Salı, 07 Ramazan 1447 | 2026/02/24
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Müslümanların Oruç ve Bayramın Birliğinde İhtilaf Etmesi Başlangıç Noktası yada Kaynaklarda Olan İhtilaftan Dolayı mıdır?

  • Kategori Fas
  •   |  

Fas'taki Oruç ve bayramın başlangıcının ilan edilmesi ile Zilhicce ayının girişi her yıl özel yada genelde tartışma konusu olurken genellikle de Fas'taki orucun başlangıcı ve sonu, diğer İslam ülkelerinden bir gün gecikmeli olmaktadır. Hatta her Ramazan'ın başlamasıyla birlikte Fas halkının dilinde şu cümleler meşhur olmuştur: "Ayı gördünüz mü? O bir günlük mü yoksa iki günlük müdür?" "Biz, her zaman onun başını ve ayaklarını yeriz." "Bizim günahımız onların üzerinedir." Yani orucu ve bayramı ilan edenlerin üzerinedir. Dolayısıyla Fas halkı için iki arefe ve iki oruç olur hale gelmiştir. Büyük arefedir ki o; hacıların vakfe günüyle örtüşmekte olup buda Fas'ın kameri ay takvimine göre Zilhicce'nin sekizinci günüdür. Diğeri ise küçük arefedir ki oda; bundan bir gün sonrasıdır. Dolayısıyla da insanlar her iki arefede de oruç tuttukları gibi hatipler de minberlerden buna çağrıda bulunmaktadırlar. Nitekim devletin, orucun ve bayramın gecikmesi ile İslam ülkelerinin Zilhicce ayı da dahil hilal aylarının ispatında ihtilaf etmeleri hususundaki delili, başlangıç noktasındaki ihtilaftır.

Ey Müslümanlar!

İyi biliniz ki Fas'taki orucun ve bayramın başlangıcının ilan edilmesi, siyasi bir karar olup bunun başlangıç noktasının ihtilaf etmesiyle hiçbir ilgisi yoktur.

Başlangıç noktasının ihtilaflı olması, astronomik bir olgu ve evrensel bir yıl olup bunun ulusal sınırlar ve mevcut siyasî rejimlerle hiçbir ilgisi yokken bizler, Ramazan ayının girmesinin ve çıkmasının ilan edilmesinin ulusal devlet sınırlarıyla ve yöneticinin arzularıyla  ilişkilendirildiğini görmekteyiz. Dolayısıyla tek bir ulusal devletteki iki Müslümanın, aralarındaki mesafe ne kadar uzak olsa da oruçları birleşirken aralarını ayıran dikenli sınırlardan dolayı birbirine komşu olan iki Müslümanın oruçları ihtilaf etmektedir! Mesela Doğu Vecde halkı, en Güney'deki Kuveyra halkı ile birlikte oruç tutarlarken birisi Faslı ve diğeri de Cezayirli olmasından dolayı George Bagel sınır noktası tarafındaki iki Müslümandan her birinin kendine ait orucu bulunmaktadır. Peki ayın başlangıç noktası Vecde ve Kuveyra'nın arasını birleştirirken aynı yerdeki George Bagel ile Moritanya ve Cezayir ile birlikte olan Fas sınır boyu üzerindekileri farklılaştırmakta mıdır?!

Orucun ilan edilmesi, ulusların farklı olmasına ve siyasî tabiiyete göre olmasının yanı sıra bazı ülkelerde de mezhepçi tabiiyete göre olup başlangıç noktasındaki ihtilafa göre değildir. Her ne kadar yalan ve iftirayla böyle olduğunu iddia etmiş olsalar bile.

Başlangıç noktasındaki ihtilafın, hilalin ispatına etki etmesi meselesine gelince; o zamanki iletişim araçları yetersiz olduğu için İslamî Hilafet'in her köşesindeki bütün Müslümanlara ayın girdiği haberini bildirmenin vakıa olarak imkansız olmasından dolayı geçmiş alimler bunu incelemişlerdir. Mesela Horasanlı (Asya) bir Müslüman en uçtaki Faslı bir Müslümana, ulaşım aracının hayvan olduğu bir zamanda Ramazan hilalini gördüğünü nasıl haber verecek?

Başlangıç noktasının ihtilafının, hilalin görünmesinin ispatına etki ettiğini söyleyenler, Kurayb'in şu hadisini delil getirmişlerdir ki hadis şöyledir:

أنّ أم الفضل بعثته إلى معاوية بالشام، فقال: فقدمت الشام فقضيت حاجتها واستُهل عليّ رمضان وأنا بالشام فرأيت الهلال ليلة الجمعة، ثم قدمت المدينة في آخر الشهر، فسألني عبد الله بن عباس، ثم ذكر الهلال، فقال: متى رأيتم الهلال؟ فقلت رأيناه ليلة الجمعة، فقال: أنت رأيته؟ فقلت: نعم، ورآه الناس وصاموا وصام معاوية، فقال لكنّا رأيناه ليلة السبت فلا نزال نكمل ثلاثين أو نراه، فقلت: ألا تكتفي برؤية معاوية وصيامه؟ فقال: لا، هكذا أمرنا رسول الله صلى الله عليه وعلى آله وسلم "Ümmü el-Fadl, (Kureyb'i) Şam'da bulunan Muaviye'ye göndermiştir. (Kureyb) dedi ki: Şam'a geldim ve Ümmü el-Fadl'ın ihtiyaçlarını giderdim. Ben Şam'da iken Ramazan hilali girmişti. Cuma gecesi hilali gördüm. Sonra ayın sonunda Medine'ye geldim. Abdullah İbn-u Abbas bana soru sordu. Sonra hilalden bahsederken şöyle dedi: Hilali ne zaman gördünüz? Ben de dedim ki: Onu Cuma gecesi gördük. (İbn-i Abbas) dedi ki: Sen hilali gördün mü? Ben de dedim ki: Evet, insanlarda hilali görerek oruç tuttular ve Muaviye'de oruç tuttu. (İbn-i Abbas) ise Fakat biz hilali cumartesi gecesi gördük, (Ramazan'ı) otuza tamamlayıncaya veya onu (hilali) görünceye kadar (orucu) tutmalıyız dedi. Ben de dedim ki: Muaviye'nin görmesi ve oruca başlamasıyla yetinmeyecek miyiz? (İbn-i Abbas) dedi ki: Hayır, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Ala Âlihi ve Sellem) bize böyle emretti." Dolayısıyla İbn-u Abbas, Muaviye'nin hilali görmesini kabul etmemiş ve onun orucuyla da oruç tutmamıştır. Dolayısıyla bu, şeri bir delil değildir. Sadece İbn-u Abbas'ın, Sallallahu Aleyhi ve Ala Âlihi ve Sellem'in şu kavli hakkındaki içtihadıdır:

صوموا لرؤيته وأفطروا لرؤيته "(Ramazan ayının) hilalini gördüğünüz zaman oruç tutun. (Şevval ayının) hilalini gördüğünüz zaman da bayram edin."

Dolayısıyla da bu tercih edilen içtihat, Ensar'dan bir gurup tarafından rivayet edilen sarih hadise aykırıdır ki o hadis de şudur:

غُمَّ علينا هلال شوال فأصبحنا صياماً، فجاء ركب من آخر النهار، فشهدوا عند النبي صلى الله عليه وعلى آله وسلم أنهم رأوا الهلال بالأمس، فأمرهم رسول الله أن يفطروا، ثم يخرجوا لعيدهم من الغد "Dediler ki: Şevval hilalini (hava koşulları nedeni ile) göremedik. Böylelikle sabaha oruçlu olarak başladık. Günün sonunda bir kafile geldi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Ala Âlihi ve Sellem)'in yanında dün hilali gördüklerine dair şahitlik ettiler. Bunun üzerine Rasulullah onlara oruçlarını bozmalarını, daha sonra da ertesi gün bayramları için çıkmalarını emretti."

Böylece Resul (Sallallahu Aleyhi ve Ala Âlihi ve Sellem) onlara, Medine-i Münevvere dışında Şevval hilalinin başkaları tarafından görülmesi nedeniyle Ramazan'dan bir gün sandıkları bir günde oruçlarını bozmalarını emretmiştir. Zira kafile hilali, Medine'ye varmadan bir gün önce görmüşlerdi.

Bugünkü duruma gelince; bütün devletlerde çeşitli iletişim araçları mevcut olup hilalin görülmesi haberini bütün dünyaya bir kaç saniyede iletmeye muktedirdirler. O halde Müslümanların ister doğrudan gözle görülmesi şeklinde olsun isterse de yakını veya uzağı gören dürbün gibi vasıtalar ile görülmesi şeklinde olsun bu şekillerden birisi ile hilalin görülmesinin yeryüzünün herhangi bir yerinde sabit olması haberini işitince oruca başlamaları yada bayram için orucu bozmaları gerekir. Çünkü muteber olan görmek, gözle görmektir. Yoksa astronomik hesaplamalar değildir. Zira Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur:

فإن غُمَّ عليكم فأكملوا العدّة ثلاثين "Eğer size hava kapalı olursa sayıyı otuza tamamlayınız."

Ey Müslümanlar!

Hak, apaçık ortadadır. Zira Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], şöyle buyurmuştur:

صوموا لرؤيته وأفطروا لرؤيته، فإن غم عليكم فأكملوا العدة ثلاثين "(Ramazan ayının) hilalini gördüğünüz zaman oruç tutun. (Şevval ayının) hilalini gördüğünüz zaman da bayram edin. Eğer size hava kapalı olursa sayıyı otuza tamamlayın."

Bu hadisteki (oruç tutun.... Ve bayram edin) hitabı, Müslümanların tamamı için olup Faslı ile Cezayirli ve Moritanyalı arasında bir fark olmadığı gibi Faslı ile Endonezyalı ve Türkiyeli ile Mısırlı arasında da bir fark yoktur.

Bir Müslüman, Ramazan yada Şevval hilalini gördüğünde bütün Müslümanların oruç tutmaları veya bayram etmeleri gerekmektedir ki bu hususta bir ülkeyle diğer bir ülke bir Müslümanla diğer bir Müslüman arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü Müslümanlardan hilali gören bir kimse, onu görmeyen için bir hüccettir. Zira İbn-u Abbas'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

جاء أعرابي إلى النبي صلى الله عليه وعلى آله وسلم فقال: رأيت الهلال، فقال: أتشهد أن لا إله إلا الله وأنّ محمداً رسول الله، قال: نعم، فنادى النبي صلى الله عليه وعلى آله وسلم أن صوموا "Bir bedevi, Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Ala Âlihi ve Sellem]'e gelerek ben hilali gördüm dedi. O da buyurdu ki: Allah'tan başka ilahın olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik eder misin? O da (Bedevi) evet deyince bunun üzerine Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Ala Âlihi ve Sellem] oruç tutunuz diye nidada bulundu."

İbn-u Ömer [Radıyallahu Anhuma]'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

تراءى الناسُ الهلال، فأخبرتُ رسول الله صلى الله عليه وسلم أَني رأيته، فصامه وأمر الناس بصيامه "İnsanlar hilali düşünürlerken ben, Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'e onu gördüğümü söyledim. O da oruç tuttu ve insanlara da oruç tutmalarını emretti."

Dolayısıyla bir ülkedeki bir Müslümanın şahitliği diğer ülkedeki bir Müslümanın şahitliğinden daha evla olmadığı gibi bölünmeler ile kafirlerin İslam ülkelerine koydukları sınırların da hiçbir kıymeti yoktur.

"Hilalin, bir İslam ülkesinden görülmesi halinde ister ülkeler yakın isterse de uzak olsun şayet halkı ayı görmemiş olsalar bile diğer ülkedeki Müslümanlara oruç vacip olur sözü, Malikiler nezdinden meşhurdur. İbn-u Abdulbirr bunu, el-İstizkâr Kitabı'nda İmam Malik'e atfetmiştir. Ondan da bunu, İbn-u el-Kasım ve Mısırlılar rivayet etmişlerdir. İmam Nevevi el-Mehzeb'in şerhinde, İbn-u Munzir'in İkrima, el-Kasım, Salim ve İshak İbn-u Râhaveyh'den onun hilali gören ülke halkının haricindekilere gerekli olmadığını ve el-Leys, eş-Şâfi ve Ahmed'ten de herkes için gerekliği olduğunu naklettiğini söylemesinin yanı sıra el-Medenî ve el-Kûfi sözünün Malik ve Eba Hanife anlamına geldiğinden başka bir şey bildirmediğini de söylemiştir. Nitekim Fas Evkaf ve İslami İşler Bakanlığı lisanıyla çıkan Hak Davet Dergisi'nin 28. sayısındaki Abdulhâdi et-Tâzî'ye ait "İslam Dünyasında Orucun Birliğine Doğru: Malikiler, Orucu Diğer Ülkelerde de Birleştirmenin Liderleridirler" başlıklı konuda şunlar aktarılmıştır: "Hilalin ne zaman bir bölgede görüldüğü sabit olursa diğer bölge halklarının üzerine, her ne zaman bu kendilerine güvenilir bir yolla ulaşırsa oruçlarında ve bayramlarında bununla amel etmeleri vacip olur şeklindeki söz, Malikiler, Hanefiler ve Hanbeliler nezdinde sahih bir sözdür."

Peki şayet diğer İslam ülkeleri için de tek bir ülkenin görmesi gereklidir sözü, Malikiler -ki bu, meşhur bir mezheb olup Malikiler bunu diyenlerin öncüleridirler- nezdinde sahih bir söz ise o halde devlet, hala ısrarla Maliki mezhebinden olduğunu söylediği halde neden buna muhalefet etmektedir?

Ey Fas Halkı!

Sizlerin de bildiği üzere hak, tabii olmaya en çok müstahak olandır. Dolayısıyla sizlerin, orucun başlangıcının ilan edilmesi bağlamında orucun birleşmemesinin günahının bunu en iyi kanıt olarak ilan edenlerin üzerine olacağını kast ederek söylemiş olduğunuz "Bizim günahımız onların üzerinedir" sözünüz, İslam ülkelerinde şeri olan ayı görenlerle birlikte oruç tutmamanızda sizin için bir mazeret değildir. Hatta devlet bunu ilan etmemiş olsa bile. Zira Yaratana isyanda yaratılana itaat yoktur. O halde oruçlarınızı, Allah'ın ve Resulünün emrine icabet ederek tutunuz ve siyasî yöneticilerin görüşleri ile saray mollalarının zaman ve mekandan kopuk olan fetvalarına göre tutmayınız.

Orucun ve bayramın birleşmemesine dönük köklü çözüm, İslam ülkelerinin, Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in râyesinin olduğu tek bir râye altında birleşmesi ve Müslümanlara da bütün Müslümanları tek bir devlet altında toplayacak, onlara İslam'ı tatbik edecek, Müslümanların oruçlarını birleştirecek, bayramlarını birleştirecek ve şiarlarını birleştirecek olan bir Halife nasbetmek için ciddi bir şekilde çalışmaktadır. Böylece Hacılar için büyük arefe Fas devleti için de küçük arefe şeklinde iki arefe işitmeyeceğiz.

Ey Müslümanlar! Kur'an ayını, Kur'an'ın devletini kurmak için çalışma ayı kılmak gerektiğini çok iyi biliniz.

