- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Trump’ın NATO’daki Çelişkisi: Strateji Pahasına Berlin’i Cezalandırıp Varşova’yı Ödüllendirmek
Haber:
ABD Başkanı Trump, Pentagon'un bu ülkede daha önce planlanan bir muharebe tugayının konuşlandırılmasını askıya aldığını açıklamasından günler sonra, Amerika Birleşik Devletleri'nin Polonya'ya 5000 ek asker daha göndereceğini duyurdu. (Arabic.RT)
Yorum:
Trump, Avrupa’nın geçmişte Amerika’nın korumasına fazlasıyla güvendiğini, ancak NATO’da harcamaları artırmayı taahhüt etmediğini; yani Amerika’nın sağladığı koruma ve genel olarak Avrupa kıtasına, özellikle de Almanya’ya hizmet eden büyük katkıya karşılık maddi katkısını yükseltmediğini söylüyor; zira Almanya Avrupa’nın en güçlü ekonomisine sahip olmasına rağmen savunma katkısı oranında İspanya veya Polonya gibi ülkelerle aynı seviyede yer almaktadır. İşte bundan dolayı Trump'ın, “bedavaya koruma yok” ilkesine dayanan politikası şekillenmiştir; dolayısıyla buna göre kim korunmak istiyorsa, bunun bedelini Amerikan silahı satın alarak ve eğitim, planlama, tatbikatlar ile bu silahların işletilmesi için gereken her konuda Amerika'nın uzmanlığına dayanarak ödemek zorundadır.
Ancak bu mantık; ittifakın üyesi ve Rusya sınırına en yakın olan Polonya’ya 5000 Amerikan askeri gönderme yönündeki son kararıyla açıkça çelişmektedir. Peki Trump’ın davranışındaki bu çelişki; “Amerika'nın İran'a karşı yürüttüğü savaşı katastrofik (feci) bir siyasi hata ve uluslararası hukukun açık bir ihlali” olarak nitelendirerek eleştiren Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier üzerinden Almanya’ya yönelik bir cezayı mı temsil etmektedir? Berlin ile Washington arasındaki ilişkilerde derin bir çatlak oluşturan bu durum; Polonya'nın ittifaka katkısı Almanya'nın katkısının dörtte birini bile geçmemesine ve ekonomisi, kendi üretimine bağlı olmaktan daha çok yardımlara bağlı olmasına rağmen, Trump'ı Almanya'dan 5000 asker çekip Polonya'yı aynı sayıda askerle ödüllendirmeye iten temel sebep olduğu görünmektedir.
İşte burada, ABD Başkanı'nın İran ile savaşa girmesinden ve hemen ardından gerçekleştirdiği Çin ziyaretinden bu yana davranışlarının belirgin bir özelliği haline gelen bu çelişkili ve çalkantılı “Trumpvari” davranışı ortaya çıkmıştır; zira onun sarsılan kişiliği ile açıklamalarındaki ve duruşundaki dengesizlik net bir şekilde açığa çıkmıştır. İşte bu çalkantılı durum, Amerikan Kongresi’ni, askeri faaliyetlerini kendi uygun gördüğü şekilde sonlandırması için (süresi zaten dolmuş olan) 60 günlük azami bir mühlet belirlemeye ve aynı zamanda Kongre’ye danışıp onayını almadıkça yeni herhangi bir askeri maceraya girmesini de tamamen yasaklamaya sevk etmiştir.
Trump ve yönetiminin liderliğindeki Amerika; kendisini bu savaşın tehlikelerine ve anlamsızlığına karşı uyaran ve İran’ın nükleer programına ilişkin raporların doğru olmadığını teyit eden Amerikan istihbarat raporlarını görmesini engelleyecek derecede megalomani (büyüklük hezeyanı) ve kibir hastalığına yakalanmıştır. Ayrıca bu narsisizm (bireyin kendi bedenine ve zihnine aşırı hayranlık duyması); Trump’ın ve savaş bakanının, Orta Doğu'daki bir savaşın ne kadar anlamsız ve beyhude olduğu konusunda son derece deneyimli olan ve İran'a karşı, hepsi Amerika ekonomisi ve geleceği için başarısızlıkla ve felaketle sonuçlanacak 16 farklı savaş senaryosu hazırlayan ordu komutanları ile generallere karşı gözlerinin kör olmasına neden olmuştur. Dolayısıyla Trump, onlara kulak vermek yerine görevden uzaklaştırmış ve kendi görüşünü takip etmiştir.
Amerika'nın şu anda yaşadığı sonuç ise acı bir gerçeklikten ibarettir: Zira kamu borcu yılda 2 trilyon Dolar oranında artmış olup özellikle İran'a karşı yürüttüğü savaşta kendisine destek vermeyi reddeden müttefikleri olmak üzere ülkeler, onun politikalarına isyan etmiştir. Hatta Amerika'nın yaptırımlarından korkan ve yaptırımlar için kılı kırk yaran Çin ve Rusya gibi ülkelerin gözünde bile Amerika'nın heybeti düşmüş ve Washington’ın geleneksel müttefikleri ise şüphe ve güvensizlikleri ortadan kaldıracak yeni ilişkiler ve güven köprüleri inşa etmek amacıyla yüzlerini bu rakiplere çevirmişlerdir. Nitekim bu sahneye, Allahu Teala’nın şu kavli intibak etmektedir: يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُم بِأَيْدِيهِمْ وَأَيْدِي الْمُؤْمِنِينَ فَاعْتَبِرُوا يَا أُولِي الْأَبْصَارِ “Evlerini kendi elleriyle ve müminlerin eliyle harap ediyorlardı. İbret alın ey akıl sahipleri!” [Haşr 2]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Salim Ebu Sebeytan



