- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt
بسم الله الرحمن الرحيم
Haber-Yorum
Afganistan ve Pakistan’ın, Kendilerini Hedef Alan Amerika'nın Planına Karşı Güçlerini Birleştirmeleri Gerekir
Haber:
17 Ekim 2026 Afganistan International, "Paktia'daki yerel kaynakların, Pakistan'ın Kurram bölgesinin karşısındaki Afganistan-Pakistan sınırı boyunca Taliban savaşçıları ile Pakistan güçleri arasında şiddetli çatışmaların patlak verdiğini" ifade etti.
Yorum:
İç anlatılar, güvenlik bilgilendirmeleri ve gerekçeler ne olursa olsun; Pakistan Silahlı Kuvvetleri ile Afgan savaşçılar arasındaki bu çatışmalar, Amerika'nın her iki ülke üzerindeki hegemonya planlarına hizmet etmektedir. Obama yönetimi döneminde "Af-Pak" adı altında tek bir bölge olarak ele alınan ve Trump döneminde de fiilen bu şekilde ele alınmaya devam Pakistan ve Afganistan bölgesinde Amerika'nın üç temel siyasi hedefi vardır.
Birincisi: Bagram Hava Üssü'nün kontrolü: Bagram Hava Üssü, Çin ve Pakistan'ın nükleer tesislerine ve kapasitelerine saldırılar düzenlemeye imkan tanıyan menzil içinde yer almaktadır. Nitekim 18 Eylül 2025 tarihinde Trump şöyle demişti: “O üssü geri istiyoruz. Bildiğiniz gibi üssü istememizin nedenlerinden biri, buranın, Çin'in nükleer silahlarını ürettiği yerden bir saat uzaklıkta olmasıdır.” Ardından 20 Eylül 2025 tarihinde, Truth Social platformunda şunları yazdı: “Eğer Afganistan Bagram Hava Üssü'nü onu inşa edenlere, yani Amerika Birleşik Devletleri'ne geri vermezse kötü şeyler olacak.”
Pakistan nükleer silahları konusuna gelince; Trump yönetimi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i sevenlerin elinde nükleer silah bulunmasına tahammül edemeyeceğini açıkladı. Zira 2 Mart 2026’da, ABD Savaş Bakanı şunları söyledi: “İran gibi, İslam peygamberliğinin yanılsamalarına inanan rejimler nükleer silahlara sahip olamaz.” Ardından, 18 Mart 2026 tarihinde Ulusal İstihbarat Direktörü Ofisi, “ABD İstihbarat Topluluğu’nun 2026 Yıllık Tehdit Değerlendirmesi”ni yayınladı; raporun 25. sayfasında şu uyarıda bulunuldu: “Pakistan, ordusuna Güney Asya sınırlarının ötesindeki hedefleri vurabilecek füze sistemleri geliştirme imkânı tanıyan ve giderek karmaşıklaşan bir füze teknolojisi geliştirmeyi sürdürmektedir; eğer bu eğilimler devam ederse, Pakistan, ABD’yi tehdit eden kıtalararası balistik füzeler geliştirebilecektir.”
İkincisi: Afganistan ve Pakistan içindeki nadir toprak elementlerinin kontrolü: Afganistan’la ilgili olarak New York Times gazetesi 13 Haziran 2010 tarihinde şunları bildirdi: “ABD, Afganistan'da değeri yaklaşık 1 trilyon Dolar olarak tahmin edilen işlenmemiş mineral yatakları keşfetti. Örneğin Pentagon'a ait dahili bir müzekkere, Afganistan'ın pil endüstrisinde temel bir ham madde olan lityum alanında Suudi Arabistan’a dönüşebileceğine işaret etmiştir.”
11 Haziran 2026 tarihinde, Taliban hükümetinin Maden Bakan Yardımcısı Abdurrahman Qanit, Kâbil'de Afgan-Amerikan Ticaret Odası Başkanı ve CEO'su Jeffrey Grieco ile bir araya geldi. Taliban Maden Bakanlığı, iki tarafın Amerikan yatırımlarını Afgan madencilik sektörüne çekme konusunu ele aldığını açıkladı. 30 Ağustos 2026 tarihinde ise Financial Times gazetesi, Taliban Dışişleri Bakanı Emir Han Muttaki'nin, Afganistan'ın madencilik dâhil çeşitli sektörlerdeki Amerikan yatırımlarını memnuniyetle karşılayacağını söylediğini aktardı.
Pakistan'daki nadir toprak elementlerine gelince; ülke, maden yatakları barındıran geniş alanlara sahiptir ve jeolojik olarak dünyanın en önemli bakır ve altın bölgelerinden biri olan Tetis (Tethyan) Maden Kuşağı'nın geniş sınırları dahilinde yer almaktadır. Ülke bilinen 92 mineral türüne sahip olup bunlardan 52'si ticari olarak işletilmektedir. Pakistan Maliyet ve Yönetim Muhasebecileri Enstitüsüne göre, ülkenin mineral rezervlerinin değeri yaklaşık 8 trilyon Dolar olarak tahmin edilmektedir.
Ancak Pakistan'ın yöneticileri bunların mülkiyet haklarını Amerikan şirketlerine teslim etmektedirler. Zira 8 Eylül 2025 tarihinde, Pakistan Sınır İşleri Örgütü (FWO) ile Missouri merkezli Amerikan şirketi US Strategic Metals, nadir toprak elementlerine odaklanan iki mutabakat zaptı imzaladı. Ardından Trump 26 Eylül 2025 tarihinde "en sevdiği mareşal" ile görüşmüş; o da kendisine nadir toprak elementlerinin olduğu bir kutu takdim etmiştir.
Üçüncüsü: Müslümanların silahlı kuvvetlerinin, Amerika ve onun koruyup kolladığı müttefiki Hindistan karşısında askeri kapasitesini zayıflatmak. Nitekim Afgan savaşçılar, Ağustos 2021'de Amerikan güçlerini ülkeden kovmuştu. Ayrıca Pakistan Silahlı Kuvvetleri, Mayıs 2025'te Hindistan'ı diz çökmeye zorlamış; bu da Amerika'yı ateşkes sağlamak için hummalı bir hareketliliğe sevk etmişti. Dolayısıyla Amerika’nın, Amerikan haçlılarına, Yahudi varlığına ve Hindu devletine karşı Müslümanların güçlü olmalarını kabul etmesi kesinlikle mümkün değildir.
Bu nedenle Amerika, Afganistan ve Pakistan’ın uzun süreli düşük yoğunluklu bir çatışmaya dahil olmasına bel bağlamıştır; zira bu çatışma, her iki tarafı zayıflatacak olmasının yanı sıra kafirlerle savaşmak ve işgal altındaki Müslümanların ülkelerini özgürleştirmek için kullanılabilecek kaynakları tüketecektir.
Ey genel olarak Pakistan ve Afganistan Müslümanları ve ey özel olarak da onların âlimleri ve silahlı kuvvetleri: Allah Subhanehu ve Teala’nın yardımıyla, Sovyet Rusya'nın hegemonyasını birlikte sona erdirdiniz ve aynı şekilde Amerika'nın hegemonyasını da birlikte sona erdirebilirsiniz. Trump sizi kötü şeylerle tehdit ettiğinde, onun ordusunun bu tehdidi güçle destekleyemeyeceğini biliyorsunuz; bunun açık kanıtı da İran'daki başarısızlığıdır. Bunun yerine Trump, Amerika'nın hepiniz üzerinde hegemonya kurabilmesi için birbirinizle savaşmanızı istemektedir.
O halde dilleriniz; milliyetçilik ve kabile taassubuna dayanan kokuşmuş karşılıklı nefret söylemi yerine, İslam'daki o güzel kardeşlik sözlerini konuşsun. Evs ve Hazrec, Allah Subhanehu ve Teala’nın ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in rızasını kazanmak için kan davasından ve intikam hırsından vazgeçmemişler miydi? Nitekim Ensar; Bedir'de savaşan kâfirleri hezimete uğratmak için bir araya geldikleri gibi bugün sizlerin de savaşan kâfirleri hezimete uğratmak için bir araya gelmeniz gerekmektedir.
Askeri işbirliği, istihbarat paylaşımı, diplomatik misyonlar, doğrudan yabancı yatırım ve ticari ilişkiler de dahil olmak üzere ABD ve Hindu devletiyle tüm ittifak şekillerini kesin. Zira Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ الْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعاً “Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.” [Nisa 139]
Nitekim Allah Subhanehu ve Teala, şu kavliyle bizleri uyarmıştır: مَّا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَلَا الْمُشْرِكِينَ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْكُم مِّنْ خَيْرٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَاللَّهُ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِ مَن يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ “(Ey iman edenler!) Ehl-i Kitaptan kâfirler ve putperestler de Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler. Halbuki Allah rahmetini dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.” [Bakara 105] Allah Subhanehu ve Teala sizlere, bol miktarda maden servetleri bahşetmiştir; o halde bunların mülkiyet haklarını kâfirlere teslim ederek kendinizi bunlardan mahrum etmeyin. Dolayısıyla şer’î hükme göre; maden zenginlikleri kamu mülkiyeti olup bunların fayda ve gelirleri tüm Müslümanlara aittir. Zira Tirmizi, Ebyad b. Hammâl’’dan şunu rivayet etmiştir: أَنَّهُ وَفَدَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَقْطَعَهُ الْمِلْحَ فَقَطَعَ لَهُ، فَلَمَّا أَنْ وَلَّى قَالَ رَجُلٌ مِنْ الْمَجْلِسِ: أَتَدْرِي مَا قَطَعْتَ لَهُ؟ إِنَّمَا قَطَعْتَ لَهُ الْمَاءَ الْعِدَّ. قَالَ: فَانْتَزَعَهُ مِنْهُ “O, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i ziyaret ederek yerini belirttiği bir tuz madeninin kendisine ikta edilmesini istedi. Allah’ın Resulü de bu tuz madenini ona ikta etti. Tam oradan ayrılacağı sırada meclisteki bir adam dedi ki: "Ona ne ikta ettiğinizi biliyor musunuz? Ona kesilmez bir suyu ikta ettiniz. Bunun üzerine Ebyad: Bundan vazgeçtiğini söyledi.”
Şer’î vaciplerinden biri de; Müslümanların İmamının, ümmetin maden servetlerini denetlemesi, bunları geliştirmek için uzmanlardan yardım alması ve bunların faydalarının ve gelirlerinin ümmetin işlerinin gözetilmesinde kullanılmasını güvence altına almasıdır.
O halde silahlı kuvvetlerinizi ve savaşçılarınızı Raşidi Hilafeti kurmak için nusret vermeye teşvik edin. Hizb-ut Tahrir, hepinizin arasında bir hayır olduğunu biliyor. Zira artık Raşid bir Halifenin liderliği altında zaferi ya da şehadeti elde etmek için canlarımızı ve mallarımızı feda etmenin zamanı gelmiştir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr - Pakistan



