Pazartesi, 15 Cumade’l Ûlâ 1448 | 2026/10/26
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Haberlere Bakış  25/10/2026

بسم الله الرحمن الرحيم

Haberlere Bakış
25/10/2026

* Aşkabat'ta Cinsiyet Eşitliğini Teşvik Etmek İçin CHANGE Programı Başlatıldı: Uluslararası program CHANGE'in ("Toplumsal Tutum ve Normların Dönüşümünü Toplumsal Eşitlik İçin Teşvik Etmek") ulusal bileşeni Aşgabat'ta sunuldu. Program, Avrupa Birliği'nin desteğiyle UNDP ve UNFPA tarafından uygulanmaktadır. 5,2 milyon euro bütçesiyle bu bölgesel proje, Orta Asya ülkelerini kapsıyor ve kapsayıcı ekonomik politikaları teşvik etmeyi ve sosyal kurumları geliştirmeyi hedefliyor.

Program öncelikle araştırma ve metodolojik destek üzerine odaklanacaktır. UNDP ve UNFPA, ulusal ortaklara istihdam kalıplarını değerlendirmek için büyük ölçekli bir zaman kullanımı anketi yürütmelerine ve gayri resmi işgücü piyasasının araştırılmasına yardımcı olacak. Elde edilen analitik veriler, mesleki eğitim ve yeniden eğitime erişimi genişletmek ve gençlerin girişimcilik potansiyellerini gerçekleştirebilmesini sağlayan koşullar yaratmak için pratik öneriler geliştirmeye yardımcı olacaktır. UNDP'nin Türkmenistan'daki Yerleşik Temsilcisi Narine Sahakyan'ın belirttiği gibi, kadınların ekonomik güçlenmesi, tüm ulusal ekonominin sürdürülebilir büyümesi için doğal bir itici güç kaynağıdır. Buna karşılık, UNFPA Ofisi Başkanı Kemal Goshliyev ve AB Delegasyonu temsilcisi Maciej Adam Madalinski, eşit fırsatları teşvik eden kurumların geliştirilmesi için uzman ve analitik temelin güçlendirilmesinin önemini vurguladı.

CHANGE girişimi, öncelikle SK 5 (Toplumsal Cinsiyet Eşitliği) ve SDG 8 (Uygun İş ve Ekonomik Büyüme) olmak üzere küresel Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine ulaşmayı amaçlayan Türkmenistan'ın ulusal önceliklerinin uygulanmasına entegre edilmiştir. (orient.tm, 24 Ekim 2026)

Batı'nın cinsiyet eşitliğini teşvik etmek bahanesiyle ülkelerimizde finanse ettiği ve düzenlediği konferanslar ve girişimler, gerçek anlamda kadınların yaşamlarını iyileştirmeyi amaçlamamaktadır. Aksine Batı'nın inançlarını, yaşam tarzlarını ve sistemlerini bize dayatma yönündeki süregelen sömürgeci mirasının bir parçası olduğunun bir başka kanıtıdır. Hedef ise, İslami sosyal ve kültürel değerleri silip bunu, Batı ile uyumlu ve Batı'nın ülkelerimiz üzerindeki kontrolünü kolaylaştıran başka değerlerle değiştirmektir. Zira Batı’nın eğitim ve onun kurumları, sömürgeci ülkelerin İslam beldelerinde laikliği yaymak ve İslam'ı ortadan kaldırmak için kullandıkları tercih edilen bir araç olarak kabul edilmektedir. Buna dair örneklerden biri, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda Müslüman ülkelerde kurulan Avrupa misyoner ve kültür dernekleri ile Beyrut Amerikan Üniversitesi'dir. Ayrıca Batı kültürüne meftun olan bazı Müslüman akademisyenlerin, kendi toplumlarında Batı inançlarını yaymanın bir aracı olarak çalışmaları yeni bir durum değildir. Zira onlar, 19. yüzyılda yabancı öğrenci olarak Fransa'ya gidip Montpellier Üniversitesi'ne kaydolan ve 1885'te Batı düşüncesiyle iyice aşılanmış olarak geri dönen ve kitaplarında başörtüsü, çok eşlilik ve İslam'ın boşanma ve miras konusundaki görüşlerini eleştirmeye devam eden Kasım Emin gibi akademisyenlerin izini takip etmektedirler. Buna, sınırsız özgürlükler fikri de dahil olmak üzere Batı düşüncesinin propagandasını yapan “Kadının Kurtuluşu” adlı kitabı da dahildir.

Ayrıca cinsiyet eşitliği, Batı'nın kadına değer verme ve ona, temel ekonomik, siyasi, hukuki ve eğitim haklarını tanıma konusunda başarısız olması sonucu doğan Batılı bir mefhumdur. Nitekim dünya çapında ülkelerin anayasaları ve yasalarında “cinsiyet eşitliğinin” pekiştirilmesine rağmen, kadına yönelik şiddet, taciz, yoksulluk, ekonomik ve cinsel sömürü, adaletsizlik ve kadının siyasi, ekonomik, eğitim ve sağlık haklarından mahrum bırakılması gibi sorunların boyutu, dünya genelinde hala korkunç bir şekilde devam etmektedir. Diğer taraftan kadının iş yoluyla güçlendirilmesi anlatısı hatalıdır; çünkü birçok çalışan kadın düşük ücretli, kalitesiz ve genellikle istismar edici işlere girmekte olup, bu işler de kadınları sadece yoksulluktan kurtarmakta başarısız olmakla kalmamış, aksine onları fedakârlık yapmaya ve anneler olarak hayati rollerinden ödün vermeye zorlamış ve çocuklarıyla geçirebilecekleri değerli zamanlardan da mahrum bırakmıştır. Bunun yanı sıra evlilik ve aile yaşamında cinsiyet eşitliği çağrısı, evlilik ve ebeveynlik sorumlulukları konusunda kafa karışıklığına ve anlaşmazlıklara yol açarak aile hayatı uyumunu baltalamış ve boşanma vakalarının artmasına katkıda bulunmuştur.

Eğer Orta Asya ülkelerinde sağlıklı bir toplumun inşa edilmesini istiyorsak; erkek olsun kadın olsun tüm insanların haklarını adil bir şekilde garanti altına alabilecek ve iyi bir yaşam kalitesini sağlayabilecek güçlü bir siyasi, ekonomik, hukuki ve eğitim sisteminin inşa edilmesi gerekmektedir. Bu ise ancak Alim ve Hakim olan Allah'ın indirdiği bir sistemle gerçekleşebilir. Ayrıca yaşamın her alanında kadın ve erkekler arasında işbirliğini sağlayan, her iki cinsiyetin onurunu koruyan, doğalarını tamamlayacak hak ve görevleri belirleyen, evlilik ve aile hayatındaki uyumu gerçekleştiren ve bir eş ve anne olarak kadına hayati rolünü gerçekten takdir eden İslam’ın hükümlerine dayalı içtimai nizamın uygulanmasını gerektirmektedir. Bu da sadece Allah Subhanehu ve Teala'nın sistemi olan Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet Devleti’nin kurulmasıyla gerçekleşebilir.

* Batum'daki Orta Asya ve Gürcistan Dışişleri Bakanlarının Zirvesi "Orta Koridor"a Odaklanıyor: 23 Ekim'de, Gürcistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Maka Botchorishvili'nin girişimiyle, Orta Asya ülkeleri ve Gürcistan dışişleri bakanlarının ilk ortak toplantısı Batum'da gerçekleşti. Çok taraflı foruma, Türkmenistan Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Rashid Meredov, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan'dan meslektaşları da katıldı.

Diplomatik servislerin başkanları, uluslararası gündemin temel yönlerine ve bölgesel istikrarın korunmasına yönelik yaklaşımlarının ya uyumlu ya da yakından uyumlu olduğunu belirterek, bölgelerarası diyalogun kalitesini yüksek değer verdiler. Bu yeni formatın başlatılması, Orta Asya ile Kafkas bölgesi arasında düzenli ve sistematik bir koordinasyon çerçevesi oluşturmayı amaçlamakta olup, ekonomi, ticaret, ulaşım ve turizm alanlarında pratik girişimler geliştirmeyi amaçlamaktadır. Batum toplantısının temel odak noktası, Asya ile Avrupa'yı bağlayan Trans-Hazar Uluslararası Ulaşım Güzergahı'nın ("Orta Koridor") potansiyelini ortaya çıkarmaktı. Diplomatlar, liman merkezlerinin modernizasyonu, lojistik süreçlerin dijitalleştirilmesi ve transit prosedürlerinin mümkün olduğunca sadeleştirilmesi gibi bu arterin rekabet gücünü artırmak için kapsamlı önlemleri tartıştı. (orient.tm, 24 Ekim 2026)

Hazar Ötesi Uluslararası Taşıma Koridoru (Orta Koridor), hem temel jeopolitik bir can damarı hem de Washington'un temel bir politikası haline gelmiştir. Kafkasya Ötesi (Güney Kafkasya) Koridoru, Orta Asya'yı Hazar Denizi, Azerbaycan ve Türkiye üzerinden Batı'ya bağlamaktadır. Bu ticaret koridoru aynı zamanda Rusya'nın kuzey rotası ve Çin'in "Bir Kuşak, Bir Yol" projesi için ağır bir jeopolitik darbe oluşturmaktadır. ABD ise, bu koridoru işletmek aracılığıyla, Pekin'e ait olan ve Orta Asya üzerinden Avrupa'ya uzanan ticaret yollarını kontrol altına almaya ve bölgeye egemen olan Çin tedarik zincirlerini de mümkün olduğunca zayıflatmaya çalışmaktadır.

Böylece ABD, Çin'in ekonomik ve altyapı açısından derin bir nüfuza sahip olduğu kabul edilen bir bölgeye nüfuz etmektedir. Zira 17 Ekim 2026 tarihinde Çin Başbakanı Li Çiang'ın Taşkent ziyareti sırasında, Özbekistan ile Çin arasında üzerinde anlaşmaya varılan projelerin portföyünün 60 milyar Dolara ulaştığı ve 6 binden fazla ortak girişimin kurulduğu açıklanmıştır. Dolayısıyla Çin, enerji, jeoloji, madencilik ve dijital teknolojiler sektörlerinde sağlam bir konum inşa etmiştir. Buna karşılıkWashington ise, aynı bölgede Pekin'e alternatif ve onunla çelişen kaynaklar ile para ve ulaşım ağı kurmaya çalışmaktadır.

Washington'ın gerçek hedefi ise, Orta Asya'yı Amerikan sermayesine ve onun tedarik zincirlerine bağlı bağımsız bir ekonomik alana dönüştürmekve bölgeyi Çin ve Rusya'ya karşı jeopolitik bir platform haline getirmektir! Washington bu politikayı, "yatırım" ve "iş fırsatları" ve "karşılıklı fayda" gibi çekici ve sahte maskeler altında uygulamaktadır. Orta Asya bölgesindeki yöneticiler ise; bağımsız bir ekonomi inşa etmek yerine birden fazla dış güce bağımlı olma politikası takip etmekte ve büyük güçler arasındaki rekabet yoluyla kendilerine manevra alanı elde etmeye çalışmaktadırlar. İşte Batum'daki Orta Asya ve Gürcistan Dışişleri Bakanlarının Zirvesi kafir Amerika’nın projesine hizmet eden bir zirvedir. Böylece ümmetin yeraltı ve yerüstü kaynakları, sömürgeci kafir güçlerin hizmetine sunulmaktadır. Oysa ülkenin madenleri, teknolojileri, paraları ve lojistikleri dışarıya bağımlı olursa; o zaman onların egemenliğinden bahsetmek abesle iştigal olur.

Sonuç olarak İslam’ın hükümlerine göre, Müslümanların servetlerini ve kaynaklarını kâfir güçlerin egemenliğine ve onların aralarındaki çatışmalara teslim etmek caiz değildir. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَلَن يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً “Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermez.” [Nisa 141] Dolayısıyla Orta Asya ülkeleri de dahil olmak üzere İslam ülkelerinin halkları için tek, bağımsız ve gerçek çözüm, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti'dir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ramazan Ebu Furkan

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER