- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Bugün Dünyanın İhtiyacı Olan Şey Nedir?
ABD ve Yahudi varlığının İran'a yönelik düzenlediği saldırının ardından, dünya ülkeleri, siyasi gruplar, hatta bireyler seslerini yükselterek, bu konuyla ilgili görüşlerini açıklıyorlar ve tutumlarını ifade ediyorlar.
Petrol ve gaza ihtiyaç duyan Doğu ve Batı ülkeleri, savaş öncesi durumun doğru ve iyi olduğunu söylüyor. Doğu ve Batı'daki gelişmiş ülkelerin teknolojisine ve ürünlerine bağımlı olan ülkeler, savaşın yol açabileceği enerji kıtlığı sonucunda fiyatların yükselmesinden ve ekonomik krizlerin daha da ağırlaşmasından korktukları için, savaş öncesi durumun daha iyi olduğunu vurguluyorlar.
Bu bağlamda akide ve siyasi sistemlerin farklılıklarına rağmen, Müslüman ve Müslüman olmayan ülkeler büyük ölçüde benzer tutumlar sergiliyorlar. Bazıları olanların sorumluluğunu Trump'a, yönetimine ve Cumhuriyetçilere yüklemekte ve eğer demokratlar iktidarda olsaydı bunların yaşanmayacağını, dünyanın adalet ve istikamet bir düzen içinde olacağını iddia etmektedir. Onların çoğu da, son zamanlarda Birleşmiş Milletler kurallarının ve uluslararası hukukun defalarca ihlal edildiğini vurguluyor ve eğer bu kurallar gerektiği gibi uygulanmış olsaydı, dünyanın adalet, güvenlik ve barış içinde yaşayacağını düşünüyorlar.
Peki beş büyük ülke tarafından kurulan Birleşmiş Milletler ve bununla birlikte uluslararası kanunlar, küresel ekonomik ve mali düzenlemeler, gerçekten adalet, barış ve refahın kaynağı mıdır? Yoksa tüm dünyanın tanık olduğu savaşların, trajedilerin, felaketlerin ve acıların kaynağı mıdır?
Sömürgeciliğin, ekonomik, kültürel ve askeri nüfuzun etkilerinden henüz kurtulamamış ve bölünmüş olan İslam beldelerinden bazıları hâlâ Amerika’ya bağlı kalmakta olup onun kanatları altında kalmanın daha iyi olduğuna inanırken, diğer bazıları ise geleceğin Çin ile işbirliğinde yattığını düşünmekte ve bir üçüncü grup da Sovyetler Birliği'nin gerçek bir güç olduğunu ve artık onun yasal varisi olan Rusya ile işbirliği yapma zamanının geldiğini savunmaktadır!
Yönetiminde hezimete uğrayan bu ülkelerin liderleri, kendilerine sadık Müslüman alim ve fetva sahiplerini, görüşlerini halk arasında yaymaya zorladıkları gibi kendi görüşlerini de sanki İslami görüşlermiş gibi zorla topluma dayatmaktadırlar.
Siyasi gruplar da dahil olmak üzere dünyanın yozlaşmasını ve onun zulüm, açgözlülük ve ahlaki çöküşün içinde boğulduğunu izleyen herkes, kendi ülkelerinin liderleri gibi, reformun yolunun demokraside ve uluslararası kanunların doğru bir şekilde uygulanmasında yattığını düşünmektedir. Peki, durum gerçekten böyle midir?
Uluslararası kanunların yozlaştığını, Birleşmiş Milletler’in dünyadaki zulmün ve şiddetin odağı haline geldiğini ve uluslararası askeri, ekonomik ve mali kuruluşların insanlığın başına gelen felaketlerin kaynağı olduğunu idrak eden Müslümanlardan bazı şahıslar, alimler ve fakihler, bunlardan kurtulmanın yolunun Hilafet olduğunu düşünmektedir.
Bugün bazı alimler ve Müslümanlar, bilim alanında gelişmiş ülkelerin gerisinde kaldığımızı, bilimin bizi kurtaracağını ve ona büyük ve ciddi bir önem vermemiz gerektiğini düşünüyorlar! İslam ülkelerinde çeşitli ilim dallarındaki bilim insanlarının sayısı, diğer herhangi bir ülkedeki sayının kat kat üzerindedir. Peki bu bizi kurtardı mı? Ve gelecekte de kurtaracak mı?
Bazıları, Müslüman ülkelerinin çoğunun yoksul olduğunu ve zenginliklerden yoksun olduğumuzu söylüyor. Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Kuveyt gibi zengin ülkeler, sahip oldukları servet sayesinde kendilerini gerçekten kurtarabilirler mi? Yoksa güvenlik ve istikrarı sağlamak için zenginlik tek başına yeterli değil mi?
Bazı insanlar, silah üretimi için fabrikalarımızın olmadığını ve ümmetin kendini güvence altına almak ve kendini kurtarmak için bunlara acil olarak ihtiyaç duyduğunu savunmaktadır. Peki Pakistan, nükleer silahlara sahip olduğu halde kendini kurtarabilmiş midir?
Bazı insanlar, Müslümanların ahlakının bozulduğunu ve ıslaha giden yolun, nesilleri erdemler ve yüce ahlaki değerler üzerine yetiştirmekte yattığını savunmaktadır...
Kapitalist, demokratik veya sosyalist rejimler, uluslararası kanunlar, Birleşmiş Milletler ya da yeni ortaya çıkan herhangi bir askeri, ekonomik veya siyasi ittifak, insanlığa mutluluk ve refahı garanti edebilir mi, yoksa bu sadece bir yanılsama mıdır?
Yaratıcı Allahu Teala'nın indirdiği İslam nizamı, Müslümanları ve hatta tüm insanlığı cehalet, zulüm ve şiddetten, ekonomik çöküş ve ahlaki yozlaşmadan kurtarabilecek ve onlara sonsuz mutluluk ile tükenmez gerçek refah bahşeden tek yoldur. Bu nizam, insanlığın onu icat etmesini veya ortaya çıkarmasını gerektirmez; zira o, 14 asırdan fazla bir süredir hiçbir tahrifat veya bozulmaya uğramadan varlığını sürdürmekte ve Kur'an-ı Kerim ile nebevi sünnette geçtiği gibi tertemiz bir şekliyle kalmıştır.
Tüm insanlık, özellikle de İslam ümmeti, bu sistemi başka şeylerle karıştırmadan olduğu gibi anlayabilen, doğru bir şekilde aktarabilen ve doğru bir şekilde uygulayabilen aklı başında liderlere ihtiyaç duymaktadır.
Peki, ümmet içinde bu özelliklere sahip olan kimse var mıdır? Evet, 1953 yılından beri sizin aranızda ve sizinle birlikte mevcutturlar. Ey saygıdeğer Müslümanlar, ey dinleyenler ve ey görenler, onları saf bir kalple dinleyin ve onlara gerçek bir basiretle bakın ki böylece hakkı olduğu gibi kavrayabilesiniz. Onları dinleyin, onlara sımsıkı sarılın, onlara itaat edin, onlara yardım edin ve onların sözlerini tam bir bilinçle ve samimi bir ihlasla uygulayın ki böylece adımlarınız hak ve hidayetle uyumlu olabilsin.
Bugün bu hususa en çok ihtiyacı olanlar, tüm dünya, özellikle de sizlersiniz ey Müslümanlar; çünkü bu, kurtuluşa, hidayete ve gerçek mutluluğa giden tek yoldur.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed Hadi



