- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Ortak Savunma Antlaşmasının Anlamı Nedir?
Haber:
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki Ortak Savunma Anlaşması.
Yorum:
Ortak savunma antlaşmaları genellikle devletler arasında, kendilerini kuşatan ortak tehlikeleri idrak etmeleri sonucunda ortaya çıkmaktadır; bu da tek başına karşılaştığında her bir devletin kendi üstesinden gelebileceği ya da en azından tek başlarına yüzleştiklerinde yenilgiye uğratılmasının ve saldırısının püskürtülmesinin zor ve maliyetli olacağı ortak bir düşmanın ortaya çıkması halinde gerçekleşmektedir; bu ise özellikle söz konusu düşmanın büyük ve güçlü bir devlet veya birlikte devasa bir askeri güç oluşturan devletler ittifakı olması halinde geçerlidir. İki Dünya Savaşı’nda Almanya ve müttefiklerine karşı İngiltere, Fransa ve Rusya’nın kurduğu ittifak işte bu kabildendir; zira Almanya, bu iki savaşın eşiğinde muazzam bir askeri güç olarak ortaya çıkmıştı. Aynı şekilde İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, komünist Sovyetler Birliği’nin Doğu Avrupa ülkelerini işgal ederek bir askeri dev haline gelmesinin ardından NATO'nun ortaya çıkması ve bunun üzerine de NATO’nun kurulmasına bir tepki olarak Sovyetler Birliği’nin liderliğinde Varşova Paktı kurulması da bu kabildendir.
Birkaç gün önce söz konusu üç ülke arasında Mekke’de ilan edilen askeri ittifaka bakıldığında, bu ülkelerden ikisi Pakistan ve Türkiye’nin İslam beldelerinde askeri açıdan en güçlü iki ülke sınıfında olmasının yanı sıra Suudi Arabistan'ın da, dünyanın en güçlü ve en büyük savaş uçağı filolarından birine sahip olduğunu görmekteyiz.
Şimdi akla gelen ilk soru şudur: İslam beldeleri için, bu Ortak Savunma Antlaşması ile temsil edilen askeri ittifakı gerektiren bir tehlikenin ortaya çıkması ilk kez mi oluyor? Yahudi varlığı, Filistin topraklarını yaklaşık seksen yıldır işgal etmiyor mu?! Yaklaşık altmış yıldır Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in İsra'sı ve İslam’ın ilk kıblesi Mescid-i Aksa’yı kontrol altında tutmuyor mu?! İslam topraklarında onlarca yıl boyunca katliam, yağma, yıkım ve toprak genişletme suçlarını işlemedi mi?! Yaklaşık üç yıldır Gazze halkını katletmeye, onu yıkıp yerle bir etmeye başlamadı mı ve bu durum şu ana kadar da devam etmiyor mu?! Yaklaşık iki yıldır hiç durmaksızın Güney Lübnan’ı yıkmaya, köylerini yerle bir etmeye ve halkını katletmeye başlamadı mı?! Suçlu rejimin devrilmesinden sonra Suriye’nin daha fazla topraklarını işgal etmedi mi?! Eski Suriye rejimi ve müttefikleri İran ile Rusya, bir milyondan fazla Suriye halkının canını alan katliamlar işlemedi mi ve onların yarısından fazlasını yeryüzünde ne yapacağını bilemez halde perişan edip yerlerinden etmediler mi? Peki ya Amerika önce Afganistan’ı, sonra da Irak’ı işgal edip bu ülkelerin halkından on binlerce kişiyi öldürmedi mi?! Hindistan, on yıllardır Jammu ve Keşmir’deki Müslümanlara saldırıp hâlâ da saldırmaya devam etmiyor mu?!...Liste bu şekilde uzayıp gitmektedir. Hatta tüm bunlardan daha vahim olanı; bu üç devletin, ister bir arada ister ayrı ayrı olsun, İslam beldelerine yönelik bazı saldırılarında onlarla veya bazılarıyla defalarca ittifak kurmuş olmaları... ne kadar utanç vericidir!
Dolayısıyla en güçlü Müslüman ülkeleri arasındaki bu ittifakın gerekçeleri, onlarca yıldan beri, hatta her birinin kuruluşundan bu yana birbiriyle örtüşmekte ve birbirini takip etmektedir. O halde sahip olduğu devasa askeri güce rağmen bu büyük ittifak neden şimdi ortaya çıktı?!
Peki bu muazzam askeri kapasitelere sahip olan bu askeri ittifakın, Filistin, Lübnan, Suriye, Keşmir, Doğu Türkistan, Çeçenistan ve saldırıya uğrayan diğer İslam beldelerindeki Müslümanların davalarını desteklemek için acil ve olumlu bir şekilde harekete geçtiğini görecek miyiz?!
Acı gerçek şu ki bu üç ülke, ABD politikasına tabi olan ya da onun yörüngesinde hareket eden ülkeler arasındadır. Siyasetin elif basını bilen herkes, ister İran ve eksenine karşı kurulmuş olduğu, ister Yahudi varlığı, Hindistan ve bunları takip edenlerin dahil olduğu eksene karşı kurulduğu söylensin, Amerika’nın kararı olmasaydı bu ittifakın asla kurulamayacağını idrak eder. ABD’nin politikası, bölgede bir devletin ya da devletler ekseninin bölgeye nüfuz etmesini engelleyecek askeri bir denge kurulmasını öngörmektedir; bu da zaman zaman ABD’nin, bundan kurtulmak ve onu sınırları içine çekilmeye zorlamak için istemediği bir çaba sarf etmesini gerektirebilir; tıpkı bugün ABD’nin bölgedeki politikalarının tekrarlanan başarısızlıkları sonucunda bölgeye nüfuz etmesinin ardından İran’ı doğal boyutlarına geri döndürmek için gösterdiği çaba gibi; nitekim art arda gelen ABD yönetimlerinin Afganistan, Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen’de hizmetlerine başvurduğu bir ortak olan İran, şimdi ABD’nin bölgeye yönelik planları önünde can sıkıcı bir engele dönüşmüştür.
Bu ülkelerin yöneticilerinin görevi, ABD’nin politikasına uyarak sadece bir ortak savunma antlaşması imzalamakla yetinmemeleri ve bu saçmalığı geride bırakarak tek bir süper devlet olması için ülkelerini birleştirmek için uzlaşmalarıdır; işte bu devlet, İslami kimliğini geri kazanacak, İslami hayatı yeniden başlatacak, sahip olduğu beşeri potansiyeli, askeri gücü, doğal kaynakları, coğrafi genişliği ve yer küredeki en kritik boğazlar üzerindeki hakimiyeti sayesinde tüm dünya ülkelerinin üstünde olacaktır. Tüm bunlardan daha da önemlisi bu devlet, hadari bir risalet taşıyacak ve yeryüzündeki tüm güçlere denk gelen ruhani bir enerjiye sahip olacaktır. Ancak onlar, bu azim şerefe layık değillerdir; zira onların sadakatleri Allah’a, Rasulü'ne ve müminlere değildir, aksine Batı’ya, onun medeniyetine ve politikalarınadır. Nitekim onlar için, Allahu Teala'nın münafıklar hakkında indirdiği şu kavli geçerlidir: وَلَوْ أَرَادُوا الْخُرُوجَ لَأَعَدُّوا لَهُ عُدَّةً وَلَٰكِن كَرِهَ اللهُ انبِعَاثَهُمْ فَثَبَّطَهُمْ وَقِيلَ اقْعُدُوا مَعَ الْقَاعِدِينَ “Eğer onlar (savaşa) çıkmak isteselerdi elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların davranışlarını çirkin gördü ve onları geri koydu; onlara "Oturanlarla (kadın ve çocuklarla) beraber oturun!" denildi.” [Tevbe 46]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed El-Kasas



