- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haberlere Bakış
09/04/2026
Trump, İran’a yönelik saldırısını iki hafta süreyle durdurdu
ABD Başkanı Trump, 8/4/2026 tarihinde, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı açması karşılığında İran'a yönelik saldırılarını iki hafta süreyle durdurduğunu açıkladı. Böylece ABD'nin hedefi, Hürmüz Boğazı'nın açılmasına indirgenmiş oldu; oysa boğaz, ABD'nin İran'a saldırmasından önce zaten açıktı! Trump, AFP ajansına yaptığı açıklamada, “İran ile yapılan anlaşmanın ABD için tam ve kapsamlı bir zafer olduğunu ve İran'ın uranyum meselesini en iyi şekilde ele alacağını” iddia etti.
Bu da Amerika’nın, geçen ay 24/3/2026 tarihinde sunduğu 15 maddeden oluşan planda geçen şartları İran’a dayatma konusunda aciz kaldığını göstermektedir; plan, İran nükleer programının tamamen sökülmesini, Natanz, Fordo ve İsfahan’daki nükleer reaktörlerin kapatılmasını, %60 oranında zenginleştirilmiş uranyum miktarlarının Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na teslim edilmesini, barışçıl amaçlar için ihtiyaç duyduğu uranyumu dışarıdan ithal etmesini, İran’ın kendi topraklarında uranyum zenginleştirmesine izin verilmemesini, nükleer programı ve tedarik kaynakları üzerinde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından sıkı bir denetim programı uygulanmasını, balistik füze programının ve İHA üretiminin durdurulmasını, Lübnan’daki partisi gibi bölgesel vekillere verilen desteğin sona erdirilmesini, Hürmüz Boğazı’nın serbest bir deniz yolu olarak açık tutulmasını ve Yahudi varlığının var olma hakkının tanınmasını içermektedir.
Amerika'nın, İran'ın politikasını, kendi yörüngesinde dönen, kendi çıkarlarını düşünen ve Amerika'nın çıkarlarını uygulayan bir devlet olmaktan, kendi çıkarlarını düşünmeden Amerika'nın istediği şeyi uygulayan tabi bir devlete dönüştürmeyi hedeflediği bilinmektedir. İşte o zaman İran'a kendi şartlarını dayatabilecektir.
Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata İbn Halil Ebu Raşta, 4/4/2026 tarihinde, “İran Savaşı” başlıklı soru-cevapta şöyle demiştir: “Trump’ın bu savaştaki asıl gayesi; İran’ı emirlerini harfiyen uygulayan, petrol ve gazını bizzat kontrol ettiği, Hürmüz Boğazı’ndaki nüfuzun aslan payının kendisine ait olduğu bir tabi devlete dönüştürmektir!” Ve şöyle dedi: “Devrim Muhafızları; İran’ın Amerikan nüfuzundan tamamen kurtulması, tekrar onun uyduluğuna dönmemesi, aksine bağımsız bir devlet haline gelmesi için ciddi bir direniş göstermektedirler.” Ve şöyle ekledi: “İran’daki rejimin mensupları ise güç ile zafiyet arasında bocalayıp durmaktadırlar. Onların (en büyük temennisi), güçleri yettiği müddetçe İran’ın Amerika’nın uydusu olarak devam etmesini sağlamaktır. Bölgedeki pek çok devlet gibi İran’ın da Amerika yörüngesinde bir tabi devlet haline gelmesi onlar için pek de büyütülecek bir mesele değildir. Öyle görünüyor ki, Trump’ın İran içinde kendileriyle konuşabileceği (uygun) adamları mevcuttur… Rejim içerisinde Amerika’nın adamları olduğu sürece Trump’ın İran’ı bir tabi devlet hâline getirme hayalleri sona ermeyecektir... Amerikan yanlısı unsurlar iktidarı ele geçirdiklerinde ancak Trump’ın rüyaları gerçekleşmiş olacaktır.”
-----------
Yahudi varlığı, Lübnan'a yönelik saldırılarını sürdürüyor
Netanyahu, İran ile yapılan ateşkes anlaşmasının Lübnan’ı kapsamadığını ve Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdüreceğini açıkladı. Bu nedenle 8/4/2026 Çarşamba günü Lübnan'a onlarca saldırı düzenlemiş ve sadece 10 dakika içinde yaklaşık 100 yeri hedef almıştır. Saldırılarda onlarca kişi şehit olmuş ve yüzlerce kişi de yaralanmıştır. Ertesi gün yani Perşembe günü, Beyrut'a yoğun saldırılar düzenlemiş ve saldırılarda da yüzlerce kişi şehit olmuş ve yüzlerce kişi de yaralanmıştır.
Görünen o ki Amerika onun tüm bunları yapmasına izin vermiştir; zira yetkililerinden, bölgede Amerika’dan izin almadan hareket etmesi imkansız olan Netanyahu’nun kararına dair herhangi bir açıklama gelmemiştir. Bunu, Trump'ın daha önceki açıklamalarındaki şu sözleri teyit etmektedir: “Lübnan'daki savaş, ayrı çatışmalardan ibarettir ve bunlar da ele alınacak ve çözüme kavuşturulacaktır.”
Yahudi varlığının, Savunma Bakanı Katz'ın daha önce açıkladığı gibi, Litani Nehri'nin güneyinde kendisi için güvenli bir tampon bölge oluşturmaya çalıştığı bilinmektedir. Bu ise Suriye’nin güneyinde yaptıklarına benzemektedir; zira Şam’ın eteklerine kadar ulaşmış ve Colani başkanlığındaki yeni yöneticiler de boyun eğmişti; nitekim Colani daha önce, efendisi Trump'a güvendiğini, onun barışı sağlayacağını açıklamış, onu barış adamı olarak nitelendirmiş ve Amerika'ya bağlılığını ilan etmişti; bu yüzden İslam'a karşı savaşmak üzere Amerika'nın liderlik ettiği uluslararası koalisyona katılmış ve kontrolü altına aldığı ve kendi varlığı için güvenli bölge olarak gördüğü bu bölgede ortak devriyeler düzenlemek üzere Yahudi varlığıyla bir anlaşma imzalamıştı.
Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata İbn Halil Ebu Raşta, 4/4/2026 tarihinde, “İran Savaşı” başlıklı soru-cevapta şöyle demiştir: “Buna göre Yahudi varlığının açıklamaları, Güney Lübnan’da Litani Nehri’ne kadar bir tampon bölge oluşturulacağına işaret etmekte ve bu bölgenin Lübnanlı sakinlerden boşaltılacağından bahsetmektedir. Ancak güneydeki direniş sebebiyle Yahudi varlığı ordusunun bunu gerçekleştirmesi hiç de kolay değildir. Zira Yahudi varlığı, Allah’ın ipini kopardıktan sonra insanların ipine tutunmadan savaşabilecek bir topluluk değildir. Dolayısıyla Amerika’nın saldırganlığı sona erdiğinde, Yahudi varlığı da otomatik olarak saldırılarını sona erdirecektir.”
-----------
Trump: NATO, ihtiyacımız olduğunda orada değildi, Grönland’ı hatırlayın
Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile yaptığı görüşmenin ardından Truth Social platformu üzerinden şunları söyledi: “ NATO, onlara ihtiyacımız olduğunda orada değildi ve tekrar ihtiyacımız olduğunda da orada olmayacak. Grönland'ı hatırlayın, o büyük, kötü yönetilen buz parçasını.” Nitekim ona atıfta bulunarak; Ey Avrupalılar, İran’a yönelik saldırımızda bizi yüzüstü bırakmanız karşılığında sizden razı olmamız için bana Grönland’ı verin. Yani Trump, bu adayı talep etmekte ve onu zorla ya da satın alarak kontrol altına almayı istemektedir.
Görünen o ki Avrupalılar, Trump’ın İran karşısında yenilmesini temenni etmişlerdir; çünkü zafer kazanması durumunda Grönland’a yönelecek ve Avrupalıları burayı Amerika’ya satmaya zorlayacaktı. Zira Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırmayı başardıktan ve yardımcısı ile yanındakiler Trump’ın şartlarına ve Amerika’nın Venezuela üzerindeki hâkimiyetine teslim olduktan sonra, bu kez İran’a yönelip ona boyun eğdirmek istedi ancak başarısız oldu.
Bu arada Alman bir oryantalist şöyle demiştir; “Yermuk Savaşı'nda Roma Devleti'nin yenilgisi, Avrupa halklarını Roma'ya karşı ayaklanmaya ve onu devirmeye teşvik etmiştir. Teşekkürler ey Araplar (Müslümanlar).” Almanya Ulusal Partisi’nin eski başkan yardımcısı şöyle demiştir: "Eğer Hilafeti kurarsanız Amerika’dan ve Yahudilerden kurtulacağız."
Amerika, Somali, Irak, Afganistan ve son olarak İran’da Müslümanlara karşı birçok savaşta yenilginin kuyruklarını sürüklemiştir. Ancak Atlantik’in ötesine geri çekilmesi için tamamen yenilmemiştir. Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata İbn Halil Ebu Raşta, 4/4/2026 tarihinde, “İran Savaşı” başlıklı soru-cevapta şöyle demiştir: “İran’ın Körfez’deki Amerikan askeri üslerine darbeler indirdiği doğrudur, Yahudi varlığına da benzer darbeler indirdiği de doğrudur ve bu darbelerin belirli bir güç seviyesi taşıdığı da doğrudur. Ancak Hilafet Devleti kurulmadıkça İranlı yöneticilerin Amerika’yı bozguna uğratması ve onu kendi kazdığı kuyuya düşürmesi mümkün değildir. Hilafet, Allah’a yardım edecek, Allah’ın hükümlerini uygulayacak ve dolayısıyla Allah’ın izniyle Allah’ın yardımına mazhar olacaktır. Adaleti ve cihadı ile dünyayı aydınlatacak, Allah da onu zaferiyle şereflendirecektir.”
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Esad Mansur



