Çarşamba, 13 Zilhicce 1445 | 2024/06/19
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Zaferlere İhanetin Kutlaması Olmaz!

بسم الله الرحمن الرحيم

Haber-Yorum

Zaferlere İhanetin Kutlaması Olmaz!

Haber:

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla bir kutlama mesajı yayımladı. Erdoğan mesajında şu ifadeleri kullandı:

"Mustafa Kemal Atatürk'ün ifadesiyle 30 Ağustos Zaferi, 'Türk Ordusu'nun, Türk subay ve komuta heyetinin yüksek güç ve kahramanlığını tarihte bir daha belirleyen çok büyük bir eserdir. Türk milletinin özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz anıtı olan bu zaferle milletimiz, iradesine boyunduruk vurdurmayacağını tüm dünyaya ilan etmiştir. Bu vesileyle bir kez daha Cumhuriyet'imizin kurucusu, Büyük Taarruz’un Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal'i ve silah arkadaşlarını minnetle yad ediyor, tüm şehitlerimize ve gazilerimize Allah'tan rahmet niyaz ediyorum.” (30.08.2023- Ajanslar)

Yorum:

Osmanlı Hilafet Devletinin enkazı üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti bir resmi bayramlar ülkesidir. Halkın inancına rağmen kurulan ve kuruluşundan bugüne kadar Türkiye’ye düşmanlık eden kafir devletlere karşı kayda değer bir başarısı olmayan laik cumhuriyet rejimi, Müslümanların tarihteki kahramanlık hikayelerini yalan ve saptırma ile kendisine mal ederek, zafer kutlaması gerçekleştirmektedir. Anlamından ve ruhundan koparılan 30 Ağustos Zafer Bayramı da bu bayramlardan biridir ve 1935 yılından itibaren resmî olarak kutlanmaktadır.

Şüphesiz tarihin gerçek yüzünü ortaya çıkartmak bir makale ile mümkün değildir. Ancak şu bilinen bir gerçek ki, cumhuriyetin ilanına kadar yapılan bütün savaşlar İslam ve Hilafet uğrunda yapılmıştır. İngilizlerin komuta ettiği itilaf devletlerince işgal edilen Anadolu toprakları, doğudan batıya kadar birçok milletten oluşan Müslüman halkların, bir bütün olarak direnişi sonucunda işgalden kurtarılmıştır. Tarih kitaplarında “Kurtuluş Savaşı” olarak adlandırılan ve yaklaşık dört yıl süren bu savaşta, Müslümanlar İslam ruhu ile hareket etmiş ve kafirlere karşı cihat anlayışı ile mücadele etmiştir. Çanakkale Şehitliği’nde isim ve memleketleri yazılı mezar taşları halen canlı tanıklardır.

Bu mücadelenin son halkası, Başkumandanlık Meydan Muharebesi olarak bilinen savaş, İngilizlerin güdümündeki Yunanlılara karşı yapıldı. İzmir ve çevresini işgali altında tutan Yunanlılara karşı 26 Ağustos 1922’de taarruz başladı. Tarih 30 Ağustos’u gösterdiğinde ise Yunanlılar geçtikleri yerleri tahrip ederek geri çekildiler. Daha sonra Yunanlılar Anadolu topraklarından tamamen çıktılar. Bu savaşta askerlerin samimi mücadelesine ek olarak İngilizlerin bilinçli bir oyunu da sahnedeydi. İngilizler bir yandan savaşa birlikte girdiği Fransa, İtalya ve Yunanlıları diskalifiye ederek Osmanlı bakiyesi üzerinde tek başına söz sahibi olmak, diğer taraftan bu savaşa başkomutan olarak katılan M. Kemal’i parlatmak sureti ile kendisine muhatap almak istiyordu. Dolayısı ile Yunanlıların çekilmesini bizzat İngiltere istedi.

Ancak işin içinde hile olsa da ortada kazanılmış bir zafer vardır. Eğer anılacaksa da ruhuna uygun olarak anılması gerekir. Fakat bu zafer de Çanakkale ve diğer birçok zafer gibi ruhundan ve amacından saptırılmıştır. Öncelikle bu zaferde, neredeyse başarının tamamı M. Kemal ve Cumhuriyet’in kurucu kadrosuna atfedilmektedir ki o gün de amaçlanan bu idi. İkincisi, bu savaşlarda mücadele edip canını veren, savaşan Müslümanların evlatları, sadece Türkler değildi. Üçüncüsü, cephelerde canını veren Müslümanlar ve cephe gerisinde her türlü desteği veren halk, İslam ruhu ile ve İslami değerler için mücadele etti. Ancak, tarih kitaplarında ve bu zaferin yıldönümü kutlamalarında Cumhuriyet’in kurucu kadrosuna ve Türk milliyetine övgü öne çıkmaktadır. Hatta öyle ki yapılan mücadelenin sadece Türklük ruhu ile Cumhuriyet ve laiklik için yapıldığı vurgulanmaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu yıl yayımladığı mesajda da aynı saptırıcı dil kullanılarak, Türk ordusunun subay ve komuta heyetine övgüde bulunulmuş, Müslümanların uğrunda savaşıp şehit olduğu İslam’a ve Hilafet’e hiç yer verilmemiştir. Erdoğan’ın bu yaptığı Kemalist fikir ve dayatmalardan kendilerini kurtarsın diye ona destek veren Müslümanları düpedüz aldatmaktır. Rasulullah Sallallahu aleyhi ve Sellem’in buyurduğu gibi Müslümanları aldatanlar onlardan değildir. Yine Rasulullah Sallallahu aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

مَا مِنْ عَبْدٍ يَسْتَرْعِيهِ اللَّهُ رَعِيَّةً يَمُوتُ يَوْمَ يَمُوتُ وَهُوَ غَاشٌّ لِرَعِيَّتِهِ إلا حرم الله عليه الجنة

“Allah kime bir yöneticilik verir de, o öldüğü gün halkını aldatmış olarak ölürse, Allah ona Cenneti haram kılar.” (Muslim 142)

Son olarak her 30 Ağustos kutlamalarında öne çıkarılan “şanlı ordu”, “güçlü ordu” ifadelerine binaen şu soruları sormamız elzemdir. Gerçekten iddia edildiği gibi şanlı ve güçlü bir ordudan bahsediyorsak –ki gerçekten şanlı ve güçlü bir ordudur- bu ordu niye Müslümanların yardımına gitmiyor? Filistin’de, Suriye’de, Keşmir’de Doğu Türkistan’da Arakan’da vs. İslam beldelerinde Müslümanlar katledilirken bu ordu ne yapıyor? Nasıl “peygamber ocağı” olarak yerinde durabiliyor? Askerleri “Mehmetçik” vasfı ile nitelenen bu ordu nasıl oluyor da haçlı kafir NATO’nun bünyesinde yer alabiliyor?

Bu soruların cevabı Müslümanların kanları üzerine kurulan batıl cumhuriyet rejiminin yapısında ve o rejimin bekçiliğini yapan yöneticilerin ihanetinde aranmalıdır. Zira ne kadar güçlü olursanız olun ipiniz kafirlerin elinde olduğu müddetçe “şanlılık” sadece tarihin güzide sayfalarında kalan bir övünç kaynağı olarak durur ve gücünüz, Müslümanların yanında değil de karşısında olur.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Muhammed Emin Yıldırım

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER