlarına itiraz ederek ve meseleyi uluslararası tahkime taşıyarak bunun farkında olduğunu göstermiştir. Çin ayrıca petrol bakımından zengin Doğu Türkistan’a karşı şiddetli ve saldırgan bir politika yürütmektedir. Güç kullanarak işgal ettiği bu bölgede Uygur Müslümanlarına yönelik baskısını sürdürmekte; camilerini yıkmakta, onları kısıtlamakta ve yaklaşık bir asırdır İslam’ın ibadetlerini yerine getirmelerine engel olmaktadır.

Ürdün yönetiminin Amerika, Avrupa veya Çin fark etmeksizin büyük sömürgeci güçlere haram imtiyazlar sunması, bu güçlerin ümmetin zenginliklerini yağmalamasına ve Ürdün’ün jeostratejik konumu üzerinde hâkimiyet kurmasına imkân vermektedir. Bunun alternatifi ise kuşkusuz Ürdün’ün, akidesi, nizamı, büyük kaynakları ve güçlü liderliğiyle büyük bir Hilafet Devleti içerisinde İslamî çevresinin bir parçası hâline gelmesidir. Bu, sömürgeci kâfirlerin hâkimiyetinden kurtulma arayışında Ürdün halkının ve bütün Müslümanların izlemesi gereken doğal yol ve şer’î yükümlülüktür. Onlar için Hilafet devletinin azametinde büyük bir ibret vardır; nitekim Çin, Talas Savaşı’nda ordusunun Abbasi Hilafet ordusu karşısında nasıl bozguna uğradığını ve sonrasında korunmak için nasıl Hilafet devletine sığındığını çok iyi bilir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَتُرِيدُونَ أَنْ تَجْعَلُوا لِلَّهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَاناً مُبِيناً “Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin; (bunu yaparak) Allah’a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” [Nisa 144]

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Ürdün Vilâyeti
Medya Bürosu
Adres Bilgileri ve Web Sitesi
Telefon: 
http://www.hizb-jordan.org/
E-Mail: info@hizb-jordan.org

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER