- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Amerika: Ortadoğu’da Hegemonyanın Başarısızlığı ile Kaos Yönetimi Arasında
Haber:
The Economist dergisi, “ABD, yeniden şekillendiremediği bölgeden geri çekiliyor; Orta Doğu’yu yönetme görevinden vazgeçiyor” başlıklı bir makale yayınladı; makalede, ABD’nin Orta Doğu’yu yeniden şekillendirmede başarısız olmasının ardından bu bölgeden geri çekildiğinden bahsedildi.
Yorum:
Bu, Amerika’nın bölgeden ayrılacağı anlamına gelmez; ancak bu, bölgenin işlerini yönetmedeki rolünden vazgeçtiği anlamına gelir. Dünya liderleri 1991 yılının Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bir araya geldiklerinde, Amerika'nın Orta Doğu'daki tartışmasız hegemonya aşamasının yaklaşmakta olduğu görülüyordu. Pentagon, birçok müttefikle birlikte, Irak işgal güçlerini Kuveyt'ten kovmak için yıldırım savaşına girmişti. ABD'li diplomatlar, Yahudi varlığı ile bir grup Arap komşusu arasında yapılan ilk doğrudan görüşmeleri temsil eden Madrid Konferansı'na ev sahipliği yapmaya hazırlanıyorlardı. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin sonuna yaklaşılırken, ABD bu çalkantılı bölgede yeni bir düzen oluşturmaya hazır görünüyordu. Ancak bu gerçekleşmedi.
Görünen o ki makale yazarı, sömürgeci Amerika’nın İslam beldelerini tâğutlardan kurtarmak için geldiğine dair kendi ülkesinin uydurduğu yalana inanmıştır; oysa bu tâğutları, ümmeti ezmek, bastırmak, aç bırakmak, yoksullaştırmak ve cahilleştirmek suretiyle kontrol altında tutabilsinler diye ümmetin başına dikenler, diğer sömürgeci güçlerle birlikte bizzat Amerika'dır.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Müslümanların ülkelerine gelen Amerika, bu kadar kolay bir şekilde buradan ayrılmayacaktır; zira makale şöyle diyor: “ABD, artık Orta Doğu’yu yöneten ve bölgenin güvenlik ve siyasi kurallarını belirleyen güç rolünü yerine getirmeye eskisi kadar muktedir olmadığı gibi istekli de değildir; Amerika bölgeden tamamen çekilmiyor, ancak Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana politikasının ayrılmaz bir parçası olan hegemonya ve bölgenin yeniden şekillendirilmesi hırslarından geri adım atıyor.”
Böylece makalenin yazarı güncel gerçekleri çarpıtmakta ve tıpkı Amerika’yı işgal edip yaklaşık yüz milyon Kızılderili’yi katlettiği ve okullarda çocuklara öğrettiği tarihte, Amerika’ya özgürlük ve serbest ekonomiye dayanan Batı medeniyetini yaymak için geldiğini belirttiğinde eski tarihi çarpıttığı gibi Amerika’nın İslam beldelerine yönelik sömürgeciliğini, bölgedeki ümmetin işlerini gözetme çabası olarak sunmaktadır.
Ancak yaklaşık 35 yıl sonra The Economist dergisi bu girişimin, bölgeyi yeniden şekillendirmede ya da bölgede istikrarlı bir düzen kurmada başarılı olamadığı sonucuna varmıştır; çünkü muazzam askeri nüfuz, ittifaklar ve tekrarlanan müdahaleler, hayal edildiği gibi Amerika’nın liderlik ettiği istikrarlı bir Ortadoğu ortaya çıkaramamıştır; ancak insanları İslam akidesine aykırı bir sistemle yöneten Amerikan yanlısı rejimlerin uyguladığı zulüm ve zorbalığın gölgesindeki İslam ülkelerinde istikrarın sağlanması imkânsızdır. Sonra Amerika’nın bölgede istikrar sağlamaya çalıştığı yönündeki zan, haktan hiçbir şey ifade etmeyen bir zandır; zira Amerika, istikrarın sağlanmasının söz konusu olamayacağının ve Filistin meselesi gibi çetrefilli sorunları çözüme kavuşturup tasfiye etmenin imkânsız olduğunun tamamen farkındadır. Dolayısıyla Amerika; krizleri yönetmek, bölgedeki sömürgeciliğini pekiştirmek ve bir savaş tüccarı ile sömürgeci olarak elde edebileceği azami faydayı sağlamak için çalışmaktadır; nitekim eski ABD Savaş Bakanı Rumsfeld’in benimsediği yaratıcı kaos (kaos teorisi) politikası olarak bilinen şey de tam olarak budur.
Dergi makalesini, ABD’nin bölgeden çekilmesinin bir boşluk yaratacağına ve bu boşluğu doldurmaya aday olan ülkelerin karşılaştıkları sayısız zorluk nedeniyle bunu başaramayacaklarına dair sözleriyle sonlandırıyor; bu ülkeler ise Yahudi varlığı, İran ve Türkiye’dir. Ancak dergi, İslam ümmetinin başta Amerika olmak üzere sömürgeci Batı’nın boyunduruğundan kurtulmak için çırpındığı hakikatini vurgulamayı da ihmal etmemiş ve şöyle demiştir: “Araplar, yüzyıllar önce ilim ve bilginin bir kandili oldukları zamanlardaki eski ihtişamlarını geri kazanma fırsatını her zaman arzulamıştır. Amerikan’ın geri çekilmesi neredeyse onlara bu fırsatı veriyor.” Bu sonuçla dergi, her zaman kendisine çağrıda bulunduğumuz gerçeği, yani İslam ümmetinin kendi ülkelerindeki siyasi boşluğu doldurmasının ve mızrağın başını ülkelerimizdeki mevcut hain rejimlerin çektiği sömürgeci Batı’nın enkazı üzerine Hilafetin kurmasının farziyeti ve zorunluluğunu teyit etmektedir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Bilal Muhacir – Pakistan



