بسم الله الرحمن الرحيم
Lübnan Yönetimi Komplo Bataklığına Batmış Durumda, Şu an Tek Önceliği Yahudilerle Doğrudan Müzakere Masasına Oturmak
Amerika ve Yahudi varlığı ile İran arasında gerçekleşen ateşkesin ardından, suçlu Yahudi varlığı 8 Nisan 2026 günü öğle saatlerinde Lübnan’a yönelik gaddarca bir saldırı başlattı. On dakika içinde Lübnan’ın güneyine, dağlık bölgelerine ve başkent Beyrut’un kalbine yüzü aşkın hava saldırısı düzenledi! Bu saldırılar binden fazla insanın ölmesine ve yaralanmasına yol açtı... ABD-Yahudi varlığı ve İran arasında gerçekleşen ateşkesle eş zamanlı olarak, Lübnan dosyasının İran dosyasından ayrılması meselesi dikkat çekici bir şekilde gündeme geldi. Bu konuda farklı görüşler ortaya atıldı. Kimileri İran’ın Lübnan’ı bu ateşkese dahil etmek istediğini, kimileri ise Amerika’nın Netanyahu ile vardığı mutabakat gereği Lübnan’ın bu sürece dahil edilmesini istemediğini İran’a bildirdiğini iddia etti!
Ancak meselenin hakikati, peş peşe gelen açıklamalarla netleşti. Cumhurbaşkanı, 9 Nisan 2026’da El Cezire’ye yaptığı açıklamada; “Lübnan devleti adına kimsenin müzakere etmesini kabul etmiyoruz. Dostlarımızla temas halindeyiz, ateşkes ve müzakerelere gidilmesini talep ediyoruz” dedi. Ardından 11 Nisan 2026’da Pakistan’daki İran müzakere heyetinde yer alan Seyyid Marandi, X platformunda yaptığı paylaşımında, “Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam’ın ateşkesi engellediğini, çünkü bunun İran ile Trump yönetimi arasındaki görüşmeler üzerinden değil, doğrudan Lübnan ile “İsrail” arasında müzakereler yoluyla gerçekleşmesini istediğini belirtti. Oysa daha önce Reuters’in 9 Nisan tarihli haberinde, Başbakan Şahbaz Şerif’in ofisinden yapılan açıklamada “Şahbaz Şerif ile Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam arasında gerçekleşen bir telefon görüşmesi sırasında Nevvaf Selam’ın Lübnan’ı ve halkını hedef alan saldırıların derhal durdurulması için İslamabad’dan destek istediği belirtilmişti.” Bu, katliam, yıkım ve göçün ağır baskısı altında, daha önce bu kadar hızla geçirilmesi mümkün olmayan planların hayata geçirilme niyetlerini ve çalışmalarını ifşa eden tehlikeli bir oyundur!
Lübnan yönetimi, başta Amerika olmak üzere uluslararası taraflarla açık ve doğrudan bir suç ortaklığı yapmaktadır; onlar sadece kanı durduracak bir ateşkesin peşinde değiller; aksine bunu, göreve geldikleri günden beri ajandalarında olan Yahudi varlığı ile doğrudan müzakereleri başlatmak için bir fırsat olarak görüyorlar. Bu artık bir tahmin veya analiz olmaktan çıkmış, hızla pratik bir gerçeğe dönüşmüştür. Nitekim El Cezire’nin 10 Nisan tarihli haberine göre, Lübnan Cumhurbaşkanlığı; Lübnan’ın Washington Büyükelçisi ile “İsrail”in Washington Büyükelçisi ve ABD’nin Beyrut Büyükelçisi arasında ilk telefon görüşmesinin gerçekleştiğini ve Amerikan himayesinde müzakerelerin başlama tarihini görüşmek üzere Salı günü ABD Dışişleri Bakanlığı’nda ilk toplantının yapılması konusunda mutabık kalındığını duyurdu.” Axios sitesi ise 10 Nisan 2026’da iki kaynağa dayandırdığı haberinde, “Washington’un, Beyrut’un bu talebini desteklediği, kabul etmesi için “İsrail”e baskı yaptığı, Netanyahu ise konuyu değerlendirmekte olup henüz bir karar vermediğini” aktarmıştır.
Ey Lübnan halkı ve özellikle de Müslümanlar! Lübnan yönetiminin, Lübnan’ın kanını ve maruz kaldığı yıkımı bir utanç ve zillet masasında, Yahudi varlığıyla normalleşme masasında ucuz bir bedel olarak sunması, ne dinin ne de özgür ve sağlıklı bir aklın kabul edebileceği bir şeydir! Yönetimin hiçbir korku ve çekince duymadan güpegündüz böyle bir eyleme girişmesi şüphesiz en büyük cürümlerden biridir.
Biz, Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti olarak, Lübnan yönetiminin işlediği bu büyük münkeri (kötülüğü) reddediyor ve kınıyoruz. İşgalci düşmanla ister doğrudan ister dolaylı olsun, ister İran veya Pakistan üzerinden, isterse bölgedeki diğer rejimler üzerinden yürütülsün, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın ve şeriatının hükümlerinden uzak bir şekilde, muharip düşman Amerika ile veya işgalci düşman Yahudilerle müzakere etmek bütünüyle şeytanın yollarındandır.
خَطَّ رَسُولُ اللهِ ﷺ خَطّاً بِيَدِهِ ثُمَّ قَالَ: هَذَا سَبِيلُ اللهِ مُسْتَقِيماً، وَخَطَّ خُطُوطاً عَنْ يَمِينِهِ وَشِمَالِهِ، ثُمَّ قَالَ: هَذِهِ السُّبُلُ لَيْسَ مِنْهَا سَبِيلٌ إِلَّا عَلَيْهِ شَيْطَانٌ يَدْعُو إِلَيْهِ، ثُمَّ قَرَأَ: ﴿وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيماً فَاتَّبِعُوهُ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبِيلِهِ﴾ “Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem eliyle bir çizgi çizdi ve şöyle buyurdu: “Bu Allah’ın dosdoğru yoludur. Sonra sağından ve solundan çizgiler çizdi ve şöyle buyurdu: ‘Bu yolların her birinin başında ona çağıran bir şeytan vardır.’ Sonra şu ayeti okudu: ‘İşte bu benim dosdoğru yolumdur, ona uyun. Başka yollara uymayın ki, sizi O’nun yolundan ayırmasın.” Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu sözüyle de uyarıyoruz:
وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ أو لَيوشِكَنَّ اللهُ أَنْ يبْعَثَ عَلَيكُمْ عِقَاباً من عِنْدِهِ ثًمَّ لَتَدْعُنَّهُ فَلاَ يسْتَجِيبُ لَكُمْ“Nefsim elinde olana yemin derim ki ya marufu emreder, münkerden nehyedersiniz ya da Allah katından size bir ceza gönderir de sonra O’na dua edersiniz ama size icabet edilmez.” Bu yüzden bu konuda gevşeklik göstermekten sakının, hem de çok sakının! Aksi takdirde, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu sözü gereği dininiz tehlike altına girecektir:
إِنَّهُ سَيَكُونُ عَلَيْكُمْ أَئِمَّةٌ تَعْرِفُونَ وَتُنْكِرُونَ، فَمَنْ أَنْكَرَ فَقَدْ بَرِئَ، وَمَنْ كَرِهَ فَقَدْ سَلِمَ، وَلَكِنْ مَنْ رَضِيَ وَتَابَعَ“İleride birtakım emirler (yöneticiler) olacaktır. Tanıyacaksınız ve inkâr edeceksiniz. Kim tanırsa beri olur. Kim inkâr ederse kurtulmuş olur. Fakat kim razı olursa ve tabi olursa...” Yani kim razı olur ve onlara uyarsa hesaba çekilecek ve cezalandırılacaktır. O yüzden sakın onlara razı olmayın ve uymayın.
Ey Lübnan halkı ve özellikle de Müslümanlar! Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Yahudiler hakkındaki vaadini sakın göz ardı etmeyin. Allah Subhânehu ve Teâlâ Yahudileri tehdit ederek şöyle buyurmaktadır:
فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ لِيَسُوءُوا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبِيراً“İki vaatten ikincisinin vakti gelince, yüzünüzü üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları, önceden Mescid’e girdikleri gibi girmeleri, ele geçirdikleri yerleri harap etmeleri için onları tekrar göndereceğiz.” [İsra 7] Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurmaktadır:
لَتُقَاتِلُنَّ الْيَهُودَ فَلَتَقْتُلُنَّهُمْ، حَتَّى يَقُولَ الْحَجَرُ: يَا مُسْلِمُ، هَذَا يَهُودِيٌّ، فَتَعَالَ فَاقْتُلْهُ “Sizler Yahudilerle muhakkak savaşacaksınız! Harp o kadar şiddetli olacaktır ki, hatta taş: Ey Müslüman! Şu arkamdaki bir Yahudi’dir! Gel de onu öldür!’ diyecektir.” Dolayısıyla Yahudilerle ne bir barış, ne bir uzlaşma, ne de doğrudan veya dolaylı bir müzakere söz konusu olabilir. Trump ve beslemesi Netanyahu’nun tehditleri sakın sizi korkutmasın. Zira Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
كُلَّمَا أَوْقَدُوا نَاراً لِّلْحَرْبِ أَطْفَأَهَا اللهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الْأَرْضِ فَسَاداً وَاللهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ“Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah, bozguncuları sevmez.” [Maide 64] Yine Allah Subhânehu ve Teâlâ bizimle savaşan kâfirlerin durumunu açıklayarak şöyle buyurmaktadır:
وَدَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ أَسْلِحَتِكُمْ وَأَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُم مَّيْلَةً وَاحِدَةً“Kâfirler isterler ki, siz silahlarınızdan ve eşyalarınızdan gafil olasınız da üzerinize ansızın bir baskın yapsınlar.” [Nisâ 102] Bulunmamız gereken durumu belirterek de şöyle buyurmaktadır:
وَلَا تَهِنُوا فِي ابْتِغَاءِ الْقَوْمِ إِن تَكُونُوا تَأْلَمُونَ فَإِنَّهُمْ يَأْلَمُونَ كَمَا تَأْلَمُونَ وَتَرْجُونَ مِنَ اللهِ مَا لَا يَرْجُونَ وَكَانَ اللهُ عَلِيماً حَكِيماً“O (düşman) topluluğu takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız onlar da, sizin çektiğiniz gibi acı çekmektedirler. Üstelik siz Allah’tan, onların ümit etmedikleri şeyleri umuyorsunuz. Allah ilim ve hikmet sahibidir.” [Nisa 104] Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın bu işgalci varlık karşısında bizim için seçtiği yol müzakere değil, cihat ve askeri yüzleşmedir قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللهُ بِأَيْدِيكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُّؤْمِنِينَ“Onlarla savaşın ki Allah sizin elleriniz ile onları cezalandırsın, rezil rüsva etsin. Onlara karşı size yardım etsin. Müminlerin kalplerine şifa versin.” [Tevbe 14] Ümmet, yöneticilerin ihanet ve entrikasına rağmen bu sorumluluğu üstlenmeye ehil olduğunu her fırsatta kanıtlamıştır; tek eksiği, kendisine hakla liderlik edecek olan Nübüvvet metodu üzere Raşidi bir liderliktir.
Ey Lübnan halkı ve özellikle de Müslümanlar! Lübnan yönetimi de dâhil olmak üzere İslam dünyasındaki bu yöneticilerin, Hilafet kurulmadığı sürece Amerika’yı hezimete uğratıp onu kendi yurduna def edemeyeceğini çok iyi biliyoruz. Hilafet kurulduğunda Allah’ın izniyle zafer üstüne zafer gerçekleştirecek, maskesi düşene kadar Amerika’ya ders üstüne ders verecektir. Zira Amerika bugün Müslümanlarla bizzat onların topraklarını ve havaalanlarını kullanarak savaşmakta; Yahudi varlığına yönelen saldırıları püskürtmek için de ajanlarını ileri sürmektedir. Hilafet devleti, bu işbirlikçilerin kalelerini başlarına yıkacak ve onları en rezil şekilde kalelerinden söküp atacaktır. Hilafet, bu kutlu yolda Müslüman halkları seferber edecek ve gücü, Müslüman coğrafyasının dışındaki Amerikan üslerine dahi yok eden coşkun bir sele dönüşecektir.
كَذَٰلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ الْحَقَّ وَالْبَاطِلَ فَأَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَاءً وَأَمَّا مَا يَنفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِي الْأَرْضِ كَذَٰلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ“İşte Allah, hak ile batıla böyle misal getirir. Köpüğe gelince sönüp gider. İnsanlara yararlı olan ise yerde kalır. İşte Allah, böyle misaller verir.” [Rad 17] Birçokları bunu bir hayal olarak görse de Allah’ın izniyle bu kolay ve mümkündür. Zira ümmet itici bir akideye sahiptir; zulümlerinin şiddetinden dolayı Amerika’ya, Yahudilere ve onların dostlarına karşı içinde büyük bir öfke barındırmaktadır. Yüce Allah büyük zaferine izin verdiğinde, Allah’ın izniyle bu zafer sahnelerini görmek hiç de uzak olmayacaktır. İslam ümmetinin bundan sonra yapacakları ve savaş meydanlarında söyleyecekleri şeyler, şu an kalemin bile tarif edebileceğinden çok daha büyük ve muazzam olacaktır. Zira bu, Allah’ın bu dünyadaki sünnetidir:
وَكَانَ حَقّاً عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ“Müminlere yardım etmek ise üzerimizde bir haktır.” [Rum 47]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Lübnan Vilâyeti
H. 25 Şevvâl 1447
M. Pazar, 12 Nisan 2026



