Pazartesi, 28 Dhu al-Qi'dah 1443 | 2022/06/27
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Yozlaşmış Medya ve Onun İnsanları Saptırmadaki Rolü!

بسم الله الرحمن الرحيم

El-Raye Gazetesi

Yozlaşmış Medya ve Onun İnsanları Saptırmadaki Rolü!

Beytu’l Makdis / Şeyh İsam Amira (Ebu Abdullah)’ın Kaleminden

Şüphesiz medya, insanın yaşamının ayrılmaz bir parçasıdır. Dolayısıyla insanların, bu dünya hayatında gerek kendi kavimlerinin gerekse diğer kavimlerin haberlerini öğrenmeden yaşamaları düşünülemez. Bu ise kendilerine destek vermek için dostlarının durumlarını ve kötülüklerinden sakınmak için de düşmanlarının haberlerini takip etmek amacıyladır. Bu yüzden medya, bir yandan yöneticilerin statülerini güçlendirme, diğer yandan da amaçlarını gerçekleştirme ve varlıklarının devamlılığını sağlamadaki önemi nedeniyle kamuoyunun şekillenmesinde ve yönlendirilmesinde çok önemli bir role sahiptir. Nitekim Kur’an’ı Kerim bize, medyanın yöneticilerle olan ilişkisinin bir kısmını Allahu Teala’nın şu kavlinde anlatmıştır: وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ * لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ إِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَİnsanlara: Siz de toplanıyor musunuz (haydi hemen toplanın), denildi. (Firavun'un adamları:) Eğer üstün gelirlerse, herhalde sihirbazlara uyarız, dediler.” [Şuara 39-40] Dolayısıyla bu, Firavunun taraflarının meydan okuyan taraflardan birine karşı olumsuz bir şekilde önyargılı olan yozlaşmış bir medya modelidir. Zira medya, yargıya benzer. Zira hâkim, davaya karar vermeden önce iki tarafın argümanlarını dinlemeli ve önyargısız bir şekilde gerçekleri takip etmelidir. Yine medya, tarih yazmaktadır. Zira medyanın dün yazdıkları bugün tarih olduğu gibi bugün yazdıkları da yarın tarih olacaktır. Burada bizim ilgilendiğimiz şey, yozlaşmış medyayı ve onun insanları olumsuzluğa yönlendirme ve olumludan uzaklaştırmadaki etkisini tespit etmektir.

Firavunun medyasının, kamuoyunun pusulasını bu düellodan istediği sonuca yönlendirmekle ilgilendiği gayet açıktır. Zira o, yaptığı çağrıda bunu telkin etmek yoluyla insanlara sihirbazların galip geleceğini söylediğinde sihirbazların Musa Aleyhisselam’a karşı galip geleceğinden emindi. Nitekim söylem, dikkatli bir şekilde düşünülmüştür. Hakeza medyanın aktardığı her haber, bu şekilde olmalıdır.

Öte yandan dürüst medyanın, soyut gerçekleri aktarması ve Müslümanların maslahatına hizmet etmek için medya alanında profesyonel olması gerekir. Allah Subhanehu ve Teala bunu, şu kavlinde açıklamıştır: وَإِذَا جَاءَهُمْ أَمْرٌ مِّنَ الْأَمْنِ أَوِ الْخَوْفِ أَذَاعُواْ بِهِ وَلَوْ رَدُّوهُ إِلَى الرَّسُولِ وَإِلَى أُوْلِى الْأَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذِينَ يَسْتَنبِطُونَهُ مِنْهُمْ وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَاتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ إِلَّا قَلِيلاًOnlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar; halbuki onu, Resul’e veya aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi, onların arasından işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah'ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyup giderdiniz.” [Nisa 83] Alimlerin bu ayet-i kerimeden çıkardıkları hüküm ve görgü kurallarından biri de, doğru olduğundan ve Müslümanların maslahatına zarar vermediğinden emin oluncaya kadar -özellikle savaş hallerinde- haberleri yaymamanın vacip olmasıdır. Bu konuda İbn-i Kesir şöyle demiştir: Bu, daha işler gerçekleşmeden aceleyle onları haber veren, ifşa eden ve yayan kimsenin inkâr edilmesi anlamına gelmektedir. Zira o iş, doğru da olmayabilir. Nitekim Sahih-i Müslim’de, Ebu Hureyra’dan Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: كَفَى بِالْمَرْءِ كَذِبًا أَنْ يُحَدِّثَ بِكُلِّ مَا سَمِعَKişiye, duyduğu her şeyi nakletmesi yalan olarak yeter.” Sahihayn’de Mugire İbn Şube’den nakledilen rivayette, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem dedikoduyu yasaklamıştır. Yani: Kanıtlanmadan, üzerinde düşünülmeden veya netleştirilmeden insanların söyledikleri şeyler hakkında çok konuşan kişi demektir. Sahih hadiste şöyle geçmektedir: مَنْ حَدَّثَ بِحَدِيثٍ وَهُوَ يَرَى أَنَّهُ كَذِبٌ فَهُوَ أَحَدُ الْكَاذِبِينَKim yalan olduğunu gördüğü halde bir hadisi naklederse iki yalancıdan birisi de kendisidir.” Sünen-i Ebu Davud’da Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: بِئْسَ مَطِيَّةُ الرَّجُلِ زَعَمُوا(Bazı kimselerin) iddiada bulunmaları, kişinin ne kötü bir bineğidir!.

Sonuç olarak özellikle savaş zamanlarında, haberlerin kanıtlanmadan yayınlanması en büyük belalara ve şerlere yol açmaktadır. Çünkü bu, eğer güvenlikle ilgiliyse tembelliğe ve tedbirsizliğe neden olabilir. Yok eğer korkuyla ilgiliyse saflarda karışıklığa ve düzensizliğe neden olabilir. Aklı başında insanların olduğu toplum, haberlerin asıl kaynaklarına göre daha az yayınlandığı ve gerçeklerin bilinmesinde bireylerinin işin uzmanlarına başvurduğu toplumdur.

Beni Kurayza’nın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve Müslümanlarla yaptıkları anlaşmayı bozmasıyla ilgili Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e ve Müslümanlara ulaşan haberle ilgili başka bir örnek daha var. Bunun üzerine Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem o gün Evs’in efendisi olan Sa’d İbn Muaz İbn Numan’ı, yine Beni Saide İbn Ka’b Hazrec’den biri olan o günkü Hazrec’in efendisi Sa'd İbn Ubade İbn Düleym’i ve bu ikisiyle birlikte Abdullah İbn Revaha’yı, Benî Haris İbn Hazrec’in kardeşini, Havvat İbn Cübeyr’i ve Benî Amr İbn Avf’ın kardeşini gönderdi ve şöyle dedi: انْطَلِقُوا حَتَّى تَنْظُرُوا أَحَقّ مَا بَلَغَنَا عَنْ هَؤُلَاءِ الْقَوْمِ أَمْ لَا؟ فَإِنْ كَانَ حَقًّا فَالْحِنُوا لِي لَحْنًا أَعْرِفُهُ، وَلَا تَفُتُّوا فِي أَعْضَاءِ النَّاسِ، وَإِنْ كَانُوا عَلَى الْوَفَاءِ فِيمَا بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ فَاجْهَرُوا بِهِ لِلنَّاسِGidin, şu kavimden bize gelen haberin doğru olup olmadığını bir de siz görün? Eğer bu doğruysa onu bana, insanların anlamadığı bir biçimde şifreli dil kullanarak bildirin. Ben onu anlarım. Açıkça söyleyip de insanların kalbine korku ve zaaf düşürmeyin. Şayet onlar, bizimle kendileri arasındaki anlaşmaya sadıklarsa, onu insanlara açıkça ilan edebilirsiniz.” Dedi ki: Onlara ulaşmak için yola çıktılar. Onları kendilerine ulaşan haberden daha kötü bir hal üzere buldular. Zira Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i incitici sözler sarf ettiler ve dediler ki: Allah’ın Rasulü de kimmiş? Bizimle Muhammed arasında bir ahit ve akit yoktur. Bunun üzerine Sa’d İbn Muaz onlara sövdü onlar da ona sövdüler. Zira (Sa’d İbn Muaz) çok sert bir adamdı. Sonra Sa’d İbn Ubade Muaz’a dedi ki: Onlara sövmeyi bırak, çünkü bizimle onlar arasında olan, sövmekten daha önemlidir. Sonra Sa’d, Sa’d ve onlarla birlikte olanlar Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e geldiler, ona selam verdiler ve şöyle dediler: Adal ve Karra: Yani reci sahipleri Adal ve Karra (kabileleri) ile Hubeyb ve arkadaşlarının ihanete uğraması gibi (ihanet ettiler) demektir. Bunun üzerine Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: اللَّهُ أَكبَرُ، أَبْشِرُوا يَا مَعْشَرَ الْمُسْلِمِينَAllahu Ekber. Sevinin ey Müslümanlar topluluğu.

Bugün yozlaşmış medya, Müslümanları, olumlu bir değişime ve Allah’ın kulları üzerinde O’nun şeriatının tatbik edilmesine götürecek olan emri bil maruf ve’n nehyi anil münker yapmaktan alıkoyma noktasında önemli bir rol oynamaktadır. Bunun için de, batıl yöneticilerin propagandasını yapmaya ve Müslümanların Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti’ni kurmak için canla başla çalışanlara düşmanlık etmeye ve yozlaşmışlık halinin olduğu gibi kalmaya devam etmesi için Hilafet için canla başla çalışanların etrafından dağılıp gitsinler diye onlara karşı kışkırtmada bulunmaya devam eden medyacılardan ve saray mollalarından oluşan büyük bir ordu topladı. Öte yandan yozlaşmış medya, insanların zevklerini ifsat etmek için gece gündüz çalışmakta ve gereksiz birçok dizilerle onların vakitlerini boşa harcattırmaktadır. Aksine insanlara, öldürücü zehir ve kasıtlı sabotaj taşımaktadır. Dolayısıyla bunun ardından Müslümanların arasından dinleri, İslamları, değerleri ve tarihleri hakkında hiçbir şey bilmeyen nesillerin ortaya çıkması ve düşünce ve duygudaki büyük çöküşlerin çoğu Müslümanı benzeri görülmemiş bir şekilde sarması hiç şaşırtıcı değildir. Bu ise sadece medyanın, yöneticilerin ve alimlerin yozlaşmalarından kaynaklanmaktadır. Allah’tan afiyet diliyoruz.

Dolayısıyla Müslümanların başındaki yöneticileri alaşağı edip onların zararlı krallıklarının yıkıntıları üzerine Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmadıkça Müslümanların, Müslümanların zihinlerine uygulanan bu medyanın pençesinden kurtulması imkansızdır. Zira Hilafet Müslümanları şeriatın kanunlarıyla yönetecek, Rabbani alimler yoluyla onlara dinlerini öğretecek ve onların düşünce ve duygularını yeniden İslami bir dengeye kavuşturmak için temiz ve dürüst bir medya hazırlayacaktır. وَيَقُولُونَ مَتَى هُوَ قُلْ عَسَى أَن يَكُونَ قَرِيباًNe zamanmış o?” diyecekler. De ki: “Yakın olsa gerek!” [İsra 51]

Kaynak: El-Raye Gazetesi-391. Sayı-18/05/2022

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER