Pazartesi, 29 Cumade’l Ûlâ 1448 | 2026/11/09
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi: Süslü Sloganlar, Gerçekte Yaşananlar

بسم الله الرحمن الرحيم

Haber-Yorum

Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi: Süslü Sloganlar, Gerçekte Yaşananlar

Haber:

Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) 13'üncü Devlet Başkanları Konseyi Zirvesi, Ankara’da "Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik" temasıyla önemli kararlara ev sahipliği yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde gerçekleşen kritik buluşmada kabul edilen 163 maddelik Ankara Bildirisi ile Türk dünyası, savunma sanayisinden enerjiye, ulaştırmadan dijital entegrasyona kadar birçok stratejik alanda iş birliğini yeni bir boyuta taşıdı. (30.10.2026 – Yeni Akit Gazetesi)

Yorum:

Türk Devletleri Teşkilatı’nın bu yılki zirvesi, yine kuruluşun gerçek misyonunu perdeleyen süslü ve sloganik temaların gölgesinde, Türkiye’nin ev sahipliğinde Ankara’da yapıldı. Bu zirveyi önceki yıllarda yapılanlardan daha dikkat çekici kılan birkaç husus ön plana çıkmaktadır:

• Birincisi: Zirve öncesinde Aliyev rejimi ile AK Parti hükümeti arasında, Azerbaycan’da yürürlüğe giren başörtüsü yasağı nedeniyle yaşanan siyasi kriz.

• İkincisi: Zirvenin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıl dönümü olan 29 Ekim’e denk getirilerek Müslüman halklara inançlarıyla doku uyuşmazlığı yaşayan laik ulus-devlet yapısının sözde birleştirici ve yegâne ideal modelmiş gibi bir bayram havasında pazarlanması.

• Üçüncüsü ise: Zirvenin ABD tarafından yakından takip edilmesi; Başkan Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir telefon görüşmesi yaparak ortak vizyon mesajı üzerinden toplantıya destek vermesi.

İşte bu üç husus, Türk Devletleri Teşkilatı’nın kuruluş amacı, niteliği ve üstlendiği misyon hakkında önemli göstergeler sunmaktadır.

Önce Türkiye ile Azerbaycan arasındaki başörtüsü krizi ile başlayalım. Aliyev rejimi, 21 Eylül 2026’da alınan bir kararla okullarda başörtüsünü yasaklamış; Müslüman kız çocuklarını eğitim hakkı ile Allah’ın hükmü arasında tercihe zorlayarak büyük bir zulme imza atmıştır. Yasak, Azerbaycan halkı arasında büyük bir öfkeyle karşılanmış; Müslüman öğrenci ve aileler hicaba sahip çıkarak Aliyev’e boyun eğmemiştir. Aynı şekilde Türkiyeli Müslümanlar da Azerbaycanlı bacılarının yanında durarak yasağa karşı protestolar düzenlemiş, Aliyev’e Allah’ın azabını, başörtüsü mağduriyeti sayesinde iktidar olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ise sorumluluğunu hatırlatmışlardır.

Ancak AK Parti hükümeti Müslümanların sesine kulak asmayarak —bazı yetkililer direkt, bazı yöneticiler ise dolaylı yoldan— "başka ülkelerin iç işlerine karışmamak" bahanesiyle Aliyev’e destek vermişlerdir. Sonrası malum... Türkiye’nin pasif tutumundan cesaret alarak daha da küstahlaşan Aliyev ve şürekası, Türkiye’de yasağı protesto eden Müslümanların bazıları hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkartmış, bazılarını ise istenmeyen kişi ilan etmiştir. Bu da yetmezmiş gibi Türkiye’den bu kişiler hakkında hukuki işlem yapmasını talep etmişler; nihayetinde birçok Müslüman gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılmıştır.

Daha sonra Azerbaycan devlet medyası, Türkiye’ye boyun eğdirdiklerini söyleyen küçümseyici yayınlar yapmıştır. Neticesinde Türkiye’de iktidar parti tabanını ve Müslüman halkları incitmek pahasına ve itibarından bunca taviz vermesine rağmen Aliyev mütekebbirliğinde ısrar ederek Ankara’daki zirveye katılmamıştır. Zira Azerbaycan, ABD ve Yahudi varlığından aldığı destekle artık "küçük kardeş" rolünden sıyrılarak sömürgeci efendileriyle birinci kanaldan ilişki kurmak istemektedir. Türkiye açısından ise geriye sadece ayıp ve utanç kalmıştır.

İşte bu durum, her ne kadar özünde bâtıl olsa da "iki devlet, tek millet" kardeşliğinin yalan olduğunu gözler önüne sermiştir. Müslüman halklar kardeş olsa da yönetimlerin farklı menfaat ajandalarına sahip olduğunu bir kez daha açığa çıkarmıştır. Yine bu durum, "Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik" temasının içi boş aldatıcı bir slogandan ibaret olduğunu kanıtlamıştır. Zira kültürel, siyasi, ekonomik ve askerî olarak küresel sömürgeci güçlerin yörüngesinde hareket eden söz konusu teşkilatın üye devletleri ortak bir alfabede muvaffak olamadıkları gibi kesinlikle aynı fikre sahip de değildirler. Dolayısıyla gerçek manada birlik olmaları söz konusu değildir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bu devletler tarafından tanınmaması, Çin işgali ve zulmü altındaki Doğu Türkistan’ın esamesinin bile okunmaması ve en önemlisi Müslüman kadınların şiarı olan başörtüsü zulmü konusunda ortak bir tepki bile verilmemesi; Cumhuriyet güzellemesini ve “İşte Birlik” sözünü yalanlayan gerçeklerden sadece bir kısmıdır.

Son olarak, zirveyle ilgili Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayarak TDT’nin vizyon ve hedeflerini överek destek vermesine değinelim. Söz konusu tebrik mesajı, ABD’nin Suriye ve Irak özel temsilcisi, aynı zamanda Ankara büyükelçisi namıdiğer "sömürge valisi" Tom Barrack tarafından şu ifadelerle duyuruldu:

"Başkan Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında bugün yapılan telefon görüşmesi, Türk Devletleri Teşkilatının 13. Zirvesi öncesinde düzenlenen akşam yemeğinde bir araya gelen liderler arasında oluşan diyalog ve iş birliği ruhunun devamı niteliğindedir. Türk devletleri arasındaki ortaklık, her iki liderin de (Trump-Erdoğan) paylaştığı vizyonun merkezinde yer almaktadır."

Bu açıklama; Türk Devletleri Teşkilatı’nın Amerika’nın teşvikiyle 1992’de temelleri atılan ve 2009 yılında Nahçıvan’da kurumsallaşan bir yapının gerçek yüzünü dışa vurmaktadır. Teşkilatın asıl gayeleri; Orta Asya’daki Rus nüfuzunu kırmak, Çin’in Avrupa’ya uzanan Kuşak ve Yol Projesi’nin merkezinde bulunan Orta Koridor hattında kontrolü sağlamak ve bölgenin petrol ve doğal gaz gibi yeraltı zenginliklerini sömürmek için yumuşak bir güç olarak kullanılmaktır. Rusya’nın Ukrayna’da saplandığı bataklık bu fırsatı doğurmuş ve TDT’yi öne çıkarmıştır.

Dolayısıyla çürük ipliğe hülyalar dizmenin anlamı yoktur. Türkiye’nin yapması gereken; halkının inancından aldığı gücü Osmanlı’nın mirası ile birleştirip geliştirerek İslam ümmetinin liderliğini kazanmak adına Raşidi Hilafeti kurmada öncü olmak, böylece egemenliği Allah’ın şeriatına vererek başörtüsü ve İslam’ın bütün emirlerini özgürleştirip koruma altına almaktır. İster Türk ister Arap isterse Müslüman halkların yaşadığı diğer coğrafyalar olsun, sömürgeci kâfirlerin tahakkümüne son vermektir. Kavmiyet temelinde değil, tevhid akidesi ve İslam kardeşliği temelinde fikir, ölçü ve siyasi birliği tesis etmektir.

İşte insanları kula kulluktan kurtaracak gerçek birlik budur! Sloganı ise şudur:

Tek ümmet, tek devlet, tek çözüm hilafet!

اِنَّ هٰذِه۪ٓ اُمَّتُكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةًۘ وَاَنَا۬ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ "Doğrusu bu sizin ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. O hâlde bana kulluk edin." (Enbiyâ, 92)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Emin Yıldırım

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER