Pazartesi, 06 Ramazan 1447 | 2026/02/23
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

-Basın Açıklaması- H. 1433 M. 2012 Ramazan Kampanyası

Hizb-ut Tahrir / İskandinavya, Danimarka'nın birçok şehirleri ile İsveç'in başkenti Stockholm'daki iftarları kapsayan 2012 Ramazan kampanyasını başarıyla tamamlamıştır.

Bu iftarlara, Müslüman ve gayrimüslimlerden binlercesi katılmıştır. Bu bağlamda bizler de İslam'a olan büyük ilgiye ve Müslümanların birbirleriyle olan özel ilişkilerine tanık olduğumuzdan dolayı çok mutlu olduk. Dolayısıyla bizler, meyvesi farklı yaştan ve kökenden yedi kişinin İslam'a iman etmesi olan İslam'a davete ve risaletinin açıklanmasına gösterilen büyük çabaları takdir ediyoruz. Zira bu yedi kişi, mübarek Ramazan ayında Müslüman olmayı tercih etmişledir. Aynı şekilde Danimarka'daki cami ve derneklerde, bu kerim ayda bazı kişilerin İslam'a iman etmesine yol açan övgüye değer çabalara da tanık olduk. Dolayısıyla bu çabalar, Batı'daki Müslümanların davetlerine ve dinlerine karşı taşıdıkları potansiyeli ve sorumluluğu göstermektedir.

Son olarak bizler, 2012 Ramazan kampanyasına katılan bütün Müslümanlara teşekkür ediyor ve Allahu Subhânehu'dan, onları en güzel şekilde mükafatlandırmasını temenni ediyoruz. Aynı şekilde İslam davetini taşıma yükünü yüklenen bu Müslümanlara da teşekkür ediyor, bunu hasanet mizanlarına yazması için Allah'a dua ediyor, yeni Müslüman kardeşlerimize de teşekkür ediyor ve ayaklarını sabit kılması, imanlarını ve İslam ümmeti olan bağlarını güçlendirmesi için Allah'a dua ediyoruz.

Aynı şekilde bütün Müslümanların mübarek Iyd-ul Fıtrlarını tebrik ediyor ve oruçlarını ve namazlarını kabul etmesi için Allah'a dua ediyor ve O'ndan, Müslümanların gözlerini aydın kılmasını ve onları Hilafet Devleti'nin gölgesinde birleştirmesini temenni ediyoruz.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Tihâmî Necîm ile Saîd Fuad'ı Serbest Bırakın! Zira O ikisi; (Rablerine İman İki Gençtirler) Aha İşte Adalet Bakanı da Bu İkisinin Siyasî Tutuklu Olduklarını İtiraf Etmiştir

16.08.2012 tarihinde, Hizb-ut Tahrir dosyasından dolayı tutuklu bulunan Tihâmî Necîm ile Said Fuad, ed-Dâr-ul Beydâ'daki Temyiz Mahkemesine getirilmişlerdir. İlk aşamada yargı, bu ikisini K.C.M'nin 206'ıncı bölümünün gereksinimleri gereği para cezasıyla birlikte on ay hapis cezasına mahkum ederken savunma heyetinin biçimsel savunmalarda bulunmasının ardından hakim, karar için 23.08.2012 dosyasını dikkate almıştır. Avukatlar, tutukluların şartlı tahliyelerini talep etmişler ancak savcılık buna itiraz etmiş ve karar organı da reddetmiştir.

23.08.2012 günü, savcılığın tutukluların mahkeme duruşmasına katılma talebini istememesiyle birlikte yargıç avukatlarının duruşmaya katılma taleplerinin kabul edildiği hususunda bir görüntü koymalarının ardından şok olduk. Ancak o, bunun ardından onların getirilemedikleri gerekçesiyle geri çekilmiş ve avukatların ertelenmesi konusunda ısrar edilmesine itirazda bulunmalarına rağmen duruşma, 28.08.2012 Salı gününe ertelenmiştir.

Bu vakıalar karşısında aşağıdaki hususları kaydettik:

a-Adalet Bakanlığı'ndan, tutukluların duruşmaya katılmalarının istenmemesine neden olanları sorgulamasını talep ederiz.

b-Tutukluların adil bir şekilde yargılanmalarının garantilenmemesi hususundaki bütün sorumluluğu Adalet Bakanlığı'na yükleriz. Zira duruşmanın "tutukluların katılamadıkları" şeklindeki boş gerekçeyle ve baypas girişimleriyle ertelenmesi, adil yargılama şartlarının olmadığına dair bir kanıttır. Dolayısıyla ona, şu beş dakikalık gerçeği hatırlatırız; zira başlangıç aşamasında yargı heyeti, daha beş dakika öncesindeki "maraton" görüşmesinde tutukluların mahkumiyetine karar vermiştir.

c-Tihâmî Necîm ile Saîd Fuad'ın serbest bırakılmalarını talep ederiz. Dolayısıyla duruşmanın 23.08'e ertelenmesi, bunun öncesinde, yani 18.08'de şartlı tahliyenin reddedilmesi ve bunun öncesinde de, yani 07.08'de duruşmanın ertelenmesi, mahkeme onların lehine hüküm verse bile tutukluların gözaltında kalmalarını mümkün olan en uzun süre ertelemek isteyenlerin olduğuna dair bir kanıttır. Zaten mahkemenin elinde, başlangıç olarak mahkumiyet süresinin tamamını yada buna yakın bir kısmını geçirmiş olan tutukluları gıyaben mahkum etmekten başka bir şey de yoktur.

d-Mahkeme heyetinin, şartlı tahliyeyi reddetmesinin yanı sıra bugün de boş argümanlarla duruşmayı ertelemesinden dolayı aşağıdaki şu üç hususu vurgularız:

1-Hizb-ut Tahrir dosyasından tutuklu olanların mazlum olduklarını, dosyalarının adli değil siyasî dosya olduğunu ve suçlarının ise Rabbimiz Allah'tır deyip gördükleri fesadı temelden reddetmeleri olduğunu tüm mahkeme bilip konuşmaktadır. Dolayısıyla tutukluların cezaevinden geçirdikleri her bir gece, kıyamet gününün karanlıkları olan bir zulüm olup buna neden olan herkes bunun günahını çekecektir. Dolayısıyla da mahkeme heyetine yakışan, onları şartlı olarak serbest bırakmasıdır. Zira o, onların masumiyetlerini bilmekte olup onların huzuruna getirilmelerine dönük tüm yasal haklara sahiptir. Çünkü bu ay, rahmet ve Allah'tan ittika etme ayı olmasının yanı sıra bu günlerde, bayram günleridir. Ancak o, Tihâmî, Saîd ve akrabalarını bu sevinçten tamamen mahrum etmiştir. Aynen Müslümanlar ve insanlık için büyük bir fırsat olan peygamberin doğum yıldönümü öncesi gecesinde İçişleri'nin onları tutukladığında yapmış olduğu gibi. Aynı şekilde ona yakışan tutukluların serbest bırakılmalarını hızlandırması ve her defasında duruşmalarını ertelememesidir. Zira böylece onların, cezaevinde kalmalarını mümkün olan en uzun süre ertelemek isteyenlerin bir eli olacaktır.

2-Mahkeme başlangıçta dosya için karar vermeden önce suçlular hakkındaki duruşma öncesi tutukluluk süresi dört ay uzatılmış ve temyiz duruşma tarihi belirlenmesi öncesinde de geriye zapta dahil olan iki aylık bir dosya kalmıştır. Yargı heyetinin, temyizle yaptığı bu ertelemelerle birlikte tutuklular, haklarında nihaî karar verilmeden önce başlangıçta kendileri için verilen sürenin yaklaşık dörtte üçünü yatmış olacaklardır. Halbuki bu, bazı ülkelerde serbest bırakılmayı arzulayan mahkumlara tanınan süredir. Dolayısıyla bu, mahkemenin tutukluların şartlı tahliye edilmesine izin vermesi için yeterli olmasına rağmen ancak o bunu yapmamış bilakis bunun üzerine bir de bugünkü duruşmanın ertelenmesini eklemiştir.

3-Dosyaların mahkeme önüne getirilmesi, alternatif yaptırımlar, önemli davalarda yargılama öncesi tutukluluğun değiştirilmesi ve adaletin reform masasının üzerine atılması hız kazanmıştır. Dolayısıyla yargıçlar, reform konusunda devam eden görüşmelerin bir parçası olup reformun iyiliği için yargıçlara kanaatlerinin ve anlayışlarının değişmesi dayatılmaktadır. Nitekim mahkemenin, yargı önüne gelme süresi uzayan ve siyasî dosya olması vasfıyla sahiplerinin yerinin cezaevi değil de sadece tartışma ve görüşme olması gereken Hizb-ut Tahrir dosyası için şartlı tahliyenin reddine karar vermesi ve kararın ertelenmesinin baypas edici yollarla bu güne kadar gelmesi, bizi şu soruya sormaya itmektedir: Yargıç kendi kanaatine göre mi karar vermektedir, yoksa tutuklama kararı verenlerin yada bunu emredenlerin hesabına mı karar vermektedir? Zaten İçişlerinin, suçluları mahkum ettiği, tutuklamanın ardından en az 24 saat içerisinde yaptığı açıklamada suçu formüle ettiği ve daha henüz soruşturmanın sona ermediği de bilinmektedir.

Tihâmî Necîm ve Saîd Fuad, sağlıklı hiçbir temeli olmayan bir suçtan dolayı siyasî olarak tutuklanmışlardır. Ayrıca Tihâmî'nin aldığı para havaleleri, sadece yabancı firmalara sağlanan hizmetler gibi bilgi mühendisi olarak çalıştığı ücretleri olup Saîd Fuad ise herhangi bir para havalesi almamıştır. Dolayısıyla bu ikisi, ne barbar ne terörist nede güvende olanları korkutanlardır. Bilakis onlar, İslam'ı taşımakta ve vakıaya İslam penceresiyle bakan, sorunlarını belirleyen, ona yönelik İslamî çözümler sunan ve hiçbir maddî ve manevî zorlama olmaksızın insanlara delil ve burhanla görüşünü sunan İslamî siyasî bakışa göre ona davet etmektedirler. Ayrıca devlet, Hizb-ut Tahrir'in hakikatini bildiği gibi aynı şekilde Adalet ve Özgürlükler Bakanı'nın şahsında hükümet de onu bilmektedir. Nitekim günlerden bir gün, aynı suçlamalarla hazırlanmış olan benzer bir dosya için hizbin şebâbını savunan bir kişi, mahkeme sırasında "gülünç bir şaka" yapmış ve şöyle demiştir: "Nazariye mensuplarına savaş açan boş bir dosyayı harekete geçiren kamu davaları işi kimin elindedir."

Bu münasebetle ve Adalet ve Özgürlükler Bakanı'nın, siyasî tutuklulukla olası ilişkisi olan tüm dosyaların envanterini isteyip inceletmesinin ve haberin de 23.08.2012 günü, "Adalet Bakanlığı, şu anda Fas'ta sadece iki siyasî tutuklunun varlığını tanımakta olup bu husus da Faslı Hizb-ut Tahrir tutuklularıyla ilgilidir" şeklinde Akşam Gazetesi'nde yayınlanmasının akabinde sorarız: Bakanlığın ikrarına rağmen neden siyasi tutuklu olan Tihâmî ve Fuad cezaevinde tutulmaktadır? Yoksa o, onunla ilgili kararın sona ermediğini iddia ederek Hizb-ut Tahrir dosyasını bir kenara mı atacaktır? Yada biz, maalesef dosyanız siyasî olup sizden adalet istiyoruz denilmesi için bir kararın çıkmasını mı bekleyeceğiz? Halbuki hükümlü olan siyasî tutuklulara adil davranmak öncelikli bir husus olduğu gibi aynı şekilde talimatların çıkarılması, siyasî tutukluluğun durdurulması bağlamında söz ve fiilinin örtüşmesi için devletin samimiyetini ortaya koyması ve yargı önüne getirilen dosya sahiplerine beraat kararının verilmesi de öncelikli bir husustur. Dolayısıyla kamu işlerinin yönetimi konusundaki ihtilafı çözmek, ağızları kapamak, dilleri kesmek, insanları cezaevlerine koymak, rızıkları kesmek, takip, kovuşturma ve sıkıştırma yapmakla olmaz. Zira bu, hiçbir işe yaramayan ve yaramayacak olan bir politikadır. Nitekim civar Arap ülkelerinin hali buna tanıktır.

Adalet Bakanlığından istenen, söz ve fiilinin örtüşmesi, siyasî tutuklu olduklarını itiraf ettiği Tihâmî Necîm ile Saîd Fuad'ı derhal serbest bırakması, hızla geri kalan siyasi ve düşünce tutuklularının isimlerini ifşa etmesi ve elindeki ilgili tüm dosyalara çözüm getirmesidir. Zira siyasî tutuklular ile düşüncesinden dolayı tutuklananların zamanı geçip gitmektedir.

İslam'ı taşıyıp Hilafet'e davet edenler, daha ne zamana kadar parmaklıklar arkasında kalmaya devam edecekler? جَعَلُوا أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًا "Parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler." [Nuh 7] şeklindeki hak sözü işittiklerinde إِنِّي أَخَافُ أَنْ يُبَدِّلَ دِينَكُمْ أَوْ أَنْ يُظْهِرَ فِي الأَرْضِ الْفَسَادَ "Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden yahut yeryüzünde fesat çıkaracağından korkuyorum." [Mumin 26] şeklinde nidada bulunan kimseler daha ne zamana kadar devlet içerisinde kalmaya devam edecekler? Ayrıca siyasî ihtilafın idaresinde, قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ "De ki: Haydi burhanınızı getirin eğer gerçekten doğru söylüyorsanız." [en-Neml 64] değil de مَا أُرِيكُمْ إِلا مَا أَرَى وَمَا أَهْدِيكُمْ إِلا سَبِيلَ الرَّشَادِ "Ben size kendi görüşümü söylüyorum ve yine size ancak doğru yolu gösteriyorum." [Mümin 29] mantığı daha ne zamana kadar devam edecek? Dahası bakış açısı Allah'a ve şeriatına rüku olması gerekirken daha ne zamana kadar insanlara ve kanunlarına rüku devam edecek?! Halbuki bu, şahit olunan bir cürümdür.

Devamını oku...

Köklü Değişim Suriye Konulu Konferanslarına Devam Ediyor

  • Kategori Video
  •   |  

Köklü Değişim Dergisi 15 ilde 17 farklı noktada 'Suriye Halkı Ne İstiyor? Biz Ne Yapmalıyız?' konulu konferanslar düzenliyor. Suriye kıyamına bugüne kadar düzenlediği konferanslar, paneller, basın açıklamalarıyla destek veren KöklüDeğişim 17 farklı noktada konferanslar düzenleyerek kahraman Şam Ehline desteğini devam ettiriyor.

Konferans Adresleri:

1- ADANA/SEYHAN - Mahmudiye Külliyesi (Telli Dere Mah. 72092.Sk No:1/2) 16 Eylül Saat: 13:30

2- ADIYAMAN - Adıyaman Belediye Konferans Salonu 16 Eylül Pazar Saat:19:30

3- ANKARA - Kocatepe Konferans Salonu 16 Eylül Saat: 14:30

4- BURSA - HANDEM Düğün ve Toplantı Salonu 16 Eylül 2012 pazar Saat: 14.00(Bayanlar için yer ayrılmıştır)

5- BURSA/İNEGÖL Sani Konukoğlu Konferans Salonu 16 Eylül Saat: 20.00

6 - DİYARBAKIR - Babil Düğün ve Konferans Salonu - Bağlar 14 Eylül 2012 Saat: 19:30 (Bayanlar için yer ayrılmıştır)

7- ERZURUM - Çırağan Düğün Salonu 15 Eylül saat:17:30

8 - GAZİANTEP - Nov Otel Konerans Salonu İstasyon Cd.16 Eylül 2012 Saat:19:30

9- HATAY/REYHANLI - Döğücüler Düğün Salonu (Bağlar Mah. Reyhanlı Lisesi Karşısı) 16 Eylül Saat: 19:30

10- İSTANBUL - Anadolu Yakası - SULTANBEYLİ Atlas Düğün Ve Konferans Salonu Tarih 16 Eylül Pazar Saat: 14:00 (Bayanlar için yer ayrılmıştır)

11- İSTANBUL - Avrupa yakası - BAĞCILAR Beyaz Saray Düğün Salonu 16 Eylül Saat: 14:00

12 - KOCAELİ - Gebze Hanedan Düğün Salonu 16 Eylül Saat: 14:00 (Bayanlar İçin yer ayrılmıştır)

13- KONYA - Ankara Düğün Salonu - Selçuklu 16 Eylül Pazar Saat 15:00

14- MERSİN - Alyans Toplantı Salonu (Mithat Paşa Mah. Gondol Otel Arkası, Kaptan İveco Üstü Kat 2) 16 Eylül Saat: 15:00

15 - ŞANLIURFA - Yenişehir Çamlık 14 Eylül 2012 Saat:19:30

16- VAN - Beyaz Saray Düğün Salonu 16 Eylül Saat: 16:00 (Bayanlar için yer ayrılmıştır)

17- YALOVA - Yıldız Düğün salonu 16 Eylül Saat: 18:00

 

Devamını oku...

Köklü Değişim Dergisi 02 Eylül 2012 Pazar Günü “Şam Kıyamının Dünü Bugünü ve Yarını” Başlığında Bir Panel Düzenledi (video)

  • Kategori Video
  •   |  

02.09.2012 Pazar günü KöklüDeğişim Dergisi İstanbul Temsilciliği/Genç Değişim Kitabevinin Sultanbeyli de gerçekleştirdiği “Şam Kıyamının Dünü Bugünü ve Yarını” konulu panelde Suriye mercek altına alındı.

Programa Haksöz yazarlarından Bahadır Kurbanoğlu “Şam Kıyamının geldiği nokta ve yaklaşım faklılıkları” başlığında, KöklüDeğişim Dergisi yazarlarından Osman Yıldız ise “Şam Kıyamının Dayandığı Temel ve Ümmetin beklentileri” başlığında sunumlarını gerçekleştirdiler.

Kur’an-ı Kerim Tilaveti ile başlayan program Panel Yöneticisi Musa Bayoğlu’nun giriş konuşması ile devam etti. Konuşmasına Allah Rasulü (s.a.v)’in Şam beldesinden ve halkından övgü ile bahsettiği bir hadis ile başlayan Bayoğlu, dini ve Kur’anı yeniden dünyada yaşanılır kılmak için direniş gösteren ve çalışan tüm Suriyeli Müslümanların ümmete umut olduklarını söyledi. Birinci konuşmacı olarak söz alan Bahadır Kurbanoğlu konuşmasında daha çok Suriye devriminde Türkiye de Baas yanlısı tutum sergileyen İslamcı yazar ve kurumlara serzenişte bulundu.

Suriye devrimini dezenformasyon çalışması ile sekteye uğratmak isteyen bu çevrenin fütursuzca ve vicdansızca devrimi destekleyenlere yüklendiklerini vurgulayan Kurbanoğlu devrimi bu şekilde karalamak için çalışanların öne sürdükleri argümanların basit ve tutarsız olduğuna dikkat çekti.

Suriye devriminde geldiğimiz noktada son durumla ilgili de güncel bilgileri katılımcılarla paylaşan Kurbanoğlu devrimin er yada geç müslümanların lehinde sonuçlanacağını söyledi.

İkinci konuşmacı olarak söz alan Osman Yıldız ise konuşmasına Suriye deki ayaklanmalardan önce Türkiye de gerçekleştirilen Değişim Liderleri Zirvesinden bazı anektotlar paylaşarak başladı.

Bu zirvede hem Ahmet Davutoğlu hem de Başbakan Erdoğan’ın Beşşar Esed’e reform yapması için telkinlerde bulunduklarını ancak Esed’in buna kulak asmayarak Ayaklanmaların Suriye ye sıçramayacağını söylediğini ifade etti. Yıldız Suriye devrim sürecinin ABD eli ile hem Türkiye hem de bölge ülkeleri tarafından uzatılması için gayretler yapıldığını ve bunun Esed’e zaman kazandırma siyaseti olduğunu söyleyerek Esed’in bu zaman zarfında katliamlara hız verdiğini ifade etti.

Osman Yıldız Devrimin İslami temellere dayalı bir devrim olduğunu ve İslami bir devlet ile de neticeleneceğini umduğunu ifade ederek bunun için her bir müslümanın gayret göstermesi gerektiğini söyledi.

Program soru cevap bölümü ile son buldu.

Kaynak: Köklü Değişim Dergisi

 

 

Konuşmacı: Musa BAYOĞLU

 

 

 

Konuşmacı: Bahadır KURBANOĞLU

 

 

 

Konuşmacı: Osman YILDIZ

 

Devamını oku...

Suriyeli Müslümanların Talepleri

  • Kategori Video
  •   |  

France 24 TV kanalının yayınladığı bir haber. Bu haber hem batılı güçlerin Suriye kıyamından korkularını, hem de Suriye'deki kıyam eden Müslümanların hedefleri ortaya koyuyor.

Devamını oku...

Soru-Cevap

Soru: Son zamanlarda Nijerya ve Kenya'da gerçekleşen bazı durumlar, olaylar, şartlar ve çatışmalar gözlemcilerin dikkatini çekmiştir... O halde bu, Amerika Birleşik Devletleri veya İngiltere veya da diğer güçlerin şu anda Nijerya'da, 2007 genel seçimlerin ardından da Kenya'da olmak üzere Afrika'nın dört bir tarafında deva eden iç savaşları teşvik etmek için yeni bir politikaya başvurdukları anlamına mı gelmektedir yoksa bu, iç olaylar mıdır?

Cevap:

Birincisi: Kenya'daki mevcut çatışma ve çeşitli kabileler arasında devam eden gerginlikler, 2012 mart ayında yapılması planlanan ve bir yandan her ikisi de İngiliz yanlısı olan mevcut Devlet Başkanı Kibaki ve arkadaşı Cumhurbaşkanı adayı Uhuru Kenyatta diğer yandan ise Cumhurbaşkanı adayı ve Amerikan yanlısı olan başbakan Raila Odinga arasındaki Anglo-Amerikan çatışmasının yoğunlaştığı bir sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimleri için Amerika ile İngiltere arasındaki rekabetin bir sonucudur. Dolayısıyla bu çatışma, Odinga ve Amerikan destekçileri ile Kibaki ve İngiliz destekçileri arasında yaygın tartışmaların olduğu 2007 yılındaki devlet başkanlığı seçimlerinin sonuçları sebebiyledir.

Kibaki ve Kenyatta, Kenya'daki en büyük etnik gurup sayılan Kikuyu adındaki aynı etnik gurubun mensubuyken Raila Odinga ise Kenya'daki üçüncü büyük etnik gurup olan "Luo" adındaki gurubun mensubudur. Dolayısıyla Amerika ile İngiltere arasındaki otorite çatışması, çoğu zaman Kibaki ile Odinga'nın yanı sıra aynı şekilde bunlardan her birinin aşiret ve kabileleri arasındaki çatışmaya dönüştüğü gibi birbirleriyle olan ittifakta böyledir.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte seçimlerden önceki kazanımları güçlendirmek amacıyla çeşitli guruplar arasındaki gerginlikler artış göstermiş olup Amerika ile İngiltere'nin çatışmalar üretmek için iç savaş çıkarmak ve istikrarsız gergin bir durumu devam ettirmek gibi bir kasıtları bulunmaktadır. Bilakis beklenen eğilim, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce siyasî avantajlar kazanma yada çatışma şartları, "Amerika ile İngiltere'nin" çatışmalarının herhangi bir şekilde adaylarının başarısını gerçekleştiremeyecek şekilde ortaya çıkması halinde Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ertelenmesi olasılığı yönünde olmasıdır... Bu nedenle Amerika, Kibaki'nin şeffaf, özgür ve nezih bir seçim yapmasını vurgulamaktadır. Buda Kenyatta'ya karşı Odinga için büyük bir fırsatın verilmesi ve Amerika'nın da doğrudan müdahalede bulunma sınırına ulaşması içindir. Zira Amerika Dışişleri Bakanı Clinton, Kenya'ya bu ayın başlarından yaptığı ziyareti sırasında şöyle demiştir: "Amerika, önümüzdeki seçimlerin özgür, nezih ve şeffaf olmasını garantilemek için Kenya hükümetine yardımda bulunma sözü vermiştir. Dolayısıyla gerçekten tüm dünyaya örnek olacak seçimlerin hazırlanılmasına teşvik ediyoruz." Ancak aynı şekilde o, hazırlık için birçok işin yapılmasına gereksinim olduğundan dolayı bunun kolay bir iş olmayacağını da itiraf etmiştir. Zira şöyle demiştir: "Ancak bizler, ortada bu bağlamda kararlar alınmasını ve çeşitli yasaların çıkmasını gerektiren birçok işlerin olduğunun gerçekten farkındayız." (Clinton, Amerika Birleşik Devleri'nin Kenya seçimlerinde kan akıtılmasının önlenmesini destekleyeceği sözünü vermiştir. Guardian Online / 04. Ağustos 2012)

Açıktır ki Amerika, hala Odinga'nın seçimleri kazanma ihtimali konusunda endişe duymakta ve seçimler sürecine müdahalede bulunmak istemektedir. Buda İngilizlerin Kibaki, Kenyatta, bu ikisine bağlı seçkinler ile Amerika'nın her türlü müdahalesini engellemeye çalışan Kikuya Kabile gurubu yoluyla gerginliği artırmasından dolayıdır.

Bununla birlikte ortada mevcut gerilimlere bazı "baharatların" eklendiği bir mesele bulunmaktadır ki buda; Kibaki'nin, 2012 Mart ayında Kenya'da petrol keşfinin yapılacağını ilan etmesidir. (Kenya, son keşifler sayesinde Afrika Petrol sıçramasına katılmıştır / Christian Science Monitor Online-09. Mayıs 2012) Doğal olarak buda İngiltere ile Amerika arasındaki gerginliği artırmaktadır. Çünkü her ikisi de Kenya petrolünü çok uluslu kendi şirketleri için garantilemek amacıyla rekabet etmelerinin yanı sıra bu keşif, her iki ülkenin de ciddî ekonomik krize tanık olduğu bir sırada gerçekleşmiştir.

İkincisi: Nijerya açısından olana gelince; Nijerya Cumhurbaşkanı Umaru Musa Yar'Adua'nın ölümüne yol açan hastalığın akabinde 2010 Şubat ayının Perşembe günü Nijerya Cumhurbaşkanlığı görevine Goodluck Jonathan  gelmiştir. Goodluck Jonathan ise Cumhurbaşkanlığına atanmadan önce Devlet Başkanı Umaru'nun yardımcısı olup bunların her ikisi de Deokratik Halk Partisi'nin (PDP) adamıdırlar. Dolayısıyla Umaru ile Jonathan'ın, siyasî yükselişte Demokratik Halk Partisi'nin güçlü lideri Obasanjo'ya borçlu oldukları söylenebilir.

Obasanjo ise Amerika'nın ülkedeki has ajanı olup Amerika'nın Nijerya'daki hegemonyasının sürmesini garantileme ve İngilizlerin nüfuzunu marjinalleştirme görevini üstlenmiştir. Nitekim 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Jonathan'ı Cumhurbaşkanı Umaru'nun yardımcılığı görevinde çalışması için seçen de Obasanjo olmuştur. British Broadcasting Corporation (BBC)'nin bildirdiğine göre Goodluck Jonathan'ın kişisel profilinde şöyle geçmektedir: "Sayın Jonathan, valilik görevini üstlenmiş olup bundan iki yıl sonrasındaki 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Olusegun Obasanjo tarafından Nijerya Cumhurbaşkanı yardımcısı olmak için seçilmiştir." [Goodluck Jonathan Kişisel Profili-Nijerya / BBC News Online-18 Nisan 2011] Daha sonra Obasanjo, Jonathan'ın Cumhurbaşkanlığına erişimini tertiplemiş olup Vanguard Gazetesi'ne göre Jonathan'ın Cumhurbaşkanlığına erişmesinde Vanguard Obasanjo'nun esasî bir rolü olmuştur. Nitekim gazete şunu da zikretmiştir: "Yar'Adua, dört yıllık görev süresinden yaklaşık iki yıl sonra ölümcül bir hastalığa yakalandığında Obasanjo, bir Suudi Hastanesi'nde hasta yatan Cumhurbaşkanı'nı ilk kez ziyaret etmiş ve Goodluck Jonathan'ın Cumhurbaşkanı Yar'Adua'nın vekili olarak anayasal yemin etmesi amacıyla Cumhurbaşkanı yardımcılığı görevine getirilmesi kampanyasına öncülük yapmak için geri dönmüştür. Çünkü o, Cumhurbaşkanı'nın yurtdışı seyahati öncesinde görevini teslim almamıştır." [Klifor: Obasanjo'nun İstifası: Demokratik Halk Partisi'nden Sonra Jonathan'a Ne Olacak / Vanguard Gazetesi Online-04. Nisan 2012]

Hakeza Amerika, 2011 yılında yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesi amacıyla Jonathan'ın geniş bir konum elde etmesini başarmıştır. Zira Jonethan, Nijerya kitlelerine ulaşmak için sosyal medya araçlarını kullanmış ve oyların %77.7'sini garantilemiştir. Bu sonuçlar, Umaru Yar'Adua'nın görevi esnasındaki oylarla karşılaştırıldığında daha ileri bir durumdadır.

Ancak Jonathan'ın Cumhurbaşkanı olarak atanmasının ardından siyasî olarak Umaru Yar'Adua'nın döneminden daha zayıf olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu ise Obasanjo'nun, Demokrat Halk Partisi'nin mütevelli kurulu başkanı olduğu sırada Jonatha'nın müsteşarı olmasına rağmen böyle olmuştur. Dolayısıyla Jonathan'ın iktidar dönemi, Nijerya'daki sivil kuruluşlar ile siyasî yaşam üzerindeki tahakküm gücünü zayıflatan birçok sorunların acısını çekmiş olup bu sorunlar ise aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

1-Siyasî yolsuzluk:

Nijerya'daki siyasî yolsuzluk, Jonathan'ın otoritedeki varlığında aşırı boyutlara ulaşmış olup hükümetin yolsuzluğu önlemeye dönük çabaları ise minimum oranda olmuştur. Hatta Goodluck Jonathan'ı destekleyen Amerika, yolsuzlukla mücadele hareketinden bıkmış ve Nijerya hükümetini açık bir şekilde eleştirmiştir. Nitekim Amerika Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, insan hakları uygulamaları bağlamında sunduğu 2011 yılı raporunda şöyle demiştir: "Nijerya'daki yolsuzluk, geniş ölçülerde olup hükümetin her kademesine ve güvenlik güçlerine yayılmış durumdadır." Ayrıca Jonathan hükümeti de diğer ülkelerle paralel olarak Nijerya devletinin gelişimini göz ardı etmiştir. Buda ilerleyen dönemlerde sakinlerin Jonathan iktidarına lanet okumalarına yol açmış ve dolayısıyla buda özellikle ülkenin kuzeyinde şiddete neden olmuştur.

2- Yakıtlardan desteğin (sübvansenin) kaldırılması:

Görünen o ki Jonathan, yakıtlardan desteğin kaldırılmasının etkilerini ve tüm kriz idaresindeki başarısızlığı fark edememektedir. Nitekim 2012 Ocak ayındaki isyan eylemlerinin patlak vermesinden birkaç gün sonra Jonathan hükümeti ister istemez boyun bükmüş ve yakıtlar için birtakım destekler sağlamıştır. Ancak zamanın yine de çok gecikmiş olmasının yanı sıra hükümetinin itibarı ciddi zararlar görmüş ve Nijerya'da Jonathan'ı destekleyen orta tabaka da kendisine karşı çıkmıştır.

3- Müslüman sakinlere karşı ırkçı ayrımcılığın arttırılması:

Hükümet ile Goodluck Jonathan yönetimi altındaki Müslüman sakinler arasındaki ilişkiler iyice kötüleşmiştir. Zira Goodluck Jonathan, Obasanjo'nun belirlediği "Müslümanları hoşnut etme" politikasından vazgeçmiş ve ardından da Müslümanların taleplerini bastırmak için şiddet taktiklerini artırmıştır. Ayrıca en güzel siyasî hakları sunmak, iş olanakları sağlamak ve toplumsal koşulları iyileştirmek yerine özellikle Kuzey kesimlerinde olmak üzere güvenlik güçlerinin Müslümanlara yönelik zulmünü yoğunlaştırmıştır. Buda Müslümanların, Jonathan yönetimine karşı ciddî tepkilerine neden olmuş ve Boko Haram gibi bazı İslamî cemaatlerin de Jonathan hükümetinin Müslümanlara karşı benimsediği vahşî baskılara karşı bir tepki gösterme babından hükümete karşı şiddet metodunu benimseyen bir cemaat olmasına sevketmiştir.

Jonathan yönetimini kuşatan konular ile ülkedeki şiddete yakından bakıldığında, bu konuların Goodluck Jonathan ile olan işbirliğiyle Amerika tarafından türetildiği ortaya çıkmaktadır. Buda Amerika'nın, tek bir hedef için Nijerya'nın derinliklerine kadar müdahalede bulunmasına izin vermek içindir ki buda ülkenin petrol zenginliklerini garantilemektir.

 

Amerika'nın bu türetmelerini göstermek içim aşağıdaki hususları açıklamalıyız:

Siyasî yolsuzluk açısından: Nijerya'daki siyasî yolsuzluğa karşı kamunun tiksintilerine rağmen Amerika, gizliden gizliye buna teşvik etmektedir. Aynen devletin, ceplerini Amerika'nın yardım ve destekte bulunduğu zamandakinden daha çok doldurmasına izin vermesi gibi. Zira bu, efendilerine daha fazla hizmet etsinler diye Amerika'nın ajanlarının daha fazla zengin olmalarını sağlayan ve aynı şekilde Amerika'nın, kendi yolunda duran ve en barizi İngiltere olmak üzere diğer yabancı güçlerin yanlısı olan siyasileri kovuşturmasına izin veren bir yöntemdir. Ayrıca "yolsuzluk parası", Amerikan ajanları için iki ucu keskin bir silahtır: Zira bir yandan Amerikan ajanları, ona sımsıkı bağlı kalmaya devam etmek için parayı arzularken diğer yandan bu, efendilerine daha bağımlı hele getirecek olmasından dolayı Amerikan ajanlarını korkutup tehdit etmektedir. Çünkü onlar, Amerika'ya itaatsizlik etmeleri durumunda yolsuzluğun, rahatlıkla kendilerini cezalandırmanın ve otoritelerinin yok olmasının bir aracı olarak kullanılabileceğini çok iyi bilmektedirler.

Yakıtlardan desteğin kaldırılmasına gelince; Amerika'nın egemen olduğu İMF'nin talebine binaen olmuştur. Zira BBC, şunu bildirmiştir: "İMF, Nijerya hükümetini, rapora göre yıllık olarak 8 milyar dolar sağlayacak olan desteği kaldırmaya teşvik etmektedir." ["Nijerya, Desteğin Kaldırılmasının Ardından Yakıt Fiyatlarının İki Katına Çıkarılmasına Öfkelidir." BBC News Online / 02. Ocak 2012] Bu adımın arkasındaki hedef, insanları ekonomik olarak kahretmek, onları yakıtlardan desteğin kaldırılması nedeniyle ortaya çıkan ağır yüklerle meşgul etmek ve onların zihinlerini, ülkenin petrol zenginliklerini yağmalayan Amerikan petrol şirketlerinin çabalarından uzak tutmaktır.

Jonathan'ın, özellikle Boko Haram olmak üzere Müslümanlara dönük zulmüne gelince; Bundaki hedef ise İslamcı militanlara karşı mücadelede Nijeryalı güvenlik yetkililerine yardım etme gerekçesi altında petrolü korumak amacıyla Amerika'nın Nijerya'daki güvenlik birimleri üzerindeki denetimini genişletmektir. Zira Clinton'un, 09. Ağustos 2012'de Nijerya'yı ziyareti sırasında üst düzey bir güvenlik yetkilisi şöyle demiştir: "Washington, içlerindeki şüphelileri izlemek ve polis ile askerî istihbaratlardaki farklı yolları "birleştirmek" için Nijerya'ya adlî yardımda bulunacaktır..." Ve yetkili şöyle bir eklemede bulunmuştur: "Aynı şekilde Washington, bilgileri birleştirmeye yardımcı olabilecek istihbarat koordinasyon merkezini geliştirmek amacıyla Nijerya'ya yardım etmeye hazırlanmış olacaktır." [AFP Online / 09. Ağustos 2012]

Bununlar birlikte Amerika, bu gergin konuları türetmekle, zenginlikleri garantilemek için Amerikan müdahalesine gerekçe oluşturacak sınırlarda durmayı istemektedir. Ancak petrol zenginliklerinin garantiye alınmasını felce uğratacak bir iç savaşa ulaşmaksızın. En azından yakın gelecekte öngörülen budur.

Nijerya'daki siyasî çatışmaya gelince; bu, Kenya'da olandan farklıdır. Zira Amerika ile İngiltere'nin olduğu iki devletin Kenya'da kendi çıkarlarına hizmet edecek yakın siyasi tabakaları bulunmaktadır. Ancak 29.05.1999'da Obasanjo'nun görevi üstlenmesinden bu yana Nijerya'daki etkin tabaka, Amerikan yanlısı olmuş ve İngiliz yanlıları ise giderek zayıflamışlardır. Ancak çok az da olsa onların etkinlikleri de bulunmaktadır.  Dahası onların etkinlikleri, Amerikan yanlılarına oranla arka saflarda sayılır. Ancak İngiltere, hala geçmişteki nüfuzuna geri dönmek için artan gerginlikleri istismar etmeye çalışmaktadır...

Sonuç olarak İslam'ın büyük önem arz ettiği bir ülkede devletlerin çatışması... bugün, onun meselelerinin düşmanı olan sömürgeci kafirlerin ellerinde olması ne acıdır. Buna rağmen İslam ümmeti, asla susmayacak, bilakis Allah'ın izniyle Allahu Subhânehu'nun nitelendirdiği üzere izzetini ve hayriyyetini geri döndürecek yeni bir gün doğumunun arkasında bekleyen yükselişe doğru hareket edecektir.

كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ "Sizler, insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz. Marufu emreder, münkerden nehyeder ve Allah'a iman edersiniz." [Âl-i İmrân 110]

Bu, aziz olan Allah'a hiç de zor değildir.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER