- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Birleştirici Raşidi Bir Devlet Olmadan: İslam Ümmeti Parçalanmış ve Bölünmüş Olarak Kalmaya Devam Edecektir
İslam ümmetinin, Hilafeti olan devletinin yıkılmasından sonra içinde yaşadığı durum, trajediler, yoksulluk, savaşlar ve Batı despotluğuyla doludur; bu yüzden ümmetin bu çöküşten ayağa kalkabilmesi için, Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine'de devleti kurduğunda açıkladığı diğer milletlerden ayıran İslam'da yönetim sisteminin olduğu günkü doğal durumuna geri dönmesi gerekir; zira Hilafet Devleti, tüm insanların arasını birleştiren ve herkesin İslam'ın hükümlerine ve otoritesine göre hareket ettiği eşsiz karaktere sahip ayrıcalıklı bir yaşam tarzı ortaya çıkarmıştır. Müslümanları bir araya getiren ve onları, tek bir varlık, tek bir sistem ve tek bir bayrak altında birleştiren işte bu otoritedir; dolayısıyla kâfirler, Müslümanların birliğini ve sultanlarının varlığını temsil eden şeyin bu güçte yattığını öğrenince İslam ümmetini parçalamaya koyuldular.İşte M. 28 Receb günü acı bir yıldönümü tarihi, yani Hilafetin yıkıldığı tarih olmuştur. Nitekim Hilafetin yıkılışını, İslam ümmetinin zayıflamasına büyük ölçüde katkıda bulunan ulusal sınırları belirleyen Sykes-Picot Anlaşması izlemiştir. Bununla da yetinmemişler, aksine zaten parçalanmış olanı parçaladıkları gibi bölünmüş olanı da bölmüşlerdir.
Ümmetin evlatlarını yeniden birleştirecek olan gerçek bağ sadece İslam olup Hilafet Devleti'nde uygulanması halinde ümmeti bir araya getirecek, onu birleştirecek ve üzerindeki kara bulutları kaldıracak olan çözüm de İslam'dır.Dolayısıyla İslam ümmetinin vahdeti, ancak bir yönetim sistemi ve yaşam biçimi olarak İslam'a geri dönmekle gerçekleşebilir.Bu yüzden İslam'ın hükümlerine bağlı kalmak için Müslümanların tek bir devlet olmaları gerektiği gibi Rabbi bir, peygamberi bir, dini bir, Kur'an'ı bir ve kıblesi bir olan tek bir ümmet olmaları gerekir. Ayrıca ümmetin, İslam ile hükmeden ve İslam’ı, davet ve Allah yolunda cihat yoluyla tüm dünyaya taşıyan tek bir Halifesi olması gerekir.
Ümmetin vahdeti, ancak mütekamil bir sistemi içeren bir ideolojiye dayalı siyasi bir varlığın kurulmasıyla gerçekleşebilir; zira ümmetin ideolojisi İslam’dır. Bu yüzden yapılması gereken, ümmetin ideolojine geri dönmesi, sistemini ve çözümlerini ondan alması ve işlerini yeniden yoluna koymasıdır; çünkü ümmet, ideoloji, akide ve kaynağı vahiy olan hükümler gibi gelişmiş ve büyük bir ümmetin tüm unsurlarına sahiptir.
Dolayısıyla fikrinin cinsinden küresel bir fikre ve küresel bir metoda sahip olan ideolojik ümmet, diğer milletlere karşı sorumluluklarına inanan, kendini bu rol için hazırlayan ve maslahatını dünya düzeyinde formüle etmesinin yanı sıra insan topluluğunu eriten bir ümmettir. Ayrıca ideolojik ümmet, kendisini kalkınmış, birleşik, güçlü ve birbirine bağlı olan tek bir ümmet haline getirdiği gibi şekil ve içerik olarak küresel ümmetin bir parçası olsun diye tüm farklı halkları kendi potasında eriten bir ümmettir.
Tüm yukarıda geçenlerden dolayı bugün ümmetin, arkasında savaşılıp kendisiyle korunulacak, ümmetin üzerinden düşmanlarının zulmünü def edecek ve içeride İslam’ı tam olarak uygulayarak ve dışarıda ise davet ve cihat yoluyla küresel risaleti taşıyarak ümmetin işini ve siyasetini birleştirecek olan tek bir devlete ve tek bir Halife’ye ihtiyacı olduğunu anlıyoruz; bu yüzden ümmetin vahdetinin akide ve şeriat üzerinde olması yeterli değildir, aksine siyasi birliğinin ve bir Halife üzerinde birleşmesinin de var olması gerekir.
Bu devleti kurmak için çalışmak, şerî bir vacip olduğu gibi gerçeklik olarak da bir zaruret olup Hilafetin zayıflamasıyla başlayan ve en zayıf ve en güçsüz milletlerden biri haline gelene kadar daha da derinleşen ümmetin vahdetini ve gücünü yeniden elde etmesinin tek yoludur. لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ “İşte çalışanlar, asıl bunun için çalışmalıdırlar.” [Saffat 61]
Bu birleştirici devlet olmadan, ümmetimiz parçalanmış ve bölünmüş olarak kalmaya, gücü çatışmalarla tüketilmeye, aciz ve zayıf olarak kalmaya ve birbiri ardına tahakküme ve ihlal edilmeye devam edecektir. Ancak samimi kişilerin çabaları bu Raşidi devleti yeniden tesis etmeye yönelirse, o zaman ümmet, Allah’ın istediği gibi güçlü, Raşid ve canlı bir ümmet olarak geri dönecektir.
Nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Müslümanların tek bir devletinin ve tek bir İmamının olmasını emretmiştir; zira şöyle buyurmuştur: كَانَتْ بَنُو إسْرَائِيلَ تَسُوسُهُمُ الأنْبِيَاءُ، كُلَّما هَلَكَ نَبِيٌّ خَلَفَهُ نَبِيٌّ، وإنَّه لا نَبِيَّ بَعْدِي، وَسَتَكُونُ خُلَفَاءُ فَتَكْثُرُ، قالوا: فَما تَأْمُرُنَا؟ قالَ: فُوا ببَيْعَةِ الأوَّلِ، فَالأوَّلِ، وَأَعْطُوهُمْ حَقَّهُمْ، فإنَّ اللَّهَ سَائِلُهُمْ عَمَّا اسْتَرْعَاهُمْ“İsrailoğulları, Nebiler tarafından siyaset ediliyordu (yönetiliyordu). Bir Nebi vefat edince, bir diğer Nebi ona halef oluyordu. Artık benden sonra Nebi yoktur. Halifeler olacak da çoğalacaklardır. Dediler ki: Öyleyse bize ne emredersiniz? Dedi ki: Önceki ilk biatınıza sadakat gösterin ve onlara haklarını verin. Muhakkak ki Allah, yönettikleri hakkında (ne yaptıklarını) onlara soracaktır.” Bu farzın büyük öneminden dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Müslümanların siyasi birliğini bölmeye çalışan kişinin öldürülmesini emretmiştir. Zira Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: مَنْ أَتَاكُمْ وَأَمْرُكُمْ جَمِيعٌ عَلَى رَجُلٍ وَاحِدٍ، يُرِيدُ أَنْ يَشُقَّ عَصَاكُمْ، أَوْ يُفَرِّقَ جَمَاعَتَكُمْ، فَاقْتُلُوهُ“İşiniz (yönetiminiz) tek bir adam üzerinde birleşmiş iken her kim gelir de asanızı parçalamak veya cemaatinizi (birliğinizi) bölmek isterse onu öldürün.” Ve Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: فَمَنْ أَرَادَ أَنْ يُفَرِّقَ أَمْرَ هَذِهِ الْأُمَّةِ وَهِيَ جَمِيعٌ، فَاضْرِبُوهُ بِالسَّيْفِ كَائِناً مَنْ كَانَ“Her kim bu ümmet derli toplu iken onun işini dağıtmak isterse, kim olursa olsun hemen kılıçla onun boynunu vurun!” Ve şöyle buyurmuştur: إِذَا بُويِعَ لِخَلِيفَتَيْنِ فَاقْتُلُوا الْآخَرَ مِنْهُمَا“İki Halife için biat edildiğinde ikincisini öldürün.” Bir Müslümanın öldürülmesi ve kanının dökülmesi emri, onun gerçekleşmesi gereken şerî bir talep olduğunun delili olup onu korumak, o Müslümanın kanının kutsallığından çok daha önemlidir; bu da ümmetin siyasi vahdetinin, Müslümanların arkasında tek bir cemaat olacağı tek bir İmamın altında olmasının vacip olduğuna delalet etmektedir.
Ümmet, onlarca yıl boyunca İslam zannettiği sloganların peşinde boş yere dolaşıp durduktan sonra bir bütün olarak İslam'a geri dönmeye başlamış ve vahdetinin yolunun, siyasi vahdeti ve cemaatinin yeniden tesis etmek için çalışmakta olduğunu, meselenin tehlikeler ve zorluklarla dolu korkunç bir mesele olmaya devam ettiğini ancak zorlukla birlikte zaferin ve zorlukla birlikte kolaylığın olacağını hissetmeye başlamıştır. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Rana Mustafa



