Pazartesi, 23 Recep 1447 | 2026/01/12
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü


حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Avustralya
Medya Bürosu

No: AVL-BA-2026-MB-TR-01 H. 18 Raceb 1447
M. Çarşamba, 07 Ocak 2026

Hizb-ut Tahrir / Avustralya’dan Başbakan Anthony Albanese’ye Açık Mektup

Sayın Başbakan,

Bu mektubu size, açık ve güçlü bir tartışma zeminini kolaylaştırmak amacıyla yazıyoruz.

Bondi saldırısının ardından Müslüman topluluğu hedef alan ve onları kriminalize etmeyi amaçlayan yasal düzenleme önerilerini ciddi bir endişeyle takip ediyoruz. Genel olarak Müslüman topluluğu, özel olarak ise Hizb-ut Tahrir hakkında ileri sürülen iddiaların şeffaflıktan yoksun oluşunu kaygıyla not ediyoruz. Hem sizin hem de İçişleri Bakanı’nın tekrarladığı bu iddialar, Bondi saldırısını samimi bir ulusal muhasebe yerine dar siyasi çıkarlar için istismar etmek isteyenleri teskin etme çabasından başka bir şey değildir.

Gazze’deki soykırım dünyayı geri dönülemez bir şekilde sarsmıştır. Filistin halkına karşı yürütülen bu yok edici vahşeti izleyen hiç kimse artık eskisi gibi olamaz. Yaşanan bu sarsıntı yalnızca bireysel değil, aynı zamanda siyasi etkileri de olmuştur. Uluslararası hukukun nesnelliğine, uluslararası kurumların bu tür trajedileri önlemedeki etkinliğine ve güçlü ulusların zayıflar adına müdahale etme isteğine dair her türlü umudun terk edildiğine tanık olduk. Tüm dünya nihayet, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan dünya düzeninin, tıpkı 1947’de Filistin’deki ilk soykırımı kolaylaştırdığı gibi, böylesi bir soykırıma imkân sağlamak üzere inşa edildiğini idrak etmiştir.

Buna rağmen Gazze, sembolik de olsa cesur liderlere tarihin doğru tarafında yer almaları için ender bir fırsat sunmuştur. Sizin işgalin yürüttüğü şiddeti savunmaya devam etmeniz, Avustralya hükümetini tarihin sayfalarında ebediyen suçlu sandalyesine oturtacaktır.

Biz size bu mektubu, ilkesel gerekçelerle yazmıyoruz. Zira Filistin yanlısı aktivizmle şekillenmiş geçmişinizi, ne yazık ki kökleri Avustralya dışında olan acımasız siyasi manevralar uğruna çoktan terk ettiğinizi biliyoruz.

Size, yabancı bir soykırımcı varlığın çıkarlarını değil, Avustralya halkının çıkarlarını öncelemeniz gerektiğini hatırlatmak için bu mektubu kaleme alıyoruz. Avustralya için hangisi daha hayırlıdır: Gerçek hukukun üstünlüğüne dayalı, tüm hayatların eşit ölçüldüğü ve tüm ihlallerin eşit biçimde cezalandırıldığı barışçıl ve istikrarlı bir dünya mı? Yoksa halklarını yok eden, komşularına saldıran ve karşılıklı şiddeti sürekli kılan parya devletleri desteklemek mi? Bölgemizdeki ülkelere nasıl bir mesaj gönderiyoruz?

Bu ülkede, sadakatlerini öncelikle soykırımcı varlığa adayan Siyonist savunucular, Avustralya’yı zerre kadar umursamamaktadır. Avustralya’yı Orta Doğu’daki bitmek bilmeyen savaşlara sürüklemek ya da bu ülkede sahte bir saldırı dalgası kurgulamak onların umurunda değil. Avustralya’nın toplumsal dokusuna zarar vermeyi ya da sözde karşı çıktıkları ırkçılığı silah haline getirmeyi de umursamıyorlar. Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki sahte Avustralya pasaportu skandalıyla Avustralya’yı ateşe atmaya hazır olduklarını zaten göstermişlerdir. Federal Polis Komiseri Kristy Barrett’ın aksi yöndeki açıklamalarına rağmen Bondi saldırısının suçunu ısrarla “İslamcı aşırıcılığa” yıkmaya çalışmaları, bu ülkedeki Siyonist savunucuların, Siyonist varlığın imajını rehabilite etmek uğruna Avustralya’nın itibarını geri dönülmez biçimde zedelemeye hazır olduklarının bir başka örneğidir.

Nefret söylemi yasalarında önerilen değişiklikler tam anlamıyla siyasi bir intihardır. Nefret, hukuki bir argüman değil, siyasi bir tiyatro unsurudur ve öznel biçimde muhaliflere karşı kullanılmak üzere tasarlanmıştır. Bu yasaların ilk etapta Hizb-ut Tahrir gibi grupları hedef alacağı söylenmiş olsa da, asıl hedefin Filistin yanlısı tüm aktivizm ve sonrasında hükümetlerin hoşuna gitmeyen her türlü muhalif faaliyet olduğu açıktır.

Üstelik bu yasalar, “Terörle Mücadele”nin yirmi yılı boyunca İslami temelli siyasi faaliyetleri hedef alacak şekilde kademeli olarak daraltılmış olsa da hem siz hem de İçişleri Bakanınız, Hizb-ut Tahrir’in hiçbir zaman yasaları ihlal etmediğini defalarca vurguladınız. Ancak bu itiraf, bu ülkede yasalara uygun bir şekilde faaliyet göstermek sanki bir formaliteden ibaretmiş gibi basit bir dipnot olarak geçiştirilmiştir!

Bunun yerine, son yirmi yılın İslamofobisini kullanarak “Müslüman nefret söylemi” ve “Müslüman nefret vaizleri” heyulasını dolaşıma soktunuz; Hizb-ut Tahrir’i karalamak ve herhangi bir cevap hakkını engellemek için yalan ve yanlış bilgiler sundunuz. Siz ve İçişleri Bakanınız, sırf bizden hoşlanmadığınız için bizi yasaklamak istediğinizi açıkça ifade ettiniz ve Bondi’de kaybedilen hayatları, Avustralya’yı size boyun eğmeye zorlamak için bir şantaj aracı olarak kullandınız. Avustralya vatandaşlarının hayatına verdiğiniz değer bu mudur?

Muhalif sesleri susturmak için iki kademeli bir hukuk sistemi inşa etmenin bizi daha güvenli kılacağını mı sanıyorsunuz? Bu yetkileri alan hükümetlerin, gelecekte bu yetkileri kötüye kullanmayacağını ya da yeni trajedileri bahane ederek daha fazla güç talep etmeyeceğini mi söylüyorsunuz? Trump’ın siyasi rakiplerine karşı yürüttüğü kampanya, bu tür gücün nereye varacağının bir işareti değil mi? Geçmişteki Filistin aktivizminizin bile suç sayılacağı bir noktaya gelinmemesi için Avustralya’nın bu sınırı aşmasına izin verilmemelidir.

Peki İslamofobik klişelere başvurarak, yirmi yıl ya da daha fazla hapisle kimi tehdit ediyorsunuz? Afganistan savaşını, Müslümanları baskıcı bir rejimden kurtaracağı iddiasıyla desteklediniz. Müslüman kadınların özgürce düşünme, seçim yapma ve buna göre örgütlenme haklarını savundunuz. Ancak yirmi yıl sonra, soykırımın yanlış olduğunu söyleyen Müslüman üniversite öğrencilerini hapse atmakla tehdit ediyorsunuz. 1947’de evini kaybetmiş, bir halkın topraklarından sürülmesinin yanlış olduğunu söyleyen nineleri hapse atmak mı istiyorsunuz? Esirlere tecavüz edilmesinin yanlış olduğunu söyleyen Avustralyalı profesyonelleri, işçileri ve girişimcileri cezalandırmak mı istiyorsunuz? Bu gerçekten Avustralya’yı güvenli kılmakla mı ilgilidir, yoksa gasıp varlığı eleştirilerden korumakla mı ilgilidir?

Gazze gerçekten hepimizi değiştirdi. Tarihin doğru tarafında durmak yerine Avustralya, soykırımı gerçekleştirenleri koruyup ona karşı çıkanları cezalandırarak bu suça ortak olmaya zorlanmaktadır. Hizb-ut Tahrir’in yasaklanması önerisi, kamuoyunun dikkatini dağıtmaktan başka bir şey değildir. Asıl mesele vicdanımız ve onu ifade edebilme kapasitemizdir. Gazze’deki işgalci kuvvetin işlediği şiddetin bizi duyarsızlaştırmasına izin veremeyiz. Avustralya’da da siyasi şiddet serbest bırakılmak isteniyor. O yüzden ayağa kalkmanın zamanı gelmiştir.

وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً“Yine de ki: Hak geldi; bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkumdur.” [İsra 81]

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Avustralya
Medya Bürosu
Adres Bilgileri ve Web Sitesi
Telefon: (+61) 438 000 465
www.hizb-australia.org
E-Mail: media@hizb-australia.org

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER