- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haberlere Bakış
27/09/2026
* Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov, BM Genel Kurulu'nun 81. oturumu kapsamında Türk Devletleri Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyi'nin gayri resmi toplantısına başkanlık etti. Bakan konuşmasında, “ortak kökler ve tarihle bağlantılı Türk devletleri arasındaki dayanışmanın derinleştiğine vurgu yaptı ve değişen küresel zorluklar fonunda çok taraflı ortaklığın güçlendirilmesinin stratejik bir gereklilik olduğunu” belirtti.
Türk halklarının dili, tarihi ve kültürel mirasının incelenmesine önemli katkı sağlayan Birinci Türkoloji Kongresi'nin 100. yıldönümüne adanmış etkinlikler, önemli bir başarı olarak kaydedildi…
Türk Devletleri Örgütü'nün uluslararası prestijinin daha da artırılmasının önemini vurgulayan bakan, Örgütün BM Genel Kurulu'nda gözlemci statüsü verilmesinin ortak hedeflerden biri olduğunu belirtti…
Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov, Antalya'da düzenlenecek COP31 ve Ankara'da düzenlenecek 13. Türk Devletleri Örgütü Zirvesi vesilesiyle Türkiye'ye başarılar diledi ve Azerbaycan'ın devam eden desteğini teyit etti… (yenicag.az, 25/09/2026).
Türk Devletleri TeşkilatıEkim 2009'da Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Konseyi) olarak kurulmuştu. O zaman Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye üye olmuştu. 12 Kasım 2021'de düzenlenen İstanbul Zirvesi'nde Türk Konseyi'nin adı Türk Devletleri Teşkilatı olarak değiştirildi. Şu anda Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) tam üyeleri Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye ve Özbekistan'dır; gözlemci üyeleri ise Macaristan, Türkmenistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı'dır.
Öncelikle Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov’un, teşkilata üye ülkelerin “ortak kökler ve tarihle bağlantısı” hakkındaki sözlerine gelince; öncelikle bakana, Orta Asya ülkelerini birbirine bağlayan köprünün tarihsel, kültürel ve coğrafi olarak yalnızca İslam olduğunu, Orta Asya halklarının gerçek ortak kökünün 8. yüzyıldaki İslami fetihlerle başladığını ve bölgenin yetiştirdiği İmam Buhari, İbni Sina, el-Farabi ve Harezmi gibi tarihi şahsiyetlerin ortak bir İslami medeniyetin unsurları olarak öne çıktığını hatırlatmak isteriz. Bakan Ceyhun’un, küfrün başı Amerika’dan, teşkilata üye ülkelerin ortak kökler ve tarihle bağlantısından bahsetmesi, bölgenin gerçek kökleri İslam ve İslam medeniyetini bir kenara atarak sömürgeci kâfirin kendi çıkarları için belirlemiş olduğu ortak kökler ve tarihle bağlantısından bahsettiği gayet açıktır. Zira Amerika’nın Türk Devletleri Teşkilatı hakkında projesine baktığımızda bu net bir şekilde ortaya çıkmaktadır:
Orta Asya’nın Moskova için geleneksel bir nüfuz alanı olduğu ve seçkin coğrafi konumu ve kaynaklarının zenginliği nedeniyle Amerika, Çin ve Avrupa için de hedef haline geldiği malumdur. Zira Şubat 2020’de Amerika, 2019-2025 dönemi için yeni bir strateji açıklamış olup Erdoğan'ın Türk Devletleri Teşkilatı’nı inşa etme hamlesi, bu stratejinin bir parçası olarak görülmelidir. Tıpkı Türkiye’nin ABD’nin Suriye, Afrika, Kafkaslar ve diğer bölgelerdeki çıkarlarına hizmet ettiği gibi. Ayrıca Erdoğan, bu teşkilat yoluyla Amerika’nın Orta Asya’ya nüfuz etmesine de hizmet etmektedir. Diğer taraftan Amerika, bölgede artan İslami uyanışı kontrol etmek için Türk Devletleri Teşkilatı’nı kullanmak istiyor. Zira söz konusu Amerikan stratejisinin, İslam’a karşı savaşta bu bölge ülkeleriyle işbirliğinin devam ettiğini belirtmesi bu en açık kanıtıdır. Ayrıca Amerika, bu teşkilat aracılığıyla dikkatleri İslam fikirlerinden uzaklaştırmak için Türk milliyetçiliği fikirlerini pekiştirmek istediği gibi bu teşkilatın üye devletlerine kendi değerlerini empoze etmeye çalışmaktadır. Zira söz konusu stratejinin, açıkça beş Orta Asya ülkesiyle yakın işbirliğinin, Amerikan değerlerini ilerletmeye yardımcı olacağını belirtmiştir!
Bu kısa açıklamadan da anlaşılacağı üzere Türk Devletleri Teşkilatı, kesinlikle Müslümanları umursamıyor. Zira Türk Devletleri Teşkilatı eski Genel Sekreteri Baghdad Amreyev. 2022 tarihinde KunUZ muhabirinin Uygur meselesindeki tutumuyla ilgili sorusuna yanıt olarak şunları söyledi: “Bu, Çin’in iç işleridir ve biz başka ülkelerin içişlerine karışmayız.” Bu açıklama, teşkilata üye ülkelerin Rüveybida yöneticilerinin, İslam’a ve Müslümanlara düşman olan sömürgeci kafirlerin projelerine hizmet ettiklerini ortaya koymaktadır. Müslümanlar olarak bizim bugün içinde yaşadığımız acı gerçek, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şu kavlinin doğruluğunu ve hakikatini teyit etmektedir: إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ “İmam bir kalkandır, onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur.” Bu yüzden bizim bu kalkana, her zamankinden daha çok ihtiyacımız vardır. Allah’ın izniyle yakında kurulacak olan Raşidi Hilafet, sömürgeci kâfirlerin ve ajanlarının tuzaklarına son verecektir. Şüphesiz yarın bekleyeni için yakındır!
* Kazakistan, Dışişleri Bakanı BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada küresel güven açığı uyarısında bulundu… Ukrayna krizi nedeniyle derin endişe duyuyoruz; bu kriz hâlâ can alıyor, küresel güveni aşındırıyor ve uluslararası güvenliği zayıflatıyor diyen Dışişleri Bakanı Muhtar Tileuberdi 25 Eylül'de BM Genel Kurulu'na yaptığı konuşmada Orta Doğu'da diplomasi çağrısı yenileyerek şunları söyledi: “Orta Doğu'da adil ve kalıcı bir barış, İsrail ile yan yana barış ve güvenlikte yaşayan bağımsız, egemen ve uygulanabilir bir Filistin Devleti gerektirir . New York Bildirgesi'ni, iki devlet çözümüne yönelik somut, zamana bağlı ve geri dönüşü olmayan adımlar için bir çerçeve olarak destekliyoruz. Kazakistan, Gazze Çatışmasının Sona Erdirilmesi için Kapsamlı Plan'ın ve Güvenlik Konseyi 2803 kararının tam ve iyi niyetle uygulanmasına çağrıda bulunuyor. Barış Kurulu üyesi olarak Cumhurbaşkanı Tokayev, sivil yeniden inşa edilmesini destekleyerek, gıda güvenliğini sağlayarak ve dijital hükümet çözümleri sunarak Gazze'nin istikrarına katkıda bulunmayı taahhüt etti.”
Müslümanların başındaki diğer Ruveybida yöneticiler gibi Kazakistan yöneticileri de sözde barış ve güvenlik kılıfı altında küfrün borazanlığını yapmaktan geri durmuyor. Bakanın sözünü ettiği barış güvenlik ise, İslam’ın ve Müslümanların güvenliği değil, küfrün başı Amerika ile onun beslemesi Yahudi varlığının güvenliğidir. Zira Amerika Birleşik Devletleri'nin gözetiminde kurulun sözde "Gazze Barış Kuruluna" üye olmanın ifade edilmesi bunun en acık kanıtıdır. Oysa Barış Kurulu, Yahudi varlığının bir numaralı destekçisi Amerika’yı arabulucuya ve katil Yahudi varlığını da barışın garantörüne dönüştürmektedir. Barış kurulu; Yahudi varlığının Gazze halkını sistematik olarak öldürmesinden, binaları yıkmasına ve Gazze Şeridi'ni günlük olarak bir cehenneme dönüştürmesine kadar Gazze'de işlediği tüm suçlardan zımnen ahlaki olarak aklanması anlamına gelmektedir. Barış kurulu; askeri gücün suçları ortadan kaldırabileceğini ve Amerika'nın desteğine sahip olanların hesap vermeksizin istedikleri her şeyi yapabileceklerini ifade eden bir araçtır. Dolayısıyla suçun rahminden doğan bir barış, küfre hizmet eden bir barış olup, katilin onurlandırılması ve onun yeni kanlı turlara devam etmesi demektir. Tüm bunlara rağmen Kazakistan Dışişleri Bakanı’nın barış ve güvenliği vurgulaması, kesinlikle onurlu Gazze halkı için değil, kafir Amerika ve Yahudi varlı içindir. Zaten bakanın, Orta Doğu'da adil ve kalıcı bir barış, İsrail ile yan yana barış ve güvenlikte yaşayan bağımsız, egemen ve uygulanabilir bir Filistin Devleti gerektirir şeklindeki sözleri bunu teyit etmektedir. Bunu teyit eden ve güçlendiren başka bir kanıt ise; 18-19 Şubat 2026'da Radio Liberty’in, El Cezire tarafından hazırlanan bir analiz makalesine dayanarak, Kazakistan'dan 189 kişinin Yahudi ordusunun saflarına katıldığını ifade etmesidir.
Sonuç olarak İslam ümmetinin; küfre hizmet etmeyi bir onur, zillet ve aşağılanmayı iyi bir marifet ve kafirlere boyun eğmeyi ise bir maharet bilen bu ajan Ruveybidalardan bir an önce kurtulup izzetlerinin kaynağı İslam’a geri dönmeleri gerekir. Bu ise ancak İslam ümmetini birleştirecek, İslam ülkelerini bu Ruveybidalardan temizleyecek ve ümmetin ordularını Mescid-i Aksa ve tüm işgal altındaki İslam ülkelerini özgürleştirmek için harekete geçirecek Raşidi Hilafet Devleti’nin kurulmasıyla gerçekleşebilir. وَلَيَنصُرَنَّ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ “Allah kendi dinine yardım edenlere muhakkak yardım edecektir.” [Hac 40]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ramazan Ebu Furkan



