- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haberlere Bakış
09/08/2026
* Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı - Cumhurbaşkanlığı İdaresi Dış Politika Dairesi Başkanı Hikmet Hacıyev, Türk basınına geniş bir açıklama yaptı.
Modern.az Türkiye'den bir grup gazeteci, "Karabağ Barış Coğrafyası Krabağ" programı kapsamında Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı H.Haciyev ile görüştü.
Gazetecilerle yapılan görüşmede, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı bölgede yaşanan birçok konuya değindi.
…Hikmet Hacıyev ayrıca Azerbaycan'ın Filistin konusundaki tutumunu şöyle dile getirdi: “Zaman zaman bu konuda kirli propaganda yapıldığını görüyoruz. Azerbaycan'ın Filistin meselesinde ilkeli bir duruşu vardır: iki devletli çözüm ilkesi. Doğu Kudüs'ün başkent olduğu bağımsız bir Filistin devletinin kurulması bu yaklaşımın temelini oluşturur. Azerbaycan'ın Ramallah'ta diplomatik bir misyonu bulunmaktadır. Azerbaycan, Filistin'i bir devlet olarak tanır ve bu konumunu sürdürür. Filistin Başbakanı Azerbaycan'daydı ve onu dinledik. Bize sordukları bazı sorular vardı. Ve biz onları İsraillilere aktardık” (modern.az, 5/8/2026).
Azerbaycan’ın, Yahudi varlığının Gazze’ye yönelik katliamından sonraki siyasi sürecine kısa bir şekilde göz attığımızda, Azerbaycan’ın Filistin’den ziyade Yahudi varlığının projesine hizmet ettiğini net bir şekilde görebiliriz:
1- Gazze'deki çatışmalar sürecinde Azerbaycan, Bakü-Tiflis-Ceyhan hattı üzerinden Yahudi varlığının petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 40-46'sını karşılamaya, askeri ve istihbarat ortaklığını derinleştirmeye devam etmiştir.
2- Azerbaycan ham petrolü, Baku-Tiflis-Ceyhan (BTC) Boru Hattı aracılığıyla Türkiye'nin Ceyhan limanına ulaştırılmakta ve buradan tankerlerle Yahudi varlığına sevk edilmektedir
3- Uluslararası enerji takip raporları, Yahudi varlığının Gazze operasyonları dönemindeki petrol ithalatının en büyük kısmının Azerbaycan'dan sağlandığını ortaya koymuştur.
4- Azerbaycan devlet petrol şirketi SOCAR, İsrail açıklarındaki Akdeniz'in en büyük doğal gaz sahalarından biri olan Tamar gaz sahasında %10 oranında hisse satın alarak ortaklık anlaşmasını 2025 yılı ortalarında resmi olarak tamamlamıştır.
5- 7 Ekim 2023'teki Aksa Tufanı operasyonun ilk haftasında Azerbaycan, Filistinli grupların gerçekleştirdiği gösteriler sırasında Aksa Tufanı operasyonunu kınayarak Yahudi varlığına desteğini açıklamıştır.
6- Azerbaycan Savunma Bakanı Zahir Hasanov'un 19 Mayıs 2025 tarihinde “İsrail'e” yaptığı ziyaretle iki ülke arasındaki yakın ilişki bir kez daha gündeme gelmiş; Yahudi varlığı Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Savunma Bakanı Israel Katz, Azerbaycanlı mevkidaşına ülkesinin Yahudi varlığına Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki saldırılarının ardından verdiği destek için teşekkür etmiştir.
Bu kısa veriler, Azerbaycan’ın Yahudi varlığının Gazze ve Batı Şeria’da gerçekleştirdiği katliamlara tam destek verdiğini, şehit olan Müslümanların kanlarını hiç umursamadığını ve Filistin meselesi hakkındaki tutumunun ise Yahudi varlığının ana destekçisi sömürgeci kafir Amerika’nın projesi olduğunu göstermektedir. Hikmet Hacıyev’in “Doğu Kudüs'ün başkent olduğu bağımsız bir Filistin devletinin kurulması, Azerbaycan'ın Ramallah'ta diplomatik bir misyonunun bulunması ve Azerbaycan’ın, Filistin'i bir devlet olarak tanıması” şeklindeki sözleri, Müslüman Azerbaycan halkının dikkatlerini, Yahudi varlığını destekleme ve pekiştirme rolünden başka yöne çekme ve Azerbaycan’ı sanki Filistin’i destekliyormuş gibi gösterme çabasından başka bir şey değildir. Zira sömürgeci ülkeler ile onların ajanları olan Müslümanların başındaki yöneticiler gibi Azerbaycan hükümeti de, Yahudi varlığı ile barış içinde yaşayacağı varsayılan iki devletli çözümün uygulanmasının, tamamen hayal ürünü, pratiği olmayan ve gerçeklikten kopuk bir fikir olduğunu çok iyi biliyorlar. Bu yüzden iki devletli çözüm, sömürgeci güçlerin Müslümanları Yahudi varlığını kabul etmeye, işgal ettikleri Müslümanların topraklarını terk etmeye ve on yıllardır süren iğrenç işgal suçlarını görmezden gelmeye zorlamak için kullandıkları alaycı bir araçtan başka bir şey değildir! Dolayısıyla sömürgeci kafirin bu çözümünü kabul etmek, Allah'a, Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ve dinimize olan bir ihanettir.
* Kazakistan hafif sanayi gelişiminin yeni aşamasını başlattı. Başbakan Yardımcısı ve Ulusal Ekonomi Bakanı Serik Zhumangarin, hafif sanayi gelişimini tartışmak üzere bir toplantıya başkanlık etti. Toplantıda hükümet yetkilileri, Atameken Ulusal Girişimciler Odası, Damu Girişimcilik Geliştirme Fonu ve iş dünyası liderleri bir araya geldi.
Toplantıda 2026–2030 Hafif Sanayi Geliştirme Kapsamlı Planı'nın ana hükümleri sunuldu.
Sanayi Bakan Yardımcısı Olzhas Saparbekov'un belirttiği gibi, belge mevzuatı iyileştirmeyi, tedarik mekanizmalarını, gölge ithalatla mücadeleyi, yatırım çekmeyi, yerel markaları geliştirmeyi ve insan gücü eğitimini geliştirmeye yönelik 28 önlemi kapsamaktadır. (Kazinform Haber Ajansı, 06/08/2026).
Hafif sanayi, doğrudan tüketiciye yönelik son ürünleri veya küçük ve hafif eşyaları üreten sermaye ihtiyacı daha az olan imalat sektörüdür. Tekstil, gıda, mobilya, giyim ve ev aletleri gibi alanları kapsar.
Kazakistan, dünya uranyum üretiminde birinci, petrol, doğal gaz, krom, kurşun, çinko, bakır ve kömür rezervlerinde ise küresel ilk sıralarda yer alan, yüzden fazla mineral çeşidine sahip zengin bir yer altı potansiyeline ve geniş tarım/bozkır coğrafyasına sahiptir. Sovyetler Birliği döneminde (1920–1991) Kazakistan’da, planlı ekonomi ile ağır sanayi ve madencilik ön plana çıkmış ve Kazakistan, Sovyetler'in metal, kömür ve nükleer hammadde üssü olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sırasında Rusya'dan taşınan fabrikalarla imalat sanayisi kurulmuştur. Bu da altyapı ve demiryolları ağırlıklı olarak hammaddeyi merkeze taşımak için yapılmıştır.
Sözde bağımsızlık sonrası ve modern döneme (yani 1991 ve günümüze) gelince: 1991'de sözde bağımsızlık sonrası devlet işletmeleri özelleştirilmiş, petrol ve doğalgaz sektörü ekonomik büyümenin ana motoru olmuş ve küresel sermaye (sömürgeci Amerika ve Avrupa ülkeleri) ile madencilik (bakır, çinko, uranyum) modernize edilmiştir. Son yıllarda da tarım (özellikle un ve gıda) ile imalat sektörlerini çeşitlendirme politikaları uygulanmaktadır. Kazakistan, tüm ekonomi politikalarını, önce kafir Rusya’nın, sonra da sömürgeci kafirler Amerika ve Avrupa’nın projeleri doğrultusunda belirlemiştir. Zira yönetimin başına gelen tüm yöneticiler, kendi iktidarları ve maddi çıkarları uğruna halkın servetlerini sömürgeci kafirlere peşkeş çekmişler. İşte bu yüzden on yıllar geçmesine rağmen hala hafif sanayi gelişiminin yeni aşamasının başlatılmasından bahsetmektedir. Oysa gerek ağır gerek hafif sanayi sömürgeci kafilerin projelerine hizmet ettiği sürece Kazakistan ve halkı asla kalkınma yolunda ilerlemeyecektir. Bu geri kalmışlıktan kurtulmanın tek yolu İslam’ın ekonomik sistemine geri dönmektedir. Nitekim bu minvalde Hizb-ut Tahrir’in Emiri Ata İbn Halil Ebu Raşta’nın 02/08/2023 tarihli soru cevabında şöyle geçmektedir:
[İslami Devlet; İslami daveti, davet ve cihad metodu ile taşıyan devlet olduğuna göre, cihad ile kaim olmak için hiç şüphesiz sürekli hazırlıklı bir devlet olacaktır. Bu ise harbiye siyaseti esası üzerine kurulu olarak, -gerek ağır gerekse hafif olsun- kendi sanayisinin bulunmasını gerektirir. Öyle ki bu fabrikaları harp sanayisine dönüştürme ihtiyacı duyduğu zaman, dilediği vakitte dönüştürebilmesi kolay olsun. Bundan ötürü Hilafet Devleti’ndeki tüm sanayilerin harbiye siyaseti esası üzerine kurulması gerekir. Yine ister ağır sanayiler üretenler olsun isterse hafif sanayiler üretenler olsun, tüm fabrikaların da bu siyaset esası üzerine kurulması gerekir ki devletin ihtiyaç duyduğu herhangi bir vakitte, üretimlerinin harbî (askerî) üretime dönüştürülmesi kolay olsun.
Yani Hilafet Devleti’ndeki tüm fabrikaların, üretim çarkının, normalde ürettiklerinin dışında harbî (askerî) yönüyle ilgili ürünleri de kolaylıkla üretebilecek şekle dönüştürülebilmesi gerekir; örneğin şayet bir sivil otomobil fabrikası varsa, onun teknik ve pratik açıdan üretim çarkının, devletin kâfirlere karşı savaşta kullanacağı araçları üretime dönüştürülmesi mümkün olacak şekilde inşa edilmesi gerekir…
Örneğin şayet bir giyim fabrikası varsa, onun üretimin kolaylıkla askerî kıyafet imalatına dönüştürülebilecek şekilde yapılması gerekir… Hakeza fabrikaları kurma siyaseti, üretim çarkı, fabrika binaları, darbelerden korunma imkanı, yar altı binalarında çalışma imkanı ve benzerleri açısından harbî (askerî) siyasete dayalı olmalıdır… Dolayısıyla bu, uzmanlar tarafından belirlenen ve devlet tarafından denetlenen konulardan biridir.]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ramazan Ebu Furkan



