Salı, 09 Recep 1444 | 2023/01/31
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Haber-Yorum Yahudilerin Filistinlilere Yönelik Üçüncü Tehciri: Ne Zaman ve Nereye Kadar?

بسم الله الرحمن الرحيم

Haber-Yorum

Yahudilerin Filistinlilere Yönelik Üçüncü Tehciri: Ne Zaman ve Nereye Kadar?

Haber:

Yahudi varlığının temsilcisi ile Ürdün’ün Birleşmiş Milletler temsilcisi arasında, Ürdün'ün Batı Şeria'yı 2023’e kadar işgal etmesi konusunda 06/01/2023 tarihinde Güvenlik Konseyi’nde ilk kez bir görüşme gerçekleşti.

Yorum:

Yahudi varlığı, ilk günden itibaren bir Yahudi devleti olarak kuruldu. Kurulmasından bu yana siyasi koşullar, Filistinlilerin kısmen de olsa kendi topraklarında var olmaya devam etmelerini ve hepsinin bir anda tehcir edilmemesini gerektirdi. Nitekim varlık, devletin Yahudiliğini teyit etmeye devam etti ve bu, Haaretz Gazetesi’nin 07/10/2022’de yaklaşık 200.000 Filistinlinin Cenin’deki veya başka bir yerdeki kamplara gönderilmesi senaryosunu yayınlamasından sonra artık bir sır olmaktan çıktı. Ayrıca “Transjordan” olarak adlandırılan ve geçiş emirliği “Transient” veya tehcir (vatanı) “Transfer” emirliği anlamına gelen Doğu Ürdün emirliği gibi kurulan Ürdün’e tehcirin olması da uzak değildir.

 İlk tehcir (yerinden edilme) 1948 savaşının ardından meydana geldi. Zira yaklaşık 750.000 Filistinli, çoğu geçici Doğu Ürdün’e ve o tarihe kadar Filistin’in bir parçası olan Batı Şeria’ya göç etti. Sonra ikinci tehcir 1967 yılında oldu. Zira yaklaşık 250.000 kişi Batı Şeria’dan Ürdün Haşimi Krallığı olarak bilinen yere göç etti.

Yahudi varlığı, tüm Filistin toprakları üzerinde kendi devletlerinin inşa edilmesini tamamlama ve Filistin halkını oradan tehcir etme emellerini gerçekleştirmek için çalışmaktan hala vazgeçmedi. Arap ülkeleri ise hala Amerika ve İngiltere’nin egemenliği altında olup onlar Yahudi varlığına karşı koymak ve Filistin’i özgürleştirmek gibi bir düşünceye sahip değillerdir.

Haaretz 07/10/2022 tarihinde şu metnin geçtiği bir haber yayınladı: “Likud liderleri ve Yahudi güçleri, “İsrail’in” Arapların yerlerinden edilmesiyle ilgili planlarını gizlemiyorlar.” Ayrıca Ben Gvir, "‘İsrail’in düşmanlarını ‘İsrail’ topraklarından çıkarmak" için çalışacak bir “göçü teşvik etmek için ulusal bir komite” kuracağına dair söz verdi. Yine Michael Ben-Ari, “Yahudiler katledilirken çatılarda dans eden Umm el-Fahm Araplarının” göçünü teşvik etmek için çalışacağını duyurdu. Dahası Haaretz, tehcir operasyonu için bir plan yayınladı ve Yahudi ordusunun iki gün içinde 200.000’den fazla kişiyi yerinden edecek bir mekanizmaya sahip olduğunu ifade etti. Nitekim plan, Suriye ve Lübnan'da çatışmalar çıkarmakla başlıyor, ardından Yahudi varlığı İran’ın Lübnan’daki partisinin füzeler ve insansız hava araçlarıyla saldırılarına maruz kalıyor. Ayrıca Yahudi ordusunun hareketi ve Arap köylerinden geçişi sırasında, arabaları ve araçları Arapların saldırısı sonucu molotof kokteyllere ve taşlara maruz kalıyor. Bunun üzerine Yahudi güçleri, askeri eylemlerin engellenmemesi bahanesiyle onları zorla yerinden ediyor. Nitekim iki gün içinde 200.000 Filistinli Batı Şeria’ya veya Ürdün’e tehcir ediliyor.

Filistinlilerin üçüncü kez yerinden edilmesi konusu sadece bir propaganda değildir. Aksine bu, özellikle Yahudi liderler Ürdün’ün tehcir için kurulduğunu bildiklerinden dolayı ciddi bir düşüncedir. Belki de Ürdün yöneticilerinin, alternatif vatan takıntısının nedeni budur.

Geçenlerde Güvenlik Konseyi koridorlarında bir Yahudi büyükelçinin Ürdün’ün Batı Şeria’yı işgal ettiği iddiasıyla yaşananlar, Yahudilerin gerek kendi davaları gerekse Filistin davası için en iyi çözüm olarak gördüklerini alenen göstermelerinin bir başlangıcıydı. Zaten Yahudi varlığının zorla tehcir etmesinin önünde gerçek bir engel de yoktur.

Her zamankinden daha yakın olan böyle bir senaryodan sanki başka bir dünyadan bahsediyormuşuz gibi bahsetmemiz ne kadar üzücü! Ama daha da üzücü olanı dengelerin alt üst olacak olması ve Filistinliler de dahil olmak üzere Arapların Filistin topraklarının işgalcisi haline gelmesi olacaktır! Yahudi varlığının temsilcisinin Güvenlik Konseyi’nde, Ürdün’ün Kudüs de dahil olmak üzere Batı Şeria’yı işgal ettiği şeklinde işaret ettiği şey işte budur. O halde şayet Filistinliler ve Yahudiler arasında Filistinliler için bir devlet kurulmasının tanınacağını öngören nihai bir barış anlaşması olursa bu, Yahudi devletinin ayrıcalıklı bir Yahudi devleti olmasının gerekliliği ve Filistinlilerin buradaki varlıklarının meşru olmadığı anlamına gelmektedir. Yüzbinlerce Filistinlinin, başından beri tehcir devleti veya transfer devleti olmak için kurulan Ürdün’e tehcir edilmesinin meşruiyetini güçlendiren şey işte budur.

Üzülerek belirtmek isterim ki artık sahada İslam beldelerinin başına gelenleri ve Yahudilerin ve onların arkasındakilerin planlarını durdurabilecek hiçbir şey yoktur. Hatta 1920’den beri, dünyayı meşgul eden ve Yahudilerin plan ve politikalarının ertelenmesine neden olan uluslararası koşullar dışında hiçbir şey onların planlarını engelleyemedi. Dolayısıyla ne Arap orduları, ne gerilla örgütleri, ne de Körfez’in paraları Yahudileri hedeflerini gerçekleştirmekten caydıramadı. Aksine tüm bu kaynaklar, kendilerini Yahudilere hizmet etmeye adayan yöneticiler tarafından kullanıldı. Kesin olan ve en ufak bir şüphe olmayan şey; Müslümanların beldelerindeki siyasi vakıanın, köklü olarak değişmesi gerektiğidir. Bu da ancak Filistin’in tamamen Yahudileştirilmesine nasıl karşı çıkılacağıyla başlayıp ardından Yahudilerin, Amerika, İngiltere ve Fransa ile birlikte yüz yıldan fazla bir süredir yapmaya çalıştıklarının ancak kendisiyle engelleneceği zati güç kaynaklarına sahip olmak için çalışmakla mümkündür.

Hiç kimsenin tartışmayacağı hakikat ise; bu temeldeki köklü bir değişimin, ancak Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin olduğu İslam’ın siyasi nizamının geri dönüşüyle mümkün olacağıdır. اَلَّذٖينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ بِغَيْرِ حَقٍّ اِلَّٓا اَنْ يَقُولُوا رَبُّنَا اللّٰهُؕ وَلَوْلَا دَفْعُ اللّٰهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَهُدِّمَتْ صَوَامِــعُ وَبِيَعٌ وَصَلَوَاتٌ وَمَسَاجِدُ يُذْكَرُ فٖيهَا اسْمُ اللّٰهِ كَثٖيراًؕ وَلَيَنْصُرَنَّ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُؕ اِنَّ اللّٰهَ لَقَوِيٌّ عَزٖيزٌOnlar sırf “Rabbimiz Allah’tır” dediklerinden dolayı haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmıyla diğer kısmını engellemesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler -ki oralarda Allah’ın adı çokça anılır- yıkılır giderdi. Allah kendi dinine yardım edenlere muhakkak yardım edecektir. Kuşkusuz Allah güçlüdür, mutlak galiptir.” [Hac 40]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Dr. Muhammed Ceylani

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER