Pazartesi, 06 Ramazan 1447 | 2026/02/23
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

İMF'den Kredi Almak, Ülkeyi Sömürgeci Kafir'e İpotek Etmektir

  • Kategori Mısır
  •   |  

وَلَن يَجْعَلَ اللّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً

"Muhakkak ki Allah, Kâfirler için Mü'minler aleyhine asla bir yol (egemenlik) kılmayacaktır!" [en-Nîsa 141]

 

(Başbakan Hişam Kandil), 22.08.2012 Çarşamba günü İMF (Uluslararası Para Fonu) Başkanı "Christine Lagarde ile yaptığı basın konferansında, İMF'nin krediyi onayladığına işaret etmiştir. Ayrıca İMF ile işbirliğinin bir reform gezisi olduğunu, Kasım sonu itibarıyla kredinin onaylanmasına dair nihai imzanın belirlenmesinin ardından her iki taraf arasında sosyo-ekonomik programın uygulanacağını, toplam kredinin 4.8 milyar dolar olacağını, bunun beş yıl içerisinden tahsil edileceğini ve ödeme süresinin de %1.1 faizle 39 ay olacağını vurgulamıştır. Dahası başbakan, özellikle İMF'nin hükümetin programına olan tam desteğinin bulunmasıyla birlikte İMF'nin şartlarının yumuşak olup faizlerin de basit olacağını vurgulamıştır. Bunun yanı sıra İMF Başkanı "Lagarde" de basın konferansında Mısır'a dönük kredinin miktarının şu ana kadar belirlenmediğini, hükümetin ekonomik ve sosyal kalkınma planları ile kalkınma programındaki krediden faydalanma keyfiyetini istişare etmek amacıyla İMF heyeti olan müzakerelerin gelecek hafta boyunca devam edeceğini vurgulamıştır.

Cumhurbaşkanlığı ve Mısır Bakanlar Kuru ise İMF ile kredinin genel ilkeleri üzerinde anlaşmaya varıldığı yanıtını eklemişlerdir. Nitekim Cumhurbaşkanlığının, kredinin 3.2 milyar dolardan 4.8 milyar dolara artırılmasını talep ettiğinden bahsedilirken İMF Başkanı da henüz kredinin belirlenmediğini söylemiştir. Ayrıca  bu kredinin, diğer uluslar arası finans kuruluşlarından ek kredi temininde etkili olmasının ümit edildiği de ifade edilmektedir.

-İddia ettiğine göre- hükümet, bu gibi kredilerin iyileşme durumlarına ve ekonomik yaşama katkıda bulunacağını düşünmektedir. Biz de deriz ki: Ekonomi, bu uluslar arası örgütten yada diğerlerinden alınan kredilerle çözülmez. Bilakis kapitalist ideolojinin teorilerinden ve kafirlerin yaşam biçiminden değil ümmetin akidesinden kaynaklanan ve Rabbinin kitabı ile Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sünnetinden fışkıran ideolojik bir projenin uygulanmasıyla çözülür. Ayrıca İMF ve Dünya Bankası'nın, borç sarmalında boğulmaları ve kendilerine ekonomik bağımlılığın dayatılması amacıyla dünya ülkelerinin işlerine müdahale eden büyük devletlerin iki sömürgeci kurumu olduğu ve çözüm bulmak yerine fakirliği ve sorunları daha da artırdığı uzak yakın herkes tarafından bilinir bir hale gelmiştir. Nitekim bu iki kurumla yıllardır süren ilişkilerin ardından buna dair en iyi tanık bu bizim ülkemizdir. Hatta bu gerçek, bazı tarafsız uluslar arası gözlemcilerin, bu iki kurumun kaldırılmasını yada ülkelerin iç ve dış işlerine yönelik müdahalelerini sınırlamak için kısıtlamalar konulmasını talep etmesi sınırına kadar ulaşmıştır. Çünkü Amerika ve Avrupa ülkeleri, siyasî hedeflerini gerçekleştirmek amacıyla bu ikisinden güçlü araçlar edinmektedirler.

Ey Müslümanlar! Ey Kenane-Mısır Halkı!

Faizli kapitalist rejimle çalışan bu örgütlerden kredi almak, ülkeyi daha fazla fakirliğe ve bağımlılığa sürükleyecektir. Zira dünyanın dört bir tarafındaki sayısız ülkeler bunun tanıklarıdırlar. Ayrıca bu, alemlerin Rabbinin öfkesine de davetiye çıkaracaktır. Çünkü şeriatın haram kıldığı faizle muamele edilmektedir. Nitekim Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

يَمْحَقُ ٱللَّهُ ٱلْرِّبَا وَيُرْبِى ٱلصَّدَقَاتِ وَٱللَّهُ لاَ يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ "Allah faizi tüketir (Faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları ise bereketlendirir. Allah küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez." [Bakara 276]

Ve şöyle buyurmuştur:

وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا "Allah alış-verişi helal, ribayı (faizi) haram kılmıştır." [el-Bakara 275]

Sahih-i Müslim'de Cabir'den şöyle geçmiştir:

لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ آكِلَ الرِّبَا وَمُوكِلَهُ وَكَاتِبَهُ وَشَاهِدَيْهِ وَقَالَ هُمْ سَوَاءٌ "Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Faizi yiyene, yedirene, onu yazana ve şahitlik edene lanet etmiş ve şöyle buyurmuştur: Bunların hepsi eşittir."

Peki bu yeni hükümet, nasıl olur da ekonomik politikasında helak olmuş selefi olan rejimin yaklaşımı üzerinde yürüyebilir ki?! Yoksa hala geçmişte yaşanan öldürücü hatalarından ibret almanın ve onları bir daha tekrarlamamanın zamanı gelmedi mi?!

Mısır ekonomisi, haram ile asla kurtulamayacağı gibi Allah'ın kutsal şeriatına ve dosdoğru hidayet yoluna muhalefet edildiği sürece de asla kalkınamayacaktır. Zira Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى "Her kim de zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olur ve biz onu kıyamet günü de kör olarak haşrederiz" [Tâha 123 124]

Dolayısıyla her kim bunu yaparsa, sanki tedavi olmak için hastalık içmiş ve ülkeyi de büyük devletler ile kurumları tarafından daha fazla yağmalansın diye bir av olarak terk etmiş gibi olur. Dolaysıyla ülkenin ekonomik olarak sahih bir kalkınmayla kalkınabilmesi için İslamî Sistemin hiçbir parçası ayrılmaksızın bir bütün olarak tatbik edilmesi çerçevesinde İslamî Ekonomik Nizamın da kamil bir şekilde tatbik edilmesini gerektirmektedir. Çünkü İslam'ın hükümleri,  insanın birbirleriyle örtüşen içgüdü ve uzvî ihtiyaçlardan kaynaklanan sorunları çözmek için gelmesinden dolayı birbirleriyle örtüşmektedirler. Dolayısıyla bunların, herhangi bir şekilde ayrılmaları yada parçalanmaları imkansız olup bunlar, Hilafet Devleti'nin olduğu İslam Devleti çerçevesinde tam bir şekilde tatbik edilmedikçe de kalkınmaya götürmeyecektir. İşte alemlerin Rabbinin bize farz kılmış olduğu ve Hizb-ut Tahrir'in de sizleri kendisine davet şey budur.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Sıhhatten Yoksun Bir Haber

Haber siteleri, Hizb-ut Tahrir'in Papa'nın önümüzdeki eylül ayında Lübnan'ı ziyaret etmesine karşı şiddetli bir tepkiye başvuracağını ifade eden bir haber yayınlamışlardır.

Binaenaleyh bu haberin, sıhhatten yoksun sırf uydurma olduğunu vurgular ve bu sitelerin, bu tür haberleri yayınlamadan önce medya ofisimizi incelemelerini ümit ederiz.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Kim, Kime Yaptırım Uyguluyor?

Yemen'de, 14 Ağustos Salı günkü gazeteler, İngiltere başbakanı David Kamerun'un Abd-Rabbu Mansur Hadi'ye yazdığı ve David Kamerun'un danışmanı Sırp Allen Rubin'in taşıdığı bir mektup yayınlamışlardır. Kamerun mektubunda, çözümü engelleyenlere yaptırımlar uygulamakla tehdit etmiştir.

Kamerun'un Yemen'deki Körfez girişimini engelleyenlere karşı yaptırımlar uygulamakla ilgili konuşması, Amerikalıların bu hususta Wars Journal internet sitesinde yayınladıkları, Güvenlik Konseyi'nin Yemen'deki siyasî süreci engelleyenlere karşı tehditler listesinin çizilmesini ve sert yaptırımların dayatılmasını talep ettiği ve Birleşmiş Milletler Heyeti'nin de Birleşmiş Milletleri'nin Yemen'deki siyasî barışı engelleyenlere karşı sert yaptırımlar uygulamak amacıyla hazırlık yaptığı şeklinde cevap verdiği rapordaki konuşmalarının akabinde gerçekleşmiştir.

Amerika, Körfez girişimini engelleyenlere karşı olan yaptırımları istismar etmek istemektedir. Bu yüzden onu, Yemen'in siyasî ortamını değiştirmek için Yemen'in siyasî merkezinde bulunan İngilizlerin adamlarını ortadan kaldırmak isteyenlerin boynunda asılı bir kılıç olarak tutmaktadır.

İngiltere ise çok fazla beklememiştir. Zira adamlarını ve siyasi ortamını savunmak ve kendilerini istemeyen kişilerden kurtulmak için aynı silahı kullanarak cevap vermekte ve Amerikalıların Yemen'deki adamlarından kurtulmayı arzulamaktadır.

İngiltere'nin Amerika'dan esinlendiği ve Körfez adını verdiği girişim, bu savaşın açık bir şekilde Yemen'deki Amerikalılar ile İngilizler arasında olduğunu göstermektedir. Çünkü bu savaş, onların toprakları olmayan topraklar üzerinde dönmektedir. Dolayısıyla bu savaştaki başarı veya başarısızlık, onların sadece artı yada eksi çıkarlarını etkileyecek ve ne yazık ki olan savaşın araçlarına olacaktır.

Batılı ülkeler, sadece İslam ülkelerine, özellikle de Yemen'e yaklaşmakla kalmayacaklar, bilakis oraya girmelerinin yanı sıra buradaki siyasi kararlar halkının elleriyle değil onların elleriyle verilecek yada bu durum, İslam ülkelerine egemen olma derecesine kadar ulaşacaktır. Hilafet Devleti'nin zayıfladığı dönemde İngiltere'nin, Aden ve çevresine inmeyi başarıp burasını işgal ettiği doğrudur. Ancak İngiltere, ülke halkına ihanet etmesi ve onların da küfür otoritesinin İslam otoritesine üstün gelmesine rıza göstermesiyle uzun süre kalabilmiştir. O halde bugün, onlar ile gerek kendileri gerekse Yemen üzerindeki küfür otoritesine rıza gösterenler arasında ne fark var ki?

Hilafet Devleti, İslam'ın ve Müslümanların izzetinin koruyucusu olacak ve Batılı kafirlerin Müslümanlara ve ülkelerine egemen olmasını engelleyecektir. Dolayısıyla tüm bu Batılı nüfuzu, hem Yemen'den hem de diğer İslam ülkelerinden kovmaya muktedir olacak olan sadece Hilafet'tir.

Hizb-ut Tahrir, İslam ile hükmedecek, İslam ülkelerini birleştirecek, buralardan kafirlerin nüfuzunu çıkaracak ve davet ve cihat yoluyla İslam'ı dünyaya taşıyacak olan Hilafet'i kurmak için iman ve hikmet sahibi Yemen halkının azmini bilemektedir.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Allah'a Hamd Olsun Destek Gösterisi, Zalimlere Rağmen Tamamlanmıştır

Hizb-ut Tahrir / Ürdün Vilayeti'nin, Cuma gecesi Şam tagutuna karşı olan destek gösterisinin yanında yer alma çağrısına, kuzeyinden güneyine Ürdün'ün muhtelif şehirlerinden yüzlercesi icabet etmiş ve yerel ve küresel birçok medya organları katılmıştır. Nitekim gösteri arasında namaz eda edilmiş, dualar yapılmış ve Şam tagutu ile Müslümanların tüm tagut yöneticilerinden intikam alması için Allah'a yakarışta bulunulmuştur. Ayrıca konuşmacılar, ne yerin nede ayın kutsallığının aşağılık ve utanç verici açıklamalar yapmalarını engellemediği Mekke el-Mükerrame'de toplanan Müslümanların yöneticilerinin rezil tutumlarını kınayan birçok konuşma yapmışlardır. Bunun yanı sıra konuşmacılar, vaciplerini yerine getirmeleri ve Şam topraklarındaki kardeşlerimize yardım etmeleri için Müslüman ordulara yardım çağrısında bulundukları gibi Şam halkına da ayaklanmalarında sebat göstermeleri ve ayaklanmalarını laiklik ve sivil demokrasi olmaksızın saf ve temiz bir şekilde bırakmaları çağrısında bulunmuşlardır. Ayrıca medya organları da birçok katılımcı ve hizbin medya bürosu ile röportajlar yapmışlardır.

Bu gösterinin öncesinde Ürdün'deki baskıcı birimler, üniversite talebesi olan Ahmed Sürur Bani Avde ile gösteriye davet posteri yapıştırırken yanında bulunan arkadaşını tutuklamışlardır. Nitekim ailesi, emniyet birimlerine müracaat ettiklerinde, gerek genel istihbarat birimlerinden gerekse genel güvenlik birimlerinden her biri onların ellerinde olduklarını inkar etmişlerdir. Halbuki bu iki şâbın, polis tarafından istihbarata ve istihbarat tarafından da polise nakledildiği bilinmesine rağmen. Kaldı ki aileler bu kişiler için Cübehya Emniyet Müdürlüğü içerisine iftar yemeği göndermelerinin ardından Kamu Güvenliği Medya Sözcüsü gazetecilere, bu kişilerin güvenliğin elinde olmadığını açıklamıştır! Nitekim tutukluların hayatları için tehlike oluşturan ve onları kaçırılanlar hükmünden gösteren inkardaki bu inatçılık nedeniyle yüzlerce kişi, Cübeyha Emniyet Müdürlüğü önünde oturma eylemi yapmış, sonra Medya Bürosu Başkanı'nın çağrısıyla oturma eylemi başbakanlığın önündeki dördüncü daireye aktarılmış ve oturma eylemi, tutukluların Askeri Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından serbest bırakılmasına kadar devam etmiştir. Şu da var ki bu baskıcı birimlerin,  Şam halkı ile dayanışma çağrısını yorumlayan bir öğrencinin tutuklandığını kabul etmek için uzun dilekçelere ve Çarşamba sabahından Perşembe öğleye kadar birbiri ardına devam eden üç oturma eylemine ihtiyaç duyması hayret vericidir!!! Ayrıca baskıcı birimler, aynı şekilde Cuma namazı sonrasındaki konuşmasının ardından Üstad Ahmed Bekir'i (Ebu Mücahid) de tutuklamışlar ancak tutuklanmasından saatler sonra serbest bırakmışlardır.

Bununla birlikte bizler, tüm zorba ve inatçılara deriz ki: Hizb-ut Tahrir ve şebâbı, tüm tagutların boğazlarında bir diken olarak kalmaya devam edecekler ve Allah nusretini verinceye ve vaadini gerçekleştirinceye kadar ne korkacaklar ne sapacaklar nede yağcılık yapacaklardır.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ (4) بِنَصْرِ اللَّهِ يَنصُرُ مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ "İşte o gün, müminler de Allah'ın nusretiyle, zaferiyle ferahlayacaklardır. Allah dilediğine nusret, zafer verir. O, Azîz'dir, Rahîm'dir." [er-Rûm 4-5]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Şebbihalar, Hizb-ut Tahrir Şebâbından Birini Kaçırmışlar ve Ona Yalan İftirada Bulunmuşlardır

Basın organları, Hizb-ut Tahrir şebâbından bir şâba (Talal Mahmud'a) ait olup içerisinde şebbihaların taşıdığı askerî tüfeklerle kuşatıldığı şeklinde açıklama yaptığı ve hizbin Lübnan'daki sorumlularından birinin ayaklanmaya para ve silah yardımında bulunduğunu ve Müstakbel Hareketi'nin milletvekili ve sorumlularından silah aldığını söylediği bir video kaseti yayınlamışlardır.

Binaenaleyh aşağıdaki hususları açıklamamız önemlidir:

Şâb Talal Mahmud, Hizb-ut Tahrir'in ne Lübnan nede başka bir yerdeki sorumlusudur. Kendisi Esad reiminin zulmünden firar etmiş olup yaklaşık on üç yıldır Lübnan'da ikamet etmektedir. Komşusu onu, güzel ahlaklı, davranışları disiplinli, dinine bağlı ve işine dikkat eden birisi olarak tanıtmaktadır. Nitekim ona atfedilen açıklamanın çelişkili olması, kendisinin baskıya ve zorlamaya maruz kaldığını teyit etmektedir. Zira Hizb-ut Tahrir'i tanıyan herkes, onun ne Müstakbel Hareketi ile nede Lübnan'daki başka bir siyasî akımla bir ilgisinin olmadığını bilir. Ayrıca Hizb-ut Tahrir, şayet askerî eylemler uygulamış olsaydı Esad rejiminin Lübnan'daki müttefik birimleri, hiç gecikmesizin bunu zabıt tutup ilan ederek yargıya havale ederlerdi.

Bizler bu kaçırma eyleminin, Şam ayaklanmasına destek vermekten vazgeçmesi için Hizb-ut Tahrir'e baskı yapmayı hedeflediğinin farkındayız. Ancak onlara açık bir şekilde deriz ki: Hizb-ut Tahrir, bu ayaklanma meselesini bir ölüm kalım meselesi olarak benimsemiş olup hiçbir şey onu ayaklanmaya destek vermekten caydıramayacağı gibi ondan ayrılması da imkansızdır. Çünkü onun, açık bir şekilde kendi nefsini parçalara ayırması imkansızdır.

Hizb-ut Tahrir olarak bizler, Talal Mahmud'un güvenliği ve onun derhal serbest bırakılması gerektiği hakkındaki bütün sorumluluğu Lübnan otoriteleri ile tüm emniyet birimlerine yükleriz.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Mekke Zirvesi, İfrata Kaçan ve Yahudilere, Amerika'ya ve Batı'ya Güvence Veren Kararlardır Yoksa Politikaları Değiştirmek ve Ayaklanmaların Ardından Kurtulmak Amacıyla Orduları Harekete Geçirmek İçin Değildir

"Komplocu" konferansçılar, (14-15.08.2012)'de Mekke Zirvesi'ndeki sonuç bildirgelerinde, Birleşmiş Milletleri'nin kararları, Arap barış girişimi ve yol haritası planı sayesinde Filistin sorununun çözüleceğini vurgulamalarının yanı sıra İslamî ve tarihî yapısını korumak amacıyla Kudüs'ün "restorasyonu" için büyük çaba harcanacağını da vurgulamışlardır...

Bu komplocular, ayaklanan halklara ve tagut rejimler ile hükmetmeleri ve ümmetin düşmanları Amerika, Batı ve Yahudi varlığına olan teslimiyet politikaları neticesinde kendilerini huzursuzluk kaplayan halklara güvence vereceklerine, değişim yapacak olan halklara güvence vereceklerine, politikalarını değiştireceklerine ve onlar, ordularını ümmetin meselelerine destek vermek için yönlendireceklerine, Filistin'i kurtaracaklarına, Suriye halkını Esad'ın zulümlerinden ve Burma halkını da Budistlerin ellerinden kurtaracaklarına, evet bunların yerine ümmetin düşmanlarına, özellikle de politikalarında ve hıyanetlerinde hiçbir değişim olmayan Yahudilere güvence göndermektedirler. Ayrıca onlar, zalim uluslar arası kararlara, hain Arap girişimine ve aşağılayıcı yol haritası planına tutunmaktadırlar. Halbuki bunların hepsi, mübarek Filistin'in büyük bir bölümünü Yahudilere vermekte ve Filistin halkına, üzerinde "yaşanabilir" zayıf bir devlet kurmaları için 67 yılında işgal edilen, yani Filistin topraklarının %20'den daha azının verilmesi için Yahudi varlığına yalvarıp durmaktadırlar.

Kudüs'e gelince; nitekim Kudüs'ün "restorasyonundan" bahsetmişler ancak Kudüs'ün kurtarılmasından bahsetmemişlerdir. Böylece el-Aksa ve bütün işgal edilmiş ülkeleri kurtarmak için orduları harekete geçirmek yoluyla ümmetin taleplerine karşılık vermeyeceklerini Yahudi varlığına bir kez daha vurgulamış oldular.

Bildiğimiz üzere bu yöneticiler, zelil itaatkar devletlerin dili gibi kınama ve inkardan başka bir şey yapamamaktadırlar. Düşmanlara rağmen özgürlerin dili ise şöyle olmalıdır: Hiç işitmediğiniz bir cevap göreceksiniz. Dolayısıyla onlar kelimelerin yerlerini değiştirmekteler, Kudüs'ün dirhemler yerine yaşam ve hayatlar ödenerek savunulacağını bilmekteler, meseleye karşı olan sorumluluklarını terk etmekteler ve saldırıların durması için meseleyi Güvenlik Konseyi'ndeki sömürgeci kafir liderlerin boyunlarına takmaktadırlar. Ayrıca ümmetin ve İslam'ın izzetinin korunmasından bahsetmek yerine ümmete karşı komplocu düşmanların saflarının garantilendiğini vurgulamak amacıyla uluslar arası barışın ve güvenliğin korunmasına çağırmaktadırlar. Bir de utanmadan hak sözü haykıran siyasi mahkumların mahkumiyetleri hakkında konuşmaktadırlar. Sonra tüm bunların ardın da belki ayaklanan halkların önünde kendileri için şefaatçi olur diye krallar için güzel davranış belgeleri yayınlamaktadırlar.

Bu Ruvaybidalar, Libya, Mısır ve Yemen tagutlarının başına gelenler ile aşağılık mücrim Beşar'ın başına gelecek olanlardan ders almayacaklar mı? Dolayısıyla onlar, kendilerinden başkasından ders çıkarmayan haydutlardan olduklarını tekrar tekrar kanıtlamaktadırlar.

Ümmet ise onları devirme, sultanını geri alma ve onların yerine, özgürlerin davranışları gibi davranan, fiilleri sözlerinin önüne geçen, düşmanlara karşı çok şiddetli müminlere ise çok merhametli olan Raşid bir Halife'yi nasbetme yönündeki yolunda yürümektedir.

وَاللّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ "Şüphesiz ki Allah, emrine galiptir. Velakin insanların çoğu bunu bilmezler!" [Yusuf 21]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- İltica Talebi Sorununa "Destek Vemek", Başka Herhangi Bir Çözümün Olmadığı İki Yüzlülükten Öte Bir Şey Değildir

Federal Temsilciler, bu hafta içerisinde bir kutlama yapmışlar ve mültecilerin acılarının hafiflemesi ve partizan farklılıklarının bir kenara bırakılıp güvenliklerinin garantilenmesi şeklinde sonuçlanacak olmasından dolayı "destek vermek" olarak nitelendirilen iltica talebi hususunda gerçekleştirilen "başarıdan" dolayı birbirlerini tebrik etmişlerdir. Ancak işin hakikati bu, insanî olmamasının yanı sıra mültecilerin sorunları için köklü üsluplardan her hangi bir çözüme dahi başlamayan eski politikalara geri dönülmesinden öte bir şey değildir.

Bu bağlamda, Hizb-ut Tahrir'in Avustralya Medya Temsilcisi Osman Bedr, şöyle bir yorumda bulunmuştur:

"Daha çok tartışılması ve incelenmesi gereken, iltica talep edenlerle muamele edilen yöntemin zaruretiyle ilgili değil, bilakis başlangıçta onları buna sevkeden şartları oluşturan sorumluluğun kime ait olduğuyla ilgili olmalıdır."

"Nitekim suçlu olan, genelde üçüncü dünya ülkelerinin özelde ise İslam dünyasının işlerine müdahale ederek vahşî politikalarını sürdüren iki ana partidir. Dolayısıyla hayatlarını tehlikeye atan mültecilerin büyük bir çoğunluğunun, Batı'nın siyasî, ekonomik ve askerî müdahalelerine maruz kalan ülkelerden kaçmaya çalışanlardan olması tesadüf değildir."

"Ayrıca Avustralya'nın dış politikaları, şu ana kadar milyonlarca cana mal olmuştur. Dolayısıyla dahilî olarak mültecilere muamele edilen bu utanç verici yöntem, sadece bu partinin içerisindeki karar vericilerin iç ve dış politikalarına kök salmış sömürgeci zihniyetin doğasını yansıtmaktadır. Dolayısıyla da Avustralya'daki karar vericiler, sadece mültecilerin karşılamış olduğu şeylere çözüm getirmeye mahkum değillerdir. Ancak aynı zamanda temel olarak insanları iltica talebine zorlayan şartları oluşturan politikaları da sürdürmeye mahkumdurlar."

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- CIA Başkanı İle Birlikte Hangi İhanetin İçindesiniz?

03 Eylül 2012 tarihinde CIA Başkanı David Patraeus altı ay aradan sonra Türkiye'yi ikinci kez ziyaret etti. Patraeus'un MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve bazı yetkililerle gizlice görüşmeler yaptığı, ardından da "İsrail'e" gittiği medyaya yansıdı. CIA Başkanının bu ziyareti, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın son ziyaretinde karara bağlanan "Operasyonel Mekanizma" toplantıları çerçevesinde gerçekleşti. Görüşmelerde "Suriye'de Esad rejimi sonrası oluşacak tablo, Baas'çılarla birlikte muhalif gurupların ortaklaşa hareket edebileceği bir geçiş dönemi hükümetinin kurulması, bu hükümetin hangi isimlerden oluşacağı, bölgedeki radikal İslamcıların varlığı ve bu yüzden dengelerin iyi hesaplanması gerektiği, kimyasal silahlar ve devrime destek veren aşiretler" gibi birçok konu ele alınmıştır.

CIA Başkanı David Patraeus'un Türkiye ziyaretinin sır gibi saklanması ve hiçbir yetkilinin resmi bir açıklama yapmaması, AKP hükümetinin Suriye halkına karşı gizli bir ihanet içerisinde olduğunu göstermektedir. Ayrıca Patraeus, küfrün terör şebekesi olan CIA'in başına geçmeden önce ABD'nin Irak işgalinden sorumlu komutanıydı. Irak'ta Müslümanlara karşı işlediği katliamlardan sonra bu adam ile AKP hükümetinin ilişki kurması büyük bir gaflet ve ihanet değil midir? Irak'ta bir milyona yakın çocuğun yetim kalmasından ve Amerikan askerlerinin Müslümanlara yaptığı her türlü çirkinlikten sorumlu olan bu adam, Suriye'deki Müslümanlar ve temiz devrimleri için nasıl iyi düşünceler besleyebilir?

"Operasyonel Mekanizma" adı altında yapılan bu görüşmeler ve hazırlanan tüm planlar, ABD öncülüğünde bölge devletlerinin de Suriye'de yaşanan katliamlarda öldürülen Müslümanları düşünmediklerini, aksine Esad gibi "İsrail" varlığının güvenliğini garantiye alacak, ABD ve Batı'ya itaat edecek ve demokrasiden vazgeçmeyecek bir hükümetin kurulması için çalıştıklarını göstermektedir. Türkiye'de bu sinsi plana ortak olarak ve destekleyerek, ellerini Müslümanların kanına bulaştırmış olan kâfir ABD ile aynı safta yer almaktadır.

Bugün Suriye'yi çepeçevre kuşatmış olan bölge devletlerine ve kâfir Batı'ya diyoruz ki; Allah'ın izni ile korktuğunuz şey başınıza gelecektir. Suriye'de Ümmet Hilafet'i ilan edip bir Halife etrafında toplanacak ve sizler kininizden gebereceksiniz! Ayrıca Suriye halkı, sizin güdümünüzde olan "Ulusal Konsey" tuzağını nasıl bozdu ise, direniş hattında mücadele eden gruplara nüfuz ederek devrimi çalma planlarınızı da aynı şekilde bozacak ve boşa çıkaracaktır. Suriyeli Müslümanlar bu mücadelenin bedelini, her gün yüzlerce şehidi toprağa vererek ödemektedirler. Bu yüzden Allah'ın izni ile ne kâfir ABD liderliğindeki Batı'nın, nede onunla işbirliği yaparak ortak tuzaklar hazırlayan bölge devletlerinin bu devrimi çalmaya, istikametini değiştirmeye gücü yetmeyecektir.

الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُواْ لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَاناً وَقَالُواْ حَسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ "İnsanlar onlara: İnsanlar size karşı toplandılar, artık onlardan korkun dedikleri halde bu onların imanları artırdı ve Allah bize yeter, O ne güzel vekildir dediler." [Âli İmran 173]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER