- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Ürdün Rejimi Suriye'ye Saldırıyor
Haber:
Ürdün rejimi 26/10/2026 tarihinde Suriye topraklarının güneyine hava saldırısı düzenledi ve saldırısının IŞİD mensubu savaşçılara yönelik olduğunu iddia etti; zira 23/10/2026 tarihinde Ürdün‘ün güneyinde yer alan Kerek şehrindeki bir kiliseye düzenlenen saldırıdan örgütü sorumlu tutmuştu.
Yorum:
Konuyu aşağıdaki noktalara göz atarak yorumlamak istiyoruz:
- Kiliseye yönelik saldırı bünyesinde şüpheler taşımaktadır; zira suçlama parmağı, bizzat Ürdün rejimiyle birlikte kralın ülkede askeri ve güvenlik üslerini boydan boya yaymalarına izin vermesiyle ülkeyi işgal eden, askerleri ve istihbarat mensupları dokunulmazlığa sahip olan ve Ürdün makamları önünde hesap vermeyen Yahudi varlığına ve Amerika'ya işaret etmektedir. Nitekim bu saldırı, Yahudi varlığının El Halil'i işgal ettiği ve El Halil halkını yerinden etme ve evlerini yıkma operasyonuna başladığı sırada gerçekleşmiştir; bu da tüm Müslümanları tahrik ettiği gibi komşuları Ürdün halkını da tahrik etmişti. Sanki bu saldırı dikkatleri, Yahudi varlığının El Halil'de, Batı Şeria'da ve Gazze'de devam eden suçlarından, Ürdün rejiminin destek verme konusunda onları yüzüstü bırakmasından, hatta Yahudi varlığıyla her türlü ilişkiyi sürdürerek onunla işbirliği yapmasından başka yöne çekmek için planlanmıştır. Zira Amerika, özellikle başbakanı Netanyahu Amerika'nın istediğini yerine getirdiği için Yahudi varlığını tüm gücüyle desteklemektedir; bu yüzden Trump onu 27/10/2026 tarihinde yapılan son genel seçimlerde desteklemiştir.
- Rejimin bazı kişileri suçlayıp onları günler sonra tutuklaması da şüphe uyandıran bir durumdur. Zira iki sanığın babası Facebook sayfasında oğullarına yöneltilen suçlamayı reddedince, daha fazla konuşup olayları daha da açığa çıkarmasın diye ceza olarak sayfası hemen kapatılmıştır. Bu çocukların bu eylemi yapmakta bir çıkarı yoktur ve İslam'ın zimmilere saldırmayı haram kıldığını da bilmektedirler. Nitekim Ürdün rejimi, kendisine suç isnat etmek istediği masum insanlar hakkında yalanlar uydurmasıyla meşhurdur. Dolayısıyla bunu tekfirci, şunu aşırılıkçı, ötekini terörist olmakla ya da rejime ve krala dil uzatmakla veya fitne ve kargaşa çıkarmakla ve benzerleriyle suçlaması, ihanetleri, zulümleri ve yolsuzluğu nedeniyle kendisini hesap vermeye ve onu devirip yerine İslami yönetimi kurmaya davet eden sesleri susturmak içindir.
- Ürdün rejimi açıklamalarında çelişkilidir; zira Kamu Güvenliği Müdürü Ubeydullah el-Maayita 26/10/2026 tarihinde şöyle bir açıklama yapmıştır: “Kerek'teki suç önceden planlanmamıştır.” Ardından rejim gelip IŞİD'i suçlamış, Suriye'nin güneyinde masum insanları vurmuş, burada yaklaşık 8 çocuk, kadın ve erkek öldürülmesinin yanı sıra IŞİD'den yaklaşık 24 unsuru öldürdüğünü iddia etmiştir! Güney Suriye'deki insanlar bu unsurların varlığını reddetmiş ve ölenlerin hepsinin Suriye'nin masum insanları olduğunu söylemiştir. Böylece Amerika ve müttefiklerini reddeden masum Suriyelilere saldırmak için IŞİD’i istismar etme dalgası yeniden başlamıştır. Nitekim Amerika 2014 yılından beri terörle mücadele adı altında bir ittifak kurmuş ve Ürdün rejimi de, devrik rejime ve Amerika ile müttefiklerine karşı çıkan ve İslam dininin yeniden yönetime dönmesini talep eden Suriye halkına saldırmak için bu ittifaka katılmıştır.
- Suriye rejimi, ülkeyi Yahudi varlığının istediği gibi ihlal etmesine terk etmiştir; zira bu varlık, Suriye'nin güneyine, hatta Şam'ın eteklerine kadar her gün saldırılar düzenlediği halde rejim, bu düşmana karşı koymak için en ufak bir girişimde bile bulunmamıştır; dolayısıyla halkını ve topraklarını korumamıştır. Böylece en düşük seviyelerde bir alçaklık ve zillet ortaya koymuştur. Bu yüzden Amerika'nın müttefiki Ürdün rejimi ve Yahudi varlığı ona karşı cüretkâr davranmakta ve bu da bu varlığa, Güney Suriye'ye yönelik saldırıyı sürdürmek için yeni bir gerekçe sunmaktadır.
- Ahmed Şara liderliğindeki Suriye rejimi, İslam ve Müslümanların ilk düşmanı olan ve yarım asırdan fazla bir süre Esad ailesi rejiminin arkasında duran ve Suriye halkına karşı işlediği suçlarda onu destekleyen Amerika ile bağlantı kurarak, Amerika'nın kendisini Yahudi varlığının vereceği zarardan koruyacağını ve onun saldırılarını durduracağını sanmıştı; oysa Yahudi varlığının Suriye topraklarını işgal etmesine onay verenin ve varlığın güvenliğini garanti altına almak isteyenin bizzat Amerika olduğu bilinmektedir; zira Amerika, Suriye'nin devrimci halkının devrimlerini sürdürmesinden ve savaşta 14 yıl tecrübe kazandıktan sonra Yahudi varlığına saldırmasından korkmuştur; zira devrimciler, Esad ailesi rejimini yenilgiye uğrattıkları gibi Yahudi varlığının ordusunu da yenilgiye uğratmaya muktedirlerdi.
- Ahmed Şara'nın biz bitkiniz diyerek güçsüzlük ve zayıflık ilan etmesi yalandır; çünkü o, insanlar İslami yönetimin kurulmasını ve Yahudilerle savaşmayı talep etmesinler diye onları zayıflatmak için getirilmiştir; dolayısıyla Suriye halkının maruz kaldığı şeyin ana sebebi odur. Onu savunanlar onun güçlenip ardından savaşmak istediğini iddia ediyorlar ama bu bir aldatmacadır. Zira toprağı işgal altındayken, günlük saldırılara maruz kalırken, düşman sahip olduğu tüm silah ve teçhizatla saldırırken ve kendisi de buna seyirci kalırken, rejimin güçlenmesi mümkün değildir. Bu nedenle İdlib bölgesindeki Ebu Zuhur Askerî Havaalanı 18/8/2026 tarihinde yeniden inşa edilip Türkiye onun yapımını denetlediği halde, Suriye rejimi ve Türkiye bu saldırıya karşılık vermemiş ve başlarını kuma gömmüşlerdir.
- Savaşan, ne kadar zarar ve ziyan görürse görsün savaşını sürdüren, güçlenen, kuvvetlerini pekiştiren, savaşta icat edici olan ve silah üreten kişi, düşmanı yoran ve zaman ne kadar uzarsa uzasın onu mağlup eden kişi olur; yoksa bölgede Amerika’nın ve Batı’nın kirli aracı olan Yahudi varlığını destekleyen Amerika gibi düşmanlara boyun eğen kişi değil. Dahası bu düşmanla uzlaşan, Filistin Yönetimi gibi onunla güvenlik koordinasyonu yürüten ve onunla barışa dört elle sarılan kişi de değil.
- Sorun, Suriye’nin yöneticilerinde, onları takip edenlerin vakıaya yapışıp kalmalarında ve güç ve zayıflık hesaplarını matematiksel hesaplar olarak yapmalarında yatmaktadır. Böylece özgüvenlerini kaybettikleri gibi savaşma iradeleri de yok oldu; çünkü ideolojilerinden vazgeçtiler ve güçleri ne kadar az olursa olsun Allah’ın müminlere yardım edeceğine dair güvenlerini kaybettiler; Zira Allah şöyle buyurmuştur: كَم مِّن فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً بِإِذْنِ اللّهِ وَاللّهُ مَعَ الصَّابِرِينَ “Nice az sayıdaki topluluklar, Allah’ın izniyle nice çok sayıdaki topluluklara galip gelmişlerdir. Allah, sabredenlerle beraberdir.” [Bakara 249] İslam tarihinde, Bedir Savaşı da dahil bunu kanıtlayan birçok örnek vardır; hatta Suriye halkı da bir örnek sayılır; zira suçlu rejimin güçlerine ve destekçilerine karşı 14 yıl boyunca direndiler; oysa o güçlerin silahlarının onda birine bile sahip değillerdi. إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَن كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ “Şüphesiz ki bunda aklı olan veya hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.” [Kaf 37]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Esad Mansur