Zira Allahuteala, şöyle buyurmaktadır:

وَقُلِ اعْمَلُواْ فَسَيَرَى اللّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ وَسَتُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ "De ki: (Yapacağınızı) yapın! Muhakkak ki yaptıklarınızı Allah da resulü de müminler de görecektir. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz de O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir." [et-Tevbe 105]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Davet

 

Hizb-ut Tahrir'in Bab-ı Sadun'daki el-Burak salonunda yapmayı planladığı basın toplantısının gecikmesinden dolayı özür dileriz. Nitekim toplantı, 21.07.2012 cumartesi günü sabah saat 09:30'da aynı yer ve aynı zaman diliminde yapılacaktır.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Tireymse Katliamı; Suriye'deki Müslümanları Ümitsizliğe Düşürmek ve Onları Sendeleyen Amerika'nın Çözümünü Kabul Etmeye Sevketmek İçindir

12.07.2012 Perşembe günü mücrim Suriye rejimi, tüm dünyanın gözü ve kulağı önünde Suriye halkına karşı korkunç katliamını yenilemiştir. Zira Hama'nın kırsalındaki Tireymse'de helikopterler, tanklar ve ağır topların bombalamasının ardından kadın, çocuk ve erkekler olmak üzere 300 küsur kişinin öldüğü bir katliam işlemiş, şebbihaları günahkar ellerine geçenleri doğramış ve ailelerin tamamını meydanda idam etmiştir... Yine aynı Perşembe günü Batı da; Güvenlik Konseyi'nde, diplomatik ve ekonomik yaptırımları dayatan cezalar altında ağır silahların kullanılmasını durdurma çağrısı yapan (Suriye halkını katletmesi için) mücrim Suriye rejimine yeni bir 10 gün daha mühlet veren karar taslağının tartışıldığı Güvenlik Konseyi yoluyla mücrim Beşar'a verdiği mühleti yenilemiştir.

İşte bu, Amerika'nın çizdiği ve Rusya ve Çin'in sırtına binmek için Annan'dan İran ve Beşar'a kadar araçları yoluyla uyguladığı uluslararası bir komplodur... Zira Amerika, bu utanç veri cürümü ve bu katliamı sesli ve görüntülü olarak aktaran bu açık medya vasıtasıyla Suriye halkına şunu demek istemektedir: Senden ümitsizlik ve teslimiyetin yanı sıra Amerika'nın yeni çözümünü kabul etmen istenmektedir. Dahası Amerika, hala bir alternatif bulamadığı gibi bunu yapmanın çok zor olduğunu da görmektedir. Bu nedenle o, çözümünü kolaylaştırmak için ajanı Beşar yoluyla daha fazla katliamların işlenmesine başvurmaktadır. Aynı zamanda da Amerika, Rusya'nın tutumuna karşı olduğunu iddia etmektedir. Zira Amerika Başkanı Obama, normal ve rutin ziyaretler olduğu halde Rus imha ediciler ile Tartus Limanı'ndaki diğer savaş gemilerine yöneldiğini açıklamıştır... Tüm bunlar, insanların ümitsizliğe düşmesi ardında da söylediğimiz gibi Amerikan çözümünü kolaylaştırmak için açıklanmaktadır... Bu Amerika ile onun yaratıkları ve takipçilerinin hepsi ahlaksız katillerdirler... Dolayısıyla Amerikan nüfuzunun, geri dönmeyi hayal bile edemeyecek şekilde şehitlerinin kanlarıyla boğarak Şam topraklarından sökülüp atılması gerekmektedir.

Mümin ve sabırlı Suriye halkına gelince; 13.07.2012'deki cumasına, "Esad ve İran'ın Hizmetkarı Annan'ı Bırakın" cuması adlandırmasıyla cevap vererek böylece kurnaz ve kanlı uluslararası bu oyunlara verdiği güçlü tutumunu tescillemiş ve her defasında olduğu gibi Allah'tan başkasının önünde eğilmeyeceğini ve sorumluları, sendeleyen Amerika'nın bir sonraki uluslararası çözümünde kendileri için bir rol verilmesini bekleyen laik Suriye dış muhalefete değil Allah'a iman edip O'nun şeriatına bağlanan bir kimsenin emrine teslim olacağını ilan etmiştir.


Ey Suriye'deki Mümin ve Sabırlı Müslümanlar
!

İflas etmiş mücrim rejimin, askerî ve diplomatik yoldaki en üst bölünmelerin ve ayaklanmanın kıvılcımının kendisiyle birlikte olmalarıyla övünüp durduğu -ki bunlar, Şam ve Halep'tir- kalelerine kadar ulaşmasının ardından içerideki rükünleri yanmakta ve hayat öğeleri düşmektedir. Zira Halep, isyanını ilan etmek için tüm gücüyle sokaklara dökülürken Şam ise hala uyumaya devam etmekte ve Esad'ın yatak odasına, sarayının üstündeki Yahudi varlığının uçaklarına olan uzaklıktan çokta uzak olmayan savaş ve füzelerle uyanmaktadır... Bu vahşî rejimin önünde, size karşı katliam üzerine katliam işlemekten başka bir şey kalmamıştır. Zira o, Şam ve Halep'te de Humus, Rastan, İdlib ve Deir el-Zour'da yaptığını yapmak istemektedir... Aynen gömülü babasının daha önce Hama'da yaptığı gibi... Dolayısıyla önünüzde, her düzeyde bu rejimi devirmek için aynı anda tek bir adamın yanında durmanızdan ve Silahlı Kuvvetleri'ndeki evlatlarınızın aynı anda Allah hakkı için bu rejimi yok etmek ve insanlığı rejimin pisliklerinden kurtarmak için emirler vermelerinden başka bir çözüm yoktur.


Ey Suriye'deki Allah'a İman Eden Müslümanlar
!

Siz ey kahramanlar! Allah'ın izniyle nusret bulacaksınız. Zira Allah, işiten ve görendir. Bizler ise kesinlikle (Beşar ve onunla birlikte olan) mücrim bir kavmin çatışmasını görmekteyiz. Zira Kur'an da zikri geçen Firavun ve onun ileri gelenlerinin karşısındaki efendimiz Musa ile onunla birlikte olan müminlerde bizler için en hayırlı teselli ve teskinlik vardır.

