- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Çifte Sadakat: Müslümanın Sadakati Nereye Olması Gerekir?
Haber:
Abdul El-Sayed, Müslüman Kardeşler Cemaatinden uzak olduğunu ilan ediyor ve sadakatinin ikili olduğuna işaret eden imaları eleştiriyor.
Yorum:
Michigan eyaletinin Caro şehrindeki genel halk toplantısında katılımcılardan biri, Demokrat Senato adayı Abdul El-Sayed'e Müslüman Kardeşler örgütüyle bağını kesmesi yönünde baskı yaptı. Bunun ardından soruyu sorana yanıt vererek, dininin kendisine "anayasamız olmayan bir şeye" bağlılık verdiğini varsaydığını savundu. Şöyle ekledi: “Benim için anayasa, kendisiyle yolumuzu bulduğumuz bir ışıktır.”
Bu diyalog, kendisini Müslüman Kardeşlerle ilişkilendirmeye çalışan Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers ve Başkan Donald Trump tarafından gelen sürekli saldırıların ortasında gerçekleşti. El-Sayed bu saldırıları, dini bir önyargı olarak nitelendirdi. O zamandan beri yapılan yorumların çoğu, bu partizan yüzeyin etrafında dönüp durdu. Ancak Müslümanlar için en önemli soru şudur: Bir Müslümanın mutlak sadakati neye aittir ve İslam, siyasi hayatta bizden ne bekler?
Anayasaya sadakat ne anlama geliyor?
Anayasa bir slogan veya bir aidiyet sembolü değildir; aksine yasama yetkisine kimin sahip olduğunu, neyin helal neyin haram olduğunu kimin belirlediğini ve insanların hayatını düzenleyen kuralları kimin koyduğunu belirleyen bir çerçevedir. Allahu Teala bu soruya, açıkça şöyle cevap vermiştir: إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ “Hüküm sadece Allah’a aittir.” [Yusuf 40] Çünkü Allah sadece rahatlık talep etmek veya namazda ibadet etmek için sığındığımız bir varlık değildir; aynı zamanda bizim yaratıcımız ve Rabbimiz olduğu gibi hayatımızın her alanında bize yol gösteren de O'dur. Dolayısıyla egemenliğe dair İslami mefhumda, kanunun nihai ölçütünü belirleme hakkı, sadece Subhanehu’ya aittir.
Seküler demokrasiye gelince; farklı bir temelden hareket etmektedir; zira yasama otoritesi, beşerî kurumlar aracılığıyla ve insanların yazıp değiştirdikleri anayasal bir çerçeve kapsamında uygulanmaktadır. İşte bunlar yönetim otoritesinin kaynağı sorusuna verilen iki farklı cevaptır; dolayısıyla mesele, herhangi bir siyasetçinin kişisel düzeydeki dindarlığı meselesinin çok ötesine geçmektedir.
Tevhid ve sadakatin anlamı
Müslümanlar açısından bu tartışma, Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki bir çatışmayla sınırlandırılamaz; aksine yalnızca Allah'a ibadet etmek ve O'nun mutlak otoritesini kabul etmek gibi tevhid perspektifinden ele alınması gerekir.
Velâ ve berâ mefhumu, çifte sadakat ifadesine tamamen farklı bir anlam kazandırmaktadır. Medya tartışmalarında bunlara, ulusal bağlılıkların çatışmasına yönelik bir suçlama olarak bakılmaktadır. İslam'da ise gerçek mesele, insan otoritesini Allah'ın yanında eşit bir yasama kaynağı olarak konumlandırmaktır. Bu ise sadece siyasi bir uygulama değil, aksine akidenin özüdür.
Bu bakış açısına binaen Karo diyaloğunun önemi, bir Müslümanın çifte sadakat suçlamalarını reddetmesinde değil; aksine verilen yanıtın beşerî anayasayı nihai referans kabul etmesinde ve semavi şeriatın egemenliğine hiçbir yer bırakmamasında yatmaktadır.
Benimsemiş olduğumuz iman, bir “tesadüf” değildir
Kendini savunurken El-Sayed kendi durumunu, tesadüfen Katolik olan aday John Kennedy'nin durumuna benzetmiştir. Bu karşılaştırma, imanın kişisel bir özellik olduğunu, kamu görevlerini etkilemediğini, yani uygulamada laikliği vurgulamayı hedeflemektedir.
Müslümanların bu çerçeveleme konusunda, temkinli davranması gerekir. İslam ne zamandan beri tesadüfen benimsediğimiz bir şey haline geldi? Oysa dinimizin, dünya görüşümüzü, adalet anlayışımızı, insanlarla olan ilişkilerimizi ve siyasi otoriteyle olan ilişkilerimizi şekillendirmesi gerekir. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ “De ki: Şüphesiz benim namazım, bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, alemlerin Rabbi olan Allah içindir.” [En’am 162]
Hayatımız, sadece namazlarımızdan ibaret değildir
İslam ilahi hidayeti, kamu görevlerini üstlenirken göz ardı edilecek bir şey olarak sunmaz; aksine yönetim ve idareyi doğrudan ele alır. Bununla birlikte bugün içiminden çoğumuz, dinî sadakat kişisel bir mesele olarak ele alınırken, yasama otoritesinin ise laik kurumlarda yoğunlaştığı bir sisteme alışmış durumdadır. İslam’da kapsamlı din anlayışının sorgulandığı şey de tam olarak bu ayrımdır. Nitekim birçok Müslüman aday, İslami ilke ve değerlerle açıkça çelişirlerken, Müslümanların oylarını kazanmaya çalışmaktadır. Şunu sormak gerekir: Allah Teala'nın şeriatına aykırı olduğu hâlde bu temsil, Müslümanları yönetmede gerçekten nasıl bir fayda sağlayabilir?
Seçim döngüsünün ardındaki şey
İslam ümmeti için siyasi faaliyetin, İslam'a dayanması ve onun yasalarına göre yönlendirilmesi gerekir. Bizim Allah Teala'ya olan sadakatimizin, siyasi görüşümüzün tek kaynağı olarak kalması ve tevhidin de bizi, O'nu yaratıcı ve yasa koyucu olarak kabul etmeye ve tüm işlerimizde O’nun emirlerine boyun eğmeye mecbur kılması gerekir.
Bu, seçim dönemlerini ve bireysel kişilikleri aşmak, bunun yerine siyasi sistemlerin temsil ettiği fikirlere odaklanmak anlamına gelmektedir. Yüzler değişir, partiler değişir, söylemler değişir; ancak Müslümanların ülkelerinin bölünmüş ve işgal altında olması, kaynaklarının sömürülmesi, şeriatın ihmal edilmesi ve Hilafetin yokluğu gibi temel meydan okuma varlığını korumaya devam eder. Bu sorun, mevcut sistem içindeki liderliği değiştirmekle çözülmeyeceği gibi faaliyetimizin de onu savunanlara dayanması mümkün değildir. Zira biz, bir alternatif sunmak için davet edildik.
Değişken ve bölünmüş bir sadakati kabul etmemiz mümkün değildir. Zira bizim sadakatimiz İslam’a olup, hedefimiz de onun galip gelmesidir. Tıpkı Allahu Teala’nın şöyle buyurduğu gibi: هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ شَهِيداً “O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (Kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Rasulü’nü hidayet ve hak din ile gönderendir. Şahit olarak Allah yeter.” [Fetih 28]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Heysem İbn Sabit - Amerika



