- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Özbekistan Müftüsü Neden Nazi “İsveç Demokratları” Partisiyle Görüştü?
Haber:
26 Mart’ta, Dünya Haber Ajansı şunları ifade etti: “İsveç Parlamentosu’nda (Riksdag) “Özbekistan’ın dinî hoşgörü, aşırılıkla mücadele ve terör örgütlerinin eski üyelerinin yeniden topluma kazandırılması alanındaki deneyimi” konulu uluslararası bir seminer düzenlendi.” Seminere, Özbekistan Müslümanları Dini İdaresi Başkanı ve Başmüftüsü Şeyh Nuriddin Haliknazarov başkanlığındaki Özbekistan heyeti katıldı. Ayrıca heyette, Din İşleri Komitesi Birinci Başkan Yardımcısı Davronbek Mahsudov; Yahudi cemaati başkanı Arkady Saharov; Alman Lüteriyen Kilisesi başkanı Ludmila Schmidt; Özbekistan Parlamentosu (Oliy Meclis) üyesi Dilorom Fayzieva; ayrıca din bilginleri ve uzmanlar da yer almıştır.
Yorum:
Doğrudan belirtmek gerekir ki, aşırı sağcı İsveç Demokratları Partisi temsilcisi Björn Söder, İsveç tarafından bu seminere katılmıştır. Diğer partilerin temsilcilerinin katılımına ilişkin herhangi bir şey zikredilmemiştir. Bu ise birçok soruyu akla getirmektedir: Özbekistan Müftüsünü, İslam’a ve Müslümanlara karşı nefretleriyle tanınan bu kişilere bağlayan ilişkinin doğası nedir? Peki diktatör olarak nitelendirilen Özbekistan rejimi ile İsveç Demokratları Partisi liderliğindeki demokratik İsveç arasındaki karşılıklı deneyimlerin türü nedir?
İsveç Demokratları Partisi temsilcilerinin açıklamalarına kısaca göz attığımızda, parti lideri Jimmie Åkesson'un İslam'a, Müslümanlara ve göçmenlere karşı şiddetli nefretiyle tanındığını görüyoruz. Zira camilerin müsadere edilip yıkılması çağrısında bulunduğu gibi İsveç'te yeni cami inşaatının durdurulmasının gerektiğini açıklamıştır. Ayrıca o, minarelerin ve kubbelerin, İsveç şehirlerinin özelliklerini belirlememesi gereken İslami semboller olduğunu düşünmektedir. Yine o, Müslümanları bölerek şöyle demiştir: “İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana bizim için en büyük dış tehdit İslam’dır.” “İslam sadece bir din değildir; aksine toplumun tüm yönleri üzerinde kontrolü olduğunu iddia eden kapsamlı siyasi bir ideolojidir. Bu, demokrasi ve eşitlik gibi Batılı değerlerimiz ile kökten çelişmektedir.”
İsveç’te insanlar hala Kur’an’ı yakıyorlar ve Jimmie Åkesson da Kur’an yakmayı yasayla düzenlemeye çalışmaktadır; zira şöyle demiştir: “Şahsen kitap yakmayı pek tercih etmem; ancak özgür bir demokraside, başkaları için şok edici veya rahatsız edici olsa bile, kendi görüşünü ifade etme hakkına sahip olmak gerekir.”
Ayrıca Jimmie Åkesson’un en yakın müttefiklerinden biri ve İsveç Demokratları Partisi’nden bir diğer temsilci olan Richard Jomshof da şu açıklamalarda bulunmuştur: “İslam, bir ideoloji ve çarpıtılmış bir dindir.” İslam’ı Nazizm ve komünizmle karşılaştırmış ve tamamen sakin bir şekilde ve partisinin de desteğiyle, Nebi Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e hakaret etmiştir: “… İslam hakkında bir diyalog; demokrasiye düşman olan bu din, şiddeti savunan, kadın düşmanı olan, savaş ağası, toplu katil, köle tüccarı ve hırsız Muhammed tarafından kurulmuştur.”
İsveç Demokratları Partisi, İslam’dan ve Müslümanlardan nefret edenler ve İslam’ı ve Müslümanları savunanlar olmak üzere toplumu fiilen iki kampa bölmüştür. Bu yüzden İsveç’te Kur’an-ı Kerim’in alenen yakılması, sistematik saldırılar ve camilere yönelik sabotaj eylemleri hâlâ devam etmektedir.
İsveç Demokratları Partisi’nin İslam ve Müslümanlara karşı tutumunu göz önünde bulundurarak, Özbekistan müftüsüne şu soruyu sormak mantıklı olacaktır: Bize Allah'ı öğreten Kur'an değil midir?! Bir Müslümanın, Kur'an’ı yakanlarla, sevgili Peygamberimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hakaret edenlerle ve camilerin kapatılmasını ve tüm İslami sembollerin yasaklanmasını talep edenlerle ne tür bir ilişkisi olabilir ki?! Dininizde her şey yolunda mı?!
Ey Özbekistan Müslümanları: Sevgili Peygamberimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize, Kur'an-ı Kerim'i getirmedi mi? Bir Müslüman için Allah'tan, Kur'an'dan ve Nebi Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den daha kutsal ne olabilir ki? Artık kaderimizi kendi ellerimize alıp İslam’ın düşmanlarıyla Müslümanlara karşı komplo kuran despot yöneticilerden ve utanç verici müftülerden kurtulmamızın zamanı gelmedi mi? Artık bu yozlaşmış gerçekliği değiştirmenin ve İslam'a ve Müslümanlara layık bir yöneticinin liderliği altında adil bir yönetimi kurmanın zamanı gelmiştir. Nitekim Allahu Teala, kerim Kitabı’nda şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ “Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” [Rad 11]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Eldar Hamzin