وَقَالَ الْمَلأُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ أَتَذَرُ مُوسَى وَقَوْمَهُ لِيُفْسِدُوا فِي الأَرْضِ وَيَذَرَكَ وَآَلِهَتَكَ قَالَ سَنُقَتِّلُ أَبْنَاءَهُمْ وَنَسْتَحْيِي نِسَاءَهُمْ وَإِنَّا فَوْقَهُمْ قَاهِرُونَ   قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ اسْتَعِينُوا بِاللَّهِ وَاصْبِرُوا إِنَّ الأَرْضَ لِلَّهِ يُورِثُهَا مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ "Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: Musa'yı ve kavmini, seni ve tanrılarını bırakıp yeryüzünde bozgunculuk çıkarsınlar diye mi bırakacaksınız? (Firavun): Biz onların oğullarını öldürüp, kadınlarını sağ bırakacağız. Elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz, dedi. Musa kavmine dedi ki: Allah'tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah'ındır. Kullarından dilediğini ona varis kılar. (Güzel) akıbet muttakilerindir." [Âraf 127 128]

Yine Allahuteala, Musa [Alehi's Selam] ile onunla birlikte olan müminler hakkında şöyle buyurmuştur:

وَنُرِيدُ أَن نَّمُنَّ عَلَى ٱلَّذِينَ ٱسْتُضْعِفُواْ فِى ٱلأَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ أَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ ٱلْوَارِثِينَ "Biz istiyorduk ki mustazaflara yeryüzünde lütufta bulunalım, onları liderler yapalım ve (ülkelere) varis kılalım.." [Kasas 5-6] Azim olan Allah doğru söyledi.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Rejim, Hala Günahından Pervasızlaşarak Muhlisleri Yargılamakta ve Mücrimleri ise Onurlandırmaktadır

11 Temmuz 2012 Çarşamba günü, Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti üyesi kardeş el-Fatih Abdullah İsmail Kalakila el-Lifa Mahkemesi önünde görünmüştür. Bu ise yetkililerin, 28.03.2011 tarihli 2570 sayılı bildirimi harekete geçirmelerinin, yani bir küsur yılın ardından (Anayasal Düzeni Yıkmak) şeklindeki (50.) madde ile (Şiddet veya kaba kuvvetle otoriteye muhalefet etmeye çağırmak) şeklindeki (63.) madde altında gerçekleşmiştir.

Kardeş el-Fatih'in bünyesindeki gerçekler, Kalakila el-Lifa bölgesindeki mescitte kılınan namazın akabinde sözde İslam'ı savunanlarla yaptığı İslam akidesi temelindeki bir tartışma şeklinde özetlenebilir!!

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak bizler, bir küsur yıl geçmesinin ardından otoritenin bu bildirimi yeniden harekete geçirmesi bağlamında aşağıdaki hususları vurgularız:

Birincisi:

(50) ila (63.) maddelerindeki suç unsurları, bizzat maddî eylemlerdir. Uzak yakın herkes bilmektedir ki Hizb-ut Tahrir, ortaya çıkmasından bu yana Nebi [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'i takip ederek küfürle hükmeden ve yıkılmak üzere olan bu rejimleri değiştirmek için maddî eylemlerde bulunmamıştır. Bilakis hizib davetini, siyasî bir yolla İslamî hayatı yeniden başlatmak için taşımaktadır.

İkincisi:

En son gösterilerin akabinde rejime isabet eden panik durum onu, her haykırışı kendi aleyhine sanarak sağa sola debelenmeye sevketmektedir. Nitekim rejim, daha da ileri giderek masum davet taşıyıcılarına zulmetmekte ve mücrimleri ise onurlandırmaktadır. Dolayısıyla (asrın cürümü) olan Nifaşa durumunda gördüğümüz gibi isyancılara ve Yahudi devletine petrollerinin verilmesi ve bunun da Etiyopya görüşmeleriyle sonuçlanması, işte tüm bunlar insanlara Allah'ın indirdiklerinden başkasıyla hükmeden bu rejimin çöküşünü hızlandıracaktır.

Üçüncüsü:

Hizb-ut Tahrir içerisindeki davet taşıyıcıları, Nübüvvet Minhacı Üzere Raşidi Hilafet'i yeniden kurarak İslamî hayatı yeniden başlata davası yolunda nefislerini, ailelerini ve mallarını satmışlardır ve onların seyirlerindeki sloganları ise şudur: إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ "Muhakkak ki Allah, müminlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır." [et-Tevbe 111]

Raşidi Hilafet'in gölgesinde İslamî ümmetin arzuladığı görkemli İslamî hayatta, iyiliği emredip münkeri nehyedenlerin durumu yükselirken münkeri işleyip iyilikten yoksun olanların durumu ise alçalacaktır.  İşte o zaman zalimler, nasıl bir inkılapla devrileceklerini bileceklerdir.

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Amerika, Tedarik Hatlarını Yeniden Açan Pakistan Yöneticilerini İnsansız Uçak Saldırıları ve Yalan Manevralarla Ödüllenmektedir

Amerika, NATO ikmal hatlarını yeniden açan Pakistan yöneticilerini, sivillere dönük insansız uçak saldırılarını daha da artırmak ve Pakistan Silahlı Kuvvetleri'ne karşı sahte manevralar yapmakla ödüllendirmektedir.

Amerika ve Pakistan ordusu ile sivil liderliklerdeki hainler, omuz omuza Pakistan Silahlı Kuvvetleri'nin devasa gücünü baltalamaya çalışmaktadırlar. Zira hainler, Amerika ile Amerikan istihbaratı ve askeriyenin Pakistan Silahlı Kuvvetleri'nin sırlarına erişme imkanı veren anlaşmalar imzalamışlardır. Hatta Amerikalılar, istihbarat bilgileri toplama imkanı bulabilmek için bizzat Ordu Genel Komutanlığı da dahil Silahlı Kuvvetleri'nde hassas sitelerin kurulmasına önem vermekte olup buda Amerikan Silahlı Kuvvetleri'ne bu istihbarat bilgilerini kullanma imkanı vermektedir.

"Raymond Davis orduları" gibi özel ordularını, Pakistan Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik saldırılarda kullanmak ve Kabileler Bölgesi'ndeki Müslümanları suçlamak yoluyla Amerika, savaşın devam etmesi için Müslümanları birbirlerine karşı kışkırtmaya çalışmaktadır. Bu sırada da hainler, Amerika'nın Afganistan'daki güçlerinin tedarik hatlarını garantilemektedirler. Zira Amerika, Belucistan, Kabileler Bölgesi ve diğer yerlerdeki çatışmaları körüklemeye çalışan Hint İstihbaratı önünde açık bir şekilde Afganistan'da kalmaya devam edecektir. Dolayısıyla Amerikan Hava Kuvvetleri'ne Pakistan içerisinde imkanlar verenler bizzat bu hainlerdir. Zira Amerikan insansız uçakları, saldırılarına Müslümanların evlerinin üzerinden başlamakta ve Kabileler Bölgesindekilerin evlerini başlarına yıkmaktadırlar. Ayrıca Pakistan Silahlı Kuvvetleri İstihbaratı'ndaki istihbaratçı hainler, muhlis Müslümanları Müslüman kardeşlerine karşı doldurmaktadırlar. Nitekim hain yöneticiler, kafirlerin kurbanı olsunlar diye Pakistan İstihbaratını orada veya buradaki mücahitleri takip etmeye sevk etmektedirler. Hakeza bu hainler, Hint İstihbaratları ile İngilis istihbaratındaki müttefiklerinin kalplerindeki korkusu sabit olan Pakistan İstihbarat Kurumu'nu, Haçlıların elindeki bir oyuncağa çevirmişlerdir.

Hainleri, Silahlı Kuvvetlerine karşı daha çok şiddetlendirense, Pakistan'daki yöneticilerin, birkaç gün içerisinde Amerikan Haçlı savaşına dönük askeri desteklerinin çekilmesi, Amerikan askerî üslerinin kapatılması ve Amerika'nın Afganistan'daki ikmal hatlarının kesilmesi yoluyla Müslümanlara karşı savaşında Amerika'yı ezici bir hezimete uğratma imkanı vermeleridir. Aslında Amerika'nın gerçek ağırlığı bu ödlek kuvvetlere bağlıyken Pakistan Silahlı Kuvvetleri ise, Kabil'in Dakka, Taşkent ve İslamabad ile birleşmesi ve Haçlılara ve Hindistan devletine karşı sert bir darbe indirilmesi amacıyla Müslümanlar için birkaç saat içerisinde Kabileler Bölgesine, Belucistan'a ve diğer yerlere seferberlik başlatabilir.

Hizb-ut Tahrir, ahiret için bu dünyadan vazgeçmeye razı olan cesur subayları, İslam beldelerinin, halklarının ve Silahlı Kuvvetleri'nin Amerika'nın elinde daha çok yıkıma uğramaktan kurtarmak amacıyla derhal Hilafet Devleti'ni kurması için Hizb-ut Tahrir'e nusret vermeye davet etmektedir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاء تُلْقُونَ إِلَيْهِم بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءَكُم مِّنَ الْحَقِّ "Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları, sevgi göstererek dost edinmeyin! Oysa onlar size gelen hakkı inkar etmişlerdir." [el-Mumtehine 1]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Ayrılık Yılında... Sudan, Yıkımdan ve Seraptan Başka Ne Elde Etmiştir

Bugün Sudan'da üzerimizden elim bir yıl dönümü geçmiş olmasının yanı sıra 09 Temmuz 2011'de de Sudan'ın bölünmesi ve Güney Sudan Cumhuriyeti adında yeni bir devletin doğuşu resmen ilan edilmişti. Peki Sudan, bu ayrılıktan seraptan ve yıkımdan başka ne elde etmiştir acaba?!

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti, Amerika'nın Güneyin ayrılmasını ve Sudan'ın geri kalanlarının parçalanmasını hedefleyen planlarının yolunda devam edilmesinin sonuçları hakkında uyarmasının ve Başkent ile Sudan'ın muhtelif şehirlerinde yaptığı sempozyum ve konferanslar yoluyla bu habis planları ifşa etmesinin yanı sıra onlarca beyan, neşriyat ve kitapçıklar yayınlamış, yürüyüşler yapmış, imzalar toplamış ve bunu da Cumhurbaşkanlığı'na teslim ettiği gibi belki dinleyen bir kulak bulunabilir diye parlamento önünde de oturma eylemi düzenlemiştir... Ancak çağrıda bulunulan da bir hayat yoktur. Dolayısıyla planlar Amerika'nın istediği şekilde yürümüş ve Sudan ise Amerika'nın öğütme makinesinin içerisine düşmüştür.

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak bütün herkese bizler, "Ey Müslümanlar! Güney Sudan'da Yeni Bir Yahudi Varlığının Oluşmasını Engelleyiniz" başlığı altında yönelttiğimiz ve orada şu anki olay hususunda da uyarıda bulunduğumuz çağrı yoluyla ayrılma (felaketinden) önce söylediklerimizi hatırlatırız ki çağrıda geçenler aşağıdaki şekildedir:

-Allah Göstermesin- Güney Sudan'ın ayrılması gerçekleşirse bunun anlamı aşağıdaki şekildedir:

Birincisi: Önce Sudan halkını onların ardından da bütün Müslümanları çevreleyen bir günah ve masiyettir. Çünkü onlar, daha önce ve şu anda Müslümanların sultanına tabi olan İslamî topraklar noktasında ifrata kaçmışlardır. Bu nedenle onun bir karışından bile ifrata kaçmaları Müslümanların üzerine haramdır.

İkincisi: -Önce Güneyin ayrılması yoluyla- Sudan'ın geride hiçbir şey bırakmayacak olan parçalanma girdabının içerisine sürülmesi demektir. Dolayısıyla Sudan'daki oyunun iplerini elinde tutan Amerika, Güneyin ayrılmasının ardından marjinalleşme iddialarıyla Darfur'u, sonra Kardufan, Mavi Nil ve Doğu Sudan'ı koparmaya hazırlanmaktadır.

Üçüncüsü: Güneyin ayrılması, komplo kurmak ve savaşları, çatışmaları ve cürümleri kışkırtmak için Güney Sudan'da sözde yeni bir Yahudi devletinin kurulması anlamına gelmektedir. Zira hepimiz, Güney Sudan'daki isyancı hareketle Yahudi devleti arasındaki tarihsel ilişkiyi bilmekteyiz.

Dördüncüsü: Güney Sudan'da yeni bir Yahudi devletinin kurulması ise Yahudilerin Nil havzasında etkinleşmesi ve doğrudan Mısır ve Sudan'ın güvenliklerini tahdit etmeleri anlamına gelmektedir.

Beşincisi: Güney Sudan'daki Müslümanların teslim edilmesi, kafirlerin hakimiyeti altında olup onların istediği şeyleri yapar bir hale gelmeleri içindir.

Altıncısı: Gelecekte Kuzey ve Güney devletleri arasındaki sınır savaşları.

 

Nitekim yukarıda söylediklerimizin tamamı gerçekleşmiştir; Zira Darfur, sözde Doha vesikası yoluyla ayrılmaya hazırlanırken Güney Kardufan ve Mavi Nil'in de parçalanmaya hazırlanmaları için savaş alanı haline gelmişlerdir. Yahudilerin, yeni doğmuş Güney devletçiği ile olan ilişkisi ise görünür bir hale gelmiştir. Zira Güney devletçiğinin başkanı  Salva Kiir'in ilk ziyareti, Amerika'nın ardından "İsrail'e" olmuştur.

Sınır savaşlarına gelince; Heglig'in Güney Sudan ordusu tarafından işgali hususunda meydana gelenler yeterlidir. Zira gerginliğin, hala durumun başı olan sınırlarda devam etmesinin yanı sıra büyük bir bölümü Güneye giden petrolün kaybedilmesi nedeniyle zor yaşam koşuları da hala devam etmektedir. Ondan yada bundan daha tehlikeli olansa siyaset ve yaşamda Allah'ın metodu dışındaki uygulama noktasındaki masiyet nedeniyle herkesin yaşadığı bu sıkıntılı yaşamdır. Subhânehu şu kavlinde bizim için ne kadar da doğru söylemiştir:

وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا "Her kim de Zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olur." [Tâ-hâ 124]

Bizler, bu beyan yoluyla kalıntılar üzerinde ağlamayı istemiyoruz. Bilakis Nübüvvet Minhacı Üzere Raşidi Hilafet'in ilan edilerek bu vakıanın değişmesi için çalışmaya bir teşvik olması amacıyla hatırlatmak istedik. Böylece onun sayesinde durum, Allah, Resulü ve müminlerin sevdiği şekilde değişeceği gibi yine onun sayesinde kafirlerin ve onların ülkemizdeki ajanlarının ellerini koparacağız. Böylece de Subhânehu ve Te'âla'nın buyurduğu gibi gökyüzü ve yeryüzünün bereketleri bizim üzerimize yağacaktır:

وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى آمَنُواْ وَاتَّقَواْ لَفَتَحْنَا عَلَيْهِم بَرَكَاتٍ مِّنَ السَّمَاء وَالأَرْضِ "O ülkelerin halkı iman edip ittika etselerdi üzerlerine semanın ve arzın bereketlerini yağdırırdık." [Arâf 96]

Devamını oku...

-Basın Açıklaması- Hizb-ut Tahrir / Mısır Vilayeti, Kahire'deki İlk Konferansını Başarıyla Düzenlemiştir

Hizb-ut Tahrir / Mısır Vilayeti, Kahire'deki Barolar Birliği salonunda, "Ümmetin Kalkınmasının Yolu... Nübüvvet Minhacı Üzere Hilafet'tir" başlığı altındaki ilk konferansını büyük bir başarıyla düzenlemiştir. Nitekim salonu dolduracak şekilde kalabalık bir konferans olmuş, konferansa birçok gazeteci, medya ve uydu kanalları katılmış ve yazılı, görsel ve elektronik olmak üzere Mısır ve uluslararası basında da büyük bir yankı uyandırmıştır. Dolayısıyla konferans, Basın Sendikası'nın laik basın gurupları tarafından üzerine uygulan baskılardan dolayı son anda kendisiyle yapılan kira sözleşmesini iptal etmesine rağmen bu başarıyla tamamlanmıştır. Zira sözleşmenin iptali ile ilgili ihtar mektubu konferansın yapıldığı aynı gün ulaşmıştır. Ancak Allah'a hamd olsun böyle bir durum beklenildiği için Barolar Birliği'nin salonunda alternatif bir solan ayırtılmıştır. Zira "özgürlük ifadesini" kendisi için mubah kılıp özellikle Hilafet'e ve İslam'ın hayatta kamil bir şekilde tatbik edilmesine davet edenler olmak üzere başkalarına yasaklayan laik fraksiyonların bunu yapması beklenmekteydi. Çünkü onlar, bir mümin hakkında ne bir yemin nede bir zimmet gözetmektedirler. Ancak Allah, onların çalışmalarını başarısız kılmış ve elhamdulillah konferansı başarılı kılmıştır.

Ayrıca aynı konferans salonunda, konferans saati başlamadan önce kalabalık bir Basın Konferansı yapılmıştır. Burada Hizb-ut Tahrir / Mısır Vilayeti Medya Bürosu Başkanı Şerif Zâyid, meydana gelen durumları, Basın Sendikası'nın anlaşmayı nasıl ihlal edip son anda iptal ettiğini açıklayan bir konuşma yapmış ve konuşmayı, çoğunlukla Hilafet konusu ile hizbin Hilafet'in geri gelmesinin keyfiyetine dönük görüşü, Mısır'daki ümmet ile medya ortamının bu meseleye verdiği önemi kanıtlayan hususları ve aslında Hilafet'in birçok kişinin ilgi odağı haline geldiği çerçevesinde dönen gazetecilerin soruları takip etmiştir. Ardından konferans, Hakîm'in kelamı olan ayetlerin tilavetiyle başlatılmış, konferansın katılımcı bilginleri selamlanmış ve bunun ardında da Hizb-ut Tahrir / Mısır Vilayeti Resmî Sözcüsü Üstad Muhammed Abdulkavî Abdulcelil, Hizb-ut Tahrir, Hilafet ve Hilafet'in kurulmasının delillerini anlatan bir konuşma yapmıştır. Sonra konferansta namaz molası verilmiş ve ardından da Konferansın Genel Sekreteri Mühendis Alaaddin ez-Zinetî'nin Hilafetî kurmanın şeri metodunu anlattığı ikinci bölüm başlamış, konuşmasında Resul [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]'in İslam Devleti'ni kurmak için üzerinde yürüdüğü ve "kendisiyle emrolunmamasından" dolayı da maddî eylemi ve silah taşımayı reddettiği fikrî ve siyasî metodu açıklamıştır. Buda onun, metodunda ilahî ve vahyin emrine göre hareket ettiğinin ve kendi görüşü ve içtihadına göre hareket etmediğinin açık kanıtıdır. Dolayısıyla buda bu metodu takip etmenin vacip olduğu ve bizlerin de buna bağlanmamız gerektiği anlamına gelmektedir. Sonra Alim Dr. Yâsir Sabır, konferansın başlığı olan "Ümmetin Kalkınmasının Yolu... Nübüvvet Minhacı Üzere Hilafet'tir" hususundan bahsetmiş ve burada, kalkınmanın temelini, kapitalist ideolojiye sahip olan Batı'nın insanların sorunlarını sahih bir çözümle çözmede başarısız olduğunu, Batı'nın ister yönetimde ister ekonomide isterse de İçtimai Nizam'da olsun  insanlığı bir krizden başka bir krize düşürdüğünü, Hilafet'in ümmeti birleştirmeye ve sömürgecinin koyduğu yapay "Sykes-Picot" sınırlarını aşmaya dönük sahih bir proje olduğunu, Hilafet Devleti'nin Allah'ın izniyle ilk günden itibaren büyük bir güç doğuracağını ve Hizb-ut Tahrir / Mısır Vilayeti şebabının, Allah'ın Mısır-Kenane arzına en güzel hayrı ve erkekleri bağışlamasından dolayı bu devletin başkenti ve irtikaz noktası olması için dünyanın dört bir tarafındaki kardeşleriyle yarışacağını, buranın İslam dünyasının kalbi olup buradan Yahudilerin çıktığını ve artık İslam ile buranın izzetinin yeniden geri dönmesinin vaktinin geldiğini açıklamıştır. Bu konuşmanın ardından katılımcıların güçlü bir kaynaşmasına tanık olunan soru ve cevaplar oturumu başlamış ve insanların birçoğu da hizible iletişim kurmayı ve onun hakkında daha çok bilgi sahibi olmayı arzuladıklarını ifade etmişlerdir.

Allah'tan, bu konferansın, Hilafet'in kurulması yoluyla Mısır'daki İslamî hayatı yeniden başlatmaya davet etmek için en hayırlı bir çıkış yolu olmasını ve Allah'ın bizlere bu davet için nusret ve imkan bağışlamasını temenni ediyoruz. Zira O, işiten ve icabet edendir. رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَأَنْتَ خَيْرُ الْفَاتِحِينَ "Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın." [Âraf 89]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER