حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Avustralya
Medya Bürosu
| No: AVL-BA-2026-MB-TR-03 |
H. 23 Raceb 1447 M. Pazartesi, 12 Ocak 2026 |
Hizb-ut Tahrir’i Yasaklama Teklifi Ancak İki Katmanlı Bir Hukuk Sisteminin Getirilmesiyle Mümkündür
Son yirmi yılda, siyasi yelpazenin her iki tarafındaki Avustralya federal ve eyalet hükümetleri, alışılmadık bir şekilde tek bir konuda hemfikir oldular. Siyonist çevrelerin Hizb-ut Tahrir’i bu ülkede yasaklatmak (yasadışı ilan ettirmek) için gösterdikleri onca çabaya ve Filistin yanlısı faaliyetlerimizden duydukları hoşnutsuzluğa rağmen birbirini izleyen her hükümet, faaliyetlerimizde yasadışı hiçbir şey olmadığını açık ve net bir şekilde ifade etmiştir. Normal şartlarda tartışmanın burada bitmesi gerekirdi. Ancak Siyonist lobiler, Yahudi varlığının işlediği suçları savunmaya kalktılar, bu yüzden ona yöneltilen her türlü eleştiriyi yasa dışı hale getirmek için ellerinden geleni yaptılar.
Son yıllarda Siyonist lobiler, “soykırımı teşvik” adı altında yeni bir suç kategorisi oluşturmak için lobi faaliyetleri yürüttüler. Bu lobi faaliyetleriyle, işgalin var olma hakkını sorgulayan her türlü siyasi tartışmayı “Yahudilerin kendi kaderini tayin hakkına bir saldırı” olarak yaftalayıp suç haline getirmeyi amaçladılar. Bu, Yahudilerin hayatlarını korumak için Siyonistlerin Filistinlilerin hayatlarını yok etme hakkına sahip oldukları ve bu suçun yasalarca korunması gerektiği anlamına gelmektedir!
Bugün Siyonistler çıtayı daha da aşağıya çekmek istemektedir. Artık yalnızca nefret söylemi yasalarının sertleştirilmesini değil, özellikle Müslümanların siyasî faaliyetini yasaklamak üzere tasarlanmış özel bir nefret söylemi kategorisinin oluşturulmasını talep etmektedirler. Bu teklifi daha da sertleştirmek için Siyonist çevreler, “terörle mücadele” söyleminin içinde yer alan örtük İslamofobik dili kullanarak hedeflerinin yalnızca “radikaller” ve “aşırılıkçılar” olduğunu iddia etmektedirler. Ancak işgale veya soykırıma karşı çıkmanın radikal hiçbir yanı yoktur; Sidney Liman Köprüsü’nde yüz binlerce insanın katıldığı gösteriler, bu çağrının ne kadar genel ve yaygın olduğunu açıkça göstermektedir. Bu da asıl hedefin tam olarak kim olduğu sorusunu gündeme getirmektedir.
Kulis çalışmalarına yanıt olarak hem Başbakan hem de İçişleri Bakanı ölçütleri değiştirme fikrini gündeme getirdiler. Mesele artık Hizb-ut Tahrir’in şiddet yanlısı ya da antisemitik olup olmadığı meselesi değildir. Artık mesele Hizb-ut Tahrir’in siyasi fikirlerine tolere edilebilir mi meselesine dönüşmüştür.
Avustralya hükümeti, kendisinden önceki tüm hükümetler gibi, Hizb-ut Tahrir’in görüş ve faaliyetlerinin tamamen yasal olduğunu net bir şekilde ifade etmiştir. Ancak şimdi bizden hoşlanmadıklarını ilan ettiler ki bu, aslında Siyonist lobilerin bizden hoşlanmadığının ve bizi susturmanın bir yolunu aradıklarının bir kodudur. Bu nedenle, bugün bizi, yarın Filistin yanlısı tüm faaliyetleri ve sonrasında kimleri hedef alacağı belli olmayan bir süreci başlatacak olan Siyonist teklifi ciddiyetle değerlendirmektedirler.
Bu teklif, hükümetin yürütme erkine ulusal diyaloğun bir parçası olabilecek kişileri belirleme yetkisi vermektedir. Bu durumda hükümet, sevmediği kişileri bu diyalogdan dışlamak için hem parlamentoyu hem de mahkemeleri baypas etme olanağına sahip olacaktır. Bu teklif ilk bakışta birçok kişiye ürkütücü gelmeyebilir. Ne de olsa sadece Müslümanlardan, hatta sadece sözde “radikallerden” bahsediliyor. Teklife katılmayabiliriz, hatta onu tam olarak anlamayabiliriz de; ancak Avustralya toplumu, Müslümanlardan şüphe duymaya şartlandırıldığı için, “demek ki bunda bir doğruluk payı vardır” diye düşünenler olabilir.
Peki bu yürütme yetkisinin böylesine genişletilmesinin Müslümanlarla sınırlı kalacağına gerçekten inanan var mı? Yoksa bu, hükümetlerin hoşlanmadığı her türlü siyasî faaliyetin susturulmasını normalleştirme süreci midir? Covid döneminde devletin aşırı yetki kullanımına tanık olduk. Hükümetlerin muhbirleri cezalandırıp suçluları koruduğuna şahit olduk. YouTube podcast yayıncılarını tehdit etmek için terörle mücadele polislerinin bir silah olarak kullanıldığını da gördük.
Kişinin İslam ve Müslümanlar hakkındaki görüşleri ne olursa olsun, kişinin Hizb-ut Tahrir hakkındaki görüşleri ne olursa olsun, kişinin Filistin konusundaki duruşu ne olursa olsun, şu an karşı karşıya olduğumuz kaygan zemin budur. Gerçekten de, bir hükümetin kimi sevip sevmediğine göre kimin konuşup kimin susacağına karar vermesini ister miyiz? Dahası, bu ülkedeki Siyonist savunucuların Avustralya’nın çıkarlarını düşündüğüne mi inanıyoruz, yoksa Avustralya’ya zarar verse bile Siyonist varlığın imajını aklamayı mı öncelediklerini görüyoruz?
| حزب التحرير Hizb-ut Tahrir Avustralya Medya Bürosu |
Adres Bilgileri ve Web Sitesi Telefon: (+61) 438 000 465 www.hizb-australia.org |
E-Mail: media@hizb-australia.org |



